Yüksek LisansAçık Erişim

Türkiye'nin NATO'ya girişi ve sonrasının Türk iç ve dış politikasına yansımaları

2017
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Doç. Dr. Şayan Ulusan

Özet (TR)

Bölgesel savunma örgütü olarak kurulan NATO günümüzde yirmi sekiz üyesinin yanı sıra yirmi iki Barış İçin Ortaklık, yedi Akdeniz Diyaloğu ve dört İstanbul İş Birliği Girişimi üyesi devlet ile genişlemesini sürdürmektedir. Türkiye, Kore'ye asker gönderilmesi kararını aldıktan sonra, ABD, Fransa ve İngiltere'ye NATO üyeliği için başvurmuştur. 1951 Mayıs ayında, ABD Milli Güvenlik Konseyi'nde ABD menfaatleri için, Türkiye'nin NATO üyesi yapılmasının en uygun çözüm olacağı konusu öne çıkmış ve Türkiye'nin NATO'ya alınması, kabul edilmiştir. 15 Eylül 1951'de Ottowa'da toplanan NATO Bakanlar Konseyi, ABD'nin önerisi doğrultusunda, Türkiye ile Yunanistan'ın NATO'ya üye olarak davet edilmesine oybirliği ile karar vermiştir. Türkiye, Sovyetler ile çıkması muhtemel bir savaşta NATO'ya destek sağlama potansiyeli, Ortadoğu petrol kaynaklarının ve bölgedeki hava üslerinin emniyete alınmasına yönelik olarak Sovyetleri bölgede engelleme ve tutma kabiliyetinden dolayı NATO'ya alınmıştır. Hükümet NATO'ya girdikten sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (Hava, Kara ve Deniz dâhil, eğitim birlikleri hariç) tamamını NATO emrine verdi. Türkiye, NATO'ya girdikten sonra ABD ile birçok ikili antlaşma imzalamıştır. Gizli olarak imzalanan ikili anlaşmalar kamuoyundan saklandı. Verilen ödünler devletlerarası eşitlik kuralını bile ortadan kaldırıyordu. Kapitülasyonları geride bırakan ödünler, ikili anlaşmalarla verildi. Bunların bir bölümü TBMM'nin onayından geçirilmeyen gizli antlaşmalardır. ABD'nin uygulamaya başladığı yeni sömürgecilik ilişkilerinin kilit kavramı "yardım"dır. Türkiye'nin kapılarını da yardım görüntüsü altında açmış, bağımlılık ilişkilerini de böylece geliştirmeye başlamıştır. 1962 Küba ve Jüpiter füzeleri krizi, NATO'nun önde gelen ülkesi ABD'nin kendi milli menfaatleri söz konusu olunca NATO Antlaşması'nı dahi göz ardı edebileceğini göstermiştir. Türkiye'de konuşlu nükleer füzelerin, Türkiye'nin içinde olmadığı bir pazarlık sonucunda, ABD'nin güvenlik çıkarları için Türkiye'den sökülmesi, Türkiye'ye Amerikalıların oyununda sadece bir piyon oldukları duygusunu vermiştir. Son dönemde NATO içinde ABD ile Avrupalı müttefikleri arasındaki (transatlantic link) söz konusu gerilimin en önemli örneği Irak Krizi sürecinde tecrübe edilen gelişmelerdir. Irak Krizi sırasında, NATO içinde ABD ile İttifak'ın Avrupalı üyeleri arasında belirgin ayrılıklar ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle, NATO'nun Soğuk Savaş döneminin mantığına uygun bir örgüt olduğu ancak savaşın bitmesiyle NATO'nun varlık nedenini kaybetmeye başladığı düşüncesi ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte Batı Avrupa devletleri savaş üresince güvenliklerini NATO şemsiyesi altında sağlayarak, bu alanda harcanması gereken kaynaklarını ve güçlerini ekonomik ve siyasi entegrasyon için kullanarak bugünkü Avrupa Birliği'ni oluşturmuşlardır. Ancak Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle Batı Avrupa ülkeleri zaten sağlamış oldukları ekonomik güce askeri boyutu da ekleme çabasına girmiş, 1990'lı yılların sonuna doğru gelişen özerk Avrupa güvenlik ve savunma anlayışı NATO'nun marjinal bir örgüt haline gelmesine yol açmıştır. Bu çerçevede NATO'nun Soğuk Savaş sonrasında uluslararası alanda meşruluğu tartışılmaya başlanmıştır. Günümüzde Avrupa'da yeni bir bölümlenme meydana gelmiştir. Yeni oluşan Doğu Avrupa demokrasileri ve Baltık devletleri Batı'ya kayarken, Moskova eski Sovyet Cumhuriyetlerini etrafında birleştirme çabaları göstermekte, buna karşılık Ukrayna ve Gürcistan'da benzer kadife devrimler gerçekleşmektedir. Böylece yeni bir Batı ve Doğu oluşumu ortaya çıkmaktadır. Bu gerçeklik üzerine Avrupa kıtasında yeni bir güvenlik sistemi oluşturulma çabaları devam etmektedir. Sosyal güvenlik, göç, yüksek oranda işsizlik, transnasyonal suç örgütleri, konvansiyonel silahların yayılma tehlikesi gibi sorunların hepsini NATO'nun tek başına çözmesi mümkün değildir. NATO'nun genişlemesi, Soğuk Savaş sonrası Rus hükümetlerinin, Batı'nın yeni bir çevreleme politikası güttüğüne dair zaman zaman endişelenmesine yol açmıştır. Ayrıca, hangi devletlerin üyeliğe alınacağı hakkındaki tartışmalar örgüt içerisinde güçlükler yaratmıştır. Kabul edilecek devletlerin, NATO'ya ne kazandıracağı hususlarının da iyi irdelenmesi gerekmektedir. Eski Doğu Bloğu ülkesi adayların komuta yapısı, eğitimi, teçhizatı, dil unsurları vb. hususların, NATO üyeleri arasında ortak operasyonların koordinasyonunda çeşitli güçlükler yaratabileceği bu tartışmalarda ortaya konmuştur. ABD'nin gerçek amacı, NATO'nun genişleme politikası ile birlikte, Amerika'nın Almanya üzerindeki etkisini genişletmek ve Rusya'nın Doğu Avrupa'daki gücünü azaltmaktır. NATO genişlemesi Avrupa güvenliğinin geleceği hakkında çözüme ulaştırdıklarından daha fazla sorunu ortaya çıkarmıştır. Yunanistan, 1957 yılında Jüpiter nükleer füzelerinin kendi topraklarında konuşlandırılmasını kabul etmemiş ve bu tutum NATO'da herhangi bir tepkiyle karşılanmamıştır. Türkiye, Sovyetler Birliği'nin doğrudan saldırısına çok yakın bir coğrafi konumda olmasına rağmen, Sovyetler Birliği'nin tehditlerini göze alarak, 1957 yılında Jüpiter nükleer füzelerinin Türkiye'de konuşlandırılmasını milli menfaatine aykırı görmemiş, daha sonraki yıllarda da bir kısım NATO ülkeleri karşı çıkarken, NATO'nun kendi topraklarında nükleer silah konuşlandırmasına karşı çıkmamıştır. NATO'nun 1949-2001 arası dönemde üyelerini dahi tehdit eden terörizme karşı dikkate değer bir tepki vermemesi NATO'nun terörizmi gizli orduları ile desteklediği yolunda görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda 1990'lardan itibaren bazı araştırmalarda Batı Avrupa'da Soğuk Savaş sırasında bir takım gizli orduların bulunduğu ve bu orduların NATO tarafından koordine edildiğine ilişkin görüşler sıkça dile getirilmektedir. Gizli servisler tarafından yetiştirildikleri belirtilen bu birliklerin Batı Avrupa'nın Sovyetler tarafından işgal edilmesini engellemek ve iktidara gelecek komünist partilere engel olmak amacıyla kuruldukları vurgulanır. Bu çerçevede ABD, NATO'nun kuruluşundan itibaren komünistlerin yasal yollardan iktidara gelmeleri durumunda söz konusu ülkelere müdahale etme hakkını kabul ettirmiş olmaktadır. İtalya'da Gladio adıyla bilinen bu örgütlenmenin, Yunanistan'da Koyun Postu, Belçika'da SDRA-8, Hollanda'da NATO Command, Batı Almanya'da Gehlen Harekâtı, Stay Behind ya da Sword, Avusturya'da Schwert, Fransa'da Rüzgâr Gülü, İspanya'da Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL), İngiltere'de ise Secret British Network olarak bilindiği bu ülkelerin yetkililerince açıklanmıştır. Örgüt, Türkiye'de Kontrgerilla olarak bilinmektedir.

Yazar

Dr. Arif Zengin

Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır

Arif Zengin (Yüksek Lisans Tezi). Türkiye'nin NATO'ya girişi ve sonrasının Türk iç ve dış politikasına yansımaları, 2017, Manisa Celal Bayar University.

Lisans

Tüm Hakları Saklıdır

Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.

Manisa Celal Bayar University tezlerinden daha fazlası