Cyber tools as foreign policy instruments in trilateral relations: Analysing cyber-attacks targeting the United Kingdom
2024
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Menent Savaş Cazala
Abstract (TR)
Bu çalışma, siber saldırıların üçlü ilişkilerde bir dış politika aracı olarak rolünü, 2014-2023 yılları arasında Birleşik Krallık'ı hedef alan siber saldırılar ve Birleşik Krallık'ın "Rusya-Ukrayna", "Çin-Hong Kong" ve "İran-İsrail" ile üçlü ilişkilerine odaklanarak incelemektedir. Açık kaynaklardan elde edilen verilere göre Birleşik Krallık son on yılda Dağıtık Hizmet Engelleme (Distributed Denial of Service – DDoS) saldırılarının en çok hedefi olan Avrupa ülkesi olmuştur. Bir ülkenin teknolojik gelişmişlik düzeyi ile siber saldırılara uğraması arasında güçlü bir korelasyon vardır. Zira bir ülkenin teknolojik gelişmişlik düzeyi ve bu teknolojileri kullanan kullanıcı sayısı ne kadar sınırlıysa saldırganların da benzer oranda saldırmak için sınırlı alternatifleri vardır. Buna karşın Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa gibi benzer teknolojik gelişmişlik düzeyindeki diğer Avrupa ülkelerinden çok daha fazla siber saldırının hedefi olmaktadır. Bu durum, Birleşik Krallık'ı hedef alan siber saldırıları sadece teknolojik gelişmişlik düzeyi ile açıklamanın yetersiz olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada Birleşik Krallık'ın özellikle Küresel Britanya (Global Britain) doktrini doğrultusunda hem sistemik hem de bölgesel düzeyde daha aktif ve iddialı bir dış politika izlemesinin, diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha fazla siber saldırının hedefi olmasında önemli bir faktör olduğunu savunmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada ilk olarak "devletler hangi koşullar altında dış politika aracı olarak siber saldırılara başvurmaktadır" sorusuna yanıt arayacaktır. Bu araştırma sorusuna ilaveten "hangi durumlarda, hangi devletler hangi devletlere karşı hangi tür siber araçları kullanmaktadır" sorusuna da yanıt aranarak siber saldırıların dış politikadaki araçsallaştırılması aydınlatılmaya çalışılacaktır. Carl von Clausewitz'in "Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır" şeklindeki ünlü pasajını yazmasından bu yana devletlerin başlıca siyasi hedefleri değişmese de siyasi hedeflere ulaşmak için kullandıkları savaş yöntemleri önemli ölçüde çeşitlenmiştir. Tarih boyunca devletler, geleneksel araçlara başvurmadan siyasi hedeflere ulaşmak için mevcut araçların yanı sıra yeni teknolojileri de yeni bir güç aracı olarak kullanmışlardır. Ancak siber teknolojiler ile diğer teknolojik gelişmeler arasında temel bir fark vardır. Siber saldırıların gerçekleştiği boyut olan siber uzay diğer boyutların aksine "insan yapımıdır" ve güvenlikten ziyade "gizliliğe" öncelik vermektedir. Bu özellikler, siber uzayda devletlere "makul inkar edilebilirlik" (plausible deniability) imkanı sağlayarak barış ve savaş arasındaki çizginin önemli ölçüde bulanıklaştığı gri bölgede kolaylıkla faaliyet yürütmelerine imkan tanımaktadır. Devletlerin bu faaliyetleri, siber saldırıların önlenmesini ve caydırılmasını zorlaştırırken diğer taraftan devletlerin siber saldırılar gibi hibrit araçlara karşı mücadelede neden direncin (resilience) artırılması gerektiğinin önemini göstermektedir. Bu bağlamda bu çalışma ikinci olarak "devletler, bir hibrit tehdit olarak siyasi amaçlı siber saldırıları tespit etme ve tanımlama yeteneklerini nasıl geliştirebilir?" sorusuna da yanıt aramaktadır. Bu araştırma sorusu kapsamında ise bu çalışma, "Karmaşık siyasi gelişmeleri analiz etmek ve devletleri bu siyasi gelişmelere dayalı devlet destekli siber bozma operasyonlarına karşı uyarmak için erken uyarı sisteminin nasıl geliştirilebileceğini" de araştırmaktadır. Bu araştırma soruları doğrultusunda ilk bölümde, hibrit savaş yaklaşımı ve hibrit savaşın son yirmi yılda değişen doğası ele alınmıştır. Siyasi ve stratejik hedeflere ulaşmak için askeri olmayan yöntemlerin artan önemini vurgulayan Gerasimov Doktrini ve Rusya'nın hibrit savaşı dış politikasının bir parçası olarak benimsediğine dair özellikle Batı dünyasında kabul gören yaygın inanç, hibrit savaş kavramın literatürde yaygın kullanılmasına yol açmıştır. Bu geniş çaplı kullanımıyla birlikte, Hibrit Savaş kavramının başta geleneksel olmayan araçlar olmak üzere çok sayıda aracı kapsar hale gelmesi, kavramın orijinal yaklaşımından saparak belirsizleştiği yönünde eleştirilmesine neden olmuştur. Dahası, kinetik olmayan araçlara yapılan vurgu arttıkça, literatürde hibrit savaşın gri bölge savaşı/politik harp'ten farklı olduğuna ve iki kavramın birbirinin yerine kullanılmaması gerektiğine dair eleştiriler artmaktadır. Bu doğrultuda iki yaklaşımın farklılıkları ve benzerlikleri vurgulanarak iki yaklaşım arasındaki temel farkın geleneksel olmayan araçların kullanımına yaptıkları vurgu olduğu belirtilmiştir. Buna karşın bu çalışma bu ayrımın giderek zorlaştığını iddia etmektedir. Stuxnet siber saldırısının geleneksel güç araçları gibi fiziksel hasara yol açması, geleneksel olmayan araçların da zarar ve şiddet içerebileceğini göstermektedir. Dahası, yapay zekâ gibi teknolojik gelişmelerle birlikte özellikle siber saldırı kabiliyetleri de önemli ölçüde artacak ve bu durum geleneksel olmayan araçların sınıflandırılmasını her zamankinden daha zor hale getirecektir. Dolayısıyla bu çalışma, geleneksel olmayan araçların ve yöntemlerin konseptlere dahil edilmesi/çıkarılması konusunda daha fazla teorik tartışmaya girmek yerine bu araçların doğrudan kendilerine odaklanmayı önermektedir. Bu doğrultuda ikinci bölümde siber araçların devletlerarası ilişkilerdeki farklı rolleri "üç grup" çerçevesinde ele alınmaktadır. İlk grup, siber saldırıların savaşın doğasını değiştirdiğini ve askeri ilişkilerde bir devrime yol açtığını savunmaktadır. Dolasıyla siber savaşın konvansiyonel savaşın yerine geçebileceğini ve siber araçların uluslararası sistemdeki güç dengesini değiştirebileceğini iddia etmektedir. İkinci grup ise siber savaş kavramına karşı çıkmakta ve siber araçların "tırmanma" (escalation) ve "baskı" (coercion) kapsamında oldukça sınırlı araçlar olduğunu, siber araçların diğer geleneksel araçlarla birlikte kullanıldığında etkili hale geldiğini savunmaktadır. Ayrıca ikinci gruptaki bazı akademisyenler, devletlerin konvansiyonel bir silah yerine sınırlı etkiye sahip bir siber saldırıyı tercih etmelerindeki temel motivasyonun çatışma yönetimi için siber araçları kullanmak olduğunu savunmaktadır. Üçüncü grup ise siber araçların konvansiyonel araçlara başvurmadan güç dengesini değiştirebilecek yeni bağımsız araçlar olduğunu belirtmektedir. Devletlerin siber araçların etkisini zafiyetlerden kademeli olarak yararlanmak için kasıtlı olarak sınırladığını belirten üçüncü grup, siber saldırıları tek tek analiz etmek yerine uzun vadeli kümülatif etkilerine odaklanılması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu üç yaklaşım doğrultusunda bu çalışma çoğunlukla ikinci grubun varsayımlarını benimsemekte ve siber araçları rakiplere karşı stratejik avantaj elde etmek için zorlayıcı diplomasi çerçevesinde tamamlayıcı dış politika araçları olarak değerlendirmektedir. Bununla birlikte, üçüncü grubun önermeleri doğrultusunda siber saldırıları tek tek analiz etmek yerine uzun vadeli kullanımlarına ve etkilerine vurgu yapmaktadır çünkü devletler bu araçları anlık tavizler elde etmek yerine daha uzun vadeli rekabetlerini şekillendirmek için kullanmaktadır. Böylece devletlerin siber araçları dış politika aracı olarak nasıl kullandıkları daha bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilebilecektir. Literatürdeki bu tartışmalara ek olarak ise bu çalışma, üçlü ilişkilere odaklanarak siber saldırıların dış politikadaki kullanımına dair bakış açısını genişletmeyi amaçlamaktadır. Genel olarak siber saldırılar ikili ilişkiler üzerinden incelenmektedir. Buna karşın devletlerin ilişkileri karmaşık ağlar içerisinde gerçekleşmektedir. Özellikle iki rakip devlet için stratejik öneme sahip bir devlet, rakiplerinden biriyle iş birliğini artırdığında, diğer rakip bu iş birliğinden önemli ölçüde etkilenmektedir. Ancak bu tür yakınlaşma durumlarında devletler, ilişkilerin kötüleştiği durumlara kıyasla daha sınırlı dış politika araçlarına sahiptir. Bu çalışma, siber saldırıların bu tür durumlarda devletler için kullanışlı birer stratejik araç haline geldiğini öne sürmektedir. Dolayısıyla, diğer araçları (özellikle konvansiyonel araçları) kullanamayan yahut kullanmak istemeyen fakat bir yandan da tepkisiz kalmak istemeyen devletler; yakınlaşmadan duydukları rahatsızlığı siber araçlara başvurarak göstermektedir. Bu sayede devletler bir yandan tepkilerini gösterebilirlerken diğer taraftan siber araçların makul inkâr edilebilirlik avantajından yararlanarak krizi kontrol altına alabilmektedir. Bu bağlamda, bu çalışma "iki rakip devletten biri, her iki rakip devlet için de stratejik öneme sahip bir üçüncü devlet ile iş birliği düzeyini artırdığında, diğer rakip devletin rakibine karşı siber bozma operasyonları başlatma olasılığı artar" hipotezini öne sürmektedir. Bu hipotezi test etmek için, 2014-2023 yılları arasında Birleşik Krallık'ın "Rusya-Ukrayna," "Çin-Hong Kong," ve "İran-İsrail" ile olan üçlü ilişkileri ile Birleşik Krallık'ı hedef alan siber bozma operasyonları arasındaki ilişki incelenmiştir. Birleşik Krallık'ın resmi raporlarına göre, Birleşik Krallık'ın öncelikli hedefi, özellikle Çin (sistemik tehdit), Rusya (en ciddi tehdit) ve İran'dan (istikrarsızlaştırıcı tehdit) kaynaklanan "devlet tehditlerine karşı koymaktır". Ayrıca, Çin, Rusya ve İran, Birleşik Krallık'ı hedef alan en önemli siber tehdit aktörleri olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda bu çalışma, Birleşik Krallık'ın Ukrayna, Hong Kong ve İsrail gibi stratejik aktörlerle artan iş birliğine karşılık olarak siber bozma operasyonlarının "olağan şüpheliler" tarafından bir dış politika aracı olarak nasıl kullanıldığını araştırmaktadır. Bu inceleme için nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Öncelikle bu analiz için çok farklı siber saldırı türleri arasından, kolaylıkla gerçekleştirilebilmeleri, krizler ve jeopolitik olaylar sırasında kullanılmaları, siyasi ve askeri krizlerde tamamlayıcı rolleri ve nicel araştırmaya olanak tanıyan verilerin mevcudiyeti nedeniyle yalnızca DDoS saldırıları kullanılmıştır. İkinci olarak, Birleşik Krallık'ın belirli bir dönemdeki ilişkilerini niceliksel olarak analiz etmek için, bu çalışma, devletler arasındaki çeşitli siyasi olayları metin tabanlı analiz yoluyla kodlayan Olay Veri (Evet Data) metoduna başvurmaktadır. Kodlanan bu olaylar "-10 ile 10" değerleri arasında değişen Goldstein ölçeğine göre puanlanmaktadır. Siber saldırı ve olay verisi ile veri setleri oluşturulduktan ve bu üçlü ilişki tarihsel olarak incelendikten sonra, bu çalışmada Birleşik Krallık'ın üçlü ilişkileri ile onu hedef alan siber bozma operasyonları arasındaki nedensel ilişkiyi test etmek için üç "Lojistik Regresyon" analizi gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu analizler, Birleşik Krallık'ın İsrail, Ukrayna ve Hong Kong ile iş birliği düzeyi artarken diğer taraftan Çin ve Rusya ile çatışma düzeyi arttığında Birleşik Krallık'a yönelik ciddi siber bozma operasyonları gerçekleşme olasılığının arttığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, Birleşik Krallık-İran ilişkileriyle siber saldırılar arasında istatistiksel bir ilişkisi olmasa da bu çalışma, Birleşik Krallık'ın İran'ın bölgedeki başlıca düşmanı İsrail'le yakın ilişkilerinin İran'ın Birleşik Krallık'a karşı siber bozma operasyonlarını kullanması için daha fazla teşvik edici olabileceğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda olağan şüpheliler DDoS saldırıları ile üst düzey askeri ya da devlet hedeflerinden ziyade halk tarafından yaygın olarak kullanılan kurumları/işletmeleri hedef almaktadır. Sık sık siber saldırılar düzenleyerek, bu saldırılardan etkilenen bireylerin sayısını arttırmayı amaçlamaktadır. Saldırıların etkisi yıkıcı olmayıp sınırlı olsa da DDoS saldırılarının çok sık gerçekleştirilmesi ve kamuoyu ile saldırıların paylaşılması; güvensizlik algısını tırmandırarak hükümetlere olan güvenin sarsılmasına neden olmaktadır. Bir diğer ifadeyle siber bozma operasyonları toplumu etkilemek ve siyasi amaçlarla yıkım yaratmak için "etki operasyonları" olarak kullanılmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışma, Birleşik Krallık'ın Ukrayna, Hong Kong ve İsrail ile iş birliğini arttırarak bölgesel/iç politika meselelerine müdahil olduğunda eylemlerini/politikalarını etkilemek için resmi/enformel diplomasiye (açık diplomasi- explicit bargaining) başvurmak yerine, olağan şüphelilerin zorlayıcı diplomasi (coercive diplomacy) çerçevesinde Birleşik Krallık'a karşı örtülü pazarlık (tacit bargaining) araçları olarak siber bozma operasyonları yürüttüğünü belirtmektedir. Ayrıca, aynı bölgedeki müttefiklere karşı siber saldırıların kullanımını incelemek ve Birleşik Krallık ile Avrupa'daki diğer ülkeleri hedef alan siber saldırıların sıklığı arasında bir korelasyon olup olmadığını test etmek için Pearson Korelasyon Analizine başvurulmuştur. Yapılan bu analizle, 2015 ve 2022 yılları arasında Birleşik Krallık ile Almanya, Belçika, İtalya ve İspanya arasında siber saldırıların sıklığı açısından istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon olduğu gözlemlenmiştir. Bu bulgular, Avrupa'daki olası tehdit aktörleri, bölgesel dinamiklerde siber saldırıların kullanımı, Brexit sonrası Avrupa güvenlik dinamikleri, Birleşik Krallık'ın son on yıldaki dış politikası ve olağan şüphelilerin bu politikalara yönelik algısı hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Son olarak ise, tüm bu bulgular doğrultusunda bu çalışma kapsamında Birleşik Krallık'ın ikili ilişkilerini ve onu hedef alan siber saldırıları eşzamanlı analiz eden ve devlet destekli siyasi amaç doğrultusunda gerçekleşen siber bozma operasyonlarını önceden tahmin etmek için yapay zekâ (YK) tabanlı bir erken uyarı sistemi geliştirilmiştir. Bu modeli geliştirmek için dört farklı makine öğrenmesi algoritması, Birleşik Krallık'ın 14 ülke ile ikili ilişkileri ve 2014-2023 yılları arasında Birleşik Krallık'ı hedef alan siber bozma operasyonları verileri ile eğitilmiştir. Bu modellerin validasyon ve test performanslarına göre, "K-En Yakın Komşular" (K-Nearest Neighbors, KNN) modelinin hem validasyon hem de test aşamalarında en yüksek performans metriklerine (doğruluk, kesinlik, duyarlılık ve F1-Skor) sahip olduğu görülmektedir. Bu sonuçlar, KNN'nin Birleşik Krallık'ı hedef alan olası siyasi amaçlı siber bozma saldırılarını tahmin etmek için etkili bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir. Ayrıca, KNN modeli, her bir ikili ilişkinin modelin performansı üzerindeki önemini gösteren ek bir özellik sunarak modelin daha da geliştirilmesine imkân tanımaktadır. Bu doğrultuda bu model, haberleri ve siber saldırıları gerçek zamanlı olarak toplayan ve devletler ile siber saldırılar arasındaki çatışma-iş birliği düzeyini analiz eden gerçek zamanlı erken uyarı sistemi gibi daha karmaşık ve gelişmiş bir sisteminin geliştirilmesi için bir örnek teşkil etmektedir. Böylece, bu çalışma ile geliştirilen model, Birleşik Krallık dışında diğer ülkeler tarafından da kullanılabilir ve geliştirilmeye açık bir örnek sunarak, devlet destekli siber bozma operasyonlarına karşı daha hızlı ve etkili müdahale imkânı sağlamakta, devletlerin ve toplumların siber saldırılara karşı direncini artırmaya önemli katkıda bulunmaktadır.
Author
Dr. Atakan Yılmaz
Institution

Galatasaray University
Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı
How to Cite
Atakan Yılmaz (Doktora Tezi). Cyber tools as foreign policy instruments in trilateral relations: Analysing cyber-attacks targeting the United Kingdom, 2024, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)