Legitimacy challenges against the International Criminal Court: An evaluation on the legitimacy dialogue of the ICC
2022
0 views
0 downloads
Advisor: Dr. Öğr. Üyesi Bleda R. Kurtdarcan
Abstract (TR)
Meşruiyet, sosyal bilimlerin farklı disiplinleri altında farklı bağlamlarda kullanılmış bir kavramdır. Hem bu kavrama yönelik bakış açıları hem de içeriği ve kriterleri önemli ölçüde değişiklik göstermektedir. Bu farklılıkların farkında olarak bu tez, temel olarak kavramın neo-Weberyen anlayışına dayanacaktır. Buna göre meşruiyet, aktörlerin bir düzenin veya otoritenin uygunluğuna ilişkin öznel inançları olarak anlaşılmaktadır. Bu tez kapsamında bu otorite, uluslararası toplum tarafından bugüne kadar kurulmuş ilk daimi uluslararası ceza mahkemesi olacaktır: Uluslararası Ceza Mahkemesi ("UCM"). Tez üç bölümden oluşacaktır. Bu bölümlerin her biri farklı bir bakış açısı benimseyecektir. Birinci bölüm çeşitli disiplinlerin çalışmalarına dayalı olarak "meşruiyet" kavramının teorik çerçevesini sunarken, ikinci bölüm karma bir yaklaşıma sahip olacaktır. Buna göre, bu bölüm öncelikle UCM'ye yönelik meşruiyet itirazlarını olgusal olarak inceleyecek ve ardından bu itirazları normatif olarak değerlendirecektir. Son olarak üçüncü bölüm, UCM tarafından Afganistan ve Myanmar/Bangladeş'teki durumlara ilişkin son zamanlarda başlatılan iki soruşturmanın eleştirel hukuki incelemesini yapacaktır. Weberyen kavramsallaştırma, meşruiyetin öneminin, otoritenin meşruluğuna olan inancın bu otoritenin emirlerine uymak için içsel bir ahlaki yükümlülüğe yol açacağı fikrine dayandığını iddia eder. Buna göre, bu ahlaki yükümlülük, aktörün belirli bir emrin içeriğinden bağımsız olarak itaat zorunluluğu hissetmesi anlamında "içerikten bağımsız" olacaktır. Neo-Weberyen literatüre dayanan ilk bölüm, UCM'nin iki ideal meşru otorite türüyle ilişkilendirilebileceğini tespit etmiştir: "biçimselrasyonel otorite" ve "maddi-rasyonel otorite". İlkine göre, UCM'nin meşruiyeti, birçok devletin yetkili organı tarafından bir uluslararası hukuk belgesiyle yetkilendirilmiş bir uluslararası örgüt ve uluslararası mahkeme olarak onun hukuki temelinden kaynaklanır: Roma Statüsü. Buna ilaveten ikincisi, UCM'nin meşruiyetini, UCM'nin bir yandan hukuk kuralları ve hukuk normları (değer-rasyonel otorite), diğer yandan genel amaçlar ve belirli araçlar (amaç-rasyonel otorite) arasında makul bir uzlaştırıcı olma yetkinliğine ve yeterliliğine duyulan inançtan aldığını iddia eder. Weberyen bir kavramsallaştırma üzerine kurulmuş olsa da birinci bölüm aynı zamanda meşruiyet hakkındaki geniş literatürden de faydalanacaktır. Buna göre meşruiyet tek yönlü bir kavram değildir. Aksine, meşruiyet, otorite ve onun meşruiyet kitlesi arasındaki sürekli döngüsel diyalogu ifade eder. Bu anlamda, bu diyaloğun her iki tarafı da otoritenin süregiden meşruiyetini sağlamayı arzulayacaktır. Meşruiyet kitlesinin memnuniyetsizliği, otoriteye yönelik eleştiri ve meşruiyet itirazları olarak kendini gösterecektir. Buna karşılık, daha etkili olmayı arzulayan otorite, bu eleştirileri ve itirazları yatıştırmak için bir meşrulaştırma stratejisi geliştirecek, ceza veya ödül teklif etme gerekliliğini ortadan kaldıracak içerikten bağımsız bir ahlaki yükümlülük yoluyla emirlerine uyulmasını sağlayacaktır. Mevcut tartışma bağlamında, UCM devletlere ceza veya ödül teklif etme imkanlarından yoksun olduğundan, onun bizatihi varlığı ve işleyişi geniş ölçüde meşru olarak algılanmasına bağlıdır. Bu bağlamda, uluslararası toplumun profesyonel ve açık bir forum olma özelliği nedeniyle, UCM'ye yönelik yaygın bir gayri meşruiyet inancının, kolaylıkla Mahkemenin geçersizliğine ilişkin bir inanca dönüşebileceği sonucuna varılmıştır. Başka bir deyişle, uluslararası toplum bir düzenin veya otoritenin "sahte geçerlilik" veya "zoraki geçerliliğe" sahip olmasına izin vermeyecektir. UCM hem hukuki hem de siyasi bir kurumdur. Bu doğrultuda, bu bölüm, UCM'nin üç katmanını esas alarak gruplandırılacak olan meşruiyete ilişkin farklı unsurları takdim ve analiz edecektir. Bu katmanlar şöyledir: a) bir yargı organı olarak UCM, b) bir "küresel yönetişim kurumu" olarak UCM ve c) bir uluslararası (ceza) mahkeme(si) olarak UCM. Bu bağlamda, söz konusu bölüm, UCM için meşruiyete ilişkin sınırlandırıcı olmayan bir düzine unsuru ele alacaktır: hukukilik, hukuki muhakeme, tutarlılık, bağımsızlık, tarafsızlık, usule uygunluk / adil yargılanma, rıza, etkililik, şeffaflık, hesap verebilirlik, oluşum ve eşitlik. Bu açıklamalar, bu unsurların her birinin UCM'nin meşruiyetinin muhtelif meşruiyet kitleleri bakımından ilgisini ve önemini ortaya koymayı amaçlayacaktır. Bu çoğulculuk, aktörlerin bir otoriteye ilişkin meşruiyet inançlarını, öncelik verdikleri normatif ölçütler ve farkında oldukları olgular üzerinden değerlendirip kararlaştırdıkları gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde, bu normatif ölçütler ve aralarındaki etkileşim, büyük ölçüde bir aktör ile UCM arasındaki ilişkinin niteliğine bağlı olacaktır. İkinci bölüm, eksiksiz bir liste iddiası olmaksızın, UCM ve Roma Statüsüne yönelik belirli meşruiyet itirazlarını ve eleştirilerini ortaya koyacak ve inceleyecektir. Bu örneklendirici fakat büyük ölçüde temsil edici olan itiraz ve eleştiri listesi, UCM'nin karşı karşıya olduğu meşruiyet krizinin kapsamını ve niteliğini tespit etmeye katkıda bulunacaktır. Başka bir deyişle, bölüm, UCM'nin meşruiyet sorunlarına ilişkin bütünsel bir anlayış oluşturmak için ilgili paydaşların neden ve saiklerini araştıracaktır. Bu amaçla, bölüm hem devlet hem de devlet dışı aktörlerin eleştirilerini ve meşruiyet itirazlarını ele alacaktır. Devlet dışı aktörlerin eleştiri, itiraz ve görüşleri; monografilerden, akademik dergi makalelerinden, akademik blog yazılarından, gazete makalelerinden ve sivil toplum kuruluşlarının raporlarından derlenecektir. Öte yandan, devletlerin eleştiri, itiraz ve görüşleri; Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği gibi uluslararası kuruluşların kararlarından, hükümetlerin BM Güvenlik Konseyi veya UCM Taraf Devletler Meclisi gibi uluslararası örgüt toplantı kayıtları dahil çeşitli kaynaklarda bulunan açıklamalarından veya resmi basın açıklamaları, devletlerin ulusal işlem ve mevzuatları ve elektronik gazetelerde bulunan siyasi açıklamalardan elde edilecektir. Her şeyden önce, dünya çapındaki farklı UCM durumlarının ve davalarının yelpazesi tasavvur edilirse, tek bir çalışmanın tüm UCM materyalini bir araya getirmesi imkansızdır. Ayrıca, 123 taraf devlette ve diğer birçok taraf olmayan devlette UCM paydaşlarının çeşitliliği ve çokluğu dikkate alındığında, UCM'ye ilişkin olası kaynak, itiraz, eleştiri ve görüşlerin kapsamı sınırsızdır. Son olarak, canlı bir küresel tartışmanın konusunu oluşturması nedeniyle, UCM ile ilgili gelişmeler sürekli akan bir nehirdir. Profesyonel olan ve olmayan binlerce kişinin eleştiri ve görüşlerine konu olan UCM'nin meşruiyetine ilişkin herhangi bir araştırmanın, özellikle de bir yüksek lisans tezinin sınırlılıklarının bilincinde olan bu çalışma, UCM'nin meşruiyet krizinin yalnızca en hayati yönlerini sunmayı amaçlamaktadır. Sınırlandırıcı olmamakla birlikte, ikinci bölümde incelenen eleştiriler ve meşruiyet itirazları, UCM'nin temel sorunlarını resmetmek için yeterlidir. Buna göre, UCM'yi ve personelini karizmatik ve kahramanca bir girişim olarak göstermek, UCM'ye bir "karizmatik otorite" tesis etme girişimiydi. Ancak bu ideal meşru otorite tipi, UCM için uygun olmayan, istikrarsız, sürdürülemez ve rasyonel olmayan bir otorite iddia etme biçimidir. Bu doğrultuda, UCM personeline yönelik eleştiriler, onların yasal ve mesleki sınırlarıyla gereken şekilde sınırlandırılmalarına odaklanmıştır. Dahası, devlet dışı aktörler ayrıca Roma Statüsünün fazlaca devlet odaklı ve devlete müsamahakar yaklaşımını devletlerin UCM'ye karşı iş birliği yükümlülükleri açısından eleştirmişlerdir. Bu hükümler, UCM'yi yalnızca de jure hükümetlerin işbirliğini talep edebilmekle sınırlıyor; belirli koşullar altında, taraf devletlere, devletlerin iade taleplerini veya UCM'nin teslim taleplerini yerine getirme özgürlüğü veriyor; taraf devletlerin, UCM'nin delilleri açıklama taleplerine karşılık ulusal güvenlik istisnası ileri sürmelerine olanak sağlıyor; UCM'nin yargı yetkisinden kaçınmak için taraf devletlerin, taraf olmayan devletlerle sözde "bağışıklık anlaşmaları" akdetmesine göz yumuyor ve nihayetinde, işbirliği yapmayan taraf devletler için belirli bir rejim çerçevesinde yasal ve siyasi tedbirler öngörmüyordu. Bu doğrultuda, Roma Konferansı sırasında çoğunlukla ABD diplomatik girişimleri ile eklenen bu hükümler, UCM iş birliği rejimi için birçok zayıf nokta yaratmıştır. Sonuç olarak bu zayıf noktalar UCM'yi, esas olarak UCM meşruiyeti mülahazaları ve ulusal veya bölgesel çıkarları dikkate alan taraf devletlerin siyasi tercihlerine duyarlı hale getirmiştir. Ayrıca ikinci bölümde, UCM'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ("BMGK") ile ilişkisi ve UCM'nin taraf olmayan devlet başkanı dokunulmazlığına yaklaşımı temelinde devletlerin eleştirileri ve itirazları incelenmiştir. UCM-BMGK ilişkisi, BM'nin çarpık siyasi dengesini UCM'ye yerleştirdiği ve dolayısıyla yapısal olarak uluslararası ceza adaletini siyasallaştırdığı için eleştirilmiştir. Bu anlamda, BMGK'nin Roma Statüsü kapsamındaki "sevk" ve "erteleme" yetkilerini, UCM tarafından soruşturulacak belirli durum gruplarını siyasi olarak seçerken diğerlerine de facto ve de jure dokunulmazlık vererek kullanması eleştirilere yol açmıştır. Ağırlıklı olarak Afrika devletleri, UCM'nin taraf olmayan devlet başkanı dokunulmazlığına yaklaşımını "neo-sömürgeci" ve "neo-emperyalist" olarak eleştirmiştir. Bu kısım, UCM'nin farklı argümanlara dayanan devlet başkanı dokunulmazlığına ilişkin hukuki gerekçelendirmesini kronolojik olarak analiz edecektir. Bu analize dayalı olarak, temel sorunun, eski Sudan Devlet Başkanı El Beşir'in UCM nezdinde devlet başkanı dokunulmazlığının bulunmadığına ilişkin UCM hukuki gerekçelendirmesinin yetersizliği ve tutarsızlığı olduğu tespit edilmiştir. Buna göre, politikacılar tarafından UCM'nin siyasi kötü niyeti olarak ifade edilse de mesele daha ziyade UCM'nin hukuki yetersizliği ve tutarsızlığı ile ilgiliydi. Belirli bir uluslararası ceza mahkemesinin meşruiyetine ilişkin ampirik bir çalışmanın üç yönü dikkate alması önerilmiştir: "köken", "süreç" ve "sonuçlar". Bununla birlikte, UCM söz konusu olduğunda, onun kökenine yönelik bir tartışma ve itiraz neredeyse yoktur. Zira Mahkeme, uluslararası bir anlaşmayla rızaya dayalı olarak kurulmuştur. Bu nedenle, üçüncü bölüm genel olarak, Afganistan ve Myanmar/Bangladeş'teki son iki soruşturma bağlamında UCM'nin "süreç" ve "sonuçlarına" odaklanacaktır. Dahası, bu soruşturmalar henüz somut sonuçlar vermediğinden, bu son bölümde, öncelikle UCM Dairelerinin bu soruşturmaların yetkilendirilmesi sırasında kullandıkları hukuki gerekçeler analiz edilerek UCM süreci üzerinde durulacaktır. Son bölüm, UCM Dairelerinin UCM'nin gücünü ve yargı yetkisini geniş bir şekilde yorumladığını ve Savcılık Ofisine ("SO") neredeyse sınırsız takdir yetkisi tanıdığını ortaya koyacaktır. Daha özel olarak, UCM tarafından kullanılan hukuki muhakeme, birçok açıdan kusurlu ve tutarsızdı. Mahkeme, kurucu belgelerin ifadelerini kasıtlı olarak değiştirerek ve hukuki delilleri keyfi şekilde seçerek neredeyse de facto evrensel yargı yetkisi elde edip savaş suçu-silahlı çatışma bağlantısının iki temel koşulunun alternatifliğine kanaat getirdi. Son olarak Mahkeme, SO'ya, SO'nun kendisinin dahi sahip olduğunu düşünmediği ve Dairelerden bahşetmesini de talep etmediği bir serbesti alanı sağladı. Genel olarak tez, Savcı ve Dairelerin, bir meşrulaştırma stratejisinin parçası olarak, soruşturmaları ve kararlarıyla UCM'nin meşruiyet diyaloğunda bir yanıt oluşturma niyetinde olup olmadıklarını sorgulayacaktır. Tez bu soruya olumlu yanıt verecektir. Ancak bu yanıt, UCM'nin UCM meşruiyet diyaloğundaki yetersiz dinleyici performansına dayanmaktaydı. Bu anlamda UCM, davalarının profilini değiştirmenin ve çeşitlendirmenin en sesli meşruiyet itirazlarını gidereceğine inanıyordu. Bu tez, UCM'nin meşruiyet sorunlarını yanlış, en azından eksik tespit ettiğini ileri sürmektedir. Buna göre, UCM'nin meşruiyetinin zeminini oluşturan iki ideal meşru otorite tipinin temelinde bulunan meşruiyete ilişkin kavramlardan hukukilik ve hukuki muhakemeye dair esaslı kusurlar, UCM meşruiyet krizinin ana sütunlarını oluşturmuştur. Tez, bu kusurları gidermek yerine, bu kusurları görmezden gelerek ve bunlara katkıda bulunarak bir meşrulaştırma stratejisi geliştirmenin UCM'nin meşruiyet krizini derinleştireceği sonucuna varmaktadır. Tez, UCM'nin meşruiyet krizinin genel durumu ve bunun devlet davranışları üzerindeki etkileri ile sona erecektir. Buna göre devletler UCM'ye karşı rahatsızlıklarını farklı şekillerde ortaya koymuşlardır. Bu doğrultuda tez, Roma Statüsünde birkaç değişiklik ve UCM'de yapısal reformlar önerecektir. Ancak, bu değişiklik ve reformlar, taraf devletlerin UCM'ye devretmek isteyebilecekleri yetkilerin kapsamını da etkileyen UCM'nin meşruiyet sorunları nedeniyle olası görünmemektedir. Bu doğrultuda Roma Statüsünde değişiklik gerektirmeyen öneriler, UCM'nin kısa vadeli meşrulaştırma stratejisinin odak noktası olabilecektir. Genel olarak, meşruiyet kitlesiyle açık bir diyalog kurulması, herhangi bir UCM meşrulaştırma stratejisinin en önemli bileşeni olarak önerilecektir.
Author
Dr. Yunus Keskin
Institution
How to Cite
Yunus Keskin (Yüksek Lisans Tezi). Legitimacy challenges against the International Criminal Court: An evaluation on the legitimacy dialogue of the ICC, 2022, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
