Uluslararası hukukun emredici normları
2022
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Ceren Zeynep Pirim
Abstract (TR)
Bu çalışmanın konusunu, uluslararası hukukun gelişiminde ve zaman içinde uğradığı değişimde önemli bir rol üstlenen ve bu nedenle güncelliğini korumakta olan uluslararası hukukun emredici normları oluşturmaktadır. Uluslararası hukukun emredici normları, devletlerin eşit egemenliği ilkesinin hâkim olduğu uluslararası hukukun alışık olmadığı bir anlayışın izlerini taşımakta ve böylece uluslararası hukuku belli ölçüde bir değişime sürüklemektedir. Uluslararası hukukta egemenliğin doğal bir sonucu olarak devletler irade serbestisine sahipken 1969 Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin kabulüyle uluslararası hukukun emredici normları irade serbestisinin sınırı olarak devletlerin karşısında bir fren haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, devlet egemenliğini frenleme işlevini haiz uluslararası hukukun emredici normlarının nasıl bunu başarabildiği sorusundan hareketle bunların gelişimini, içeriğini, doğasını, kapsamını ve ihlal edilmesi halinde doğan uluslararası sorumluluğu incelemektir. Bu doğrultuda çalışma dört bölümden oluşmakta ve sırasıyla uluslararası hukukta emredici norm kavramının düşünsel temelleri, uluslararası hukukun emredici normlarının içeriği ve mahiyeti, uluslararası hukukun emredici normlarının kapsamı ve uluslararası hukukun emredici normlarının ihlalinden doğan uluslararası sorumluluk (ağırlaştırılmış sorumluluk) incelenmektedir. İlk bölümde uluslararası hukukta emredici norm kavramının düşünsel temellerinin ortaya konması hedeflenmektedir. Bunun için, tarihsel ve teorik bir yöntem benimsenerek emredici norm kavramının gelişim süreci aktartılmıştır. Bu kapsamda, emredici norm kavramının tarihsel arka planı ve emredici norm kavramının pozitif uluslararası hukukta kabulü incelenmiştir. Emredici norm kavramının tarihsel arka planı iki aşamada ele alınmıştır. İlk olarak genel olarak emredici norm kavramının, ardından uluslararası hukukta emredici norm kavramının zaman içinde nasıl geliştiği ortaya konmuştur. Genel olarak emredici norm kavramının izlerine, aynı isimle olmasa da kavramsal olarak Roma hukukunda rastlanmaktadır. Roma hukukunda mevcut olan özel sözleşmelerle kamu hukuku kurallarının değiştirilemeyeceği ilkesinin emredici norm kavramının doğasıyla örtüştüğü gözlemlenmektedir. Böylece varlığını çok eski tarihlerden beri sürdürdüğü anlaşılan kavram, uluslararası hukukta 17. ve 18. yüzyıllarda, erken dönem yazarların eserlerinde düşünsel olarak ifade edilmiştir. Doğal hukuk anlayışının hâkim olduğu o dönemler Grotius tarafından devletlerin ne olursa olsun uygulamaktan vazgeçemeyeceği bazı kuralların varlığından söz edilmiştir. Büyük ölçüde onun izinden giden Wolff ve Vattel uluslararası hukuku gerekli ve gönüllü uluslararası hukuk olarak ikiye ayırmış ve gerekli uluslararası hukuka aykırı tüm uluslararası hukuk kurallarının geçersiz olacağını öngörmüşlerdir. Daha sonra 20. yüzyıl boyunca, iki dünya savaşının vahim sonuçlarının da etkisiyle öğretide daha yoğun sürdürülen tartışmalara rastlanmıştır. Bu süreçte Lauterpacht tarafından klasik uluslararası hukuk yapısının insanlığın gelişen ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kaldığından hatta bireylerin de artık uluslararası hukuk kişileri olarak görülmesi eğiliminden söz edilmiştir. Verdross tarafından devletlerin ahlaka aykırı sözleşme yapamayacağı savunulmuştur. Buna karşılık, Schwarzenberger uluslararası hukukun emredici normlarının olsa olsa devletlerin iradesiyle öyle addettiği kurallar olabileceğini savunmuş ve uluslararası hukuk yapısının bundan başka bir anlayışla örtüşmediğini ileri sürmüştür. Weil ise uluslararası hukukun emredici normlarına bunları yalnızca bir grup ayrıcalıklı devletin belirlemesi ihtimalini vurgulayarak şüpheyle yaklaşmıştır. Bu tartışmalar, emredici normların pozitif uluslararası hukukta kabulüne giden sürecin teorik alt yapısını oluşturmuştur. Emredici norm kavramının pozitif uluslararası hukukta kabulü ise yine iki aşamada ele alınmıştır. İlk olarak Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun andllaşmalar hukuku üzerine çalışmaları kapsamında sunulan raporlar, ardından Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin kabul edilmesiyle sonuçlanan Viyana Konferansı kapsamında devletlerin sunduğu görüşler incelenmiştir. Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun çalışmalarında özel raportör Lauterpacht amacı uluslararası hukuka aykırı olan andlaşmaların geçersizliğini savunmuş ve uygulanması uluslararası hukuka aykırı olan andlaşmaların geçersiz olacağına ilişkin bir öneri sunmuştur. Ardından özel raportör Fitzmaurice ilk defa açıkça jus cogens terimini kullanarak bir andlaşmanın geçerli olabilmesinin jus cogens kurallara uygun olmasına bağlı olduğunu ifade eden bir öneride bulunmuştur. Son olarak özel raportör Waldock selefinin önerisine sadık kalmış ve bunun yanında jus cogense aykırı andlaşma örnekleri içeren bir öneride bulunmuştur. Ancak bu önerilerden hiçbiri tam olarak kabul görmemiştir. En nihayetinde, Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesinin neredeyse aynısı bir madde önerisi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na sunulmuştur. Viyana Konferansı kapsamında bu taslak maddeyi yorumlayan devletlerden andlaşmalar hukukunun kodifiye edilmesi kapsamında emredici normlara yer verilmesine sıcak bakanlar olduğu kadar şüpheyle yaklaşanlar hatta şiddetle karşı çıkanlar olmuştur. Taslak maddenin geliştirilmesi için dile getirilen önerilerden yalnızca emredici normların uluslararası toplum tarafından tanınması yönündeki öneri maddenin nihai haline dahil edilmiştir. Nihayet, devletlerin büyük çoğunluğunun kabulüyle emredici norm kavramı pozitif uluslararası hukukun bir parçası haline gelmiştir. Tüm bu bilgiler ışığında, uluslararası hukukta emredici norm kavramının düşünsel temellerinin çok eski zamanlardan itibaren atıldığı, bu düşünsel temeller sayesinde günümüzde uluslararası hukukta emredici normların varlığına dair herhangi bir şüphenin kalmadığı ve uluslararası hukukta emredici norm kavramının klasik uluslararası hukuku yukarıda ifade edilen süreç boyunca belli ölçüde değişime uğrattığı sonucuna varılmıştır. İkinci bölümde uluslararası hukukun emredici normlarının içeriğinin ve mahiyetinin belirlenmesi hedeflenmektedir. Bunun için, tümdengelim yöntemi benimsenerek Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. ve 64. maddelerinden yola çıkılmış ve uluslararası hukukun emredici normlarının hangi unsurlardan oluştuğu, kaynaklarının neler olabileceği ve hukuki etkisinin neler üzerinde doğabileceği araştırılmıştır. Bu doğrultuda öncelikle uluslararası hukukta emredici norm kavramının unsurları, ardından uluslararası hukukun emredici normların uluslararası hukuk kaynaklarıyla ve bazı hukuki işlemlerle ilişkisi incelenmiştir. Uluslararası hukukta emredici norm kavramının unsurları incelenirken 53. maddedeki unsurların emredici normların yalnızca normatif özelliklerini yansıttığı, oysa emredici normların içeriğinin bunlardan ibaret olmadığı, onu betimleyen koruduğu hukuki menfaatlere ilişkin başka unsurları da barındırdığı görülmüştür. İşte bu nedenle emredici normların öncelikle şekli unsurları ardından maddi unsurları incelenmiştir. 53. maddedeki tanım ışığında şekli unsurlar; bir bütün olarak devletlerin uluslararası toplumu tarafından kabul edilme ve tanınma, normdan hiçbir şekilde sapmaya izin verilmeme, aynı nitelikte takip eden başka bir kural ile değiştirilebilme olarak belirlenmiştir. Uluslararası hukukun emredici normlarının 53. maddede verilen tanımına göre genel uluslararası hukuk normu olduğu malumun ilamı olacağı için buna ayrı bir başlık açılmamış ve her şeyden önce genel uluslararası hukuk normu olma ile neyin kastedildiğine değinilmiştir. Bunların yanı sıra, öğreti ve yargı kararları ışığında maddi unsurlar; uluslararası toplumun ortak ve üstün gelen menfaatleri, emredici norm ve ahlakilik ilişkisi, uluslararası kamu düzeni olarak belirlenmiştir. Uluslararası hukukun emredici normlarının uluslararası hukuk kaynakları ve bazı hukuki işlemlerle ilişkisi incelenirken 53. maddede belirtilen genel uluslararası hukuk normu olma özelliği ile 53. ve 64. maddelerde belirtilen kendisine aykırı andlaşmaları geçersiz kılma özelliğinden yola çıkılmıştır. Bu kapsamda öncelikle emredici normların uluslararası hukukun asli kaynaklarıyla ilişkisi incelenmiştir. Zira, bu başlıkta belirlenen iki hareket noktası bakımından emredici normların tali kaynaklarla herhangi bir ilişkisi yoktur. Bunun için emredici normların sırayla uluslararası andlaşmalar hukuku ile ilişkisi, uluslararası teamül hukuku ile ilişkisi ve hukuk genel ilkeleri ile ilişkisi araştırılmıştır. Uluslararası andlaşmalar hukuku ile ilişkisi kapsamında öncelikle genel uluslararası hukuk normu olan emredici normların kaynağı uluslararası andlaşmalar olabilir mi sorusu cevaplanmıştır. Ardından emredici normların uluslararası andlaşmalar üzerindeki hukuki etkisi geçersizlik olarak belirlenmiştir. Uluslararası teamül hukuku ile ilişkisi kapsamında öncelikle genel uluslararası hukuk normu olan emredici normların kaynağı uluslararası teamül kuralları olabilir mi sorusu cevaplanmıştır. Ardından emredici normların normlar hiyerarşisinde andlaşmalarla aynı seviyede olan uluslararası teamül kuralları üzerindeki hukuki etkisi incelenmiştir. Son olarak emredici normlar bir uluslararası teamül kuralı olan devlet dokunulmazlığının sınırını oluşturur mu sorusu cevaplandırılmaya çalışılmıştır. Hukuk genel ilkeleri ile ilişkisi kapsamında ise ilk olarak genel uluslararası hukuk normu olan emredici normların kaynağının hukuk genel ilkeleri olmasının mümkün olup olmadığı araştırılmıştır. Ardından emredici normların yine andlaşmalarla aynı normatif etkiye sahip hukuk genel ilkeleri üzerinde hukuki etkisi incelenmiştir. İkinci olarak emredici normların bazı hukuki işlemler ile ilişkisi ele alınmıştır. Zira emredici normların hukuki etkisinin yalnızca uluslararası hukukun asli kaynakları üzerinde değil bazı hukuki işlemler üzerinde de doğması söz konusu olabilir. İşte buradan hareketle emredici normların tek taraflı işlemler üzerindeki hukuki etkisi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları üzerindeki hukuki etkisi incelenmiştir. Ancak bu hukuki işlemlerin emredici normların kaynağını oluşturmaya elverişli olmaması sebebiyle böyle bir bahse girmeye ihtiyaç duyulmamıştır. Tüm bu süreç sonunda uluslararası hukukta emredici norm kavramının yukarıda bahsedilen şekli ve maddi tüm unsurları bir arada bulundurduğu anlaşılmıştır. Ayrıca genel uluslararası hukuk normu teşkil eden genel çok taraflı andlaşmaların, genel teamüllerin emredici normların kaynağı olabileceği görülmüş; bununla birlikte her ne kadar genel normlar olsa da hukuk genel ilkelerinin emredici normların kaynağı olabileceği konusunda şüphelerin mevcut olduğu sonucuna varılmıştır. Son olarak emredici normların normatif hiyerarşide andlaşmalarla aynı seviyede bulunan teamülleri ve hukuk genel ilkelerini geçersiz kıldığı ve norm niteliği tartışmalı olan ve genel olmayan hukuki işlemleri evleviyetle geçersiz kıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Üçüncü bölümde, devlet uygulamaları ve yargı kararları ışığında emredici normların kapsamının incelenmesi hedeflenmiştir. Belki de tüm çalışma boyunca devlet uygulamalarına ve yargı kararlarına en çok bu bölümde başvurulmuştur. Zira emredici normların belirlenmesi meselesi uluslararası hukukta hep hassas bir konu olmuş ve Uluslararası Hukuk Komisyonu da uzunca bir süre boyunca bu normların bir listesini vermekten kaçınmıştır. Nihayet özel raportör Dire Tladi tarafından hazırlanan son raporda emredici normların sınırlı sayıda olmamak kaydıyla sıralandığı bir liste sunulmuştur. İşte bu listede belirtilen örneklerin tek tek incelenmesi, bunun yanı sıra, listede mevcut olmasa da emredici niteliği kabul gören başka bir norm ve uluslararası hukukta emredici norm olduğu zaman zaman ileri sürülse de henüz tüm şüphelerin giderilmediği başka örneklerin de tartışılması neticesinde emredici normların kapsamı yine sınırlı sayıda olmamak kaydıyla belirlenmiştir. Uluslararası hukukun emredici normlarının sınırlı sayıda olmayan örnekleri, böylece kuvvet kullanma yasağı, soykırım yasağı, insanlığa karşı suçlar, insancıl hukukun temel kuralları, ırk ayrımcılığı ve apartheid yasağı, kölelik yasağı, işkence yasağı, halkların kendi kaderini tayin hakkı, deniz haydutluğu, çevrenin korunmasına ilişkin kurallar ve geri göndermeme ilkesi olarak belirlenmiştir. Bunlardan çevrenin korunmasına ilişkin kurallar ile geri göndermeme ilkesi haricinde hepsinin emredici niteliğinin uluslararası hukukta genel bir kabul gördüğü, bu ikisinin ise emredici norm olarak kabul edilmesi yönünde bir eğilim olmasına rağmen henüz emredici norm statüsünde genel bir kabul görmüş olmadığı ve fakat ileride bu statüye kavuşmalarının kuvvetle muhtemel olduğu sonucuna varılmıştır. Son bölümde teorik bir yaklaşım benimsenerek, uluslararası hukukun emredici normlarının ihlal edilmesi halinde ortaya çıkan uluslararası sorumluluk iki aşamada incelenmiştir. Bu kapsamda öncelikle ağırlaştırılmış sorumluluk olarak adlandırılan bu sorumluluğun doğmasına sebebiyet veren olgu olan uluslararası hukukun emredici normlardan doğan yükümlülüklerin ağır ihlali incelenmiş, ardından ağırlaştırılmış sorumluluğun kapsamı ve nasıl ileri sürüldüğü araştırılmıştır. Ağırlaştırılmış sorumluluğa sebebiyet veren olgunun uluslararası hukukun emredici normlarından doğan yükümlülüklerin erga omnes nitelikte olması ve bu nitelikteki yükümlülüklerin ihlal edilme şeklinin ağır ihlal olması hususlarından meydana geldiği görülmüştür. Ağırlaştırılmış sorumluluğun kapsamı ve nasıl ileri sürüldüğü araştırılırken ise onu ağırlaştırılmış yapan hususların ne olduğuna odaklanılmıştır. Buradan hareketle ağırlaştırılmış sorumluluğun kapsamının ihlali gerçekleştiren devletin sorumluluğunun yanında üçüncü devletler için de doğan bazı özel sonuçlardan meydana geldiği tespit edilmiştir. Zira bu özel sonuçları oluşturan iş birliği yükümlülüğü, tanımama yükümlülüğü ve yardım etmeme yükümlülüğünün tüm devletleri bağladığı görülmüştür. Ağırlaştırılmış sorumluluğun nasıl ileri sürüldüğü hakkında ise bunun yalnızca ihlalden doğrudan zarar gören devletler tarafından değil üçüncü devletler tarafından da ileri sürülebilmesi üzerinde durulmuştur. Nihayet, bu çalışma kapsamında uzun bir süre boyunca ortaya konan düşünsel temeller neticesinde pozitif uluslararası hukuka giren uluslararası hukukun emredici normlarının uluslararası toplumun temel değerlerini bu toplumun barış içinde varlığını sürdürebilmesi için koruduğu, böylece bir uluslararası kamu düzeni anlayışını oluşturduğu, bu nedenle tüm uluslararası toplum tarafından aksi kararlaştırılamayan ve yalnızca aynı nitelikte normlarla değiştirilebilen normlar olarak tanındığı ve kabul edildiği görülmüştür. Uluslararası toplumun temel değerlerinin ihtiyaçlarına göre zaman içinde değişmesi ihtimali olduğu için uluslararası hukukun emredici normlarının kapsamının gelişime açık olduğu anlaşılmıştır. Son olarak, mevcut temel değerleri koruyan emredici normlar ihlal edildiği zaman bundan tüm uluslararası toplumun zarar gördüğü ve bu nedenle ihlali gerçekleştirenin karşısında tüm uluslararası toplumu bulduğu sonucuna varılmıştır.
Author
Dr. Ayşe Nur Afacan
How to Cite
Ayşe Nur Afacan (Yüksek Lisans Tezi). Uluslararası hukukun emredici normları, 2022, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
