Master'sOpen Access

Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr öncesi ve sonrası İlm-i Beyân

2023
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Halit Boz

Abstract (TR)

Bu tez, klasik Arap-İslam dünyasında bir disiplin olarak edebiyat teorisinin gelişiminde, XIII. yüzyılda günümüz Türkiye'sinin güneyindeki Cizre merkezli, eski adıyla Büyük Suriye adıyla anılan, günümüz Kuzey Suriye'sini ve Mısır'ı içeren ve Doğu Arap olarak adlandırılan Cezire bölgesinde ortaya çıkan ilm-i beyan (güzel üslup) çerçevesinde oluşan bir dönüm noktasını ele almaktadır. IX. yüzyıldan beri çeşitli ilmi disiplin başlıkları altında incelenen bir dizi şiirsel, belâgat ve edebi-eleştirel açıdan meseleyi ele alan ilmi disiplinin, temel bir teoriye ve yerleşik bir usule sahip olduğu kabul ediliyordu. Çalışmada Cizreli bir âlim ve Eyyübilere vezirlik yapmış bir devlet adamı olan Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr (ö. 637/1239) ile başlayan bu gelişmenin izi sürülmüş ve medrese kurumu bünyesinde ortaya çıkan standart belâgat teorisinden (ilm-i belâgat) sonra, XIV. yüzyılın sonlarına kadar Büyük Suriye ve Mısır boyunca ilerleyişi takip edilmiştir. Daha sonra, Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr'in ilm-i beyân'da ortaya koyduğu farklılık olarak görünen ve bu ilim dalına katkıda bulunanların da dâhil olduğu edebi-teorik düşünce ve mecazi dil derinlemesine analiz edilmiştir. İslam hukuk teorisinden ilham alan mecazla ilgili linguistik teoriler edebiyat araştırmalarının alamet-i farikası haline gelmesine rağmen, edebiyat âlimlerinin (kezib) ''yalan''a benzer bir üslubu, kelimenin dilbilimsel olmayan bir anlayışını zımnen benimsediklerini iddia etmekteyiz. Analizimiz hermeneutik (yorumlama, eleştiri) ile ilgilenen bir bilim ile poetika ile ilgilenen bir bilim arasındaki tartışmaları ve ikinci planda ilm-i beyân ele almaktadır. Çalışmamızda görüyoruz ki Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr çığır açtığı otoritelerce kabul edilmiş olan edebi-teorik eserlerinin ikisini de, H. VII./M. XIII. yüzyılın başında çok az tanınan veya hiç tanınmayan ilmi bir disiplin olan ilm-i beyân'ın bilimsel çerçevesiyle uyumlu hale getirmiştir. Hukuk felsefesinden, mantık bilimlerinden ve özellikle Gazzâlî'nin eserlerinden ilham alan Ziyâüddîn, eski üslup tartışmalarını rasyonel veya bilimsel kurallara bağlama çabasıyla, konusunun bilimselliğine kefil olmak için zorunlu bir girişimde bulunur. Bu, edebiyat teorisinde bir yenilik gibi görünmektedir. Ziyâüddîn, edebiyat teorisi alanını pekiştirme girişiminde, aynı zamanda ilm-i beyân başlığı altında tenkit, belagat, şiir ve daha pek çok konuda daha önce yapılmış çalışmaları geriye yansıtarak okuyucuya bu alanda bir tür ölçüt sunar. Daha önceki çalışmalarından sonraki çalışmalarına doğru kaydettiği ilerlemede, kurmaya çalıştığı otoritelerin kendi mahalli olan Cezire ve nihayetinde kendisi ile sınırlı olduğunu görüyoruz. Standart retorik teorisinin artan hegemonyasına rağmen, H. VIII./M. XIV. yüzyılın sonlarına kadar ilm-i beyân adlı geniş çapta tanınan bir disiplinin izlerini tespit edebiliyoruz. Bu ilm-i beyân ile "Standart Teori" arasındaki önemli bir farklılaşma noktası, edebi üretimin işlevinde yatmaktadır: Şiir ve süslü nesir bestelemenin pratik yönü, ilm-i beyân'ın bir özelliği iken, "Standart Teori"de marjinaldir. Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr'in, "el-Meselu's-sair" eki birincil yeniliği, mecazı iki büyük kategoriyi kapsayan kavramsallaştırmasında yatar; bu kategoriler tevessü ''gerçeğin hayali (kurgusal) uzantısı'' ve teşbih "metafor ve analoji (benzetme) dâhil mecazi karşılaştırma" şeklindedir. Teşbih ve tevessü içindeki çeşitli alt kategorilerle ilgili olarak, Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr, klasik Arap edebiyatı teorisinde yaygın olarak hedeflenmeyen edebi fenomenleri, yani kişileştirme, tamlayan metaforları ve fiil metaforları ele alır. Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr tarafından getirilen yeniliğe rağmen, onun temelinde yatan tevessü ve teşbih teorisi, mecaz hakkında, muhtemelen ilk edebi eserlerden beri yaygın olan, yani mecazın doğru olmayan bir önermeyi (kezib) içerdiği şeklindeki örtülü bir mecaz düşüncesini yansıtıyordu. Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr eserini yazdığı sırada, "kelime aktarımı teorisi" hukuk teorisinde yaygın olarak kullanılmaya başlandı ve edebiyat teorisinde de düzenli olarak ortaya çıktı. Hukuki mecaz kavramının Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr'in eserinde nasıl yer aldığını ve analizine dâhil etmesine rağmen bu teoride kendini nasıl rahat hissetmediğini tartışacağız. Onun mecaz teorisi üzerindeki diğer etkilerine ve düşüncesinin önceki çalışmasından sonrakine nasıl geliştiğine de bakacağız. Ardından, Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr'in kendi tevessü ve teşbih anlayışını ve bu şema içinde kinaye'nin tuttuğu yeri inceleyeceğiz. Yani, özetle beyân ilmi İslami belâgat çalışmaları sonucu ortaya çıkmıştır ve ilm-i beyân, ayrı bir disiplin olarak ele alan ilk âlim ise Ziyâüddin İbnü'l Esir olmuştur. Kendisi kabul etmese de beyânı bir ilim olarak kabul edip incelediğinde Cürcâni'den ve onun fikirlerinden esinlenmiştir. Oysa Cürcâni ve diğer birçok âlim beyân ilmini ayrı bir disiplin değil, belâgat ilminin konularından birisi olarak görmüştür. Sonraki yüzyılda ise es-Sakkâkî, Arap belâgatında temel bir figürdü ve onu ilk olarak açıkça ilm-i me'ânî ve ilm-i beyân kategorilerine ayırmıştır. Onun yakın çağdaşı Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr, büyük eserlerini farklı bir şema altında düzenlemiş olsa da, belâgat alanındaki sonraki gelişmeler üzerinde de son derece etkili olmuştur ve es-Sakkâkî'ye göre daha çok alıntı yapıldığı görülmektedir. Bunun bir nedeni, İbnü'l-Esîr'in iki eserinin birlikte, es-Sakkâkî'nin tek kitabından daha büyük ve daha kapsamlı olmasıdır. İbnü'l-Esîr'in eseri önemli ölçüde özgün düşünce ve tefsir içeriyor gibi görünmektedir. Bu yüzden sonraki yazarlar tarafından sıkça zikredilmiş ve çalışmalarındaki örnekler iktibas edilmiştir. O, belâgat ilminin üç kolu altında tartışılan dilin aşağı yukarı aynı yönlerini ele alırken, hepsini beyân başlığı altında ele almıştır. Beyân ilmini sırasıyla kelimelere dayalı bir zanaat (sinâ'a lafẓiyye) ve manaya dayalı bir zanaat (sinâ'a ma'naviyye) olarak ikiye ayırmıştır. İbnü'l-Esîr'den sonra belâgat çalışmaları yavaş yavaş daha sabit bir yaklaşım benimsemeye başlamıştır. Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr'in büyük eseri "el-Meselû's-sâ'ir"'i incelediğimizde yazarın yazdığı bölgeye yani el-Cezire diye adlandırılan Cizre'nin yer aldığı güneydoğu Anadolu bölgesi ile kuzey Suriye, Irak ve Mısır (Doğu Arap) bölgelerini içeren bölge ile bağlantılı kendi yerel vatanseverliğini ortaya koyan bir eser oluşturduğunu gözlemlemekteyiz. Bu eserleri ile daha önceki âlimler tarafından belagat ilminin bir kategorisi olarak görülen, kendisinin ise belagatin tamamının aslında beyan ilmi olduğunu ifade eden Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr, beyan ilmini ayrıntılı olarak ele almıştır. Ziyâüddin ile ilm-i beyân, güzel üslûp ilmine veya belâgat ilmine atıfta bulunur. Aklî kurallara bağlı aklî bir bilim olarak kabul edilmeye başlanmış, sahadan bu terimlerle bahsettiğini bildiğimiz ilk âlim ise Ziyâüddin olmuş, kendisinden sonra da birçok âlim tarafından ilm-i beyân ayrı bir disiplin olarak ele alınmıştır. Dolayısıyla çalışmamızda Ziyâüddin ile öncesinde ve sonrasında ilm-i beyân'ın doğuşu ve gelişimi, birçok âlimin eserleri ele alınarak anlatılmakta, bu disipline farklılık getiren mecaz anlayışı için geniş bir bölüm ayrılmaktadır.

Author

Dr. Noura Nezir

Institution

How to Cite

Noura Nezir (Yüksek Lisans Tezi). Ziyâüddîn İbnü'l-Esîr öncesi ve sonrası İlm-i Beyân, 2023, Ardahan University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Ardahan University