
76
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Streptozotosin ile oluşturulan deneysel diyabette ekzojen olarak uygulanan oksitosinin sıçan testisi üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada streptozotosin (STZ) enjeksiyonu ile deneysel diyabet oluşturulan sıçanlarda diyabet öncesi ve sonrası oksitosinin tedavi edici ve koruyucu etkisini göstermek amaçlanmıştır. Wistar albino erkek sıçanlar dört gruba ayrıldı; 1) Kontrol grubu (n: 6): sıçanlara 0,3 ml serum fizyolojik intraperitoneal (i.p.) olarak enjekte edildi, 2) STZ grubu (n: 6): 65 mg/kg tek doz STZ i.p. olarak uygulandı ve 4 hafta bekletildi, 3) Oksitosin ön uygulama grubu (n: 6): 5 µg/kg oksitosin i.p. olarak 5 gün boyunca uygulandıktan sonra, tek doz STZ (65 mg/kg) i.p. olarak uygulandı ve 4 hafta bekletildi 4) Oksitosin tedavi grubu (n: 6): tek doz STZ (65 mg/kg) i.p. olarak enjekte edildikten 4 hafta sonra 5 µg/kg oksitosin 5 gün boyunca i.p. olarak uygulandı. Deneyin başında ve deney süresince sıçanlardan alınan kan örnekleri glukometre ile ölçüldü ve glukoz değerleri 200 mg/dl'den yüksek olan sıçanlar çalışmaya dâhil edildi. Uygulamalardan sonra sıçanlar sakrifiye edildi. Testis doku örnekleri ışık ve geçirimli elektron mikroskopi için, kan örnekleri ise malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH) ve ileri oksidasyon protein ürünleri (Advanced Oxidation Protein Products, AOPP) ölçümleri için alındı. Testis doku örneklerinden alınan parafin kesitlere histopatolojik skorlama için Hematoksilen ve Eosin (H&E) ve Periyodik asit-Schiff (PAS) reaksiyonu uygulandı. Özellikle oksitosin uygulanan gruplarda; geçirimli elektron ve ışık mikroskopi bulgularında da STZ grubuna kıyasla histopatolojik hasarın anlamlı olarak azaldığı gözlendi. Oksitosin ön uygulama grubunda oksitosin tedavi grubuna kıyasla histopatolojik hasarın anlamlı olarak azalması dikkati çekti. MDA bulgularında oksitosin uygulanan gruplarda STZ grubuna göre anlamlı bir azalma gözlenirken; GSH bulgularında oksitosin uygulanan gruplarda STZ grubuna göre anlamlı bir artış; AOPP'de ise oksitosin uygulanan gruplarda STZ grubuna göre anlamlı azalma gözlendi. Bu bulgular ışığında oksitosinin testisde oluşan diyabet hasarına karşı koruyucu etkisi gösterilmiştir. Sonuç olarak, diyabette oluşan testis hasarına karşı oksitosin uygulamasının klinik olarak önemli bir rol üstleneceğini düşünmekteyiz.
İnhomojen dokularda analitik anizotropik ve pencil beam convolution algoritmalarıyla hesaplanan dozların karşılaştırılması
İnsan vücudu kemik, akciğer ve yumuşak doku gibi farklı yoğunluklara sahip dokular içermektedir. Işının geçtiği dokularda su eşdeğeri olmayan inhomojen ortamların varlığı, doz dağılımlarında değişikliklere sebep olacaktır. Işınlanan dokularda dozun doğru olarak belirlenebilmesi için, doz hesaplama algoritmaları inhomojen yapılarda doğru modelleme yapmalıdır. Bu çalışmada yoğunluk ayarlı radyoterapi planlarında (YART) Anizotropik Analitik (AAA) ve Pencil Beam Convolution (PBC) algoritmalarının inhomojen dokulardaki doz dağılımları karşılaştırılmıştır. Ayrıca iyon odası ölçümleriyle hesaplanan ve ölçülen dozların uyumu incelenmiş, homojen ve inhomojen fantomlarda algoritmaların profil ve yüzde derin doz (YDD) eğrileri karşılaştırılmıştır. Bunun yanında AAA ve PBC kullanılarak hesaplanan YART planlarında hedef hacim içerisinde var olan hava eşdeğeri doku hacminin elde edilen doz dağılımına etkisi araştırılmıştır. AAA ve PBC'nin doz dağılımları karşılaştırıldığında, risk altındaki organların maruz kaldığı dozlar arasında klinikte ihmal edilebilecek fark saptanırken, hedef hacim içerisindeki sıcak doz bölgesinin hacmi AAA ile PBC'den anlamı olarak fazla bulunmuştur (p=0.005). Homojen fantomda hesaplanan ve ölçülen dozlar karşılaştırıldığında AAA planları için alamlı fark bulunamazken (p=0.074) PBC planları için anlamlı fark bulunmuştur (p=0.012) fakat bu fark %3'ten küçüktü. İnhomojen fantomda ise hesaplanan ve ölçülen dozlar karşılaştırıldığında AAA planları için anlamlı fark yokken (p=0.139) PBC planları için anlamlı fark saptanmıştır (p=0.007) ve bu fark %6'dan büyüktü. AAA ve PBC'nin homojen fantomdaki YDD ve profilleri arasında anlamlı fark olmamakla beraber inhomojen fantomdaki profil eğrilerinde, özellikle alan kenarlarında anlamlı fark bulunmuştur. İnhomojen fantomdaki YDD'ler incelendiğinde ise hava eşdeğeri dokuyu AAA ve PBC birbirlerinden farklı modellemişlerdir. Ayrıca, hedef içerisindeki hava eşdeğeri hacmin miktarı arttıkça, planlarda maksimum doz ve sıcak doz hacminin arttığı gözlenmiştir.
Baş boyun radyoterapisinde yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) ve yoğunluk ayarlı ark terapi (IMAT) tekniklerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, 12 baş boyun kanserli hasta için, 5, 7, 9 alanlı IMRT ve 1 ve 2 arklı IMAT planları oluşturulmuştur. Planlar hedeflerin % 95' i dozun tamamını alacak şekilde normalize edilmiş, hedef ve kritik organların doz değerleri DVH üzerinden belirlenen maksimum ve ortalama doz değerleri ile incelenmiştir. IMRT ve IMAT öncelikleri arasında, 5, 7, 9 alanlı IMRT planları arasında, 1 ve 2 arklı IMAT planları arasında ve 7 alanlı IMRT ve 2 arklı IMAT planları arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. IMRT öncelikleriyle oluşturulmuş planlarda hedef yapılarda, IMAT öncelikleriyle oluşturulmuş planlarda da kritik yapılarda daha yüksek dozlar elde edilmiştir. 5, 7 ve 9 alanlı IMRT planları kendi aralarında kıyaslandığında 5 alanlı planlarda yüksek doz değerleri daha fazla görülmüştür. En dengeli doz dağılımı 7 alanlı planlarla elde edilmiştir. IMAT planlarında yüksek dozlar, 2 arklı planlara kıyasla genellikle 1 arklı planlarda oluşmuştur. IMRT ve IMAT planları karşılaştırıldığında 2 arklı IMAT planlarında daha yüksek doz değerlerine rastlanmıştır. IMAT planlarında alanlar 360º' den girerek vücut konturundaki düzensizliklerden 7 alanlı IMRT planlarına göre daha fazla etkilenmektedir. MU değerlerine bakıldığında ise IMRT planlarında alan sayısıyla orantılı olarak artan değerler görülmektedir. Oysa IMAT planlarından elde edilen değerler IMRT planlarından elde edilen değerlerin hemen hemen üçte birine yakındır. Özellikle 2 arklı IMAT planlarında tek arklı plana göre belirgin bir MU artışı olmamasına rağmen kritik organ dozları ve doz dağılımında daha iyi sonuçlar elde edilmiştir.
Baş-boyun radyoterapisinde kV-kV IGRT ile fraksiyonlar arası set-up belirsizliklerinin belirlenen farklı anatomik noktalara göre değerlendirilmesi
Tümör şeklinin kompleks ve kritik organlara yakın olduğu baş-boyun kanserleri için IMRT planları sağladığı yüksek doz gradyenti ve konformal doz dağılımı ile primer tedavi tekniğidir. Ancak tedavi boyunca meydana gelen set-up hataları, anatomi ve duruş değişiklikleri IMRT planlarında önemli derecede doz dağılımı değişikliğine yol açan geometrik belirsizliklere neden olur. Set-up hatalarının sistematik ve random olmak üzere iki bileşeni vardır. Random hatalar CTV üzerinde heterojen bir doz dağılımına neden olurken, sistematik hatalar CTV üzerindeki doz dağılımının yer değiştirmesine neden olur. Set-up hatalarını hesaplamak için CTV-PTV marjı hesaplama protokolleri uygulanır. Kliniğimizde baş-boyun radyoterapisinde online düzeltme protokolleri ile birlikte 5-10 mm CTV-PTV marjı kullanılır. Bu çalışmada online kV-kV IGRT eşliğinde IMRT ile tedavi edilen 10 baş-boyun hastası için bölgesel set-up doğruluğu analiz edildi. Planlama CT' si üzerinde 8 bölge tanımlandı: oksipital kemik, çene kemiği, temporal kemiği, dil kemiği, C2 vertebra, C3 vertebra, C4 vertebra ve C5 vertebra. Amsterdam ve Rotterdam protokolleri uygulanarak her bir bölge için set-up hataları hesaplandı. En büyük sistematik hatalar dil kemiği ve çene kemiği için LNG ekseninde sırasıyla 0.32 cm ve 0.25 cm olarak bulundu. En büyük random hatalar dil kemiği ve çene kemiği için LNG ekseninde sırasıyla 0.29 cm ve 0.23 cm olarak bulundu. En büyük CTV-PTV marjları dil kemiği ve çene kemiği için LNG ekseninde sırasıyla 0.71 cm ve 0.55 cm olarak bulundu. Elde edilen bulgular ile literatürdeki diğer çalışmaların uyumlu olduğu ve kliniğimizde uygulanan CTV-PTV marjının yeterli olduğu görüldü.
Cyberknife ve gammaknife tedavilerinde hedef hacim ve normal doku dozlarının karşılaştırılması
Stereotaktik radyocerrahi (SRC) küçük intrakranyal lezyonların radyasyonla tedavisi için geliştirilen son derece hassas bir tedavi yaklaşımıdır. SRC'de amaç tümörü yok edecek ve kalıcı lokal kontrol sağlayacak dozu hedefe uygulamaktır.İntrakranyal SRC bu tedavi tekniği için tasarlanmış özel cihazlar ile mükemmel bir şekilde yapılabilir. Gamma Knife ve Cyberknife bu tedavi yaklaşımı için tasarlanmış özel cihazlardır.Bu çalışmada, her iki cihazın tedavi planlama sistemleri kullanılarak 9 hastaya ait 11 metastaz olgusu için SRC planlaması yapıldı. Her olgu için doz hacim histogramları ve dozimetrik parametreler karşılaştırıldı. Bu parametreler homojenite indeks (HI), konformalite indeks (CI), gradyent indeks (GI) ve normal beyin dokusunun 8 Gy (V8), 10 Gy (V10) ve 12 Gy (V12) aldığı hacim değerleridir.CK ve GK tedavi planlamaları için ortalama RTOG CI sırasıyla 1.14±0.07 ve 1.16±0.17 iken, ortalama Paddick CI ise sırasıyla 0.82±0.04 ve 0,85±0.10 olarak bulundu (p>0.05). CK ve GK tedavi planlamaları için sırasıyla ortalama GI ise 3.26±0,47 ve 3.05±0.38 olarak bulundu (p>0.05). CK planlamalarında GK planlamalarına göre hedef içinde daha homojen doz dağılımı elde edilirken, HI değerleri GK ve CK için sırasıyla HI 1.98±0.19 ve 1.09±0,05 olarak bulundu. (p=0,003) . Her iki planlama sisteminde normal beyin dokusu değerlendirmesi için kullanılan V8, V10, V12 değerleri arasında anlamlı fark bulunmadı.GK ve CK tedavi planlama sistemleri evrensel dozimetrik parametreler açısından soliter intrakranyal lezyonların stereotaktik radyocerrahi ile tedavisi için iki araçtır.
Volumetrik ark tedavisinde hasta bazlı kalite kontrol amacı ile kullanılan octavius fantom ile EpiQA portal dozimetri yazılımının karşılaştırılması
Volumetrik Ark Tedavi (VAT) foton akısının tedavi boyunca anlık olarak değiştirilmesi esasına dayanan tedavi tekniğidir. Bu çalışmada tedavi planlama sisteminde (TPS) oluşturulan kompleks doz dağılımı iki farklı ölçüm sistemi ile kontrol edildi ve sonuçları karşılaştırıldı. Hasta bazlı tedavi planı kalite kontrolünde (KK) kullanılan Octavius fantom, 729 iyon odası dizisi ve verisoft yazılımı ile oluşan ekipman ile EpiQA yazılımı ve elektronik portal görüntüleme cihazından (EPGC) oluşan sistemlerin karşılaştırılması amaçlandı. 32 hasta için oluşturulan 62 ark için her iki sistemde KK planları hazırlandı ve ışınlandı. Ölçülen doz yogunluk haritaları ile TPS de hesaplanan referans doz yogunluk haritaları gama analizi kullanılarak karşılştırıldı. Gama analizinde kullanılan doz mesafe uyumu (DMU) ve yüzde doz farkı parametreleri için 3mm ve %3 değerlerine göre hesaplama yapıldı. Yapılan karşılaştırmada gama analizi sonuçları lokal, global ve düşük doz filtreleme parametreleri etkilerine göre incelendi ve son olarak Octavius fantom ve EpiQA sistemleri ile elde edilen gama analizi sonuçları karşılaştırıldı. Çalışmamızda analiz sonucundaki farklılıkların ölçüm sistemleri ve bu sistemlere ait yazılımların farklılılarından meydana geldiği düşünülmektedir. Sonuç olarak her iki sistem hasta bazlı KK için kullanılabilmektedir.
Yoğunluk ayarlı radyoterapi planlarının portal dozimetri ile kalite kontrolünde kullanılan PDIP ve GLAaS algoritmalarının karşılaştırılması
Radyasyon tedavisinde istenilen dozu hedef hacme doğru şekilde aktarmak büyük önem taşımaktadır. Yoğunluk ayarlı radyasyon terapisi (YART) ve yoğunluk ayarlı ark terapisi (YAAT) gibi kompleks tedavilerde dozimetrik kalite kontrol gerekmektedir. Kalite kontrol, tedavi planlama sisteminde (TPS) modellenen doz dağılımının, ölçülen doz dağılımıyla benzerliği analiz edilerek yapılır. Portal dozimetri, elektronik portal görüntüleme cihazı (EPGC) ile yapılan bir kalite kontrol (KK) yöntemidir. Bu çalışmada Eclipse (sürüm 10) TPS ile yapılan YART ve YAAT tedavi planlarının portal dozimetri ile kalite kontrolünün, PDIP algoritmasını kullanan Varian Portal Dosimetry yazılımı ve GLAaS algoritmasını kullanan Epidos Epiqa yazılımıyla yapılıp karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ters planlama tekniğiyle yapılan 40 planın (baş-boyun, beyin, prostat) optimizasyon işleminden sonra Anizotropik Analitik Algoritma'yla (AAA) doz dağılımları hesaplanmış ve kalite kontrol planları yaratılmıştır. Planlar, Varian Trilogy lineer hızlandırıcı cihazına entegre aS1000 EPGC ile ölçülmüş ve doz dağılım görüntüleri elde edilmiştir. Daha sonra Portal Dosimetry ve Epiqa yazılımlarıyla 3mm mesafe uyumu ve %3 doz farkı kriterlerinde gama analizleri yapılıp sırasıyla algoritmaları karşılaştırılmıştır. azılımlar arası farkların ortalama değerleri YART'nde %2,5, YAAT'nde %1,3olarak bulunmuştur. Hesaplanan ve ölçülen doz dağılım görüntüleriyle yapılan gama analizleri sonucu, tüm planlarda (Epiqa 99,4 ± 1,0, Portal Dosimetry 97,6 ± 2,4, p<0,001) ve baş boyun planlarında (Epiqa 99,3 ± 0,9, Portal Dosimetry 98 ± 2,0, p<0,001) değerler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Baş boyun planları, diğer planlarla karşılaştırıldığında Epiqa yazılımında ideale daha yakın sonuçlar verdiği görülmüştür. Tüm planlarda iki algoritmanın verdiği sonuçların ortalama değerleri arasındaki fark %2'dir. Kalite kontrol sonuçlarının geçerliliğinebakıldığında iki yöntem de yoğunluk ayarlı tedavi planlaması KK'nde kullanılabilir.Anahtar Sözcükler: Gama analizi, GLAaS, PDIP, YAAT, YART
IMRT ve konformal radyoterapi uygulanan meme kanseri radyoterapi uygulamalarında doz dağılımının film dozimetresi ile belirlenmesi
Meme kanserinde radyoterapi planlaması, hedefin akciğer ve kalbi saran, büyük-konkav yapıda olması, akciğer ? meme dansite farkı ve solunum hareketleri nedeniyle zordur. Hedefte homojen doz ve hedef - risk altındaki organlar arasında keskin doz gradienti elde etmek zordur. Bu deneysel çalışma, 3B konformal radyoterapi (3BKRT), Field in Field (FinF) ve yoğunluk ayarlı radyoterapide (IMRT) planlanan dozun doğru bir şekilde uygulandığını, planlanan-ölçülen doz farkını karşılaştırarak araştırmıştır. Bu çalışma için bolus materyalinden meme şeklinde fantom (MŞF) oluşturularak, Alderson rando fantom üzerine yerleştirilmiştir. MŞF'nın izomerkezden geçen sagital-transvers düzlemlerine Gafchromic EBT2 filmler yerleştirilmiş ve planlama amaçlı bilgisayarlı tomografi çekilerek, üç teknik için planlama yapılmış ve her plan ışınlanmıştır. Uygulanan tekniklerde planlanan-ölçülen doz farkı en yüksek %4.5 ile FinF tekniğinde, en az %0.05 ile IMRT tekniğinde bulunmuştur. Farkların %66.6'sında ölçülen planlanandan yüksek, ancak bütün farkların %93'ünde fark %3'ün altında bulundu. En az fark izomerkezden geçen x-y eksenleri boyunca görülürken, izomerkezden uzaklaştıkça fark artmaktaydı. Eksenlerle farklar arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. TPS(tedavi planlama sistemi) en iyi IMRT için olmak üzere doz dağılımını yeterli şekilde modelleyebilmiştir. Bu sonuç, 3DKRT ve FinF'e göre IMRT'de ışın boyunca akciğer segmenti uzunluğunun daha kısa olmasıyla ilişkili olabilir.
Yoğun bakım ortamında gürültüye neden olan faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışma yoğun bakım ortamında gürültüye neden olan faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı.Araştırma kapsamına 10.05.2012-10.07.2012 tarihleri arasında özel bir sağlık kurumunun Maslak Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi'nde açık kalp ameliyatı olan, olasılıksız örnekleme yöntemi ile seçilen 18 yaş üzeri 50 hasta dahil edildi. Veriler, ?Yoğun Bakım Ortamında Gürültüye Neden Olan Faktörlerin Belirlenmesi? Veri Toplama Formu ve ses şiddeti kayıt formu aracılığı ile yüz yüze görüşme ve gözlem yöntemiyle toplandı. Gürültü şiddeti 30-130 dB aralığındaki sesleri algılayan bir cihaz ile ölçüldü.Hastaların %86'sı yoğun bakım ortamının gürültülü olduğunu ifade etti. Günlük ortalama gürültü şiddeti 67.42, gece 64.76, gündüz 70.08 dB olarak belirlendi. Gürültü yakınmalarının başında monitör alarmlarının geldiği (%72; 36 hasta), bu nedenle ortaya çıkan gürültü şiddetinin 101.7 dB olduğu belirlendi. Diğer gürültü nedenleri arasında sırasıyla kapı ve telefon sesleri, intravenöz pump sesleri ve çalışanların sesleri yer aldı. Gürültünün hastaların uyku alışkanlığını değiştirdiği görüldü.Sonuç olarak; bu araştırmada yoğun bakımda gürültü gerçeğinin süregeldiği ve en önemli sorumlunun monitör alarmları olduğu, gürültünün hastaların uyku düzenini bozduğu belirlendi. Bu sonuçlara dayanarak monitör alarmlarının sadece ilgili çalışan tarafından duyulabileceği teknolojilerin geliştirilmesi, telefonların sadece sağlık profesyonelleri tarafından duyulabileceği şekilde tasarlanması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım ortamı, gürültü, kritik hasta bakımı, teknoloji, uyku
Ameliyathanede aktif ısıtmanın vücut sıcaklığı değişimine etkisi
Cerrahi hastaları; ameliyathane ortamı, cerrahi ve anestezinin etkileri nedeniyle hipotermi riski altında olduğu, bu hastalarda % 50-90 oranında hipotermi gelişebildiği bilinmektedir. Araştırma, ameliyat öncesi aktif ısıtmanın vücut sıcaklığı değişimine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. 18 yaş ve üzeri, genel anestezi uygulanan, ASA skoru I-III olan ve batın ile ilgili bir cerrahi işlem geçiren hastalarla randomize kontrollü olarak yapılan bu araştırmada deney grubuna 30, kontrol grubuna 40 hasta dahil edildi. Deney grubundakilere rutin protokolün dışında, indüksiyon öncesi 15 dk. aktif sııtma uygulandı ve vücut sıcaklıkları timpanik ateş ölçer ile izlendi. Hastaların bireysel ve hastalık özellikleri ve cerrahi süreç ile ilgili bilgiler kaydedildi. Aktif ön-ısıtma uygulanan grupta indüksiyon başlangıcındaki vücut sıcaklık ortalamasının anlamlı olarak yükseldiği, indüksiyondan sonra 75. dakikada 36 derecenin altına düşmeye başladığı, indüksiyondan sonra 3. saate kadar 35 derecenin üzerinde kaldığı belirlendi. Ameliyat sonunda deney ve kontrol grubunda vücut sıcaklığı ortalaması 35,17 ; 34,28, ısı kaybı -1,59 ; -2,04 ve aradaki farkın istatistiksel olarak anamlı olduğu bulundu. Derlenme ünitesinde kontrol grubundaki hastaların %86,7 sinin, deney grubundakilerin ise sadece % 40 ının vcut sıcaklığının 35 derecenin altında olduğu, 15 dakikadan itibaren 35 derecenin üzerine çıktığı belirlendi. Sonuç olarak aktif ısıtmanın etkili olduğu düşünülmekte olup, ameliyat öncesi aktif ısıtmaya uygulamada yer verilmesi önerilmektedir.