
194
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Belemedik Tabiat Parkı ve çevresinin kültürel peyzaj çerçevesinde değerlendirilmesi
Günümüzde peyzaj tanımı içerisinde ayrışan "kültürel peyzaj" hem kültürel hem de doğal mirasın aynı alanda belirli bir tarihi süreç içerisinde etkileşmesiyle oluşan bir kavramdır. Dünyada 20. yüzyılda akademik bir terim olarak kabul edilen "kültürel peyzaj" Türkiye'de ağırlıkla son yirmi yıldır tartışılmaktadır. Kültürel peyzaj çalışmalarının yapılması bu değerlerin geleceğe aktarılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışma kapsamında kültürel peyzaj olarak önem arz ettiği düşünülen, Tarım ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce korunan alan olarak ilan edilmiş, Adana-Pozantı Belemedik Tabiat Parkı ve çevresi ele alınmıştır. Alan içerisinde farklı noktalarda, yapımına 1903 yılında başlanmış Berlin-Bağdat demiryolu yapım sürecinde Alman yüklenici firma tarafından inşa edilmiş ve bugün metruk durumda olan yapılarla birlikte tüneller, Alman Mezarlığı, Varda Viyadüğü, Hacıkırı Gar Yapısı ve şu an kullanımda olmayan Belemedik gar yapısı bulunmaktadır. Ayrıca Berlin-Bağdat Demiryolu projesi için bölgeye getirilen tahtacılar günümüze kadar özgün kültürlerini devam ettirmektedir. Çalışmanın amacı doğal ve somut-somut olmayan kültürel miras öğelerinin kültürel peyzaj çerçevesinde bütüncül olarak ele alınmasıdır. Çalışma tarihi fotoğraflar, geçmiş yıllara ait hava fotoğrafları ve arşiv belgeleri irdelenerek anket çalışması, paydaş mülakatları ve GZFT analizi ile değerlendirilmiş sonuç ve öneriler ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: kültürel peyzaj, tabiat parkları, demiryolu mirası, alan koruma, Belemedik
Farklı ekstraksiyon yöntemleri ile elde edilen mısır özü yağının kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında; mısır özünden (ruşeym) soğuk presyon ve çözgen ekstraksiyon yöntemleri ile mısır özü yağı üretilmiş ve üretilen mısır özü yağlarında ham yağ verimi yanısıra yağ asidi kompozisyonu, tridliserit bileşimi, sterol ve tokofrol içerikleri belirlenmiştir. Ayrıca, ham mısır özü yağının üretiminde kulanılan yöntemlere göre (soğuk presyon, çözgen ekstraksiyon) elde edilen mısır özü yağlarının özellikleri birbirleriyle kıyaslanmıştır. Mısır özü yağı üretiminde kullanılan ruşeymlerin (öz, emriyo) nem içeriğinin ortalama %6.3, ham protein değerinin ortalama %20.12 ve ham yağ veriminin ise çözgen ekstraksiyonunda %31.29, soğuk presyon yönteminde %25.72 olduğu belirlenmiştir. Mısır özü yağlarının kırılma indisi değerlerinin 1.4662-1.4664 ve çözgen ekstraksiyon ve soğuk presyon yöntemiyle elde edilen yağların hesaplanmış iyot sayısı değerlerinin sırasıyla ortalama 122.61 ve 123.58 olduğu ve başlıca yağ asitlerinin linoleik asit, oleik asit ve palmitik asit olduğu ve sırasıyla ortalama %51.22-51.80, %31.67-31.97 ve %12.43-12.52 arasında değiştiği tespit edilmiştir. Mısır özü yağlarının başlıca gliserid yapılarının sırasıyla OLL (%21.05-21.28), LLL (%16.46-16.66), OOL+LnPP (%14.26-14.33) ve PLL (%13.76-13.84) olduğu saptanmıştır. Çözgen ekstraksiyonu ve soğuk pres mısır özü yağlarının ECN42teorik değerlerinin sırasıyla 14.29 ve 14.32 olduğu görülmüştür. Soğuk presyon ve ekstraksiyon yöntemi ile elde edilen mısır özü yağlarındaki başlıca sterollerin ise β-sitosterol, campesterol, stigmasterol ve sitostanol olduğu ve sırasıyla yaklaşık %65, %20, %6 ve %4 olduğu belirlenmiştir.
Mısır nişastasından enzimatik yöntemle prebiyotik bir ürün olan izomaltooligosakkarit üretimi
Bu çalışmada, bir prebiyotik ürün olan izomaltooligosakkaritin farklı hammadde maltoz şurupları ve farklı beta amilaz ve transgluosidaz enzim dozajları kullanılarak laboratuvar ölçeğinde üretimi amaçlanmıştır. Hammadde %maltoz içeriği, beta amilaz enzim dozajları ve transglukosidaz enzim dozajları gibi parametrelerin elde edilen izomaltooligosakkarit şurubunun IMO fraksiyonları ve toplam IMO yüzdesine etkileri incelenmiştir. HPLC analizi ile her reaksiyon sonucunda elde edilen izomaltooligosakkarit şurubunun IMO fraksiyon dağılımları incelenmiştir. Elde edilen IMO profilinin ticari ürünlere uygunluğu göz önüne alınarak üretim şartları belirlenmiştir. En yüksek toplam IMO içeriği %61.1 olarak elde edilmiştir. Bu çıktıya karşılık gelen reaksiyon şartları; %80 hammadde maltoz değeri, 1.4 kg/TDS beta amilaz enzim dozajı ve 0.70 kg/TDS transglukosidaz enzim dozajıdır. Ek olarak reaksiyon, sıcaklık 61°C, pH 4.5 şartlarında 24 saat süre ile gerçekleştirilmiştir.
Kozan yerli portakalının olgunlaşması süresince aroma maddeleri ve bazı enzim aktivitelerindeki değişimlerin belirlenmesi
Bu çalışmada Akdeniz Bölgesi'nin önemli portakal çeşitlerinden biri olan Kozan Yerli portakal çeşidinde; yeşil, yeşil-sarı ve sarı olgunluk dönemlerindeki aroma profili belirlenmiş, bu olgunluk dönemlerinde β-glikozidaz ve alkol dehidrogenaz enzimlerinin spesifik aktiviteleri hesaplanarak serbest aroma maddeleri ile ilişkisi saptanmıştır. Kozan Yerli portakal suyu örneklerinde HS-SPME/GC-MS yöntemi ile ile 3 farklı olgunluk döneminde 14 monoterpen, 9 seskiterpen, 25 aromatik hidrokarbon, 10 aldehit, 2 yüksek alkol, 3 keton, 8 fenol bileşiği, 1 uçucu asit olmak üzere toplam 73 uçucu aroma bileşeni tespit edilmiştir. Sarı portakallardaki toplam uçucu aroma maddesi miktarının, yeşil portakallardaki toplam uçucu madde miktarının 3,5 katına ulaştığı belirlenmiştir. Son olgunluk döneminin en baskın serbest aroma bileşenleri l- limonen, valensen, α terpinolen, beta osimen, beta fellandren olarak kaydedilmiştir. β-glikozidaz ve alkol dehidrogenaz enzimleri spesifik aktivite değerleri yeşil portakal örneklerinde en yüksek iken; yeşil- sarı portakal örneklerinde büyük oranda azalmış, sarı portakal örneklerinde ise kısmi azalış göstererek en düşük düzeye ulaşmıştır.Olgunlaşma dönemleri süresince bu enzimlerin tanımlanan uçucu aroma maddeleri miktarının artışına belirgin bir katkıda bulunmadığı olasıdır.
Human activity recognition using deep convolutional neural network
Human activity recognition problems involve the processes of recording and analyzing a person's daily life to identify people's behavioral patterns. Various methods such as Video-Based activity recognition and Sensor-Based activity recognition have been developed to collect activity data. Studies have been carried out by recording activities such as walking, sitting, running, jumping, climbing stairs, climbing stairs by means of depth sensors, wearable (portable) devices, and RGB cameras. Systems have been developed especially in the fields of health, the internet of things, smart cities, transportation, and security with activity recognition. Activity-sensitive approaches have been developed for security monitoring and threat detection through activity recognition. By monitoring activity-based anomalies, potential threats can be identified, and appropriate precautions can be taken. Data collection has become extremely easy because of accelerometer, gyroscope, magnetometer sensors found in almost any smart device. Deep learning methods such as ANN, CNN, RNN, and LSTM are used to classify the obtained data. In our research, we mainly focused on sensor-based activity recognition. Classification tasks were done using 1-D Convolution Neural Network feeding the raw data from the UCI-HAR dataset using accelerometer and gyroscope data. Raw data filtered using Median Filter. We didn't apply any mathematical or statistical feature extraction methods to the data. For the experimental results, we implemented 6, 7, and 12 classes activity recognition, and achieved accuracies of 96.95%, 95.03%, and 93.08%, respectively.
Farklı andız pekmezi üretim yöntemlerinin fenolik bileşikler ve bazı kalite parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada Juniperus drupacea Labill. meyvesinden elde edilen ekstrakt (şıra) ve üç farklı üretim tekniği ile üretilmiş (vakum evaporasyon (Vak), geleneksel yöntem (AKLab) ve piyasadan alınmış (AKTic)) pekmez örneklerinin HMF içeriği, fenolik bileşikleri, antioksidan etkileri ve diğer kalite parametreleri karşılaştırmalı olarak araştırılmıştır. Fenolik bileşikler yüksek performanslı sıvı kromatografisine bağlı elektrosprey izolasyon kütle spektrometresi (LC-DAD-ESI-MS/MS) kullanılarak belirlenmiştir. Analiz sonucunda toplamda 22 adet fenolik bileşik tanımlanmış ve miktarları belirlenmiştir. Belirlenen bileşikler arasında flavonoid bileşiklerden amentoflavon bileşiğinin piyasadan alınan (AKTic) örnekte, fenolik asit olan gallik asidin açık kazan yöntemi ile laboratuvarda üretilen örnekte (AKLab), flavonoid bileşiklerden izoramnetin-hekzosidin vakum evaporasyon yöntemi ile üretilen (Vak) örneğinde ve flavonoid bileşiklerden izoramnetin-hekzosit ile fenolik asit olan vanilik asidin ise şıra örneğinde baskın olduğu saptanmıştır. Örneklerin antioksidan potansiyelleri ABTS ve DPPH metodları kullanılarak ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Antioksidan analiz sonucunda AKTic pekmezinin daha yüksek antioksidan kapasiteye sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca, en düşük HMF değerine ve en yüksek protein içeriğine sahip olan andız pekmezinin Vak olduğu saptanmıştır. Yapılan duyusal değerlendirmelerde AKTic örnekleri görünüş, viskozite, pişmiş tat ve burukluk açısından en beğenilen pekmez olduğu değerlendirilmiştir. Koku ve lezzet açısından değerlendirildiğinde ise Vak ve AKLab pekmezlerinin benzer puan alarak en beğenilen pekmez oldukları belirtilmiştir.
Bazı ekmeklik ve makarnalık buğdayların bulgura işlenmeleri ile ortaya çıkan fiziksel ve kimyasal özelliklerinin
Bu çalışmada dört farklı makarnalık buğday çeşidinden (Eker, Ayzer, Günberi, Karakılçık) ve altı farklı ekmeklik buğday (Pandas, Osmaniyem, Gemini, Ekinoks, Gökkan, Candaş) çeşidinden bulgur üretilmiş ve bulgurların fiziksel ve kimyasal özellikleri belirlenmiştir. Bulgur üretiminin temel aşamaları, ön temizleme, pişirme, kurutma, tavlama, kabuk soyma, kırma ve sınıflandırma işlemleridir. Bulgur üretimi sırasında buğday çeşitlerinde meydana gelen besin değerleri değişimi de incelenmiştir. Buğdaylarda ve bulgur üretim aşamalarında, nem, kül, camsılık, protein, nişasta, renk, β-glukan, suya geçen madde, pişme süresi, jelatinleşme analizleri yapılmıştır. Bu analizlerin yanı sıra bazı fonksiyonel özellikleri de incelenmiştir. Belirlenen fonsiyonel özellikler toplam fenolik madde ve toplam antioksidan aktivite analizleridir. Toplam antioksidan aktivite analizleri ABTS (2,2-Azino-bis 3-etilbenzotiyazolin-6-sülfonik asit) ve DPPH (2,2 Diphenyl 1-picrylhydrazyl) yöntemi kullanılrak yapılmıştır. Son ürün bulgurda verim ve elek analizi de yapılmıştır. Buğdayda camsılık oranı %32-92 arasında, β-glukan miktarı %0.23-0.58 arasında hesaplanmıştır. Buğday ve bulgurda sırasıyla, kül miktarı %1.28-1.68, %1.11-1.92 arasında, protein miktarı %11.24-16.56, %10.44-16.28 arasında, nişasta miktarı %63.07-69.28, %61.24-65.10 arasında, toplam fenolik madde miktarı 678.66–1127.40 µg/g (GAE), 210.11-420.36 µg/g (GAE) arasında, DPPH metodu ile toplam antioksidan aktivitesi %8.58–11.70, %7.28-10.05 arasında, ABTS metodu ile toplam antioksidan miktarı 167.14–289.33 µmol TE/g, 74.42–134.84 µmol TE/g arasında olduğu belirlenmiştir. Buğdaydan bulgur üretimi sırasında suya geçen madde miktarı %3.40-5.77 arasında, tamamen jelatinleşme süresi 40-50 dakika arasında olduğu belirlenmiştir. Bulgur ile ilgili verilere baktığımızda da toplam bulgur veriminin %90.03–86.57 arasında, toplam pilavlık bulgur veriminin %63.41–49.62 arasında ve toplam köftelik bulgur veriminin %37.38-25.36 arasında olduğu belirlenmiştir. Buğday ve bulgurda renk değerlerine baktığımızda, L* değerleri 51.25-60.30, 52.80-65.84 arasında, a* değerleri 7.73-10.35, 4.72-6.59 arasında, b* değerleri 21.87-28.40, 11.32-24.60 arasında, c* değerleri 23.6-29.8, 12.75-25.43 arasında, h değeri 67.51-72.94, 62.02-76.72 arasında ölçülmüştür. Buğdayın kalitesini etkileyen en önemli sebeplerin buğdayın genotipi, yetiştirildiği bölge, toprak verimliliği ve iklim koşulları olduğu bilinmektedir. Buna bağlı olarak makarnalık ve ekmeklik buğdaylardan elde edilen bulgurun da kalite özellikleri ve bileşenleri farklılık göstermiştir.
Şeftali (Prunus persica) meyvesinden biyoaktif bileşiklerin özütlenmesi ve özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Şeftali (Prunus persica) meyvesinin LC-MS/MS ile fenolik bileşikleri, toplam fenol miktarı, toplam antioksidan miktarı, diyabette anahtar konumda olan α-glikozidaz ve α-amilaz üzerine inhibisyon etkisi ve antibakteriyel aktivitesi gibi biyoaktif özellikleri incelenmiştir. Fenol bileşiklerinin LC-MS/MS ile belirlenmesinde, metanol ve etanol kullanılarak elde edilen özütler arasında etanol özütünün en yüksek toplam fenolik içeriğe sahip olduğu belirlenmiştir. İncelenen metanol ve etanol özütlerinde en bol bulunan fenolik asitin kuinik asit olduğu tespit edilmiştir. Kuinik asit bakımından etanol özütünün (126.26 ± 0.047 mg / g), metanol özütünden (55.00 ± 0.020 mg / g) oldukça zengin olduğu bulunmuştur. Metanol, etanol ve hekzan kullanılarak elde edilen özütlerin toplam fenol miktarı gallik asite eşdeğer olarak 0.85-105.1 mg/g arasında değişirken, en yüksek toplam fenolik madde etanollü özütte bulunmuştur. Meyve özütlerinin antioksidan kapasiteleri, DPPH yöntemine göre serbest radikal giderici etkisi 0.72-66.5 mM TE/g özüt arasında değişirken, FRAP yönteminde indirgeme gücü kapasitesi 0.49-54.1 mM TE/g özüt arasında değişmiştir. En güçlü antioksidan etki FRAP ve DPPH yöntemine göre etanolde bulunmuştur. α-glikozidaz inhibisyonu IC50 cinsinden 2.65-4.24 mg/mL arasında farklılık gösterirken, α-amilaz inhibisyonu ise IC50: 1.45-3.52 mg/mL arasında değişmiştir. α-glikozidaz ve α-amilazı inhibe etmede etanollü özüt en etkili bulunmuş olup değerler sırasıyla 4.24 mg/mL ve 3.52 mg/mL tespit edilmiştir. Şeftali meyve özütlerinden metanol ve etanol ile edilen özüt Escherichia coli'ye karşı sırasıyla 10.7±0.55 mm ve 14.9±0.25 mm düzeylerinde antibakteriyel etki gösterirken, Staphylococcus aureus'a karşı sırasıyla 12.7±0.66 mm ve 18.8±0.87 mm olmuştur.
Anamur muzunun (Musa cavendishii) antidiabetik ve antioksidatif özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Muz (Musa cavendishii) meyvesinin LC-MS/MS ile fenolik bileşikleri, toplam fenolik bileşik miktarı, toplam antioksidan miktarı , diyabette anahtar konumda olan α-glikozidaz ve α-amilaz üzerine inhibisyon etkisi ve antibakteriyel aktivitesi gibi biyoaktif özellikleri incelenmiştir. Metanol ve etanol kullanılarak elde edilen özütlerden incelenen özütler arasında metanol özütünün en yüksek toplam fenolik içeriğe sahip olduğu belirlenmiştir. İncelenen metanol ve etanol özütlerinde en fazla bulunan fenolik asit kuinik asittir. Kuinik asit bakımında metanollü özütün (6.51 ± 0.002 mg / g), etanollü özütten (4,54 ± 0,001 mg / g) daha zengin olduğu bulunmuştur. Metanol özütünün (0.23 ± 0.000 mg / g) akonitik asit içeriğinin, etanollü özütten (0.008 ± 0.000 mg / g) çok daha yüksek olduğu saptanmıştır. Amentoflavon için, metanol özütündeki içeriği (0.006 ± 0.000 mg / g), etanol özütüne (0.004 ± 0.000) kıyasla nispeten daha zengin olduğu tespit edilmiştir. Metanol özütü ayrıca hesperidin (0.015 ± 0.000 mg / g) içermektedir fakat bu bileşik etanol özütünde saptanmamıştır. Metanol, etanol ve hekzan kullanılarak elde edilen özütlerin toplam fenolik bileşik miktarları gallik asite eşdeğer olarak 0.33 – 2.12 mg/g arasında değişirken, en yüksek toplam fenolik bileşik metanollü özütte bulunmuştur. Meyve özütlerinin antioksidan kapasiteleri, DPPH yöntemine göre serbest radikal giderici etkisi 0.64-4.84 mM TE/ g özüt arasında değişirken, FRAP yönteminde indirgeme gücü kapasitesi 0.98- 6.32 mM TE/ g özüt arasında değişmiştir. En güçlü antioksidan etki her iki yöntemde de metanollü özütte gözlenmiştir. α-glikozidaz inhibisyonu IC50 cinsinden 5.45-7.45 mg/mL arasında farklılık gösterirken, α-amilaz inhibisyonu ise IC50: 9.70-13.2 mg/mL arasında değişmiştir. α-glikozidaz ve α-amilazı inhibe etmede metanollü özüt en etkili bulunmuş olup değerler sırasıyla 5.45 mg/mL ve 9.70 mg/mL tespit edilmiştir. Muz meyve özütlerinden metanol ve etanol ile edilen özüt Escherichia coli'ye karşı sırasıyla 12.73±0.35 mm ve 9.87±0.30 mm düzeylerinde antibakteriyel etki gösterirken, Staphylococcus aureus'a karşı sırasıyla 3.87±0.25 mm ve 2.43±0.21 mm olmuştur.
Tarihi askeri yapıların yeniden işlevlendirilmesi: Malatya askeri depo örneği
İnsanlar var olduklarından beri, somut olan nesnelerini ya da soyut olan değerlerini koruyarak nesilden nesile aktarma içgüdüsü taşımışlardır. Yerleşik hayata geçildikten sonra ise, anıtsal yapılara atfedilen değerlerin daha fazla önem arz etmesi nedeniyle, mimari koruma anlayışı oluşmaya başlamıştır. Koruma yaklaşımları, 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren bilimsel temele dayandırılmıştır ve bunları daha geniş toplumlara yaymak üzere uluslararası tüzükler kabul edilmiştir. Günümüze kadar kabul edilmiş tarihi yapıları koruma ile ilgili uluslararası tüzükler ve bilimsel çalışmalarda; yapıların kullanılır olmasının, korunmaları bakımından önemi vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, fiziksel ömrünü tamamlamamış ancak işlevsel ömrünü tamamlamış veya çeşitli nedenlerle atıl kalmış tarihi yapılara yeniden işlev vererek korunmalarını sağlamak mümkündür. Bu yapıları yeniden işlevlendirerek korumak; bulundukları çevreye fiziksel, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan faydalıdır. Koruma çalışmalarında fiziksel, fonksiyonel, sosyo-kültürel, ekonomik, çevresel nedenler ve yasal değişimler incelenerek binaya uygun işlev verilmelidir. Uygun işlev seçimi ile tarihi yapılar yeniden işlevlendirilerek sürdürülebilirlik çerçevesinde kente yeniden kazandırılmaktadır. Tarihi binalar içerisinde, savunma ve askeri amaçlarla inşa edilenler, tarih içinde tanıklık ettikleri olaylar ve mimari özellikleri bakımından korunması gerekli kültür varlıkları olarak kabul edilmektedir. İnsanoğlu doğal tehditlere karşı hayatta kalmak ve düşmanlarından korunabilmek için çeşitli binalar inşa etmiştir. Zaman içerisinde artan nüfus ve savaşların ortaya çıkması ile savunma sistemleri kurmak önem kazanmış ve daha büyük ölçekte askeri savunma yapıları tasarlanmıştır. 17.yüzyıldan önce surlarla çevrili kale-kent kurgusu oluşturulurken, 19. yüzyılda tabyalar ile savunma sağlanmıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısında ise tabyaların yetersiz kalması ile toprak altına gizlenen bonetler yapılmıştır. Genellikle depo, cephanelik ve mühimmat gibi işlevlerde kullanılan bonetler savunma esas alınarak inşa edildiği için, tasarımlarında estetik özellikler öne çıkmamıştır. 21. yüzyılda ise, teknolojinin gelişmesi başta olmak üzere, birçok nedenle askeri yapılar işlevlerini devam ettirememektedir. Farklı tipolojilere sahip, tarihi birçok savaşa tanıklık eden ve savunma amaçlı kullanılan bu yapıları yeniden işlevlendirmek, tarihi bilinç, kimlik kazanımı, süreklilik duygusu ve kültürel çeşitliliğe saygı gibi değerleri koruma adına önem arz etmektedir. Dünya'da ve Türkiye'de bu bilinç ile birçok askeri yapı yeniden işlevlendirilerek kent kültürüne kazandırılmıştır. Tez kapsamında, Malatya ilinde yer alan ve 2. Dünya Savaşı sırasında inşa edilmiş olan 28 adet Malatya Askeri Depoları incelenmiştir. Bu depolar 1940'lı yıllarda askeri hizmetlerde kullanılmak üzere Milli Savunma Bakanlığı'na tahsisli iken, günümüzde Doğa Koruma Milli Parklar 15. Bölge Müdürlüğü (DKMP)'ne tahsis edilmiştir ve tescillidir. Savunma ve mühimmat deposu işlevine hizmet etmesi için inşa edilmişlerdir ve üstleri toprakla örtülüdür. 3 adet depo DKMP tarafından depo olarak kullanılmakta olup 25 adet depo atıl halde durmaktadır. Daha önce Malatya Askeri Depoları'yla ilgili bilimsel bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada söz konusu depoların, ilgili kurum ve kuruluşlarla görüşülerek araştırmaları yapılmıştır. Ardından mevcut durumları belgelenerek özgün durumlarına yönelik restitüsyon çalışmaları yapılmıştır. Elde edilen veriler ışığında yeni işlev verilerek restorasyon projeleri hazırlanmıştır. Bu bağlamda tez çalışması; yeniden işlevlendirilen Malatya Askeri Depoları'nın, tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi ile ilgili uluslararası yapılan yasal düzenlemelerin ortak amaçlarına uygunluğu değerlendirilerek kent yaşamına kazandırılmaları ve sürdürülebilir korunmaları için önerilerle sonuçlandırılmıştır.