
73
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Normal Doğum Eyleminde Dikey Pozisyonların Kullanılması Konusunda Ebelerin Görüş ve Uygulamaları
Normal doğum eyleminde dikey pozisyonların kullanılması konusunda ebelerin görüş ve uygulamalarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılan araştırmaya, Muğla İl Sağlık Müdürlüğü?ne bağlı dokuz devlet hastanesinin doğum salonunda çalışan ve evreni oluşturan 89 ebe dahil edilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile Eylül-Kasım 2011 tarihlerinde ebelerin öz bildirimlerine göre toplanmıştır. Veriler, Ki-Kare, Fisher Kesin Ki-Kare ve Kruskall Wallis-H analizleri ile değerlendirilmiştir. Ebelerin yaş ortalaması 37,9±5,074?tür ve %67,4?ü ön lisans mezunu, %83,1?i evli ve %60,7?si 1-10 yıldır doğum salonunda çalışmaktadır. Ebelerin %58,4?ü travayda aynı anda bir-iki gebe izlemekte ve normal doğumların %88,8?ini kendileri yaptırmakta, uygulamalarında sıklıkla hekim tavsiyelerinden (%78,7) yararlanmaktadırlar. Ebelerin %40,4?ü doğum eyleminin I., %14,6?sı II. evresinde kullanılan dikey pozisyonları bilmektedir ve %96,6?sı dikey pozisyonların kullanımı konusunda eğitim almamıştır. Ebelerin %85,4?ü I. evrede gebelere serbest hareket etme özgürlüğü verilmesi gerektiğini, %75,3?ü serbest pozisyona izin verdiğini, %67,5?i olumlu etkisi olduğunu; II. evrede ise %71,9?u gebelere serbest hareket etme özgürlüğü verilmemesi gerektiğini veya bilmediğini ve %86,5?i serbest pozisyona izin vermediğini belirtmişlerdir. Ebelerin tamamı I. evrede dikey pozisyonları uygun bulmakta ve kullanmakta, II. evrede ise %95,5?i uygun bulmakta ve %82?si kullanmaktadır. Ebelerin tümü doğumları litotomi pozisyonunda yaptırmakta ve uygun bulmaktadırlar. Birinci evrede ebelerin %92,1?i dikey pozisyonların kullanımını desteklemekte, %64?ü doğum salonlarını uygun bulmakta, buna karşın II. evrede %70,8?i dikey pozisyonların kullanımını desteklememekte, %95,5?i doğum salonlarını uygun bulmamakta ve %81,7?si doğum salonlarının fiziki koşullarının düzeltilmesini istemektedir. İkinci evrede dikey pozisyonların uygun bulunmasını doğum şekline karar veren kişi, kullanılmasını ise ebelerin çalıştıkları birimde uygulanan doğum şekli, ebelerin gebelere serbest hareket etme, yürüme özgürlüğü verilmesini isteme ve izin verme durumu ile I. evrede dikey pozisyonlar hakkında bilgi sahibi olma durumu etkilemiştir (p<0,05). Sonuç olarak; doğumun I. ve II. evresinde kullanılan dikey pozisyonların bazılarını ebelerin bildikleri ve eğitim almak istedikleri, dikey pozisyonları II. evreden çok I. evre için uygun buldukları ve kullandıkları, tümünün doğumlar için litotomi pozisyonunu uygun bulduğu ve kullandığı, doğumda dikey pozisyonların kullanımı ile ilgili olumlu görüşe sahip olmakla ve kullanımını desteklemekle birlikte, dikey pozisyonların kullanılması için doğum salonlarının koşullarını uygun bulmadıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler; Doğum eylemi, dikey pozisyonlar, ebe, görüş ve uygulamalar.
Doğum sonrası dönemdeki kadınların cinsel problemlerinin çözümünde plıssıt modelin etkinliği
Bu çalışma doğum sonrası dönemdeki kadınların cinsel sorunlarının çözümünde PLISSIT modelin etkinliğini değerlendirmek amacıyla ön test-son test kontrol gruplu düzende yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Antalya Kepez 17 Nolu Aile Sağlığı Merkezi ve 18 Nolu Kültür Aile Sağlığı Merkezi?ne bağlı bölgelerde yaşayan, doğum sonrası 3-12 ay arasında bulunan 640 kadın arasından sistematik örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 123 (çalışma=61; kontrol=62) kişi oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen ve iki bölümden oluşan kişisel bilgi formu, doğum ve doğum sonrası cinsel yaşama ilişkin bilgi formu, ACYÖ-KF (Arizona Sexual Experiences Scale) ve CYKÖ-KF (Sexual Quality of Life Questionnaire) kullanılmıştır. Her iki gruptaki kadınlara ilk ev ziyaretinde kişisel bilgi formu, doğum ve doğum sonrası cinsel yaşama ilişkin bilgi formu, ACYÖ-KF ve CYKÖ-KF uygulanmıştır. Bu ziyarette çalışma grubundaki kadınlara kontrol grubundakilerden farklı olarak üç oturumda PLISSIT model girişim planı uygulanarak cinsel problemler tespit edilip, çözümlenmeye çalışılmıştır. İlk ev ziyaretinden 1 ay sonra ikinci ev ziyareti gerçekleştirilmiş ve her iki gruba da ACYÖ-KF ve CYKÖ-KF uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 18 istatistiksel analiz programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde t-testi, ki-kare testi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon Signed Ranks testi kullanılmıştır. PLISSIT Model girişim planı uygulama öncesi dönemde, istatistiksel olarak benzer şekilde, çalışma grubundaki kadınların %77,0?ının ve kontrol grubundakilerin %71,0?ının ACYÖ-KF?na göre 12 puan ve üzerinde olduğu ve cinsel problem yaşadıkları belirlenmiştir. PLISSIT Model girişim planı uygulama sonrasında ise, ACYÖ-KF?na göre çalışma grubundaki kadınların (%60,7) kontrol grubundakilere göre (%77,4) daha az oranda cinsel problem yaşadıkları ve yapılan istatistiksel değerlendirmede de bu farkın anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, doğum sonrası dönemdeki kadınların cinsel problemlerinin çözümünde PLISSIT model girişim planının uygulanması ile cinsel problemlerin azaldığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Doğum sonrası dönem, cinsel problemler, PLISSIT model, hemşire, hemşirelik bakımı.
İnfertilite sorunu yaşayan çiftlerde cinsel işlev durumu ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Durumu ve Yaşam Kalitesinin İncelenmesi. Bu araştırma infertilite sorunu yaşayan çiftlerde infertilitenin, cinsel işlev durumu ve yaşam kaliteleri üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini olasılıksız örnekleme yöntemi ile Adnan Menderes Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği ve Üroloji Polikliniği?ne 07.06.2011-31.01.2012 tarihleri arasında başvuran 52 kadın ve 55 erkekten oluşturmuştur. Veriler literatür taranarak geliştirilen soru formu, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği, WHOQOL-BREF Yaşam kalitesi ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson korelasyon testi, T testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan infertil kadınların yaş ortalaması 28,21?6,45, infertil erkeklerin yaş ortalaması 32,3?5,96 olarak bulunmuştur. İnfertil kadınların çocuk sahibi olamama süreleri ortalama 4,69?5,41 yıl, herhangi bir tıbbi tedavi alma süreleri 2,21?1,70 yıl olarak belirlenmiştir. İnfertil erkeklerin çocuk sahibi olamama süreleri ortalama 4,81?5,34 yıl, infertiliteye bağlı herhangi bir tıbbi tedavi alma süreleri ortalama 2,38?1,82 yıl olarak belirlenmiştir. İnfertil kadınların %38,5'i infertilite nedeninin bilinmediğini, %28,8'i infertilitenin kendilerinden kaynaklandığını belirtmiştir. İnfertil erkeklerin %34,5'i infertilite nedeninin kendilerinden kaynaklandığını, %30,9'u infertilite nedeninin bilinmediğini belirtmiştir İnfertil kadın ve erkeklerin cinsel işlev durumu ve yaşam kalitesi puanlarına bakıldığında infertil kadınların %82,7'sinde, infertil erkeklerin ise %49,1'inde cinsel işlev bozukluğu görülmektedir İnfertil kadınların cinsel işlev durumu infertil erkeklere göre daha düşük olarak belirlenmiştir. İnfertil kadınların ACYÖ puanı ile erkeklerin ACYÖ puanları arasındaki fark (p<0,05) anlamlı bulunmaktadır. İnfertil kadınların yaşam kalitesi puanı ile erkeklerin yaşam kalitesi puanı arasındaki fark (p>0,05) anlamlı bulunmamıştır. İnfertil kadınların yaşam kalitesi puanı infertil erkeklere göre daha düşük bulunmuştur. infertil kadınların ACYÖ puanı ile yaşam kalitesi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı (p>0,05) bir ilişki bulunmamıştır. İnfertil erkeklerin ACYÖ puanı ile yaşam kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) bir ilişki bulunmaktadır. İnfertil erkeklerin cinsel işlev bozukluğu arttıkça yaşam kalitesi azalmaktadır. Çiftlerin çoğu için, infertilite büyük bir yaşam krizidir. İnfertilitenin, çiftlerin cinsel işlev durumu ve yaşam kalitesini etkileyen bir sorun olduğu görülmektedir. İnfertilite sürecinde hemşireler, bütüncül bir yaklaşımla çiftlerin durumlarını değerlendirmeli, sorun ve gereksinimlerini belirlemeli, çiftlerin cinsel işlevlerini ve yaşam kalitesini yükseltmede profesyonel bir rol almalıdır. Hem infertilite hem de cinsel fonksiyon bozukluğu ve yaşam kalitesi yönünden hastaların en uygun şekilde yönetiminde daha fazla araştırma gerekmektedir Anahtar kelimeler; infertilite, cinsel işlev durumu, yaşam kalitesi
Sağlık personelinin annelik hüznü ile ilgili bilgi, görüş ve uygulamaları
Araştırma, sağlık personelinin AH ile ilgili bilgi, görüş ve uygulamalarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışma, Aydın'ın Söke ilçesindeki 1. basamak ve 2. basamak sağlık kurumlarının kadın doğum ve çocuk kliniklerinde çalışan sağlık personelinde gerçekleştirilmiştir. Örneklem 125 katılımcıdan oluşmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile resmi izinler, etik kurul onayları ve gönüllülerin sözlü-yazılı onamları alınarak ve katılımcıların öz bildirimlerine göre toplanmıştır. Bilgi soruları, literatüre göre doğru (1 puan) ve yanlış (0 puan) şeklinde gruplanarak 45 puan üzerinden değerlendirilmiştir. Veriler Ki-Kare, Fisher Kesin Ki-Kare, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney-U testi ile değerlendirilmiştir. Tüm analizlerde P< 0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Yaş ortalaması 39.78±7.31 ve meslekte çalışma süreleri 17.40±7.81 yıl olan katılımcıların %81.6'sı kadın ve %44.8'i lisans mezunudur. AH'yi bildiğini (%56) ve mesleki eğitimden edindiğini (%67.1) belirten katılımcıların %70.0'i orta düzeyde AH bilgisine sahiptir. Örneklemin %76'sı AH eğitimi istemektedir. Katılımcıların %66.4'ü AH'yi bir sağlık sorunu olarak görmekte, %63.6'sı anneye yardımcı olmayı önemsemekte ve %80.0'i sağlık personelinin eğitilmesi gerektiğini düşünmektedir. katılımcıların %45.6'sı AH ile karşılaşmış, bunlar sürecin normal/geçici olduğunu açıklamış (%77.2), eş ve aile desteği (%61.4) ile annenin duygularının ifadesini (%56.1) sağlamış, ancak bu konuda kendilerini yetersiz (%79.2) görmüşlerdir. TSM ve çocuk kliniklerinde çalışanlar ile hemşire/ebelerin bilgi ve uygulamaları yetersizdir (p<0.005). Araştırma sonucunda, sağlık personelinin AH konusunda olumlu tutuma sahip olmakla birlikte, bilgi ve uygulamalarının yetersiz olduğu ve bunun kurumsal, mesleki ve bireysel çeşitli faktörlerden etkilendiği saptanmıştır. Annelere hizmet veren tüm sağlık personelinin mezuniyet öncesi ve sonrası planlı ve sürekli eğitimlerle desteklenmesi, farkındalıklarını artırmaya yönelik kurumsal ve yasal düzenlemelerin yapılması önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Sağlık personeli, annelik hüznü, bilgi, tutum, davranış.
Genç erkeklerin acil kontrasepsiyona ilişkin bilgi ve uygulamaları
Bu çalışmanın amacı çalışan genç erkeklerin acil kontrasepsiyon (AK) konusundaki bilgi ve uygulama durumlarını belirlemektir. Araştırma tanımlayıcı tipte olup, Aydın MTE Merkezi'nde 2012-2013 eğitim-öğretim döneminde eğitim gören çıraklık, kalfalık ve ustalık eğitimi alan erkek öğrencilere yapılmıştır. Bu dönemde okulda toplam 762 kayıtlı erkek öğrenci bulunmaktadır. Araştırma da örneklem seçme yoluna gidilmemiş, 15-24 yaş arası, bekâr ve erkek olan tüm öğrencilere ulaşmak hedeflenmiştir. Verilerin toplanıldığı hafta 708 erkek öğrenciye ulaşılmış, 11'i araştırmaya katılmak istememiş ve örneklemi 697 erkek öğrenci oluşturmuştur. Soru formu ile toplanan verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırmada yer alan gençlerin yaş ortalamalarının 17,9±1,8 ve %88,9'unun ortaokul mezunu olduğu, %34'ünün alkol-sigara ve %3'ünün uyuşturucu madde kullandığı saptanmıştır. Gençlerin %58,1'i cinsel deneyimi olduğunu ve %39,2'si ilk cinsel ilişkisini 15 ve yaş altında yaşadığını ifade etmiştir. Gençlerin %31,3'ü AK yöntemlerini duyduğunu, %14,2'si bu konuda bilgisinin olmadığını, %23,8'i korunmasız cinsel ilişki, %10'u tecavüz, %13,3'ü gebelikten korunmada kullanılan yöntemin unutulması ya da hatalı kullanılması durumlarında AK'nın kullanıldığını belirtmiştir. Araştırmada yer alan 697 gençten sadece 15'inin AK'nın kullanım zamanını ve 5'inin de AK amacıyla kullanılan yöntemin ismini doğru bildiği belirlenmiştir. Gençlerden 33'ü daha önce kız arkadaşının/partnerinin AK'yı kullandığını, ancak kullanılan AK yönteminin adı sorulduğunda sadece 19'u Norleva ya da ertesi gün hapını belirtmiştir. Gençlerin %51,5'i AK yöntemleri hakkında bilgi almak istemektedir. Sonuç olarak araştırmamızda yer alan çalışan gençler arasında cinsellik yaygındır, ancak gençlerin AK farkındalığı ve kullanımı düşük düzeydedir. Bu nedenle gençler istenmeyen gebelikler açısından risk altındadır. Çalışan gençlerin AK hakkında sağlık çalışanları ve eğitimciler tarafından bilinçlendirilmesi, istenmeyen gebelikleri büyük ölçüde önleyebilir.
Postmenopozal osteoporoza emzirme süresinin etkisi
Postmenopozal dönemde osteoporozu kolaylaştıran bazı risk faktörleri vardır. Postmenopozal osteoporoza emzirmenin etkisini inceleyen çalışmalar ise sınırlıdır ve bunların sonuçları da çelişkilidir. Bu araştırma, postmenopozal osteoporoza emzirme süresinin etkisini belirlemek amacıyla olgu-kontrol çalışması olarak yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, kemik mineral yoğunluğu ölçümü yaptıran kadınlar oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğünün belirlenmesinde G Power programı kullanılmıştır. Buna göre araştırmaya katılma kriterlerine uyan, 48 osteoporozu olan ve 96 osteoporozu olmayan toplam 144 postmenopozal kadın örneklemi oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, bilgi formu kullanılmıştır. DEXA ölçümü sonucu belirlenen lomber vertebra (L1-L4) ve femur boynu T skorları ile boy-kilo ölçüm sonuçları da forma kaydedilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, T-Testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Ki-Kare testleri kullanılmıştır. Araştırmada, osteoporozu olan kadınların yaklaşık toplam 48 ay, osteoporozu olmayan kadınların 45 ay emzirdikleri ve iki grup arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı saptanmıştır. Emzirme süreleri ile lomber vertebra (L1-L4) ve femur boynu T skoru ortalamaları karşılaştırıldığında, toplam emzirme süresi 60 aydan fazla olan kadınların hem L1-L4 hem de femur boynu T skoru ortalamalarının diğer emzirme gruplarına göre(hiç emzirmeyen, 24 aydan az emziren ve 25-60 ay emziren) daha iyi olduğu, ancak aralarında istatistiksel bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Osteoporozu etkileyebilecek diğer faktörler incelendiğinde, osteoporozu olan kadınların yaş ortalamasının daha büyük olduğu, kilolarının daha az olduğu ve daha fazla oranda kapalı giyim şeklini tercih ettikleri (p<0,05) belirlenmiştir. İki grup arasında, ilk adet yaşı, menopoz yaşı, menopoz süresi, gebelik sayısı, ilk gebelik yaşı, doğum sayısı, toplam postpartum amenore süresi, toplam emzirme süresi ve boy arasında anlamlı bir fark bulunmadığı saptanmıştır. Bu araştırmaya göre emzirme, postmenopozal osteoporoz için bir risk faktörü değildir. Hatta uzun süre emzirmenin kemik mineral yoğunluğunu arttırdığı söylenebilir. Bu konuda yapılan araştırmaların çoğunun bulgusu, bu yönde olmasına rağmen, sonuçlar çelişkilidir. Daha geniş kapsamlı araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Emzirme, osteoporoz, postmenopozal osteoporoz, kemik mineral yoğunluğu, postmenopozal dönem.
Meme kanseri hastalarının tamamlayıcı ve alternatif tedavi kullanım durumları
Meme kanserinin sık görülmesi, düşük sağ kalım oranı, tıbbi tedavilerin getirdiği pek çok yan etki ve kadınların sağlık arama davranışlarının fazla olması, tamamlayıcı ve alternatif tedavilere (TAT) yönelik ilgiyi artırmıştır. Ülkemizde meme kanseri hastalarının TAT yöntemlerine sıklıkla başvurdukları, ancak kullanma sıklıkları ve yaşadıkları sorunlar ile gereksinimlerine yönelik sınırlı çalışmaların bulunduğu dikkati çekmektedir. Bu araştırma, meme kanseri hastalarının tamamlayıcı ve alternatif tedavi kullanma durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte yapılan olan bu araştırmanın evrenini kanserle ilgili bir derneğe üye olan meme kanseri teşhisi almış 518 dernek üyesi oluşturmuştur. Soru formunu doldurmayı kabul eden 437 üye araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen 28 adet sorudan oluşan soru formu ile internet yoluyla toplanmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler ve Ki-Kare analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların çoğunun 40-49 yaş grubunda, üniversite mezunu, evli, gelir-giderlerinin denk ve meme kanserinin 2.evresinde oldukları saptanmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %48,7'sinin TAT kullandığı saptanmıştır. Evli, 40-49 yaş grubunda, gelir - gider durumları denk, hastalığının 2. evresinde ve eğitimi durumu yüksek olan kadınların geçmişte ve şu andaki TAT kullanma oranlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Meme kanseri teşhisi sonrası en çok bitkisel yöntemlerin (%48,7) kullanıldığı ve TAT kullanıcılarının hepsinin bir bitkisel yöntem kullandıkları görülmüştür. Kadınlar TAT yöntemlerini en çok semptomları önlemek amacıyla kullandıkları ve %30,7 oranında kısmen iyileşme sağladığı belirtilmiştir. Katılımcılar TAT yöntemlerine ilişkin bilgi ve tavsiyeleri en çok aile bireyleri (%19) ve kendi bilgilerinden (%19) edinmişlerdir. Kadınlar TAT kullanımı ile ilgili yaşadıkları sorunlar içerisinde en çok maliyeti, bilgiye ulaşamama ve temininde zorlanma gibi sorunlar yaşadıklarını bildirmişlerdir. Hastaların %56,3'ü kullandığı TAT yöntemini sağlık personeli ile paylaşmamıştır, ancak, tedavi sürecinde TAT'a yönelik danışmanlık almak istedikleri saptanmıştır. Sonuç olarak hastaların büyük bir çoğunluğunun pek çok TAT yöntemi kullandığı, yaş, eğitim, gelir ve hastalığın evresi arttıkça TAT kullanımnın arttığı ve sağlık personeli ile paylaşılmadığı saptanmıştır. Sağlık personelinin meme kanseri olan kadınların TAT kullanım durumlarını sorgulamaları, paylaşımlarını artıracak uygun ortam ve fırsat yaratmaları ve yeterli düzeyde danışmanlık vermeleri, ayrıca hastaları yönlendirebilmek için yeterli bilgiye sahip olmaları gerekmektedir.
Gestasyonel diyabetin anne-bebek sağlığı ile ilişkisi
Araştırmanın amacı gestasyonel diyabetin görülme sıklığı ve anne-bebek sağlığı ile ilişkisini incelemektir. Araştırma Haziran 2015 ve Eylül 2016 tarihlerinde, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde doğum yapan 491 kadın ile analitik-kesitsel olarak gerçekleşmiştir. Araştırma verileri araştırmacı tarafından literatüre dayalı olarak hazırlanan soru formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, student-t ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %8,1'ine gestasyonel diyabet tanısı konulduğu saptanmıştır. Gestasyonel diyabet görülme sıklığının istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde 25-45 yaş aralığında (X2=18,232; p=0,000) ve ikinci derecede obez olanlarda (X2=12,457; p=0,014) daha fazla görüldüğü bulunmuştur. Ayrıca gestasyonel diyabetin daha önceki gebeliklerinde (%7,5'e karşı %1,1; X2=5,801, p=0,016) ve aile (%75,0'e karşı %22,0; X2=53,379, p=0,000) öyküsünde diyabet ve daha önce 4000 gr üzerinde bebek doğumu (%12,5'e karşı %2,2; X2=9,878, p=0,002) olan kadınlarda daha fazla görüldüğü ve bu farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Gestasyonel diyabeti olan kadınların (%27,5) gebelikleri boyunca olmayanlara (%8,9) göre daha fazla hastaneye yattıkları görülmüştür (X2=11,773; p=0,001). Yine gestasyonel diyabeti olan kadınların yenidoğanlarının vücut ağırlığı (3345,88±588,43) ve göğüs çevresi ortalamalarının (34,03±1,61) diyabeti olmayanlarınkilere göre (3155,03±542,04 ve 33,33±1,59) daha fazla olduğu ve bu farkların da istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır (sırası ile t=2,119; p=0,035 ve t=2,662; p=0,009). Araştırmada gestasyonel diyabeti olan kadınların ikametgâh, eğitim, çalışma, algılanan gelir düzeyi, sigara içme, egzersiz yapma, doğum öncesi bakım alma ve gebelikten önce sağlık sorunun bulunma, doğum şekli, doğumun başlama şekli, epizyotomi uygulaması ve laserayonla bulunma, doğum sırasında ve sonrasında problem gelişme, bebeklerinin fetal kalp atımı ve apgar skoru ve göğüs çevresi, sağlık problemi gelişme ve yoğun bakıma alınma durumları bakımından gestasyonel diyabeti olmayanlara benzer özellikte oldukları belirlenmiştir. Bu çalışmada gestasyonel diyabet görülme sıklığının yüksek olduğu, bu durumun kadınların gebelik süresince hastaneye yatış oranını ve bebeğin atropometrik ölçümlerini artırdığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Sağlık çalışanları, yüksek gestasyonel diyabet riski bulunan gebeler başta olmak üzere tüm gebelerin gestasyonel diyabet konusunda bilgilendirmeleri, erken tanı için tarama testi yapılmasını sağlamaları, diyabet tanısı alan gebelere sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını öğretmeleri ile anne-bebek sağlığına katkı sağlayabilirler. Anahtar kelimeler: Diyabet, gestasyonel, prevalans, bebek, kadın, sağlık, hemşirelik, bakım
Primipar gebelerin doğum şekline karar verme durumlarının incelenmesi
Amaç: Çalışmanın amacı, primipar gebelerin doğum şekline karar verme durumları ve etkileyen etmenleri incelemektir.Yöntem: Bu çalışma, kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma kapsamına, İzmir ilinde bulunan üç farklı hastaneden sezaryen endikasyonu taşımayan, 18 ile 40 yaş aralığında ve 36-40. gebelik haftasında olan toplam 600 primipar gebe alınmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan Demografik Özellikler, Gebelik Öyküleri ve Doğum Şekline Karar Verme Durumları Soru Formu ve Melbourne Karar Verme Stilleri Ölçeği-II kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı ölçütler (sayı, yüzde, minumum, maximum v.b.), çok gözlü ki-kare ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır.Bulgular: Gebelerin %81.3'ünün doğum şekline karar verme aşamasında söz sahibi olmak istediği belirlenmiştir. Gebeler doğum şekli kararları açısından incelendiğinde, %67.2'sinin normal vajinal doğuma ve %13.7'sinin sezaryen doğuma karar verdikleri, %19.2'sinin ise doğum şekli konusunda halen kararsız olduğu saptanmıştır.Gebelerin yaşları, eğitim durumları, çalışma durumu, izlenilen sağlık kuruluşu, gebelik haftaları, doğum şekli tercihleri, doğum şekli tercihlerinin sorulma durumları, doğum şekline karar verme aşamasında söz sahibi olmayı isteme durumları ile doğum şekli kararları arasında anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05).Kaçıngan karar verme puanı yüksek olan gebelerin doğum şekli konusunda kararsız olduğu, erteleyici karar verme puanı yüksek olan gebelerin ise normal doğuma karar verdikleri saptanmıştır (p<0.05).Sonuç: Primipar gebeler doğum eylemi konusunda yaşadıkları belirsizlikten dolayı, doğum şekline sağlık personeli ile birlikte karar vermek istemektedirler. Gebelerin doğru doğum şekline karar vermeleri konusunda desteklendiği ve düşüncelerinin önemsendiği eğitim ortamlarına gereksinimlerinin olduğu saptanmıştır. Bu nedenle, gebelerin gereksinimlerini karşılayan doğuma hazırlık yaklaşımlarının uygulanması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Primipar, Doğum şekli tercihi, Karar verme
Ebelik son sınıf öğrencilerinin ebelerin görev tanımları ve yeterlilik alanlarına göre kendilerini değerlendirmeleri
Amaç: Bu araştırma; sağlık yüksekokulları ebelik bölümü son sınıf öğrencilerinin; Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı (T.C. S.B.) Ebelerin Görev Tanımları ve Uluslararası Ebeler Derneği (ICM) Yeterlilik alanlarına ilişkin görüşlerini saptamak amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Araştırmanın örneklemini 28 sağlık yüksekokulundaki ebelik bölümü son sınıf öğrencilerinin 1049'unun tamamı oluşturmaktadır. Veri toplama aracının birinci bölümünü ICM Yeterlilik alanlarına ilişkin 15 madde ve ikinci bölüm de SB. Ebelerin Görev Tanımlarını içeren 15 maddelik formlar kullanılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde SPSS 15,0 istatistik paket program kullanılmış, veriler sayı ve yüzde olarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Çalışmadaki öğrencilerin ICM Yeterlilik Alanları Görüşlerine İlişkin bulgularda kendilerini en çok yeterli gördüğü alan % 93.9 ile ?Lohusalık dönemindeki kadınlara nitelikli, kültüre dayalı bakım verebilmek için bilgi, ve beceriye sahip olabilmek? (15.madde), en düşük yeterlilik alanı ise % 44.7 ile ?Evde doğumlarda kadının ve yeni doğanın sağlığını korumak için kültüre duyarlı, nitelikli bakım sağlayıp, temiz ve güvenli doğum yaptırıp acil durumlarda müdahale edebilmek? (5.madde) olarak belirlenmiştir. T.C. SB. Ebelerin Görev Tanımları Görüşlerine ilişkin bulgularda kendilerini en çok yeterli bulduğu alan % 98 ile ?Doğan bebeklerin cinsiyetini, boyunu, baş ve göğüs çevresini, kilosunu kaydetmek? (10.madde), kendilerini daha az yeterli bulduğu en düşük alan ise % 58.2 ile ?Doğumda riskli durumları değerlendirmek ve sevkine karar vermek? (8.madde) olarak belirlenmiştir.Bölgelere göre ICM yeterlilik alanları incelendiğinde, bütün bölgelerde en yüksek yeterlilik alanının ?Lohusalık dönemindeki kadınlara nitelikli, kültüre dayalı bakım verebilmek için bilgi ve beceriye sahip olabilmek? (15.madde) olduğu görülmektedir. En yüksek yeterlilik yüzdesi % 98.4 ile Akdeniz Bölgesidir. Güney Doğu ve Doğu Anadolu, İç Anadolu, Marmara, Akdeniz Bölgelerinde öğrenim gören öğrencilerin kendilerini en düşük yeterli buldukları alan ? Evde doğumlarda kadının ve yeni doğanın sağlığını korumak için kültüre duyarlı, nitelikli bakım sağlayıp, temiz ve güvenli doğum yaptırıp acil durumlarda müdahale edebilmek? (5.madde) olduğu görülmektedir.Bölgelere Göre Sağlık Bakanlığı Ebelerin Görev Tanımlarının yeterlilikleri incelendiğinde bütün bölgelerde en yüksek yeterlilik alanının ?Doğan bebeklerin cinsiyetini, boyunu, baş ve göğüs çevresini, kilosunu kaydetmek? (10.madde) olduğu saptanmıştır.Araştırmanın sonuçları doğrultusunda ebelik eğitimi ve mesleğini güçlendirmeye katkı sağlayacak önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Sözcükler: Ebelik, Görev, Yeterlilik
Antenatal dönemde verilen eğitimin emzirme öz-yeterlilik algısına ve emzirme başarısına etkisi
Amaç: Bu çalışmada Antenatal ve Postnatal Emzirme Öz- Yeterlilik ? Kısa Form ölçeklerinin güvenirlik ve geçerliği belirlenmesi ve Antenatal dönemde Dennis ve Pender'e dayalı emzirme eğitiminin annenin emzirme öz-yeterlilik algısına ve emzirme başarısına etkisinin saptanmasıdırYöntem: Çalışma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşama: Güvenirlik ve geçerlilik çalışmadır. İzmir ilinde bulunan Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler, özel hastane ve kadın-doğum merkezlerinde gerçekleştirilmiştir. Antenatal ölçek 144 gebeye, Postnatal ölçek 150 Postnatal anneye uygulanmıştır. Geçerlilik için dil geçerliliği, bilinen grup analizi ve tahmini geçerlik analizleri kullanılmıştır. Güvenirlik için Cronbach alfa, madde toplam kolerasyonu yöntemleri kullanılmıştır. İkinci aşama: Altındağ 7 No'lu Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezinde gerçekleştirilen emzirme eğitimin etkinliğini değerlendiren yarı-deneysel bir çalışmadır. Toplam 41 deney ve 41 kontrol grubu gebeye emzirme eğitimi verilerek, Postnatal 1. ve 6. haftada emzirme öz-yeterlilik algısı ve emzirme başarısı incelenmiştir. Eğitimin emzirme öz-yeterlilik algısına etkisini değerlendirmek için tekrarlayan ölçümlerde iki yönlü varyans analizi, emzirme başarısını değerlendirmek için iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve iki eş arasındaki farkın önemlilik testi kullanılmıştır. Emzirme başarısı ve emzirme öz-yeterlilik algısı arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kolerasyon analizi yapılmıştırBulgular: Birinci aşama: Cronbach alfa değeri antenatal EÖYÖ için 0.87, Postnatal EÖYÖ için 0.86 bulunmuştur. İkinci aşama: Emzirme başarı puanları değerlendirildiğinde deney ve kontrol grubu arasında Postnatal 1. ve 6. haftada istatistiksel olarak anlamlı fark (p=0.00, p=0.036) bulunmuştur. Deney ve kontrol grubunun kendi içerisinde birinci ve altıncı hafta emzirme başarı puanı arasındaki fark istatistiksel olara anlamı bulunmuştur (p=0.004; p=0.00). Emzirme öz-yeterlilik algısı grup, grup*zaman ve zaman yönünden değerlendirilmiş ve üç faktör yönünden de anlamlı fark bulunmuştur. Zaman faktörüne ilişkin yapılan ileri analizde eğitim sonrası ve Postnatal 1. hafta arasında ki fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuşturSonuç: Antenatal ve Postnatal Emzirme Öz- Yeterlilik ? Kısa Form ölçekleri Türk kültürü için geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıdır. Dennis ve Pender'e dayalı emzirme eğitiminin emzirme öz-yeterlilik algısı ve emzirme başarısı artırdığı saptanmıştır. Emzirme başarısı ile emzirme öz-yeterlilik algısı arasında pozitif güçlü ilişki olduğu saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: geçerlik, güvenirilik, emzirme başarısı, emzirme öz-yeterlilik algısı
İnfertil kadınların tedavi süreçleri ile ilgili deneyimlerinin ve hemşirelerden beklentilerinin incelenmesi
Amaç: İnfertil kadınların tedavi süreçleri ile ilgili deneyimlerini ve hemşirelerden beklentilerini incelemektir.Yöntem: Araştırma, niteliksel bir çalışmadır. Sağlık bakanlığına bağlı ve özel bir hastanede olmak üzere iki merkezde yürütülmüştür. Ölçüt örneklem yöntemi kullanılmıştır. Primer infertilite tanısı alan ve altı aylık tedavi öyküsü olan 21 infertil kadın bu araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler ?yarı yapılandırılmış görüşme formu? kullanılarak ?derinlemesine görüşme? yöntemiyle toplanmış, her kadın ile bir görüşme yapılmıştır. Görüşmelerin tamamı kadınlardan izin alınarak ses kayıt cihazı ile kayıt edilmiştir. Veriler ?betimsel analiz? yöntemi ile değerlendirilmiştir.Bulgular: İnfertil kadınların tedavi sürecinde yaşadıkları deneyimler ve hemşirelerden beklentileri ile ilgili dokuz ana tema ve alt temalar belirlenmiştir. Bu ana temalar; fiziksel olarak yaşadıkları deneyimler, duygusal olarak yaşadıkları deneyimler, eş ilişkileri ile ilgili yaşadıkları deneyimler, aile ve sosyal çevre ilişkileri ile ilgili yaşadıkları deneyimler, kurum/medikal prosedürler ile ilgili yaşadıkları deneyimler, maddi/parasal açıdan yaşadıkları deneyimler, ulaşım ile ilgili yaşadıkları deneyimler, tamamlayıcı tıp ile ilgili yaşadıkları deneyimler, hemşirelerden beklentiler olarak belirlenmiştir.Sonuç ve Öneriler: Bu araştırmada elde edilen sonuçlara göre; kadınların tedavi süreçlerinin her aşamasında güçlükler yaşadıkları belirlenmiştir. Kadınların tedaviden kaynaklanan güçlüklerin yanı sıra, tedavi sürecinin yaşamlarına olan etkilerinden dolayı aile, sosyal çevre ve iş yaşamlarında da güçlükler yaşadıkları saptanmıştır. Kadınlar bu süreçte hemşirelerden beklentilerinin, etkili ve güler yüzlü bir iletişim, tedavinin her aşamasında danışmanlık, ilgilenildiğini ve önemsendiğini hissetmek, belirli bir hemşireden tedavi görmek ve tedavilerini üstlendikleri hemşirelerine güvenmek istedikleri anlaşılmıştır.Kadınların tedavi süreçlerinde yaşadıkları güçlükler, tanımlama formları oluşturularak tanımlanmalıdır. Kadınların tedavinin her aşamasında bilgilendirilmesi, danışmanlık hizmetleri infertilite alanında uzmanlaşmış hemşireler tarafından sunulması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: İnfertilite, Yardımcı üreme teknikleri, Hemşirelik, Niteliksel çalışma
Postmenopozal dönemde hormon replasman tedavisi kullanmayan kadınların ilaç kullanmama nedenleri
Araştırma, postmenopozal döneme giren kadınların hormon replasman tedavisini kullanmama ve kullanıp bırakma nedenlerini araştırmak amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma Afyon Kocatepe Üniversitesi, Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde bulunan Jinekoloji Polikliniğine başvuran çalışmayı kabul eden 104 kadın üzerinde yapılmıştır.Araştırmada veriler 21 sorudan oluşan ve bireylerin sosyo-demografik özellikleri, HRT kullanımı ile ilgili bilgileri, HRT hakkındaki bilgilerinin nereden aldığını tespit etme amacı ile oluşturulmuş bir anket veri toplama formu uygulanarak yapılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi SPSS veri programında varyans analizi ve ki-kare testi kullanılarak yapılmıştır.Araştırmaya katılan postmenopozal kadınların HRT'ni en fazla ilacı sevmeme, kilo alma korkusu, kanser korkusu, nedenleriyle hiç almamış ya da alıp bırakmışlardır. Çalışmamızda kişilerin bilgi alma kaynakları ile tedavi alma arasındaki ilişkiye bakıldığında; komşu ve arkadaşlarından bilgi alanların ilaç kullanmayanlara oranı %37.7, düzensiz kullanıp bırakanların oranı ise %15.4 dür. Bunların aralarındaki ilişki istatiki açıdan anlamladır.Araştırmamız doğrultusunda menopoz dönemindeki kadınların menopoz ve HRT'ne ilişkin bilgi düzeylerinin arttırılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur. Menopoz ve HRT konularında yetkin ve uzman kişilerin, topluma ulaşma araçlarını(tv, radyo, gazete, dergi vb.) kullanılarak daha geniş kitlelerin bu konularda bilgilendirilmelerinin yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.Anahtar Kelimeler1.Bilgi Düzeyi2.HRT3. Kanser 4.Menopoz 5.Postmenopoz
Gebelik öncesi ve gebelik döneminde baş ağrılarının araştırılması
Bu araştırmada gebelik öncesi ve gebelik sırasında yaşanan baş ağrısı özelliklerine ilişkin elde edilen bulguların karşılaştırılması ve ortaya konması amaçlanmıştır. Katılımcıların gebelik öncesi dönemde yaşadıkları baş ağrısı tipi, özellikleri, bir yıl içerisinde ağrıyı yaşama sıklıkları gibi olgular belirlenerek söz konusu olguların gebelik sırasında ne gibi farklılıklara uğradığını belirlemek araştırma için birincil hedeftir.Bu çalışmaya 01.09.2009-31.02.2010 tarihleri arsında Afyonkarahisar Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi ve AKÜ Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisinde takip edilen 341 gönüllü gebe hasta alınmıştır. Bu araştırmada gerekli örnek sayısı Moser ve Kalton (1979) tarafından örnek büyüklüğünün tespitinde kullanılması önerilen, formül yardımı ile tespit edilmiştir Örnek büyüklüğünün Araştırmada verilerin toplanması amacıyla alanda anket yöntemi kullanılmıştır.Veriler, örneklem olarak seçilen katılımcılar ile karşılıklı olarak yazılı anket sorularına cevap alınmak suretiyle elde edilmiştir. Tespitinde, standart hatanın 0.04 ve güven aralığının %95 olduğu kabul edilecektir. Analiz kapsamında, çapraz tablolar ve ki kare testinden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde genel olarak nominal (sınıflayıcı) ölçek kullanılmış ve anket kağıdındaki sorular genel olarak açık uçlu biçimde hazırlanmıştır.Çalışmamıza katılan gebelerin %31,1 `inde gebelik öncesinde baş ağrısı şikayeti saptanmıştır. Gebelik öncesi 16 migren, 52 gerilim tip baş ağrısı, 38 diğer baş ağrısı şikayeti vardır ve %92,5'inde gebelik döneminde de devam ettiği görülmüştür. Gebelik öncesi şikayeti olmayan katılımcıların % 18,3' ünün gebelik döneminde baş ağrısı şikayeti ile karşılaştığı görülmüştür.Gebelik sırasında baş ağrısına sahip olan ve olmayan katılımcılar arasında hamileliğin baş ağrısına etkisi konusuna ilişkin düşünceleri bakımından anlamlı bir farklılık vardır kararına varılmıştır. Gebelik döneminde baş ağrısı şikayeti olan katılımcılar, hamileliğin baş ağrısını artıracağı konusuna gebelik döneminde baş ağrısı şikayeti olmayan katılımcılara göre daha olumlu bakmaktadırlar.
Sezaryen ve normal doğum yapan kadınlarda görülen ruhsal durum değişiklikleri ve bunların karşılaştırılması
Doğum eylemi her kadın için başlı başına bir stres faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırmada sezaryen ve normal vajinal yol ile doğum yapan kadınlarda oluşabilecek farklı ruhsal durum değişikliklerini değerlendirmek ve bunları karşılaştırmak amaçlanmıştır. Konu oldukça popüler olması yanı sıra kesin risk faktörleri saptanamaması dolayısıyla tekrar tekrar üzerinde çalışılması gerekilmektedir. Normal doğum ve sezaryen ile doğum yapan kadınların varsa ruhsal durum değişikliklerini araştırmak bu konuya orijinallik katacaktır.Bu çalışmaya 25.01.2010 ? 30.06.2010 tarihleri arsında İzmir 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Sağlam Çocuk Polikliniğine başvuran normal doğum veya sezaryen doğum yapmış, 0-3 aylık sağlıklı bebeği olan, 15-49 yaşları arasında (doğurganlık yaşında) bulunan, 200 gönüllü anne katılmıştır. Araştırmada veri kaynağı olarak Annenin Sosyodemografik Özellikleri, Kişisel Özellikleri ve Ruhsal Durum Özelliklerine ait anket formu oluşturulmuştur. Veriler, örneklem olarak seçilen katılımcılar ile karşılıklı olarak yüz yüze görüşme tekniği ile yazılı anket sorularına cevap alınmak suretiyle elde edilmiştir. Araştırma sonucu elde edilen veriler SPSS 15.0 paket programında uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, tanımlayıcı verilerin istatistiksel karşılaştırılması için Ki-kare testi ve çapraz tablolar kullanılmıştır.Çalışmamıza katılan 200 katılımcıdan 110 tanesi (%55,5) sezaryen doğumla, 90 tanesi (%45,5) ise normal doğumla bebeklerini dünyaya getirmiştir.Psikiyatrik ve genel hastalık tanı sistemlerinde (DSM-IV ve ICD-10) gebelik ve postpartum dönemde görülen psikiyatrik bozukluklar ayrı bir klinik tanı olarak tanımlanmamıştır. Postpartum dönemde ortaya çıkan duygudurum bozuklukları belirtilerin şiddetine, özelliklerine, tedavilerine ve prognozlarına göre sınıflandırılarak; ?annelik hüznü (maternity blues, baby blues, postpartum blues)?, ?postpartum depresyon (doğum sonrası depresyon)? ve ?postpartum psikoz? olmak üzere başlıca üç grupta toplanmaktadır.Çalışma kapsamında katılımcıların %65,5'i (200/131) annelik hüznü belirtilerini yaşadıklarını belirtmişlerdir. Bunların %12'si doğum sonrası dönemde kimsesizlik yaşadıklarını, %7,5'i yoğun üzüntü yaşadıklarını, %13,5'i uykusuzluk yaşadıklarını, %24'ü huzursuzluk-gerginlik yaşadıklarını, %8,5'i diğer problemler (konsantre olamama, ağlama? gibi) yaşadıklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların %34,5'i ise doğum sonrası problem yaşamadıklarını belirtmişlerdir. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda normal doğum yapmış katılımcı ile sezaryen doğum yapmış katılımcı arasında annelik hüznü belirtileri arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,05).Çalışma kapsamında katılımcıların %72'sinin (200/144) postpartum depresyon belirtisi yaşadığı, bunların % 7'si yeme bozukluğu yaşadıklarını, %9'u uyku bozukluğu yaşadıklarını, %7'si sinir bozukluğu yaşadıklarını, %4'ü enerji ve motivasyon kaybı yaşadıklarını, %2,5'i konsantre olamama sorunu yaşadıklarını, %12,5'i umutsuzluk veya çaresizlik hissettiklerini, %11'i içe kapanma ve ağlama yaşadıklarını, %6,5'i yalnızlık ve korku yaşadıklarını, %2'si suçluluk, değersizlik hissi yaşadıklarını, %8,5'i cinsel isteksizlik yaşadıklarını ve %2'si diğer sıkıntıları yaşadıkları belirlenmiştir. Katılımcıların %28'i ise hiçbir depresyon belirtisi yaşamadıklarını belirtmişlerdir. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda normal doğum yapmış katılımcı ile sezaryen doğum yapmış katılımcı arasında postpartum depresyon belirtileri arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,05).Çalışmamız kapsamında katılımcılardaki postpartum psikozu değerlendirmek için yöneltilen soruya katılımcılar bebekleriyle ilgilenememe, ilgisizlik veya yetersizlik duygusu gibi yada kendine veya bebeğine zarar verme gibi düşüncelerinin olmadığını dile getirmişlerdir, sadece %9 katılımcı bebeklerini kabullenememe problemi yaşadıklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların %9'unun bebeklerini kabullenememe sebepleri ise katılımcılar tarafından plansız bebek olması, erken doğum yapmış olması, bebek bakımında tecrübesiz olmasından kaynaklandığı belirtilmiştir.Postpartum dönem anne için yeni bir hayata geçiş, ebeveynliğe hazırlık dönemi olduğundan dolayı eski yaşam biçimi ile yenisine uyum sağlamada katılımcıların büyük bir çoğunluğunun ruhsal olarak etkilendikleri istatistiksel olarak gözlenmiştir. Doğum sonrası problemli geçen katılımcılara, bu dönemde her kadında bu şikâyetlerin olabileceği anlatılmış, şikâyetlerinin daha da yoğunlaşması halinde en yakın sağlık kuruluşlarının psikiyatri polikliniklerine başvurması gerektiği anlatılmıştır.Anahtar sözcükler: 1.Sezaryen Doğum 2.Vajinal Doğum 3.Ruhsal Durum 4. Annelik Hüznü 5. Postpartum Depresyon
Gaziantep Nizip Zerde Gümlü Ayşe Çapan Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan normal doğum ve sezeryan ile doğum yapan kadınların, erken postpartum dönemde bir sonraki gebelik ve doğum hakkındaki duygu ve düşünceleri
Bu tezde normal doğum ve sezeryan doğum yapan kadınların erken postpartum dönemde bir sonraki gebelik ve doğum hakkındaki duygu ve düşüncelerinin irdelenmesi ve elde edilen bulguların ortaya konması amaçlanmıştır. Doğum sonrası 2. ile 7. günler arasında bulunan 101 kadın ele alınmış ve yüz yüze görüşülerek anket çalışması yapılmıştır. Çalışmamızda yer alan 101 kadının doğum şekline baktığımızda %63,4'ünün normal doğum , %8,9'unun suni sancı ile normal doğum ve %27,7'sinin sezeryan ile doğum yaptığı tespit edilmiştir. Araştırmamızda normal doğum yapan kadınların %74'ü tekrar normal doğumu tercih edeceklerini belirtirken sezeryan doğum yapan kadınlarında %64,3'ü gibi büyük bir kısmın tekrar sezeryan doğumu tercih etmeyeceklerini belirtmişler ve doğum sonrası dönemin normal doğum yapanlarda daha rahat olduğunu ifade etmişlerdir. Katılımcıların doğum ve doğum sonrası dönemde yaşadıkları ağrının, bilgi yetersizliğinin ve deneyimsizliğin bir sonraki gebeliği ve doğum yöntemi tercihini etkileyebileceği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Normal doğum, sezeryan, erken postpartum dönem, gebelik, duygular.
Sağlık Yüksekokulları ebelik bölümü öğrencilerinin ebelik mesleğini seçmelerini etkileyen faktörlerin incelenmesi
ÖZETSAĞLIK YÜKSEKOKULLARI EBEL K BÖLÜMÜ ÖĞRENC LER N NEBEL K MESLEĞ N SEÇMELER N ETK LEYEN FAKTÖRLER NNCELENMESSENEMKAYACIBu araştırma; sağlık yüksekokulları ebelik bölümü son sınıföğrencilerinin; sosyo-demografik özelliklerini incelemek, ebelik bölümü tercihdurumları ve mesleklerine ilişkin görüşlerini etkileyen etmenleri saptamakamacıyla yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini 20 sağlık yüksekokulundaki ebelik bölümü sonsınıf öğrencilerinin 575'inin tamamı oluşturmaktadır. Veri toplama aracınınbirinci bölümü, tanıtıcı bilgileri içermektedir. kinci bölüm de Rosenberg BenlikSaygısı ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde SPSS10,0 istatistik paket program kullanılmış, değişkenler arasında fark olupolmadığını değerlendirmek için ki kare analizi ve ileri analizde de kikare analiziyapılmıştır.Çalışma örneklemindeki öğrencilerin sosyodemografik özellikleri;%46.1'i 12 yaşına kadar kentte yaşamış, annelerinin %63.8'i, babalarının ise%59.8'i ilköğretim mezunudur, annelerinin %8.7'si, babalarının %34.9'ununçalışmamaktadır, %83.0'ı normal lise mezunudur. Öğrencilerin %42.1'ininebelik bölümünü tercih sırası 11 ve üzeridir; %29.2'si boş kalmamak, %27.1'ikendi isteği ile bu bölümü tercih etmiştir. Öğrencilerin okula gelmeden önce%39.0'unun ebelik mesleği hakkında herhangi bir fikri olmadığı ve %19.1'ininolumlu düşünceleri olduğu saptanmıştır. Okula başladıktan sonra ebelik mesleğihakkında düşüncelerinde olumlu yönde değişim olanların oranı % 53.9'dur.Öğrencilerin %11.5'i, mezun olduktan sonra sağlık alanında çalışmakistemediğini, %52.7'si doğumevleri/ hastahanelerde, %10.8'i koruyucu sağlıkhizmetlerinde çalışmak istediklerini belirtmişlerdir. Araştırmaya katılanöğrencilerin %59.8'inin yüksek, % 5.6'sının ise düşük benlik saygısı düzeyinesahip oldukları saptanmıştır. Öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri, eğitimgördükleri okulların üniversite kampusu içinde olup olmaması, mezun olduktansonra çalışma istekleri, çalışmak istedikleri alanlar ve benlik saygısı düzeylerinegöre eğitim dönemleri sonunda mesleki algıları açısından anlamlı bir farksaptanmamıştır. Tercihi ilk beş içinde olan öğrencilerin ebelik hakkındakidüşünceleri, eğitimleri süresince olumsuz yönde değişmiş; ebeliğe aile isteği ilegelenlerde olumlu düşünenler fazla bulunmuştur.Araştırmanın sonuçları doğrultusunda ebelik eğitimi ve mesleğinigüçlendirmeye katkı sağlayacak önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Sözcükler: Ebelik, Meslek, Benlik Saygısı
Kemoterapi alan kanserli hastalarda cinsiyete göre yaşam kalitesinin incelenmesi
Bu çalışma, kemoterapi tedavisi alan genital organ veya meme kanseri tanısı almış kadınlar ile genital organ kanseri tanısı almış erkek hastaların yaşam kaliteleri arasında fark olup olmadığını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde, 1 Nisan- 31 Aralık 2006 tarihleri arasında, kemoterapi alan, örneklem kriterlerine uyan 160 hasta ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri Sosyo Demografik Özellikleri Tanılama Formu ve SF- 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Kruskall Wallis, Mann Whitney U testi, t testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre kadınların fiziksel (47.24 10.97) ve mental (40.41 7.97) sağlık yaşam kalitesi puan ortalaması, erkeklere (41.89 11.62, 37.19 8.09) göre daha yüksek bulunmuştur ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca kadınların fiziksel ve mental sağlık yaşam kalitesi alt ölçek puan ortalamaları tüm alanlarda erkeklerden daha yüksek bulunmuştur ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu örneklem grubu içinde kemoterapi alan kadın hastaların yaşam kalitesinin erkeklere göre daha iyi düzeyde olmasının ?cinsiyet rol? algıları ile ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Türk toplumunda kendisine yüklenen ?kadınlık? rolünü kabul eden kadın, kanser gibi kronik ve ölümcül bir hastalıkta da güçlü olabilmekte, tüm sorumluluklarını imkanları doğrultusunda yerine getirmeye devam etmektedir.
Gebe kadınların algıladıkları fiziksel ve emosyonel yakınmalar
Bu araştırma gebe kadınların gebelik döneminde yaşadığı fiziksel veemosyonel yakınmaların belirlenmesi ve bunları etkileyen etmenlerin incelenmesiamacı ile tanımlayıcı olarak planlanmıştır.Araştırma Muğla ilinde SSK ve Devlet hastanelerinde ve 1 No'lu sağlıkOcağında 27 Eylül 2004- 07 Mart 2005 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.Araştırmanın evrenini Muğla SSK ve Devlet hastaneleri Kadın DoğumPolikliniğine ve 1 No'lu sağlık ocağına başvuran tüm gebe kadınlar, örneklemgrubunu ise araştırma sınırlılıkları dahilinde araştırmaya katılmayı kabul eden 180gönüllü gebe oluşturmuştur.Araştırmada veri toplamak için literatür doğrultusunda araştırmacı tarafındangeliştirilen anket formu kullanılmıştır. Gebelere uygulanan anket formu, sosyo-demografik ve evliliğe ilişkin özellikleri, doğurganlığa ve sağlık durumlarına ilişkinözellikleri, gebelerin gebelikleri süresince algıladıkları fiziksel ve emosyonelsorunları içermektedir. Araştırmada kullanılan ?gebelikle ilgili fiziksel ve emosyonelyakınmalar? listesi için Cronchbach alfa güvenilirlik kat sayısı α=0,7190 olaraksaptanmıştır.Veriler görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Toplanan verilerindeğerlendirilmesinde yüzdelik, Ki-kare, Varyans analizi ve iki ortalama arasındakifarkın önemlilik testi (t testi) kullanılmıştır. Toplanan verilerin değerlendirilmesisonucunda;Gebelerin çoğunluğunun gebelikleri süresince düzenli gebelik takibi yaptırdığı,gebelik ve doğum ile bilgi aldıkları, bu konudaki bilgi kaynaklarının sağlık personeliolduğu belirlenmiştir.Gebelerin yarısından fazlasının algıladıkları sağlık durumları iyi olaraksaptanmış, yaklaşık yarısının gebe kalmadan önceki sağlık durumu ile şimdiki sağlıkdurumu arasında bir farklılık görmediği tespit edilmiştir.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com2Gebelerin fiziksel ve emosyonel yakınmalarında ilk üç sırayı sık idrara çıkma,yorgunluk ve bulantı kusma şikâyeti almıştır.Gebelerin fiziksel ve emosyonel yakınmalarını gittiği sağlık kuruluşu, gebeliksayısı, gebelik haftası, doğumu tanımlama ve gebeliği isteme durumunun etkilediği,sadece sağlık ocağına başvuran, 5 ve üzeri gebeliğe sahip olan, doğum olayını korkuverici olarak tanımlayan ve gebeliği istemeyen gebelerin puan ortalaması yüksekolduğu saptanmıştır.Gebelerin fiziksel ve emosyonel yakınmalarından, bel ağrısı, diş ya da diş etiağrısı, bacaklarda kramp, sıcak basması ve uyumakta güçlük çekme ile gebelikhaftaları arasındaki ilişki anlamlı bulunmuş ve bu yakınmaların en çok III.trimesterde görüldüğü saptanmıştır.Anahtar Sözcükler: Gebelik, doğum, prenatal bakım, hemşirelik.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com
Sezaryenle ve vajinal yolla doğum yapan kadınların doğum öncesi ve sonrası tecrübe ve bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
IXÖZETSezaryenle ve Vajinal Yolla Doğum Yapan Kadınların Doğum Öncesi veSonrası Tecrübe ve Bilgi Düzeylerinin DeğerlendirilmesiDoğum olayı; fizyolojik bir olay olmakla beraber her kadının yaşantısındaki yeribüyüktür. Cerrahi tekniklerin gelişmesi, antibiyotik kullanımı, kan transfüzyonu sayesindesezaryenle doğum, vajinal doğumdan daha güvenilir hale gelmiştir.Araştırma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve AraştırmaHastanesi Doğum Kliniğine ve Afyon Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk BakımeviHastanesi'ne başvuran annelerin doğum öncesi, sonrası vajinal doğum ve sezaryene ilişkintecrübelerini ve bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır.Veri toplama formları 01.05.2006-01.08.2006 tarihleri arasında uygulanmıştır. Butarihler arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve AraştırmaHastanesi Doğum Kliniğinde ve Afyon Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk BakımeviHastanesi'ne başvuran vajinal doğum ve sezaryen ile doğum yapan, araştırmaya katılmayaistekli 361 kadına yüz yüze görüşme tekniği ile anket formu uygulanmıştır. Anket formlarıdoğum öncesi, sonrası olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Doğum öncesi annelerindemografik özellikleri, doğum tercihlerinin nedenleri, doğum sonrası ise doğum tercihindememnuniyetleri, doğuma karar vermeyi etkileyen faktörlerle ilgili sorular vardır. Veriler,SPSS for Windows 11.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. İstatistikselanalizlerde yüzdelik, Crosstabs, Chi-Square Test, Pearson Chi-Square Test, Fisher's ExactTest, iki ortalama arasındaki önem kontrolünde T-testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılıkdüzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir.XAraştırma sonuçlarına göre, gebelerin % 41,8'i vajinal doğum, %58,2'si sezaryen iledoğum yapmıştır.Gebelerin % 81,7'si en ideal doğum şekli olarak vajinal doğumu, %18,3'ü sezaryenigörmektedir. %68,4'ü doğum öncesi vajinal doğumu isterken, % 31,6'sı sezaryeniistemektedir.Gebelerin % 48,2'si sezaryeni isteme nedenleri arasında en çok tercih edilen seçenekolarak diğer nedenleri belirtirken, vajinal doğumu en çok tercih etme nedeni ise daha doğalolmasıdır (%37,7).Anahtar Kelimeler: Hastaların bilgi düzeyi, Doğum tercihi, Sezaryen, Vajinal doğum.
Primipar kadınların doğum tercihleri ve bunu etkileyen faktörler
1ÖZETPrimipar Kadınların Doğum Tercihleri ve Bunu Etkileyen FaktörlerBu çalışma ilk kez doğum yapan kadınların doğum şekli ile ilgili tercihlerininbelirlenmesi, doğum şeklinin tercihinde etkili olan faktörleri incelemek amacıylayapılmıştır.Araştırmamız, Mart 2006/Mayıs 2006 ve Eylül 2006 aylarındaAfyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve AraştırmaHastanesi, Afyonkarahisar Kocatepe Devlet Hastanesi, Zübeyde Hanım Doğum veÇocuk Bakımevi Hastanesi, Fuar Hastanesi Doğum Servis'lerinde ilk kez doğumyapan hastalardan araştırmaya katılmayı kabul edenlerin tamamına örneklemseçilmeden uygulanmıştır. Araştırmamıza katılmayı kabul eden 314 hastaaraştırmaya dahil edilmiştir. Bu üç ayda 612 ilk doğum meydana gelmiştir.Araştırmada veri toplama aracı olarak, 43 sorudan oluşan anket formukullanılmıştır. Anket formunda kadınların demografik özellikleri, sosyo-kültürelözellikleri, gebelik özellikleri, doğum şekli, doğum endikasyonu, annelerin doğumşekline ilişkin tercihleri, doğum tercihinde etkili kişilerin belirlenmesine ilişkinsorular yer almaktadır.Verilerin analizinde tanımlayıcı ölçütler (yüzde, minimum, maximum, v.b.)korelasyon analizi ve ki-kare test kullanılmış, anlamlılık seviyesi olarak p<0,05alınmıştır.Araştırma sonucunda araştırmaya katılan kadınların %74,0'ü vajinal doğumu,%22,6'sı sezaryen doğumu tercih etmiştir. Sezaryen olma sebebine bakıldığındakendi isteği ile sezaryen olan kadın oranı ise %6,8 bulunmuştur.Bir önceki doğum şeklinin sezaryen doğum olmasının kadınların sezaryentercihi üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür.Doğum tercih etme durumlarına bakıldığında kadınların eğitim durumu,gebelik öyküsü arasında anlamlı bir fark bulunmamış, ekonomik durumunyükselmesi ile sezaryen tercihinin arttığı tespit edilmiştir.Bununla beraber kadınların doğum şekli kararında doktorların en büyük rolüüstlendiği görülmüştür.Araştırmaya katılan kadınların doğum şekilleriyle ilgili olarak yeterlibilgilendirilmedikleri tespit edilmiştir.2Gebelere antenatal bakım sırasında tam bir eğitim ve danışmanlık hizmetiverilerek kadınların doğuma ilişkin bilgi eksikliğinin giderilmesi ve doğumahazırlanması bu düşünceden hareketle sağlık personelinin de bilinçlendirilmesigerektiği düşünülmüştür.Anahtar kelimeler; doğum tercihi, elektif sezeryan, normal doğum, sezaryendoğum, sezaryen oranı
Postpartum dönemdeki annelerin anne sütünün önemi hakkında bilgi düzeylerinin incelenmesi
İlk 4-6 ay anne sütü ile beslenme, doğal beslenme olarak adlandırılır. Doğalbeslenme bebekler için en ideal beslenme şeklidir. Anne sütünün eşiti ve benzeriyoktur. Bireylerin doğumlarından itibaren sağlıklı olabilmelerinde anne sütününönemi herkes tarafından kabul edilmektedir. Sağlıklı bebek ve çocuklar, sağlıklıaileleri ve sağlıklı toplumları oluşturacaktır.Araştırma, Afyon ili belediye sınırları içinde bulunan Afyon Zübeyde HanımDoğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi, Afyon SSK Hastanesi doğum servisi ileAfyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesidoğum servislerinde doğum yapan annelerin doğum sonu dönemde emzirmeyeilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır.Veri toplama formları 1.Nisan.-15.Mayıs.2005 tarihleri arasında uygulanmıştır.Bu formlar iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde annelerin tanımlayıcıözellikleri, ikinci bölümde emzirme davranışları ve anne sütünün önemine aitbilgilerle ilgili sorular yer almıştır. Elde edilen veriler, SPSS for Windows 11.0(Statistical Package for Social Sciences for Windows) paket programı kullanılarakdeğerlendirilmiştir.Araştırma sonuçlarına göre, annelerin sadece %33.5 doğumdan önce annesütüne ait bilgi almışlardı. Bilgi alanlardan %74.3'ünün sağlık çalışanlarından bilgialdıkları belirlenmiştir. Hiçbir annenin basın yayın organlarından bilgi almadığıortaya çıkmıştır ve anne sütünün sağılarak saklanabileceği konusunda bilgilerininolmadığı tespit edilmiştir.Annelerin emzirme puan ortalaması 80.7 olarak belirlenmiştir. Ayrıca annelerineğitim düzeyleri, çalışma durumları, eşlerinin meslekleri, ikamet ettikleri yerleşimalanları ve doğumda anestezi uygulanma durumları ile emzirme bilgi puanlarıarasındaki ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.005). Annelerin yaş,PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.comIXgebelik ve doğum sayıları, evlilik yaşları ile emzirme bilgi puanları arasındaistatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır. Bu sonuçlardan hareketle uygunönerilerde bulunulmuştur. Bu önerilerin başka bir çalışmada, çalışmaya katılacakolan annelerle paylaşılması uygun olacaktır.Anahtar Kelimeler: Postpartum, Anne, Beslenme, Anne SütüPDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com
Gebelere verilen beslenme eğitiminin anemi üzerine etkisi
Gebelik döneminde görülen anemi hem anne sağlığını hem de bebeğin sağlığını etkilemekte ve demir eksikliği anemisinin (DEA) en sık sebebi nütrisyonel eksikliktir. Araştırma demir eksikliği anemisinin önlenmesinde beslenme eğitiminin etkisini belirlemek amacıyla yapıldı.Araştırmaya toplam 60 gebe alındı, bunlar randomize olarak 30'u eğitim grubu (EG) 30'u da kontrol grubu (KG) olarak belirlendi. Tüm gebelere 3. ve 9. aylarında katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ve bilgi düzeylerini içeren anket formu uygulandı ve Hemoglobin (Hb) değerleri kaydedildi. EG gebelerine 3. aylarında beslenme eğitimi verildi ve bu gebelere ayda bir beslenmelerine dikkat etmesi gereken konular hatırlatıldı. Verilerin analizinde Ki-kare, Mann-Whitney U ve Wilcoxon testleri kullanıldı.Gebeliğin 3. ayında EG'nun Hb değeri ortalama 12,5±1g/dL, KG'nun 12,6±1,0g/dL idi (P=0,893). Gebeliklerinin başlangıçlarından itibaren EG'nun ortalama 12,4±3,8, KG'nun ise ortalama 12,7±3,1 kilo aldıkları (P=0,797) ve her iki gruptaki gebelerin yaklaşık yarısının alması gerekenden az/çok kilo aldıkları görüldü (P=0,795). Öğün aralarında EG gebelerinin 3. ayda %33,3 oranında çay içtikleri, 9. ay'da çay tüketiminin %13,3'lere düştüğü ve farkın anlamlı olduğu (P=0,034), KG'nda ise fark olmadığı görüldü (P=0,257). Kahvaltıda KG gebeleri %86,7 oranında çay içerken, EG gebelerinin %60,0 oranında çay içtikleri ve aralarında ki farkın anlamlı olduğu saptandı (P=0,021). EG'ndaki gebelerin beslenme ile ilgili bilgi düzeylerinde artış olurken (P<0,001) KG'nda fark saptanmadı (P=0,850). Gebeliğin 9. ayında gebelerin Hb'lerindeki azalmalarına bakıldığında EG'nda ortalama 0,6±1,1g/dL, KG'nda 0,8±1,5g/dL'lik düşme olduğu ancak gruplar arasında Hb'deki azalma açısından fark bulunmadığı görüldü (P=0,387).Gebelikte verilen eğitimin gebelerin bilgi düzeyi üzerine önemli derecede etkisi olduğu ancak anemi gelişimini engelleme de yetersiz kaldığı görüldü.
Gebelere lohusalık bakımı ve bebek bakımı konusunda verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi
ÖZETGebelere Lohusalık Bakımı ve Bebek Bakımı Konusunda Verilen Eğitimin Etkinliğinin Değerlendirilmesi.Gebelere lohusalık bakımı ve bebek bakımı konusunda verilen eğitimin etkinliğini değerlendirmek amacı ile yapılan, randomize kontrollü ön test-son test modeline uygun deneysel bir çalışmadır.Araştırma Kütahya İl merkezindeki I. Basamak sağlık kuruluşlarından Merkez 3 No'lu Sağlık Ocağı'nda 10 Ekim 2007?5 Şubat 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, gebeliğinin son trimesterinde olan 50 deney, 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 100 anne oluşturmuştur. Deney ve kontrol grubunun benzerliği yaş, öğrenim düzeyi, gebelik sayısı ve ekonomik durumuna göre bire-bir eşleştirme yoluyla sağlanmıştır.Verilerin toplanmasında; Tanıtıcı Bilgi Formu, Sağlıklı Lohusalık ve Bebek Bakımına Yönelik Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu, Doğum Sonrası Komplikasyonları Değerlendirme Formu kullanılmıştır.Araştırmayı kabul eden 100 anneye, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Sağlıklı Lohusalık ve Bebek Bakımına Yönelik Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu(Ön test şeklinde) uygulanmıştır. Deney grubundaki annelere eğitim randevuları verilerek Kütahya 3 No'lu Sağlık Ocağı gebe odasında en fazla dört kişilik gruplar halinde eğitim verilip, literatür bilgilerine dayanılarak ve uzman görüşü alınarak hazırlanan``Lohusalık ve Bebek Bakımı'' isimli kitapçık dağıtılmıştır. Kontrol grubundaki anneler ise normal prosedüre bırakılmış ve herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Doğumdan iki ay sonra deney ve kontrol grubundaki annelere ev ziyareti yapılarak, Sağlıklı Lohusalık ve Bebek Bakımına Yönelik Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu(Son test şeklinde) ve Doğum Sonrası Komplikasyonları Değerlendirme Formu uygulanmıştır.Kontrol grubundaki annelerle gebeliğin son trimesterinde ön testleri uygulamak üzere bir defa ve doğumdan iki ay sonra son testi uygulamak üzere bir defa olmak üzere toplam iki defa görüşme yapılmıştır. Deney grubundaki annelerle lohusalık bakımı ve bebek bakımı konusunda bilgi vermek ve ön test ve son test uygulamak üzere üç defa yüz yüze görüşme yapılmıştır.Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 13.00 istatistik yazılım programından yararlanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede Sayı-Yüzde, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, İki Eş Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, Ki-kare testleri kullanılmıştır.Araştırma sonucunda; annelerin öncelikli olarak bebek bakımı ile ilgili bilgi almak istedikleri, bebek bakımı ile ilgili bilgi almak istedikleri konuların başında ise bebek beslenmesi geldiği saptanmıştır.Deney ve kontrol grubunda yer alan annelerin sağlıklı lohusalık ve bebek bakımına yönelik toplam bilgi puanı ortalamaları bakımından; her iki grupta ön test puan ortalamaları arasında herhangi bir fark bulunmazken (p>0.05), doğumdan iki ay sonra uygulanan son test puan ortalamaları arasında deney grubu lehine istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05).Deney grubundaki annelerin eğitim sonrası sağlıklı lohusalık ve bebek bakımına yönelik toplam bilgi puanı ortalamasının önceki puan ortalamasına göre istatistiksel olarak önemli oranda arttığı saptanmıştır (p<0.05). Deney grubu ile karşılaştırıldığında, kontrol grubu sağlıklı lohusalık ve bebek bakımına yönelik son test bilgi puan ortalamasının ön test puan ortalamasına göre daha az oranda arttığı görülmüştür. Kontrol grubu ön test-son test toplam bilgi puan ortalamaları karşılaştırıldığında testler arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05).Araştırmada, deney grubunda postpartum meme komplikasyonları, perineye ait komplikasyonlar, emosyonel duruma yönelik komplikasyonlar ve bebeğe ait komplikasyonlar, kontrol grubuna oranla daha az görülmüştür (p<0.05). Ayrıca deney grubundaki annelerin bebeklerinde anne sütü ile besleme, yeterli anne sütü ve bebekte etkili emme, kontrol grubuna oranla daha fazla görülmüştür (p<0.05).Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, en önemli olarak sağlık hizmeti verilen merkezlerde gebeleri bilgilendirmek için doğum öncesi, doğum, doğum sonrası bakım ve emzirmeye yönelik eğitim merkezleri oluşturulması önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Lohusalık Bakımı, Bebek Bakımı, Gebe Eğitimi
15-49 yaş bayanların acil kontrasepsiyon hakkındaki bilgi ve tutumları
İstenmeyen ve planlanmayan gebelikler, kadın sağlığı üzerinde fiziksel ve psikolojik etkiler yaratmaktadır. Ayrıca istenmeyen gebelikler istemli düşüklere neden olmaktadır. Acil kontrasepsiyon (AK) yöntemleri ile bu gebelikler önlenebilir. Bu nedenle aile planlaması (AP) danışmanlığı sırasında AK yöntemlerine ilişkin açık ve anlaşılır bir bilgilendirme önem arz etmektedir. Böylece anne sağlığını etkileyen istemli düşüklerin oranıda azalacaktır.Araştırmamız, Ankara İli Keçiören Sağlık Grup Başkanlığı'na bağlı 9 no'lu AÇSAP (ana-çocuk sağlığı aile planlaması) merkezine şubat 2007-mart 2007 tarihleri arasında başvuran fertil çağdaki bayanların AK hakkındaki bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen ?15-49 yaş bayanların AK ile ilgili bilgi ve tutum? anketi kullanıldı. Veriler gönüllülük esasına göre, yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Elde edilen veriler SPSS for windows 11.0 (statistical package for social seciences for windows) paket programında kodlanarak girildi ve analiz edildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı ölçütler (ortalama değer, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, yüzde oranları) pearson ki-kare testi ve tanımlayıcı istatistik, uygulandı. İstatistiksel anlamlılık ise p < 0.05 olarak tanımlandı.Katılımcıların %89,1'inin AK yöntemlerinden haberdar olmadıkları, okur-yazar olmayanların yöntem hakkında bilgisinin olmadığı, yöntemlerin varlığından haberdar olanların %37,1'inin lisans ve üstü eğitim seviyesinde olduğu saptandı. AK yöntemini bilenlerin %89,1'i sadece ertesi gün hapını bilmektedir. AK yönteminden haberdar olan kadınların %80'ninin yöntemi kullanmadığı görüldü. Araştırmada katılımcıların %10,9'u ertesi gün hapını bildiğini ifade ederken, hatırlatma sorusuyla ertesi gün hapını duydum diyenlerin oranı %22,4'e yükseldi. Ertesi gün hapını duydum diyenlerin sadece %19,7'sinin yöntemin ne zaman kullanılacağını bildiği, %95,5'inin yöntemin nereden temin edileceğini bildiği saptandı. AK yöntemlerinden postkoital RİA uygulamasını ise %99,5'inin bilmediği görüldü. Daha önce tüm katılımcıların %2,04'ü AK yöntemi kullanmışken katılımcılar konu hakkında bilgilendirildikten sonra, AK yöntemlerini kullanmaya yönelik tutumları incelenmiş ve %75'inin AK yöntemi bilseydim kullanırdım dediği ortaya çıkmıştır. Katılımcıların %45,3'ünün AK hakkındaki bilgisini sağlık personelinden edinmiş olduğu ve %75'inin yan etkilerini bilmediği, ayrıca katılımcıların spirali en güvenilir AP yöntemi olarak gördükleri saptandı.Sonuç olarak bayanların AK yöntemlerinden haberdar olmadığı ve bu konuda bilgi düzeylerinin düşük olduğu görülmüştür. Bilgilendirilmeleri durumunda AK yöntemlerini kullanmaya yönelik tutumlarının olumlu yönde arttığı saptanmıştır.
Gebelerde uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Gebelik bir kadının hayatında unutamayacağı en güzel ve bir o kadar da zahmetli bir deneyimdir. Annelik gebelik ve doğumla başlayıp kadının yaşamı boyunca devam eden doğal bir olay olmasına rağmen fizyolojik, psikolojik ve sosyal birçok değişikliği de beraberinde getirmektedir. Bu değişiklikler arasında günlük yaşam kalitesi ve gebelik seyrini etkilemesi bakımından uyku önemli bir faktördür.Bu araştırmadaki amacımız; gebelikte uyku kalitesini ölçmek, gebelerin uyku kalitesini etkileyen etmenlerin ne olduğunu saptamak ve tanımlamaktır.Araştırmamız AKÜ Ahmet Necdet Sezer Araştırma ve Uygulama Hastanesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran 100 sağlıklı gebe üzerinde yapıldı. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri ve gebeliklerine ilişkin verilerini toplamak için ?Hasta Tanıtım Formu? (Ek:1) kullanıldı. Uyku kalitesi Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) (Ek:2), uyku apne riski Berlin Uyku Anketi (Ek:3), uykululuk durumu Epworth Uykululuk Skalası (Ek:4) kullanılarak değerlendirildi.Çalışmamızda gebelerin %86'sında kötü uyku kalitesi tespit edilmiştir. Uyku kalitesinin gebelerde yaş, obezite, doktora gitme sıklığı, gebeliğe etki eden hastalığın varlığı ile ilişkili olduğu saptanmıştır.Hamilelik süresince uyku problemleri ile ilgili farmakolojik ve davranışsal araştırmalar fetüs üzerine etkisinden dolayı maalesef yapılamamaktadır. Bu yüzden gebelerde oluşan uyku bozukluklarının tedavisinde sadece rahatlatıcı birtakım önlemler alınabilmektedir. Bununla birlikte uyku solunum bozukluğu, huzursuz bacak sendromu gibi önemli rahatsızlıkların mümkün olan en iyi zamanda tedavi edilmesi önemlidir. Ayrıca gebelerin uyku ve uyku bozuklukları konusunda bilinçlendirilmesi, kontrollere düzenli gelmelerinin sağlanması, uyku hijyenine yönelik davranışlarının geliştirilmesi önerilmektedir.
15-49 yaş çalışan ve çalışmayan kadınlarda kontraseptif kullanımı ve etki eden faktörlerin değerlendirilmesi
15-49 Yaş Çalışan ve Çalışmayan Kadınlarda Kontraseptif Kullanımı ve Etki Eden Faktörlerin DeğerlendirilmesiBu araştırma, Afyon il merkezinde yaşayan, 15-49 yaş arası doğurganlık çağında olan, çalışan ve çalışmayan kadınların doğurganlık özellikleri, kontraseptif kullanımını belirlemek, birbirleriyle karşılaştırmak ve etki eden faktörleri değerlendirmek amacıyla planlanmıştır.Araştırma, çalışan ve çalışmayan, evli iki gruptan oluşmaktadır. Çalışan grupta 50 sağlık çalışanı, 50 temizlik işçisi, 50 Defterdarlık'ta çalışan bayan memur olmak üzere 150 kadın; çalışamayan grupta ev hanımı olan 150 kadın olmak üzere, toplam 300 kadın çalışmada yer almıştır. Araştırma, Kasım 2007-Mart 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında yüzyüze görüşme ve anket yöntemi uygulanmıştır. Anket formu, sosyodemografik özellikleri, doğurganlık özellikleri, aile planlaması bilgi düzeyi, kontraseptif yöntem özellikleri ile ilgili sorulardan oluşmaktadır.Araştırmanın sonuçlarına göre kadınların yaş ortalaması 32'dir. Çalışanlarda bu oran 34,63 ve çalışmayanlarda 29,71 olarak saptanmıştır. Çalışan kadınların %62'si yüksekokul mezunu iken, çalışmayan kadınların %4'ü yüksekokul mezunu ve %82'si ilköğretim ve altı eğitim düzeyine sahip oldukları saptanmıştır. Kadınların ortalama ilk evlilik yaşının 20.96, ortalama ilk gebelik yaşının 21.87, ortalama gebelik sayısının 2.70, ortalama doğum sayısının 2.16, ortalama yaşayan çocuk sayısının 2.04 olduğu saptanmıştır. Düşük ve kürtaj durumu açısından çalışan ve çalışmayan gruplar arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır(p>0.05).Çalışan kadınların %86,7'si, çalışmayan kadınların %75,3'ü kontraseptif yöntem kullanmaktadır. Çalışan kadınların %83,1'i, çalışmayan kadınların %62,8'i etkin kontraseptif yöntem kullanmaktadır. Çalışan kadınlar %33,8 ile hem RİA, hem de kondomu aynı yüzde ile tercih ederken, çalışmayan kadınlar %46 ile geri çekme ve tüpligasyon tercih etmiştir. Sağlık çalışanlarının %43,2 ile kondom, memurların %51,1 ile yine kondom, temizlik işçilerinin %58,7 ile RİA tercih ettiği görülmektedir. Araştırmada, oral kontraseptiflerin %50 ile kilo almaya neden olduğu ve RİA'nın %46,4 ile kanamaya sebebiyet verdiği saptanmıştır.Bu çalışmada, çalışanlarda etkin yöntem kullanım oranı yüksek bulunmuştur(%83,1). Kadınların eğitim durumunun ve statülerinin yüksek olmasıyla daha doğru bir şekilde kontraseptif yöntem kullanımı artacak ve sağlıklı toplumlar oluşacaktır. Kadınların eğitimlerinin artması ve kadının para getiren bir işte çalışması üreme sağlığını olumlu etkilediği kanaatindeyiz.Anahtar Kelimeler: Aile Planlaması, Kontraseptif Kullanımı, Çalışan Kadınlar, Çalışmayan Kadınlar
Ege Üniversitesi Hastanesinde çalışan sağlık personelinin serviks kanser aşısı hakkında bilgi düzeyi
Bu araştırmanın amacı, sağlık personelinin henüz çok yeni olan ve serviks kanserine karşı koruyuculuğu bulunan HPV aşısı hakkında bilgi düzeylerini araştırmak için yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır.Bu araştırma günümüzde kadınlarda, meme kanserinden sonra görülen 2. en sık kanser olan serviks kanserine neden olduğu bilinen HPV'den korunmak amacıyla geliştirilen aşı hakkında, topluma hizmet götüren sağlık personelinin bilgilerinin değerlendirmek için planlanmıştır.Teşhis ve tedavideki önemli gelişmelere rağmen kadınlarda serviks kanseri halen çok önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sigara alışkanlığı, yaş, sosyo-ekonomik düzey, cinsel hayat, cinsel partner, fazla doğum ve seksüel yolla bulaşan hastalıklar serviks kanserinde rol oynamaktadır. Sağlığın korunması hastalıklara karşı savaşla ve bu savaşı hastalıklar ortaya çıkmadan önce başlatmakla mümkündür. HPV aşısı bu konuda önemli bir adımdır.Araştırma, İzmir-Bornova'daki Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Şubat-Aralık 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Ege Üniversitesinde çalışan 508 sağlık personeli oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında yüz yüze görüşme ve anket yöntemi uygulanmıştır. Anket formu sağlık personelinin sosyo-demografik özelliklerini ve literatür bilgilerini değerlendirmek amacıyla oluşturulmuştur. Anket sağlık personeline bilgi verilerek ve izinleri alınarak uygulanmıştır.Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 10.00 istatistik yazılım programı kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirme Pearson Ki-Kare testi ile yapılmıştır.Araştırma sonucunda; sağlık personelinin büyük bir çoğunluğunun HPV aşısı hakkında bilgi sahibi olduğu fakat aşının etki ve yan etkileri konusunda eğitime ihtiyaçları olduğu saptanmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, konu ile ilgili standart eğitim araçları olmadığı için sağlık çalışanlarına aşı ile ilgili eğitim verilmesi gerektiği ve bunun için eğitim merkezi ve ekibi oluşturulması önerilmiştir.
LATCH emzirme tanılama ölçeğinin kullanımı ve yenidoğan emzirme başarısını inceleyen bir çalışma
ÖZET LATCH EMZİRME TANILAMA ÖLÇEĞİNİN KULLANIMI VE YENİDOĞAN EMZİRME BAŞARISINI İNCELEYEN BİR ÇALIŞMA KERZİBAN KOYUN Bu araştırma, Dokuz Eylül Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde bir emzirme tanılama ölçüm aracı olan LATCH' m güvenirliğinin, klinikte kullanımının emzirme başarısına etkisinin ve anne-bebek iletişimi ile emzirme başarısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla metodolojik ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Verilerin toplanmasında kullanılan Emzirme Tanılama Formunun birinci bölümünde anne ve bebeğe ilişkin bazı bilgiler, ikinci bölümünde LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı, üçüncü bölümünde anne-bebek iletişimini değerlendiren maddeler yer almaktadır. Veriler araştırmacı, bir gözlemci ve emzirme eğitim hemşiresi tarafından gözlem yoluyla toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini, olasılıksız örneklem yöntemiyle seçilen 100 sağlıklı anne ve sağlıklı bebekleri oluşturmuştur. Her anne ve bebeğin emzirmesi iki kez gözlenmiştir ve verilerin analizi 200 gözlem üzerinden yapılmıştır. LATCH Ölçüm Aracının maddeleri arasındaki bağımsız gözlemciler arası korelasyon katsayıları 0.70-1.0 arasında değişmektedir (P<0.01). İki gözlemin Kronbach alfa katsayısı ortalaması %95 olarak saptanmıştır. Gözlemcilerarası uyum %82 olarak saptanmıştır. Emzirme eğitim hemşiresinin LATCH Ölçüm Aracını kullanmasının emzirme başarısını etkilemediği saptanmıştır (P>0.05). LATCH puanı ile iletişim puanı arasındaki korelasyon katsayısı 0.21 olup, pozitif ilişki saptanmıştır (p<0.0 1 ). Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Emzirme, tanılama, emzirme başansı.
Algılanan sosyal destek ile postpartum depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma, algılanan sosyal destek ile postpartum depresyon arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın Örneklemi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Sağlam Çocuk Polikliniğine bebeklerini getiren, postpartum 4-8 haftalık 300 anneden, oluşmuştur. Veri toplama araçları, çiftlerin tanıtım formu, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Edinburg Postpartum Depresyon Ölçeğidir. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, mann-whitney U testi, varyans analizi, korelasyon analizi, basit regresyon analizi ve logistik regresyon analizi kullanılmıştır. Değerlendirme sonuçlarına göre; annelerin postpartum depresyon puan ortalamaları 10.70±4.85 ve algılanan sosyal destek puan ortalamaları 61.40 ±16.44 'dır. Annelerin yaşı, çalışma durumu, gelir durumları, evlilik yılı, çocuk sayısı, doğum şekli, doğumdan sonra yanında yardımcısının olup-olmaması, evde sürekli birlikte yaşadığı kişiler ile depresyon puanları arasında ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Annelerin eğitimleri, eşlerinin eğitimleri, meslekleri, evlenme tipleri, gebeliği isteme durumları, anneliğe hazır olma ve depresyon puanları arasında ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Buna paralel olarak regresyon analizi sonucunda ise, algılanan sosyal desteğin postpartum depresyon üzerinde %13'lük etkisinin olduğu saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda hemşirelere ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Postpartum, depresyon, algılanan sosyal destek, postpartum dönem, risk faktörleri, duygusal bozukluklar.
Travayda duş almanın annenin doğum ve doğum sonrası konforuna etkisi
Konfor günlük hayatı değiştiren rahatlık anlamına gelmektedir. Doğumda kadının memnuniyetini sağlamak büyük ölçüde konforunu sağlamakla ilişkilidir. Nonfarmakolojik yöntemler, annenin doğum memnuniyeti arttırmaktadır. Çalışmamızda nonfarmakolojik yöntemlerden birisi olan duşun doğum konforuna etkisi değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı travayda duş almanın annenin doğum ve doğum sonrası konforuna etkisini araştırmaktır. Çalışmada randomize kontrollü çalışma modeli kullanılmıştır. Bu çalışma Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nde yapılmıştır. Travayda doğum bekleyen ve eylemin aktif fazında bulunan gebeler rastgele 1:1 oranında deney ve kontrol gruplarına (50+50) ayrılmıştır. Veriler anket formu ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Anket ilki doğum öncesinde, ikincisi doğum sonrasında uygulanmak üzere iki kısımdan oluşturulmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde normal dağılan değişenlerde iki bağımsız grup karşılaştırılmasında Student t, normal dağılmayanlar için Mann Whitney U testleri, kategorik değişkenler için ki-kare testi kullanılmıştır. Çalışmamızda grupların sosyodemografik özellikleri (çalışma durumu hariç), jinekolojik öyküleri, gebeliğe ilişkin özellikleri ve Doğum Sonu Konfor Ölçeği'nin sosyokültürel alt boyutu dışında diğer ölçek puanlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p<0,05). Deney grubunda doğum memnuniyeti ve doğum sonu konforu arasında kuvvetli (r= 0,68), doğum memnuniyeti ile bebeğin 5. dk Apgar skoru (r= 0,40) ve kord pH'ı arasında orta kuvvetli (r= 0,40); doğum sonu konforu ve kord pH'ı arasında orta kuvvetli bir ilişki bulunmuştur (r= 0,38). Ayrıca deney grubunda epizyotomi yapılmayan kadınların doğum sonu konfor (p<0.05) ve memnuniyet puanları (p<0,05) anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Deney grubunda ilk yarım saatte bebeğini emziren kadınların doğum sonu konfor ve doğum memnuniyeti puanları anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları duşun doğum memnuniyeti ve doğum sonu konfor üzerine direk bir etkisi olmasa da, doğum sonuçlarını olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Doğum konforu ile ilgili yapılmış çalışma sonuçları; girişimleri "işe yarar", "işe yarayabilir" ve "yetersiz veri" olarak üç kategoride toplamıştır. "İşe yarayabilir" uygulamalardan biri olan hidroterapi yöntemleri, standart bakım ile karşılaştırıldığında ağrıyı azalttığı ve doğum memnuniyetini arttırdığı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Doğum, Doğum memnuniyeti, Doğum konforu, Doğum sonu konfor, Duş alma.
Travayda primipar gebelere verilen hemşirelik desteğinin doğum ağrılarına ve doğum beklentisine etkisi
Çalışma, travayda primipar gebelere verilen hemşirelik desteğinin (odaklanma, hayal kurma, masaj, sakral basınç, solunum-gevşeme-ıkınma egzersizleri) doğum ağrılarına ve doğum beklentisine etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel ve ilişkisel olarak planlanmıştır. Çalışmanın evrenini Konya ili Akşehir Devlet Hastanesi doğumhane servisine başvuran 15 Şubat 2018-15 Ağustos 2018 tarihleri arasında vajinal doğum yapan ve çalışmanın kriterlerine uyan primipar, 3-7 cm dilatasyona sahip, sistemik hastalığı olmayan, sezaryen endikasyonu bulunmayan 18 yaş ve üstü deney grubu 51, kontrol grubu 51 olmak üzere toplam 102 gebe oluşturmuştur. Çalışmaya katılan gebelerden travay süresince bire bir hemşirelik desteği verilen gebeler deney grubunu, rutin gebe izlemi yapılanlar ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Deney grubu gebelerine araştırmacı tarafından, doğum ağrılarıyla başa çıkmada etkili yöntemler (odaklanma, hayal kurma, masaj, sakral basınç, solunum-gevşeme-ıkınma egzersizleri) hakkında eğitim verilerek uygulamalar anlatılmış ve bire bir uygulanmıştır. Kontrol grubu gebelerine servisteki rutin bakım dışında herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Çalışmanın verileri doğum öncesi Gebe Tanılama Formu (EK-2), Visual Analog Skala (VAS) (EK-3), doğum sonrası Visual Analog Skala (VAS) (EK-3) ve WIJMA Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) B Versiyonu (EK-4) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın verileri SPSS 20.0 for Windows programında analiz edilmiştir, frekans ve yüzde dağılımı, aritmetik ortalamalar hesaplanmıştır, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis testleri ve Spearman korelasyon analizi uygulanmıştır. Sonuçların yorumlanmasında istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda yer alan gebelerin sosyo-demografik ve obstetrik özellikleri benzer değerlere sahiptir. VAS1, deney grubunda 6,02±1,393, kontrol grubunda 6,43±1,153'tür. VAS2, deney grubunda 0,92±0,821, kontrol grubunda 1,31±1,029'dur. W-DEQ-B, deney grubunda 77,3922±14,913, kontrol grubunda ise 117,156±23,999 bulunmuştur. Çalışma sonuçları, deney grubu gebelerinin doğumlarını daha olumlu seviyede nitelendirdiklerini ve travayda hemşirelik desteği alan gebelerin doğum sonu algıladıkları ağrı ve korku düzeylerinin, standart bakım alan gebelere göre daha düşük olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Doğum ağrısı, doğum beklentisi, hemşire, primipar
Evaluation of the attitudes of nursing students about violence against women and a workshop
Individuals learn to be women or men with the social roles given in their own culture according to their biological sexes during their upbringing. These roles affect the individual's life and give direction. Gender roles cause gender inequality between women and men and gender-based discrimination. Gender roles bring discrimination to women in patriarchal societies. Violence is the fact that various definitions and researches have been carried out on the ongoing humanity. Violence is a condition that everyone can be exposed to and which should be recognized as a problem that is common in most countries, regardless of their state of development, which affects the health status of the individual and society. Violence against women is a universal health problem affecting women's lives, quality of life, basic rights and freedoms. The youth period is the most frequently encountered in the developed or developing countries with the student profile. Student nurses are trained to gain a contemporary attitude in terms of their professional roles in violence and violence in their education and training lives. However, some variables affect the attitudes of the student towards their professional roles in violence and violence against women. The student's gender, age, place of residence, witnessing of violence, etc. variables. The aim of this study is to evaluate the attitudes of nursing students on violence against women and to improve their sensitivity about violence against women through a workshop. The study was carried out at Afyon Kocatepe University, Afyon Health School Nursing Department. The data were collected using face-to-face interview technique and questionnaire form and Attitude towards Violence Scale. In the first phase of the study, a cross-sectional research was conducted with 315 students selected by simple random sampling method and the attitudes of nursing students about violence against women were evaluated. In the second phase of the study, 41 students with a single-group pretest-posttest half-experimental type were employed. The workshops lasted two full days and two weeks after this study, the posttest was applied to the same group. The data were analyzed in SPSS program and the level of statistical significance was accepted as 0.05. 78.7% of the students who participated in the first phase of the study are girls. The gender of the students, physical, verbal and economic violence in childhood affect their attitudes towards violence; family structure, place of residence, educational status of parents and income level of the family does not affect. It was found that the male students and the students who stated that they had frequently experienced physical, verbal and economic violence in the past were found to be more violent (p <0.05). In the second phase of the study, it was found that both pre-and post-test Attitude Towards Violence Scale scores of male students were higher than female students (p <0.05). There was a significant decrease in the posttest mean scores according to pretest mean scores (p <0.05). The results obtained from the study show that violence is a learned behavior and that workshops have a positive effect on students' attitudes towards violence. Considering that all feedback received from workshops is positive, it is recommended to include the subject in the nursing curriculum and to ensure that the students take part in different practices and activities in the fight against violence.
Emzirme döneminde meme başı sorunlarının önlenmesinde, zeytinyağı, anne sütü ve temiz kuru tutma yöntemi kullanılarak yapılan meme bakımı yöntemlerinin etkinliğini incelenmesi
Bireylerin ilerleyen yaşantılarını derinlemesine etkileyen bebeklik dönemindeki ilk besin maddesi anne sütüdür. Anne sütünün bebekler tarafından yeterli miktarda alınabilmesi için, emzirme eyleminin devamlılığını olumsuz etkileyebilen problemler önlenmeli ya da tedavi edilmelidir. Bu çalışma, emzirme dönemindeki annelerde meme başı sorunlarının önlenmesinde zeytinyağı, anne sütü ve temiz kuru tutma yöntemleri kullanılarak yapılan meme bakım yöntemlerinin etkinliğini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü deneysel bir çalışma tasarımındaki bu araştırma Mart 2018- Eylül 2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar ilindeki bir özel ve bir kamu hastanesinin kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde normal doğum yapan 120 primipar anne ile yürütülmüştür. İki deney bir kontrol grubundan oluşan bu çalışmada zeytinyağı grubundaki annelere 14 gün süresince günde 3 kez, 3-4 damla zeytinyağı ile, anne sütü grubundaki annelere her emzirmeden sonra 3-4 damla kendi anne sütü ile 14 gün süresince meme bakımı uygulanmıştır. Kontrol gurubundaki annelerde meme başı ve areola çevresine herhangi bir uygulama yapılmamış, emzirmeden sonra meme başını temiz ve kuru tutmaları sağlanmıştır. Tüm anneler 3., 7. ve 14.günlerde kontrol randevusuna çağrılarak ya da evde ziyaret edilerek, emzirme sırasındaki ağrı varlığı/şiddeti, her iki meme ucu ve areolada çatlak, kızarıklık-hassasiyet varlığı, emzirmenin etkinliği, kullanılan meme bakım yöntemine yönelik yan etki varlığı ve annelerin uygulanan meme bakım yönteminden memnuniyet durumlarına ilişkin izlem verileri toplanmıştır. Araştırma verilerin analizi SPSS versiyon 22.0 kullanılarak, frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, ki kare testi, tek yönlü, tekrarlı ölçümlerde ve iki faktörlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Emzirmenin etkinliği bakımından annelerin LATCH puan ortalamaları sadece 14. günde gruplar arasında anlamlı bir farklılık gösterirken, anne sütü ve zeytinyağı gruplarında 3., 7., ve 14. günlerdeki tüm ölçümler arasında LATCH puan ortalamalarının grup içinde anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0.05). İzlem günlerinde kontrol grubundaki annelerin ağrı şiddeti puan ortalamalarının deney grubundaki annelerden daha yüksek olduğu görülürken, ağrı şiddeti puan ortalamalarının gruplar arasında 7.günde anlamlı farklılık gösterdiği, zeytinyağı grubundaki annelerin, kontrol grubundakilere göre ağrı şiddeti puan ortalamalarının anlamlı olarak daha düşük olduğu saptandı (p<0.05). Anne sütü ve zeytinyağı gruplarında 3., 7., ve 14. günlerdeki ölçülen ağrı şiddetinin azalma yönündeki değişim yüzdelerinin birbirine yakın olduğu, kontrol grubunda ise ağrı şiddetinin artma yönünde değişim gösterdiği saptandı. Meme ucu ve areolada çatlak, kanama, kızarıklık, hassasiyet görülme durumu bakımından 7. ve 14. günlerde gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu belirlenirken, 7.günde en az çatlak ile karşılaşılan grubun zeytinyağı grubu olduğu, 14. günde ise, kontrol grubu dışında meme ucu ve areolada çatlak, kanama, kızarıklık, hassasiyet bulunmadığı saptanmıştır (p<0.05). Meme ucu ve areolada karşılaşılan çatlağın emzirmeyi etkileme puan ortalamalarının 7. günde kontrol grubunda, diğer gruplara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Meme bakım yöntemine ilişkin annelerin memnuniyet puan ortalamalarının 7. ve 14. günlerde deney ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılık gösterdiği belirlenirken, zeytinyağı grubundaki annelerin memnuniyet puan ortalamalarındaki değişimin diğer gruplara göre daha fazla olduğu, kontrol gurunda ise memnuniyetin azalma yönünde değişim gösterdiği saptanmıştır. Emzirme dönemindeki annelerde anne sütü ve zeytinyağı kullanılarak yapılan meme bakımının ağrıyı azaltmada, zeytinyağı kullanılarak yapılan meme bakımının ise çatlak, kanama, kızarıklık, hassasiyet gibi meme başı sorunlarının oluşumunu önlemeye yardımcı olduğu, nemli bir ortam sağlayan meme bakım yöntemlerinin annelerin emzirme konforunu dolaylı olarak olumlu yönde etkilediği sonucuna varılabilir.
Çocuğu hastanede yatmakta olan annelerde suçluluk duygusu ve nedenlerinin belirlenmesi
Uzun süreli hastalıklar ve hastanede yatma hem çocuklar hem de aileleri üzerinde korku, kaygı gibi olumsuz duygusal etkiler yaratan olaylardır. Çocuğun hastalığı ve hastanede yatma sürecinde anne sıklıkla kendini suçlar. Annelerin yaşadığı olumsuz duygu ve düşüncelerin nedenleri araştırılmadan çocuk ve ailesine yardımcı olmak mümkün olamamaktadır. Bu çalışmanın amacı, çocuğu hastanede yatan annelerde suçluluk duygusunu ölçmeye yarayan bir ölçüm aracı geliştirmek ve bu duyguyla ilişkili olan faktörleri belirlemektir. Bu çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Birincisi, bir ölçek geliştirme çalışması olması nedeniyle metodolojik; ikincisi, annelerdeki suçluluk duygusuyla ilişkili olan faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel tiptedir. Araştırma Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Cerrahi Kliniğinde yatmakta olan 253 hasta çocuğun, annesi ile yapılmıştır. Veriler anket yöntemi ile toplanmış ve SPSS 22,0 ve AMOS 21 paket programında değerlendirilmiştir. Anket, Tanıtım Formu ve Çocuğu Hastanede Yatan Annelerde Suçluluk Duygusu Ölçeği (ASDÖ) ile hazırlanmıştır. Taslak ölçek, 5'li Likert tipinde hazırlanmış suçluluğa ilişkin düşüncelerini öğrenmeye yarayan 30 sorudan oluşmaktadır. Taslak ölçek 253 kişiye uygulanmıştır ve faktör analizi yapılmıştır. Yapılan faktör analizi ölçeğin 18 maddeden ve beş alt boyuttan oluşan bir yapı sergilediği göstermiştir. Bileşenler toplam varyansın %58,1'ni oluşturmuşlardır. Ölçeğin güvenilirliğinin ölçütü bir olan a katsayısı 0,76; Spearman-Brown ve Guttman Split-half katsayıları 0,79 bulunmuştur. Ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi sonuçları; χ2/df=1,744; GFI= ,913; RMSEA= ,054; CFI= ,909 olarak bulunmuştur. Tüm bu sonuçlar ölçeğin güvenirliğinin yüksek bir ölçüm aracı olduğunu göstermektedir. Annelerde suçluluk duygusu ile ilişkili faktörler incelendiğinde ise, ilkokul mezunu olan ve çocuk bakımında eş desteği olmayan annelerin suçluluk duygusu daha yüksek seviyededir (p<0,05). Anne yaşı, çocuk sayısı, annelerin çalışma durumu, gelir durumu, yaşadığı yer, çocuğun cinsiyeti, eşiyle akraba olup olmaması, engelli çocuğu olup olmaması, hastanede yatılan gün sayısı, hasta çocuğun yaşı, hasta çocuğun ailedeki sırası annenin yaşadığı suçluluk duygusunu etkilememektedir (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Annelik, Suçluluk Duygusu, Hastanede Yatma, Ölçek Geliştirme
Kadın hastalıkları ve doğum hemşireliği dersi alan ve almayan hemşirelik öğrencilerinde gebelik öncesi doğum korkusunun incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, doğum ve kadın hastalıkları hemşireliği dersi alan ve almayan hemşirelik öğrencilerinde gebelik öncesi doğum korkusunun ve bunu etkileyen faktörlerin incelenmesidir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma 15.12.2019-15.02.2020 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören 332 hemşirelik öğrencisi ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak Öğrenci Bilgi Formu ve Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeği (Kadın-Erkek) kullanılmıştır. Araştırma verileri SPSS versiyon 22.0 programı ile frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız örneklem t-testi ve Mann-Whitney U testi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada kadın öğrencilerin KGÖ-DKÖ toplam puan ortalaması 41.63±9.49, erkek öğrencilerin EGÖ-DKÖ toplam puan ortalaması ise 37.17±8.99 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin, doğum ve kadın hastalıkları hemşireliği dersi alma durumlarına göre, Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeği toplam puanlarının istatistiksel bakımdan anlamlı farklılık göstermediği belirlenirken (p>0.05), dersin klinik uygulamasında zorlandığını bildiren kadın cinsiyetteki öğrenciler için Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeği toplam puan ortalamasının anlamı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05).Hem kadın hem de erkek cinsiyetteki öğrenciler için, Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeği toplam puan ortalamalarının, öğrencilerin sosyo-demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir (p>0.05). Öğrencilerin, doğum ve kadın hastalıkları hemşireliği dersi alma durumlarına göre, Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeğindeki 10 adet ifadeye ait puan ortalamalarının kadın öğrenciler için istatistiksel bakımdan anlamlı farklılık göstermediği belirlenirken (p>0.05), erkek öğrenciler için ''eşinin doğum ağrısı ve doğumla baş edememe'' durumuna odaklanan ifadelere ilişkin puan ortalamalarının, dersi alan erkek öğrencilerde anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Yapılan bu araştırma sonucunda; hemşirelik öğrencilerinin orta düzeyin üzerinde doğum korkusu yaşadıkları, dersin klinik uygulamasında yaşanan olumsuz deneyimlerinin, özellikle kadın cinsiyetteki öğrenciler için doğum korkusunu tetikleyebilecek bir unsur olduğu, erkek öğrencilerde kadına yönelik şekillenen algı ve geleceğe yönelik endişelerin, doğum korkusu için bir risk faktörü olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Kadınların uzun etkili ve kalıcı aile planlaması yöntemlerine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi
Uzun Etkili ve Kalıcı Aile Planlaması (UEKAP) yöntemleri doğurganlığı düzenlemek veya doğuma ara vermek isteyen çok sayıda kadın için uygundur. Güvenlik ve etkinliklerine rağmen, bu yöntemler istendik düzeyde kullanılmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, doğurganlık çağındaki kadınların UEKAP yöntemlerine ilişkin tutumlarının belirlenmesidir. Çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada kadınların UEKAP yöntemlerine ilişkin tutumlarını ölçen bir araç geliştirilmiş, ikinci aşamada bir ölçüm aracı kullanılarak kadın UEKAP yöntemlerine yönelik tutumlarını etkileyen faktörler incelenmiştir. Bu çalışma kesitsel ve metodolojik nitelikte olup Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Hastanesinde 530 kişi ile yürütülmüştür. Araştırmaya katılan kadınların UEKAP kullanımı %25.4 belirlenmiştir. Kadınların UEKAP yöntemi kullanmama nedenleri arasında; gebe kalmak istemesi (%23.2), yöntemin yan etkisinden korkulması (%9.4) ve eşinin onay vermemesi (%8.1) gibi çeşitli durumların olduğu bulunmuştur. İstatistiksel veri analizi için SPSS versiyon 25.0 ve AMOS v24.0 kullanılmıştır. UEKAP tutumunu etkileyen faktörleri ortaya koymak için yapısal eşitlik modelinde ölçüm modeli test edilmiş, ardından yapısal model incelenmiştir. Araştırmamızın sonuçlarında daha iyi eğitim düzeyi, kentsel bölgede yaşamak ve çalışıyor olmak, daha olumlu aile planlaması ve daha olumlu UEKAP tutumu ile ilişkilidir. Daha fazla çocuğa sahip olma, başka çocuk istememe ve daha önce kontraseptif başarısızlık yaşama, daha olumsuz AP tutumu ve daha olumlu UEKAP tutumu ile ilişkidir. UEKAP yöntemlerine ilişkin toplum algısını değiştirmek için aile planlaması konusunda daha fazla kamu bilinci sağlanmalıdır. Yöntemi erken bırakma oranını azaltmak için aile planlamasının avantajı ve etkinliği hakkında uygun danışmanlık sağlanması ve hizmet alanların memnuniyetinin artırılması düşünülmelidir.
Polikistik over semptomları olan genç kadınlarda beden imajı ve mental iyi oluşun yaşam doyumu üzerindeki etkisi ve sağlıklı beslenme tutumunun düzenleyici rolü
Daha sonra doldurulacaktır.
Evli kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu görülme sıklığı
Araştırma, Antalya il merkezinde bulunan evli kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu sıklığının saptanması amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Antalya il merkezinde bulunan toplam 54 sağlık ocağı oluşturmuştur. Basit rastgele örneklem yöntemiyle seçilen, merkez 2 No'lu Sağlık Ocağı ve Merkez 17 No'lu Selahattin Topçu Sağlık Ocağı'na kayıtlı, 15?49 yaş grubu 600 evli kadın araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu ve Kaplan, Reis ve arkadaşları (1999) tarafından geliştirilen ?Kadın Cinsel Fonksiyon Sorgulama İndeksi? (IFSF) kullanılmıştır. Anket formu ve ölçek uygulanmadan önce katılımcılara araştırma hakkında sözlü açıklama yapılmış, onay alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 13.0 paket programı kullanılarak, ikili grupların analizinde Student t testi ve Manwhitney-U testi, ikiden fazla alt grubu olan değişkenlerin cinsel fonksiyon puanları yönünden karşılaştırılmalarında ise tek yönlü varyans analizi testi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki fark anlamlı bulunduğunda, farklılığın hangi ikili gruplardan kaynaklandığını ortaya çıkarmak için Scheffe testi uygulanmıştır. Araştırmada kadınlardaki cinsel fonksiyon bozukluğu görülme oranları IFSF puanlarıyla değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerde kadınların % 6,8'inin çok düşük, %16,5'inin düşük, % 46,5'inin orta ve % 30,2'sinin yüksek IFSF puanına sahip olduğu bulunmuştur. Bunun yanında kadınların cinsel fonksiyonlarının birçok sosyodemografik faktörden etkilendiği de ortaya çıkmıştır. Bu etkenler içerisinde en önemlisi yaş olarak tespit edilmiş olup eğitim düzeyi, eşin eğitim düzeyi, çalışma durumu, meslek, evlilik süresi, 14 yaşına kadar yaşanılan yerleşim birimi, aile tipi, evlilik biçimi, evde yaşayan kişi sayısı, gelir durumu, gebelik sonlanma biçimi, doğum sayısı, çocuk sayısı, doğum şekli, menstrual siklus düzeni, sigara kullanma durumu ve beden kitle indeksinin cinsel fonksiyonları anlamlı düzeyde etkilediği bulunmuştur. Evdeki oda sayısı, özel oda bulunma durumu ve kadınların kullandıkları aile planlaması yöntemi ile kadın cinsel fonksiyon puanları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kadın cinsel fonksiyon bozuklukları sıklığını belirlemek için yaptığımız bu çalışma; sonuçları doğrultusunda, cinsel fonksiyon bozuklukları ve etyolojisi ile ilgili hemşireliğe ilişkin araştırmalara ışık tutacak, eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin sağlanmasında rehber olacaktır. Anahtar Kelimeler: Cinsellik, Cinsel Sağlık, Kadınlarda Cinsel Fonksiyon Bozuklukları, Hemşire, Sosyoekonomik ve Kültürel Farklılık
Kolposkopi yapılan kadınlarda farkındalık temelli başetme programının kanser korkusu ve farkındalık düzeyine etkisi: randomize kontrollü araştırma
Amaç: Bu araştırma, kolposkopi işlemi yapılan kadınlarda online olarak yürütülen Farkındalık Temelli Başetme Programı'nın kanser korkusu ve farkındalık düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırmada ön test-son test blok randomize kontrollü tek kör deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırma Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Jinkeoloji Onkoloji polikliniğinde Ocak 2022-Temmuz 2023 tarihleri arasında kolposkopi işlemi yapılan kadınlar ile yürütülmüştür. Araştırma örneklemine blok randomizasyon yöntemi ile belirlenen 36'sı müdahale, 36'sı kontrol olmak üzere 72 kadın dahil edilmiştir. Farkındalık Temelli Başetme Programında müdahale grubundaki kadınlara 6 oturum 2 hafta boyunca uygulanmış; kontrol grubundaki kadınlara herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Veriler, Kanser Kaygı Ölçeği ve Philadelphia Farkındalık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile bağımsız iki örneklem t testi, Mann Whitney U testi, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada müdahale grubundaki kadınlarda kanser kaygı puan ortalamasının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı, Philadelphia Farkındalık Ölçeği ayrımsama alt boyutu puan ortalamasının kontrol grubuna göre, anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Program sonrası; müdahale grubundaki kadınların Philadelphia Farkındalık Ölçeği kabul alt boyutu puan ortalamasının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Sonuç: Farkındalık Temelli Başetme Programı'nın kadınların kanser korku düzeyini azalttığı ve farkındalık düzeyini arttırdığı belirlenmiştir. Bu programın klinik uygulamalara entegre edilmesi ve sağlık profesyonelleri tarafından daha yaygın bir şekilde kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Farkındalık, Hasta Eğitimi, Hemşirelik, Kanser, Tarama, Korku
Kozmetik jinekoloji işlemi uygulanan kadınların deneyimlerinin kavramsallaştırılması: Temellendirilmiş kuram çalışması
Amaç: Bu çalışma, kadınların genital benlik imajı algılarını şekillendiren ve onları kozmetik jinekolojik işlemlere yönlendiren olguları incelemeyi ve bu süreçte yer alan temel kavram ve süreçleri açıklayan kuramsal bir çerçeve geliştirmeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışma, nitel bir yöntem olan temellendirilmiş kuram deseni ile yürütülmüştür. Veriler, Kişisel Bilgi Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılarak yirmi üç katılımcı ile bireysel derinlemesine görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Verilerin analiz sürecinde Straus ve Corbin'in oluşturduğu açık kodlama, aksiyel kodlama ve seçici kodlama olarak adlandırdıkları veri analiz aşamaları uygulanmıştır. Araştırma süreci boyunca Nitel Araştırma Raporlama Konsolide Kriterleri dikkate alınmıştır. Bulgular: Çalışmada geliştirilen kuramsal model "Estetik Dokunuşlarla Yeni Ben" olarak adlandırılmıştır. Bulgular, dört ana tema ve on iki alt tema altında toplanmıştır. Karar Verme Sürecinde Motivasyon Dinamikleri temasında; yaşanılan deneyimlerle değişen genital benlik imajı, genital bölgedeki değişimlerin sosyal yaşama yansıması ve cinsel yaşama yansıması alt temaları yer almıştır. Cinselliğin Sorumluluk Haritası temasında; cinsel ilişkide karşılıklı istek /zevk, toplumsal ve kültürel normlar ve beden kontrolü sonucunda kozmetiğe yönelim alt temaları, Çözüm Sürecinde Sağlık, Estetik ve İlişkiler Dengesi temasında; çözüm arayışı/ araştırma süreci, tıbbi ve estetik gerekçelerin netleşmesi ve işlem sürecinde sosyal çevre tepkileri alt temaları öne çıkmıştır. Son tema olan Yeniden Yapılanma Süreci ise; acıdan mutluluğa geçiş, psikolojik iyileşme ve güçlenme, cinsel yaşamda dönüşüm alt temalarından oluşmuştur. Sonuç: Çalışma, kadınların kozmetik jinekolojik işlemlerle sadece fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda kimliksel ve duygusal bir yenilenme arayışı içinde olduklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Genital benlik imajı, Hemşirelik bakımı, Kozmetik jinekoloji, Psikososyal destek, Temellendirilmiş kuram
Over kanserli kadınların hemşirelik bakım gereksinimlerinin belirlenmesi ve adneksiyal kitle tanısı alan kadınlara uygulanan preoperatif eğitimin bakım sonuçlarına etkisi
Amaç: Çalışma iki aşamalı olup iki amacı bulunmaktadır: Birinci aşamanın amacı; over kanseri tanısı ile serviste yatan kadınların hemşirelik bakım gereksinimlerinin belirlenmesidir. İkinci aşamanın amacı; adneksiyal kitle tanısı konulan kadınlara preoperatif dönemde verilen eğitimin bakım sonuçlarına etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan ilk aşamada over kanseri tanısı ya da şüphesi ile hastaneye yatırılan 100 kadına Over Kanserli Hastaların Bakım Gereksinimlerini Belirleme Formu uygulanmıştır. İkinci aşama olan randomize kontrollü çalışmada 24 kadın girişim, 22 kadın kontrol grubuna dahil edilmiştir. Girişim grubuna cerrahiden iki gün öncesinden başlanarak cerrahi gününe kadar Gevşeme Odaklı Hemşirelik Programı uygulanmıştır. Her iki grubun preoperatif birinci gün sabah Sürekli Kaygı Ölçeği, preoperatif birinci ve ikinci gün sabah ve akşam ve postoperatif birinci gün akşam Durumluk Kaygı Ölçeği, VAS ağrı, spirometre hacmi, preoperatif birinci ve ikinci gün sabah Richards-Campbell Uyku Anketi değerlendirilmiştir. Girişim grubunun bilgi düzeyi preoperatif birinci ve ikinci gün sabah ve akşam değerlendirilirken, kontrol grubunun bilgi düzeyi preoperatif birinci gün sabah ve preoperatif ikinci gün akşam değerlendirilmiştir. Bulgular: Birinci aşamada hastane sürecinde kadınların en önemli ihtiyaçları uyku kalitesinin iyileştirilmesi, yorgunluğun azaltılması, yüz yüze bilgi edinilmesi, eş ve çocuklarıyla hastanede zaman geçirilmesi, kadınlık rolleri ve annelik konusundaki olumsuz algılarıyla baş etme olarak belirlenmiştir. İkinci aşamada uygulanan Gevşeme Odaklı Hemşirelik Programı'nın girişim grubundaki kadınların VAS ağrı puan ve Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalamalarını zamana göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azalttığı (p<0.05), durumluk kaygının kontrol grubuna göre girişim grubunda istatistiksel olarak düşük olduğu (p<0.05) görülmüştür. Girişim grubundaki kadınların kontrol grubundaki kadınlara göre preoperatif ikinci gün akşam bilgi düzeyi puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu (p<0.05), ancak spirometre hacmi, uyku kalitesi, hemşirelik bakımından memnuniyet puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı (p>0.05) bulunmuştur. Sonuç: Over kanseri şüphesi/tanısı ile hastaneye yatırılan kadınların fizyolojik, benlik kavramı, karşılıklı bağımlılık ve rol fonksiyon alanlarında birçok bakım gereksinimleri bulunmaktadır. İkinci aşamada Gevşeme Odaklı Hemşirelik Programı'nın preoperatif dönemde kaygıyı azalttığı ve bilgi düzeyini yükselttiği saptanmıştır.
Hipnofertilite felsefesine dayalı girişimlerin in vitro fertilizasyon tedavisi gören kadınların fertilite hazıroluşlukları, kortizol düzeyleri ve gebelik sonuçlarına etkisi
Amaç: Çalışma iki aşamalı olduğu için iki amacı bulunmaktadır: 1) Fertilite Desteği Alan Kadınlar için Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği'ni geliştirmek, 2) Hipnofertilite felsefesine dayalı girişimlerin İn Vitro Fertilizasyon tedavisi gören kadınların fertilite hazıroluşlukları, kortizol düzeyleri ve gebelik sonuçlarına etkisini saptamaktır. Yöntem: Metodolojik tipte olan ilk aşamada fertilite tedavisi gören 230 kadına Fertilite Desteği Alan Kadınlar için Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği'nin taslak hali uygulanmıştır. İkinci aşama olan randomize kontrollü çalışmada 30 kadın girişim, 31 kadın kontrol grubuna dahil edilmiştir. Girişim grubuna tedavinin ilk gününden itibaren gebelik testi gününe kadar Hipnofertilite felsefesine dayalı girişimler uygulanmıştır. Her iki grubun üç kez Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği ile fertilite hazıroluşluğu, dört kez tükürük örneği ile kortizol değeri değerlendirilmiş ve gebelik testi sonuçları kaydedilmiştir. Bulgular: İlk aşamadaki Fertilite Desteği Alan Kadınlar için Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği "Umut ve Farkındalık", "Olumlu Duygu ve Düşünceler" ve "Hazır Beden ve Beyin" üç alt boyuttan oluşmuştur. Ölçeğin Cronbach alfa değeri .84 olarak bulunmuştur. İkinci aşamada uygulanan Hipnofertilite felsefesine dayalı girişimlerin girişim grubundaki kadınların kortizol düzeylerini kontrol grubundaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azalttığı görülmüştür (p= .00). Girişim ve kontrol grubu kadınların fertilite hazıroluşluk puan ortalamaları (p= .17) ve gebelik sonuçları (p= .75) arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: Fertilite Desteği Alan Kadınlar için Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği, fertilite hazıroluşluğu ölçmede geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. İkinci aşamada uygulanan Hipnofertilite felsefesine dayalı girişimlerin kadınların kortizol düzeylerini anlamlı derecede azalttığı, fertilite hazıroluşlukları ve gebelik sonuçlarını etkilemediği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Hipnofertilite, Fertilite Hazıroluşluk, Kortizol Düzeyi, Gebelik Sonucu.
Gebelikte trimesterlere göre üriner inkontinans, etkileyen faktörler ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma gebelikte trimesterlere göre üriner inkontinans (Üİ), etkileyen faktörler ve yaşam kalitesinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi ve Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Doğum Polikliniklerine rutin gebelik takibi için başvuran ikinci trimesterden 75, üçüncü trimesterden 120 olmak üzere toplam 195 üriner inkontinanslı gebe dâhil edilmiştir. Gebelerin trimesterlerine göre sosyodemografik, obstetrik özellikler ve Üİ'ye hazırlayıcı faktörler incelenmiş, idrar kaçırma sıklığı, miktarı ve durumlarını incelemek için İdrar Kaçırma Sorgulama Formu (ICIQ-SF), yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek için ise İnkontinans Yaşam Kalitesi Değerlendirme Formu (I-QOL) kullanılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen veriler SPSS 22.0 programına girilmiş, verilerin istatistiksel karşılaştırması için Student t, Ki-kare, Fisher exact test, Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: İkinci ve üçüncü trimesterde sırasıyla en sık öksürürken/hapşırırken (%80- 69,2), daha sonra tuvalete yetişemeden (%24- 34,2) idrar kaçırma durumları yaşanmıştır. Yaşam kalitesi toplam puanları ikinci trimesterde 79,45 ± 15,80, üçüncü trimesterde 79,81 ± 16,92 puandır. İkinci trimesterde multiparların primiparlara göre idrar kaçırma sıklığındaki artış istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,01; p<0,05). Gebelerin normal ya da müdahaleli doğum geçirmiş olmaları ve gestasyonel kilo alımı Üİ sıklığını ve miktarını etkilememektedir (p>0,05). Sonuç: Gebelikte trimesterlere göre Üİ'nin yaşam kalitesine etkisi benzerdir. Parite, ikinci trimesterde Üİ sıklığını arttıran bir faktördür. Sık ve çok miktarda idrar kaçırma gebelerin yaşam kalitesini bozar. Hemşireler gebeliğin Üİ oluşumu açısından riskli bir dönem olduğunun farkında olmalı ve gebeleri bu konuda bilinçlendirmelidir. Anahtar Kelimeler: Üriner inkontinans, gebelik, yaşam kalitesi, hemşirelik
Embriyo transferi sonrası kadınların gebelik testine kadar yaşadıkları deneyimlerin ve embriyoya yükledikleri anlamların açıklaştırılması
Amaç: Araştırmanın amacı, Embriyo Transferi (ET) sonrası kadınların gebelik testine kadar yaşadıkları deneyimleri ve embriyoya yükledikleri anlamları açıklaştırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı fenomenolojik tasarımdaki araştırmanın örneklemini, ET olan 17 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Eylül 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında bireysel derinlemesine görüşmelerle, kişisel bilgi ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Braun ve Clarke'ın tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın raporlanmasında Kalitatif Araştırma Raporlama Konsolide Kriterleri rehber olarak kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan görüşmelerin analizinden yedi tema ve 22 alt tema elde edilmiştir. Transferin ilişkilere etkisi ana temasının ''iki kişilik bir süreç'', ''çevreyle kenetlenme'' ve ''sorgulayıcı bakışlardan kaçış'' alt temaları bulunmaktadır. ET sürecinde duygu karmaşası temasının ''dört mevsim bir arada'', ''hazırlıklı olma: iyiye de kötüye de'', ''duygularını dengeleme: nötr olma'' ve ''morali yüksek tutma'' alt temaları bulunmaktadır. Biyolojik olarak gebelik temasının ''kendine hamile gözüyle bakma'' ve ''bebeğiyle ilk karşılaşma'' alt temaları bulunmuştur. Embriyo değil, çocuğum temasının ''umut dünyası'', ''yapay ama normal gibi'' ve ''embriyoya bağlanma'' alt temaları bulunmuştur. ET sonrası günlük yaşamda ''hayata devam etme'', ''evde pasif kalma'', ''kendini dinleme süreci'' ve ''ilaçların bedene olumsuz etkileri'' alt temaları bulunmaktadır. Fertiliteyi sağlamanın yollarını aramada''transferden sonra yatma'', ''bilgi arayışı: internet'', ''infertilite diyeti uygulama'' ve ''dua ile manevi destek'' alt temaları bulunmuştur. Son tema olan transfer sonrası istenilen bakımda ''daha fazla bilgi'' ve ''karşılanmamış ilgi ihtiyacı'' alt temaları belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmayla ET sonrası bekleme sürecinde kadınlar fiziksel ve duygusal olarak birçok deneyim yaşamış, günlük yaşamları etkilenmiş ve embriyoları ile yakın bir bağ kurdukları anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: embriyo transferi, embriyonun anlamı, fenomenolojik araştırma, hemşire, kadınların deneyimleri
Gebelerin oral glukoz tolerans testi (OGTT) yaptırma durumlarına medyanın etkisi
Bu araştırma Rize il merkezinde bir hastanede gebe polikliniğine başvuran gebelerin OGTT yaptırma durumlarına medyanın etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmaya Kasım 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında T.C. Rize Recep Tayyip Erdoğan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin gebe polikliniğine başvuran ve örnekleme dahil edilme kriterlerine uygun 384 gebe ile yapılmıştır. Veriler, anket formu ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, gruplu ki-kare ve fisher exact testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 29.480±5.580 yıldır. Gebelik haftası 24. haftadan küçük olan gebelerin %60.4'ünün OGTT testini yaptırmayı düşünmedikleri ve gebelerin OGTT yaptırmama nedeni olarak ilk üç sırada; testi gereksiz gördüğü (%35.9), bebeğe zararlı olduğunu düşündüğü (%16.7), TV'den zararlı olduğunu öğrendiği (%13.0) için OGTT yaptırmayı düşünmediği saptanmıştır. Gebelik haftası 24. haftadan büyük olan gebelerin ise %44.3'ünün OGTT testini yaptırmadığı ve testi gereksiz gördüğü (%44.7), TV'den zararlı olduğunu öğrendiği (%20.0) ve doktor gerekli görmediği (%16.5) için OGTT'yi yaptırmadıkları belirlenmiştir. Medyada OGTT hakkında çıkan haberlerden etkilendiğini belirten gebelerin; ilk üç sırada medyadan testin zararlı olduğunu öğrendiği (%44.0) yaptırıp yaptırmakta kararsızlık yaşadığı (%31.0) ve çıkan haberlerden dolayı testi yaptırmayı düşünmediği (%28.0) belirlenmiştir. Medyada OGTT hakkında çıkan haberlerden etkilendiğini düşünen gebelerin %54.1'inin OGTT yaptırmadığı ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Herhangi bir işte çalışmayan, ev hanımı olan ve önceki gebeliğinde OGTT yaptırmayan gebelerin şimdiki gebeliğinde de bu testi yaptırmadığı ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sağlık personeline rahatça soru sorabilen gebelerin ise yüksek oranda OGTT yaptırdığı ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, gebelerin medyada OGTT hakkında çıkan haberlerden etkilendiği söylenebilir.
Hemşirelik bakımına yönelik "Cinsel İyilik Hali Modeli" nin geliştirilmesi: İnfertil kadınlarda bir uygulama örneği
Amaç: Çalışmanın amacı; Salutogenez Modeli ve infertil kadınlara yönelik yapılandırılan psikoseksüel hemşirelik bakımının etkisini değerlendiren araştırma bulgularından yararlanarak hemşirelerin bakım süreçlerinde kadınların cinsel iyilik halini geliştirmek için yararlanabilecekleri bir model geliştirmektir. Yöntem: Model geliştirme sürecinde teori-araştırma-teori stratejisi kullanılmıştır. Salutogenez Modeli' ne temellendirilerek yapılandırılan psikoseksüel hemşirelik bakım programının infertil kadınlarda etkinliğini inceleyen karma yöntem araştırma yürütülmüştür. Karma yöntem araştırmada araştırmanın nitel boyutunun deseni temellendirilmiş kuram çalışması, nicel boyutunun deseni ise randomize kontrollü çalışmadır. Model geliştirme sürecinde araştırmadan elde edilen bulgular, Salutogenez Modeli ve ilgili literatürden yararlanılmıştır. Bulgular: Psikoseksüel hemşirelik bakımının infertil kadınların cinsel fonksiyon ve memnuniyet düzeylerinde koruyucu, cinsel benlik saygısı ve öz-yeterlilik düzeyi üzerine geliştirici etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Nitel bulgulardan "Cinsel iyilik haline ulaşmak için öncelikle birey olarak güçlendirilmem ve cinselliği anlamlandırmam gerekiyor." çekirdek kategorisi elde edilmiştir. Ayrıca, nitel bulgulardan cinsel iyilik halinin gelişimini destekleyen ve kısıtlayan unsurlara ilişkin bilgiler edinilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda Cinsel İyilik Hali Modeli geliştirilmiştir. Modelin temel kavramları, hemşire, insan, sağlığın varlığı, sağlığın yokluğu, psikoseksüel hemşirelik bakımı ve cinsel iyilik halidir. Modelin amacı, kavramları, varsayımları, araştırma ve uygulamada kullanımına ilişkin bilgiler sunulmuştur. Sonuç: Çalışmada psikoseksüel hemşirelik bakımına ilişkin hemşirelik girişimlerini spesifik bir şekilde belirten ve hemşirelerin etkin bakım verme sürecinde yararlanabilecekleri Cinsel İyilik Hali Modeli geliştirilmiştir. Modelin kullanımı ile yürütülecek psikoseksüel hemşirelik bakımının kadınların cinsel iyilik halini geliştirmede etkili olacağı düşünülmektedir.
Erken doğum tehdidinde hemşirelik bakımının stres, prenatal uyum, kontraksiyon, kortizol ve doğum haftasına etkisi
Amaç: Erken doğum tehdidinde hemşirelik bakımının stres, prenatal uyum, kontraksiyon, kortizol ve doğum haftasına etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama, erken doğum tehdidi tanısı ile klinikte yatan kadınların deneyim, duygu ve düşüncelerinin belirlenmesidir. Toplam 12 kişi ile görüşülmüştür. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır ve içerik analizi ile değerlendirilmiştir. İkinci aşama, pre-post ve kontrol gruplu, tek kör, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma, girişim (n=33) ve kontrol grubu (n=33) olmak üzere toplam 66 erken doğum tehdidi sürecinde olan kadın ile yürütülmüştür. Girişim grubuna gevşeme odaklı hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Veriler girişim öncesinde, erken doğum tehdidi sürecinde ve doğum sonrasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; Çok Yönlü Varyans Analizi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Bonferroni Düzeltmeli Bağımlı Gruplarda T-Testi, Bağımsız Gruplarda T-Testi, Bağımlı Gruplarda T-Testi, Kovaryans Analizi (Ancova), Kaplan Meier Sağ Kalım Analizi-Logrank Testi ve Yapısal Eşitlik Modeli-Yol Analizi kullanılmıştır. Bulgular: İlk aşama, beş ana tema belirlenmiştir: Erken doğum tehdidinin anlamı, erken doğum tehdidinin nedenleri, erken doğum tehdidinden kaynaklanan sorunlar, baş etme ve beklentiler/önerilerdir. İkinci aşama, girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların durumluk kaygı ve kortizol düzeyi puan ortalamaları arasında grup, zaman ve grup*zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Girişim grubundaki kadınların bilgi düzeyi, uyku süresi ve aldığı sıvı miktarı, hemşirelik bakım memnuniyeti, doğum haftaları ve ikinci gün kontraksiyon şiddeti puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Erken doğum tehdidi kadınları psikolojik ve fiziksel olarak etkilemektedir. Gevşeme odaklı hemşirelik bakımı kadınların durumluk kaygılarını azalttığı, bilgi düzeyini arttırdığı, kortizol düzeyini düşürdüğü ve bu faktörlerin doğum haftalarının normal sınırlara yaklaşmasına katkı sağladığı saptanmıştır. Bu nedenle bu programın erken doğum tehdidi sürecinde kullanılması önerilir. Anahtar Sözcükler: Erken doğum tehdidi, Gevşeme odaklı hemşirelik bakımı, Durumluk kaygı, Kortizol düzeyi.
Farklı iki kültürden kadınlarda doğum sonu döneme uyum ve depresyon düzeyleri
1. ÖZET Farklı iki kültürden kadınlarda doğum sonu döneme uyum ve depresyon düzeyleri Öğrenci Adı: Palizaiti AİERKEN Danışman Adı: Prof. Dr. Hatice YILDIZ Amaç: Çalışmada, Türk ve Uygur Türkü kadınların doğum sonu döneme uyumları ve depresyon durumlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışma tanımlayıcı bir araştırma olup, İstanbul ilinin bir ilçesindeki 1 ve 2 No'lu Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı ve son 6 ay içinde doğum yapmış olan Türk ve Uygur Türkü kadınlarda gerçekleştirildi. Araştırmanın örneğini 50 Türk ve 50 Uygur Türkü kadın olmak üzere toplam 100 kadın oluşturdu. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Form, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EDSDÖ) ve Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği (PKDÖ) kullanıldı. Veriler Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) versiyon 22 kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışma kapsamına alınan Türk ve Uygur Türk'ü kadınların çoğunluğu (Türk kadınlar-TK: %36; Uygur Türkü kadınlar-UTK: %38) üniversite mezunuydu. Yaş ortalamaları TK da 31,38±5,53, UTK da 29,98±5,85 di ve fark anlamlı değildi (p>0,05). TK'nın %28.0'ı, UTK %14,0 mevcut doğum sonu süreçlerini "sorunlu, problemli, sıkıntılı" olarak tanımladı ve TK'nın %36,0'ı kendi, %14.0'da bebeğinin bakımı ile ilgili sıkıntı yaşadığını belirtti ve bu oranlar UTK da %32.0 ile %20,0 dı. PKDÖ totale göre iki gruptaki kadınların doğum sonu uyumları iyiydi ve fark yoktu (p>0,05), PKDÖ alt boyutları açısından UTK rın "Partnerler arasındaki ilişkinin kalitesi", "Partnerlerin bebek bakımına katılıma bakışları", "Doğum deneyiminden memnuniyet" ve "Hayatın devamından hoşnut olma" alt boyut puan ortalamaları, TK da da "Annelik görevleriyle başa çıkmada güce güvenme " ve "Aile ve arkadaşların annelik için desteği " alt boyut puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001). TK da EDSDÖ total puan ortalaması UTK'dan (TK: 9,42±6,30; UTK: 6,72±3,67) anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). EDSDÖ puanlarına göre depresyon riski düzeyi oranı da TK da anlamlı olarak fazlaydı (p<0,05). Hem Türk hem de UTK da PKDÖ ile EDSDÖ total puan ortalamaları arasında negatif yönde bir ilişki vardı, ancak bu ilişki anlamlı düzeyde değildi (p>0.05). Sonuç: Farklı iki kültürdeki kadınların doğum sonu uyumlarının benzer ve iyi düzeyde olduğu, ancak TK depresyon düzeylerinin yüksek olduğu ve DS süreçte bu bağlamda kadınların desteklenmesi gerektiği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Doğum sonu dönem, uyum, depresyon, kültür
Perinatal palyatif bakımda ebeveynlerin gereksinimleri ve disiplinlerarası ekip üyelerinin görüşleri: Kalitatif bir araştırma
Bu araştırmada fetal anomali tanısı konan ebeveynlerin perinatal palyatif bakım gereksinimleri ve disiplinlerarası ekip üyelerinin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma fenomenolojik araştırma olarak yapılmıştır. Araştırma bir kadın sağlığı eğitim ve araştırma hastanesinde 18.08.2016-18.07.2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Fetal anomali tanısı alıp gebeliği devam ettiren 30 ebeveyn ve bu gruba hizmet veren 40 disiplinler arası ekip üyesi araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada ebeveynler ile ilgili verilerin toplanmasında Ebeveyn ve Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu ve yarı yapılandırılmış Ebeveyn Görüşme Formu, disiplinler arası ekip üyeleri ile ilgili verilerin toplanmasında Disiplinler Arası Ekip Üyeleri Tanıtıcı Bilgi Formu ve yarı yapılandırılmış Disiplinler Arası Ekip Üyeleri Görüşme Rehberi kullanılmıştır. Elde edilen veriler tümevarım yöntemi ile içerik analizi yapılmış, kategori, tema ve alt temalar belirlenmiştir. Perinatal Palyatif Bakımda Ebeveynlerin Gereksinimleri kategorileri; gebeliği öğrenme deneyimi, gebelik takipleri deneyimi, fetal anomali tanısı alma deneyimi, karar verme süreci, doğum süreci, doğum sonrası süreç, gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemdir. Disiplinlerarası Ekip Üyelerinin Görüşleri kategorileri; ölüm kavramı, mesleki yaşamda ölüm algısı, fetal ölüm algısı, fetal anomali tanısı alma deneyimi, tanı/fetal ölüm bildirmede ekip yaklaşımı, karar verme süreci, doğum/fetal ölüm süreci, doğum sonrası süreç; gebelik, doğum ve doğum sonrası süreç, perinatal palyatif bakım programıdır. Bu çalışmanın sonucunda fetal anomali tanısı alan ebeveynlerin gebelik, doğum ve doğum sonu süreçte fiziksel, psikolojik, sosyal, manevi gereksinimlerinin olduğu ve gereksinimlerin yeterince karşılanmadığı ve hizmet veren disiplinlerarası ekip üyelerinin perinatal palyatif bakım hizmeti sağlamayı istedikleri; ancak bireysel, kurumsal, kültürel engellerinin olduğu sonucuna varılmıştır.