Afyon Kocatepe University
Anabilim Dalı

Biyoloji Anabilim Dalı

Afyon Kocatepe University

4.939

Arşivlenen Tez

2

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Metal nanopartikül katkılı indirgenmiş grafen oksit nanokompozitlerin yeşil sentez ile elde edilmesi, karakterizasyonu, sitotoksik, antioksidan ve elektrokimyasal potansiyellerinin belirlenmesi

Tez çalışmasında tam parazit Orobanchae aegyptiaca Perss. bitki eksraktı aracılığıyla ilk defa indirgenmiş grafen oksit ve indirgenmiş grafen oksit metal nanokompozitleri (iGO-Ag, iGO-Au, iGO-Pd) sentezlenmiştir. Elde edilen yapıların oluşumları ve özellikleri UV-Vis spektroskopisi, X ışınları kırınımlı diffraktiyometrisi (XRD), Taramalı elektron mikroskopu (SEM), Geçirimli elektron mikroskopu (TEM), X-Işınları fotoelektron spektroskopisi (XPS) ile belirlenmiştir. UV-Vis spektroskopisi sonuçları grafen oksitin ve metal tuzlarının bitki eksraktında yer alan fitokimyasallar aracılığıyla indirgendiğini ve nanokompozit yapılarının oluşumunu doğrulamaktadır. SEM ve TEM analizleri metal nanoparçacıkların iGO yüzeyinde homojen şekilde dağılım gösterdikleri gözlenmiştir.Tez kapsamında elde edilen yapıların sitotoksik, antioksidan ve elektrokimyasal potansiyelleri belirlenmiştir. Sentezlenen iGO, iGO-Ag, iGO-Au ve iGO-Pd nanokompozitleerin insan lenfosit hücre kültürlerinde farklı etkilere neden oldukları belirlenmiştir. iGO ve iGO-Pd nanokompozit yapısının diğer sentezlenen maddelere (GO, iGO-Ag ve iGO-Au) göre hücre canlılığını daha fazla oranda azalttığı tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca sentezlenen yapıların antioksidan potansiyelleri çeşitli in vitro testler ile belirlenmiştir. Antioksidan testler sonucunda elde edilen grafen tabanlı malzemelerin orta derecede antioksidan potansiyele sahip oldukları belirlenmiştir. iGO-Ag, iGO-Au ve iGO-Pd nanokompozitlerin elektrokimyasal potansiyelleri metronidazolün elektrokimyasal indirgenme reaksiyonunda test edilmiştir. Bu amaçla nanokompozit ile modifiye edilmiş karbon pasta elektrotlar (KPE) hazırlanmıştır. Daha sonra hazırlanan modifiye KPE′ler metronidazolün elektrokimyasal davranışının incelenmesinde kullanılmış ve hazırlanan KPE′lerin metronidazolün elektrokimyasal indirgenmesinde iyi cevap verdikleri görülmüştür.

Oskay Kahraman
Mersin University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Zirkonyum oksit nanopartiküllerinin deri fibroblast hücrelerinde sitotoksik etkisi ve oksidatif dna hasarı ile apoptoz arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Nanopartiküller; bilim, teknoloji, iletişim, elektronik, endüstri, eczacılık, tıp, çevre, tüketici ürünleri ve askeri alanlarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Son zamanlara kadar nanopartiküllerin insan sağlığı ve çevre üzerinde toksik ya da tehlikeli etkilere sahip olup olmadıkları hakkında çok az şey bilinmekteydi. Ancak çeşitli çalışmalar bazı nanopartiküllere maruz kalmanın canlı organizmalarda bazı olumsuz etkilere yol açabileceğini göstermiştir. Bu çalışmada zirkonyum oksit nanopartiküllerinin 10 nm ve 20 nm boyutlarının yetişkin insan deri fibroblast hücrelerinde genotoksik, sitotoksik ve apoptotik etkileri ve bu etkiler arasındaki ilişkiler test edilmiştir. Genotoksik etki tek hücre jel elektroforezi yöntemi ile, sitotoksik etki xcCELLigence sisteminde gerçek zamanlı hücre analizi yöntemi ile ve apoptotik etki kaspaz 3 ve kaspaz 8 genlerinin ekspresyon çalışması ile belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda tek hücre jel elektroforezi yönteminden elde edilen verilere göre 10 nm ve 20 nm boyutlarında zirkonyum oksit nanopartiküllleri uygulanan dozda yetişkin insan deri fibroblast hücrelerinde GHI ve HHY değerlerinde artış olduğu ancak bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı gözlenmiştir. xCELLingence sisteminde gerçek zamanlı hücre analizinde 96 saat boyunca izlenen verilere göre 10 nm ve 20 nm zirkonyum oksit nanopartikülüne maruz kalmış yetişkin insan deri fibroblast hücre indeksinde negatif kontrole göre görülen artışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Apoptotik etkinin belirlenmesi için yapılan gen ekspresyon çalışmasında kaspaz 3 ve kaspaz 8 genlerinin ifade düzeyinde negatif kontrole göre bir azalma kaydedilmiştir. 10 nm zirkonyum oksit nanopartikülüne maruz kalmış hücrelerde kaspaz 3 geni aktivitesindeki azalma negatif kontrole göre istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). 10 nm zirkonyum oksit nanopartikülüne maruz kalmış hücrelerde kaspaz 8 geni aktivitesindeki azalma negatif kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı bir değere ulaşmamıştır. 20 nm zirkonyum oksit nanopartikülüne maruz kalmış hücrelerde kaspaz 3 ve kaspaz 8 geni aktivitesindeki azalma negatif kontrole göre istatistiksel olarak anlamlı bir değere ulaşmamıştır.

ApoptozisZirkonyum oksit
Gizem Barut
Mersin University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nevşehir ili, Ürgüp ve çevresi Lobesia botrana (Schiff. and Den. 1775) (Lepidoptera: Tortricidae) türünün biyotaksonomisi, ekolojisi ve kontrolü üzerine araştırmalar

Salkım güvesi, Lobesia botrana (Denis & Schiffermüller) (Lepidoptera: Tortricidae), türünün biyotaksonomisi, ekolojisi, ve konrolü üzerine yapılan bu çalışma 2021 ve 2022 yıllarında Nevşehir İli Ürgüp ilçesine bağlı Ulaşlı ve Çökek köyü bağ alanlarında yürütülmüştür. Çalışma da, L. botrana'nın popülasyon dinamiklerinden ilk ergin uçuşu, popülasyon dalgalanması, popülasyonun yoğun olduğu dönemler, son ergin uçuşu, doğal şartlarda tahmini nesil sayısı ve bağlardaki bulaşma oranının belirlenebilmesi için başlangıçta ergin popülasyon değişimi delta tipi takip tuzakları kullanılarak gözlemlenmiştir. Tuzaklar, çiçeklenme döneminden önce ve sıcaklığın 12 dereceye ulaşmasından sonra belirlenen omcalara asılmıştır. Tuzaklar da ilk böcek görülene kadar 2, ilk böcek görüldükten sonra hafta da 1 kez olmak üzere sayım yapılmıştır. L. botrana erginlerinin nisan sonundan itibaren ilk kez görülmeye başladıkları ve ekim ayının ilk yarısına kadar doğada aktif oldukları belirlenmiştir. Popülasyon yoğunluğu gözlem altına alındıktan sonra kontrole başlanması gereken dönem tespit edilmiştir. Bu tarihler 2021 yılı için 15 Mayıs, 2022 yılı için ise 17 Mayıs olarak belirlenmiş olup, bu tarihler iklimin yıldan yıla farkı, böceğin hayat döngüsü ve bitkinin fenolojisine göre de değişim göstermektedir.

Serap Özer
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nevşehir ve Samsun ili çevresi coccinellidae (Insecta : Coleoptera) türleri üzerine biyoekolojik ve faunustik araştırma

Nevşehir ve Samsun ili çevresi Coccinellidae (Insecta: Coleoptera) türleri üzerine biyoekolojik ve faunustik araştırma adlı tez çalışmamızın arazi incelemeleri 2021-2022 yılları arasında Samsun ve Nevşehir illerinde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada Coccinellidae familyası üyelerİ: biyolojik, ekolojik ve faunistik bakımdan araştırılmıştır. Arazi çalışmaları ağırlıklı olarak 2021 yılını kapsamaktadır. Toplanan örneklerin laboratuvar ortamında teşhisi yapılmış ve Coccinellidae familyasına ait 9 tür tespit edilmiştir. Bu türlerden 4'ü Samsun, 5'i ise Nevşehir habitatlarında bulunmuştur. Literatür taraması ve türlerin daha önce yapılan çalışmalarla karşılaştırılmaları yapılmış ve Samsun ili içi yeni olan iki, Nevşehir ili için beş yeni kayıt tespit edilmiştir. Arazi çalışmaları yapılırken ekolojik veriler; sıcaklık, nem, yağış, rüzgâr hızı, basınç, 5 cm ve 10 cm toprak sıcaklığı gibi ekolojik veriler de değerlendirilmiştir. Tez çalışmamız ile Nevşehir ve Samsun illerinin Coccinellidae familyası faunası; taksonomik ve biyoekolojik bakımdan katkı sağlanılması amaçlanarak özellikle, bu familya taksonlarının biyolojik kontrol rollerinin tespiti istenmiştir.

Tuğçe Ferveren
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anchusa L. (Boraginaceae) cinsine ait bazı taksonların Anchusa undulata L. subsp. hybrida (Ten.) Coutinho, Anchusa azurea Miller var. azurea, Anchusa leptophylla Roemer & Schultes subsp. incana (Ledeb.) Chamb.) yaprak sapı anatomisi

Bu çalışmada, Türkiye'de yayılış gösteren Anchusa L. (Boraginaceae) cinsine ait üç taksonun (A. leptophylla Roemer & Schultes ssp. incana (Ledeb.) Chamb. , A. azurea Miller var. azurea, A. undulata L. ssp. hybrida (Ten.) Coutinho, yaprak sapı anatomik yapıları incelenmiştir. Taksonlara ait örneklerin yaprak saplarından alınan kesitler, preparat haline getirilmiş ve ışık mikroskobunda (LM) incelenmiştir. Türlere ait anatomik kesitlerin fotoğrafları kameralı ışık mikroskobuyla çekilmiştir. Çekilen bu fotoğraflar üzerinden LASEZ adlı programda hücre çap ölçümleri yapılmıştır. Varyasyonların daha iyi belirlenebilmesi amacıyla, yapılan yaprak sapı anatomik ölçümlerinin en yüksek (maximum) ve en küçük (minimum) değerleri de tespit edilerek, türlerin yaprak sapı anatomik özellikleri belirlenmiştir. Yapılan çalışma sonucu türlere göre yaprak sapı şekilleri değişmektedir. A. leptophylla ssp. incana ve A. azurea var. azurea'da, genişçe oluklu ve köşeleri uzamış keskin kenarlı, A. undulata ssp. hybrida'da düz ve hafif konkavdır. Tek sıralı epidermis üzerinde bir kutikula tabakası bulunmaktadır. Epidermis tek sıralı A. leptophylla ssp. incana'da çeperleri kalın, hücreler köşeli veya ovaldir. Türlerde epidermis tabakası altında bir veya birkaç sıralı hücrelerden oluşan klorenkima tabakasına rastlanmıştır. Kollenkima tabakası yaprak sapı köşelerinde çok sıralıdır. Parankima tabakası tüm türlerde geniş bir bölgeyi kaplamaktadır. Yaprak sapı ortasında tek, şekli türlere göre değişen (A. leptophylla ssp. incana'da ve A. undulata ssp. hybrida yay şeklinde, A. azurea var. azurea'da genişçe yaysı şeklinde) büyük bir iletim demeti bulunmaktadır. Köşelere doğru irili ufaklı ve genellikle yuvarlak şekilli değişik sayıda küçük iletim demeti bulunmaktadır. İletim demeti kapalı kollateral tiptedir. Ayrıca türlerin epidermisleri üzerinde örtü ve salgı tüyleri bulunmaktadır.

Sibel Sapmaz
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gara Hamilton, 1822 türleri vücut şekli varyasyonunu geometrik morfometri ile değerlendirilmesi

Bu çalışma Türkiye'de dağılım gösteren bazı Garra Hamilton, 1822 türlerinin gösterdiği vücut şekli varyasyonunu, türler ve havzalar bazında değerlendirmek ve geometrik morfometri yöntemi ile standardize ederek daha net sonuçlara ulaşmak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan örnekler 2014-2022 yıllarında gerçekleştirilen arazi çalışmaları süresince toplanmıştır. Örnekler sol yan görünümden fotoğraflanarak geometrik morfometri analizleri ile birlikte Temel Bileşenler Analizi (PCA) ve Ayırıcı Fonksiyon Analizi (DFA) ile tür içi ve türler arası benzerlik ve farklılıkların değeri belirlenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre; tür içi varyasyonun en fazla görüldüğü türler G. turcica ve G. variabilis iken en az görüldüğü tür ise G. rufa olarak belirlenmiştir. Garra orontesi ile G. turcica'nın birbirine en yakın türler olduğu belirlenmiştir. Değerlendirilen türler için en fazla varyasyonun burun ucu, gözün konumu, kuyruk sapının yüksekliği, vücut yüksekliği ve operculum başlangıcı olmuştur. Türlerin fenotipik plastisite aralığının geniş olduğu, popülasyonların kesişme bölgelerinde bu varyasyonun daha da arttığı, aynı zamanda coğrafik olarak uzak olan popülasyonlarda plastisite seviyesinin de arttığı gözlemlenmiştir.

Ümmügülsün Yakupoğlu
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tarımsal alanlarda kullanılan bazı pestisitlerin genotoksik etkilerinin allium ve SMART yöntemleriyle belirlenmesi

Tarım arazilerinde kullanılan pestisitlerin rastgele ve aşırı dozda uygulanması, çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Bu sebeple pestisitlerin etki mekanizmalarının ve genotoksisite potansiyellerinin anlaşılması büyük bir öneme sahiptir. Bu amaçla, bu tez çalışması ile thiram ve methoxyfenozidin genotoksisite potansiyeli Allium ve Somatik Mutasyon ve Rekombinasyon Testi (SMART) yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Allium yönteminde soğan kök uçları pestisitlerin konsantrasyonlarına 24 saat maruz bırakılmıştır. Süre sonunda kök uçlarından preparatlar hazırlanmış mikroskop altında mitotik indeks (Mİ) ve kromozom anomalileri (KA) tespit edilmiştir. Allium testi sonuçları, Thiram ve Methoxyfenozid konsantrasyonlarındaki artışa bağlı olarak Mİ değerinin negatif kontrole kıyasla azaldığını göstermiştir. Negatif kontrolde Mİ %6,94 ± 0,43 iken bu değer thiramın en yüksek konsantrasyonu olan 1 g/L de %3,72 ± 0,35'e düştüğü kaydedilmiştir. Benzer şekilde, methoxyfenozid için negatif kontrolde belirlenen %7,28 ± 0,32 Mİ değeri, en yüksek konsantrasyon olan 0,002 mL/L uygulamasında %3,97 ± 0,47'ye düşmüştür. İki pestisitin de düzensizlik, köprü oluşumu, vagrant, yapışıklık ve kutup kayması, multipolarite tipi kromozomal anomalilerinin oluşumunu teşvik ettiği belirlenmiştir. SMART yönteminde mwh erkek ve flr3 virgin dişilerin standart çaprazlamasından elde edilen 72 ± 4 saatlik transheterezigot larvalar pestisitlerin belirlenen konsantrasyonları ile hazırlanan hazır besiyer ortamında pestisitlere maruz bırakılmıştır. Bu ortamda ergine gelen Drosophila kanatlarından preparatlar hazırlanarak klon indüksiyon frekansları ve farklı kanat trikomları değerlendirilmiştir. SMART deneyinde thiram ve methoxyfenozid konsantrasyonlarındaki artışın klon indüksiyon frekanslarında bir artışa neden olduğu kaydedilmiştir. Pestisitlerin, transheterozigot ergin bireylerin kanatlarında sıklıkla küçük tek tip klonlar az da olsa büyük tek tip klonlar ve ikiz klonların oluşumunu uyardığı kaydedilmiştir. Bulgular, Thiram ve Methoxyfenozid'in bitki ve hayvan sistemlerinde genotoksisite potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, pestisitlerin genotoksisite potansiyellerinin ayrıntılı şekilde anlaşılması ve bu potansiyelin çevresel etkileri üzerindeki olası sonuçlarının kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, tarım uygulamalarının sürdürülebilirliği ve insan sağlığının korunması açısından son derece kritik bir öneme sahiptir.

Fahrettin Anıl Sırlıbaş
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kapadokya Bölgesi'nin ekosistem tip modelinin belirlenmesi

Habitatı karakterize eden ve diğer ekolojik faktörlere göre habitat üzerinde daha etkili olan belirleyici faktörün nicel olarak belirlenmesi için günümüzde ordinasyon metotları (PCA, DCA vb.) kullanılmaktadır. EUNIS (Avrupa Doğa Bilgi Sistemi) habitat sınıflandırma sistemine göre Türkiye'de tanımlanması gereken çok fazla habitat bulunmaktadır. Bu çalışmada kendine has jeolojik yapısıyla öne çıkan ve peribacalarıyla dünyaca tanınan ve UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Kapadokya bölgesinin habitat tipleri belirlenmeye çalışılmıştır. Kapadokya bölgesinin habitat tiplerinin belirlenerek özellikle EUNIS (Avrupa Doğa Bilgi Sistemi) habitat sınıflandırma sitemine dâhil edilmesi alanın öncelikli olarak korunarak gelecek nesillere aktarılması için gereklidir. Alanın habitat tiplerini belirlemek için alanda daha önce yapılan çalışmaların sonuçları arazi gözlem verileri ile birleştirilerek jeolojik, edafik, iklimsel ve antropojenik yönden değerlendirilmiş ve alandaki habitat tiplerinin belirleyici faktörünün jeolojik yapıya bağlı tüf malzemenin erozyonu olduğu tespit edilmiştir. Bu faktöre göre habitat tiplerine ayrılarak harita üzerinde gösterilmiştir. Belirlenen bu habitat tiplerinin antropojenik baskı altındaki Kapadokya bölgesinin doğallığının korunmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca tez daha küçük bir alanda, habitatların birbiri içerisine girdiği sadece doğal alanları içeren ayırıcı olarak karayosunlarının kullanıldığı ilk çalışmadır. Bu tez ilerde koruma önceliği olan benzer alanlarda uygulanabilecek yeni yöntemlere de öncü niteliğinde olacaktır.

Özlem Talip Akkum
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kayseri (Türkiye) merkezindeki aktar ve halk pazarlarında bulunan bitkilerin etnobotanik özellikleri

Bu çalışma, Kayseri merkezdeki aktarlarda ve halk pazarlarında bulunan bitkiler üzerinde etnobotanik araştırmaları kapsamaktadır. Çalışmada 20 farklı aktar ve halk pazarı belirli aralıklarla ziyaret edilmiş ve en az 20 kaynak kişi ile görüşmeler yapılmıştır. Toplanan bitkiler başta Türkiye Bitkileri adlı temel kaynak ve diğer yardımcı kaynaklardan yararlanılarak, teşhis edilmiştir. Adlandırılan bitkilerin değerlendirilmesiyle 68 aile ve 170 takson belirlenmiştir. Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre en fazla takson içeren ilk beş aile sırasıyla; Papatyagiller (Asteraceae) 16 bitki, Ballıbabagiller (Lamiaceae) 13 bitki, Maydanozgiller (Apiaceae) 12 bitki, Gülgiller (Rosaceae) 11 bitki ve Baklagiller (Fabaceae) 8 bitkidir. Bitkilerin kullanılan kısımları en çoktan aza doğru tohum (%20), yaprak (%20), çiçek (%17), meyve (%17), kök (%10), toprak üstü kısımları (%10), bitkinin tamamı (%3) ve kabuk (%3)'dur. Çalışma sonucuna göre etnobotanik değerleri tespit edilen bitkilerden 160'ı tıbbi, 38'i gıda, 7'si nazarlık ve diğerleri değişik amaçlarla (temizlik, tütsü, süs vb.) kullanılmaktadır. Bitkilerin kullanım biçimleri, demleme % 57, toz halinde % 16, kaynatma % 15, çiğ % 10, baharat %8, kaynatma demleme %7 ve % 4'de diğer kullanım şekillerinden nazarlık, süs, tütsü ve balık tutmadır. Bu çalışmanın il envanteri için önemli bir veri oluşturacağı ve ayrıca aktar kültürünün korunmasına ve tanınmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Süleyman Yılmaz
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kapadokya bölgesi Derinkuyu ilçesi tarımsal alanlar ve çevrelerinde Insecta (Arthropoda) taksonlarının biyotaksonomik, ekolojik ve faunistik bakımdan araştırılması

Bu tez çalışması; 2023-2024 yılları, Mart-Ekim ayları arasında, Kapadokya Bölgesi'nde yer alan Derinkuyu ilçesi, tarımsal alanlar ve çevrelerinde, Insecta (Arthropoda) taksonlarının biyotaksonomik, ekolojik ve faunistik bakımdan araştırılması amacıyla yürütülen arazi ve sonrasında gerçekleştirilen laboratuvar çalışmalarına dayanmaktadır. Çalışma kapsamıda, ilçeye özgü tarımsal faaliyetlerin yapıldığı; patates (Solanum tuberosum L.), çilek (Fragaria sp. L.), kabak (Cucurbito pepo L.), fasulye, (Phaseolus vulgaris L.) ekim alanları ve çevrelerindeki mevcut habitatlarda, arazi ve gözlem çalışmaları yapılarak, çoğunlukla atrap yardımıyla böcek örnekleri toplanmıştır. Toplanan örnekler teşhis işlemleri sonucunda değerlendirildiğinde, cins ve tür seviyesinde 62 takson tespit edilmiştir. Bu taksonlardan, 58'i araştırma sahasından yeni kayıt olup, bunlardan 16'sı predatör tür olarak belirlenmiştir. Tespit edilen taksonlar arasında tür sayısı ve örnek yoğunluğu bakımından; Coleoptera, Diptera, Hymenoptera, Hemiptera, Lepidoptera, Orthoptera takımları daha yüksek biyoçeşitlilik gösterirken; Dermaptera, Odonata ve Neuroptera takımları daha düşük biyoçeşitlilik göstermektedir. Derinkuyu ilçesi, tarımsal ürünler ve böcek taksonları etkileşimleri bağlamında; kabak ve çilek ekim alanları daha yüksek, patates ve fasulye ekim alanları daha düşük nicel etkileşim göstermekle birlikte genel anlamda çok büyük farklılıklar oluşmadığı görülmektedir. Ayrıca tez çalışma sürecinde; sıcaklık, nem, yağış, toprak sıcaklığı, rüzgar hızı gibi bazı ekolojik faktörlerin etkileri de değerlendirilmiştir. Burada; böcek taksonlarının, popülasyon yoğunluklarını etkileyen en öncelikli ekolojik faktörlerin; sıcaklık ve nem olduğu tespit edilmiştir. Buna göre, sıcaklık ve nem dengesinin gerçekleşebildiği özellikle Haziran ve Temmuz aylarında fauna çeşitliliği ve yoğunluğu artış göstermektedir. Mevcut ekolojik tespitlerimize ek olarak böcekler, tarımsal alanlarda polinasyon, zararlı kontrolü ve organik madde dönüşümü gibi önemli süreçlerde de yer alarak tarımın sürdürülebilirliğine katkıda bulunmaktadır. Ancak tarımsal faaliyetler sırasında kullanılan pestisitler ve yoğun tarım uygulamaları böcek popülasyonları üzerinde olumsuz etkilere neden olabilmektedir.

Ömer Eren Bostan
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The bryophyte flora of Sorgun Valley ((Mersin/İçel)

As a biodiversity element, bryophytes, like other plants, maintain the balance of the ecosystem and ensure the continuation of life on earth. Therefore, it is necessary to understand bryophyte diversity well in order to protect biodiversity in the world. In this study, bryophyte samples were collected from Sorgun Valley located on the southern slope of the Bolkar Mountains between 2023 and 2024. 548 bryophyte samples collected from 38 different localities in Sorgun Valley located in Erdemli district of Mersin province were identified. As a result, 15 taxa belonging to 11 families and 12 genera belonging to Marchantiophyta (Liverworts) divisio and 114 taxa belonging to 20 families and 55 genera belonging to Bryophyta (leaved mosses) divisio were found. It was determined that 34 of these were new records for Mersin province. In addition, ecological analyses were performed for 4 vegetation layers (SAVK, AAVK, ÜAVK and ADVK) determined depending on the altitude, climate and vegetation in the research area and indicator bryophyte taxa were determined for each layer. For this purpose, the "Indicator Species" analysis in the Mutivariete analyses was used in the PAST 4.17c program. In this study, Didymodon acutus (Brid.) K. Saito, Didymodon vinealis (Brid.) R.H.Zander, Grimmia pulvinata (Hedw.) Sm., Homalothecium sericeum (Hedw.) Schimp., Ptychostomum capillare (Hedw.) Holyoak & N.Pedersen, Tortula muralis Hedw. and Trichostomum crispulum Bruch taxa were suggested as indicator taxa.

BryophytesFloraMosses
Mehmet Düzgün
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rosaceae familyasına ait bazı türlerden elde edilen ekstraktların, pestisit genotoksisitesine karşı antigenotoksik etkisinin araştırılması

Bu çalışmada, semikarbazon grubu insektisitlerden olan Metaflumizon (Mtf)'un potansiyel genotoksik etkisinin, Rosaceae familyasına ait Laurocerasus officinalis (LO) ve Agrimonia eupatoria (AE) bitkilerinden elde edilen yaprak ekstreleriyle giderilmesinin, Allium cepa kök ucu ve Drosophila melanogaster kanat somatik mutasyon ve rekombinasyon test (SMART) sistemleri ile araştırılması hedeflenmiştir. Allium test sisteminde, soğan kök uçları 24 ve 48 saat süreyle Mtf, LO ve AE'ye maruz bırakılmıştır. Süre sonunda pestisit, bitkisel özütler ve bunların birlikte kullanıldığı uygulamaların mitotik indeks (Mİ) ve faz frekans değerlerinde ve kromozom anomalilerinde değişimlere sebep olduğu tespit edilmiştir. Allium testi sonuçları, Mtf'nin konsantrasyonlardaki doz artışına bağlı olarak negatif kontrole kıyasla Mİ değerinin azaldığını göstermiştir. Mtf'nin genotoksik etkisine karşı belirlenen konsantrasyonlarda LO ve AE yaprak metanol ekstrelerin genotoksik etkisini azalttığı bulunmuştur. SMART yönteminde; Mtf, bitkisel özütler ve bunların birlikte verildiği uygulamaların belirlenen konsantrasyonlarda maruz bırakılan mwh♂flr3 standart çaprazlamalarından elde edilen 72±4 saatlik transheterozigot larvalarda genotoksik/antigenotoksik etkisi SMART ile saptanmıştır. Gelişen ergin Drosophila kanatlarından hazırlanan preparatlarda klon indüksiyon frekans yüzdeleri değerlendirilmiştir. Mtf'nin farklı konsantrasyonlarındaki istatistiksel değerlendirilmesinde negatif kontrol grubuna kıyasla klon indüksiyon frekanslarının arttığı belirlenmiştir. Bulgular normal kanatlarda negatif kontrole göre tüm deney gruplarında toksik etki gösterdiği görülmüştür. Mtf'nin genotoksik etkisini gidermek için farklı konsantrasyonlarda LO ve AE yaprak metanol ekstrelerin birlikte verildiği karışımlar besi ortamına eklenerek gelişen ergin sineklerin kanatlarındaki mutant trikomların sayıları kontrol grubuyla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, uzun yıllardan beri kullanılmakta olan kimyasal pestisitlerin mücadelesinde olumsuz etkileri göz önünde bulundurarak, mevcut organizmalara karşı entegre mücadele yöntemlerin tercih edilmesiyle birlikte çevre ve insan sağlığının da bir nevi güvence altına alınmasının sağlanacağı düşünülmektedir. Pestisitlerin ve kullanılan bitkilerle ilgili mekanizmaların ve yapısındaki bileşenlerin daha ayrıntılı olarak tanımlanması gerektiği ve böylece uluslararası bir alternatif mücadeleye katkı sağlayabileceği öngörülmektedir.

Hatice Poyraz
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Asteraceae familyasına ait bazı türlerden elde edilen ekstraktların, pestisit genotoksisitesine karşı antigenotoksik etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada tarımsal alanlarda sıklıkla kullanılan Fluazinam fungusitinin genotoksik etkisi ve Cyanus depressus (M.Bieb.) Soják ile Tussilago farfara L. bitkilerinin antigenetoksik etkileri Allium ve SMART (Somatik Mutasyon ve Rekombinasyon) yöntemleri kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Allium yönteminde soğan kök uçları 24 ve 48 saat süre ile Fluazinam, C. depressus ve T. farfara özütlerine maruz bırakılmıştır. Fluazinam'ın bitki özütleri ile uygulamaları 24 saat uygulama yapılmıştır. Uygulama sonucunda kromozom anomalileri tespit edilmiş, mitotik indeks, mikronükleus frekansı ve genotoksisite frekansları hesaplanmıştır. Fluazinam, C. depressus ve T. farfara uygulamalarında konsantrasyon artışına bağlı olarak genotoksisite indeksi negatif kontrol grubuna göre artış göstermiş ve anlamlı bulunmuştur (p≤0,05). Fluazinam'ın, C. depressus ve T. farfara karışım uygulamalarında, Fluazinam konsantrasyonunun genotoksik etkisine karşı bitki ekstraktlarının genotoksisiteyi azalttığı ve bu azalışın anlamlı olduğu bulunmuştur (p≤0,05). SMART yönteminde mwh erkek ve flr3 virgin dişilerin standart çaprazlamasından elde edilen 72 ± 4 saatlik transheterezigot larvalar Fluazinam, C. depressus ve T farfara' nın belirlenen konsantrasyonları ile muamele edilmiştir. Ergin hale gelen Drosophila'ların kanat preparatları yapılarak klon indüksiyon frekansları ve oluşan klon tipleri analiz edilmiştir. SMART deneyinde Fluazinam konsantrasyonlarında klon indüksiyon frekansının negatif kontrole kıyasla azaldığı ve toplam benek sayısı bakımından (-) genotoksik etki göstermediği ya da genotoksik etkinin önemsiz olduğu belirlenmiştir. C. depressus konsantrasyonlarında toplam klon sayısında negatif ve solvent kontrol ile en yüksek konsantrasyon arasında istatiksel olarak önemli bir fark bulunamamıştır (p≥0,05) fakat diğer deney grupları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p≤0,05). Toplam benek sayısı bakımından negatif kontrole göre tüm deney gruplarında belirlenen konsantrasyonlarda genotoksik etki göstermediği görülmüştür. T. farfara' nın konsantrasyonlarında yapılan değerlendirmede negatif kontrole göre toplam benek sayısı bakımından tüm konsantrasyonlarda (+) genotoksik etki gösterdiği görülmüştür. Negatif kontrol grubu ile deney grupları arasında ve deney grupları kendi aralarında karşılaştırıldıklarında aralarındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p≤0,05). Fluazinam ve bitki ekstraktlarının birlikte uygulaması sonucu negatif kontrole göre toplam benek sayısı bakımından belirlenen konsantrasyonlarda (-) genotoksik etki göstermediği ya da genotoksik etkinin önemsiz olduğu belirlenmiştir.

Şeyma Civan
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nevşehir ili'nde biyolojik çeşitliliğe dayalı geleneksel bilginin belirlenmesi

Bu çalışmada, Nevşehir ilinde biyolojik çeşitliliğe dayalı geleneksel bilgi (BGB) sistematik bir yöntemle tespit edilmiş ve kapsamlı biçimde değerlendirilmiştir. Araştırma, 13 Nisan 2020 ile 5 Ekim 2021 tarihleri arasında yürütülen ve toplam 30 günü kapsayan saha çalışmaları sonucunda gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, Nevşehir iline bağlı 8 ilçedeki toplam 30 köyde incelemeler yapılmıştır. Bu süreçte, 101 erkek ve 61 kadın olmak üzere toplam 162 kişiyle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonucunda, tekrarlar hariç 142 farklı geleneksel kullanım biçimi kaydedilmiştir. Kategorik dağılım incelendiğinde bu bilgilerin; 106'sının sağlık, 14'ünün beslenme, 16'sının endüstriyel, 3'ünün tarım ve hayvancılık, 3'ünün ise diğer kullanım alanlarına ait olduğu belirlenmiştir. Saha verilerine ek olarak yapılan literatür taraması sonucunda 874 adet ek veri toplanmış ve saha verileriyle birlikte toplam 1573 ham BGB kaydı elde edilmiştir. Tekrarlar ayıklandığında ise 172 tekil geleneksel bilgi tespit edilmiştir. Bu verilerin dağılımı; 120 sağlık, 17 beslenme, 22 endüstriyel, 8 tarım ve hayvancılık, 5 diğer alanlar şeklindedir. Floristik açıdan değerlendirildiğinde, çalışma sonucunda 74 familya, 161 cins ve 188 türden oluşan bir taksonomik çeşitlilik belirlenmiştir. Bu türlerden 168'i bitki, 16'sı hayvan, 4'ü mantar olup, bunlar arasında 3 adet endemik tür yer almaktadır. En fazla tür, Asteraceae (19 takson) familyasında kaydedilmiş; bunu Rosaceae (15), Apiaceae (11), Lamiaceae (11), Fabaceae (9) ve Brassicaceae (9) familyaları takip etmiştir. Sonuç olarak, saha ve literatür verileri bir arada değerlendirildiğinde, 349 bitki, 17 hayvan ve 5 mantar türüne ait toplam 371 takson kayıt altına alınmıştır. Bu taksonlar, 86 familya ve 239 cins içerisinde sınıflandırılmıştır.

EtnobotanikTıp-geleneksel
Roowaıda Akbarı
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırşehir ili ve çevresi Coccinellidae (Coleoptera) eko-faunası üzerine araştırmalar

Bu tez çalışması; 2024 yılı, Nisan-Kasım ayları arasında Kırşehir ili ve ilçelerinde Coccinellidae familyasına ait türlerin, ekolojik ve faunistik bakımdan araştırılması amacıyla yapılan saha ve sonrasında gerçekleştirilen laboratuvar çalışmalarına dayanmaktadır. Çalışma kapsamındaki örnekler Kırşehir merkez, Akçakent, Akpınar, Boztepe, Çiçekdağı, Kaman ve Mucur ilçelerindeki çeşitli habitatlardan ağırlıklı olarak atrap yardımıyla toplanmıştır. Tez çalışması sonucunda Coccinellidae familyasına ait, Coccinellinae ve Chilocorinae altfamilyaları içerisinde yer alan, 6 cinse bağlı 10 tür tespit edilmiştir. Bu türlerden altısı, Kırşehir il faunası için yeni kayıttır. Tez çalışması kapsamında ayrıca; sıcaklık, nem, yağış, toprak sıcaklığı gibi ekolojik faktörleri içeren değerlendirmeler de yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Coccinellidae, Coleoptera, Ekoloji, Fauna, Kırşehir

Merve Karayel
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

"bombyx mori (L.,1758) kozasından elde edilen serisin ile çapraz bağlı aljinat bazlı hidrojellerin yara örtü malzeme potansiyelinin araştırılması"

Doku mühendisliği ve yenileyici tıp alanlarında, biyouyumluluğu yüksek malzemelere duyulan ihtiyaç giderek artmakta ve bu kapsamda doğal polimer-bazlı hidrojeller; biyomimetik ve doku bütünlüğünü destekleyici özellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Doğal bir polimer olan ve Bombyx mori (L., 1758) ipek böceği kozasından elde edilen ipek serisin proteini; yüksek biyouyumluluk, antibakteriyel, nem tutucu ve elastisite özellikleriyle vücuda kolay uyumlanabilen yapısıyla yara örtü malzemesi olarak kullanım optansiyeli taşımaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, iyi biyouyumluluğu, kolay biyoçözünürlüğü ve jel oluşturabilme yeteneği nedeniyle doğal bir polisakkarit olan aljinat (Alg) temelli hidrojeller, Bombyx mori kozasından sentezlenen ipek serisin proteiniyle entegre edilerek geliştirilmiş ve deri dokusunda yara örtü malzemesi olarak kullanılması amaçlanmıştır. Ayrıca, hidrojellerin antimikrobiyal özelliklerini arttırmak için çinko oksit (ZnO) nano-partiküller ile yüklenerek geliştirilen Alg-Ser-ZnO hidrojeller yara örtü malzemesi olarak ilk kez araştırılmıştır. Hidrojeller morfolojik, kimyasal ve biyolojik (in-vitro şişme davranışı, antibakteriyel etkinlik, biyouyumluluk ve yara iyileşmesi) analizleri ile karakterize edilmiştir. Gliserol katkısı ile modifiye edilerek elastikiyet kazandırılan hidrojeller, antibakteriyel performansa sahip, etkin yara iyileşmesi sürecini yöneten fonksiyonel bir yara örtü malzemesi potansiyelinde geliştirilmiştir. Geliştirilen kompozit hidrojeller çapraz bağlı poroz bir morfolojide ve toplam %90-95 poroziteye sahiptir. Hidrojeller %150 ve üzerinde şişme gösterirken ZnO ilavesi ile şişme miktarı bir miktar azalarak numunelerin stabilitesi artmıştır. ZnO yüklü hidrojeller (Alg-Ser-ZnO), Staphylococcus aureus ve Escherichia coli bakterilerine karşı disk difüzyon yönteminde 8-10 mm civarında önleyici zon oluşturmuştur. Alg-Ser hidrojellerin fibroblast canlılığını ve migrasyonunu anlamlı biçimde desteklediği, ZnO yüklemesinin ise konsantrasyon arttıkça doz-zaman bağımlı sitotoksisite ve migrasyon baskılaması oluşturduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bombyx mori kozası, Biyomalzemeler, İpek, Serisin, Yara örtüsü.

Buse Yıldız
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni sentezlenen Benzotiyofen türevlerinin anti-karsinojenik ve anti-inflamatuar etkilerinin belirlenmesi

Heterosiklik bileşikler, ilaç keşfi ve geliştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Benzotiyofenler, kükürt içeren heterosiklik bileşiklerdir. Bu bileşikler birçok temel doğal ve sentetik bileşiğin temel yapısal iskeletlerinde yer almaktadır. Benzotiyofen ve benzotiyofen bazlı bileşikler anti-mikrobiyal, anti-kanser, anti-anjiyojenik anti-inflamatuar, anti-oksidan gibi çeşitli biyolojik aktiviteler sergilemektedir. Bu çalışma, yeni sentezlenen benzotiyofen bileşiklerin sitotoksisite, apoptoz ve anti-inflamatuar etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Bu bileşiklerin A549, LnCaP ve MCF-7 hücre hatlarında sitotoksisite ve apoptoz etkilerini incelemek üzere kullanılmış ve kontrol olarak sağlıklı embriyonik hücre hattı (HEK293) kullanılmıştır. Bu hücre hatlarında EC50 veren bileşiklerin apoptoz analizleri, Annexin FITC/PI boyaması ile yapılmış, apoptoz ilişkili genlerin (Bax, Bcl2, Casp3, Casp8 ve Casp9) seviyelerini ölçmek üzere mRNA izole edilmiş ve qRT-PCR ile gerçekleştirmiştir. Ayrıca anti-inflamatuar etkilerini ortaya çıkarmak için RAW264.7 hücre hattı LPS ile indüklenerek nitrik oksiti, Griess yöntemiyle; inflamasyonda rol oynayan genlerin ekspresyon seviyeleri ise qRT-PCR kullanarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, AD3 ve AD5 bileşikleri kanser hücre hatlarında (A549, LnCaP ve MCF-7) önemli sitotoksisite etkileri olmadığı, AD1, AD7 ve AD3S1 bileşikleri ise iyi sitotoksisite sergilediği ve Bax, Casp3, Casp8 ve Casp9 genleri aktifleşerek apoptozu indüklediği saptanmıştır. Ayrıca kullanılan AD1, AD3, AD5, AD7 ve AD3S1 bileşiklerinin proinflamatuar genleri (TNF-a, COX-2, iNOS, IL-6) inhibe ettiği ve anti-inflamatuar geni (IL-10) teşvik ettiği ayrica anti-inflamatuar etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; benzotiyofen türevlerinin, akciğer kanseri, prostat kanseri ve meme kanseri tedavileri için gelecek vaadeden ilaçların tasarlanması ve sentezlenmesinde önemli rol oynayacağı ve anti-inflamatuar ilacı olarak da potansiyele sahip olabileceği düşünülmektedir.

Antiinflamatuar ajanlarAntikanserHücre kültür teknikleri
Yezdan Sorkun
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İsrafil deresi'nin (Denizli) bentik makroomurgasız faunası ve su kalitesi durumunun belirlenmesi

Bu çalışmada, kar suları ile beslenen ve dik bir eğimle akan İsrafil Deresi'nin (Denizli) su kalitesi bentik makroomurgasızlar kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Su kalitesinin değerlendirilmesi sürecinde bentik makroomurgasızların saprobiyotik koşulları ve mikrohabitat tercihleri de bütüncül bir yaklaşım içerisinde değerlendirilmiştir. İsrafil Çayı'nda toplam 55 farklı bentik makroomurgasız türü tespit edilmiştir. Ortak olarak tüm örnekleme noktalarında en fazla tür Chironomidae ailesinden tespit edilmiştir. Bunlardan Diamesa türleri (D. İnsignipes, D. tonsa) özellikle karların erimesiyle akış kazanan kaynak bölgelerindedir. Chironomus riparius türü mansaba yakın yerlerde daha yoğun olarak tespit edilmiştir. Chironomus ile nipseten eşit seviyede en baskın diğer grup Gammaridae ailesi üyeleridir (Gammarus anatoliensis, G. obnixus). Yüksek rakımlı bölgelerde Plecoptera takımına ait olan türler (Chloroperla sp., Nemoura sp.) yoğun olarak görülmüştür ve tüm çay yatağı boyunca sayıları azalır. Ephemeroptera takımından Baetidae ailesi ait türler (Baetis rhodani, B. vernus, Cloeon dipterum, C. simile) çay boyunca yaygındır. Heptagenidae (Epeorus alpicola, Rhithrogena germanica, Rhithrogena semicolorata) ve Potamonthidae (Potamonthus luteus) ailesine ait türler bariz olarak yüksek rakımlı bölgelerde daha yoğun tespit edilmiştir. Biyolojik ve çevreler parametreler arasındaki ilişki Kanonik Uyum Analizi yaklaşımıyla ele alınarak %53'lük bir varyans odinasyon üzerinde gösterilebilmiştir. Biyotik indekslerin iklim değişikliği ve mevsimsel değişimleri yansıtmada nispeten yetersiz kaldığı görülmüştür.

Bentik biyolojiHidrobiyoloji
Mehmet Akar
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aldehit fonksiyonel grubu içeren yeni nesil benzotiyofen türevlerinin anti-karsinojenik ve anti-inflamatuar aktivitelerinin belirlenmesi

Kanser, fizyolojik özelliklerini kaybetmiş, DNA hasarlı yani mutasyonlu hücrelerin, kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıdır. Kanserin birçok çeşidi vardır ve bugüne kadarki birçok ilerlemeye rağmen, tedaviye direnç mevcut bir tehdit olmaktadır ve çoğu durumda nüksetmeye yol açmaktadır. Tiyofen içeren heterosiklik bileşiklerin ise kansere özgü proteinleri hedef aldığı, önemli sinyal yolaklarının inhibisyonuna veya aktivasyonuna yol açtığı bilinmektedir. Kükürt heterosiklik ailesi, fizikokimyasal özellikler gösteren oldukça kararlı aromatik bileşikleri içermektedir. Son yıllarda, yürütülen çalışmalar ile tiyofen içeren heterosiklik bileşikler antikanser, antioksidan, antifungal, antibakteriyel, antiparazit gibi özellikleri nedeniyle sağlık alanında büyük önem taşımaktadır. Benzotiyofen en iyi bilinen heteroaromatik yapılar arasındadır ve türevleri ise ortaya çıkan farmakolojik özellikleri sebebiyle kanser araştırmalarında popüler hale gelmiştir. Raloksifen ve Tamoksifen tedavi amacıyla ilaç olarak kullanılan Benzotiyofen türevlerine örnek oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında Aldehit fonksiyonel grubu içeren yeni nesil Benzotiyofen türevlerinin İnsan Akciğer Kanseri (A549), İnsan Serviks Kanseri (HeLa), İnsan Kolorektal Kanseri (CaCo-2), İnsan Meme Kanseri (MDA-MB-231) hücre hatlarında sitotoksik, anti-karsinojenik ve anti-inflamatuar aktiviteleri belirlenmiştir. Sentezlenen Q18, Q19, Q20 bileşikleri Caco-2, MDA, HeLa hücre hatlarında önemli apoptotik etkiye sahipken Q21 bileşiğinin çalışmada kullanılan hücrelere karşı sitotoksik etkisi olmadığı saptanmıştır. mRNA düzeyleri Gerçek Zamanlı PZR yöntemi ile kantite edilerek elde edilen sonuçlarda Q18, Q19, Q20 bileşikleri HeLa ve MDA hücre hattında apoptoz ile ilişkili genleri (BAX, BCL-2, CASP3, CASP8, CASP9) indüklediği saptanmıştır. Ayrıca kullanılan bileşiklerin tümü proinflamatuar genlerin (COX-2, iNOS, IL-6, TNF-ɑ) ekspresyon seviyelerini yüksek oranda inhibe ettiği saptanmıştır. Çalışma sonucu belirtilen benzotiyofen türevlerinin apoptoz indüksiyonuna sebep olduğu ve sitotoksik etki gösterdiği ortaya çıkarılmıştır. Sonuçta, bu tez çalışması için sentezlenen benzotiyofen türevlerinin kanser tedavisinde ve anti-inflamauar olarak kullanılma potansiyeli olabileceğini göstermiştir.

Hale Ayşe Karaman
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Denizli'de yayılış gösteren bazı nadir ve endemik taksonlar üzerinde palinolojik araştırmalar

Bu tez çalışmasında Denizli ili sınırları içinde dar bir yayılışa sahip olan nadir ve endemik türlerin [Colchicum figlalii (Varol) Parolly & Eren, Linum punctatum C. Presl. subsp. pycnophyllum (Boiss. & Heldr.) Gustavsson, Thlaspi leblebicii Gemici & Görk, Noccaea cariensis (Carlström) Parolly, Nordt & Aytac ve Echinops emiliae P.H.Davis] polen morfolojilerinin tanımlanması amaçlanmıştır. Türlerin polen morfolojisi ışık mikroskobu (LM) ve polen örneklerinin ayrıntılı yüzey ornamentasyonları incelenmesinde taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılmıştır. C. figlalii türünün polen şeklinin genellikle oblat nadiren peroblat, polar eksen uzunluğunun (P) 27,31 ± 3,27 (22,04‒34,29) µm ve ekvatoral eksen uzunluğunun (E) 47,69 ± 3,88 (41,20‒55,50) µm olduğu tespit edilmiştir. L. punctatum subsp. pycnophyllum'un polen şekli genellikle suboblat nadiren oblat-sferoidal olarak ve polar eksen uzunluğu (P) 51,85 ± 3,41 (47,40‒58,03) µm ve ekvatoral eksen uzunluğu (E) 59,38 ± 4,32 (51,36‒67,03) µm olarak ölçülmüştür. T. leblebicii türünün polenlerinin anizopolar ve bilateral simetrili olduğu belirlenmiştir. Polar eksen uzunluğu (P) 16,10 ± 1,91 (13,64‒20,56) µm, ekvatoral eksen uzunluğu (E) 17,12 ± 0,83 (15,20‒18,63) µm'dir. N. cariensis türün polen şekli oblat-sferoidal nadiren prolat-sferoidal olarak belirlenmiş, polar eksen uzunluğu (P) 15,32 ± 0,84 (13,90‒17,21) µm, ekvatoral eksen uzunluğu (E) 16,30 ± 0,70 (15,16‒18,03) µm'dir. Echinops emiliae türünün polen şekli oblat sferoidal nadiren prolat sferoidal olarak belirlenmiştir. Polar eksen uzunluğu (P) 59,54 ± 4,61 (50,04‒68,65) µm, ekvatoral eksen uzunluğunun (E) 58,60 ± 4,11 (48,04‒66,72) µm olduğu ortaya gösterilmiştir.

Abouzar Hassanpour
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beyağaç (Denizli) kızılçam meşcerelerinde Sydowia polyspora Bref. & Tavel'nın tespiti, hastalık şiddeti ve patojenisitesinin belirlenmesi

Sydowia polyspora kozalaklı ağaçlarda yaşayan yaygın bir fungus türüdür ve genellikle asemptomatik bitkilerde ve tohumlarda epifit veya endofitik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu fungus abiyotik veya biyotik stres koşulları altında kolonize olduğu konukçuda patojenik hale gelebilmektedir. Avrupa ve Kuzey Amerika'da özellikle Abies spp. ve Pinus spp. gibi kozalaklı türlerde mevsimsel ibre nekrozu ve sürgün ölümleri ile ilişkilendirilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, Denizli Orman Bölge Müdürlüğü'ne bağlı Eskere Orman İşletme Müdürlüğü sınırları içinde yer alan beş farklı Pinus brutia meşceresinde ibre nekrozları ve sürgün ölümleri ile ilişkili fungal etmenin araştırılması, hastalık şiddetinin belirlenmesi ve P. brutia fidanlarında bu etmenin patojenitesinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu amaçla 5 farklı örnek alanda yayılış gösteren semptomatik P. brutia ibre ve sürgünlerinden fungal izolasyonlar gerçekleştirilerek 68 adet fungal izolat elde edilmiştir. Elde edilen izolatların makroskobik-mikroskobik morfolojik karakterizasyon çalışmaları yapıldıktan sonra moleküler karakterizasyonlar için rDNA'nın ITS gen bölgesinin dizi bilgisi kullanılmıştır. ITS bölgesinin çoğaltılmasında ITS1-ITS4 primer çiflerinden yararlanılmıştır. Örnek alanlarda ortalama hastalık şiddeti %38 ile %62 (ortalama = %47) arasında belirlenmiştir. Ayrıca, örnek alanlardan elde edilen izolatların 2 yaşlı P. brutia fidanları üzerinde patojenisite çalışmaları gerçekleştirilmiştir. İnokulasyon yapılan sürgünlerde enfeksiyon sıklığı %90 olarak tespit edilmiştir. Patojenite testlerinin sonuçları ve fungusun semptomatik sürgünlerden yeniden izolasyonu, S. polyspora'nın P. brutia meşcerelerindeki mevsimsel ibre nekrozu ve sürgün ölümlerinin gelişiminde rol oynadığını açıkça göstermiştir. Bildiğimiz kadarıyla bu tez çalışması, Türkiye'de S. polyspora'nın P. brutia'da neden olduğu mevsimsel ibre nekrozu ve sürgün ölümünün tespit edildiği ilk çalışmadır.

Fatma Demiröz
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Saklıkent Milli Parkı'nda zerkonid akarlar (Acari, Zerconidae) üzerine sistematik araştırmalar

Akdeniz Bölgesi'nde zengin bir bitki örtüsüne sahip olan Saklıkent Milli Parkı ve yakın çevresinin zerkonid akar faunasını belirlemek ve dolayısıyla dünya akar faunasına katkıda bulunmak amacıyla yapılan bu çalışma Mayıs 2021- Aralık 2023 dönemleri arasında inceleme örneklerinin toplandığı lokaliteler bölümünde belirtilen tarihlerde gerçekleştirilmiştir. Araştırma boyunca 75 farklı lokaliteden humuslu toprak, döküntü, çürümüş ağaç kökleri, toprak ve kaya üzeri yosun örnekleri toplanarak toplam 257 örnekleme yapılmıştır. Toplanan örnekler akaroloji araştırma laboratuvarında değerlendirilmiş, Zercon ve Prozercon cinslerine ait toplam 10 zerkonid akar türü tespit edilmiştir. Z. cokelezicus, Z. colligans, Z. fethiyensis sp. nov., Z. huseyini, Z. kallimcii, Z. kasensis sp. nov., Z. marinae, Z. muglaensis, ve Z. quadricavum türleri Zercon cinsine, Prozercon yavuzi türü ise Prozercon cinsine aittir. Teşhis edilen örneklerin şekilleri verilmiş, ölçümleri yapılmış, tanımları gözden geçirilmiş ve türlerle birlikte dünya yayılışları da sunulmuştur. Tespit edilen türlerin hepsi Saklıkent Milli Parkı için yeni kayıttır. Ayrıca, bu çalışmada Z. fethiyensis sp. nov. ve Z. kasensis sp. nov. türleri ilk defa bilim dünyası için yeni tür olarak kaydedilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Mesostigmata, biyoçeşitlilik, Prozercon, Zercon, Antalya, Muğla, Türkiye

Ayşenur Demirdöven
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bakterilerin yağ-su ara yüzü ile etkileşimlerinin incelenmesi

Bu çalışmada, çevresel örneklerden n-dekana en iyi ve hızlı adsorbe olma yeteneği olan bakteriler izole edilerek, çeşitli fizikokimyasal ve moleküler biyolojik parametreler ile bakteri n-dekan/su ara yüzü etkileşimleri incelenmiştir. Bu amaçla, n-dekan/su ara yüzünde tutunan 12 bakteriyel izolat (Pseudomonas putida OW1, Rhodococcus qingshengii OW2, Prescotella equi OW3, Brevibacillus parabrevis OW4, Paenibacillus lautus OW5, Paenibacillus lautus OW6, Moraxella osloensis OW7, Stutzerimonas stutzeri OW8, Stutzerimonas stutzeri OW9, Stutzerimonas stutzeri OW10, Rhodococcus ruber OW11, Rhodococcus erythropolis OW12) tanılanmıştır. Bu izolatların hidrokarbon parçalama (YPO), hidrokarbona bakteriyel adsorpsiyon testi (HBA), biyosürfaktan tarama analizleri (emülsifikasyon indeksi testi, yağ yayma testi, CTAB agar petri testi), kemotaksi testi, degradasyon ve biyosürfaktan gen analizleri ve n-dekan/su ara yüzünde oluşan biyofilmin reolojik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla bazı analizler (FESEM, Pendant drop vb.) gerçekleştirilmiştir. YPO analizine göre tüm izolatların n-dekanı parçalayabildiği tespit edilmiştir. En yüksek %97, en düşük %79 oranında parçalama olduğu tespit edilmiştir. HBA testine göre OW7 ve OW11 suşları dışında diğer suşların hidrofobik olduğu belirlenmiştir. İzolatların hepsinin, farklı kapasitelerde biyosürfaktan ürettikleri gözlemlenmiştir. Yarı-katı ortamda haraketli olan ve hidrokarbona kemotaksi yapan izolatlar tespit edilmiştir. Pseudomonas türlerinin n-dekan/su ara yüzüne hızla adsorbe olduğu ve stabil ve elastik biyofilmler oluşturduğu tespit edilmiştir. OW1 suşu hariç tüm izolatlarda alkan degradasyonundan sorumlu alkB ailesine ait genlerin varlığı tespit edilmiştir. Rhodococcus türlerinde ve OW7 suşunda trehaloz lipid üretiminden sorumlu genlerinin varlığı saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Biyodegradasyon, biyosürfaktan, yağ/su ara yüzü, biyofilm, kemotaksi, n-dekan

BiyobozunurlukBiyofilmlerBiyosürfaktanlar+3
Tuğçe Yağmur Orhan
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çeşitli kaynaklardan elde edilen mikroorganizmaların bitki büyümesini teşvik edici özelliklerinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, çeşitli çevresel kaynaklardan bakteri izolasyonları yapılarak, bitki büyümesini teşvik edici özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen izolatlar azot fiksasyonu, fosfat çözündürme yeteneği, indol 3 asetik asit (IAA), 5-Aminolevulinik asit (ALA), siderofor, hidrojen siyanür (HCN), ekzopolisakkarit (EPS) üretimi ile, 1-Aminosiklopropan-1-Karboksilik Asit (ACC) deaminaz, kitinaz, proteaz, selülaz enzim üretimleri açısından test edilmiştir. Her bir test sonuçlarına göre en yüksek değer gösteren izolatlar seçilerek 16S rRNA dizi analizleri yapılmıştır. Buna göre izolatlar sırasıyla; PB4 Stenotrophomonas rhizophila, PB25 Stenotrophomonas maltophilia, PB41 Serratia liquefaciens, PB47 Bacillus pumilus, PB71 Enterobacter sp., PB72 Enterobacter ludwigii, PB77 Raoultella sp., PB136 Bacillus cereus, PB89, PB90, PB122 ve PB182 Pseudomonas sp., PB146, PB148 ve PB149 ise Citrobacter freundii olarak tanılanmıştır. Azot fiksasyonunda PB149 izolatı 13,82 mg/L olarak en iyi sonucu vermiştir. IAA üretiminde 44,37 μg/mL ile en iyi PB25 izolatı olmuştur. Zon çapına bağlı aktivite ölçümlerinde ise; fosfat çözündürme, kitinaz, proteaz, selülaz, ALA, ACC-deaminaz, siderofor, HCN ve EPS üretimlerinde en iyi izolatlar sırasıyla ; PB148, PB136, PB4, PB122, PB90, PB47, PB4, PB136, PB89, PB90, ve PB77 olarak belirlenmiştir. Ayrıca, PB25, PB41, PB72, PB89, PB90, PB122, PB136 ve PB182 izolatları araştırmamızda kullanılan bitki patojeni olan Phytophthora infestans, Botrytis cinerea ve Monilinia laxa türlerine karşı antagonistik etki göstermiştir. Anahtar Kelimeler : Bitki büyümesini teşvik eden bakteriler, Azot sabitlenmesi, Fosfat çözündürme, Fitohormon, Antagonizm

Magsud Nurmahammadov
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ziziphora clinopodioides Lam. subsp. rigida (Boiss.) Rech.f. (Lamiaceae) uçucu yağının sitotoksik ve apoptotik etkilerinin belirlenmesi

Bitkiler insanlık tarihi boyunca kanser dahil çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Günümüzde, bitkilerin sahip olduğu sekonder metabolitler ve etki mekanizmalarını ortaya çıkarmak için çok sayıda çalışma yapılmaktadır. Sağlıklı dokulara zarar vermeyen ve anti-karsinojen etkilere sahip ajanlar üzerindeki araştırmalar son yıllarda oldukça popüler hale gelmiştir. Bitkilerden elde edilen ekstraktlar ve uçucu yağlar da kimyasal içerikleri düşünüldüğünde potansiyel ilaçlar için geniş bir kaynak sağlamaktadır. Bu çalışma ile İran'da yayılış gösteren ve insanlar tarafından sıklıkla tüketilen Ziziphora clinopodioides subsp. rigida türünden uçucu yağ elde edilmesi, elde edilen uçucu yağın kimyasal içerik analizi, uçucu yağın kolerektal kanser hücre hatlarında (CACO-2 ve HCT116) sitotoksisite aktiviteleri ve apoptoz analizleri etkilerini incelenmesi amaçlanmıştır. Kontrol olarak sağlıklı embriyonik hücre hattı HEK293 kullanılmıştır. Bu hücre hatlarından elde edilen EC50 değeri kullanarak apoptoz analizleri, Annexin FITC/PI boyaması ile yapılmış, apoptoz ilişkili genlerin (Bax, Bcl2, Kaspaz 3, Kaspaz 8 ve Kaspaz 9) seviyelerini ölçmek üzere mRNA izole edilmiş ve qRT-PCR ile ölçümleri gerçekleştirmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, Z. clinopodioides subsp. rigida uçucu yağın kolerektal kanser hücre hatları üzerindeki sitotoksisite etkisi sağlıklı hücre hattındaki etkisine kıyasla daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Apoptoz analizi sonucunda Z. clinopodioides subsp. rigida uçucu yağının yüksek apoptoz etki gösterdiğini ve ayrıca antiapoptotik geni (BCL2) inhibe ettiğini, apoptotik genlerini (BAX, Kaspaz 3, Kaspaz 8 ve Kaspaz 9) teşvik ederek apoptozu indüklediği gösterilmiştir. Sonuç olarak tarafımızca yürütülen çalışmanın sonuçları Z. clinopodioides subsp. rigida türünün kolerektal kansere karşı terapötik bir ajan olabilme potansiyele sahip olduğu ilk kez gösterilmiştir

Negın Yadollahı
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pinus brutia Ten.'da, Tomicus destruens Woll.'in (Coleoptera: Scolytınae) varlığı ve fungal toplulukları ile ilişkisi

Çalışma kapsamında, Denizli Orman İşletme Müdürlüğü, Çivril Orman İşletme Şefliği, 216 no'lu Kızılçam Tohum Bahçesi'nde böcek-fungus-ağaç ilişkisi çalışılmıştır. İzleme çalışmaları, Tomicus destruens'in yaşam döngüsü dikkate alınarak 2022 Eylül - 2023 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Yapılan izolasyonlar sonucunda 84 fungal izolat elde edilmiştir. Ezme ve yürütme olmak üzere iki farklı izolat elde etme yöntemi arasında p = 0,037 seviyesinde anlamlı fark tespit edilmiştir. Her taksondan temsili izolatlar, DNA izolasyonuna ve ardından ITS (Internal Transcribed Spacer) gen bölgesinin Polimeraz Zincir Reaksiyonuna tabi tutulmuştur. Bu izolatlardan hepsi Ascomycota şubesinden olmak üzere, 11 familyaya ait (Apiosporaceae, Aspergillaceae, Cladosporiaceae, Cordycipitaceae, Didymellaceae, Dothioraceae, Nectriaceae, Pleosporaceae, Saccotheciaceae, Sarocladiaceae, Stachybotryaceae) 14 farklı fungus taksonu tespit edilmiştir. Bu fungusların 9'u (Cladosporium sp., Aureobasidium sp., Penicillium sp., Lecanicillium sp., Fusarium sp., Sarocladium sp., Albifimbria sp., Alternia sp, Arthrinium sp.) cins seviyesinde, 5 tanesi (Sydowia polyspora, Aureobasidium pullulans, Aspergillus niger, Epicoccum layuense, Alternaria alternata) tür seviyesinde teşhis edilmiştir. Bunlar içerisinden Lecanicillium sp., T. destruens için ilk kez rapor edilen entomopatojendir. En yaygın taksonlar sırasıyla; Penicillium sp. (%18,60), Sarocladium sp. (%13,95) ve Sydowia polyspora (%11,63) olarak belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada Fungus türlerinin seyreltme derecelerine göre varlık/yokluk durumları incelenmiş ve tür zenginliği Shannon-Weiner çeşitlilik indeksi kullanılarak belirlenmiştir. Çalışma, orman ekosistemlerinin korunması ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilir yönetimi için temel veriler sağlamaktadır.

Gulnar Ashyrova
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endemik Salix purpurea L. subsp. leucodermis Yalt. (salıcaceae) üzerinde bazı biyolojik aktivite araştırmaları

Salix L. cinsi dünyada yaklaşık 500 türle yayılış gösteren zengin bir cinstir. Türkiye'deki Salix türleri üzerinde yapılan antioksidan ve antiinflamatuar çalışmaları önemli ölçüde potansiyel göstermiştir. Bu çalışmamızda endemik Salix purpurea L. subsp. leucodermis Yalt. taksonunun farklı polaritedeki çözücülerdeki toplam fenolik madde miktarı, toplam flavonoid miktarı ve antioksidan aktivitesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ekstraktların barındırdığı toplam fenolik madde miktarı Folin-Ciocalteu yöntemiyle, toplam flavonoid miktarı AlCl3 kolorimetrik metoduyla ve antioksidan seviyesi DPPH yöntemi ile belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre en yüksek miktarda fenolik madde miktarı etanol (223,54 mg GAE/g) ve metanol (183,12 mgGAE/g) ekstraktlarında bulunmuştur. En yüksek miktarda flavonoid nhekzan (152,34 mg RU/g; 116,03 mg QE/g), metanol (109,84 mg RU/g; 81,57 mg QE/g) ve etanol (109,13 mg RU/g; 80,99 mg QE/g) ekstraktlarında belirlenmiştir. Antioksidan testlerine göre ise metanol ekstraktının IC50 değeri 11,86 µg/ml, su ekstraktının IC50 değeri 19,81 µg/ml, etanol ekstraktının IC50 değer 34,96 µg/ml, kloroform ekstraktının IC50 değeri 175,66 µg/ml ve nhekzan ekstraktının IC50 değeri ise 420,44 µg/ml olarak bulunmuştur. Bu çalışma, ülkemizde endemik olarak yayılış gösteren S. purpurea subsp.leucodermis bitkisi üzerine yapılmış ilk biyoaktivite çalışmasıdır.

Ezgi Alvar
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rutenyum CS91'in bakteriyel biyofilme inhibisyon aktivitesi ve akciğer kanser hücresine antikarsinojenik etkisinin araştırılması

Rutenyum kompleksleri, son yıllarda antibakteriyel ve antikanser özellikleri nedeniyle çeşitli hastalıkların tedavisinde potansiyel bir tedavi aracı olarak dikkat çeken bileşiklerdir. Antibiyofilm stratejileri, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde önemli bir alan oluşturmakta olup, biyofilm oluşturan patojenlerin tedaviye karşı direnç gösterme kapasitesini aşmayı hedeflemektedir. Rutenyum bileşenlerinin, biyofilm oluşturan bakterilerle savaşabilmesinin yanın da kanser hücrelerini hedef alarak sitotoksik aktivite göstermesi, migrasyonu önlemesi ve apoptozu indükleyebilmesi onları hem antibiyotik hem de antikanser tedavi stratejilerinde umut verici adaylar yapmaktadır. Bu çalışmada, rutenyum kompleksi CS91'in Pseudomonas aeruginosa PAO1 üzerindeki antibiyofilm etkileri ve A549 akciğer kanseri hücre hattı üzerindeki sitotoksik, koloni formasyon ve migrasyon inhibe edici etkileri incelenmiştir. Rutenyum CS91'in, P. aeruginosa PAO1'in biyofilm oluşumu ve oluşan biyofilmi parçalama etkileri XTT testi değerlendirilmiştir. Bu antibiyofilm etki ayrıca toplam EPS analizi, CTC-DAPI floresan boyama yöntemi ve zamana bağlı öldürme analiz yöntemleri ile de doğrulanmıştır. RuCS91'in P. aeruginosa biyofilm yapısını önemli derecede inhibe ve degrade ettiği bulunmuş olup bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanım potansiyeli yüksek bir ajan olduğu tespit edilmiştir. İnsan Akciğer Kanseri (A549) hücre hattında rutenyum CS91'in sitotoksik potansiyeli ve apoptotik etkileri, MTT testi, Annexin V/FITC ve PI boyama ve Gerçek Zamanlı PZR yöntemleriyle değerlendirilmiştir. EC50 değeri 3,20 µM bulunmuş ve 25 µM konsantrasyonda RuCS91'in hücre canlılığını %90'ın üzerinde inhibe ettiği tespit edilmiştir. RuCS91'in A549 hücrelerinde %20,59 oranında apoptoza sebep olduğu ve apoptozda rol oynayan genlerin ekspresyonunu artırarak hücre ölümünü teşvik ettiği gösterilmiştir. Sonuçlar, rutenyum CS91'in P. aeruginosa PAO1 üzerindeki antibiyofilm etkilerinin yanı sıra, A549 kanser hücrelerinde antikanser etkinlik gösterdiğini ve apoptoz yolaklarını tetikleyerek potansiyel bir tedavi aracı olabileceğini ortaya koymaktadır.

AntibiyofilmAntikanserNeoplazm metastazları
Volkan Kuzucu
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rutenyum komplesinin antibiyofilm aktivitesinin araştırılması

Sunulan yüksek lisans tez çalışmasında, antibiyofilm aktivite uygulamasını hedefleyen bipiridin ligandı içeren rutenyum kompleksi (Ru(4,4'-dikarboksi-2,2'- bipiridin)(4,4'-bis(3-etilheptil)-2,2'bipiridin(NCS)2) kullanılmıştır. RuCS27'nin biyofilm inhibisyonu ve biyofilm parçalama performansı, Pseudomonas aeruginosa PA01, Escherichia coli ATCC 8739, Listeria monocytogenes NCTC 11994, Staphylococcus aureus ATCC 25923, Enterococcus faecalis ATCC 19433, Listeria innocua (6a) ATCC 32090, Streptococcus parasanguinis ATCC 15909, Bacillus cereus ATCC 10976 ve Enterococcus hirae ATCC 10541'e karşı XTT indirgeme yöntemi ile in vitro olarak test edilmiştir. 40 µM RuCS27, P. aeruginosa, E. coli, S. aureus ve E. faecalis biyofilm gelişimini sırasıyla %63,27 %92,59, %82,68 ve %95,44 oranında inhibe ederken, L. innocua ve B. cereus biyofilminin %43,71 ve %43,15'i 65 µM RuCS27 varlığında inhibe olmuştur. Buna karşılık E. hirae ve S. parasanguinis biyofilmine karşı herhangi bir inhibisyon etki gözlenmemiştir. RuCS27'nin tespit edilen güçlü biyofilmi parçalama aktivitesinde biyofilm yaşından daha çok rutenyuma maruz kalma süresi daha önemli olmuştur. Bakterilerin biyofilm yapıları propidyum iyodür ve DAPI ile boyanarak floresan mikroskop altında incelenmiştir. Her iki boyamada da bakterilerin kontrole kıyasla RuCS27 ile muamele sonrasında biyofilm yoğunluğunda azalma olduğu görülmüştür. RuCS27'nin çalışmada kullanılan patojenlerin biyofilm oluşumunu engellediği ve önceden var olan biyofilmin yoğunluğunu azalttığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre, RuCS27 bakteri biyofilmlerini önlemek ve ortadan kaldırmak için antibiyofilm ajanı olarak iyi bir seçenek olabilir.

AntibiyofilmBiyofilm sistemleri
Gülseren Çetinkaya
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anadolu sığla ağacı (Liquidambar orientalis Mill.) yapraklarının endofitik mikobiyotasının belirlenmesi

Endofitik funguslar, bitki dokularında genellikle zarara yol açmadan yaşamakta, ancak bazıları stres koşullarında patojenik hale gelebilmektedir. Bitkilerin stres ve zararlılara karşı direncini artırarak ekosistem sağlığını desteklemekte ve biyokontrol ajanı olarak kimyasal pestisitlere doğal bir alternatif sunmaktadır. Ayrıca, biyoaktif bileşiklerin üretiminde potansiyel kaynaklar olarak biyoteknoloji çalışmalarında büyük umut vaat etmektedirler. Bu çalışmadaki fungal endofitler Türkiye'ye özgü ve ekonomik değeri yüksek bir odunsu bitki olan Liquidambar orientalis Mill.'in yaprak ve yaprak sapından izole edilmiştir. Bitki materyalleri Muğla il sınırları içerisinde yer alan 10 farklı örnek alandan Eylül 2023'te toplanmıştır. İzolasyonlar sonucunda 499 fungal izolat elde edilmiş ve bu izolatlar 38 farklı morfolojik gruba atanmıştır. Her morfolojik gruptan temsili izolatlar, DNA izolasyonuna ve ardından ITS (Internal Transcribed Spacer) ve Beta-tubulin gen bölgelerinin PCR reaksiyonuna tabi tutulmuştur. Tüm funguslar Ascomycota şubesine ait olup 11 fungus cins düzeyinde 26 fungus tür düzeyinde olmak üzere 15 farklı familyadan toplam 37 grup fungus tanımlanmıştır. Elde edilen fungal gruplar arasında daha önce kaydı olmayan bir tür bulunmuştur. En yaygın familyalar sırasıyla; Diaporthaceae (%34,86), Pleosporaceae (%23,44), ve Botryosphaeriaceae (%22,24) familyalarıdır. En yaygın ve baskın türler sırasıyla Diaporthe eres (%15,03), Phomopsis sp. (%12,42), Alternaria sp. (%11,22)'dır. Fungal çeşitlilik üzerinde yapılan analizlerde, Shannon ve Simpson alfa çeşitlilik indeksleri, Chao1 indeksi ve tür zenginliği verileri kullanılmıştır. Bu analizler, mekansal, bireysel, yönelimsel, doku tipi, doku bölgeleri ve besiyerine bağlı varyasyon verileri ile gerçekleştirilmiş ve istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. L. orientalis için daha önce fungal endofitlerin bildirildiği herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada yapılan tüm endofit kayıtları bu tür için ilk kez rapor edilmiştir. Ayrıca Alternaria destruens, Alternaria alstroemeriae, Stemphylium majusculum, Diaporthe cynaroidis, Pseudopithomyces rosae, Nothophoma variabilis, Cladosporium endophyticum, Cladosporium colombia, Muyocopron sp., Sphaerulina rhododendricola, Constantinomyces macerans, Aequabiliella effusa türleri Türkiye'de ilk kayıt niteliği taşımaktadır.

Sultan Akyol
Pamukkale University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadirli'de (Osmaniye) yetiştirilen kırmızı pancar, karpuz turpu ve kırmızı turp yaprak ve kökleri ilave edilmiş topraklarda karbon mineralizasyonu

Bu çalışmada, Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde yetiştirilen Raphanus sativus L. var. radicula (kırmızı turp), Raphanus sativus L. (karpuz turpu) ve Beta vulgaris L. var. rapacea (kırmızı pancar) yaprak ve köklerinin ayrı ayrı ve birlikte toprağa ilavelerinin karbon mineralizasyonuna (28°C, 60 gün) etkileri incelenmiştir. Bunun için toprağa %2 oranında karbon içerecek şekilde yaprak ve kök örneği ilave edilmiştir. Toprakların karbon mineralizasyon oranları (%) muamelesiz toprakta kırmızı turp kök ilaveli, karpuz turpu yaprak + kök ilaveli ile kırmızı turp yaprak + kök ilaveli denemelerden istastiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (P < 0.05). Tüm bu sonuçlar ışığında, 60 günlük inkübasyon deneyleri kırmızı pancar veya turp çeşitlerinin yaprak ve kök ilavelerinin karbon mineralizasyon oranını artırdığı, topraktaki mikroorganizmalar üzerinde allelopatik etkiye sahip olmadığı ve ilave edilen organik maddenin mikroorganizmalar tarafından besin kaynağı olarak kullanıldığı sonucuna varılabilir.

Tuğçe Halaç
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Α-amilaz enzimlerini üreten termofilik Bacillus suşlarının izolasyonu ve enzimlerin kısmi karakterizasyonu

Bu çalışmada, Erzin sınırları içerisinde bulunan Burnaz Çayı kıyı kesimlerinden toplanan toprak numunelerinden üç adet termofilik Bacillus sp. izolasyonu gerçekleştirilmiştir. Bakteriler sırasıyla Bacillus sp. CT1, CT2 ve CT3 olarak isimlendirilmişlerdir. Bakterilerce α-amilaz üretimi CT1 suşu için 60°C, CT2 ve CT3 suşları için ise 80°C'de maksimum düzeye çıkmıştır. CT1 α-amilazı optimum aktivitesini 90°C, CT2 ve CT3 α-amilazları ise 60°C'de göstermişlerdir. Yine CT2 α-amilazı optimum aktivitesini pH 7.0'da, CT1 ve CT3 α-amilazları ise pH 8.0'de göstermişlerdir. CT1, CT2 ve CT3 bakterilerinin α-amilazlarına ait spesifik aktiviteler 55°C'de sırasıyla 317.6, 113.3 ve 362.7 U/mg olarak gerçekleşmiştir. Enzimlerin moleküler ağırlıkları zymogram analizi ile CT1 ve CT3 α-amilazları için 65 kDa, CT2 α-amilazı için ise 38 kDa olarak hesaplanmıştır.

Celal Türker
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi'nde bazı ağır metallerin toprak karbon mineralizasyonuna etkileri

Bu çalışmada, ağır metal kirliliğine maruz kaldığı gözlenen Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi' nin 3 ayrı bölgesinden örneklenmiş topraklar ile ağır metal kirliliği olmayan Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi kampüs topraklarında bazı ağır metal [Cu, Mn, Fe, Zn (ppm)] içerikleri belirlenmiş, bu metallerin karbon mineralizasyonuna etkisi (28°C, 30 gün) karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. CO2 respirasyon yöntemi ile belirlenmiş 30 günlük karbon mineralizasyonu sonunda, Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi Toşçelik Sanayi Üretim Tesisleri yakınından örneklenmiş toprakların [1. alan, 14.96 mg/C(CO2)/100 g KT] karbon mineralizasyonu kampüs topraklarından [4. alan, 29.96 mg/C(CO2)/100 g KT)] anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (P = 0,000). Benzer durum 4 farklı toprağın karbon mineralizasyon oranları arasında da gözlenmekte olup Organize Sanayi Bölgesi'nin 3 farklı toprağı yine kampüs toprağından anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (P = 0,000). Tüm bu bulgulara göre, Organize Sanayi Bölgesi topraklarında yaşayan mikroorganizmaların mevcut ağır metallerden olumsuz etkilendiği sonucuna varmak mümkündür.

Neslişah Mutlu
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sivas yöresi ballarının palinolojik ve fizikokimyasal parametreler yönünden araştırılması

2014 ve 2015 yılları arasında Sivas ili ve ilçelerinden 20 bal örneği yöre arıcılarından toplanmıştır. Toplanan bal örneklerinin polen ve fizikokimyasal analizleri yapılmıştır. Polen analizi sonucunda; ballarda 28 familyaya ait 69 takson bulunduğu tespit edilmiştir. Bal örneklerinde dominant polene sahip taksonlar; Astragalus sp. ve Onobrychis sp. tir. Bal örneklerinde sekonder polene sahip taksonlar; Centaurea sp., Astragalus sp., Hedysarum sp., Onobrychis sp., Lathyrus sp. ve Trifolium sp. olarak belirlenmiştir. 20 bal örneğinde polenleri en yaygın görülen taksonlar ise; Centaurea sp., Echium sp., Astragalus sp., Hedysarum sp. Lathyrus sp. Onobrychis sp., Trifolium sp., Salvia sp., Thymus sp., Crataegus sp., Rubus sp. ve Salix sp. dir. Analiz edilen bal örneklerinde nem, asitlik, pH, brix, elektriksel iletkenlik değerleri incelendiğinde, ballarda tespit edilen değerlerin Avrupa Birliği Bal Kodeksi ve Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliğine uygun olduğu görülmüştür.

ArılarBalBitki örtüsü+2
Döndü Deli
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İzmir Liman Tepe su altı kazı çalışmalarından elde edilmiş arkaik ve günümüze ait zeytin çekirdeklerinin ilave edildiği topraklarda kabron mineralizasyon

Bu çalışmada, İzmir Liman Tepe Sualtı Araştırma Merkezi'nden temin edilmiş Arkaik döneme ait yaklaşık 2600 yıllık öğütülmüş eski zeytin çekirdekleri (EZÇ) ile günümüze ait taze zeytin çekirdeklerinin (TZÇ)zeytin toprak karbon (C) içeriğine (%) eşdeğer(1/1), bu değerin yarısı (1/2) ve dörtte biri (1/4) oranlarda (g) topraklara ilave edilerek C mineralizasyonuna etkileri araştırılmıştır.Topraklarda C mineralizasyonu kontrollü koşullarda (28 °C, 45 gün) CO2respirasyonmetodu ile belirlenmiştir. İlavesiz zeytin toprağının kumulatif C mineralizasyonunun zeytin toprağının karbon içeriğine eşdeğer (1/1), yarısı (1/2) ve dörtte biri (1/4) oranlarda kurutulup öğütülmüş taze ve eski zeytin çekirdekleri (TZÇ ve EZÇ) ilave edilmiş topraklardan anlamlı düzeyde düşük olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla; P = 0.002, P = 0.031, P = 0.007, P = 0.002, P = 0.000 ve P = 0.002). Taze ve eski zeytin çekirdeği ilaveli topraklar (1/1, 1/2 ve 1/4) kendi içinde ayrı ayrı değerlendirildiğinde ise C mineralizasyon değerleri arasında anlamlı farklılık olmadığı saptanmıştır (P > 0.05). Zıt gruplar arasında karşılaştırma yapıldığında kumulatif C mineralizasyonu toprak karbon içeriğinin 1/2 oranına eşdeğer taze zeytin çekirdeği ilaveli topraklarda 1/2 oranında eski zeytin çekirdeği ilaveli topraklardan anlamlı düzeyde düşük olduğu tespit edilmiştir (P = 0.024). Bu bulgular ışığında topraklara ilave edilen zeytin çekirdeğinin eski veya taze olmasının mikroorganizmalar açısından fark etmediği ve karbon kaynağı olarak kullanıldığı sonucuna varılabilir.

Nefise Ünlü
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Termal kaynaklardan sıcaklığa dirençli alfa-amilaz enzimi üreten bakteri izolasyonu ve enzimin kısmi karakterizasyonu

Bu çalışmada, Niğde ili Ulukışla ilçesi Çiftehan bölgesi sınırları içinde bulunan kaplıcadan alınan toprak örneklerinden α-amilaz aktivitesine sahip Bacillus izolasyonu yapılmıştır. İzolat bakteri, Bacillus sp. GA4 olarak isimlendirilmiştir. Bacillus sp. GA4 izolatına ait α-amilaz enziminin optimum aktivite sıcaklığı ve optimum pH'sı, sıcaklık stabilitesi, SDSPAGE zimogram analizi, antibakteriyel aktivitesi ve bazı kimyasalların etkisi araştırılmıştır. Enzimin optimum pH ve sıcaklık değerleri sırasıyla 6.0-8.0 ve 50 ℃ olarak bulunmuştur. Enzim 40 ºC'de 30 dk. ön inkübasyon sonrasında aktivitesini tamamen korunmuştur. Enzim, 50 ºC ve 60 ºC'de 30 dk. ön inkübasyon sonrasında ise sırasıyla %21 ve %37'lik aktivite kaybına uğramıştır. MgCl2 ve FeSO4 enzim aktivitesini sırasıyla %13 ve %12 seviyelerinde indüklerken, CuSO4, CaCl2 ve EDTA sırasıyla %81, %38 ve %33 oranlarında inhibe etmiştir. Bacillus sp. GA4 α-amilaz enziminin moleküler ağırlığı SDS-PAGE zimogram analizi ile yaklaşık olarak 55 kDa bulunmuştur. İzolatın CFX, CN, TE, RD, S, Amp ve P antibiyotiklerine karşı hassas, SH antibiyotiğine ise dirençli olduğu gözlenmiştir. Bu sonuçlara göre, GA4 α-amilazı mevcut özellikleri ile endüstriyel kullanımlara uygun olmamakla birlikte, moleküler genetik modifikasyonlarla uygun hale getirilebilir.

Gültekin Özdemir
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İki farklı yükseltide doğal olarak yetişen Suillus collinitus ilaveli topraklarda karbon mineralizasyonu

Bu çalışmada, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi (160 m) ile Zorkun yaylası Çiftmazı mevkiindeki (800 m) iki farklı yükseltiden örneklenmiş Suillus collinitus (Fr.) Kuntze makromantarı ile toprak örneklerinin bazı fiziksel ve kimyasal analizleri ile mantar ilavesiz ve toprak karbonuna eşdeğer (1/1), bu değerin yarısı (1/2) ve çeyreği (1/4) oranlarda makromantar ilaveli topraklarda karbon mineralizasyonu değerlendirilmiştir. Topraklarda C mineralizasyonu kontrollü koşullarda (28°C, 42 gün) CO2 respirasyon metodu ile belirlenmiştir. Toprakların %kil, %silt, %kum, pH, %CaCO3, %C, %N, C/N, %K ve %Mg içerikleri yükseltiler arasında anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir (P<0.05). 42 günlük inkübasyon sonunda, 160 m yükseltiden alınan topraklara farklı oranlarda mantar ilavelerinin kümülatif karbon mineralizasyonu üzerine etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (P<0.05) ve toprakların kümülatif karbon mineralizasyonunun T+1/4 karışımında en yüksek iken T+1/1 uygulamasında en düşük olduğu saptanmıştır. 800 m yükseltiden alınan ve farklı oranlarda mantar ilave edilmiş toprakların kümülatif karbon mineralizasyonları arasında istatistiksel açıdan anlamlıfark gözlenmemiştir (P>0.05). Farklı yükseltilerdeki toprakların karbon mineralizasyon oranları kıyaslandığında ise, mineralleşme oranının 160 m yükseltideki ilavesiz (T), T+1/4 ve T+1/2 ilaveli toprakların 800 m yükseltideki tüm dozlardan anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (P<0.05). Tüm bulgular doğrultusunda; yükselti farkı ile makromantar ilavesinin toprakların karbon mineralizasyonunu etkilediği sonucuna varılmıştır.

Feyza Nur Çalık Çoban
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmaniye'de yayılış gösteren Thymus kotschyanus var. glabrescens ve Mentha longifolia subsp. typhoides var. typhoides bitkileri uçucu yağlarının antioksidan ve antikanser aktivitelerinin araştırılması

Osmaniye ilinden toplanan Mentha longifolia subsp. typhoides var. typhoides (ML) bitkisinin uçucu yağında nepetalakton (%34.23), askaridol (%13.98), piperiton oksit (%12.87), siklohegzanon (%10.45), karyofilen (%3.44) ve piperitonon (%5.16) ana bileşenler olarak tespit edilmiştir. Thymus kotschyanus var. glabrescens (TK) bitkisinin uçucu yağında ise ana bileşenler olarak timol (%37.40), karvakrol (%19.40), p–simen (%12.18), cis–sabinen hidrat (%4.80), γ–terpinen (%4.49), borneol (%2.44) ve karyofilen (%2.43) belirlenmiştir. ML ve TK bitkileri uçucu yağlarının sırasıyla fenolik bileşen miktarları 0.82 ve 3.01 mg gallik asit eşdeğeri (GAE)/g; DPPH ve ABTS yöntemleriyle hesaplanan IC50 değerleri, 145.49–12.93 g/ml ve 4.60–0.16 g/ml ve FRAP metoduyla tayin edilen antioksidan aktiviteleri ise 25.39 ve 148.57 µmol troloks eşdeğeri (TE)/g'dır. ML ve TK bitkilerinin uçucu yağlarının ısıl analizi sonucunda ise, camsılığa geçiş başlangıç sıcaklıklarının sırasıyla –96.19oC ve –94.67oC olduğu tespit edilmiş, entalpi değerleri de 1.02 (pik 1 için), 81.65 (pik 2 için) ve 63.01 kJ/kg (sadece pik 2 için) olarak hesaplanmıştır. TK ve ML bitkilerinin uçucu yağları A549 akciğer kanseri hücre hattında sitotoksik etki göstermiştir (IC50 değerleri sırasıyla 266.2 µg/ml; 198.7 µg/ml). Her iki yağın da A549 hücrelerinde apoptozu indüklediği, ancak ML bitkisinin uçucu yağının TK bitkisinin uçucu yağına göre daha iyi apoptotik etki gösterdiği ortaya konmuştur.

Büşra Özlem Kılınç
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elazığ ve Bingöl yöresi ballarının palinolojik ve fizikokimyasal parametreler yönünden araştırılması

2020 yılında Elazığ ilinin 7 ilçesi ve Bingöl ilinin 8 ilçesi dahil olmak üzere 15 adet bal, yörenin üretici çiftçilerden alınmıştır. Alınan ballar polen analiziyle incelenmiş ve Bingöl iline ait örneklerde; 27 familyaya ait 50 takson ve Elazığ iline ait örneklerde 26 familyaya ait 50 takson tespit edilmiştir. 15 adet bal örneğinde toplamda 53 familyaya ait 100 takson tespit edilmiştir. Alınan örneklerde 2 adet bal unifloral, diğer 13 bal örneği ise multifloral olduğu görülmüştür. Unifloral ballarda; Paliurus sp., Quercus sp. taksonları dominant olarak bulunmuştur. Diğer 13 bal örneğinde ise; Cerateagus sp., Nicotiana sp., Thymus sp., Paliurus sp., Onobrychis sp., Convolvulus sp., Salvia sp., Sarcopoiterum sp. sekonder olarak tespit edilmiştir. Araştırılan ballarda; nem, asitlik, pH, brix değerleride incelenmiş olup, elde edilen verilerin Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliğine ve Avrupa Birliği Bal Kodeksinde belirtilen kriterlere uygun olduğu görülmüştür.

Nihal Soyer
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sideritis perfoliata ve Thymbra spicata var.spicata ekstrakları kullanılarak yeşil sentez yöntemiyle MgO nanoparçacık üretilmesi ve antibakteriyel özelliklerinin araştırılması

Bu tez kapsamında, Osmaniye ili Kadirli ilçesinden toplanan Sideritis perfoliata ve Thymbra spicata var spicata bitkilerinin esktrakları kullanılarak yeşil sentez yöntemiyle MgO nanoparçacıkları üretilmiş ve üretilen bu nanoparçacıkların karakterizasyonu XRD ve SEM analizleriyle yapılmıştır. Bununla birlikte elde edilen nanoparçacıkların antibakteriyel aktivetleri farklı suşlar (Enterococcus faecalis ATCC 49452, Yersinia enterocolitica ATCC 27729, Escherichia coli, Staphylococcus aureus NCTC10788, Pseudomonas aeruginosa ATCC 9070, Acinetobacter baumannii ATCC BA1609) üzerinde araştırılmıştır. XRD sonuçları Üretilen MgO nanoparçacıklarının polikristalin kübik yapısının oluşumunu ortaya koymaktadır. XRD deseninde başka hiçbir safsızlık fazına rastlanmamıştır. Bununla birlikte, hem Sideritis ekstraktı ile hazırlanan numuneler hem de Thymra ekstraktı ile hazırlanan numuneler 'in SEM görüntüleri pürüzsüz yüzeylere sahip neredeyse küresel ya da hilal benzeri bir şekil sergilediği tespit edilmiştir. Ayrıca her iki bitki ekstraktı kullanılarak yeşil sentez yöntemiyle üretilen MgO nanoparçacıkların test edilen suşlar üzerinde farklı inhibisyon zonları oluşturarak etki gösterdiği belirlenmiştir

Çağrı Çot
Osmaniye Korkut Ata University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vitex agnus-castus ve Inula viscosa ekstrakları kullanılarak yeşil sentez yöntemiyle Ag nanoparçacık üretilmesi ve antibakteriyel özelliklerinin araştırılması

Bu çalışma kapsamında Osmaniye ilinden toplanan Inula viscosa ve Vitex agnus-castus bitkilerinin ekstraktları kulanılarak yeşil sentez yöntemiyle gümüş nanopartikülleri üretilmiştir. Üretilen bu nanopartiküllerin farklı analizler (XRD ve SEM) kullanılarak karakterizasyonu yapılmıştır. XRD analizi sonucunda gümüş nanopartiküllerin yüzey merkezli kübik yapıda oluştuğu ve yüksek kristaliniteye sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca XRD sonuçları malzemede ikincil faz ve yapıların oluşmadığını göstermiştir. Gümüş nanopartiküllerin yüzey morfolojisi SEM ölçümleriyle analiz edilmiş ve yüzey görüntülerinden büyük nanoparçacıkların küçük parçacıkların toplanması veya üst üste binmesiyle oluştuğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, üretilen bu nanopartiküllerin çeşitli mikroorganizmalar üzerinde antimikrobiyal aktiviteleri açığa çıkarılmıştır. Araştırma sonunda, hem I. viscosa hem de V. agnus-castus bitkisinin özütü kullanılarak sentezlenen gümüş nanopartiküllerinin iyi derecede antimikrobiyal aktivite gösterdiği belirlenmiştir.

Fatma Batman
Osmaniye Korkut Ata University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Thymus eigii bitkisinin uçucu yağı kullanılarak yeşil sentez yöntemiyle ZnO nanoparçacık üretilmesi ve antibakteriyel aktivitesinin araştırılması

Bu tez çalışması ile Osmaniye ilinden toplanan Thymus eigii bitkisinin uçucu yağı Clevenger aparatı ile ekstrakte edilmiş ve ekstrakte edilen uçucu yağ kullanılarak yeşil sentez metoduyla ZnO nanoparçacıkları üretilmiştir. Elde edilen bu nanopartikülün yapısal ve morfolojik özellikleri XRD ve SEM analizleri yardımıyla incelenmiştir. Karakterizasyonu yapılan ZnO nanoparçacıkların antibakteriyel aktivitesi Enterococcus faecalis ATCC 49452, Yersinia enterocolitica ATCC 27729, Escherichia coli ATCC BAA-2523, Staphylococcus aureus NCTC 10788, Pseudomonas aeruginosa NCTC 12924, Acinetobacter baumannii ATCC BA1609 mikroorganizmalar üzerinde araştırılmıştır. T. eigii uçucu yağ içeriğinde en fazla %54.73 oranında timol olduğu tespit edilmiş ve bunu sırasıyla, %14.06 oranında karvakrol, %7.04 oranında p-simen, %4.73 oranında γ-terpinen, %4.29 oranında ise karyofilen takip etmiştir. T. eigii uçucu yağı kullanılarak elde edilen ZnO nanopartiküllerinin test edilen suşlar üzerinde antibakteriyel aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir.

Bilgehan Cansız
Osmaniye Korkut Ata University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ganoderma adspersum özütü kullanılarak yeşil sentez yöntemiyle ZnO ve MgO nanopartiküllerinin üretilmesi ve antibakteriyel özelliklerinin araştırılması

Bu tez çalışması kapsamında, Osmaniye ilinin Kadirli ilesinden toplanan Ganoderma adspersum makromantarının sulu özütü kullanılarak yeşil sentez yöntemitle ZnO ve MgO nanopartikülleri üretilmiştir. Üretilen nanopartiküller XRD ve SEM analizleri ile karakterize edilmiştir. Karakterize edilen nanopartiküllerin çeşitli mikroorganizmalar (Acinetobacter baumannii ATCC BA1609, Pseudomonas aeruginosa ATCC 9070, Enterococcus faecalis ATCC 49452, Bacillus cereus ATCC, Staphylococcus aureus NCTC 10788, Yersinia enterocolitica ATCC 27729) üzerinde antimikrobiyal aktiviteleri araştırılmıştır. Araştırma sonunda, sentezlenen hem ZnO hem de MgO nanopartiküllerinin test edilen suşlar üzerinde antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu tespit edilmiştir.

Mehmet Balcılar
Osmaniye Korkut Ata University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kastabala sulak alanı (Osmaniye) ornitofaunası üzerine bir araştırma

Bu araştırmada, Osmaniye / Kastabala Sulak Alanı içerisinde bulunan kuş türleri tespit edilmiş, alandaki statüleri, üreme durumları belirlenmiş ve alan için tehdit oluşturan unsurlar ortaya çıkartılmıştır. 12 ay boyunca süren arazi çalışmaları neticesinde, 18 takım 53 familyaya ait toplam 195 kuş türü tespit edilmiştir. Bölge statülerine göre 33 tür Kış Ziyaretçisi (KZ), 49 tür Yaz Ziyaretçisi (YZ), 49 tür Transit Göçer (TG), 64 tür ise Yerli (Y) kategorisinde yer almaktadır. IUCN verilerine göre 2 tür Hassas (VU), 6 tür Yakın Tehdit Altında (NT) kategorisinde, 184 tür Asgari Endişe (LC) kategorisinde, 3 tür ise kapsam dışı kalmıştır. Bern sözleşmesine göre 128 tür Ek-II, 60 tür Ek-III kategorisinde, 7 tür ise kapsam dışı kalmıştır. CITES sözleşmesine göre 24 tür Ek-II, 3 tür Ek-I, 168 tür ise kapsam dışı kalmıştır. Üreme durumlarına göre, 35 türün kesin olarak ürediği, 39 türün üremesinin muhtemel olduğu, 39 türün üremesinin olası olduğu, 82 türün alanda üremediği, saptanmıştır. Kuş türleri bakımından çeşitliliğin fazla olması alanın önemini ortaya çıkartmış, koruma faaliyetlerinin arttırılması için zemin hazırlamıştır.

Halil İbrahim Alagöz
Osmaniye Korkut Ata University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bitlis, Diyarbakır, Muş ve Van yöreleri ballarının palinolojik parametreler yönünden araştırılması

2023 ve 2024 yılları arasında Diyarbakır, Bitlis, Muş, Van ili ve ilçelerinden 20 bal örneği yöre arıcılarından, bölge arıcılar birliğinden, konu hakkında geçmiş yıllarda çalışma yapmış akademisyenlerden toplanmıştır. Toplanan bal örneklerinin polen analizleri yapılmıştır. Polen analizi sonucunda; ballarda 34 familyaya ait 43 takson bulunduğu tespit edilmiştir. Yapılan çalışmada unifloral bal örneğine rastlanmamış, 20 bal örneği de multifloral olarak belirlenmiştir. Bal örneklerinde sekonder polene sahip taksonlar; Astragalus sp., Juglans sp., Vicia sp., Medicago sp., Cistus sp., Carduus sp. ve Trifolium sp. olduğu saptanmıştır. 20 bal örneğinde poleni en yaygın görülen taksonlar ise; Astragalus sp., Juglans sp., Vicia sp., Medicago sp., Cistus sp., Carduus sp. ve Trifolium sp. Quercus sp., Crataegus sp., Paliurus sp., Triticum sp., Hordeum sp., Alceae sp., Salvia sp., Zea mays sp. ve Geranium sp., olduğu belirlenmiştir.

Sıdıka Kök
Osmaniye Korkut Ata University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmaniye ilinden toplanan Inula germanica L.'nın fenolik içerikleri ve bazı biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi

Bitkiler insanlık tarihi boyunca besin, barınma, ısınma, avlanma, zehir, ilaç gibi birbirinden farklı amaçlarla kullanılmıştır. Kullanım alanlarının bu kadar geniş olması bitkilerin popülerliğini artırmıştır. Bitkiler insan diyetinin değişmez elemanlarından bir tanesidir. Ayrıca tıbbi açıdan birçok ilaç yapımında kullanılan ve alternatifi olmayan eşsiz, doğal ürünlerdir. Bitkilerin bu özellikleri bünyelerinde yer alan sekonder metabolitlerden kaynaklanmaktadır. Son yıllarda hastalıklarla mücadelede kullanılan sentetik ilaçların yetersiz kalması ve olası yan etkilerinden dolayı bitkiler gibi doğal ürünlerin tıbbi özelliklerinden dolayı kullanımı giderek artmaktadır. Bu tez kapsamında Osmaniye ilinden toplanan Inula germanica L.'nın fenolik içerikleri ve biyolojik aktivitesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda bitkinin Soxhlet cihazında etanol ve metanol ile özütleme işlemi yapılmıştır. Bitkinin bünyesinde bulunan bileşikleri LC-MS cihazı ile fenolik içerikleri taranmıştır. Ayrıca biyolojik aktivite kapsamında toplam antioksidan ve toplam oksidan aktiviteleri belirlenerek, antimikrobiyal aktiviteleri tespit edilmiştir. Bunlara ek olarak toplam fenolik ve flavonoid içerikleri de tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda bitkinin etanol özütünün metanol özütüne kıyasla daha yüksek antioksidan seviyesine sahip olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık bitkinin metanol özütünün etanol özütüne kıyasla daha yüksek oksidan seviyesi ve oksidatif stres indeksine sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca bitkinin etanol özütünün genel olarak metanol özütüne kıyasla daha yüksek antimikrobiyal aktivite sergilediği belirlenmiştir. Bitki özütleri 50-400 μg/mL arasında konsantrasyonlarda standart bakteri ve fungus suşlarına karşı etkili olmuştur. Bitkinin bünyesinde taranan 24 bileşikten 16'sı belirlenmiştir. Ayrıca bitkinin toplam fenolik içeriğinin etanol özütünde daha yüksek, toplam flavonoid içeriğinin ise metanol özütünde daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç olarak I. germanica'nın farmakolojik dizaynlarda önemli bir doğal kaynak olabileceği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Andızotu, antioksidan, antimikrobiyal, Inula, tıbbi bitkiler

Bitkiler-tıbbiDoğal bitkilerFarmasötik botanik
Ahmet Sezer Karagözoğlu
Osmaniye Korkut Ata University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı bitkilerden elde edilen uçucu yağların antioksidan ve ısıl özelliklerinin araştırılması

Bu çalışma kapsamında, Osmaniye ilinden toplanan beş farklı bitkinin (Rosmarinus officinalis, Schinus molle, Santolina chamaecyparissus, Myrtus communis ve Citrus aurantium) uçucu yağ içerikleri GC/MS yardımıyla tespit edilmiş ve aynı zamanda bu uçucu yağların antioksidan aktiviteleri ve ısıl özellikleri belirlenmiştir. R. officinalis uçucu yağında en fazla (+)-2-bornanon (%17.472), S. molle'de en fazla (+)-bisiklogermakren (%11.662), S. chamaecyparissus'da artemisya alkol (%31.789), M. communis'de ökaliptol (%50.048) ve C. aurantium'da ise D-limonen (%92.173) ana bileşenler olarak tespit edilmiştir. İncelenen yağ örnekleri içerisinde, en yüksek fenolik madde içeriği biberiyede bulunurken (882.035 mg GAE/l), en düşük miktar murt esansiyel yağında (93.346 mg GAE/l) tespit edilmiştir. ABTS yöntemiyle elde edilen antioksidan davranış sonuçlarının, tüm uçucu yağ örnekleri için DPPH yöntemiyle elde edilen sonuçlardan daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, uçucu yağların ısıl özelliklerine bakıldığında ise, her yağın kendine özgü bir termal profil sergilediği ve bu profillerin termal stabilite, oksidatif dayanıklılık gibi özellikler üzerinde etkili olabileceği görülmektedir.

Antioksidan aktiviteAntioksidanlarBitkisel yağlar+1
Büşra Şahin
Osmaniye Korkut Ata University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uzaktan algılama yöntemi kullanılarak klorofil-a değerlerinin belirlenmesi üzerine bir çalışma

Bu çalışma kapsamında Osmaniye ilinin farklı lokalitelerinden mısır ve ayçiçeği yaprak örnekleri toplanarak spektrofotometrik olarak ve uzaktan algılama yöntemi ile klorofil içeriklerinin belirlenip belirlenemeyeceği araştırılmıştır. Araştırma sonunda, spektrofotometrik analizden elde edilen sonuçlara göre, Osmaniye ilinin Nohuttepe mevkiinden toplanan mısır bitkisinin hem klorofil-a (3.63 mg/g ya) hem de klorofil-b (1.23 mg/g ya) miktarının en yüksek düzeyde olduğu, Karataş, Cevdetiye mevkiinden toplanan ayçiçeği bitkisinin ise hem klorofil-a (0.3 mg/g ya) hem de klorofil-b (0.01 mg/g ya) miktarının en düşük seviyede olduğu tespit edilmiştir. Uzaktan algılama yöntemi kullanılarak klorofil-a miktarları Normalize Edilmiş Klorofil İndeksi (Normalized Difference Chlorophyll Index (NDCI)) ile belirlenmiştir. Ancak NDCI ile elde edilen klorofil-a miktarları 1,476-1,479 değerleri arasında değiştiği görülmüştür. Bu çalışmanın sonucunda uzaktan algılama yöntemi ile nokta bazında klorofil-a değerlerinin elde edilemediği sonucuna varılmıştır.

Zeynep Sevim Geyik
Osmaniye Korkut Ata University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amasya Samsun tokat yöresi ballarının palinolojik araştırması

2022-2024 yılları arasında Amasya, Samsun, Tokat illerinin bazı ilçelerinde üretilmiş toplam 20 bal numunesi bölge arıcılar birliği ve yerli üreticilerden temin edilmiştir. Örneklerde toplam 33 familyaya ait 60 takson tespit edilmiştir. Çalışmamızda 4 unfloral 16 multifloral bal belirlenmiştir. Dominant orandaki taksonlar; Castanea sp. ve Helianthus sp. olarak belirlenmiştir. Sekonder taksonlar; Helianthus sp. , Centaurea sp. , Achillea sp. , Sinapis sp. , Brassica sp. , İsatis sp. , Myosotis sp. , Echium sp. , Convolvulus sp. , Cistus sp. , Diospyros sp. , Ttrifolium sp. , Castanea sp. , Quercus sp. , Thymus sp. , Malva sp. , Bromus sp. , Zea mays sp. , Plantago sp. , Crataegus sp. , Salix sp. , Styrax sp. olarak belirlenmiştir.

Elif Özkiraz
Osmaniye Korkut Ata University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Staphylococcus spp. izolatlarında antiseptik direnç genlerinin incelenmesi

Hastane ve veteriner uygulama alanları dahil tüm sağlık kurumları, ev ortamı ve gıda üretim sektöründe, enfeksiyonları ve kontaminasyonları önlemek için antiseptik ve dezenfektanlar çok sık kullanılmaktadır. Günümüzde, kuaterner amonyum bileşiklerinden benzalkonyum klorür ve divalent katyonlardan klorhekzidin diglukonat gibi kimyasallar en fazla kullanılan antiseptik ve dezenfektanlardandır. Ancak biyositlerin yaygın kullanımı antiseptiklere/dezenfektanlara dirençli bakterilerin ortaya çıkışını gündeme getirmiştir. Bakterilerin antibiyotiklere olduğu gibi, dezenfektanlara karşı da direnç mekanizmaları geliştirdiği bilinmektedir. Antiseptik duyarlılığı ve direnç genlerinin dağılımı ile ilgili epidemiyolojik veriler, nozokomiyal enfeksiyonlar açısından oldukça önemlidir. Staphylococcus cinsine dahil bazı türler, insan ve hayvanlarda deri ve yumuşak doku ve ameliyat bölgesi enfeksiyonları, endokardit, mastitis, pnömoni ve bakteriyemi gibi çeşitli klinik enfeksiyonlara ve gıda kaynaklı zehirlenmelere neden olmaktadır. Staphylococcus suşlarında kuaterner amonyum bileşiklerine (QAC) direnç sağlayan plazmid kaynaklı qacA/B ve qacC genleri bulunabilmektedir. Bu çalışmada tavuk karkası, sığır tank sütü, çeşitli peynirler ve sığır klinik mastitis örneklerinden izole edilmiş 90 Staphylococcus spp. suşunda antiseptik direnç genlerinin (qacA/B ve qacC) varlığı simplex polimeraz zincir reaksiyonu ile belirlenmiştir. Çalışılan izolatların %18.8'de qacA/B ve %2.2'de qacC tespit edilmiştir. Antiseptik direnç genlerinden qacA/B peynir ve sığır klinik mastitis örneklerinde, qacC ise tavuk karkasında saptanmıştır.

Mustafa Akin
Hatay Mustafa Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00