Afyon Kocatepe University
Discipline

Cerrahi Anabilim Dalı

Afyon Kocatepe University

25

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

25 Theses
Master'sOpen AccessTR

Elazığ ve Erzincan yöresi sığır ayak hastalıklarının değerlendirilmesi

Erzincan ve Elazığ yörelerinde, sığırlarda ayak hastalıklarının prevalansının araştırılması amaçlanmıştır. Bu yörelerde farklı yaş ve cinsiyette Erzincan yöresinde 3000, Elazığ yöresinde 1000 baş olmak üzere toplam 4000 baş sığır, ayak hastalıkları ve tırnak deformasyonları yönünden incelendi. Yıl boyunca her mevsimde işletmeler ve meralar ziyaret edilip hayvanlar ayak hastalıkları yönünden muayene edildi. Hayvanların otladığı meralardan toprak numunesi alınıp içeriğinde bulunan iz elementlerin tespiti için analize gönderilmiştir. Yıl boyu nem ve yağış tespiti için meteorolojiden veriler toplanmıştır. Erzincan yöresindeki sığırlarda yapılan araştırmada 106 ayakta yalnızca tırnak deformitesi, 62 ayakta yalnızca ayak hastalığı görülürken, 99 ayakta ise tırnak deformitesi ile birlikte ayak hastalığı tespit edildi. Elazığ yöresindeki sığırlarda yapılan incelemelerde 39 ayakta yalnızca tırnak deformitesi, 22 ayakta yalnız ayak hastalığı görülürken, 38 ayakta ise tırnak deformitesi ile birlikte ayak hastalığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak aritmetik ortalamaları alındığında Erzincan yöresi sığırlarda ayak hastalıklarının prevalansı % 9,8, Elazığ yöresi sığırlarda ayak hastalıklarının prevalansı %8.9 olarak tespit edilmiştir

Ayak hastalıklarıElazığErzincan+4
Mehmet Taha Kavuş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda periferal sinir hasar ve rupturlarında sinir rejenerasyonu üzerine kök hücre etkilerinin araştırılması

Kök hücre tedavisi cerrahi ve medikal olarak tedavi edilemeyen perifer sinir yaralanmalarında potensiyel bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmada siyatik sinir hasar ve rupturlarında kök hücrenin iyileşme üzerine etkilerini deneysel rat modelinde araştırılması amaçlandı. Çalışmada yaklaşık 250 gr ağırlığında, yaşları 2 aylık olan 56 adet winstar albino dişi rat kullanıldı. Ratlar, her bir grupta 14 adet rat olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Ratlar genel anesteziye alındı. Sol arka bacak dorsalinde gluteal kasların hemen üzerinden 2 cm uzunluğunda bir ensizyon oluşturuldu. Gluteal kaslar küt olarak ayrılacak ve siyatik sinire ulaşıldı. 1. ve 2. Grupta hemostatik pens yardımıyla siyatik sinir 1 dk boyunca sıkılarak hasar oluşturuldu, 3. ve 4. ise siyatik sinirde tam katlı ruptur oluşturuldu. Kesilen siyatik sinir epineuriumu karşı karşıya sütur edildikten sonra 1. ve 3. Grup ratlara epineurium içerisine subparaneural 2,5 x105 kök hücre enjekte edildi. Yaralar basit ayrı sütur ile kapatıldı. Postoperatif olarak ratlar günlük gözlemleri yapıldı. Bunun yanında on beş günlük aralıklarla 8 hafta boyunca kavrama testi, adım izi testleri uygulandı. Son hafta hot plate testi ve EMG testi yapıldı. Kök hücre uygulanan grupların kontrol gruplarına göre istatiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunurken, tüm grup içerisinde postoperatif yapılan testlerde hasar oluşturulmuş kök hücre grubunun diğer gruplardan, istatiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlendi. Postoperatif 8 hafta sonunda sonra ötenazi edilen ratların lezyonlu sinir dokuları histopatolojik değerlendirmede kök hücre uygulanan grupların kontrol gruplarına anlamlı farklılıklar görüldü. Sonuç olarak periferik sinir hasarlarının onarımında, kemik kaynaklı mezenkimal kök hücre uygulaması (yapılan motor fonksiyon ve histolojik değerlendirmeye göre) olumlu etki göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Siyatik Sinir, Dejenerasyon, Kök Hücre, Rat

Hayvan deneyleriKök hücrelerPeriferik sinir hasarları+6
Sema Dilan Kayapınar
Fırat University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığır ve koyunlarda üriner sistemin normal yapısının ve hastalıklarının ultrasonografik incelenmesi

53 6. ÖZET Çalışmada, değişik yaş, ırk, ağırlık ve cinsiyette koyun ve sığırlarda üriner sistemin normal ve hastalıklı yapılarının ultrasonografik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Üriner sistemin görüntülenmesi için transabdominal ve transrektal yöntem ile 3.5-5 MHz'lik conveks ve 5-7.5 MHz'lik linear problar kullanılarak gerçekleştirildi. Transabdominal muayenede sağ tarafta, son kosta ile lumbal vertebra bölgesi ve açlık çukurluğunun üst bölümünün kıllları traş edildi. Bölgeye jel sürülerek, prob buraya yerleştirilip transabdominal muayene yapıldı. Transrektal muayenede ise rektal prob üzerine jel sürülüp, prob avuç içinde veya rektal çubuğa takılarak, rektumdan girilip transrektal muayene gerçekleştirildi. Ultrasonografik muayeneler esnasında tesbit edilen normal ve patolojik oluşumlardan elde edilen bulgular şunlardı: Normal böbreklerin kapsulası hiperekojen, renal korteksi ekojen, medullası hipoekojen olarak görüntülendi. Böbrek boyutları koyunlarda 7.1 ile 8.9 cm uzunlukta, 3.4 ile 5.5 cm genişlikte ve 3.3 ile 4.7 cm derinlikteydi. Sığırlarda ise böbrekler 8.0 ile 10.1 cm genişlikte ve 5.1 ile 7.0 cm derinlikteydi. Saha çahşmalarında 800 koyunun 109'unda (yaklaşık %12'inde), 1000 adet sığırın ise 136 tanesinde (yaklaşık %13.6'sında) üriner sistemle ilgili hastalıklar görüldü. Buna bağlı olarak besi hayvanlarında ağırlık artışında, sütçü ırklarda süt veriminde azalma gözlendi. Koyun ve sığır olgularında böbrek kisti % 13, nefrolithiazis %7, Mdronefrizis %20, pyeolonefiitis %20, böbrek tümörü % 2, sistitis %20, İdrar kesesi tümörü %2, idrar kesesi taşlan %30, idrar kesesi dilatasyonu % 22 ve idrar kesesi yırtığına %11 oranlarında rastlanıldı. Böbrek kistleri, anekojen bir görüntü ile arka tarafında eko kuvvetlenmesi gösteren oluşumlar şeklinde izlendi. Nefrolithiazis olgularında çok salıda ve ekojenik perdelerle birbirlerinden ayrılmış kompartmanlar ile pelvis renalis çapının normalden biraz daha artmış olduğu görüldü. Hidronefrozis olgularında pelvis renaliste genişleme, kortekste incelme ile birlikte kalikslerde anekoik bir görüntü elde edildi.54 Pyelonefritis olgularında pelvis renalis çapının küçüldüğü, böbrek parenkim sınırlarının kaybolduğu ve inceldiği ve de hiperekoik bir görüntünün oluştuğu saptandı. Sistitis olgularında kese duvarının kalınlaşıp hiperekojen bir görüntü aldığı ve ayrıca kese içerisinde yüzen ekojenik mukoza parçalarının varlığı saptandı. İdrar kesesi tümörlerinde, tümörlerin miks bir ekojeniteye sahip oldukları tespit edildi. Urolithiazis olgularında idrar kesesi dibinde ekojenik kum saptandı. İdrar kesesi sallandığı zaman bu kum taneciklerinin kesesi İçinde tipik kar yağışı görünümü oluşturduğu saptandı. İdrar kesesi yırtığında karın içinde sıvı birikmesinden dolayı, karın boşluğunda anekoik görüntü tespit edildi. Sonuç olarak, bu çalışmanın bulgularının, bu konuda yapılmış diğer çalışmaların bulgularıyla parelel olduğu kanısına varıldı.

Mehmet Cengiz Han
Fırat University · Institute of Health Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerin rehabilitasyonunda nörolojik ve ortopedik rahatsızlıklar için fizik tedavi uygulamaları ve sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada kedi ve köpeklerin rehabilitasyonunda nörolojik ve ortopedik rahatsızlıklar için fizik tedavi ve rehabilitasyon (FTR) uygulamaları ve bu uygulamalardan elde edilen sonuçların değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın materyali 11 kedi ve 9 köpek olmak üzere toplam 20 olgudan oluştu. Bu olgulara FTR amacıyla transkutanöz elektrik stimülasyonu (TENS), terapötik ultrason (TU) ve düşük doz lazer terapi (LLLT) kullanıldı. Bulgular: Çalışma kapsamında değerlendirilen olguların %55'i kedi ve %45'i köpek olacak şekilde dağılım gösterdi. Bu olgulardan 4 olguda kassel (%20), 9 olguda patella çıkığı ya da kalça eklemine ilişkin (%45), 1 olguda Leg Calve Pertes (%5), 8 olguda kalça çıkığı (%40)) gibi ortopedik problemler mevcutken, geriye kalan 7 olguda ise nörojenik kaynaklı (%35) (6 spinal travma (%30), 1 radial paraliz (%5)) olduğu belirlendi. Çalışmaya dahil edilen olgular içerisinde sadece 6 tanesinde (%30) herhangi bir cerrahi planlama yapılmadan yalnız başına FTR uygulaması yapıldı. Diğer 14 olguda (%70) ise tedaviye yönelik cerrahi bir ameliyat yapıldıktan sonra FTR uygulaması yapıldı. Olgular kendi aralarında değerlendirildiğinde kedilerin yaşları ortalama 18,90 aylık, köpekler ise 31,77 aylık olarak hesaplandı. Kedilerin 6'sı erkek, 5'i dişi, köpeklerin de tamamı erkek idi. FTR uygulamaları ortopedik uygularda belirgin derecede bir iyileşme sağlanırken nörolojik vakaların bazılarında tam bir iyileşme sağlanamadı. Sonuç: Kedi ve köpeklerde çeşitli ortopedik ve nörolojik rahatsızlıkları için sadece medikal veya cerrahi olarak bir tedavi planlandığında hasta konforu, ağrı kontrolü, iyileşmenin hızlandırılması, hasta sahibi memnuniyeti gibi birçok amaç için tercih edilen FTR uygulamaları arasında TENS, TU ve LLLT bir kombinasyon halinde kullanılabilir. Bu kombinasyonun sunulan tez çalışmasındaki doz ve sürelerde elde edilen bulgulara göre sonuçların oldukça tatmin edici düzeyde olduğu ve kedi köpeklerin rehabilitasyonunda ortopedik ve nörolojik rahatsızlıklar için TENS, TU ve LLLT kombinasyonundan oluşan FTR uygulamalarının yalnız başına ya da tamamlayıcı bir tedavi olarak kullanılmasını öneririz. Anahtar Sözcükler: Fizik tedavi ve rehabilitasyon (FTR), kedi, köpek, transkutanöz elektrik stimülasyonu (TENS), terapötik ultrason (TU), düşük doz lazer terapi (LLLT)

FizyoterapistlerKedilerKöpekler+4
Aşkın Doğan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı restoratif materyallerin tükrük ve serum kortizol seviyesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Yapılan bu çalışmada insan diş hekimliğinde son yıllarda kullanımı gittikçe artan ileri teknoloji dental restoratif materyalleri kullanılmıştır. Bu restoratif materyallerin kullanımı henüz veteriner diş hekimliğinde yaygınlaşmamıştır. Bu restoratif materyaller ile dolgu yapılan karies olgusu olan köpeklerde tükrük ve serum kortizol seviyesi üzerine olan etkisiyle, klinik ve radyolojik etkisi araştırılmıştır. Bu çalışma kontrol grubu (n=7), çalışma gruplarında toplam (n=5) köpek olmak üzere 12 köpekte gerçekleştirildi. Klinik ve radyografik muayeneler sonucu karies tanısı konulan 30 dişe farklı restoratif materyaller (3M Filtek One Bulk Fill Restoratif Kapsül Kompozit A2 Renk, 3M Z 550 Kompozit A2 Renk) ve bonding ajanlar (Tokuyama Bond Force II, 3M Universal Scotchbond Universal Plus) kullanılarak dolgu işlemi uygulandı. Serum kortizol düzeyinin belirlenebilmesi için dolgu öncesi 0. dakika, dolgu sonrası 0. dakika, 1. saat ve 24. saatlerde jelli tüplere kan örnekleri ve tükrük kortizol değerlerinin belirlenmesi için kan örnekleriyle eş zamanlı olarak swap ile tükrük örnekleri alındı. Elde edilen klinik bulguların, radyografik bulguların, hematolojik ve biyokimyasal bulguların değerlendirmeleri yapıldı. Klinik ve radyografik bulgular ile dolgu tedavisinin takibi yapıldı. Kontrol grubu ve çalışma grubu aralarında hematolojik olarak değerlendirildiğinde istatistiksel anlamlı bir fark gözlenmedi (p> 0.05). Biyokimyasal olarak değerlendirme yapıldığında ise yalnızca ALP (p= 0,003*) ve Globulin (p= 0,005*) verilerinde istatistiksel anlamlı bir fark gözlendi (p<0.05). Kan kortizol değerleri gruplara göre karşılaştırıldığında aralarında istatiksel olarak anlam ifade eden farklılık kaydedilmemiştir (p= 0,149). Çalışma grubunun kendi verileri zamana bağlı olarak değerlendirildiğinde ise; aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık kaydedilmiştir (p= 0,019*). Tükrük kortizol değerleri gruplara göre karşılaştırıldığında aralarında istatiksel olarak anlam ifade eden farklılık kaydedilmiştir (p= 0,030*). Çalışma grubunun kendi verileri de zamana bağlı olarak değerlendirildiğinde aralarında istatiksel olarak anlamlı farklılık kaydedilmiştir (p= 0,048*). Sonuç olarak bu çalışmada kullanılan yukarıda sözü edilen materyallerin kan ve tükrük kortizol değerlerini dolgu sonrası düşürdüğü klinik ve radyolojik olarak da değerlendirilen bu olgularda veteriner alanında Türkiye'de ilk defa kullanılan bu materyallerin diğer dolgu materyallerin yerini alabileceği ancak pahalı olması göz önünde bulundurulduğunda ve olgu sayımızın da azlığı dikkate alındığında, daha geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç duyulduğu kanısına varıldı.

Azı dişleriCerrahi-diş hekimliğiKöpek dişleri+1
Beyza Gül Erdoğan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda zeytin yaprağı ekstraktının barsak ensizyon yarası iyileşmesi üzerine etkisinin araştırılması

Yapılan çalışmada, ratlarda barsak ensizyon yarasında zeytin yaprağı ekstraktının iyileşme üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma 32 adet erişkin yaşta Wistar Albino ırkı erkek Rat üzerinde gerçekleştirildi. Ratlar ilk gün aneztesi altında median laparotomiyi takiben kolon descende bölgesinde 2-3 cm boyutunda kesi yapılarak yara oluşturulduktan sonra cerrahi prosedürlere uygun olarak operasyon bölgesi kapatıldı. Kontrol, Sham, Grup 1 ve Grup 2 olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Grup 1 grubuna 3.gün (n=4) ve 7.(gün) 200 mg/kg/gün, Grup 2 grubuna 3.gün (n=4) ve 7.gün (n=4) 400 mg/kg/gün uygulandıktan sonra ratlar sakrifiye edilerek histopatolojik, biyokimyasal ve hemotoloji yönünden değerlendirmeler yapıldı. Histopatolojik değerlendirmeler sonucunda zeytin yaprağı uygulanan Grup 1 ve Grup 2 de yer alan inflamatuar hücre , fibroblastik, neovaskülarizasyon ve kollajen değerlerinin 3. gün ve 7. günlerinde yer alan sonuçları Kontrol ve Sham grubu ile karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlemlendi (p<0.05). Biyokimyasal değerlendirmelerde ise HYP (p* 0,693) dışında olan diğer TAS (p* 0,010), TOS (p* 0,001), IL-1 (p*0,000), IL-6 (p*0,018), TNF-α (p*0,14) ve NO (p*0,001) değerlerinde istatiksel olarak değerlendirildiğinde anlamlı farklılıklar gözlenmiştir (p<0.05). Hemotoloji değerlerinden GRA, GRA(%) ve PLT değerlerinde istatiksel yönden anlam ifade eden farklar kayıt edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak; ratlarda barsak enzisyon yarası iyileşmesi üzerine 200 mg/kg/gün ve 400 mg/kg/gün dozlarında kullanılan 3 gün ve 7 gün süre ile gavaj yolu ile verilen zeytin yaprağı ekstraktının 7. gün iyileşmesi üzerine olumlu etkisinin daha olumlu olduğu yapılan histopatalojik, biyokimyasal ve hematolojik incelemeler ile ortaya konmuş olup ancak daha ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç olduğu kanısındayız.

Cerrahi yaraCerrahi yara enfeksiyonuCerrahi-veteriner hekimlik+1
Oğulcan Ahmet Nurdoğdu
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerde tümör olgularının tomografik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada kedi ve köpeklerde çeşitli bölgelerde karşılaşılan tümör olgularının tomografik görüntülerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza iki özel hayvan hastanesine yaklaşık bir yıl süreyle tümöral olgu şüphesiyle getirilen ve teşhise yardımcı olabilmek için bilgisayarlı tomografi görüntüsü istenen farklı tür, ırk, yaş, ağırlık ve cinsiyette bulunan 6 kedi ve 21 köpek olmak üzere toplam 27 hayvan dahil edildi. BT çekimleri, hastaların yüzüstü pozisyonda yerleştirilmesi ile yapıldı. Kesit kalınlığı görüntülenmek istenilen tümörün boyutuna göre 0,45-5 mm aralıklar ayarlanarak tarama yapıldı. Çalışmaya dahil edilen köpeklerin canlı ağırlık ortalamaları 17,38 kg, kedilerin canlı ağırlık ortalamaları ise 3,91 kg'dı. Köpeklerin yaşları 2-13 yıl arasında değişmekteydi ve yaş ortalaması 6,42 yıl olarak belirlendi. Kedilerin yaşları 1-14 yıl arasında değişmekteydi ve yaş ortalaması 6,83 yıl olarak belirlendi. Tümörlerin %22,22 dalak tümörü, %7,40'nın boyun tümörü, %7,40'nın testis tümörü, %7,40'nın osteosarkom, batın tümörü %7,40'nın batın tümörü, %7,40'nın pelvik tümör, %7,40'nın nazal tümör, %3,70'nin karaciğer tümörü, %3,70'nin mide tümörü, %3,70'nin karaciğer ve akciğer tümörü, %3,70'nin perineal tümör, %3,70'nin sakral tümör, %3,70'nin akciğer tümörü, %3,70 paraözafagial tümör, %3,70'nin deri tümörü, %3,70'nin dalak ve prostat tümörü olduğu belirlendi. Çalışmada farklı tip tümörlerin farklı tomografik görünümlere sahip olduğu ve tomografik olarak karaciğer ve dalak gibi organların uniform yapılarının kaydolduğu gözlendi. Sonuç olarak; vücudun çeşitli bölgelerinde yer alan bütün tümör kitle lezyonlarının belirlenebilmesi, primer veya metastazik odakların tespit edilmesi, tümör kitle lezyonlarının sınırlarının, yayılımının ve etkilediği doku veya organın yapısında meydana gelen değişiklerin değerlendirebilmesi için bilgisayarlı tomografinin oldukça etkili bir tanı aracı olduğu kanaatindeyiz.

Ali Çabuk
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerde ortopedik vakaların prevalansı

Bu çalışmanın amacı, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne 2018-2022 yılları arasında getirilen kedi ve köpeklerin ortopedik vakalarının hayvan türü, ırkı, yaş, cinsiyet, teşhis gibi özelliklerin değerlendirilip ortaya konulmasıdır. Araştırma materyalini, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne 2018-2022 yılları arasında getirilen 3178 hastanın kedi ve köpeklere ait ırkı, yaş, cinsiyet ve lezyonun yeri olarak toplamda ortopedik hastalığı olan 494 olgu oluşturmaktadır. 494 olgudan 313 tane köpekten mandibula kırığı %2,2 (n=7), humerus kırığı %2,2 (n=7), radius ve ulna kırığı %11,8 (n=37), metakarpal, karpal ve falanks kırığı %3,5 (n=11), femur kırığı %13,7 (n=43), tibia ve fibula kırığı %13,7 (n=43), metatarsal, tarsal, patella, kalkaneus kırığı %2,2 (n=7), pelvis kırığı (pubis, ilium, ischium, sacrum, kombine pelvis kırıkları) %7,7 (n=24), omurga ( servikal, torasik, lumbal) ve kosta kırığı %5,4 (n=17), luksasyon ve displazi %24,0 (n=75), raşitizim, artritis %5,1 (n=16), kombine lezyonlar %8,3 (n=26) olarak kaydedildi. Kedilerde ise 181 tane kediden mandibula kırığı %5,0 (n=9), humerus kırığı %5,5 (n=10), radius ve ulna kırığı %5,5 (n=10), metakarpal, karpal ve falanks kırığı %2,2 (n=4), femur kırığı %18,8 (n=34), tibia ve fibula kırığı %13,8 (n=25), metatarsal, tarsal, patella, kalkaneus kırığı %2,8 (n=5), pelvis kırığı (pubis, ilium, ischium, sacrum, kombine pelvis kırıkları) %13,8 (n=25), omurga ( servikal, torasik, lumbal) ve kosta kırığı %7,2 (n=13), luksasyon ve displazi %25 (n=13.8), raşitizim, artritis %1,1 (n=2) ve kombine lezyonlar %10,5 (n=19) oranları tespit edilmiştir. Sonuç olarak; köpeklerde kırıklar arasında en dikkat çeken olgular femur ve tibia kırıkları iken, gelişim bozukluğu bakımından ise kalça displazi ve çeşitli luksasyonlardı. Kedilerde ise istatiksel olarak aynı oranda femur, tibia, pelvis kırıkları ve gelişim bozuklukları kalça displazi ile luksasyon yüksek bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Kedi, köpek, lezyon, ortopedik, prevalans.

Aya Adel Ahmed Hassan Shalabı
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ilindeki kedi ve köpeklerde görülen göz hastalıkları prevalansının belirlenmesi

Gözde görülen rahatsızlıklar, evcil pet hayvanlarında karşımıza çıkan sorunların büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Antalya ilindeki kedi ve köpeklerde göz hastalıkları prevalansının hastaların fizyolojik ve morfolojik özelliklerini değerlendirilerek ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışma materyalini, iki veteriner kliniği ve bir Hayvan Hastanesine olmak üzere üç Veteriner Sağlık Merkezine 2018-2024 yılları arasında getirilen 36397 pet hayvanına ait ırk, yaş, cinsiyet ve teşhis olarak toplamda göz hastalığı olan 3402 kedi ve köpek hasta sayısı belirlenmiştir. Bu hastalardan 1685 ini kediler oluşturmaktadır. Bu hasta kedilerde ise harder bezi prolapsusu (% 0) (n:0), ektropion (% 0) (n:0), glakom (% 23,3) (n:392), gözde yabancı cisim (% 3,7) (n:62), katarakt (% 0) (n:0), konjunktivitis (% 15,2) (n:256), keratokonjunktivitis (% 12,2) (n:205), keratitis (% 11,4) (n:192), entropion (% 5,3) (n:89), kornea ülseri (% 2,8) (n:48), korneal dermoid (% 0) (n:0), travmatik ekzoftalmus (% 1) (n:17), travmatik hifema (% 1,5) (n:26), üveitis (% 23,6) (n:398) olgusu gözlemlenmiştir. 1717 adet köpek hastalarından harder bezi prolapsusu (% 3) (n:52), ektropion (% 0,2) (n:4), konjunktivitis (% 15) (n:258), keratitis (% 3,4) (n:59), entropion (% 2,7) (n:46), glakom (% 14,6) (n:251), gözde yabancı cisim (% 4,4) (n:76), katarakt (% 7,9) (n:136), keratokontunktivitis (% 14,8) (n:254), kornea ülseri (% 0,5) (n:9), korneal dermoid (% 0,3) (n:6), travmatik egzoftalmus (% 2,4) (n:42), travmatik hifema (% 2,6) (n:44), üveitis (% 28) (n:480) olgusu gözlemlenmiştir. Kedilerde ve köpeklerde üveitis hastalığı diğer hastalıklara oranla daha yaygın gözlemlenmiştir. Kedi ırklarından tekir kedilerde % 80,2 oranında, köpek ırklarından melez köpeklerde % 74,2 oranında ve farklı ırklardan oransal olarak daha fazla gözlemlenmiştir. Kedilerde göz hastalıklarının yaşa bağlı prevalansında 1 yaş, köpeklerde ise 0-1 yaşta daha sık rastlandığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Antalya ilindeki kedi ve köpeklerde göz hastalıkları prevalansı hastaların fizyolojik ve morfolojik özellikleri değerlendirilerek ortaya konmuş, çalışmada göz hastalıklarının genç yaşlardaki hastalarda daha fazla gözlendiği belirlenmiş olup, bu çalışma ile elde edilen verilerin lliteratüre katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Volkan Kılıç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir ilindeki kedi ve köpeklerde karşılaşılan tümör olgularının prevalansının belirlenmesi

Bu çalışmada İzmir ilindeki kedi ve köpeklerdeki Tümör prevalansının belirlenmesi ve sonuçların değerlendirilerek paylaşılması amaçlanmıştır. Çalışma materyalini İzmir ilinde bulunan, bir hayvan hastanesi ve altı tanesi veteriner kliniği olmak üzere toplam 7 farklı Veteriner Sağlık Merkezindeki veri kayıtları oluşturdu. Çalışmada incelenen 66830 Köpek ve 44553 Kediye ait bilgiler ile 133 köpeğin ve 57 kedinin patoloji raporları kullanıldı. 2018 ve 2024 yılları arasında kayıt altına alınan 6 yıllık süre zarfındaki olgular değerlendirmeye alındı. Araştırma sonucunda, incelenen 66830 kayıtlı köpekte Tümör oranı %0,20 olarak belirlenirken bu oran 44553 adet kedide ise %0,13 olduğu saptandı. Köpeklerde en sık karşılaşılan Tümör türü %7,5 oranı ile (10 olgu) Lenfoma olduğu tespit edildi. 57 adet kedide en sık görülen tümör türü ise 30 adet (%33,3) ile inflamatuar ve yumuşak doku tümörleri olduğu ortaya konuldu. Tümör tanısı konulan Köpeklerin yaş dağılımı; 0-5 yaş arası %29; 6-10 yaş arası %48; 10 yaş ve üzeri %23 olarak belirlendi. Kedilerde 6-10 yaş grubu 31 adet (%54,3) ile en çok tümör görülen grup oldu. Ayrıca malignite açısından; Köpeklerde %48,87 olarak belirlendi. Sonuç olarak tümörlerin kedi ve köpeklerde önemli medikal bir sorun olduğu ve tüm tümör tiplerinin yaşa bağlı olarak artış gösterdiği sonucu ortaya konuldu. Elde edilen bazı bulgular ile önceki çalışmalarla uyumlu çoğu noktaların oluşu ve bazı bulguların ise mevcut literatür bilgi ile eşleşmediği anlaşıldı. Ülkemizde kedi ve köpeklerde gözlenen tümör olgularının kayıt altına alınması, kayıtların analiz edilerek Türkiye'de Pet hayvanlarında Tümör prevalansının ortaya konulmasının Veteriner Onkoloji alanına önemli katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır.

Burhan Yılmaz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'daki bazı veteriner kliniklerine getirilen kedilerin diz eklemi hastalıklarının cerrahi yönden retrospektif incelenmesi

Bu çalışmada Ankara bölgesindeki bazı kliniklerdeki röntgen kayıtları incelenerek 2200 ortopedik vaka arasından sadece kedilerdeki diz eklemini ilgilendiren röntgen sayısı 400 olarak belirlenmiş ve incelenmiştir.95 röntgen görüntüsü net seçilemediğinden çalışmaya dahil edilememiştir. 1-15 yaş arası hastanın 305 röntgen görüntüsü üzerinden klinisyen hekimlerin de görüşleri alınarak 89 vaka belirlenebilmiştir. Toplam 89 vakanın %44,9'unu dişi, %55,1'ini ise erkek kediler oluşturmuştur. En sık rastlanan hastalıklar arasında yer alan patellar luksasyon (%53,1 erkek, %46,9 dişi) ve osteoartritis (%55 erkek, %45 dişi) her iki cinsiyette benzer oranlarda görülmüş, ancak erkeklerde hafif bir artış saptanmıştır. Özellikle distal femur kırıkları (%60 dişi), bağ doku kökenli tümörler, medial kollateral bağ ve patellar ligament kopmaları yalnızca dişilerde gözlemlenmiş; buna karşın patella kırığı, patella kökenli tümör, kondropati ve synovitis gibi bazı spesifik patolojiler yalnızca erkeklerde rapor edilmiştir.

İbrahim Yıldırım
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tarsocrural eklem stabilizasyonunda transartiküler uygulanan sirküler eksternal fiksasyon sisteminin yeni nesil lineer tarsal fiksatör ile üç boyutlu kedi kemik modelinde biyomekanik karşılaştırılması

Bu çalışmada İlizarov Sirküler Eksternal Fiksasyon ile Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatörün üç boyutlu kedi kemik modeli üzerinde kuvvet, açı ve açı farkı parametreleri yönünden biyomekanik karşılaştırması yapıldı. Çalışma, İlizarov Sirküler Eksternal Fiksatör (n=6) ve Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatör (n=6) (Exvet®, Türkiye) uygulanan PLA (Polilaktik asit) hammaddeden üretilen, 12 adet üç boyutlu kedi kemik modelinde gerçekleştirildi. Bu iki konfigürasyonun kurulduğu kemik modelleri servo-hidrolik sistemle çalışan test cihazına (Instron® 8801, Instron, Norwood, MA, ABD), tibianın en proksimal kısmından yaklaşık 8 mm, metatarsal kemiklerin ise en distal kısmından yaklaşık 5 mm'lik segmentler osilatif kemik testeresiyle sabit devirde kesilerek düzlemsel bir temas yüzeyi oluşturularak vertikal olarak yerleştirildi ve aksiyal kompresyon kuvveti uygulandı. Kompresyon kuvvetine, 0 N ile başlandı ve konfigürasyon başarısızlığa gidene kadar (Fmax) bilgisayar sistemi ile kademeli olarak arttırıldı. Yapılan biyomekanik testler sonucu klasik İlizarov konfigürasyonu ile Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatörün stabilizasyon üzerine dayanıklılıkları karşılaştırıldı. Veriler, program (WaveMatrix 2 Dynamic Testing Software) aracılığıyla toplandı ve analiz edildi. İlizarov yöntemi ile stabilize edilen grupta ortalama kuvvet değeri 38,27 ± 11,12 olarak ölçülürken, Yeni Nesil Lineer Fiksatör kullanılan grupta bu değer 19,25 ± 9,30 olarak belirlendi. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p = 0,009). İlizarov ortalama açı değeri 100,51 ± 3,58°, Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatör ise 106,21 ± 3,99° olarak saptandı. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p = 0,026). Açı farkı bakımından İlizarov için ortalama 19,50 ± 3,58°, Yeni Nesil Lineer için ise 13,79 ± 3,99° olarak kaydedildi. Bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulundu (p = 0,026). Biyomekanik olarak İlizarov konfigürasyonunun, Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatöre kıyasla daha yüksek kuvvet dayanımına sahip olduğu görüldü. Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatör, eklem pozisyonunda İlizarov konfigürasyonuna göre daha geniş açıya izin vermesi ile avantaj sağlamaktadır. Açı farkı ortalamaları ile rijidite hesaplamaları yapıldığında, İlizarov konfigürasyonlarının açısal deformasyona karşı daha yüksek direnç gösterdiği yani daha rijid olduğu ortaya koyulmaktadır. Sonuç olarak bu çalışmada elde edilen bulgular, eksternal fiksatör sistemlerinin biyomekanik çalışmalarında kuvvet, rijidite, deformasyon yönü ve konfigürasyonun geometrik yapısı gibi çok boyutlu parametrelerin birlikte değerlendirilmesinin gerekliliğini göstermektedir. İlizarov Sirküler Eksternal Fiksasyon ile Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatörün kuvvet, açı ve açı farkı parametreleri açısından biyomekanik karşılaştırması yapılabilmesi için daha geniş çaplı klinik araştırmalara ihtiyaç duyulduğu kanaatine varıldı.

Samet Meydan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanlarda deneysel alkali kornea yanıklarında myrtus communis (mersin ağacı; yaprak ve gövde) ekstresi, E-PRP (eye platelet rich plasma) ve gentamisin sülfat ajanlarının yara iyileşmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, tavşanlarda deneysel alkali kornea yanıklarında Gentamisin sülfat (Kimyasal ajan), Eye platelet rich plasma (E-PRP) ve Oftalmik murt ağacı ekstresinin (OMAE) yara iyileşmesi üzerine etkilerini ortaya koymak amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini 42 adet erkek Yeni Zelanda tavşanı oluşturdu. Alkali yanık oluşturulduktan sonra tavşanlar kontrol (Grup I, n=7), Gentamisin (Grup II, n=7), E-PRP (Grup III, n=7), OMAE (Grup IV, n=7), E-PRP + Gentamisin (Grup V, n=7), OMAE + Gentamisin (Grup VI, n=7), olmak üzere altı gruba ayrıldı. Yanık oluşturulan sağ gözlere günde dört kez 60 µl damla çalışma süresi boyunca uygulandı. Yapılan klinik muayenelerde prulent akıntı bulgusuna Grup I, Grup III ve Grup IV'te rastlandı. Gentamisin uygulanan gruplarda prulent gözlenmedi. Göz içi basıncı tüm gruplarda çalışma boyunca dalgalanma gösterdi fakat normal değerlere en yakın ölçümler grup IV'de elde edildi. Schirmer gözyaşı testi-I açısından gruplar arası anlamlı farklılıklar saptanmadı (p>0,05). Korneadaki lezyon boyutu tüm gruplarda azaldı fakat gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar görülmedi (p>0,05). Hematoloji ve serum biyokimyası ölçümlerinin tüm gruplarda referans değerler içinde olduğu gözlendi. Humor aközün total antioksidan seviyesi (TAS) değerlendirildiğinde gruplar arası fark olmadığı fakat Grup IV'te 0. gün ve 42. gündeki ölçümler arasında anlamlı farklılıklar olduğu saptandı (p<0,05), bu farkın 42. gündeki TAS düzeyinin daha yüksek olmasından kaynaklandığı belirlendi. Humor aközdeki total oksidan statü değerleri için gruplar arası fark gözlenmedi (p>0,05). Histopatolojik incelemelerde kornea kalınlığı açısından gruplar arası anlamlı fark gözlenmezken, sağlıklı kornea kalınlığına en yakın değerler Grup IV'te elde edildi. İmmunohistokimyasal boyamalarda vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) skorlamasında gruplar arası anlamlı farklılıklara rastlanmadı (p>0,05), sayısal olarak en düşük skorlar Grup IV'te gözlendi. Matriks metalloproteinaz-9 (MMP-9) değerlendirildiğinde gruplar arasında istatistiksel fark görülmedi, sağlıklı korneaya en yakın değerler Grup IV'te elde edildi. Sonuç olarak OMAE preparasyonunun korneal yanık yarası deney modelinde epitelizasyon, anti-enflamatuar ve antioksidan etkilerinin ön plana çıktığı korneal yara iyileşmesine olumlu katkı sağladığı gözlendi ve alkali kornea defektlerinde alternatif bir ürün olarak değerlendirilebileceği kanaatine varıldı.

AlkalilerBitki özütüGentamisinler+7
Fatma Görücü
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Buzağılarda ekstremite kırıklarının klinik, biyokimyasal, radyografik ve termografik olarak değerlendirilmesi

Bu tez projesinde 2019-2020 yılları arasında cerrahi büyük hayvan kliniğine getirilen 0-6 aylık yaş aralığındaki buzağılarda ekstremite kırıklarının klinik, termografik ve radyografik olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Buzağılarda 18 adet Metakarpus, 3 adet Femur, 3 adet Metatarsus, 1 adet Antebrachium, 1 adet Tibia kırığı olmak üzere toplam 26 olgu ve 7 adet sağlıklı olgunun klinik, termografik ve radyografik olarak değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Termografi cihazı ile termografik incelemeler gerçekleştirildi; renk skalasında değişiklikler, elde edilen bulgular not edildi ve alınan görüntüler kaydedildi. Kırık olgularının radyografik muayeneleri yapıldı. Buzağıların vena jugularis'lerinden alınan kan örneklerinden tam kan sayımı yapıldı. Tam kan analizleri sonuçlarında istatiksel olarak anlamlı parametrelere rastlanmış olsa da sonuçların referans değerler arasında olduğu belirlendi. Kan örneklerinden çıkarılan serumlar da alikotlara konularak biyokimyasal analizler yapılana dek -20 oC'de muhafaza edildi. Gelen kırık olguları; yapısına ve etkileyen kuvvet mekanizmasına, anatomik olarak yerleşim yerine, kemik yapısına, kırık uçlarının dış ortamla ilişkisin, kırık derecesine, kırık sayısına, kırık çizgilerinin gidişine ve komşu organların yaralanmalarına göre sınıflandırılarak değerlendirildi. Elde edilen bulgular ışığında tanıya gidilerek ve tanı neticesinde literatür bilgide bahsedilen uygun sağaltım yöntemi uygulandı. Serum kalsiyum ölçüm değerleri kontrol ve kırık gruplarında sırasıyla; 10,60±0,25, 11,67±0,23 mg/dl olarak belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). TNF-α ölçüm değerleri gruplarda sırasıyla; 0,11±0,01, 0,15±0,05 pg/ml belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). IL-1β ölçüm değerleri sırasıyla; 18,67±4,71, 30,69±7,53 pg/ml belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). IL-6 ölçüm değerleri sırasıyla; 61,79±5,52, 98,29±31,85 pg/ml belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kortizol ölçüm değerleri sırasıyla; 3,36±0,54, 4,93±0,97 mcg/dl belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). MDA ölçüm değerleri sırasıyla; 3,77±0,39, 5,00±0,73 μmol/l belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). AOA ölçüm değerleri sırasıyla; 6,80±0,64, 4,95±0,92 μmol/l belirlenmiş ve kırık olgularındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kırık olgularının termografik muayenesinde kırık hattında 4,14±2,2 oC'lik yükseliş kaydedilmiştir. Buzağılarda distosia'ya ve travma bağlı gelişen kırık olguları, buzağı cerrahi hastalıkları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Kırık olgularında tanı yöntemi olarak termografinin de kullanılabileceği ve uygun sağaltım seçeneğinin gerçekleştirilmesi ile de ülke ekonomisine önemli bir düzeyde katkı sağlanacağı ve termografik muayenenin cerrahi sağaltımı izleyen dönemde kullanımına ilişkin daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

BuzağılarEkstremitelerKırıklar-kemik+3
Yusuf Koç
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerde göz hastalıkları prevalansı

Göz hastalıkları, kedi ve köpeklerde sıkça karşılaşılan problemlerin başında gelmektedir. Yıllar geçtikçe göz hastalıkları problemlerinde artış görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne 2015-2020 yılları arasında getirilen kedi ve köpeklerin göz hastalıklarının hayvan türü, ırkı, yaş, cinsiyet, teşhis gibi özelliklerin değerlendirilip ortaya konulmasıdır. Araştırma materyalini, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne 2015-2020 yılları arasında getirilen 3387 hastanın kedi ve köpeklere ait ırkı, yaş, cinsiyet ve teşhis olarak toplamda göz problemi olan 282 olgu oluşturmaktadır. 282 olgudan 169 tane köpekten harder bezi prolapsusu %30,8 (n=52), konjunktivitis %13,0 (n=22), keratitis %6,5 (n=11), epifora %6,5 (n=11), entropiyon %6,5 (n=11) kaydedildi. Kedilerde ise 113 tane kediden konjunktivitis %16,8 (n=19), kornea ülseri %10,6 (n=12), epifora %8,8 (n=10), keratitis %8,8 (n=10) oranları tespit edilmiştir. Çalışmamızda köpeklerde harder bezi prolapsusu diğer göz patolojilerine göre istatiksel olarak anlamlı oranda yüksek bulunmuştur. Kedilerde ise konjunktivitis daha yaygın gözlenmiştir. Köpeklerde ırk olarak melez köpeklerin oranı %22,5 (38/169), kedilerde ise tekir kedilerin oranı %42,5 (48/113) olmak üzere diğer ırklara göre daha fazla gözlenmiştir. Köpeklerde göz hastalıklarının yaşa göre dağılımında aynı kedilerdeki gibi 0-6 ayda diğer yaşlara göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. (Köpeklerde %33,7 57/169, kedilerde %34,5 39/113). Kedi ve köpeklerde göz hastalıklarının cinsiyete göre karşılaştırılmasında erkekler dişilere göre daha fazla bulunmuştur. Sonuç olarak; oküler lezyonlar erken yaşlarda ve erkeklerde daha yaygın olduğu belirlenmiş ve lezyonun türü ne olursa olsun göz dokusunun yangı ve travmalara son derece hassas olduğu gözlenmiştir. Her türlü olguya ivedi olarak müdahale edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Kedi, köpek, prevalans, göz, oküler, hastalık

Cerrahi-gözCerrahi-veteriner hekimlikGöz+5
Kağan Turan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda trombositten zengin plazma'nın intrabdominal adezyonların üzerine etkisi

Cerrahi alanındaki teknolojik gelişmelere rağmen intraabdominal adezyonlar; kısırlık, abdominaopelvik ağrı ve bağırsak tıkanıklıklarının en önemli nedenlerinden biridir. Bu çalışmada; trombositten zengin plazma (PRP)'nin intraabdominal adezyonların önlenmesi üzerine etkinliğinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmada 4 aylık 25 adet erkek spraque dawley ırkı rat kullanıldı. Ratlar her grupta 10 rat olmak üzere iki eşit gruba ayrıldı. Beş rat ise donör olarak kullanıldı. Bu ratlardan elde edilen kanlardan RRP hazırlandı. Genel anestezi altında operasyonlar klasik cerrahi kurallar altında iliosekal bölge açığa çıkarıldı ve 1 cm2'lik bir bölge travmatize edildi. Birinci grup kontrol olarak değerlendirildi ve herhangi bir kimyasal uygulanmadı. İkinci gruptaki ratlara lokal olarak PRP 0.4 ml. dozunda uygulandı. Postoperatif 14. günde relaparatomi yapıldı. Sonuçlar makroskopik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. PRP grubunun adezyon derecesi ve fibrozis dereceleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (P<0.005). PRP ve kontrol grupları arasında inflamasyon derecesi bakımından anlamlı bir farkın olmadığı gözlendi (P>0.005). Sonuç olarak, PRP'nin intraabdominal adezyonları önlemede daha etkili olduğu saptandı.

AbdomenAdezyonlarDoku adezyonları+2
İlyas Akay
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çermik ve Çüngüş bölgesindeki koyun ve keçilerde ayak hastalıkları prevalansının değerlendirilmesi

Ülkemizdeki koyun ve keçi topallıkları verim kaybı ve cerrahi hastalıklar bakımından büyük bir problemdir. Bu çalışma; Diyarbakır ilinin Çüngüş ve Çermik ilçelerinde yoğun olarak yetiştiriciliği yapılan koyun ve keçilerde ayak hastalıkları yönünden değerlendirildi. Araştırmada 7.485'i mera öncesi dönemde 4.716'sı da mera sonrası dönemde toplam 12.119 koyun ve keçinin ayak hastalıkları yönünden muayenesi gerçekleşirildi. Muayene sonucunda 12.119 hayvandan 734'ünün ayaklarında lezyonlar görülmüştür. Bu lezyonların mera öncesi dönemde % 63.48 mera sonrası dönemde ise % 36.51 oranında görülmüştür. Ayak hastalığı bulunan hayvanların % 64.30'u ön ayakta, arka ayakta ise % 35.70'i oranında lezyon görülmüştür. Görülen ayak lezyonları ise %12.39 piyeten, %5.8 tüylüce %8.5 interdigital dermatitis, %73.16 tırnak deformasyonu olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın sonunda elde ettiğimiz verilere göre 2022 yılında mera öncesi ve mera sonrası dönemlerdeki Diyarbakır ili Çermik ve Çüngüş ilçelerindeki koyun ve keçilerdeki ayak hastalıkları prevalansı % 6.05 olarak tespit edilmiştir.

AyakAyak hastalıklarıDiyarbakır-Çermik+4
Ali Çakmak
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanlarda deneysel kornea defektlerinin sağaltımı üzerine konsantre büyüme faktörü ve trombositten zengin fibrinin etkinliğinin karşılaştırılması

Çalışmada, tavşanlarda deneysel oluşturulan korneal defektlerin sağaltımı üzerine konsantre büyüme faktörü (KBF) ve trombositten zengin fibrin (TZF)'nin erken dönemde iyileşmeye olan etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyali, 3 kg ağırlığında 18 adet, erişkin, sağlıklı Yeni Zelanda Beyaz Tavşanlar oluşturdu. Tavşanlar rastgele eşit sayıda; KBF (Grup I- n=6), TZF (Grup II- n=6) ve Kontol (Grup III- n=6) olacak şekilde 3 gruba ayrıldı. Deneysel aşamaya başlanılmadan önce klinik ve oftalmik muayeneleri gerçekleştirildi. Genel anestezi altında 18 adet tavşanın biyopsi punch ve kornea bıçağı ile 18 (sağ göz) korneanın merkezinde 6 mm çapında defekt meydana getirildi. Grup I'deki tavşanlara, venöz kandan üretilen KBF'yi, korneayı tamamen kapatacak biçimde sabitleyerek konjunktivalara 6/0 propilen ile dikildi. Tarsorafi uygulanarak göz kapakları kapatıldı. Grup II'deki tavşanlara venöz kandan üretilen TZF'yi, tamamen korneayı kapatacak biçimde sabitleyerek konjunktivalara 6/0 propilen ile tespit edildi. Tarsorafi uygulanarak göz kapakları kapatıldı. Grup III'deki tavşanlara ise kornea üzerine %0,9'luk izotonik serum damlatıldı ve tarsorafi yapılarak göz kapakları kapatıldı. Tüm gruplar post-operatif olarak 10 gün bakıma alındı. Beslenme, hareketlilik, enfeksiyon ve süturun açılmaması yönünden gözlemlendi. Post-operatif 10. günün bitiminde tüm grupların klinik muayeneleri yapıldı. Tonometre kullanılarak göziçi basınç miktarının (mm/Hg, GİB) ölçülmesi, Schirmer gözyaşı testi ve flouressein boya işleminden sonra ötenazi edilerek histopatolojik inceleme yapıldı. Grup I'deki ve Grup II'deki tavşanların GİB ölçülmesi ve Schirmer gözyaşı testi uygulaması yapıldığında ortaya çıkan sonuçların normal değerler içerisinde olduğu, fluoressein işlemi sonrası reepitelizasyon bakımından güzel sonuçlar gösterdiği kaydedildi. Grup III'deki tavşanlarda ise GİB ölçümünde normal değerlerin üstünde olduğu, Schirmer testinde gözyaşı miktarının önemli seviyede azaldığı, reepitelizasyon yönünden kötü sonuçlar verdiği tespit edildi. Gruplardaki tüm tavşanlarda gerçekleştirilen histopatolojik inceleme sonrasında gruplar sıralandığında Grup I'deki tavşanlarda epiteliyal iyileşme, kolojen demetlerin oluşumu ve kapillar damar proliferasyonunun daha iyi olduğu, hemen ardından Grup II'deki tavşanların takip ettiği gözlendi. Grup III'deki tavşanlarda ise hasarlı bölgenin iyileşmesi, diğer gruplarla kıyaslandığında en az olduğu gözlemlendi. Sonuç olarak KBF ve TZF kolay hazırlanabilir olması, otojen olmasına bağlı immünolojik reaksiyon şekillendirmemesi, maliyeti az bir işlem olduğu ve gerçekleştirdiğimiz deney sonucunda korneal defektlerin, reepitelizasyona olan katkılarından ötürü başarılı sonuçlar alınabilineceği ve güvenli bir şekilde kullanılabileceği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Konsantre büyüme faktörü, trombositten zengin fibrin, kornea, tavşan.

Büyüme faktörleriGözHayvan deneyleri+4
Ümit Koray Can
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Stomatitis tanısı konan kedilerde tarantula cubensis ekstratının etkinliğinin değerlendirilmesi

Kedilerde stomatitin kesin etyopatogenezi belirsiz kalmasına rağmen, viral enfeksiyonla potansiyel olarak güçlenen veya şiddetlenen, antijenik uyarıya karşı uygunsuz bir bağışıklık tepkisinin bir tezahürü gibi görünmektedir. Mevcut tedavi yöntemlerinde yalnızca tıbbi tedavi veya premolar ve molar dişlerin çekimi de yapılmaktadır. Cerrahi tedavi gören kedilerin çoğu, inflamasyonun kontrolü için eş zamanlı tıbbi tedaviye ihtiyaç duyar; bazı kedilerde ise ömür boyu tıbbi tedavi gerektirebilir. Bu çalışmada, Elazığ'da Fırat Üniversitesi Hayvan Hastanesi Küçük Hayvan Cerrahi Kliniği'ne ve Adana'da Hekimköy Veteriner Kliniği'ne ağız bölgesinde oluşan yaralar şikâyetiyle getirilen stomatitisli kedilerin tedavisinde rutin tedaviye ek olarak tarantula cubensis ekstraktının etkinliğinin belirlenmesi amaçlandı. Klinik muayene ile stomatitis tanısı konulan kediler yaş, ırk, ağırlık ayrımı yapılmadan rastgele 10 tanesine amoksisilin klavulanik asit ile antibiyotik tedavisi yapıldı, diğer 10 adet kediye ise aynı antibiyotik tedavisi ile birlikte tarantula cubensis ekstraktı enjeksiyonları yapıldı. İyileşme oranları 3 ayrı cerrah tarafından, makroskobik olarak birer hafta arayla değerlendirilip ve 1 ile 4 arasında skorlandı. Oluşan bu değerler bir tabloya aktarıldı ve istatistiksel olarak Mann Whitney U testi ve Wilcoxon testleri kullanılarak değerlendirildi. Yapılan bu çalışmanın sonucunda antibiyotik tedavisine ek olarak tarantula cubensis ekstraktı kullanılan kedilerde, sadece antibiyotik tedavisi yapılan kedilere göre istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme olduğu görüldü.

Faruk Türkarslan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda yüksek osmolariteli solüsyonlar kullanılarak kimyasal kastrasyonun değerlendirilmesi

Çalışmamızda, yüksek osmolariteli solüsyonlarla kimyasal kısırlaştırma yönteminin rat modelinde araştırılması amaçlandı. Çalışmada, 64 Wistar albino erkek rat (350-450gr. 5-6 aylık) kullanıldı. Ratlar her grupta 8 rat kullanılarak 8 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna işlem yapılmadı, 2. gruptaki hayvanlar cerrahi olarak kısırlaştırıldı, 3. gruba % 0.9'luk serum fizyolojik, 4. gruba %0.9'luk serum fizyolojik ile %10 kalsiyum klorür, 5. gruba % 20 mannitol, 6. gruba % 20 mannitol ile %10 kalsiyum klorür, 7. gruba %20 dekstroz, 8. gruba %20 dekstroz ile %10 kalsiyum klorür solüsyonları 0.1ml/100gr. dozda intratestiküler uygulandı. Androlojik bulgular kontrol grubuyla kıyaslandığında; 3, 5, 7. gruplarda sperm motilitesi ve sperm yoğunluğunda (p<0,001) önemli derecede farklılık olduğu, anormal spermatozoon oranında fark olmadığı anlaşıldı. Bu parametreler 2, 4, 6, 8. gruplarda sperm alınamadığından ölçüm yapılamadığı, epididimis ve sağ kauda da epididimis ağrılıklarının (p<0,05) düştüğü, testis, vezikula seminalis, prostat ağırlıklarının (p<0,001) ve gonadosomatik indeksin (p<0,001) önemli derecede düştüğü görüldü. Testosteron düzeyinde 3, 5, 7. gruplarda (p<0,0613) fark olmadığı, 2, 4, 6, 8. gruplarda ise testosteron seviyeleri tespit limitinin altında olduğundan ölçülemedi. Mikroskobik bulgular kontrol grubuyla kıyaslandığında; dejenere ve nekrotik tübüller toplam tübüllerin 3. grupta %5'ini, 5. grupta %10'unu oluşturduğu, 7. gruptaki bulguların 3. gruptan daha şiddetli olduğu, 4, 6, 8. gruplarda testis dokusunun tamamen nekroz olduğu, apoptik hücrelere tüm gruplarda rastlansa da bu gruplarda daha fazla olduğu görüldü. Sonuç olarak; kalsiyum klorür ile kombine grupların kimyasal kısırlaştırmada daha etkili olduğu, dekstroz ile kombine edilen kalsiyum klorür grubundan daha iyi sonuç alınacağı ve kalsiyum klorür dozunun düşürülebileceği kanaatine varıldı.

GlükozHayvan deneyleriKalsiyum klorür+4
Hasan Akın
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda deneysel tam katlı deri yaralarının iyileşmesi üzerine propolis ve moringa oleifera yağının etkisi

Bu çalışma Propolis (PO) ve Moringa oleifera (MO) yağının ratlarda tam katlı deri yaralarındaki iyileştirici etkisini makroskobik, histopatolojik ve moleküler düzeyde tespit etmek amacıyla yapıldı. Çalışma kapsamında iki aylık 42 adet dişi Wistar albino rat kullanıldı. Ratlar rastgele ve her grupta 14 adet olacak şekilde üç ana gruba ayrıldı. Her bir ana grup ise yedişer adetlik iki alt gruba ayrıldı. Tüm ratlarda genel anestezi altında sırt median hattının her iki yanında 0.5 cm çaplı punch biyopsi ile iki adet tam katlı açık deri yarası oluşturuldu. Postoperatif dönemde yara üzerine birinci gruba ait hayvanlarda Propolis'in sıvı ekstraktı, ikinci gruba Moringa oleifera'nın soğuk sıkım yağlı solüsyonu uygulanırken üçüncü grup olan kontrol grubunda ise cold krem uygulaması (K) yapıldı. Operasyondan sonraki 7. ve 14. günlerde her üç gruptan 7'şer adet rat ötenazi edilerek yara bölgelerinden sağlam deri kısımlarını da içeren deri örnekleri histopatolojik ve mRNA analizler (TNFα, BCL-2 ve BAX) için alındı. Kan örnekleri alınarak biyokimyasal kan parametrelerine bakıldı. Çalışmanın sonuçlarına göre 7. ve 14. günlerde yara alanı bakmından gruplar arası farklılıklar istatistiksel olarak önemli bulundu. İkili karşılaştırmalarda PO ve MO gruplarındaki yara alanlarının K grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı saptandı. MO grubu yara alanı büyüklüğü ile PO grubunda ölçülen yara alanı arasındaki fark istatistiksel olarak önemsiz bulundu. Grupların 7. günde yangısal hücre infiltrasyonu şiddeti çoktan aza doğru K, PO ve MO şeklinde sıralandı. Fibroblastik gevşek bağ doku artışı K grubunda PO ve MO gruplarına göre daha hafif şiddetteydi. Yara bölgesindeki vaskuler proliferasyon yönünden sıralama çoktan aza doğru MO, PO ve K grubu şeklindeydi. Grupların 14. günde yangısal hücre infiltrasyon şiddeti MO ve PO gruplarında yok denecek kadar azalmıştı. Grup K'da ise 7. güne göre çok daha hafif bir şiddete sahipti. Fibroblastik gevşek bağ doku artışı tüm gruplarda 7. güne göre daha şiddetliydi. Vasküler proliferasyon yönünden tüm gruplarda 7. güne göre belirgin bir artış gözlendi. Bu artışın sıralaması çoktan aza doğru MO, PO ve K grubu şeklindeydi. Grup K'da epitelizasyonun tamamlanmadığı hayvanlar varken, MO ve PO gruplarında epitelizasyon tüm hayvanlarda tamamlanmıştı, ancak epitel tabakasının kalınlığı MO grubunda propolise göre daha kalındı. TNFα ve BAX genlerinin mRNA ekspresyonunda önemli farklılıklar gözlenirken, BCL-2 geni için farklar anlamlı değildi. TNFα ve BCL-2 genlerinin expresyonu açısından en yüksek artış PO ile tedavi edilen grupta tespit edildi. Elde edilen veriler, doğal birer ürün olan PO ve MO yağının topikal uygulamasının yara iyileşmesi üzerine olumlu etkisinin olduğunu, fibroblastik aktiviteyi ve vasküler proliferasyonu artırarak, epitelizasyonun tamamlanma süresini kısaltarak hızlı, etkili ve güvenli yara iyileşmesi sağladıklarını göstermektedir.

Bitkisel yağlarHayvan deneyleriMoringa oleifera+4
Bestami Yılmaz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Elazığ ve Mersin yöresinde; Fırat Üniversitesi veteriner fakültesi hayvan hastanesi ve özel kliniklere getirilen kedi ve köpeklerde görülen göz hastalıklarının insidansı

Bu çalışmada Elazığ'da Fırat Üniversitesi Hayvan Hastanesi Küçük Hayvan Cerrahi Kliniği'ne, Mersin'de Yuva Veteriner Kliniği ve Kare Veteriner Kliniği'ne göz hastalıkları şikâyetiyle getirilen kedi köpeklerin göz hastalıkları insidansının belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada göz hastalıkları şikâyetiyle getirilen hayvanların tür, ırk, yaş ve cinsiyet yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi yapılıp gerekli veriler kayıt altına alındı. Elazığ'da 918 kedi, 351 köpek; Mersin'de ise 304 kedi 186 köpek olmak üzere toplamda 1222 kedi, 537 köpek cerrahi hastası olarak muayene edildi. Elazığ'da toplamda 61 kedi, 30 köpek göz hastalıkları şikayetiyle getirilirken; Mersin'de bu oran 39 kedi, 23 köpek şeklinde belirlendi. Her iki ilde de en çok kedilerin göz hastalıklarına yakalandığı, en çok rastlanılan hastalığın konjunktivitis olduğu belirlendi. Aynı şekilde her iki ilde de en çok göz hastalıkları şikayetinin 2 yaşındaki kedi ve köpeklerde ve daha çok erkeklerde rastlanıldığı ortaya konuldu.

Ali Yusuf Altunyuva
Fırat University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Isparta bölgesi kliniklerine getirilen kedi ve köpeklerdeki uzun kemik kırık olgularının değerlendirilmesi

Günümüzde yüksek katlı binaların ve araç trafiğinin artmasıyla yüksekten düşmeler ve trafik kazalarına bağlı olarak kedi ve köpeklerde travmatik kırık vakalarının arttığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı Isparta bölgesindeki veteriner kliniklerine getirilen kedi ve köpeklerde karşılaşılan uzun kemiklerde kırık olgularının değerlendirmesini ortaya koymaktır. Bu çalışma, Isparta ilinde farklı kliniklere gelen sahipli toplam 177 adet hayvan üzerinde retrospektif bir çalışmadır. Çalışmada 113 (%63.8) kedi ve 64 (%36.2) köpek olup: ırk, yaş, cinsiyet ve kırık etiyolojisiyle ilgili bilgiler değerlendirildi. Röntgen görüntüleri incelenirken: kırık tipine, kırık kemik sayısına, kırılan kemiğe, kırık yönüne (sol-sağ), kırık bölgesine (ön-arka) ve kemiğin anatomik yerleşim bölgelerine göre verileri oluşturuldu. Bu verilerin değerlendirilmesi yapıldı. Değerlendirilen vakalara göre Isparta bölgesinde kedilerde yüksekten düşmelerin (%60.1), köpeklerde ise trafik kazalarının (%38.9) başlıca kırık sebebi olduğunu göstermiştir. Meydana gelen kırıklar kedilerde çoğunlukla femurda (%30.0), köpeklerde ise radius-ulnadadır (%39.1). Kırıklar çoğunlukla arka ekstremitelerde gözlemlenmiştir. Bu bulgular, çevresel faktörlerin ve modern yaşamın getirilerinin köpek ve kedilerde kırığın meydana gelmesinde etkili olduğunu göstermektedir. Bu bulgular güvenli barınma şartları ve trafik güvenliğinin önemini vurgulamaktadır. Bu çalışma sayesinde Isparta bölgesindeki kedi ve köpek kırık vakaları ile ilgili veri analizleri oluşturulmuştur. Bu sayedebölgede bulunan veteriner kliniklerine, kırık vakaları için farkındalık oluşturma ve gelecekte bu konuya benzer çalışmalar için referans oluşturması hedeflenmiştir.

Ramazan Doğan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sıvı elektrolit uygulamasının cerrahi girişimin başarısı üzerine etkisi

Operasyonun tüm aşamalarında hayati organların (Kalp, akciğer) işlevlerinin sorunsuz bir şekilde çalışması ancak vücut sıvı dengesinin sağlanması ile mümkün olur. Bu durumda postoperatif iyileşme döneminin hızlı ve problemsiz bir şekilde ilerlemesine neden olur. Beden ağırlığının büyük kısmını oluşturan sıvıların miktar ve içeriği uygun sıvı takviyeleri ile fizyolojik sınırlar içinde tutulmadığında, hasta çeşitli olumsuz durumlara açık hale gelir. Bu çalışma, Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı'na getirilen ve cerrahi girişim ihtiyacı duyan köpeklerde, uygulanan sıvı-elektrolit tedavisinin operasyon başarısına olan etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, operasyon geçirecek toplam 14 köpek rastgele iki eşit gruba ayrılmıştır. Birinci gruptaki köpeklere (deney grubu) laktatlı ringer solüsyonu, hastanın ihtiyaç duyduğu ve verilmesi gereken en doğru miktarın tayini yapıldıktan sonra verildi. İkinci gruptaki köpeklere (kontrol grubu) ise serum fizyolojik, hastanın yalnızca vücut ağırlığı baz alınarak verildi. Her iki grupta da hastaların operasyon öncesi ve operasyon sırasında vital ve kardiyovasküler parametreleri izlenmiş, ayrıca operasyon öncesi ve operasyon sonrası kan örnekleri alınarak analizleri yapılmıştır. Elde edilen bulgular, laktatlı ringer solüsyonu uygulanan grupta vital parametrelerin daha stabil seyrettiğini ve postoperatif toparlanmanın daha hızlı gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Hemogram sonuçları açısından da bu grubun daha dengeli bir tablo sergilediği belirlenmiştir. Sonuç olarak, hastanın bireysel durumu gözetilerek uygulanan laktatlı ringer solüsyonunun, fizyolojik dengeyi sağlama ve iyileşme sürecini destekleme açısından, serum fizyolojik solüsyonuna kıyasla daha etkili olduğu kanaatine varılmıştır.

Ömer Faruk Karakoç
Fırat University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda tendon iyileşmesi üzerine trombositten zengin plazma ile hyaluronik asit'in karşılaştırılması

Tendon yaralanmaları sık karşılaşılan bir durumdur ve en önemli komplikasyonları adezyon ve tendon kopmasıdır. Bununla birlikte yeni tedavi seçenekleri denemeleri devam etmektedir. Bu çalışmada tendon iyileşmesi üzerine Trombositten Zengin Plazma (PRP) ve Hyaluronik Asit (HA)'in etkinliğinin makroskobik, histopatolojik ve biyomekanik olarak ortaya konulması ve karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmada 36 adet Spraque Dawley ırkı erkek rat kullanıldı. Genel anestezi altında aşil tendonlarında tam kesi sonrası modifiye Kessler dikişi ile primer tendon onarımı yapıldı. Ratlar rastgele 10'arlı 3 gruba ayrıldı. Kontrol (K) grubu olarak adlandırıldı ve herhangi bir medikal işlem yapılmadı. PRP grubu onarıldıktan sonra 0.5 ml tek doz olarak PRP uygulandı. HA grubundaki deneklere tek doz şeklinde 0.5 ml HA uygulandı. PRP elde etmek için kalan 6 adet rat donör olarak kullanıldı. Postoperatif 6. haftada ötenazi yapıldı. Elde edilen veriler makroskobik, histopatolojik ve biyomekanik olarak değerlendirildi. Değerlendirmeler sonucunda; makroskobik adezyon derecesi K grubu ile PRP ve HA grubu arasında istatistiki olarak anlamlı farklılık görüldü (p<0.05). PRP ve HA grupları arasında farklılık sözkonusu değildi (p>0.05). Adezyon özelliği bakımından tüm gruplar arasında anlamlı bir farklılık mevcuttu (p<0.05). Histopatolojik incelemelerde; fibrozis her üç grupta istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). PRP grubundaki inflamasyon K ve HA gruplarına oranla istatiksel yönden gruplar arasında anlamlı olduğu belirlendi (p<0.05). Biyomekaniksel incelemede ise; maksimum kuvvet HA ve PRP grupları K grubuna göre daha yüksek olduğu istatistiksel yönden farklılık anlamlı değildi (p>0.05). Maksimum hareketlilik K grubunda PRP ve HA gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). Maksimum hareketlilik bakımından PRP ile HA gupları arasında istatistiksel olarak anlamlı faklılık yoktu (p>0.05). Bu çalışmada, PRP ve HA uygulamalarının tendon iyileşmesi ve adezyonların önlenmesinde iyi bir bariyer oluşturduğu, her iki tedavi yönteminin de etkili olduğunu ancak çalışmamızda elde edilen veriler birbirlerine üstünlüğünü ortaya konulamamıştır. Anahtar Kelimeler: Tendon, iyileşme, adezyon, PRP, hyaluronik asit, rat

Sinem Coşkun
Fırat University · Institute of Health Sciences
2025
00