
11
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Farklı restoratif materyallerin tükrük ve serum kortizol seviyesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Yapılan bu çalışmada insan diş hekimliğinde son yıllarda kullanımı gittikçe artan ileri teknoloji dental restoratif materyalleri kullanılmıştır. Bu restoratif materyallerin kullanımı henüz veteriner diş hekimliğinde yaygınlaşmamıştır. Bu restoratif materyaller ile dolgu yapılan karies olgusu olan köpeklerde tükrük ve serum kortizol seviyesi üzerine olan etkisiyle, klinik ve radyolojik etkisi araştırılmıştır. Bu çalışma kontrol grubu (n=7), çalışma gruplarında toplam (n=5) köpek olmak üzere 12 köpekte gerçekleştirildi. Klinik ve radyografik muayeneler sonucu karies tanısı konulan 30 dişe farklı restoratif materyaller (3M Filtek One Bulk Fill Restoratif Kapsül Kompozit A2 Renk, 3M Z 550 Kompozit A2 Renk) ve bonding ajanlar (Tokuyama Bond Force II, 3M Universal Scotchbond Universal Plus) kullanılarak dolgu işlemi uygulandı. Serum kortizol düzeyinin belirlenebilmesi için dolgu öncesi 0. dakika, dolgu sonrası 0. dakika, 1. saat ve 24. saatlerde jelli tüplere kan örnekleri ve tükrük kortizol değerlerinin belirlenmesi için kan örnekleriyle eş zamanlı olarak swap ile tükrük örnekleri alındı. Elde edilen klinik bulguların, radyografik bulguların, hematolojik ve biyokimyasal bulguların değerlendirmeleri yapıldı. Klinik ve radyografik bulgular ile dolgu tedavisinin takibi yapıldı. Kontrol grubu ve çalışma grubu aralarında hematolojik olarak değerlendirildiğinde istatistiksel anlamlı bir fark gözlenmedi (p> 0.05). Biyokimyasal olarak değerlendirme yapıldığında ise yalnızca ALP (p= 0,003*) ve Globulin (p= 0,005*) verilerinde istatistiksel anlamlı bir fark gözlendi (p<0.05). Kan kortizol değerleri gruplara göre karşılaştırıldığında aralarında istatiksel olarak anlam ifade eden farklılık kaydedilmemiştir (p= 0,149). Çalışma grubunun kendi verileri zamana bağlı olarak değerlendirildiğinde ise; aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık kaydedilmiştir (p= 0,019*). Tükrük kortizol değerleri gruplara göre karşılaştırıldığında aralarında istatiksel olarak anlam ifade eden farklılık kaydedilmiştir (p= 0,030*). Çalışma grubunun kendi verileri de zamana bağlı olarak değerlendirildiğinde aralarında istatiksel olarak anlamlı farklılık kaydedilmiştir (p= 0,048*). Sonuç olarak bu çalışmada kullanılan yukarıda sözü edilen materyallerin kan ve tükrük kortizol değerlerini dolgu sonrası düşürdüğü klinik ve radyolojik olarak da değerlendirilen bu olgularda veteriner alanında Türkiye'de ilk defa kullanılan bu materyallerin diğer dolgu materyallerin yerini alabileceği ancak pahalı olması göz önünde bulundurulduğunda ve olgu sayımızın da azlığı dikkate alındığında, daha geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç duyulduğu kanısına varıldı.
Ratlarda zeytin yaprağı ekstraktının barsak ensizyon yarası iyileşmesi üzerine etkisinin araştırılması
Yapılan çalışmada, ratlarda barsak ensizyon yarasında zeytin yaprağı ekstraktının iyileşme üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma 32 adet erişkin yaşta Wistar Albino ırkı erkek Rat üzerinde gerçekleştirildi. Ratlar ilk gün aneztesi altında median laparotomiyi takiben kolon descende bölgesinde 2-3 cm boyutunda kesi yapılarak yara oluşturulduktan sonra cerrahi prosedürlere uygun olarak operasyon bölgesi kapatıldı. Kontrol, Sham, Grup 1 ve Grup 2 olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Grup 1 grubuna 3.gün (n=4) ve 7.(gün) 200 mg/kg/gün, Grup 2 grubuna 3.gün (n=4) ve 7.gün (n=4) 400 mg/kg/gün uygulandıktan sonra ratlar sakrifiye edilerek histopatolojik, biyokimyasal ve hemotoloji yönünden değerlendirmeler yapıldı. Histopatolojik değerlendirmeler sonucunda zeytin yaprağı uygulanan Grup 1 ve Grup 2 de yer alan inflamatuar hücre , fibroblastik, neovaskülarizasyon ve kollajen değerlerinin 3. gün ve 7. günlerinde yer alan sonuçları Kontrol ve Sham grubu ile karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlemlendi (p<0.05). Biyokimyasal değerlendirmelerde ise HYP (p* 0,693) dışında olan diğer TAS (p* 0,010), TOS (p* 0,001), IL-1 (p*0,000), IL-6 (p*0,018), TNF-α (p*0,14) ve NO (p*0,001) değerlerinde istatiksel olarak değerlendirildiğinde anlamlı farklılıklar gözlenmiştir (p<0.05). Hemotoloji değerlerinden GRA, GRA(%) ve PLT değerlerinde istatiksel yönden anlam ifade eden farklar kayıt edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak; ratlarda barsak enzisyon yarası iyileşmesi üzerine 200 mg/kg/gün ve 400 mg/kg/gün dozlarında kullanılan 3 gün ve 7 gün süre ile gavaj yolu ile verilen zeytin yaprağı ekstraktının 7. gün iyileşmesi üzerine olumlu etkisinin daha olumlu olduğu yapılan histopatalojik, biyokimyasal ve hematolojik incelemeler ile ortaya konmuş olup ancak daha ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç olduğu kanısındayız.
Kedi ve köpeklerde tümör olgularının tomografik olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada kedi ve köpeklerde çeşitli bölgelerde karşılaşılan tümör olgularının tomografik görüntülerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza iki özel hayvan hastanesine yaklaşık bir yıl süreyle tümöral olgu şüphesiyle getirilen ve teşhise yardımcı olabilmek için bilgisayarlı tomografi görüntüsü istenen farklı tür, ırk, yaş, ağırlık ve cinsiyette bulunan 6 kedi ve 21 köpek olmak üzere toplam 27 hayvan dahil edildi. BT çekimleri, hastaların yüzüstü pozisyonda yerleştirilmesi ile yapıldı. Kesit kalınlığı görüntülenmek istenilen tümörün boyutuna göre 0,45-5 mm aralıklar ayarlanarak tarama yapıldı. Çalışmaya dahil edilen köpeklerin canlı ağırlık ortalamaları 17,38 kg, kedilerin canlı ağırlık ortalamaları ise 3,91 kg'dı. Köpeklerin yaşları 2-13 yıl arasında değişmekteydi ve yaş ortalaması 6,42 yıl olarak belirlendi. Kedilerin yaşları 1-14 yıl arasında değişmekteydi ve yaş ortalaması 6,83 yıl olarak belirlendi. Tümörlerin %22,22 dalak tümörü, %7,40'nın boyun tümörü, %7,40'nın testis tümörü, %7,40'nın osteosarkom, batın tümörü %7,40'nın batın tümörü, %7,40'nın pelvik tümör, %7,40'nın nazal tümör, %3,70'nin karaciğer tümörü, %3,70'nin mide tümörü, %3,70'nin karaciğer ve akciğer tümörü, %3,70'nin perineal tümör, %3,70'nin sakral tümör, %3,70'nin akciğer tümörü, %3,70 paraözafagial tümör, %3,70'nin deri tümörü, %3,70'nin dalak ve prostat tümörü olduğu belirlendi. Çalışmada farklı tip tümörlerin farklı tomografik görünümlere sahip olduğu ve tomografik olarak karaciğer ve dalak gibi organların uniform yapılarının kaydolduğu gözlendi. Sonuç olarak; vücudun çeşitli bölgelerinde yer alan bütün tümör kitle lezyonlarının belirlenebilmesi, primer veya metastazik odakların tespit edilmesi, tümör kitle lezyonlarının sınırlarının, yayılımının ve etkilediği doku veya organın yapısında meydana gelen değişiklerin değerlendirebilmesi için bilgisayarlı tomografinin oldukça etkili bir tanı aracı olduğu kanaatindeyiz.
Kedi ve köpeklerde ortopedik vakaların prevalansı
Bu çalışmanın amacı, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne 2018-2022 yılları arasında getirilen kedi ve köpeklerin ortopedik vakalarının hayvan türü, ırkı, yaş, cinsiyet, teşhis gibi özelliklerin değerlendirilip ortaya konulmasıdır. Araştırma materyalini, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne 2018-2022 yılları arasında getirilen 3178 hastanın kedi ve köpeklere ait ırkı, yaş, cinsiyet ve lezyonun yeri olarak toplamda ortopedik hastalığı olan 494 olgu oluşturmaktadır. 494 olgudan 313 tane köpekten mandibula kırığı %2,2 (n=7), humerus kırığı %2,2 (n=7), radius ve ulna kırığı %11,8 (n=37), metakarpal, karpal ve falanks kırığı %3,5 (n=11), femur kırığı %13,7 (n=43), tibia ve fibula kırığı %13,7 (n=43), metatarsal, tarsal, patella, kalkaneus kırığı %2,2 (n=7), pelvis kırığı (pubis, ilium, ischium, sacrum, kombine pelvis kırıkları) %7,7 (n=24), omurga ( servikal, torasik, lumbal) ve kosta kırığı %5,4 (n=17), luksasyon ve displazi %24,0 (n=75), raşitizim, artritis %5,1 (n=16), kombine lezyonlar %8,3 (n=26) olarak kaydedildi. Kedilerde ise 181 tane kediden mandibula kırığı %5,0 (n=9), humerus kırığı %5,5 (n=10), radius ve ulna kırığı %5,5 (n=10), metakarpal, karpal ve falanks kırığı %2,2 (n=4), femur kırığı %18,8 (n=34), tibia ve fibula kırığı %13,8 (n=25), metatarsal, tarsal, patella, kalkaneus kırığı %2,8 (n=5), pelvis kırığı (pubis, ilium, ischium, sacrum, kombine pelvis kırıkları) %13,8 (n=25), omurga ( servikal, torasik, lumbal) ve kosta kırığı %7,2 (n=13), luksasyon ve displazi %25 (n=13.8), raşitizim, artritis %1,1 (n=2) ve kombine lezyonlar %10,5 (n=19) oranları tespit edilmiştir. Sonuç olarak; köpeklerde kırıklar arasında en dikkat çeken olgular femur ve tibia kırıkları iken, gelişim bozukluğu bakımından ise kalça displazi ve çeşitli luksasyonlardı. Kedilerde ise istatiksel olarak aynı oranda femur, tibia, pelvis kırıkları ve gelişim bozuklukları kalça displazi ile luksasyon yüksek bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Kedi, köpek, lezyon, ortopedik, prevalans.
Antalya ilindeki kedi ve köpeklerde görülen göz hastalıkları prevalansının belirlenmesi
Gözde görülen rahatsızlıklar, evcil pet hayvanlarında karşımıza çıkan sorunların büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Antalya ilindeki kedi ve köpeklerde göz hastalıkları prevalansının hastaların fizyolojik ve morfolojik özelliklerini değerlendirilerek ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışma materyalini, iki veteriner kliniği ve bir Hayvan Hastanesine olmak üzere üç Veteriner Sağlık Merkezine 2018-2024 yılları arasında getirilen 36397 pet hayvanına ait ırk, yaş, cinsiyet ve teşhis olarak toplamda göz hastalığı olan 3402 kedi ve köpek hasta sayısı belirlenmiştir. Bu hastalardan 1685 ini kediler oluşturmaktadır. Bu hasta kedilerde ise harder bezi prolapsusu (% 0) (n:0), ektropion (% 0) (n:0), glakom (% 23,3) (n:392), gözde yabancı cisim (% 3,7) (n:62), katarakt (% 0) (n:0), konjunktivitis (% 15,2) (n:256), keratokonjunktivitis (% 12,2) (n:205), keratitis (% 11,4) (n:192), entropion (% 5,3) (n:89), kornea ülseri (% 2,8) (n:48), korneal dermoid (% 0) (n:0), travmatik ekzoftalmus (% 1) (n:17), travmatik hifema (% 1,5) (n:26), üveitis (% 23,6) (n:398) olgusu gözlemlenmiştir. 1717 adet köpek hastalarından harder bezi prolapsusu (% 3) (n:52), ektropion (% 0,2) (n:4), konjunktivitis (% 15) (n:258), keratitis (% 3,4) (n:59), entropion (% 2,7) (n:46), glakom (% 14,6) (n:251), gözde yabancı cisim (% 4,4) (n:76), katarakt (% 7,9) (n:136), keratokontunktivitis (% 14,8) (n:254), kornea ülseri (% 0,5) (n:9), korneal dermoid (% 0,3) (n:6), travmatik egzoftalmus (% 2,4) (n:42), travmatik hifema (% 2,6) (n:44), üveitis (% 28) (n:480) olgusu gözlemlenmiştir. Kedilerde ve köpeklerde üveitis hastalığı diğer hastalıklara oranla daha yaygın gözlemlenmiştir. Kedi ırklarından tekir kedilerde % 80,2 oranında, köpek ırklarından melez köpeklerde % 74,2 oranında ve farklı ırklardan oransal olarak daha fazla gözlemlenmiştir. Kedilerde göz hastalıklarının yaşa bağlı prevalansında 1 yaş, köpeklerde ise 0-1 yaşta daha sık rastlandığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Antalya ilindeki kedi ve köpeklerde göz hastalıkları prevalansı hastaların fizyolojik ve morfolojik özellikleri değerlendirilerek ortaya konmuş, çalışmada göz hastalıklarının genç yaşlardaki hastalarda daha fazla gözlendiği belirlenmiş olup, bu çalışma ile elde edilen verilerin lliteratüre katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.
İzmir ilindeki kedi ve köpeklerde karşılaşılan tümör olgularının prevalansının belirlenmesi
Bu çalışmada İzmir ilindeki kedi ve köpeklerdeki Tümör prevalansının belirlenmesi ve sonuçların değerlendirilerek paylaşılması amaçlanmıştır. Çalışma materyalini İzmir ilinde bulunan, bir hayvan hastanesi ve altı tanesi veteriner kliniği olmak üzere toplam 7 farklı Veteriner Sağlık Merkezindeki veri kayıtları oluşturdu. Çalışmada incelenen 66830 Köpek ve 44553 Kediye ait bilgiler ile 133 köpeğin ve 57 kedinin patoloji raporları kullanıldı. 2018 ve 2024 yılları arasında kayıt altına alınan 6 yıllık süre zarfındaki olgular değerlendirmeye alındı. Araştırma sonucunda, incelenen 66830 kayıtlı köpekte Tümör oranı %0,20 olarak belirlenirken bu oran 44553 adet kedide ise %0,13 olduğu saptandı. Köpeklerde en sık karşılaşılan Tümör türü %7,5 oranı ile (10 olgu) Lenfoma olduğu tespit edildi. 57 adet kedide en sık görülen tümör türü ise 30 adet (%33,3) ile inflamatuar ve yumuşak doku tümörleri olduğu ortaya konuldu. Tümör tanısı konulan Köpeklerin yaş dağılımı; 0-5 yaş arası %29; 6-10 yaş arası %48; 10 yaş ve üzeri %23 olarak belirlendi. Kedilerde 6-10 yaş grubu 31 adet (%54,3) ile en çok tümör görülen grup oldu. Ayrıca malignite açısından; Köpeklerde %48,87 olarak belirlendi. Sonuç olarak tümörlerin kedi ve köpeklerde önemli medikal bir sorun olduğu ve tüm tümör tiplerinin yaşa bağlı olarak artış gösterdiği sonucu ortaya konuldu. Elde edilen bazı bulgular ile önceki çalışmalarla uyumlu çoğu noktaların oluşu ve bazı bulguların ise mevcut literatür bilgi ile eşleşmediği anlaşıldı. Ülkemizde kedi ve köpeklerde gözlenen tümör olgularının kayıt altına alınması, kayıtların analiz edilerek Türkiye'de Pet hayvanlarında Tümör prevalansının ortaya konulmasının Veteriner Onkoloji alanına önemli katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır.
Ankara'daki bazı veteriner kliniklerine getirilen kedilerin diz eklemi hastalıklarının cerrahi yönden retrospektif incelenmesi
Bu çalışmada Ankara bölgesindeki bazı kliniklerdeki röntgen kayıtları incelenerek 2200 ortopedik vaka arasından sadece kedilerdeki diz eklemini ilgilendiren röntgen sayısı 400 olarak belirlenmiş ve incelenmiştir.95 röntgen görüntüsü net seçilemediğinden çalışmaya dahil edilememiştir. 1-15 yaş arası hastanın 305 röntgen görüntüsü üzerinden klinisyen hekimlerin de görüşleri alınarak 89 vaka belirlenebilmiştir. Toplam 89 vakanın %44,9'unu dişi, %55,1'ini ise erkek kediler oluşturmuştur. En sık rastlanan hastalıklar arasında yer alan patellar luksasyon (%53,1 erkek, %46,9 dişi) ve osteoartritis (%55 erkek, %45 dişi) her iki cinsiyette benzer oranlarda görülmüş, ancak erkeklerde hafif bir artış saptanmıştır. Özellikle distal femur kırıkları (%60 dişi), bağ doku kökenli tümörler, medial kollateral bağ ve patellar ligament kopmaları yalnızca dişilerde gözlemlenmiş; buna karşın patella kırığı, patella kökenli tümör, kondropati ve synovitis gibi bazı spesifik patolojiler yalnızca erkeklerde rapor edilmiştir.
Tarsocrural eklem stabilizasyonunda transartiküler uygulanan sirküler eksternal fiksasyon sisteminin yeni nesil lineer tarsal fiksatör ile üç boyutlu kedi kemik modelinde biyomekanik karşılaştırılması
Bu çalışmada İlizarov Sirküler Eksternal Fiksasyon ile Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatörün üç boyutlu kedi kemik modeli üzerinde kuvvet, açı ve açı farkı parametreleri yönünden biyomekanik karşılaştırması yapıldı. Çalışma, İlizarov Sirküler Eksternal Fiksatör (n=6) ve Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatör (n=6) (Exvet®, Türkiye) uygulanan PLA (Polilaktik asit) hammaddeden üretilen, 12 adet üç boyutlu kedi kemik modelinde gerçekleştirildi. Bu iki konfigürasyonun kurulduğu kemik modelleri servo-hidrolik sistemle çalışan test cihazına (Instron® 8801, Instron, Norwood, MA, ABD), tibianın en proksimal kısmından yaklaşık 8 mm, metatarsal kemiklerin ise en distal kısmından yaklaşık 5 mm'lik segmentler osilatif kemik testeresiyle sabit devirde kesilerek düzlemsel bir temas yüzeyi oluşturularak vertikal olarak yerleştirildi ve aksiyal kompresyon kuvveti uygulandı. Kompresyon kuvvetine, 0 N ile başlandı ve konfigürasyon başarısızlığa gidene kadar (Fmax) bilgisayar sistemi ile kademeli olarak arttırıldı. Yapılan biyomekanik testler sonucu klasik İlizarov konfigürasyonu ile Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatörün stabilizasyon üzerine dayanıklılıkları karşılaştırıldı. Veriler, program (WaveMatrix 2 Dynamic Testing Software) aracılığıyla toplandı ve analiz edildi. İlizarov yöntemi ile stabilize edilen grupta ortalama kuvvet değeri 38,27 ± 11,12 olarak ölçülürken, Yeni Nesil Lineer Fiksatör kullanılan grupta bu değer 19,25 ± 9,30 olarak belirlendi. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p = 0,009). İlizarov ortalama açı değeri 100,51 ± 3,58°, Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatör ise 106,21 ± 3,99° olarak saptandı. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p = 0,026). Açı farkı bakımından İlizarov için ortalama 19,50 ± 3,58°, Yeni Nesil Lineer için ise 13,79 ± 3,99° olarak kaydedildi. Bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulundu (p = 0,026). Biyomekanik olarak İlizarov konfigürasyonunun, Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatöre kıyasla daha yüksek kuvvet dayanımına sahip olduğu görüldü. Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatör, eklem pozisyonunda İlizarov konfigürasyonuna göre daha geniş açıya izin vermesi ile avantaj sağlamaktadır. Açı farkı ortalamaları ile rijidite hesaplamaları yapıldığında, İlizarov konfigürasyonlarının açısal deformasyona karşı daha yüksek direnç gösterdiği yani daha rijid olduğu ortaya koyulmaktadır. Sonuç olarak bu çalışmada elde edilen bulgular, eksternal fiksatör sistemlerinin biyomekanik çalışmalarında kuvvet, rijidite, deformasyon yönü ve konfigürasyonun geometrik yapısı gibi çok boyutlu parametrelerin birlikte değerlendirilmesinin gerekliliğini göstermektedir. İlizarov Sirküler Eksternal Fiksasyon ile Yeni Nesil Lineer Tarsal Fiksatörün kuvvet, açı ve açı farkı parametreleri açısından biyomekanik karşılaştırması yapılabilmesi için daha geniş çaplı klinik araştırmalara ihtiyaç duyulduğu kanaatine varıldı.
Tavşanlarda deneysel alkali kornea yanıklarında myrtus communis (mersin ağacı; yaprak ve gövde) ekstresi, E-PRP (eye platelet rich plasma) ve gentamisin sülfat ajanlarının yara iyileşmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, tavşanlarda deneysel alkali kornea yanıklarında Gentamisin sülfat (Kimyasal ajan), Eye platelet rich plasma (E-PRP) ve Oftalmik murt ağacı ekstresinin (OMAE) yara iyileşmesi üzerine etkilerini ortaya koymak amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini 42 adet erkek Yeni Zelanda tavşanı oluşturdu. Alkali yanık oluşturulduktan sonra tavşanlar kontrol (Grup I, n=7), Gentamisin (Grup II, n=7), E-PRP (Grup III, n=7), OMAE (Grup IV, n=7), E-PRP + Gentamisin (Grup V, n=7), OMAE + Gentamisin (Grup VI, n=7), olmak üzere altı gruba ayrıldı. Yanık oluşturulan sağ gözlere günde dört kez 60 µl damla çalışma süresi boyunca uygulandı. Yapılan klinik muayenelerde prulent akıntı bulgusuna Grup I, Grup III ve Grup IV'te rastlandı. Gentamisin uygulanan gruplarda prulent gözlenmedi. Göz içi basıncı tüm gruplarda çalışma boyunca dalgalanma gösterdi fakat normal değerlere en yakın ölçümler grup IV'de elde edildi. Schirmer gözyaşı testi-I açısından gruplar arası anlamlı farklılıklar saptanmadı (p>0,05). Korneadaki lezyon boyutu tüm gruplarda azaldı fakat gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar görülmedi (p>0,05). Hematoloji ve serum biyokimyası ölçümlerinin tüm gruplarda referans değerler içinde olduğu gözlendi. Humor aközün total antioksidan seviyesi (TAS) değerlendirildiğinde gruplar arası fark olmadığı fakat Grup IV'te 0. gün ve 42. gündeki ölçümler arasında anlamlı farklılıklar olduğu saptandı (p<0,05), bu farkın 42. gündeki TAS düzeyinin daha yüksek olmasından kaynaklandığı belirlendi. Humor aközdeki total oksidan statü değerleri için gruplar arası fark gözlenmedi (p>0,05). Histopatolojik incelemelerde kornea kalınlığı açısından gruplar arası anlamlı fark gözlenmezken, sağlıklı kornea kalınlığına en yakın değerler Grup IV'te elde edildi. İmmunohistokimyasal boyamalarda vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) skorlamasında gruplar arası anlamlı farklılıklara rastlanmadı (p>0,05), sayısal olarak en düşük skorlar Grup IV'te gözlendi. Matriks metalloproteinaz-9 (MMP-9) değerlendirildiğinde gruplar arasında istatistiksel fark görülmedi, sağlıklı korneaya en yakın değerler Grup IV'te elde edildi. Sonuç olarak OMAE preparasyonunun korneal yanık yarası deney modelinde epitelizasyon, anti-enflamatuar ve antioksidan etkilerinin ön plana çıktığı korneal yara iyileşmesine olumlu katkı sağladığı gözlendi ve alkali kornea defektlerinde alternatif bir ürün olarak değerlendirilebileceği kanaatine varıldı.
Buzağılarda ekstremite kırıklarının klinik, biyokimyasal, radyografik ve termografik olarak değerlendirilmesi
Bu tez projesinde 2019-2020 yılları arasında cerrahi büyük hayvan kliniğine getirilen 0-6 aylık yaş aralığındaki buzağılarda ekstremite kırıklarının klinik, termografik ve radyografik olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Buzağılarda 18 adet Metakarpus, 3 adet Femur, 3 adet Metatarsus, 1 adet Antebrachium, 1 adet Tibia kırığı olmak üzere toplam 26 olgu ve 7 adet sağlıklı olgunun klinik, termografik ve radyografik olarak değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Termografi cihazı ile termografik incelemeler gerçekleştirildi; renk skalasında değişiklikler, elde edilen bulgular not edildi ve alınan görüntüler kaydedildi. Kırık olgularının radyografik muayeneleri yapıldı. Buzağıların vena jugularis'lerinden alınan kan örneklerinden tam kan sayımı yapıldı. Tam kan analizleri sonuçlarında istatiksel olarak anlamlı parametrelere rastlanmış olsa da sonuçların referans değerler arasında olduğu belirlendi. Kan örneklerinden çıkarılan serumlar da alikotlara konularak biyokimyasal analizler yapılana dek -20 oC'de muhafaza edildi. Gelen kırık olguları; yapısına ve etkileyen kuvvet mekanizmasına, anatomik olarak yerleşim yerine, kemik yapısına, kırık uçlarının dış ortamla ilişkisin, kırık derecesine, kırık sayısına, kırık çizgilerinin gidişine ve komşu organların yaralanmalarına göre sınıflandırılarak değerlendirildi. Elde edilen bulgular ışığında tanıya gidilerek ve tanı neticesinde literatür bilgide bahsedilen uygun sağaltım yöntemi uygulandı. Serum kalsiyum ölçüm değerleri kontrol ve kırık gruplarında sırasıyla; 10,60±0,25, 11,67±0,23 mg/dl olarak belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). TNF-α ölçüm değerleri gruplarda sırasıyla; 0,11±0,01, 0,15±0,05 pg/ml belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). IL-1β ölçüm değerleri sırasıyla; 18,67±4,71, 30,69±7,53 pg/ml belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). IL-6 ölçüm değerleri sırasıyla; 61,79±5,52, 98,29±31,85 pg/ml belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kortizol ölçüm değerleri sırasıyla; 3,36±0,54, 4,93±0,97 mcg/dl belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). MDA ölçüm değerleri sırasıyla; 3,77±0,39, 5,00±0,73 μmol/l belirlenmiş ve kırık olgularındaki yükseliş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). AOA ölçüm değerleri sırasıyla; 6,80±0,64, 4,95±0,92 μmol/l belirlenmiş ve kırık olgularındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kırık olgularının termografik muayenesinde kırık hattında 4,14±2,2 oC'lik yükseliş kaydedilmiştir. Buzağılarda distosia'ya ve travma bağlı gelişen kırık olguları, buzağı cerrahi hastalıkları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Kırık olgularında tanı yöntemi olarak termografinin de kullanılabileceği ve uygun sağaltım seçeneğinin gerçekleştirilmesi ile de ülke ekonomisine önemli bir düzeyde katkı sağlanacağı ve termografik muayenenin cerrahi sağaltımı izleyen dönemde kullanımına ilişkin daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Kedi ve köpeklerde göz hastalıkları prevalansı
Göz hastalıkları, kedi ve köpeklerde sıkça karşılaşılan problemlerin başında gelmektedir. Yıllar geçtikçe göz hastalıkları problemlerinde artış görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne 2015-2020 yılları arasında getirilen kedi ve köpeklerin göz hastalıklarının hayvan türü, ırkı, yaş, cinsiyet, teşhis gibi özelliklerin değerlendirilip ortaya konulmasıdır. Araştırma materyalini, Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne 2015-2020 yılları arasında getirilen 3387 hastanın kedi ve köpeklere ait ırkı, yaş, cinsiyet ve teşhis olarak toplamda göz problemi olan 282 olgu oluşturmaktadır. 282 olgudan 169 tane köpekten harder bezi prolapsusu %30,8 (n=52), konjunktivitis %13,0 (n=22), keratitis %6,5 (n=11), epifora %6,5 (n=11), entropiyon %6,5 (n=11) kaydedildi. Kedilerde ise 113 tane kediden konjunktivitis %16,8 (n=19), kornea ülseri %10,6 (n=12), epifora %8,8 (n=10), keratitis %8,8 (n=10) oranları tespit edilmiştir. Çalışmamızda köpeklerde harder bezi prolapsusu diğer göz patolojilerine göre istatiksel olarak anlamlı oranda yüksek bulunmuştur. Kedilerde ise konjunktivitis daha yaygın gözlenmiştir. Köpeklerde ırk olarak melez köpeklerin oranı %22,5 (38/169), kedilerde ise tekir kedilerin oranı %42,5 (48/113) olmak üzere diğer ırklara göre daha fazla gözlenmiştir. Köpeklerde göz hastalıklarının yaşa göre dağılımında aynı kedilerdeki gibi 0-6 ayda diğer yaşlara göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. (Köpeklerde %33,7 57/169, kedilerde %34,5 39/113). Kedi ve köpeklerde göz hastalıklarının cinsiyete göre karşılaştırılmasında erkekler dişilere göre daha fazla bulunmuştur. Sonuç olarak; oküler lezyonlar erken yaşlarda ve erkeklerde daha yaygın olduğu belirlenmiş ve lezyonun türü ne olursa olsun göz dokusunun yangı ve travmalara son derece hassas olduğu gözlenmiştir. Her türlü olguya ivedi olarak müdahale edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Kedi, köpek, prevalans, göz, oküler, hastalık