
21
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
II. Meşrutiyet Döneminde Erzurum vilayetinde cinayet suçları ve failleri(1912-1917)
Bu çalışmada, Erzurum Vilayeti'nde meydana gelen cinayet suçları ve faillerinin durumları incelenmiş ve failler aracılığı ile bölgenin sosyo- ekonomik yapısı hakkında bilgi toplamak yoluna gidilmiştir. Çalışmanın temel amacı, failleri suça iten sebeplerin neler olduğunu anlayıpelde edilen verilerden yola çıkılarak dönem hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olabilmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda Vukuat-ı Cinaiye ve Ceraim-i Umumiye Cetvelleri incelenmiştir. Vukuat-ı cinaiye cetvellerinde, cinayet olayları ve failleri detaylı olarak yer almaktadır. Failin ve maktulun ismi, cinsiyeti, olayın yaşandığı yer, firar durumu, memurların olay hakkındaki tutumları ve olayın nasıl meydana geldiğini gösteren mülahazat kısımlarından oluşmaktadır. Aynı şekilde ceraim-i umumiye cetvelleri de failler hakkında geniş bilgilere yer vermektedir. Faillerin eğitim ve ekonomik durumları hakkında yine bu cetvellerden yola çıkılarak önemli sonuçlar elde edilmiştir. II. Meşrutiyet dönemi içerisinde Osmanlı Devleti'nin yaşadığı savaşlar neticesinde dâhili emniyet ve asayişi ihlal edecek durumlar yaşanmıştır. Sınır bölgelerindeki vilayetlerde güvenlik ihlalleri yaşanmıştır. Bu da suç miktarında artışa neden olmuştur. Osmanlı Devleti'nde işlenen suçlar, Vukuat-ı Cinaiye ve Ceraim-i Umumiye Cetvellerine kaydolunmuş ve böylece, vilayet ve kazalarda işlenen suçların toplu olarak değerlendirilmesi mümkün olmuştur. Çalışmanın sonucunda II. Meşrutiyet Dönemi'nde, Erzurum Vilayetinde meydana gelen güvenlik sorunları, ekonomik sorunlar, aşiretler arası problemler, sınır ihlalleri, gelenekler sonucu işlenen cinayet suçları hakkında bilgi toplanarak toplumun içinde bulunduğu durum incelenmiştir.
Sultan II. Abdülhamid Dönemi Osmanlı sefirlerinin tercüme-i halli
Sultan II. Abdülhamid döneminde Dâhiliye Nezareti bünyesinde kurulan Sicill-i Ahval Komisyonu'nun tutmuş olduğu defterlerden temin edilen memur sicil kayıtlarıyla bu dönemde elçilik görevinde bulunan şahısların tercüme-i halleri transkribe edilmiştir. Bu vesile ile elçilerin ilköğrenimlerinden emekli oluncaya dek geçirdikleri safhalar ve bilhassa memuriyet dönemleri tanıtılmıştır. Sefirlerin bildiği yabancı diller, görev yaptıkları başkentler, memuriyet dönemlerinde kendi devletlerinden veya gittikleri devletlerden aldıkları nişanlar, maaş artışları ve terfileri gibi pek çok özellikleri ortaya konmuştur. I. Meşrutiyet dönemi sefirlerinin hayat hikâyelerinin belirtilmesiyle başka araştırmacılar için de kaynak oluşturacak prosopografik bir çalışma gerçekleştirilmitir.
XIX. yüzyılda Kudüs sancağı ve Şerif Mehmed Rauf Paşa'nın Kudüs mutasarrıflığı
Kudüs dini, kültürel ve stratejik konumu sebebiyle pek çok farklı devletin hâkimiyeti altına girmiştir. 1516 yılında Osmanlı topraklarına dahil olan Kudüs, 1841 yılından sonra ara sıra statüsünde değişiklik yapılsa da genelde doğrudan merkezi hükümete bağlı bir sancak olarak yönetilmiştir. Çalışmada, H.1294-1307/ M.1877-1889 yılları arasında Kudüs'te mutasarrıf olarak görev yapan Şerif Mehmed Rauf Paşa'nın bölgedeki faaliyetleri ve hükümet politikalarını icra etme becerisi açıklanmaktadır. Taşradaki yönetim zafiyetini ortadan kaldırmak için Kudüs gibi stratejik öneme sahip bölgelerde doğrudan merkezi hükümete bağlı yönetim modeli benimsenmiştir. Bu çerçevede oluşturulan Kudüs Mutasarrıflığı'nın XIX. yüzyıldaki siyasi ve idari yapısı açıklanarak Şerif Mehmed Rauf Paşa'nın mutasarrıflık dönemine ışık tutmak amaçlanmıştır. Yahudi göçünün yoğun olarak yaşandığı 1877 yılında Kudüs'e atanan Rauf Paşa, Kudüs Mutasarrıflığı'nda görev yapmış en meşhur şahıslardan biridir. Kudüs Mutasarrıflığı'nda, Sultan II. Abdülhamid devri ile bölgede başlayan politika değişikliğinin başarılı bir uygulayıcısı olmuştur. Bölgede yabancı varlığı ve hareketlerinin sınırlandırılmasında, Yahudi göçünün engellenmesinde, Siyonist hareketlerin arazi satın alma faaliyetlerine karşı direnmede oldukça başarılı olmuştur. Bahsedilen hususlar Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi ve Osmanlı Vilayet Salnamelerinden elde edilen veriler ışığında değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Rauf Paşa'nın 12 yıl süren Kudüs mutasarrıflığında, bölgede hayli geniş bayındırlık faaliyetleri yürütülmüştür. Bu devrede eski şehir, surların dışına taşmış ve oluşturulan yeni yerleşimlerle şehir oldukça büyümüştür. Bu gelişmeler oldukça eğitimli ve deneyimli bir devlet adamı olan Rauf Paşa'nın idari performansını yansıtmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, XIX. yüzyıl Kudüs Mutasarrıflığı, Yahudi Göçü, Şerif Mehmed Rauf Paşa
Hekimbaşı Gevrekzâde Hafız Hasan Efendi'nin hayatı ve Risale-i Nikrîsiyye adlı eserinin değerlendirmesi ve transkripsiyonu
Bu çalışma Gevrekzâde Hâfız Hasan Efendi örneklemi üzerinden Hekimbaşılık makamı, Osmanlı Devleti'nde kullanılan bazı tedavi, Osmanlı'da hekim yetiştirme usulü, tıp eğitim merkezleri, Gevrekzâde Hâfız Hasan Efendi'nin hayatı ve eserleri ele alınmıştır. Son olarak da Nikris Risalesi'nin değerlendirmesi ve transkripsiyonu yapılmıştır. Gevrekzâde Hasan Efendi'nin nikris (gut) risalesinin ele almasının nedeni ise krallar, padişahlar, vezirler, ilim adamları, filozof ve tabiplerin nikris hastalığından çok çekmiş olmalarıdır. Bu nedenle eseri inceleme ve değerlendirme gereksinimi duydulmuştur. Gevrekzâde risalesinde şu ifadeleri kulanımıştır, "Bu hastalığın söz edilen kişilerde görülmesinin ilahi tedbir ve adalete işaret eder ki bir taraftan vermediği mükemmelliği diğer taraftan ihsan eder. Diğer taraftan da ihsan ve lütufta bulunduğu nimetlere karşılık bu kimselere bu zorluğu vermiştir." Gevrekzâde, Nikris Risalesi'nde, nikris hastalığının kimlerde görüldüğü, nedenleri ve hastalığın tedavisini ele almıştır. Nikris hastalığının tedavisi için perhizler (diyetler) önermiş ve kendinden önceki hekimlerin ve kendi hekimlik tecrüberine dayanarak hastalığın tedavisi için macun terkibleri hazırlayıp bunların muhteviyatını ve uygulanma şekillerini kaleme almıştır. Anahtar Kelimeler: Gevrekzâde Hâfız Hasan Efendi, Osmanlı tıbbı, Osmanlı'da Tedavi yöntemleri, Gut, Hekimbaşılık.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Osmanlı eğitimi ve Tekfurdağı Örneği
Bu çalışmada Tanzimat‟tan Cumhuriyet‟e Osmanlı Eğitimi genel hatlarıyla ele alınmış ve ardından Edirne Vilayeti‟ne bağlı Tekfurdağı Sancağı‟nın eğitim kurumlarının yenileşme dönemindeki yansımaları ortaya konulmuştur. Osmanlı Devleti özellikle 1869 Maârif-i Umumiye Nizamnamesi ile eğitim alanında gelişme ve yenileşmeye bağlamıştır. Ülke genelinde mekteplerde uygulamaya geçirilen düzenlemeler Tekfurdağı Sancağı‟na da yansımıştır. Tekfurdağı Sancağı‟ndaki ibtidai, sıbyan, rüşdiye, idadi ve gayrimüslim mektepleri isim, sayı, öğretmen, öğrenci, verilen dersler, inşa ve mesarifat gibi konularda ayrıca tespit edilmeye çalışılmıştır. Tanzimat Fermanı‟ndan 20. yüzyıl başına kadar gerçekleştirilen yenilikler ve bunların sancağa yansımaları belgelerden elde edilen bilgiler ışığında sunulmuştur. Çalışmanın Osmanlı eğitim tarihine ve şehir tarihine katkı sağlaması amaçlanmıştır.
613 numaralı Rusya meselesi adlı ayniyat defterinin transkripsiyon ve değerlendirmesi
Türk-Rus İlişkilerinin kökeninin İstanbul'un fethinden bile öncesi ticari bağlarla başlandığı bilinmekle beraber, diplomatik ve siyasi ilişkilerinin başlangıcının 16. yüzyılda Kazan ve Astarhan'ın Ruslar tarafından ele geçirilmesi ile başladığı görülmektedir. 17. yüzyıldan itibaren ise iki devlet arasında karşılılık esasına dayalı askeri ve diplomatik münasebetler meydana gelmiş, peş peşe savaşlar dönemi ise 18. yüzyılın sonunda Küçük Kaynarca Antlaşmasının imzalanması ile başlamıştır. 18. yüzyılın son çeyreğinde imzalanan bu antlaşma ile 19. yüzyıl Osmanlı-Rus Harplerinin de teması da çizilmiştir. Bu açıdan iki devletin 19. yüzyıldaki ilk karşılaşmaları 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaş'ı ile birlikte gerçekleşmiştir. Bu amaçla çalışmanın konusunu oluşturan 613 Numaralı Rusya Meselesi Adlı Ayniyat defteri bu harbin 11 Ekim - 8 Kasım 1828 tarihlerini kapsaması bakımından önem taşımaktadır. Sadaret Kaymakamı tarafından cephelerde görevli yetkililere gönderilen ve savaşın bir aylık sürecini yansıtan tezkire suretlerinin yer aldığı bu defterde, savaşta gerçekleştirilen cephelerdeki atamaların, iaşe temininin, asker tedarikinin, esirlerin ve firarilerin durumu ve savaşın genel seyri hakkında bilgilere yer verilmiş ve defterin transkripsiyonu yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ayniyat, Defter, Rusya Meselesi, Osmanlı, Rus
Osmanlı kamusal alanında ve sosyal hayatında bisikletin kullanımı ve yaygınlaşması
Bu çalışma, Osmanlı topraklarında bisikletin sosyal hayatta ve kamusal alanda benimsenme ve yaygınlaşma sürecini incelemeyi amaçlamaktadır. 19. yüzyılın ilk çeyreğinde icat edilen bisikletin Osmanlı topraklarında yaygınlaşması ise aynı yüzyılın son çeyreğinde gerçekleşmiştir. Kişisel ulaşım alanında devrim yaratan, modernliğin ve kadın özgürleşmesinin bir nesnesi haline gelen bisiklet, Osmanlı sosyal hayatında yarışların, rekreasyonel faaliyetlerin, yurt içi seyahatlerin aktörü haline gelmiş ve güvenlik teşkilatlarına dahil edilmesiyle beraber resmi kurumlarda yararlanılan bir araç olmuştur. Bisikletin Osmanlı topraklarında bahsi geçen alanlarda benimsenmesi ve yaygınlaşması, dönemin dergi ve gazeteleri, arşiv kaynakları, yerli ve yabancı literatür göz önünde tutularak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bisiklet, Velosipet, Yarış, Sosyal Hayat, Kamusal Alan
Filipinler'de Amerikan sömürge idaresi
On dokuzuncu yüzyılın son çeyreği Amerika Birleşik Devletleri'nin çarpıcı gelişmelerle karşılaştığı ve bir takım zihniyet değişikliklerini tecrübe ettiği bir dönemdir. Bu zihniyet dönüşümü ekonomik sebeplerle birleştiğinde ABD'nin sömürgeci bir devlet olarak dünya sahnesine çıkmasına altyapı hazırlamıştır. İspanya-Amerikan Savaşı özellikle bu atılımın bir hazırlayıcısı olarak karşımıza çıkar. Savaş neticesinde Güneydoğu Asya'nın takımadalardan olan Filipinler'de sömürge idaresi tesis edilmiştir Bu idare, bir zamanlar Büyük Britanya'nın bir sömürgesi olan ve bağımsızlığına erişen ABD'nin bir sömürgeci devlet haline gelmesi arasındaki zıtlığı belirginleştirmesi bakımından dikkat çekicidir. Filipinler, ABD'nin ilk sömürgesidir. Aynı zamanda ABD'nin Müslümanlar üzerindeki idaresi bakımından da bir ilktir. ABD yaklaşık yarım asır bu sömürgeyi elinde tutarak burada Amerikan kültürünü ve demokratik kurumlarını ehlileştirmek istemiş, bu bakımdan emsali görülmemiş bir dönüştürme siyaseti izlemiştir.
Viyana Kongresi'nde Metternich'in rolü
19. yüzyılın büyük güçleri olan Avusturya, Rusya, Prusya, İngiltere ve Fransa, Napolyon'un altüst ettiği Avrupa coğrafyasını yeniden eski haline getirmek ve kıtada siyasal bütünlük oluşturmak için 1815 Viyana Kongresi'nde toplandılar. Modernleşen Avrupa'nın bugünkü anlamıyla ilk kongrelerinden olan Viyana Kongresi, sonraki dönemlerde de devamı gelecek olan yeni bir "Kongre Sistemi"ni ortaya çıkardı. Viyana Kongresi'nden sonra Avrupa Devletleri'nin müttefik olarak gerçekleştirdiği siyasi gelişmeler ise "Metternich Sistemi" denilen yeni bir dönemi başlattı. Napolyon Savaşları sonucunda büyük kayıplar veren Avrupa Devletleri, Viyana Kongresi'nde Avrupa'nın düzenini Napolyon işgalinden önceki haline döndürerek eski monarşi sistemini geri getirdiler. Kongre Başkanı olarak görevlendirilen Metternich, kıtada Fransız Devrimi'nden sonra yayılan aydınlıkçı fikir akımları nedeniyle olası bir ulus-devlet yapılanmasını engellemek istiyordu. Bu maksatla, küçük krallıklardan oluşan bir Alman Konfederasyonu'nun kurulmasını ve federasyonun yönetiminin Avusturya'ya verilmesini diğer devletlere de kabul ettirdi. Alman Devletleri'ni dağınık halde bırakarak en büyük rakibi Prusya'nın Almanlar üzerindeki hegemonyasına engel olmuştu. Benzer şekilde İtalya topraklarındaki krallıkların da birleşmesini engelleyerek Avusturya'nın siyasi güvenliğini sağlamıştı. Metternich, yapılan toplantılar, alınan kararlar ve bu kararların uygulanması konusunda kongrenin en etkili devlet adamı olmuştu. Ancak toplumsal düzenin gereksinimleri gözetilmeksizin şekillendirilen yeni Avrupa düzeni özgürlükçü halkların ayaklanmalarıyla büyük bir darbe aldı. 1830-48 yıllarındaki bu ayaklanmalar ulusların bağımsızlık ilan etmesiyle birlikte devrim niteliği kazandı. Devrimlerle değişen sanayi devletleri, sonu sömürgeciliğe varacak olan ekonomik büyümeler yaşarken Avusturya, köylü toplumlardan oluşması nedeniyle bu gelişmelerin gerisinde kaldı. Bu çalışmada Metternich'in Viyana Kongresi'ne etkileri ve Avrupa'daki politik gücü incelenecektir. Metternich'in dayattığı muhafazakâr sistemin bağımsızlık, ulusçuluk ve sosyalizm hareketleriyle yıkılması sonucunda gelişen küresel hareketlilik ortaya konulacaktır.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Osmanlı Süvari Birlikleri
Süvari birlikleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun askerî tarihinde çok önemli bir yer tutar. Özellikle imparatorluğun gücünün doruğunda olduğu dönemde, Osmanlı süvarisi dünyanın en efektif süvari birliklerinden birisi konumundaydı. Ancak 19. yüzyılda bu durum tamamen tersine dönecektir. Dönemin tüm ordularında da benzer bir durumu gözlemlemek mümkündür. Ancak Osmanlı süvarisi tüm bu ordular arasındaki en çarpıcı örneklerden biri olsa gerektir. Bu tezin temel amacı, Osmanlı süvarisinin savaş zamanı performansını 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı üzerinden değerlendirmektir. Bunu yaparken sadece Osmanlı İmparatorluğu'nun iç dinamikleri değil, ateşli silahların savaş alanına olan etkileri de göz önünde bulundurulmuştur. Ayrıca bu dönemin subay sınıfının görüşleri de süvari özelinde tartışılmıştır. Süvari birliklerinin hızla gelişen taktiklere adaptasyonu meselesini anlamlandırabilmek adına süreç ve dönemin şartları farklı açılardan ele alınmıştır. Tüm bu bilgiler ışığında, Osmanlı süvarisinin 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki başarı ve başarısızlıklarının ardında yatan sebepler incelenmiştir.
Saltanattan cumhuriyete geçişte Ankara basınının dili (Hakimiyet-i Milliye ve Yeni Gün gazeteleri)
Mondros Mütarekesi sonrasında galip devletlerin Anadolu'da işgallere başlaması üzerine işgal edilen yerlerde bölgesel direnişler meydana gelmiş, Kuva-yi Milliye birlikleri oluşturulmuş ve milli cemiyetler kurulmuştur. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde bu bölgesel direnişler bir Ulusal Kurtuluş Hareketi'ne dönüşmüştür. Hareketin amacı en başından itibaren esaret altındaki padişah/halifeyi kurtarmak ve Misak-ı Milli sınırları içerisinde milletin bağımsızlığını sağlamak olarak ifade edilmekteydi. Bunun için de padişah/halifenin etrafında birleşilmesi şart görülüyordu. Lakin Milli Mücadele'nin ilerleyen yıllarında bu düşünceye tamamen zıt bir yol izlenmiştir. Öncelikle Ankara'da İstanbul'dan bağımsız bir hükümet kurulmuş, ardından saltanat rejimi kaldırılmış ve son olarak da cumhuriyet ilan edilmiştir. Bu çalışmanın amacı Milli Mücadele dönemi boyunca Ankara Hükümeti'nin ideolojisinde meydana gelen değişimleri, inkılaba giden yoldaki fikri dönüşümü basın üzerinden ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda Ankara Hükümeti'nin yarı resmi organı olması sebebiyle Hakimiyet-i Milliye ve Yeni Gün gazetelerinin ana kaynak olarak kullanılması uygun görülmüş ve bahsi geçen gazetelerin 1920- 1922 yılları arasındaki sayılarının her bir nüshası dikkatli bir şekilde incelenmiştir. İncelenen yıllardaki öne çıkan siyasi olayların ele alındığı çalışmada birbirine benzer olaylar karşısında gazetelerin yaklaşımlarında yıldan yıla meydana gelen değişimlere vurgu yapılmıştır. Aynı ideolojinin ürünü olan bu iki gazete arasında zaman zaman fark edilen tutum farklılıkları da ayrıca değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Milli Mücadele, Basın, Hakimiyet-i Milliye, Yeni Gün, Ankara, İnkılap, Saltanat, Cumhuriyet
Kars Şehbenderliği (1879-1914)
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Berlin Anlaşması'yla Kars, Rusya İmparatorluğu'nun hakimiyetine girmiş ve kırk yıl boyunca Rusya tarafından yönetilmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti'nin hakimiyetinden çıkan Kars bölgesinde Rusya'nın siyasi ve askeri faaliyetlerini takip ederek devletin bu faaliyetlere karşı erken önlem almasını sağlamak, bölgede yaşayan vatandaşlarının haklarını korumak, göç işlemlerine yardımcı olmak amacıyla 1879 yılında Kars Şehbenderliği kurulmuştur. 1879 yılında kurularak Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcına kadar faaliyetlerine devam eden Kars Şehbenderleri, bölgeye dair tuttukları istihbarat raporlarını günü gününe Petersburg Sefareti'ne ve Hariciye Nezareti'ne bildirmişlerdir. Kars Şehbenderleri Rusya'nın Kars'ta ve özellikle Sarıkamış Harekâtı öncesinde bölgedeki askeri hazırlıkları, manevraları, silah ve erzak tedarikleri, Kafkasya'ya dair siyasi politikaları hakkında önemli raporlar tutmuşlardır. Bu raporlar incelendiğinde şehbenderlerin erken uyarı görevini yerine getirdikleri görülür. Kars Şehbenderlerinin raporları çoğunlukla Rusya İmparatorluğu'nun Kars bölgesindeki askeri faaliyetlerinden oluşmakla birlikte Ermeni komitelerinin terör eylemleri ve hazırlıkları, soygun ve kaçakçılık faaliyetlerine dair, Ermenilerin ve Türklerin göç hareketlerine dair sosyal ve siyasi alanda raporlar da tutulmuştur. Bu çalışmada, şehbenderlik müessesesi, memurların görev ve sorumlukları ele alınarak kuruluşundan son bulmasına kadar Kars Şehbenderliği'nin askeri, siyasi ve sosyal alanda tuttukları istihbarat raporları incelenecektir.
İştip Hadisesi ve Koçana Vak'ası'nın Balkan Harbi'ndeki etkileri.
Bilindiği üzere Balkan Harbi'nin sebepleri anlatıldığında hususen Şark, Makedonya ve Kiliseler Meselesi, Arnavutluk Ayaklanmaları, Trablusgarp Harbi ve komitacıların bölgedeki faaliyetleri geniş bir yelpazede anlatıla gelir. Çalışmamız, Balkan Harbi'ne sebebiyet veren İştip Hadisesi ve Koçana Vakası hususunda muhalif, Bulgar siyasi partilerinin ve komitacıların oluşturdukları dayanışma ortamıyla düzenlenledikleri mitingler Osmanlı Devleti aleyhinde kamuoyu oluşturarak, içeride ve dışarıda takip ettikleri askerî ve siyasî propagandayı ifade eder. Kral Ferdinand, Bulgar Hükümeti ve Bulgar askeri sınıfının İştip Hadisesi ve Koçana Vakası sonrası izledikleri politik tavır, Bulgar ordusunun örtülü seferberliği, Avrupa devletlerinin takip ettikleri siyaset ve "Bulgar Milliyetçiliği"nin geldiği safha anlatılmaya çalışılmıştır. Dönemin Balkan Tarihi'ne bakıldığında komitacılar tarafından icra edilen eylemler, bölgede yeni bir düzenin oluşturulmasındaki tesir ve komitacıların eliyle gerçekleştirilen İştip Hadisesi ve Koçana Vakası, Osmanlı Devleti'nin Balkanlardan çekilmesine zemin hazırlamış ve bu süreç anlatılmıştır.
Topyekûn harp çağında Osmanlı toplumu ve askerîleştirme süreci: Propaganda, ideoloji ve eğitim (1908-1918)
Bu çalışma, "Hürriyet"in ilanından (1908) I. Cihan Harbi'nin sonuna (1918) kadar Osmanlı askerî ve sosyal yapısının yeniden örgütlenmesini incelemeyi amaçlamaktadır. Jön Türk Devrimi, Osmanlı askerî teşkilatı üzerinde iki önemli etkiye sahipti. Birincisi, Jön Türk liderliği, Osmanlı İmparatorluğu'nun askerî alanda yeniden yapılanmaya ihtiyacı olduğunun farkındadır. İkincisi, bu yeniden yapılanma girişimi ancak yeni bir sosyal yapı ile mümkün olabilirdi. İttihatçılar, bu yeni koşulları inşa etme ihtiyacının aciliyetini hissettiler. Böylece Osmanlı hükûmeti dinî, manevi, milli ve vatansever duyguları içeren muazzam bir propaganda başlattı. Osmanlı hükûmeti, Osmanlı ordusunun askeri propagandası ve yeni askere alım yöntemi için basını, eğitimi, sanatı, dinî faaliyetleri ve kültürel çalışmaları şekillendirdi. Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemindeki bu yeni ruh hâlinin anatomisini incelemektedir.
II. Abdülhamid döneminde Karadeniz bölgesindeki şehbenderliklerin istihbarat faaliyetleri (1876-1909)
Bilimsel bir çalışma olarak bu konuyu ele almamızın nedeni Osmanlı şehbenderliklerinin bugüne kadar araştırılmamış olan istihbarat çalışmalarını aydınlığa kavuşturmaktır. Amacımız, Osmanlı Dış Askeri istihbaratında ataşemiliterler ve ataşenevaller kadar şehbenderlerin de öneminin yadsınmaması gerektiğini kanıtlamak ve daha sonra yapılacak çalışmalara kaynak teşkil edebilecek bir alt yapı oluşturmaktır. Bu araştırmanın kronolojik sınırlandırılmasını II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909) olarak belirlemekle beraber çalışılacak sahayı Karadeniz Bölgesi ile sınırlandırdık. Bunun sebebi, bahsi geçen tarihlerde Avrupa Devletleri ile beraber özellikle Bulgaristan ve Rusya'nın Karadeniz üzerinden Osmanlı Devleti toprakları üzerinde bilhassa İstanbul için tarihi emellerini gerçekleştirecek fırsatları yakalamaya çalışmasıdır. Rusların ve Bulgarların bu emellerine karşılık Osmanlı Devleti de önemli sahalarda görevlendirdikleri şehbenderleri üzerinden özellikle Rusya'nın tehdit olarak görülen ordu ve donanma faaliyetlerini takip ettirmiş, alandaki şehbenderler ayrıca Rusların mevcut iç durumu hakkındaki raporları göndermesinin yanı sıra yabancı cemiyetlerin Osmanlı aleyhinde yaptıkları faaliyetler ve basılan yayınlar hakkında da raporlar göndermişlerdir. Osmanlı Devletinin dış askeri istihbarat kanallarından olan şeehbenderler tarafından gelen istihbarat raporlarından anlaşıldığı üzere olası sıcak çatışmalar öngörülmüş ancak lojistik gibi altyapı eksiklikleri yüzünden mevcut bilgiler çoğu kez muharebe alanında kullanılamamıştır.
Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi'ne göre Yunanistan'ın iktisadi ve ticari hayatı (1885-1900)
Tez başlığını "Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi'ne göre Yunanistan'ın iktisadi ve Ticari Durumu (1885-1900)" oluşturmaktadır. 5 Ocak 1885'te yayınlanmaya başlayan Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi'nde yer alan haberler, raporlar ve yabancı ülkelerle yapılan antlaşmalar tezin çerçevesini meydana çıkarmaktadır. 20. yüzyıla girerken Yunanistan'ın iktisadi ve ticari yönlerinin araştırılması ve analiz sentezinin yapılarak yorumlanması tezin esas amacını oluşturmaktadır. XIX. yüzyılın sonlarına doğru Yunanistan'ın ekonomisini şekillendirecek olaylar ve ticaretini etkileyecek problemler gündeme getirilmektedir. Çalışmada ağırlıklı olarak XIX. yüzyılın son dönemlerine yer verilse de Yunanistan'ın devlet haline geldiği 1830'lara da değinilmektedir. Yunanistan, siyasi hedeflerinin sonucunda ülkenin uğradığı zararlara çözüm aranmaktadır. Tezin Giriş bölümünde Yunanistan'ın bir devlet haline gelmeden önce Osmanlı hakimiyetindeki durumları ele alınmıştır. Tezin ilk ve esas bölümünde birçok ülke gibi Yunanistan'ın son dönemlerine ışık olan 1885 senesinde yayım hayatına başlayan Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi incelenmiştir. İkinci bölüm Yunanistan'ın mali durumuna bağlı olarak devletlerle olan ekonomik ilişkilerine ve devletlere karşı borçlanmalarına dair bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde Yunanistan'ın, borçlanmalarının sona ereceği düşüncesiyle ve gelir artırmak amacıyla gerçekleştirdiği ticareti değerlendirilmiştir. Ancak bu ticaretin durumu şehbender raporları sayesinde meydana çıkarılmıştır. Yunanistan limanlarında yapılan ticaretin getirisi ve yüzyılın son dönemlerindeki durgunluk sebeplerinin bir gazete üslubundan yansıtılmasına sahne olacaktır. Dördüncü bölüm ticaret vasıtasıyla devletlerle anlaşma sağlanması ve ticarete "mütekabiliyet" ilişkisi ele alınmaktadır. Yunanistan'ın 1885-1900 tarihlerine ilişkin makaleleri tümevarım yöntemi kullanılarak meydana çıkarılmıştır.
Cerîde-i mehâkim: 36-65 sayılarının (1874) transkripsiyon, fihrist ve değerlendirmesi
XIX. yüzyıl yenileşme hareketleri, özellikle Tanzimat dönemi, Osmanlı tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Devlet yapılanmasının bütün alanlarında yaşanan bu çok boyutlu değişim hareketi, yeni kurumların da ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Bu bağlamda söz konusu olan alanlardan biri de adliye teşkilatı olmuştur. Tanzimat Fermanı'nın vurguladığı noktaların başında adalet anlayışının ve hukuk sisteminin modernleştirilmesi yer almıştır. Toplumsal düzeni ıslah ve çağdaşlaştırma konusunda yüksek bir ideal ile ortaya çıkmış olan Tanzimat düşüncesi adliye teşkilatında da kurumsal standardizasyonu ve açıklık politikasını ilke edinmiştir. Bu bağlamda devlet kurumlarının ve ahalinin, adalet mekanizmasında gerçekleştirilen yeniliklerden haberdar edilmesine özen gösterilmiştir. Osmanlı matbuatında, doğrudan adliye teşkilatı temalı bir süreli yayın mevcut değilken Sultan Abdülaziz devrinde adliye teşkilatında yapılan düzenlemeler kapsamında 1873 yılından itibaren Cerîde-i Mehâkim adını taşıyan hukuk temalı ilk basın organı yayımlanmaya başlamıştır. Bu gazete/mecmua vasıtasıyla 19. yüzyılın son çeyreğine girerken Osmanlı adliye teşkilatının ve hukuki uygulamalarının profilini tespit etmek mümkün olabilmektedir. Bu yayın organında; Adliye Nezareti tarafından çıkarılan kanun ve yönetmeliklerin yanı sıra muhtelif davalara dair uygulama örnekleri ve mahkeme ilamları üzerinden son dönem Osmanlı toplumunda suç ve ceza olgusuna dair çok sayıda bulguya erişmek mümkündür. Çalışmamızda, Osmanlı basınının gelişimi ve Cerîde-i Mehâkim'in çıkış süreci ile ilgili bilgiler verdikten sonra Cerîde-i Mehâkim'in 1874 yılına ait ilk otuz sayısı olan 36-65. sayılarının transkripsiyonunu gerçekleştirdik. Daha sonra ilgili sayıların muhteva analizine dair genel değerlendirmeler yaptık. Son olarak da adı geçen sayıların konu bazlı indeksini tablolar halinde hazırladık. Yayımlanmaya başladığı dönemin Osmanlı hukuki yapısı konusunda günümüze ışık tutan Cerîde-i Mehâkim hakkında hazırladığımız çalışmamızın, özellikle hukuk ve tarih alanında yapılacak olan akademik ve popüler çalışmalara önemli bir kaynak teşkil edeceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, XIX. Yüzyıl, Cerîde-i Mehâkim, Hukuk, Basın.
Vilayât-ı selase'de Jandarma Teşkilatı'nın kuruluşu ve gelişimi: Selanik vilayeti örneği (1879-1909)
1877-1878 döneminde İngiliz hükümetinin de teşviki ve yardımı ile jandarma teşkilatını kurmak için çalışmalar yapılmıştır. 1879 yılında jandarma teşkilatı kurulmuş ve 1880 yılında ilk nizamnamesi yayımlanmıştır. Selanik ve Edirne vilayetlerinde mevcut asakir-i zabtiye teşkilatları jandarma teşkilatına çevrilmiştir. Osmanlı Devleti, vilâyat-ı selasede jandarma teşkilatını kurduktan sonra yaygınlaştırılması amacıyla ilk olarak 1894'te ardından 1896 ve 1898 yıllarında reformlar yapılmıştır. 1902 yılında Rumeli'nin Gayrimüslim ahalisinden vilayetlerde yüzde on oranını geçmemek üzere jandarma, polis ve kır bekçisi personel temin edilmesi ön görülmüştür. Hüseyin Hilmi Paşa, Rumeli vilayetlerine müfettiş olarak atanmıştır. 1902 yılında, Avrupalı devletler Viyana Protokolünü sunmuşlar ve jandarma reformunun sadece vilâyat-ı selasede geçerli olmasını istemişlerdir. 1903 yılı Ekim ayında Rusya ve Avusuturya, Mürzsteg adını verdikleri ve vilâyat-ı selaseyi ilgilendiren bir reform programı hazırlayarak Osmanlı Devleti'ne sunmuşlardır. Mürzsteg ile jandarma ve polisin ıslahı işi yabancı bir generalin idaresine verilecekti. Bu generalin emrinde yeterli miktarda yabancı subay bulunacaktı. Mürzsteg tasarısı vilâyat-ı selasede müfettişliğinin merkezi olarak Selanik belirlenmişti. Vilâyat-ı selasenin jandarmasını düzenlemek üzere Degiorgis Paşa görevlendirilmiştir. De Georgis Paşa, vilâyat-ı selasenin asayişini sağlamak üzere beş bölgeye bölmüş ve jandarma idaresini İtalyan, Rus, Avusturuyalı, Fransız ve İngiliz subaylarından oluşan bir ekibe verilmiştir. Rusya Selanik merkez kazasına, İngiltere Drama kazasına, Fransa Serez kazasına subaylarını yerleştirmiş ve jandarma reformuna başlamışlardır. 1904 yılından 1907 yılına kadar Rumeli vilayetleri ve özelde Selanik'te jandarma reformu iyi sonuçlar vermiştir. 1908 yılında başta vilâyat-ı selase olmak üzere karışıklılar çıkmıştır. Meşrutiyet ilan edilmiş, meclis açılmıştır. 1908 yılında Degiorgis vefat etmiş ve vilâyat-ı selase jandarmasının idaresi İtalyan Nikol de Robilant'a verilmiştir. 1909 yılında, Meclis-i Mebusan'da vilâyat-ı selase de güvenlik ile ilgili kanunlar çıkarılmıştır. Bunu müteakiben vilâyat-ı selase jandarmasında 1904 yılından beri yapılan düzenlemelerin Osmanlı Devleti'nin bütün topraklarında uygulanmasına karar verilmişti.
İstanbul İngiliz büyükelçisi Ninova'lı Layard (1877-1880)
This thesis is a story of Sir Austen Henry Layard, the acclaimed archaeologist, who discovered Nineveh and was later deployed as the British Ambassador to Istanbul between 1877 and 1880. Having arrived in the Ottoman Empire at the brink of war with Russia, his assignment for three years was a period filled with extreme anxiety as he tried to balance varying expectations without clear directions from London. Extrapolating mainly from his memoir, this thesis examines Layard's method to influence Sultan Abdülhamid II and other Ottoman statesmen. As a Turcophile, who developed enthusiasm for the East through his readings and extensive travels as a young man, Layard's memoir provides us insight to analyze the interplay of Anglo-Ottoman diplomacy in the nineteenth century. This study is a blend of both social and diplomatic history.
Karaferye'ye ait 94 (552) Numaralı ve 1924 tarihli Şer'iyye Sicil Defteri (Transkripsiyon ve değerlendirme)
Şer'iyye sicilleri, kadılar tarafından yazılan ve mahkemedeki her türlü hükmün, merkezle yapılan yazışmaların ve önemli evrakların kaydedildiği defterlerdir. Hüccet, mürasele, ilam, maruz gibi kadı tarafından inşa edilen belgelerin yanı sıra ferman, buyruldu, tezkere, temessük gibi merkezden gelen belgeler şer'iyye sicillerinde yer alan belgelerdir. Bu belge çeşitliliği sicilleri Osmanlı tarihi ve şehir tarihi ile ilgili siyasi, sosyal, ekonomik, idari, hukuki, askeri birçok konuda bilgi edinmemizi sağlayan en önemli arşiv evrakından biri yapmıştır. Bu nedenle şer'iyye sicilleri -özellikle şehir tarihçiliği alanında- Osmanlı tarihini çeşitli yönleriyle araştırmak isteyen tarihçiler için başvurulması gereken bir kaynaktır. Karaferye, tarih boyunca birçok devletin egemenliği altına girmiştir. Osmanlı Devleti döneminde Selanik vilayetine bağlı bir kaza olan Karaferye, verimli toprakları üzerinde üretilen zirai ürünler, ufak çaplı sanayisi ve Selanik'e yakın bir konumda olmasının etkisiyle üretilen ürünleri ihraç edebilmesi burayı balkanlardaki önemli merkezlerden biri haline getirmiştir. Ancak Osmanlı Devleti'nin Balkan Savaşları'ndan yenik ayrılmasının ardından Atina Anlaşması ile Yunanistan'a bırakılmıştır. Tezimize konu olan 94 (552) numaralı ve 1924 tarihli Karaferye şer'iyye sicili, tamamen günümüz harflerine çevrilmiş ve sicilde yer alan hükümlerin değerlendirmesi yapılmıştır. Şer'iyye sicili yazıldığı tarih itibariyle Karaferye'nin Osmanlı hakimiyetinden çıkışından sonraki dönemini kapsamaktadır. Sicil bu dönemde Karaferye'de yaşamış Müslümanlar hakkında bilgi vermektedir. Şer'iyye sicilinde 1915-1924 yılları arasında kaydedilmiş vasi tayini, vakıflarla ilgili meseleler, miras taksimi, nafaka, boşanma gibi birçok konu hakkında 228 adet hüküm bulunmaktadır. Bunların çok büyük çoğunluğunu vasi tayini ve vakıflarla ilgili hükümler oluşturmaktadır. Sicilde yer alan hükümler konularına göre tasnif edilerek tablolaştırılmıştır. Ayrıca sicilde adı geçen mimari eserler, mahalle adları, kaza ve köy isimleri belirtilmiştir.
Enstantane fotoğrafları ve Osmanlı İmparatorluğu'nda fotoğrafik temsil: Servet-i Fünun örneği
This thesis explores the class character of photographic representation in the Ottoman Empire between 1896 and 1901, focusing on the illustrated journal Servet-i Fünun as a primary source. During this period—which can be described as the journal's "golden age"—photography emerged as a powerful visual medium embedded within broader processes of modernization, governance, and class formation. Rather than a neutral documentary form, photography in Servet-i Fünun functioned as a tool of bourgeois visual pedagogy, shaping how readers perceived themselves, society, and the Empire. Drawing on theoretical frameworks from Michel Foucault, Pierre Bourdieu, Antonio Gramsci, and Jonathan Crary, the thesis situates photography within the visual technologies of modern statecraft and cultural production. It examines how Servet-i Fünun—through its photographic contests, editorial policies, and aesthetic norms—trained a literate, urban readership to internalize bourgeois values of order, legibility, and modernity. These practices filtered participation through technical requirements and financial access, effectively restricting visual representation to privileged social classes. Across three chapters, the study analyzes photography's role in the late Ottoman Empire, the journal's role in building a bourgeois visual sphere, and the use of snapshots as tools of symbolic power and cultural distinction. Ultimately, the thesis argues that photography in this context did not merely reflect Ottoman modernity, it actively produced it through class-specific regimes of vision.