Akdeniz University
Discipline

Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı

Akdeniz University

9

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

9 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molar gömülü kalma paterninin radyomorfometrik değerlendirilmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın birincil amacı gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molar gömülü kalma paterninin radyomorfometrik olarak incelenmesidir. İkincil amacı ise gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molarların gömülü kalma pozisyonları ile gonial açı ve insizal açı arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Ocak 2020-Nisan 2024 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Ana Bilim Dalı'nda gömülü dişleri değerlendirmek için alınmış KIBT görüntüsü olan 120 hastanın gömülü üçüncü molar dişleri incelenmiştir. Üçüncü molarların Pell & Gregory ve Winter sınıflamasına göre gömülülük paternleri kaydedilmiştir. Gonial açı KIBT'den elde edilmiş panoramik rekonstrüksiyon görüntüleri üzerinde ölçülmüştür. İnsizal açı ölçümü KIBT'nin sagittal kesit görüntülerinin incelenmesi sonucu belirlenen en uygun kesit görüntüler üzerinde gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analiz verileri IBM SPSS Statistics 25 (© Copyright SPSS Inc. 1989), 2017 yazılımı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Gömülü dişi olan hastalarda gömülü üçüncü molar dişlerden 18 (p=0,036), 38 (p= 0,001) ve 48 (p=0,011) numaralı dişler anlamlı şekilde farklı görülme sıklığına sahip bulunmuştur. Üçüncü molar diş hariç en az bir gömülü dişi olan hastalarla sadece gömülü üçüncü molar dişi olan hastaların Pell & Gregory-Winter sınıflamaları, Gonial-insizal açı değerleri karşılaştırıldığında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Bu araştırma gömülü dişi olan hastalarda gömülü üçüncü molar dişlerin anlamlı şekilde az sıklıkta bulunduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular, gömülü dişlerin varlığı ile üçüncü molar dişlerin gömülü kalma olasılığı arasında ters bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, üçüncü molar dişlerin gömülülük paternleri ve bunları etkileyen faktörlerin tahmin edilmesinde yol gösterici olabileceği gibi mandibular morfometri açısından da önemli bir rehber olmaktadır. Anahtar Kelimeler: gonial açı, gömülü diş, gömülülük paterni, insizal açı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Neslihan Göksu
Akdeniz University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı ofis tipi beyazlatma yöntemlerinin etkinlikleri ve mine dokusu üzerinde oluşturdukları değişikliklerin incelenmesi

Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı 5 farklı ofis tipi beyazlatma yönteminin beyazlatma etkiliği ile beyazlatma sonrası mine morfolojisinde meydana gelen değişikliklerin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 75 adet insan molar dişi kullanıldı. Dişler meziodistal yönde ikiye bölünerek toplamda 150 adet mine örneği elde edildi. Elde edilen örnekler beyazlatma etkinliği, yüzey pürüzlülüğü ve mine yüzey sertliği değerlendirilecek şekilde 3 ana gruba ayrıldı ve her grup 50 örnekten oluşturuldu. Ardından her ana grup, 5 farklı beyazlatma yöntemini içeren 5 ayrı alt gruba (n=10) ayrıldı. Beyazlatma uygulaması öncesi spektrofotometreyle renk ölçümü, profilometreyle yüzey pürüzlülüğü, Vicker's test cihazı ile mikrosertlik ölçümü yapıldı. Daha sonra oluşturulan 5 alt gruba farklı beyazlatma prosedürleri şu şekilde uygulandı; Grup I: yanlızca %40'lık Hidrojenperoksit ile beyazlatma uygulandı (20 dk). Grup II: %40'lık Hidrojenperoksit artı LED ışık kaynağı ile aktivasyon işlemi uygulandı (20 dk). Grup III: %40'lık Hidrojenperoksit artı Diyot lazer ile aktivasyon işlemi uygulandı (7W-940 nm diyot lazerle toplamda 20 dakikada 2 dakika). Grup IV: Ozon gazı ile beyazlatma uygulandı (20 dakika). Grup V: %40'lık Hidrojenperoksit ile ozon gazı kombine bir şekilde uygulandı (20 dakika H2O2 ve 2 dk boyunca ozon gazı). Ardından beyazlatma sonrası ölçümler aynı koşullar altında yapıldı. Deneyler sonucunda elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmesi SPSS 25.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Normallik gösteren verilerin kıyaslanmasında One-Way ANOVA, normal dağılım göstermeyen bağımsız grupların kıyaslamasında ise Kruskal wallis H testi kullanıldı. Gruplar arası çoklu kıyaslamalarda Post-hoc Tukey ve H testleri tercih edildi. Bulgular: Yapılan istatiksel değerlendirme sonucunda tüm gruplarda anlamlı düzeyde beyazlatma gerçekleştiği tespit edildi (p<0.05). Ancak gruplar arasında beyazlatma etkinliği arasında anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Ortalama değerlere bakıldığında ise en düşük etkinlik grup 3'te en yüksek etkinlik ise grup 1'de tespit edildi. Beyazlatma sonrası bütün gruplarda Vickers sertlik değeri ve yüzey pürüzlülüğü anlamlı bir biçimde azaldı (p˂0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise sertlik ve pürüzlülük düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmadı (p˃0.05). Sonuç: Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar ışığında ozonun hidrojen peroksite alternatif bir beyazlatma ajanı olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca ışıkla aktivasyonun beyazlatma etkinliğini arttırmak için kullanımının şart olmadığı anlaşıldı. Son olarak ofis tipi beyazlatma yöntemleri sonrasında mine yüzey morfolojisinin etkilenebileceği bu sebeple beyazlatma öncesi ve sonrası çeşitli önlemlerin alınması gerektiği kanaatindeyiz.

Dental mineDiyod lazerDiş beyazlatma+6
Rahime Zeynep Erdem
Adıyaman University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı hassasiyet giderici ajanların demineralizasyona karşı stabilitesinin mikro bilgisayarlı tomografi kullanılarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu deneysel çalışmanın amacı; farklı remineralize edici mekanizmalara sahip olan hassasiyet giderici ajanların dentin tübüllerini tıkamadaki etkinliklerini, asit maruziyeti karşısındaki stabilitelerini kıyaslamalı olarak değerlendirmek için, mikro-BT kullanarak incelemektir. Materyal ve metot: Bu çalışmada 40 adet çürüksüz insan daimi molar dişleri kullanıldı. Hassas kesme cihazı ile kole bölgesinden 40 adet dentin bloğu elde edildi. Diskler Enamelast, Nupro Sensodyne Paste, Tooth Mousse, Colgate Sensitive Pro-Relief Desensitizing Paste olmak üzere rasgele 4 gruba ayrıldı. Her bir grup sırasıyla hiçbir işlem yapılmadan, hassasiyet giderici ajan uygulandıktan sonra ve demineralize edici ajanda bekletildikten sonra olmak üzere 3 defa mikro-BT'de tarandı. Ayrıca her gruptan bir örnek SEM ile görüntülendi. Bulgular: İstatistiksel analiz hassasiyet giderici ajan uygulandıktan sonra Nupro ile Colgate grupları arasında mineral yoğunluk değişimi olduğunu gösterdi (p=0.042). Diğer gruplar arasında mineral yoğunluk düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Mineral yoğunluğu en fazla artan grup Colgate olmuş, bunu sırasıyla Enamelast, Toothmouse ve son olarak Nupro grupları izlemiştir. Demineralizasyon sonrası mineral yoğunluk değişimlerinde Toothmouse ile Colgate grupları arasında (p=0.002) ve Enamelast ile Colgate grupları arasında (p<0.001) anlamlı bir fark saptandı. Diğer gruplar arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmadı. Mineral yoğunluk değişim en fazla Enamelast grubunda olmuş bunu sırasıyla Tooth Mousse, Nupro ve Colgate grupları izlemiştir. Sonuçlar: Çalışmada kullanılan tüm örneklerde hassasiyet giderici ajanlar uygulandıktan sonra mineral yoğunluk değerleri artış göstermesine rağmen demineralizasyona karşı yeterli direnci gösterememiştir. Mineral yoğunluğundaki en fazla artış ve demineralizasyona karşı en fazla direnç Colgate grubunda olmuştur.

Dentin duyarlığıDiş demineralizasyonuFlorürler+1
Enis Şimşek
İnönü University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kollajen ve bioaggregate' den oluşan yapı iskelesinin perfore diş pulpası üzerindeki etkisinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Diş pulpasının çeşitli nedenlerle açıldığı durumlarda pulpanın korunarak dişin canlılığının devam ettirilebilmesi için biyouyumlu materyallerle pulpadaki açıklığın örtülmesi gerekmektedir. Diş hekimliğinde doku mühendisliği, kaybedilmiş diş dokularının ve hatta kaybedilmiş bir dişin tekrar oluşturabilmesini sağlayacak materyaller ve teknikler üzerine yoğunlaşmıştır. Bizde bu çalışmada, Kollajen ve BioAggregate materyallerinden oluşturulmuş süngerimsi yapı iskelesinin perfore edilen koyun dişlerinde direkt kuafaj materyali olarak kullanılmasının dördüncü ve sekizinci haftalar arasındaki doğal diş dokusu oluşumuna etkisini histolojik incelemelerle değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda deney hayvanı olarak 4 adet koyun kullanıldı. Kollajen ve BioAggragate materyallerinin karıştırılarak liyofilizasyon işlemi ile gözenekli hale getirildiği yapı iskeleleri laboratuvar ortamında oluşturuldu. Yapı iskeleleri oluşturulduktan sonra por büyüklüğü ve yoğunluğunu belirleyebilmek için civa porozimetresi testi ve SEM görüntülemesi ile karakterizasyonları yapıldı. Daha sonra koyunların mandibular kesici dişlerinden ikisinde oluşturulan perforasyon alanlarına bu yapı iskeleleri yerleştirildi. 4 ve 8 hafta sonra koyunlar dekapite edilerek dişler çenelerden çıkarılıp histolojik kesitler hazırlandı ve ışık mikroskobu altında perforasyon alnındaki doku oluşumu gözlendi. CellSens Standard Software programı vasıtasıyla kesitlerin görüntülemesi ve oluşan dentin miktarının ölçümü yapıldı. Oluşan dentin köprüsü miktarının haftalar arasında istatistiksel olarak karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan civa porozimetresi testi ve SEM görüntülemelerinde, oluşturulan yapı iskelelerinin hücrelerin yerleşerek doku oluşturabilmesi için yeterli yoğunlukta ve büyüklükte gözeneklere sahip olduğu saptanmıştır. Diş kesitlerinin histolojik incelemelerinde de 4. hafta sonunda gözenekli yapıda, perforasyon alanını tamamen örten osteodentin karakterinde tamir doku oluşumu gözlenmiştir. 8. hafta sonundaki örneklerde de 4. haftaya göre daha kompakt yapıda, doku ile bütünlük sağlamış, tübüler bir yapı kazanmış osteodentin karakterinde tamir dokusu gözlenmiştir. 8. haftadaki bazı örneklerde tamir dokunun perforasyon alanının dışına yapı iskelesi içine doğru geliştiği de gözlenmiştir. Oluşan tamir dentin kalınlığının miktarında 4. hafta ve 8. hafta arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. (p>0.05). Sonuç: Diş pulpasının açığa çıktığı durumlarda pulpa dokusu ile uyumlu materyallerden oluşturulmuş gözenekli yapı iskeleleri ile diş pulpasının örtülmesi, doğal diş dokusu oluşturarak diş pulpasının canlılığını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi için kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Yapı İskelesi, Kollajen, BioAggregate, Direkt Pulpa Kuafajı

BiyouyumlulukDental pulpaDental pulpaya başlık geçirmek+3
Burak Dayı
İnönü University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Pulpa kuafaj materyallerinin diş pulpası kökenli mezenkimal kök hücreler üzerindeki etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, pulpa kuafajında kullanılan kuafaj materyallerinin diş pulpası mezenkimal kök hücreleri (DP-MKH) üzerindeki etkilerinin, sitotoksik ve odontojenik farklılaştırma yönünden incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmada güncel kuafaj materyalleri olan Biodentine, MM-MTA, BioAggregate ve TheraCal'in sitotoksik etkilerini belirlemek amacıyla DP-MKH üzerinde WST-1 testi gerçekleştirilmiştir. Odontojenik farklılaştırma deneyi için ise, DP-MKH' ler ve kuafaj materyallerinden oluşturulan diskler (5x2 mm) odontojenik indüksiyon besi yerinde ortak kültüre edilerek, odontojenik farklılaştırmanın bir belirteci olan Alkalen fosfataz (ALP) aktivite testi yapılmıştır. Bulgular: WST-1 testi sonuçlarına göre, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kuafaj materyallerinin tümünde sitotoksik etki gözlemlenmiştir. TheraCal diğer kuafaj materyallerinden daha fazla sitotoksik etki göstermiştir. Materyaller arasında en yüksek odontojenik farklılaştırma potansiyeli TheraCal grubunda gözlemlenmiştir. Biodentine ve MM-MTA ise kontrol grubu ile karşılaştırıldığında düşük ALP aktivitesi göstermiştir. Sonuç: Yeni geliştirilen pulpa kuafaj materyalleri, yeni doku oluşumunu uyarmada üstün özelliklere sahip olsalar bile sitotoksisite yönünden dikkatli olunmalı ve ilave çalışmalar yapılmalıdır.

Alkalen fosfatazDental pulpaDental pulpaya başlık geçirmek+3
İbrahim Umar
İnönü University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni nesil bulk fill kompozitlerin sitotoksisitelerinin ve fiziksel özelliklerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı yeni nesil bulk fill kompozit rezinlerin polimerizasyon büzülmelerini, yüzey özelliklerini, sitotoksisitelerini ve ısı iletim özelliklerini araştırmak ve karşılaştırmalı olarak incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma deneysel bir araştırma olup, bu çalışmada SDR, Tetric Evo Ceram Bulk Fill (TEC), X-trafil (XTF), Sonic Fill (SF), Filtek Bulk Fill (FBF) isimli beş farklı bulk fill kompozit rezin kullanıldı. Bu kompozit rezinlerin polimerizasyon büzülmeleri μCT cihazı ile ölçüldü. Bu amaçla her bir grup için 5 adet olmak üzere 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde silindirik kalıplara bulk fill kompozit rezinler yerleştirildi ve μCT cihazı ile tarandı. İlk taramaları bittikten sonra örnekler LED ışık cihazı ile 20 sn boyunca polimerize edildi ve tekrar tarandı. Görüntülerin μCT analizi yapılarak polimerizasyon sonrası büzülmeler hesaplandı. Kompozit rezinlerin yüzey özelliklerinin araştırılması amacıyla atomik kuvvet mikroskobu (AKM) kullanıldı. Bulk fill kompozit rezinler alt ve üst yüzeyleri açık 5 mm çapında 4 mm yüksekliğindeki kalıplara yerleştirildi ve her bir grup için toplam 5 adet örnek hazırlandı. Örneklerin alt ve üst yüzeylerinin sırasıyla pürüzlülük ve nano sertlik ölçümleri AKM ile yapıldı. Bulk fill kompozit rezinlerin sitotoksisitelerinin araştırılması amacıyla diş pulpası kök hücreleri (DPKH) kullanıldı. Her bir gruptan 5 adet olmak üzere 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde kompozit rezin diskler elde edildi ve WST-1 testi ile bu kompozit rezinlerin 1, 7, 14 ve 21. günlerdeki sitotoksisiteleri araştırıldı. Isı iletkenlik ölçümleri için her bir gruptan 5 adet olmak üzere 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde kompozit rezin diskleri elde edildi ve 0 ° C ve 70 ° C' lerdeki ısı iletim özellikleri Physical Properties Measurement System (PPMS) cihazı kullanılarak ölçüldü. Bulgular: Gruplar arasında polimerizasyon büzülmesi değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). Grupların üst yüzey nano sertlik değerleri TEC grubunda SF, SDR, FBF ve XTF grubuna göre anlamlı derecede daha yüksektir (p<0.05). Grupların ortalama alt yüzey ve üst yüzeyleri arası nano sertlik değerleri karşılaştırıldıklarında XTF grubunda alt yüzeylerin nano sertlik değerleri anlamlı derecede daha azdır (p<0.05). Diğer gruplarda anlamlı bir farklılık yoktur. Çalışmada kullanılan bulk fill kompozitlerde üst yüzey pürüzlülük değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemektedir (p>0.05). Grupların üst yüzey ve alt yüzey pürüzlülük değerleri karşılaştırıldıklarında SDR grubunda alt yüzeylerin değerleri anlamlı derecede daha fazla bulunurken (p<0.05), diğer gruplarda anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). WST-1 deneyinin sonuçlarına göre; 21. günde canlı hücre sayıları kontrol grubuyla kıyaslandığında tüm gruplarda daha azdır. Isı iletkenlik ölçümlerinin sonuçlarına göre grupların 0º C ve 70º C' lerdeki ısı iletkenlikleri XTF ve SF gruplarında FBF, SDR ve TEC gruplarına göre anlamlı derecede daha yüksektir. Sonuçlar: Bu sonuçlar doğrultusunda bulk fill kompozit rezinlerin uygulama kolaylığı sağlaması açısından avantajları bulunsa da polimerizasyon büzülmesi ve sitotoksisite açısından bazı dezavantajları bulunabilir.

Dental materyallerDental restorasyonIsı iletimi+6
Reyhan Şişman
İnönü University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı kanal şekillendirme aletleri ve kanal yıkama solüsyonlarının smear tabakası üzerine etkisinin incelenmesi: SEM çalışması

Ill ÖZET Çalışmamızda 3 farklı kök kanalı şekillendirme aleti ve 4 farklı yıkama solüsyonu kullanılarak bunların kök kanallarının koronal-orta ve apikal bölgelerde smear tabakasını ne kadar uzaklaştırabildiği incelenmiştir. Kanal şekillendirme aletleri olarak el aleti (Hedström eğe), Giromatik ve Hero 642 sistemi kullanılmıştır. Solüsyon olarak, sodyum hiporlorit (NaOCİ), Etilendiamine Tetra Asetik Asit (EDTA), EDTA+NaOCl kombinasyonu ve serum fizyolojik kullanılmıştır. Çalışmamızda 64 adet ön grup diş kullanılmış, bunların kuron kısımları uzaklaştırıldıktan sonra rastgele 16 dişten oluşan 4 gruba ayrılmıştır. El aleti, Giromatik ve Hero 642 sistemiyle şekillendirilmiştir. 4. grup kontrol grubu olarak kullanılmış, şekillendirme işlemi yapılmamıştır. Her gruptaki dişler irrigasyon için 4 'erli 4 alt gruba ayrılmış ve irrifasyon işlemi yapılmıştır. Serum fizyolojikle yıkanan kanallar kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Dişlere mesio-distal yönde oluklar açılarak sıvı azotta bekletilmiş ve ikiye ayrılmıştır. 200 °A kalınlığında altınla kaplanarak scanning elektron mikroskobik (SEM) 'de incelenmiştir. Testler sonucunda aletler arasında en iyi temizleme Hero 642 sisteminde, solüsyonlar arasında EDTA+NaOCl kombinasyonunda ve bölgeler arasında koronal bölgede elde edilmiştir. Şekillendirme işlemi yapılmayan kontrol grubunda smear tabakasının varlığı görülmemiştir.IV Testlerimiz sonucunda en iyi temizlemenin El aleti/NaOCİ/Koronal, Giromatik/NaOCİ/Koronal ve Hero 642/EDTA+NaOCl/Orta kombinasyonlarında olduğu görülmüştür.

K. Meltem Çolak
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni geliştirilen dentin bağlayıcı sistemlerin sitotoksik etkilerinin incelenmesi

Amaç: Dentin bağlayıcı sistemlerin canlı pulpa-dentin kompleksi ile yakın ilişkide bulunacağı için pulpa dokusundaki etkileri önemlidir. Bu çalışmadaki amacımız, farklı içerik ve özelliklere sahip tek aşamalı üç dentin bağlayıcı sistemin insan diş pulpası fibroblast hücreleri üzerindeki sitotoksik etkilerini tetrazolium tuzu 3-(4,5-dimethylthiazol-2-yl)-2,5-diphenyltetrazoliumbromide testi (MTT) kullanılarak 24, 48 ve 72 saatlik süreler sonunda değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Bu çalışmada 3M ESPE Universal Single Bond, Clearfil S3 Bond Plus ve GC-Gaenial bond gibi tek aşamalı dentin bağlayıcı sistemler test edildi. Kontrol grubu olarak sadece serum içeren kültür ortamı kullanıldı. Dentin bağlayıcı sistemlerin polimerizasyon öncesi ve polimerizasyon sonrası sitotoksik etkileri MTT testi ile değerlendirildi. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 20.0 paket programı ile değerlendirildi. Nicel veriler ortalama ve standart sapmalarla özetlendi. Bulgular: Dentin bağlayıcı sistemlerin canlı hücre sayıları üzerindeki etkileri karşılaştırıldıklarında Clearfil S3 Bond Plus grubu sitotoksik etki açısından anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Gaenial Bond grubu ise sitotoksik etki açısından daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Polimerize edilmeden uygulanan dentin bağlayıcı sistemlerin tümünde 1/1000' lik dilüsyonlarında canlı hücre sayısı anlamlı derecede azalmıştır (p<0.05). Tüm dentin bağlayıcı sistemler farklı zaman ve farklı konsantrasyonlarda en az iki defa kontrol grubuna göre anlamlı derecede canlı hücre sayısında artış göstermiştir (p<0,05). Sonuç: Yeni geliştirilen dentin bağlayıcı sistemlerin, uygulama kolaylığı sağlaması açısından avantajları bulunsa da hücre canlılığı açısından bazı dezavantajları bulunabilir. Bu nedenle dentin bağlayıcı sistemlerin biyolojik uyumunun arttırılması için çeşitli tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Dental bondingDental materyallerDental pulpa+4
Mehmet Gökhan Tekin
İnönü University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Akıcı kompozitlerin polimerizasyon büzülmelerinin yeni nesil mikro bilgisayarlı tomografi (mikro-ct) cihazı ile değerlendirilmesi

ÖZET Amaç: Bu çalışmanın amacı 8 farklı akıcı kompozit rezinin yeni nesil Mikro Bilgisayarlı Tomografi Cihazı (Micro - CT Skyscan 1172) ile polimerizasyon büzülmesinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda akışkan kompozit rezinler ve bulk fill akışkan kompozit rezinler kullanıldı. Kaviteye 4 mm kalınlığına kadar uygulanabilen bulk fill kompozitler için 4x6 mm lik standart teflon kalıplar kullanıldı. Akışkan kompozit rezinler için ise 2x6 mm lik standart teflon kalıplar kullanıldı. Her bir grup için farklı dental akıcı rezin kompozitler kullanıldı. Her bir grup için ayrı ayrı standart kalıplar içine kompozit materyal yerleştirildi ve Micro- Skyscan 1172 cihazı ile kamera piksel boyutu 9 µm, voltaj 100 kV, 100 mili amper, rekonstrüktör dönme açısı 360 derece, dönme açısı 2 derece olacak şekilde ayarlanarak ve LED ışıkla polimerize edilmeden önce 1 saat numune tarandı. Tarama sırasında cihazın iç haznesi karanlık ortamda bulunduğu için materyalde büzülme gözlenmedi. Materyal tarandıktan sonra LED ışıkla 40 sn. polimerize edildi ve tekrar Skyscan 1172 cihazı ile aynı parametrelerde tarandı. Taranan numunelerin CTAn software programı ile polimerizasyon büzülmeleri hesaplandı. Her bir grup için 10 adet numune; 5 adet polimerizasyon öncesi 5 adet polimerizasyon sonrası olacak şekilde değerlendirildi. Sonuçlar: Materyallerin polimerizasyon sonrasındaki parametrelerin yüzdelik değişimi incelendiği zaman polimerizasyon büzülmesi en fazla CHF grubunda en az XTB grubunda gözlemlendi. Anahtar Kelimeler: Akışkan Kompozitler, Micro - CT Skyscan 1172, Polimerizasyon büzülmesi

Hakan Kamalak
İnönü University
2015
00