
48
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hititçe çiviyazılı kaynaklara göre Tetešhapi ve kültü
Hititlerin metin küllliyatını, tarihi metinler, devlet anlaşmaları, mektuplar, kanunlar, idari metinler, mitler, dualar, arınma ritüelleri, kehanetler ve daha fazlası oluşturmaktadır. Ancak, bu kategorinin büyük bir kısmı bayram ritüel metinlerine aittir. Bayram ritüel metinlerinin geniş kapsamlı dizininin inşa edilmesi, Hititoloji sahasına her ne kadar fayda sağlasa da bazen zorluklarla doludur. Örneğin, mevsimsel bayramlar birçok güne yayılmakta ve birden fazla kült kentini içermektedir. Basmakalıp cümleler ve pasajlardan oluşan bu bayram metinlerindeki küçük fragmanların başka bir bayram metnine ait olduğunu ispat etmek ise son derece zorlayıcıdır. Ancak, genel kapsamda bayram ritüellerini değerlendirdiğimizde tanrıları memnun etmek, ülkenin refah ve bolluğu için onlarla iletişime geçmek amacıyla tanrıları anarak onlara zengin ziyafetler sunulması, kurbanlar verilmesi, dans, müzik ve eğlencenin yer aldığı kültsel öğelerin bulunduğunu açıkça görebilmekteyiz. Hatti kökenli tanrıça Tetešhapi'nin bayramı, eski Hitit unsurlarını içinde barındıran dans, müzik ve eğlencenin yoğun olduğu bir bayramdır. 61 tablet ve 89 fragmandan oluşan bu bayram metinleri Eski, Orta, Yeni ve Geç Yeni Hitit'e tarihlendirilmektedir. Eski Hitit geleneğine atıfta bulunan purulli(ya)- ve KI.LAM bayramlarında da adı geçen tanrıça Tetešhapi, vahşi doğanın koruyucu tanrıçası (potnia theron) olarak görülmektedir. Tanrıça Tetešhapi'nin bayramının hangi mevsimde kutlanıldığına dair metinlerde net bir bilgi olmasa da ilkbaharda kutlanan purulli(ya)- ve KI.LAM bayram metinlerini tanrıça Tetešhapi'nin bayram metinleri ile karşılaştırdığımızda bazı ortak unsurlardan yola çıkarak tanrıça Tetešhapi'nin bayramının ilkbaharda kutlanılan bir bayram olduğunu açıkça görmekteyiz. Tanrıça Tetešhapi'nin bayramının başrolünde, NIN.DINGIR rahibesinin bulunduğunu ve onun tuhkanti- ile ortak hareket etmesinden yola çıkarak bu rahibenin statüsünün kraliyet ailesi üyelerininkine benzediğini ifade edebiliriz. Çünkü, KI.LAM bayramında, NIN.DINGIR rahibesi kral ve kraliçe ile hareket ederken tanrıça Tetešhapi bayramında ise bağımsız bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. En az yedi gün süren bu bayramda avcılık unsurlarının yanı sıra dans, müzik ve eğlencenin önemli olduğunu tanrıça Tetešhapi'nin bayram metinlerinden öğrenmekteyiz. Aynı zamanda, Hattuša'dan Tawiniya'ya süren bir kült yolculuğu, birçok tanrı adının geçmesi ve tuhkanti-'nin varlığı Tetešhapi'nin bayramının devlet kültüne ait bir bayram olduğunu kanıtlamaktadır. Bu bayram metinlerinden de anlaşılacağı üzere, dans ve Hatti şarkıları çok önemli ve sıra dışıdı bir konumdadır. Dans, NIN.DINGIR rahibesi tarafından tek başına veya "fakir adamın kızı" olarak bilinen genç bir kadınla ve belirli bir düzen içerisinde gerçekleştirilmiştir. Bir diğer dikkat çeken unsur ise Hititçe kaynaklarda çok sık rastlayamadığımız bir ilahın kendi cümleleridir. Tanrıça Tetešhapi'nin cümlelerini ise bu bayram metinlerinde görmekteyiz. Bu durum, tanrıça Tetešhapi bayramını diğer bayramlardan ayıran en önemli özelliktir. Sonuç olarak, bugüne kadar bir araya getirilmemiş tanrıça Tetešhapi bayram metinleri göstermektedir ki söz konusu bu metinler diğer bayram metinlerine nazaran benzersiz yönlere sahiptir. Son olarak, tanrıça Tetešhapi'ye dair tüm bilgi ve belgeleri detaylıca inceleyip bir bütün haline getirdiğimiz bu çalışmamızın Hititoloji sahasına bir katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.
Ovidius'un Tristia adlı eserinde Fortuna
Fortuna, "getirmek, götürmek" anlamlarına gelen ferre fillinden türemiştir ve "talih", "baht", "servet", "içinde bulunulan durum ve koşullar" gibi pek çok farklı anlama sahip bir sözcüktür. Antik Çağ'da insanlar hayatlarının belirli tanrısal varlıklar tarafından yönetildiğine inanıyorlardı. Bu tanrısal varlıklar arasında bulunan Talih Tanrıçası Fortuna, Fata'nın insanların hayatlarında kesinlikle yaşayacaklarına karar verdikleri olayların ne şekilde gerçekleşeceğine karar veren Tanrıça idi. Bu yüzden özellikle Roma dininde tüm tanrılar içinde en çok saygı gören ve korkulan tanrıçalardan birisiydi. Publius Ovidius Naso, İS 8 yılında sürgüne gönderilmiştir. Mutsuzluğun ve hüznün göze çarptığı Tristia adlı eserinde ozan başına gelen her şeyin Tanrıça Fortuna'nın ve kendi kötü talihinin işi olduğunu söylemiştir. Ozan bu söylemle hem Tanrıçanın acımasızlığını ortaya koymuş hem de kendi işlediği kusurlarını Fortuna'nın işiymiş gibi göstererek yurduna geri dönmeye çalışmıştır. Bu çalışmada Ovidius'un talihe ve Tanrıça Fortuna'ya ilişkin düşüncelerinin anlaşılabilmesi için öncelikle Fortuna'nın bir Tanrıça ve kavram olarak kökenine dair çalışmalar yapılmış ve Latin Edebiyatında fortuna kavramının kullanımı araştırılmıştır. Tristia adlı eserde yer alan mektuplardan gerekli yerlerin Latince'den Türkçeye çevirisi yapılarak incelenmiştir.
Eski Asurca kaynaklara göre M.Ö. II. bin yılda güvenlik algısı
Tezimizde, yayınlanmış ve yayınlanmamış Kültepe Tabletlerinden yola çıkılarak "Eski Asurca Kaynaklara Göre M.Ö. II. Bin Yılda Güvenlik Algısı" hem Anadolu hem de Asur tarafı gözetilerek iki bölüm hâlinde ele alınmıştır. Çalışmamda, yayınlanmış-yayınlanmamış çivi yazılı kaynaklardan yola çıkılarak, bilimsel kitap ve dergilerdeki bölüm ve makalelerdeki bilgiler bir araya getirilmiş ve Asurlu tüccarların can ile mal güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışmamızın ilgili bölümlerinde, Asurlu tüccarların kullanmış olduğu kervan güzergâhlarıyla ilgili haritalar ve o döneme âit sosyal ve siyasal içerikli yazışmaların örnek fotoğraflarına yer verilmiştir. Çalışmamız iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, M.Ö. II. bin yılda Eski Anadolu coğrafyasında yaşanan siyasal olaylardan kaynaklı güvenlik sorunlarından bahsedilmiştir. Bu bölümde, Eski Anadolu'da yerel krallıklar arasında yaşanan savaşlardan, M.Ö. 1875-1835 yılları arasında Anadolu'nun doğusunda ve batısında Kaniš, Purušhattum, Wahšušana... vb. şehirlerde çıkan isyanlardan, Asurlu tüccarların savaş ve isyanlara karşı nasıl tepki verdiklerinden bahsedilmiştir. Devamında askerî bir görevli olduğunu düşündüğümüz rabi sikkā/itum ile ilgili diğer bilim insanları tarafından ortaya konulan görüşlere yer verilmiş ve Asurlu tüccarların seyahatlerini askıya alan sukkurtum meselesinden bahsedilmiştir. Ayrıca bu bölümde Asurlu tüccarların can ve mal güvenliğini olumsuz yönde etkileyen meseleler, cinayet ve kan (dāmum) parası, eşkıyalık, hırsızlık, ticarî mala el koyma, hapse atma/atılma, rehin tutma/tutulma, vergi mükellifiyeti ve kaçakçılık... vb. başlıkları altında ele alınarak, filolojik belgelerle birlikte incelenmiştir. Tezin II. bölümünde ise, Eski Anadolu krallıklarının emniyet ve asayiş kapsamında halkın işlerini daha sistemli ve kontrollü bir şekilde yürütmek için oluşturdukları güvenlikle ilgili idarî yapılanma hakkında bilgi verilmiştir. Tezimizin bu bölümünde, yaptığımız sözlük taramaları sonucunda ve tabletler içerisinde kelime veya şâhit olarak adlarının geçişine rastladığımız rabi abullātim, rabi kakkē, rabi kišarānim, rabi maṣṣartim, rabi ṣ/zeri(m), rabi ummanātim, rabi ūtu'ē, rabi ba/urullum (rabiûm), nāṣir ālim gibi güvenlikle ilgili meslek adları araştırılmış ve yüksek dereceli memurlara verilen tâlimatlar ile yapılan düzenlemelere yer verilmiştir. Bu bölümde, Anadolu mimarisinde güvenliğe ilişkin alınmış olan fizikî tedbirlerden de bahsedilmiş, bir şehrin güvenliğini sağlayan surlar ve kapılar ile ilgili bilgiler, arkeolojik verilere dayanılarak konu çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır.
Plutarkhos'un Politika Parangelmata adlı eserinde devlet adamları
Antik yazarların edebi eserlere ağırlık vermeleri nedeniyle günlük hayatta devlet adamlarının nasıl davrandıklarının cevabını bulmak zordur. Plutarkhos, Politika Parangelmata yani Devlet İdaresinin Ahlaki Kuralları adlı eserinde yönetimde söz sahibi olan elit kesimin nasıl davranması gerektiği, karakterinin nasıl olması gerektiği gibi soruların cevabını vermiştir. Bunun için öncelikle bu eser Türkçe'ye çevrilerek bu kural–kriterlerin neler olduğu saptanmıştır. Sonrasında Politika Parangelmata ışığında, yaşadığımız bölge olan Lykia ve Pamphylia bölgelerindeki yazıtlar derlenerek incelenmiştir. Konu başlıklarına ayrılan eser, belirlenen yazıtlar ile karşılaştırılmıştır. Plutarkhos bu anlamda bize karşılaştırma olanağı sağlamıştır. Eser ayrıca Plutarkhos'un kendi yaşadığı dönemle ilgili bilgiler vermesi açısından da önem arzetmektedir. Yazıtlar aracılığıyla incelenen devlet adamları Plutarkhos'un yaşadığı dönemden seçildiği için Plutarkhos'un eseriyle paralellik göstermektedir. Çalışmanın sonunda Lykia ve Pamphylia bölgelerinde yönetimde söz sahibi olan devlet adamlarının Plutarkhos'un belirttiği niteliklere sahip oldukları anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Plutarkhos, Politika Parangelmata, Devlet Adamları, Lykia ve Pamphylia Bölgeleri
Hellenistik Dönem'de Asylia: Ionia ve Karia'daki tapınaklarla birlikte kent ve egemenlik alanına tanınan Hiera Kai Asylia
Arkaik Dönem'den itibaren Yunanca ?-????? teriminin oldukça çeşitli konularda kullanıldığını görmekteyiz. Arkaik ve Klasik Dönem'de kutsal yerler ve tapınaklar savaşta ve her türlü şiddet eyleminden doğal olarak dokunulmazdı. Zira, halk tanrı huzurunda günah işlemekten kaçınırdı. Klasik Dönem'de asylia sıklıkla bireylere veya bazen de kentin bütün vatandaşlarına bahşedilmekteydi. Ayrıca tapınak sınırlarında da görülmektedir. En erken olarak İÖ. V. yüzyılda Korinthos'taki bir tapınağın sınırında kullanılmıştır. Hellenistik Dönem'de asylia'nın bu kullanımları devam etmekle birlikte, artık yeni bir kullanımı ortaya çıkmıştır. Sadece tapınaklar değil aynı zamanda kentler ve kentin egemenlik alanları asylia ilan edilmeye başlamıştır. Kentler, yeni bir diplomatik hareketle tanrı veya tanrıçalarının onurunu yüceltmek amacıyla krallar, birlikler ve diğer kentlerden, tapınaklarını dokunulmaz olarak; kent ve egemenlik alanlarını ise, kutsal ve dokulunmaz olarak kabul etmelerini rica etmekteydiler. Bir yerin dokunulmazlığın ilan edilmesiyle ilgili bu yeni deyimle, İÖ. III. yüzyıl epigrafik belgelerde aniden karşılaşılmaktadır. Bu deyimin epigrafik belgelerde kullanımı genelde şu şekildedir: Sadece kentin tapınağına bu hak tanınacaksa ?????? şeklinde ifade edilirdi. Kent ve kentin egemenlik alanına verilecek ise, ???? ??? ?????? olarak ilan edilmekteydi.Epigrafik belgelerin birçoğu tapınağın ya da kentin ilanıyla ilgili kral mektuplarından ve halk kararnamelerinden oluşmaktadır. İÖ. 281 yılından önce bir yerin asylia ilan edildiğine dair herhangi bir belge ele geçmemiştir. Bu konuyla ilgili en erken belge olarak Nysa'daki Pluton ve Kore Tapınağı kabul edilmektedir. Daha sonraki zamanlarda ise, asylia hakkını elde etmek Küçük Asya ve Ege Adaları'ndaki birçok kentin başlıca amacını oluşturmuştur.
Yazıtlar ışığında Roma İmparatorluk Çağı Küçük Asya agonları ve sporcuları
Eskiçağ yaşamında spor, eğitimin önemli parçalarından biri idi. Eski Yunanistan'da her genç, zihinsel eğitimin yanında, bedensel olarak da eğitime tabi tutuluyordu. Bu bedensel eğitim beraberinde müziksel eğitimi de getirerek, gençleri vatandaşlığa hazırlıyordu. Yunanlıların özünde varolan yarışma duygusu ise, yaşamlarının bir çok alanında belirleyici bir rol oynamış ve her alanda ?iyi? olabilmek için çalışmışlardır. Bu duygu kendini spor alanında da göstermiş, ve böylece agones (= ?????? ) dediğimiz yarışmalar halkın yaşamına dahil olmuştur.Başlangıçta oyunlar, kahramanların ya da asillerin cenaze törenlerinde, ölülerin ruhlarını hoşnut etmek için düzenlenmiştir. İÖ. 8. yy.a kadar örgütlenmiş bir festival yoktur. Ordunun toplanması, cenaze törenleri gibi önemli olaylar yarışmaların düzenlenmesi için bir vesile idi. Yunan kent devletlerinin ortaya çıkması ile ulusal festivaller de ortaya çıkmıştır. Eski Yunan dünyasında dört önemli festival vardır. Bunlardan ilki, İÖ. 776 yılından itibaren kutlanmış olan, Elis'teki Olympia Oyunları, ki bu oyunlar İS. 393 yılına kadar devam etmiştir, ikincisi, Delphi'deki Pythia Oyunları'dır. Diğerleri ise Korinth'deki İsthmia ve Nemea'daki Nemea Oyunları'dır. Bunların dışında Atina'da her yıl Panatheneia ve dört yılda bir Büyük Panatheneia kutlanmaktaydı. Bu festivaller tüm Yunan dünyası için birleştirici bir özelliğe sahipti. Koloniler, bu festivaller ve özellikle de yarışmalar için ana kentlerine elçiler gönderirlerdi. Oyunların yapıldığı dönemlerde tüm Yunan dünyasında barış ilan edilirdi. Örneğin, Olympiyatların yapıldığı sırada, Elis'deki araziye silahla yaklaşmak yasak olduğu için, buna uymayanlar para cezasına çarptırılır, hatta oyunlardan diskalifiye edilir ve bir daha oyunlara katılamazlardı.Küçük Asya kentleri de, çeşitli yerel festivaller ve yarışmalar düzenlediler. Bunlar daha çok yerel tanrıların ve kahramanların onuruna, yerli hayırsever eşrafın desteğine bağlıydı. Bu festivallerin ve oyunların düzenlenmesi için ise, vakıflar oluşturulmuştu. Kentlerde düzenlenen yarışmalarda kurallar, mükafatlar vb. genellikle Eski Yunan toplumunun düzenli olarak kutladığı dört festivalden etkilenmiştir. Aynı isimleri taşımışlar - İsolympia, İsopythia gibi - ve bunun için de asıl sahiplerinden gerekli izinleri almışlardır. Yarışmalar içerik olarak ya atletik ya artistik ya da binicilik ile ilgili idi. Bunların arasından, genellikle atletik olanlar tercih edilmiştir. Yerel, küçük yarışmalar sadece yerli halka açıktı. Daha büyük olanlar ise oikoumenik (=yani uluslar arası) düzeyde idi.Oyunlar iki temel tipe ayrılırlar. (1) ?????? ?????????, yani ?para ödüllü? oyunlar. Bu sınıfa giren ve ????? olarak adlandırılan yerel yarışmalarda ödül, prestijin yanında para ödülü (=thema) idi. (2) En çok prestij sağlayan oyunlar ise, ????? ya da ?????? ????? ??? ?????????? olarak adlandırılan ?kutsal, taç ödüllü? oyunlardı. Bu oyunlarda ödül tanrılara adanmış bir taçtır. Ama para ödülünün de verildiğini ispatlayan pek çok delil vardır. Ayrıca kutsal oyunlarda zafer kazanmış bir sporcu, vatanına döndüğü zaman, kentin izni ile vatandaşlarının önünde bir zafer alayına katılma hakkına da sahip oluyordu.Roma Dönemi'nde ise, imparator kültünün ortaya çıkmasıyla, var olan yerel agones ile imparator kültü birleştirilmiştir. Bu dönemde, imparator kültünün yanında çok farklı bir olgu daha ortaya çıkmıştır. Bu da gladyatör dövüşleridir. Roma'da çok sevilen bu vahşet dolu dövüşlerin, Küçük Asya eyaletlerinde de düzenlenmiş olduğu görülmektedir.
Roma'nın Anadolu'daki yapı politikası
İÖ. 129 yılından Alexander Severus zamanına kadar çok farklı deneyimler yaşayan Anadolu eyaletlerindeki yerleşimlerde merkezi yönetimin inşa ettirdiği yapıların miktarı, türü ve kentlere yapılan mali katkılar Roma'nın eyaletlere bakış açısını anlamayı sağlayan önemli unsurlardan biridir. Kentlere belirli durumlarda yapılan bu yardımlar, epigrafik belgelerden ve antik yazarların anlatımlarından öğrenilebilmektedir. Antik yazarların imperator'ların hayatlarını anlattığı eserler, onların eyalet kentlerine yönelik yönetim anlayışlarını anlamak açısından önemli bilgiler vermektedir. Konuya ilişkin bilim insanları tarafından yapılan çalışmalar, dönemin koşullarının ve Roma'nın kentlere yaptığı yardımların çerçevesinin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Roma'nın Anadolu'daki Yapı Politikasını ele alan bu çalışma, Cumhuriyet Dönemi'nde imperium yetkisine sahip Romalı idareciler ve Principatus Dönemi'nde imperator'lar tarafından Anadolu'daki eyalet kentlerinde gerçekleştirilen yapısal faaliyetler ve mali yardımlar üzerine yoğunlaşmıştır. Özellikle Antoninus Pius sonrasında Roma'nın buradaki normal yapı inşası ve buna verdiği destek son bulmaktadır. Bu dönemden sonra Roma'nın yapı inşası faaliyeti daha çok, askeri özellikler sergileyen yol ve köprü yapımı veya onarımına yöneliktir. Bununla birlikte çalışma asker imperator'lar döneminin başlangıcına kadar getirilmiştir.Imperator'lar euergetes, ktistes ve despotes gibi ifadelerle sık sık onurlandırılmalarına karşın, yapı inşası üzerine somut bilgiler vermeyen onur yazıtları çalışmada geniş kapsamlı değerlendirilmemiştir. Eyalet kentlerinin kullanımı açısından büyük bir öneme sahip olmasına rağmen, daha çok askeri özellik taşıması nedeniyle yol yapımı ve onarımı gibi faaliyetler de istisnai durumlar dışında çalışmanın dışında tutulmuştur. İnşa faaliyetleri ve yaptıkları yardımlar doğrultusunda imperator'lar, dönemin koşullarıyla ve birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Merkezi yönetim tarafından buradaki kentlerde yapılan herhangi bir inşa faaliyeti veya yardım olmaması durumunda bunun olası nedenleri sorgulanmıştır. Buna bağlı olarak Anadolu'daki eyaletlerde imperator'lar tarafından takip edilen planlı ve düzenli bir yapı inşasının olup olmadığı sorgulanmış ve bunun boyutu ile kapsamı üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.
Yazıtlar ışığında Karia kentlerinde yurttaşların kent imarına katılımları: M.Ö. I. ?M.S. III. yüzyıl
Bu tez çalışması ile MÖ I. yüzyıl başından MS III. yüzyıl sonuna kadar geçen süre içinde yurttaşların kent imarına katkılarının yazıtlardan elde edilen bilgiler ışığında incelenmesi ve önceki yüzyıllar ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Coğrafi bölge olarak nitelikli ve çok sayıda epigrafik belge sunması nedeniyle Karia bölgesi seçilmiş ve çalışma bu bölge ile sınırlı tutulmuştur. Çalışmada araştırma konusunun gereklilikleri doğrultusunda Hellenistik Çağ ve Roma Çağı'nda kentlerin sosyal, ekonomik ve politik durumları, hayırseverlik (euergesia) olgusu ve bu olgunun kent ekonomisi, kent politikası ve toplumun sosyal yapısına etkileri hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ardından yurttaşları kent imarına katkıda bulunma yönünde motive eden etkenler irdelemiştir. Kent imarına yönelik bu katkılar yalnızca gerçekleştirilme şekilleri, nitelik ve nicelikleri açılarından değil aynı zamanda gerçekleştiren kişi veya kişilerin bu katkı sırasındaki veya öncesindeki son memuriyetleri ve bu katkılarda hangi yapıların tercih edildiği gibi kriterler uyarınca sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmalar kapsamında Hellenistik Çağ ve Roma Çağı arasındaki farklılıklar da ortaya konulmuştur. Ayrıca hayırseverlik olgusunun ailevi bağlamı ve itibar stratejileri kapsamında yurttaşların kent imarına yönelik katkılarında aile kavramı incelenmiştir. Böylece aynı aileye mensup fertlerin bir imar faaliyetinin masraflarını karşılamaya yönelik finansal etkinlikleri de sorgulanmıştır. Çalışmanın temel kaynaklarını oluşturan yazıtlar Türkçe tercümeleriyle birlikte katalog başlığı altında sunulmuştur. Ayrıca çalışmanın amacına hizmet eden sekiz adet tablo ve bir adet harita tez çalışması kapsamında yer almaktadır.
Roma Dönemi Küçük Asya procuratorları
Roma İmparatorluğu'nun kurucusu olan Augustus, senatör sınıfının gücünü azaltmak ve eyalet yönetimini daha iyi bir konuma getirmek amacıyla, atlılar sınıfının üyelerini de yönetime büyük ölçüde dahil etmiştir. Atlılar sınıfından atanan procurator'lar, Augustus'u takip eden üç yüzyıl boyunca hem merkezî yönetimde hem de eyalet yönetiminde devleti taşıyan en önemli direklerden biri olmuşlardır. Küçük Asya'da bulunan yüzlerce yazıt, imparatorun bizzat kendisi tarafından görevlendirilen bu procurator'ların, eyaletlerde valilerden bağımsız olarak vergi toplama, yol yapımı ve onarımı, sınır sorunları, asker toplama, kentlerin harcamalarını denetleme gibi görevleri üstlendiklerine ilişkin bilgiler sunmaktadır.Procurator'lar sınıfı ile ilgili tek kapsamlı çalışma 1950'li yıllarda H. George Pflaum tarafından yapılmıştır. Bu çalışma tamamen prosopografik ağırlıklı olduğu yani procurator unvanıyla tespit edilen kişilerin sadece kişisel bilgilerine ağırlık verdiği için procurator'ların etkinlik gösterdikleri alanlar hakkında kısıtlı bilgiler sunmuştur.Doktora tezi olarak hazırlanan bu yeni çalışma ile Küçük Asya'da görev yapmış olan procurator'ların etkinlik gösterdikleri alanlar belirlenmiştir. Bu sonuca ulaşabilmek için Küçük Asya'da bulunmuş procurator'lar, edebî ve epigrafik kaynaklar aracılığıyla tespit edilmiş ve bir corpus kapsamında bir araya getirilmiştir.
Arkaik ve klasik dönemlerde İonia bölgesinin politik yapısı
Antik kaynaklara göre varlığını Prehistorik Dönem'den beri sürdüren Küçük Asya'nın batı sahil kentleri İÖ. bininci yıldan itibaren Dor baskısı yüzünden kıta Yunanistan'dan gelen kolonistlerce iskân edilmiştir. Bu topluluk kısa zaman içinde yerel halkla kaynaşmış ve uzun müddet bu kolonizasyon hareketinin önderlerinin soyundan gelen krallarca yönetilmişlerdir. Karanlık Çağ'ın sona erişiyle birlikte yönetim erkinin tek bir kişinin elinde olmasından rahatsızlık duyan bazı soylu ve güçlü kimseler kralı devirmişler ve böylece gücü kendi aralarında ortak bir şekilde paylaşmanın yolunu açmışlardır. Zenginliğin en önemli kaynağı olan tarım alanlarının söz konusu bu aristokratların elinde oluşu ve onların halka karşı olan acımasız tutumu özellikle İÖ. 7. yüzyıldan itibaren tiranlık olarak adlandırılan yeni bir rejimin doğmasına yol açmıştır. Bu yeni rejimde halkın desteğini arkasına alan tiranlar iktidarlarını pekiştirebilmek adına kentlerdeki soylulara karşı son derece zalimce davranmışlardır. Onların birçoğunu ya sürgüne göndermiş ya da öldürmüşler, böylece bu kimselerin kendilerine karşı bir tehlike oluşturmasının önüne geçmişlerdir. Perslerin Anadolu'ya gelmesinin ardından mevcut tiranlar güçlerini muhafaza edebilmek için onların desteğine ihtiyaç duymuş ve ortaya Pers destekli yeni bir tiranlık dönemi çıkmıştır. Pers tehlikesinin Yunanistan ve Batı Anadolu için sona erdiği 479 yılından sonra bu tiranların yerini oligarşi ve daha sonra demokrasi yanlıları almıştır. Bu tarihten Büyük İskender'in Asya'yı fethine kadar geçen zaman diliminde İonia kentleri Atina-Sparta ve Pers üçgeni içerisinde sürekli olarak bu güçlerin kendisi için uygun gördüğü yönetim biçimlerine teşvik edilmişler ya da zorlanmışlardır.Bu çalışmada İonia kentlerinde hüküm sürmüş olan tüm kralların ve tiranların hayat hikâyeleri, aristokratlar/oligarkhlar ile demokratlar arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen çatışmalar ve bunun sonucu olarak kentleri kasıp kavuran iç savaşlar, nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte kent bazında tek tek mercek altına altına alınmış ve bütün bunların söz konusu İonia kentlerini nasıl etkilediği antik ve epigrafik kaynaklar ışığında ortaya konularak Arkaik Devir'den Hellenistik Devre kadar İonia'nın politik tarihi yazılmıştır.
Geç Roma İmparatorluk çağında Roma - Sasani ihtilafları: Roma'nın doğu sınırları
İ.S. III. yüzyılda ilk Roma ? Sasani ihtilafları I. Ardaşır ve Alexander Severus'un hükümdarlıkları sırasında meydana gelmiştir. Söz konusu ihtilaf I. Ardaşır tarafından daha önce atalarının hüküm sürdüğü toprakların Romalılar'dan geri istenmesi üzerine başlamıştır. Bu çatışmaların sonucunda Herodianus dışında metinde kullanılan diğer kaynaklar Alexander Severus'un başarı kazandığını anlatmaktadır. Ancak Pers saldırıları durdurulamamış ve yeni imparator III. Gordianus ile I. Şapur arasında yeniden karşılaşma meydana gelmiştir. İlk başlarda başarılar kazanan Gordianus, praetor praefectus'u Timesitheus'un ölümünün ardından kendisi de ya savaşta (Misikhe) ölmüş ya da kendisinden sonra imparator olan Philippus Araps'un ihaneti dolayısıyla öldürülmüştür. Gordianus'un ölümü üzerine Philippus Araps, İ.S. 244 yılında Mesopotamia'yı ve Armenia'yı Persler'e teslim eden bir anlaşma yapmıştır. Fakat I. Şapur Roma'ya karşı seferlerine ve agresiv politikasına devam etmiş; Roma'ya ait birçok kenti ele geçirmiş ve hatta Akdeniz kıyılarına kadar ilerleyerek Kilikia kenti Tarsus'u zaptetmiştir. İ.S. 260 yılında İmparator Valerianus ile girdiği karşılaşmada imparatorun kendisini, komutanlarını ve askerlerini esir almıştır. Krizden dolayı imparator istikrarsızlığı yaşayan Roma ise çözümü müttefiki olan Palmyra Kralı Odaenathus'a imparatorluk yetkisi vermekte bulmuştur. Odaenathus, I. Şapur üzerinde başarılar kazanmış, Şapur'u Mesopotamia ve Syria'dan çıkarmıştır. Fakat daha sonra Odaenathus başarılarının verdiği hırsla Roma'ya ilerlemeye kalkmış ve başarısız olmuştur. Odaenathus öldükten sonra karısı Zenobia Roma'nın yeni düşmanı olarak orataya çıkarak Roma'ya tabi olan Mısır ve Arabia'yı işgal etmiştir. Bunun ardından İmparator Aurelianus, Palmyra'ya ilerlemiş, Zenobia'yı yakalamış ve ülkeyi bir çöl haline getirmiştir. Bu sırada I. Şapur ölmüş yerine Behram tahta çıkmış ve Historia Augusta'ya göre Roma İmparatoru Probus'a barış teklif etmiştir. İmparator Carus, oğullarıyla birlikte hüküm sürmeye başladığı zaman Sasaniler üzerine sefere çıkmış, onları yenmiş, fakat yıldırım düşmesi sonucu Ktesiphon'da bulunan ordugahında ölmüştür. Sasani İmparatoru Narses de tahta çıkınca ataları gibi Roma'ya karşı saldırı politikası izlemiş ve bunun sonucunda İ.S. 297 yılında Galerius ile savaşmıştır. Savaş sonrasında kendisi kaçmış; fakat haremi ve değerli eşyaları Galerius tarafından ele geçirilmiştir. İ.S. 298'de Narses ve Diocletianus arasında barış yapılmış, Narses Roma'nın bütün şartlarını kabul etmek zorunda kalmıştır. II. Şapur'un tahta çıkmasıyla beraber Sasaniler için altınçağ başlamıştır. II. Şapur, II. Constantius ile girdiği mücadeleri genellikle kazanmış; Nisibis'i üç kez kuşatmış; Singara'yı ele geçirmiştir. Constantius'un ölümünden sonra varisi Iulianus Pers Seferi'ne girişmiş ve Mesopotamia'da birçok kenti zaptederek Sasaniler'in başkenti Ktesiphon'a kadar ilerlemiştir. Ancak düşman topraklarında savaşırken ölmesi Roma'yı bir kez daha imparatorsuz bırakmıştır. Seçilen İmparator Iovianus, İ.S. 363 yılında II. Şapur ile utanç verici ancak oldukça gerekli bir anlaşma yapmıştır. Buna göre fethedilen topraklar geri Persler'e teslim edilmiştir ve bu barış neredeyse otuz yıl geçerli olmuştur. İ.S. 379 yılında II. Şapur'un ölümüyle Sasaniler ihtişamlı günlerini geride bırakmışlardır. İ.S. 383/384 yılında I. Theodosius ve III. Şapur arasında yeniden bir barış yapılmış; Armenia iki imparatorluk arasında paylaştırılmış ve yukarı Dicle ve Fırat üzerindeki stratejik bölgeler Theodosius'a kalırken Nisibis ve Singara Persler'de kalmıştır.
Dynastik Lykia: Sikkeler ışığında idari örgütlenme ve tarihi coğrafya
Lykia, 540 yılında Harpagos'un bölgeyi işgali ile birlikte Pers hakimiyeti altına girmiştir.Bölgedeki sikke darbının başlamasının ise, bu tarihten kısa bir süre sonra, Pers kralı I. Dareios'unyeni bir düzenleme ile hakimiyeti altındaki tüm ülkeyi 20 satraplığa ayırarak vergilendirmesiylebaşlamış olduğu düşünülmektedir. Lykia, bu yeni sistemde birinci satraplık dahilindeiolis, Ionia, Karia, Milyas ve Pamphylialılarla beraber yıllık 400 talanta vergi ödemekleyükümlü olduğu bilinmektedir. Lykia'nın bu tarih itibari ile başladığı sikke basımınaKaria egemenliğine dahil edildiği 360 yılına kadar devam ettiği görülmektedir.Klasik Dönem'de Lykia'nın idari yapısının modern literatür tarafından ?dynastik? olarakadlandırılan ?beylik? sistemi olduğu görülmektedir. Bu sisteme göre, beyler müstahkem kaleyerleşimlerinde oturmakta ve çevrelerindeki bölgeye hükmetmekteydiler. Klasik Dönem boyuncaLykia sikkelerindeki lejantlardan bölgede 40'a yakın dynast ve 20 kadar ise yerleşimyeri olduğu tespit edilmiştir. Tespit edilen dynastlar arasında Ksanthos Hanedanlığı'na mensupolan Kuprlli, Kheriga ve Kher?i gibi dynastların tüm bölgede sikke basmış olmaları ve bubaskılarda görülen motif çeşitliliğindeki fazlalık hanedanlığın bağlı olduğu Ksanthos kentininbölgede idari bir merkez olduğunu göstermektedir.ncak söz konusu sikke lejantlarından bilinen beylerin hangi kentlerde hakimiyet kurduğuçoğunlukla bilinmemektedir. Yine aynı şekilde lejantlar ile tespit edilen sikke basım merkezlerininhangi dynastlar tarafından yönetildiği tam olarak çözülememiştir. Bu gibi sorunlarınyanı sıra, bölg Batı ve Orta ? Doğu Lykia'da, ağır ve hafif olmak üzere iki farklı standarttasikke basımı daha önceden tespit edilmiş olmasına rağmen, bu ayrımın bölgedeki iki faklıpolitik veya ekonomik bir organizasyona işaret edip etmediği sorunu hala devam etmektedir.Bununla birlikte sikkeler üzerinde çizgisel ve motifsel semboller bulunduğu görülmektedir.Bu sembollerin belirli hanedanları sembolize ettiği açıktır, fakat hangi sembolün hangi hanedanaait olduğu hususları bugün itibari ile çözüme kavuşmamış gözükmektedir.Bu çalışmada, yayınlanmış kataloglar aracılığı ile tüm Klasik Dönem Lykia sikkeleri listelenmiş,baskılar üzerinde görülen dynast ve kent isimleri belirlenmiş ve bu isimler modernliteratür ve epigrafik veriler de incelenerek detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. yrıca tespitedilen dynast ve kent baskıları üzerinde görülen motifler ve semboller tablolara dökülerek,dynastlar ve kentler arasındaki politik bağlantılar tespit edilmeye çalışılmaktadır.
Kelainai/Apameia Kibotos'un tarihi
Araştırma konusu Kelainai/Apameia Kibotos, Marsyas'ın kaynaklarında kurulmuştur. Kent ilk olarak Herodotos tarafından Pers Savaşları kapsamında belgelenmiştir. Pers Kralı Kserkses ve Genç Kyros burada saraylar ve vahşi hayvan parkı yaptırmışlardır. Antiokhos Soter (MS 281-261) Hellenistik Dönem'de Kelainai'ın yakınında annesinin ismine izafeten Apameia olarak anılan yeni bir kent kurmuştur. Bu tarihten sonra Kelainai ismi resmi belgelerde kullanılmamıştır. Seleukoslar MÖ 190 yılından MÖ 188 yılına kadar belgelenebilir şekilde Apameia'da ikamet etmişlerdir. Roma Cumhuriyeti ile Seleukos Krallığı arasında MÖ 188 yılında burada barış antlaşması imzalanmıştır. Kentin epithetonu Kibotos ilk olarak Strabon aracılığıyla belgelenmiştir. Roma İmparatorluğu Dönemi'nde Apameia, Ephesos'tan sonra Küçükasya'nın en büyük ticaret merkezi ve bir conventus merkezi olmuştur.En önemli yol ağlarının kavşağında konumlanan kent zaman içinde büyük bir stratejik ve ekonomik önem kazanmıştır. Krallar, genareller, temsilciler ve binlerce asker bu nedenle kente gelmişlerdir. Kent yoğun bir kültürel buluşma noktası olmuştur. Kent orada yaşayan yerel Phrygia, Lydia, Pers ve Yunan halk gruplarının kültürel etkileşimiyle şekillenmiştir. Daha sonra burada askeri yazıtların açığa çıkardığı gibi farklı Roma lejyon ve yardımcı birliklerinin askerleri ve emekli askerleri yaşamıştır. Son olarak MS 2. yy.'ın sonlarından itibaren belgelenir bir şekilde burada Hristiyan gruplar yaşamıştır.Kelainai/Apameia Kibotos'un bu tarihi önemine karşılık burada henüz arkeolojik bir araş-tırma yapılmamıştır.
Hellenistik ve Roma dönemlerinde Pamphylia'da kent memuriyetleri
İ.Ö. 8. yüzyılın başlarında Ege kıyılarında ortaya çıkan, autonomia, autarkia ve polites kavramlarıyla şekillenen polis, günümüzde kent devleti tanımının karşılığıdır. İ.Ö. 8. yüzyılın ortalarında başlayan kolonizasyon süreciyle daha önceden iskan edilmiş olan Pamphylia Bölgesi'nde yeni polis'ler kurulur.Hellenistik Dönem'de kentler varlıklarını genellikle bir krallığa bağlı olarak sürdürmüşlerdir. Yine de autonomia'larını koruyarak bir kentin en temel idari kurumları olan danışma (boule) ve halk (demos) meclisleri aracılığıyla kendi kendilerini yönetmeye devam etmişlerdir. Bunun yanısıra kentlerde temizlik ve düzenin sağlanması, kent pazarının denetimi, yeterli yiyecek stoğunun tedarik edilmesi, güvenliğin sağlanması, halkın eğlence ihtiyacının karşılanması, çocukların ve gençlerin eğitimi, vergilerin toplanması, dinsel faaliyetlerin organizasyonu gibi kamusal yaşamın her alanında, çok sayıda memur görev yapmıştır.Roma'nın egemen güç olmasıyla kentler çeşitli şekillerde Roma'nın kontrolu altına girmekle birlikte yönetimlerini boule ve demos'un aldığı kararlar uyarınca, yıllık olarak seçtikleri memurlar aracılığıyla sürdürmüye devam ettiler. Oldukça köklü bir kent kültürü ve gelişmiş bir örgüt yapısına sahip Anadolu'da Roma hazır bulduğu ve oldukça iyi işleyen sistemi ufak uyarlamalar dışında olduğu gibi devralmıştır. Bu durum Hellenistik kurumların Roma Dönemi'nde de devam etmesini sağlamıştır. Hellenistik Dönem'den itibaren sosyal yaşamda meydana gelen değişimlerle artan ihtiyaçların karşılanması için kentlerin zengin yurttaşların bağışlarına daha fazla ihtiyaç duyması leitourgia'nın çoğalmasının nedenidir. Roma'nın kentlerin yönetimini varlıklı kesimin eline verme politikası sonucunda bu durumun giderek hukuksal bir yapı kazanmasıyla memuriyet üstlenebilmek için summa honoraria uygulaması başlar. Bu durum kent nufüsunun memuriyet üstlenenler (ß????????) ve üstlenemeyenler (???????) olarak ikiye ayrılmasıyla sonuçlanır.
İS. III. - V. yüzyıllarda Pamphylia kentlerindeki toplumsal değişimler
Roma İmparatorluğu'nun İS. III. yüzyılda idari, askeri ve sosyal düzensizliklere bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik kriz yaşadığı kabul edilen bir gerçektir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia bölgesini hangi alanlarda ve ne derecede etkilemiş olduğu incelenmiştir.Diocletinus'un imparator olmasıyla birlikte (İS. 284-305) idari ve askeri bir takım değişiklikler yapılmıştır. Devlet yönetiminin merkezi sistem yapılması ve imparatorların vergi yüklerini arttırması, kentlerdeki soylu sınıfın kendilerini resmi görevlerden çekmesine, yani euergesia sisteminin çökmesine neden olmuştur. Bu da kent idaresinde bazı değişimlere yol açmıştır. Kentler artık comes olarak adlandırılan atlı sınıfa mensup bir vali tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Ayrıca Hıristiyanlığın kabul edilmesiyle birlikte kentlerde piskopos'luk merkezleri kurulmuş ve kilise organizasyonu düzenlenmiştir. Pagan inancı İS. IV. yüzyıldan itibaren yerini Hıristiyan inancına bırakmış, tapınaklar ağırlıklı olarak kiliselere ya da az oranda sinagog yapılarına dönüştürülmüştür. Hıristiyanlar ve paganlar arasında yaşanan gerginlikler toplumu ciddi şekilde etkilemiştir. İS.V. ve VI. yüzyılda, değişen euergesia sistemininin bir sonucu olarak kentlerde merkezi yönetim tarafından euergesia yapması için atanan ?pater tes poleos? (kentin babası) denilen yeni bir memuriyet ortaya çıkmıştır. Kentlerdeki imar faaliyetlerinden ya kentin valisi ya da kent babaları sorumlu olmuştur.Tezde yukarıda değinilen bu değişim ve gelişmeler epigrafik belgeler, edebi metinler, numismatik belgeler ve arkeolojik veriler aracılığıyla tespit edilmeye ve tarihi çerçevede açıklanmaya çalışılmıştır.Bu teze Yüksek Lisans Tez Projesi kapsamında destek veren Akdeniz Ünversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi'ne (BAP) çok teşekkür ederim. Ayrıca tez yazım sürecinde her zaman yardımcı olan değerli hocalarıma da teşekkürü borç bilirim.Roma İmparatorluğu'nun İS. III. yüzyılda idari, askeri ve sosyal düzensizliklere bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik kriz yaşadığı kabul edilen bir gerçektir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia bölgesini hangi alanlarda ve ne derecede etkilemiş olduğu incelenmiştir.İS. III. yüzyılda kentlerin yaşadığı savaş ortamı ve dış saldırılar Pamphylia'yı da etkilemiştir. Bu dönemde Pamphylia, Got saldırıları ve özellikle Isauria haydutlarının saldırılarına maruz kalmıştır. Bu saldırılar diğer Küçük Asya kentlerine nazaran Pamphylia kentlerini çok fazla etkilemediği görülmektedir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia'yı nasıl ve ne derece etkilediği ve hangi sonuçları ortaya çıkardığı incelenmiştir.İS. III. yüzyılda kentlerin yaşadığı savaş ortamı ve dış saldırılar Pamphylia'yı da etkilemiştir. Bu dönemde Pamphylia, Got saldırıları ve özellikle Isauria haydutlarının saldırılarına maruz kalmıştır. Bu saldırılar diğer Küçük Asya kentlerine nazaran Pamphylia kentlerini çok fazla etkilemediği görülmektedir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia'yı nasıl ve ne derece etkilediği ve hangi sonuçları ortaya çıkardığı incelenmiştir.Roma İmparatorluğu'nun İS. III. yüzyılda idari, askeri ve sosyal düzensizliklere bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik kriz yaşadığı kabul edilen bir gerçektir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia bölgesini hangi alanlarda ve ne derecede etkilemiş olduğu incelenmiştir.İS. III. yüzyılda kentlerin yaşadığı savaş ortamı ve dış saldırılar Pamphylia'yı da etkilemiştir. Bu dönemde Pamphylia, Got saldırıları ve özellikle Isauria haydutlarının saldırılarına maruz kalmıştır. Bu saldırılar diğer Küçük Asya kentlerine nazaran Pamphylia kentlerini çok fazla etkilemediği görülmektedir. Tezde bu çok boyutlu krizin Pamphylia'yı nasıl ve ne derece etkilediği ve hangi sonuçları ortaya çıkardığı incelenmiştir.
Lykia bölgesi mezar yazıtlarında cezalar ve ceza tahsil kurumları
Mezar yazıtları bilindiği üzere mevcut epigrafik malzemenin büyük çoğunluğunu oluştur-maktadırlar. Bir mezar yazıtının içerdiği öğeler genel olarak şu şekildedir: Mezarı yapanın ismi, mezarın kimin için yapıldığı, kimlere ölü gömme hakkı verildiği, bu kişilerin baba adları ve bazen nerenin vatandaşı oldukları ve meslekleri ya da resmi gayrı resmi görevleri, ne kadar yaşadıkları, ölüm nedenleri vs. Mezar yazıtlarından bu bilgiler ışığında antik dönemin sosyal, kültürel, ekonomik, dini, coğrafi ve dil yapısı hakkında önemli bilgiler elde edilmektedir. Ayrıca onomastik ve beşeri yapı hakkındaki çalışmaların da en temel öğelerinden birisi yine bu mezar yazıtlarıdır. Bunların dışında yazıtlarda genelde en son ifade olarak da mezara, içeriğine ya da kullanımına karşı işlenen suçlara karşı alınan, lanetleme gibi sözlü ya da para cezası gibi belirli bir kasaya yapılacak ödemeleri içeren ifadeler bulunmaktadır. Bu ceza kasaları çeşitlilik göstermekle birlikte, ceza, genel olarak demos, fiscus, polis, hierotaton tameion, tapınak, gerousia gibi resmi kurum kasalarına ödenmektedir. Bu kasaların hangisinin hangi koşullara göre ceza mercisi olarak belirlendiği ya da bu seçimi kimin ne şartlarda yaptığı çok da açık değildir. Bu çalışmada Lykia Bölgesi'nde ele geçen ve bir tahsilat kurumu içeren tüm mezar yazıtları incelenmiş bölge içerisindeki dağılımları oluşturulan tablolar ve epigrafik kaynaklar ışığında ortaya konularak Lykia Bölgesi ceza tahsil kurumları yazılmıştır. Varolan malzemenin çokluğu ve geçmişten süre gelen bir geleneğin var olması Lykia Bölgesi'nin çalışma alanı olarak tercih edilme sebebi olmuştur. Bu çalışmada bugüne kadar Lykia Bölgesi'nde ele geçen ve yayını yapılan bir tahsilat kurumunu bünyesinde barındıran bütün mezar yazıtları toplanmıştır. Toplanan bu 551 adet yazıtın nereden olduğu, ödeme yapılması gereken kurumu ve ödenecek olan miktarlar bu çalışma için oluşturulan veri tabanına tek tek girilmiştir. Bunun sonucunda yazıtlar kurum ve bölge bazında ayrıştırılmışlardır. Anahtar sözcükler: Lykia, mezar cezaları, mezar yazıtları, demos, polis, fiscus, hierotaton tameion, tapınak,gerousia, tahsilat kurumları.
Λυκιακὸν σύστημα'dan Λυκίων τὸ κοίνον'a: Hellenistik önceller ışığında Lykia Birliği'nin görevleri, idari yapısı ve finansmanı
Artemidoros'tan alıntı yapan Augustus Dönemi yazarı Strabon Birlik yapısı ve işleyişi hakkında genel bilgiler sunmaktadır. Strabon Birlik'in 23 üye kenti olduğunu belirtmektedir. Sikke basan kentlere başvurulduğunda 23 kentin olası listesi belirlenmektedir. Lykia Birliği'nin adlandırılması Strabon'un eserinde "Lykiakon systema" iken yazıtlarda Birlik'ten çoğunlukla "koinon", "ethnos" ya da sadece "Lykioi" ethnikonu olarak bahsedilmektedir. Strabon büyüklüklerine göre 23 kentin oy oranlara göre temsil hakkı bulunduğu synedrion'dan bahsederek sadece bir meclisin varlığına işaret etmektedir. Roma Dönemi'nde boule ve ekklesia olmak üzere iki meclisin yer aldığı sistemin Hellenistik Dönem'deki durumu hakkında fikir edinmek zordur. Lykia Birliği'nin bağımsızlık döneminde idari, askeri, adli, dini, mali alanlarda son derece aktif olduğu yazıtlarda söz konusu olan sahalarda Birlik adına hizmette bulunmuş kişilerin varlığından anlaşılmaktadır. Askeri alanda savaş ve barış kararı alma, dini alanda kült kurma ve bayram tertibi, politik ve siyasi alanlarda yeni üye kabulü, elçilikte bulunma ve onurlar verme gibi işlerde söz sahibi olan Birlik'in yetki sahasının oldukça geniş olduğu görülmektedir. Bu denli önem teşkil eden Birlik'in bünyesinde yararlı işler yapmış seçkin kişiler ve ailelerin yer alması beklenilen bir durumdur. Bu seçkin tabaka icraatlar, hayırhahlıklar, üstlendikleri görev ve memuriyetler ile ön plana çıkmıştır.
Antik Çağ Lykia ve Pamphylia kentlerinde euergesia
Ill ÖZET İÖ 5. yy. da savaşlarda başarı kazanan atalarını bile onurlandırmayan ve xı\ır\'ye ayıp gözüyle bakan Yunanlılar zamanla atalarına haksızlık ettiklerini düşünmüşler ve bundan böyle hem askeri hem de politik başarıları onurlandırmaya başlamışlardır. Zaman içinde time bir amaç haline gelmiştir. Bu amaç Yunan halk karakteri olan yarışmaya dönüklülük (agonistik) ile birleşmiş ve euergesia'mn zemini hazırlanmıştır. Bu özellikler Hellenistik dönemde, polis, yani devlet olan Anadolu kentlerine de geçmiş ve Anadolu insanının vatanseverliği ile perçinlenerek gelişme sürecine girmiştir. Anadolu kentleri Hellenistik dönemde Hellenistik Monarkhia'ların, Roma döneminde de Roma împaratorğunun hükmü altında olsa da iç idare serbestisine sahiptiler. Yani kendi kanunlarını yapabiliyorlardı (autonomia) ve kentin idamesini kendi imkanları ile sağlamaya çalışıyorlardı (autarkeia). Kentin kamu hizmetleri dediğimiz bir takım memuriyetleri de kentlerdeki eşraf tabaka adı verilen zenginler tarafından liturjik olarak yani para alınmadan yerine getirilirdi. Çünkü bunu bir şeref olarak görürlerdi. Bunun karşılığında da birtakım yüksek onurlara ulaşıyorlardı. Zamanla para verdiğinde onur kazandığını gören bu eşraf tabaka liturjik olarak yerine getirdiği memuriyetlerle kalmamış kentleri için gönüllü olarak daha fazla harcamaya başlamışlardır. Toplumun ihtiyacı olan ya da kenti güzelleştirmek adına herşeyi bu eşraf tabaka karşılamaya başlamıştır. Muazzam boyutlarda para ve yiyecek yardımı yapmak, kendi keselerinden elçilik masraflarını karşılamak, bayram ve yarışmalar düzenlemek, kentlerini muhteşem binalarla süslemek (agoralar, tiyatrolar, palaistralar, bouleuterionlar vs), halkı ziyafetlerle ağırlamak hatta kente para ya da toprak bağışlamak suretiyle vakıflar kurmak hep bu eşraf tabakanın seve seve yaptığı bağışlardı. Kentlerine bu yolla yararlı olan eşraf tabakaya euergetes, yaptıkları işe de euergesia denirdi. Bütün bu yaptıklarının karşılığında ise kentler euergeteslerine hem teşekkür etmek hem de bu kişileri yeni euergesialar konusunda teşvik etmenin yanısıra kentin diğer, özellikle de yeni kuşak euergeteslerine örnek olsun diye, onları onurlandıran ve öven muhteşem meclis kararları çıkarmakta, altın çelenk, bronz betim, bayramlarda ön sıra imtiyazı, prytaneionda yemek yeme hakkı gibi birtakım onurlar bahşetmekteydiler. Halkın gözünde ise bu kişiler birer velinimet, kurtarıcı ve kurucu idiler. Hellenistik dönemin savaşlarla geçen ortamında euergesia daha çok ihtiyaçları karşılamaya yönelik iken Pax Romana ile gelen bolluk ve zenginlik ortamında ise ihtiyaçların yanısıra lüks ve rahatlık da işin içine girmiş ve euergesia da doruk noktasına ulaşmıştır. Euergetes'den iyi karakter ve paraya sahip olması ve bu parayı cömertçe harcaması beklenirdi. Bu şartlan yerine getiren kişi ise güzel ve iyi yetişmiş insan (kalos kai agathos), bütün erdemleri üzerinde taşıyan, bilge insan gibi çeşitli niteliklerle tanımlanmakta ve kendilerine kentin babası, anası, kızı, oğlu gibi unvanlar verilmekteydi. Euergetes'lenn aile ve atalarının başarıları, kent için yaptıkları oldukça önemli idi. Atanın euergetes olması, yeni kuşaktan kişilerin üzerinde euergesia ve liturjik memuriyetleri yerine getirme konusunda ahlaki bir baskı da oluşturmaktaydı. Çünkü halk onlardan en az atalarının yaptıklarının dengini isterdi. Tabii euergetesler euergesiaları karşılığında sadece ün ve onursal payeler elde etmekle kalmıyorlar, aynı zamanda kentlerinin ve Lykia'da Lykia Birliği'nin yönetiminde de söz sahibi oluyorlardı. Zamanla bu kişiler özellikle euergesia'mn doruk noktasına ulaştığı ÎS I ve II. yüzyıllarda, yönetici sınıf haline gelmişlerdir.
Roma İmparatorluk Çağı`nda Lykia ve Pamphylia kentlerinde ünlü ailelerin prosopografyası
Ill ÖZET Augustus ile başlayan Roma İmparatorluk Çağı, bir bakıma Anadolu kentleri için de sosyal, politik ve ekonomik açılardan bir dönüm noktası olmuştur. Peregrinus (yabancı) olarak Anadolu kentlerine gelen İtalik kökenli Roma vatandaşları arasında tüccarlar, vergi toplayıcıları (publicani) ve emekli askerler (veterani) yer almaktaydı. Bu aileler, İtalya ile olan bağlarını koparıp kısa bir süre içinde yerli soylu ailelerle evlilik ilişkilerine girerek ekonomik ve politik yönlerden bir güç haline gelip kent yönetimlerinde söz sahibi olmuşlardır. Hatta bazı aileler, Anadolu'da Roma'ya bağlı bazı krallıklarla da evlilik yoluyla bağlantı kurmuşlardır. Bir yandan Roma vatandaşlık hakkına sahip diğer yandan da yerli eşraf ailelerin evlilik yoluyla geniş ekonomik desteğini alan bu tür ailelerin nüfuzunu Roma İmparatorluğu, yayılmacı politikası doğrultusunda kullanmıştır. Yerli ailelere de Roma vatandaşlık hakkı gibi bazı ayrıcalıklar sağlayarak, onların halk içinde oluşan huzursuzluktan kontrol etmesi, bir tür Roma yönetiminin propogandacıları olmaları sağlanmıştır. Kentlerinin en önde gelen bu ailelerinin çeşitli fertleri, eyaletlerden çok az kişinin kabul edildiği Roma atlı ve senatör sınıflarına Î.S.l.yüyzıldan başlayarak kabul edilmişler ve böylece imparatorluğun en üst yönetiminde de söz sahibi olmuşlardır. Lykia ve Pamphylia kentlerinde de bu şekilde oluşmuş birçok aile bulunmaktadır. Bu tür ailelerin yanısıra, Roma vatandaşlık hakkına sahip olmadan yerli eşraf yapısını koruyup, kendi kenti ve eyaletinin en önemli memuriyetlerini üstlenen ve kent halkının sosyal yaşama en iyi şekilde katılması için kentinin mimari yapılanmasına katkıda bulunup bayramlar kuran, halkına para dağıtan aileler de bulunmaktadır. Roma İmparatorluk Çağı'nda Lykia ve Pamphylia kentlerindeki bu tür ailelerin kökenleri, akrabalık ilişkileri ekonomik varlıklarının kaynaklan, bireylerinin kent içinde ve imparatorluk çapındaki kariyerleri ve yaptıklan işler mevcut epigrafik malzeme değerlendirilerek incelenmiştir.
Lykia hydrografisi
VI ÖZET Bu çalışmanın amacı, Anadolu'nun güneybatı köşesini teşkil eden Teke Yarımadası'nda konumlanmış Lykia bölgesinin hidrografîk (Su coğrafyası açısından) yapısını incelemektir. Bu inceleme yapılırken, ilişkili bütün antik kaynakların, epigrafik ve arkeolojik araştırmaların sunduğu veriler göz önüne alınmış, modern yaklaşımlar ile desteklenerek Lykia'nın antik su coğrafyasında "ne nerededir?" ve "bu suların tarihsel süreçteki önemi nedir?" gibi sorulara yanıt bulunmaya çalışılmıştır. Yüksek sıra dağlara sahip olması ve çok yağış almasından dolayı nehir, göl ve kaynaklar, Lykia'nın coğrafyasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu su çokluğu Lykia için önemli bir bereket kaynağı oluşturmuştur. Temel olarak üç ana nehre sahiptir: Doğu Lykia'da - Alakır Çayı, kuzeyde Termessos'un güneyinden kıyıda Gagai ve Finike arası sahile kadar uzanan geniş Alakır Vadisi'ni sular; Orta Lykia'da, çevresinde erken dönemin tüm önemli kentlerinin filizlendiği, kuzeydeki Seki Ovası'ndan kaynaklarını alan Eşen Çayı (- »Ksanthos), Seki'den Patara'ya kadar açılan büyük Eşen Vadisi'ni oluşturur; Batı Lykia'da ise, Dalaman Çayı (- >Indos), Lykia ve Karia arasında doğal bir sınır oluşturarak uzun, derin bir vadiden geçer. Kuzeyde, Milyas'ta Akçay (- »Aedesa), Elmalı Ova sı'nın besleyicisidir. Günümüzde eskiye nazaran su miktarları önemli ölçüde azalmış olan bu nehirlerin çoğu, Antik Dönem'de hem ticaret, hem balıkçılık, hem de taşıma işlemlerini yürütülebilecek kadar çok su potansiyeline sahip olmuştur. Oldukça fazla olan nehir, göl ve kaynaklardan Antik Dönem'deki isimleri günümüze ulaşabilenlerin toplam sayısı 32'yi geçmemektedir.
Lykia orografisi (dağ coğrafyası)
VI ÖZET Anadolu'nun güneybatı köşesinde konumlanan, bugünkü adıyla Teke Yarımadası, Antik Dönem' de Lykia olarak bilinmektedir. îö 2. binyıla kadar geri giden yazılı kaynakların ve arkeolojik envanterin gösterdiği gibi Lykia, kendine özgü politik ve kültürel bir gelişmeye sahne olmuştur. Bu sahnenin dekorunda en belirgin öğeyse kuşkusuz dağlardır. Nitekim, taşıdıkları özgürlük bilinci antik yazarlarca destansı bir çok hikayeye konu edilen Lykia' lılar, dağlarının oluşturduğu kalkanla, Kroisos'a, Harpagos'a, Melasandros'a, Aleksandros'a, Mithridates'e ve Brutus'a karşı, kimi zaman trajik yenilgilerle sonuçlansa da, övgüye değer bir savunma gösterebilmişlerdir. Dağlar Lykia' linin manevi dünyasında da önemli bir yer tutmuş gözükmektedir. Bu olgu en açık olarak Lykia' run kendine özgü kaya mezarlarında karşımıza çıkmaktadır. Bu yöndeki diğer bir veri de Lykia dağlarım konu alan mitoslardır. Bunlardan en önemlisi olan ve Homeros'tan Platon'a sayısız yazarın ilgisini çeken Khimaira, söz konusu mitos kimliğini, Batı dünyası tarafından yeniden keşfedildiği 19. yy. 'a kadar korumuştur. Dağlar Lykia'lılarm politik kaderlerini, kültürel ve sosyal kimliklerini belirlediği gibi, onların sosyo-ekonomik yapılarında da belirleyici olmuştur. Batı Tauros'lanna dahil edilen Lykia dağlan birbirine paralel uzanan üç ana kütleden oluşmaktadır. Bu kütleler arasında oluşan ovalar, yine bu dağlar sayesinde yıl boyu sulanarak tarım için verimli araziler sunmaktadır. Bunun dışmda 1500-2000 m rakımda yetişen ve gemicilik için hayati önem taşıyan sedir, Lykia' mn en önemli zenginlik kaynaklarından biridir. Lykia'nın tarihsel ve kültürel coğrafyasını anlamak açısından oldukça önemli olan dağlar, bu önemlerine karşın yeterince araştırılmamıştır. Bunun en belirgin kanıtı Lykia orograf- yasma ilişkin 100 yılı aşkın bir süredir koruna gelen yanlışlar yumağıdır. Lykia oronyma'smda. (Dağ isimleri) süre giden yanılgıların giderilmesinde ilk veriyse 1994 yılında Patara'da bulunan Stadiasmus Patarensis Anıtı'ndan (Patara Yol Kılavuz Anıtı) elde edilmiştir. Bu veriden hareketle Lykia Oronyma'sı daha sağlam bir temele oturtulabilmiştir. Bu çalışmanın amacı, bölgenin politik, kültürel ve ekonomik tarihini antik kaynaklar, nümismatik ve epigrafik veriler ışığında inceleyerek Lykia Orografyası'nı irdelemektir.
Lykia'nın yerleşim coğrafyasında yeni lokalizasyonlar
VI ÖZET İS. 45 yılında dikilmiş olan Stadiasmus Patarensis Anıtı yeni kurulan Lykia Eyaleti'nin sınırları içinde kalan pek çok kent ve bölge ismini içermektedir. Bunların bazıları antik belgelerde isimlerine rastlamadığımız yeni yerleşimlerdir. Bazı yerleşimlerin ise isimleri bilinmektedir, ancak nerede konumlandıkları henüz kesin saptanamamıştır. Tezde bu yerleşimlerin, söz konusu anıtta verilen yol güzergahları ve uzaklık mesafeleri sayesinde yerleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bunun için önce bölgedeki ören yerleri saptanmış ve bunlar arasında anıtta verilen güzergahlara ve mesafelere uygun olanları ayrıntılı olarak gözden geçirilmiştir. Daha ayrıntılı bir çalışma için, bölge topografik özelliklerine uygun olarak dörde kısma ayrılmıştır; Doğu, Orta, Kuzey ve Batı Lykia olmak üzere. Çalışma sırası doğudan batıya doğru takip edilmiştir. İlk olarak bütün antik kaynaklar göz önünde tutularak bölgenin sınırları çizilmiş, topografik durumu anlatılmıştır ve şimdiye kadar bilinen önemli yerleşimleri bu topografya içindeki yerlerine oturtulmuştur. Yerleşimlerin daha çok hangi bölgede yoğunlaştıklarım tespit etmek içinse, bilinen kentlerinin yanında bilinmeyen ören yerlerinden kalıntı olarak ya da bulundukları coğrafik konumlan açısından önem taşıyanları da çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan ve Stadiasmus Patarensis'te geçen yerleşimler de bu ayrım göz önünde tutularak incelenmiştir. Buna göre Typallia, Koşara, Mnarike, Kitanaura, Lykai, Pygela, Laodikea, Korykos, Madnausa ve Kollyba Doğu Lykia Bölgesi içinde; [...]lesei[...] Orta Lykia Bölgesi içinde; Soklai, Akarassos, Kodopa ve Plata[....] Kuzey Lykia Bölgesi içinde; Kastabara, Oktapolis, Lyrnai, Hippukome ve Symbra ise Batı Lykia Bölgesi içinde ele alınmışlardır. Yapılan araştırmalar sonucunda Doğu Lykia yerleşmelerinden Typallia, Attaleia'nın 27 km güneybatısında, Çandır Çayı Vadisi'nin batı tarafında, Çitdibiköyü'nün batısında bulu nan Karabel mevkiindeki kalıntılara; Koşara, Kozarası mahallesinin kuzeyindeki Kaplan Dağı'nda yer alan harabeliğe; Mnara, Koşara ile Phaselis arasında konumlanan Kavak Da ğı'ndaki harabeliğe; Kitanaura, Antalya'nın 40 km güneybatısında yer alan Saraycık mev kiindeki örene; Lykai, Antalya'nın 37 km güneybatısında, Gedalma'nın yaklaşık 2 km ba tısında, bugünkü Bölücektaş Tepesi üzerindeki harabeliğe; Pygela, Korydalla'dan 1 1 km. kuzeydoğusunda, Savrun'un kuzeyinde yer alan bugünkü Kepez Tepe üzerindeki harabeli-vu ğe; Laodikea, Tahtalı Dağ'ının güneydoğu eteklerinde, bugün Yukarı Beycik ya da Fırın- cık/Gavurpazarı olarak geçen mevkideki kalıntılara; Korykos, Olympos'un konumlandığı Deliktaş harabeliğine yerleştirilmişlerdir. Doğu Lykia'nın son kenti olan Madnausa ise arazi araştırması yapılamadığından dolayı tam olarak lokalize edilememiştir. Fakat Kızıldağ'da yer alan harabelik konum olarak bu yerleşime uygun gözükmektedir. Orta Lykia'da olduğu düşünülen [...]lesei[...] yerleşmesi içinse tam bir saptama mümkün ola mamıştır. Bunun için bölgede kapsamlı bir yüzey araştırması yapılması gerekmektedir. Kuzey Lykia yerleşmelerinden Soklai, Elmalı'nın 12 km. güneyinde, Elmalı Yaylası'nın güneydoğu eteklerindeki Söğle Kasabası'na; Akarassos, Elmalı Yaylası'nın merkezi kenti olan bugünkü Elmalı Kasabası'na; Kodopa kesin olmamakla birlikte Elmalı Ovası içindeki Kızılbel harabeliğine yerleştirilmiştir. Son olarak Batı Lykia yerleşmelerinden Kastabara, Akdağ'ın yukarısında, Komba'dan 11 km kuzeybatıda, Fırnaz Yaylası ile Danözü arasında yer alan Deliktaş'a; Lyrnai şimdiye kadar Oktapolis'in lokalize edildiği Kızılkaya'ya; Hippukome, Telmessos'un 25 km kuzeybatısında, Çökmen/Çöğmen Köy'ünün 2 km gü- neybatısındaki İthisar/Atasar'a; Symbra ise Telmessos'un 24 km kuzeydoğusunda, Glaukos Potamos'un kaynağı yakınında, bugün Arpacık olarak adlandırılan mevkiide yer alan Nif Köy' e yerleştirilmiştir.
Lex Pompeia ve Bithynia-Pontos eyaletinin yönetimi
Ill.yy.'ın ikinci yarısından itibaren civarındaki ada ve bölgelerden fetih politikasına başlayan Roma 2 yy. içinde batıdan-doğuya, kuzeyden güneye geniş bir alana yayılır. Roma'nın fetih politikasına başlaması yönetim sisteminde de değişiklikler getirir ve yeni düzenlemeler yapılmasını gerekli kılar. Buna karşın Roma'nın eyalet yaptığı bölgelerde yönetim sistemini tam olarak oluşturamaması nedeniyle bu gelişmeler biraz zaman almıştır. Bu nedenle Roma başlangıçta, genel olarak, bölgelerde bulunan sistemi koruyarak devam ettirmiş ve ele geçirdiği bölgeleri komutanlarla düzensiz bir şekilde yönetme yoluna gitmiştir. İÖ.II.yy.'ın ikinci yarısından itibaren ele geçirilen bölgelerin sayısı artmaya başlar. Bundan dolayı, ele geçirilen bölgelerde önceki bazı düzenlemeler korunmakla birlikte, senatus tarafından gönderilen ve decern legati olarak adlandırılan 10 kişilik bir komisyon ile bölge komutanı daha detaylı düzenlemeler yapmaya başlamıştır. Buna karşın bu düzenlemeler, Pompeius Magnus gibi fetihleriyle ün yapmış komutanlar tarafından da oluşturulmaktadır. Böylece, Roma tarafından eyalet yapılan bölgelerde devam ettirilecek politika ile uygulanacak kurallar saptanmaktadır. Roma eyaletlerde yapılan bu düzenlemelerle, komşu krallıklar ya da devletlerle ilişkileri, yerel yönetimin görev ve yetkilerini, eyaletlerde Roma yönetimi tarafından yapılması gerekenleri, yani lex provinciae olarak adlandırılan temel kuralları belirlemiştir. Bununla birlikte, başlangıçta bölgenin hemen ele geçirilmesiyle yapılan bu düzenlemeler eyaletlerde düzenin sağlanması için yeterli olmamış ve valiler kendilerine verilen imperium yetkisiyle bu eksiklikleri gidermişlerdir. Buna karşın Roma'nın eyaletlerde görevlendirdiği birimler üzerinde etkili bir kontrol oluşturamaması ve onların faaliyetlerini denetleyememesi ya da denetlememesi nedeniyle bu görevliler, eyaletlerde bu yetkileri çoğu zaman kötü bir şekilde kullanmışlardır ve suistimal etmişlerdir. Bu durum ise Roma'ya tepkiler doğurmuş ve Roma aleyhine eyaletlerde bazı gelişmelerin yaşanmasına neden olmuştur. Bu da yeni düzenlemelerin yapılmasını gerekli kılmıştır. Yani, Roma bölgede ne zaman kendisine karşı gelişmeler yaşarsa bunu önleme yoluna gitmiş ve bunların bir daha yaşanmaması için ihtiyaçları karşılayacak yeni düzenlemeler yapmıştır. Bu çalışmanın amacını da; antik dönemde Roma tarafından eyalet yapılan bölgelerin nasıl ve kimler tarafından yönetildiği ve bunlar için kimlere ne gibi yetkiler verildiği, görevlilerin eyaletlerde yapmış oldukları düzenlemelerin ve bunlara karşı dönem içinde alman önlemlerin antik kaynakların verdiği bilgiler, Plinius Minor'un Bithynia et Pontus Eyaleti valiliği boyunca Imperator Traianus ile mektuplaşmaları esnasında değinmiş olduğu Lex Pompeiaörneği ve modern yazarlar tarafından yapılan değerlendirmelerle tasvir edilmesi oluşturmaktadır.
Antik Bithynia Bölgesinin tarihsel içerikli yazıtlar katalogu ve tarihçesi
Bu çalışmanın amacı, günümüzde Kocaeli, Sakarya, Bolu, Bursa illeri ile İstanbul'un Anadolu yakasını kapsayan coğrafyayı içine alan Antik Bithynia bölgesinin epigrafik buluntular temel alınarak, tarihini incelemektir. Bithynia bölgesinin tarihi, epigrafik kaynaklardan elde edilen bulgular ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma epigrafik kaynaklara ek olarak, antik ve modern kaynaklarla da desteklenmiştir. Coğrafi konumu nedeniyle, Asya ile Avrupa arasındaki geçiş yollarının kavşağında yer alan Bithynia bölgesi tarihin her döneminde iskân görmüş, önemli kentleri barındırmıştır. Tarihöncesi dönemlerden, Pers hâkimiyetine, kolonizasyon döneminden Helenistik döneme ve daha sonra Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerinde önemli tarihi olaylara şahitlik etmiştir. Çalışmada toplam 58 adet yazıt incelenmiştir. Bölge kentleri ve çevrelerinden bulunmuş olan yazıtların büyük kısmı Roma dönemine tarihlendirilmektedir. Yazıt bakımından hayli zengin buluntulara sahip olan Bithynia bölgesinin, tarihi içerikli, tarihsel açıdan bilgi verici nitelikteki yazıtları nispeten azdır. Antik kaynaklar ışığında incelenen yazıtlar ile Bithynia bölgesinin tarihi spesifik bir açıdan ele alınmıştır.
Lykia ve Pamphylia'nın Latince ve Latince - Yunanca çift dilli yazıtları ışığında Romalılaşma süreci
vÖZETİ. S. 1 ve 3. yüzyıllar arasında Küçük Asya'nın genelinde olduğu gibi Lykia vePamphylia kentlerinde de yoğun bir Romalılaşma süreci yaşanmıştır. İ.Ö. 1. yüzyılbaşlarından itibaren Cilicia Eyaleti'nin kurulması ve bölgedeki korsan eylemlerinin sonaerdirilmesinin ardından Pamphylia bölgesine veteranii ve tacirlerden oluşan İtalikleryerleşmiştir. İ.S. 43 yılında Lycia Eyaleti'nin kurulmasının ardından yerli halkın ilerigelen ailelerine Roma vatandaşlık hakkı verilerek sistemli bir Romalılaştırma politikasıyürütülmüştür. İmparatorluk çağı ile başlayan Pax Romana, getirdiği huzur ve güvenduygusu ile söz konusu Romalılaşma sürecini hızlandırmıştır.Bu çalışmanın amacı Eskiçağ'da Akdeniz üzerinde hakimiyet kurmak için askeri veticari açılardan son derece stratejik bölgeler olan Lykia ve Pamphylia'da bugüne kadar elegeçmiş Latince ve Latince -Yunanca çift dilli yazıtların geniş bir literatür taraması veyüzey araştırması sonucunda bir araya getirilmesi, incelenmesi, bölge ve türlerine göresınıflandırılarak bir katalog oluşturulmasıdır. Bu yazıtların incelenmesi sayesinde sözkonusu bölgelerdeki Romalılaşma sürecine de bir açıklık getirilmesi amaçlanmaktadır.Oluşturulan katalog, Lykia ve Pamphylia'da İ. S. 1. yüzyılda başlayan Romalılaşmasüreci, Roma vatandaşı statüsüne geçen yerli ailelerin toplumda kazandıkları öncelikler veoynadıkları roller, bölgelerde Romalı nüfusun dağılımı ve yaşayışları, Romaİmparatorluğu'nun söz konusu bölgelerdeki kolonileştirme hareketleri ve eyalet yapısı ileilgili çalışmalara kaynak oluşturabilecek niteliktedir. Çalışmada Latince'nin kullanıldığıbölgelerin tespiti amacıyla her iki bölge, kentlere ayrılarak incelenmiştir. Kentlersıralanırken batıdan doğuya doğru bir sıralama izlenmeye çalışılmıştır. Her kente aityazıtlar türlerine göre sınıflandırılmış ve bu sınıflandırma içerisinde yazıtlarınolabildiğince kronolojik olarak sıralanmasına özen gösterilmiştir.
Kıbrıs hece yazılı Yunanca'da morfolojik ve fonetik çözümlemeler
vÖZETKıbrıs hece yazısıyla yazılmış belgeler M.Ö. 8. yüzyıldan Helenistik çağa kadar bütünadaya yayılmıştır. Bu belgeler, Küçük Asya'daki Pamphylia Yunan lehçesi gibi komşubölgelerin dilleri ve lehçeleriyle karşılaştırılabilen özel bir Yunanca ile kaydedilmiştir.Kıbrısta yazının ve dilin gelişimi, yazının tarihi ve Yunan dialektolojisi için önemli birkonudur. Hece sistemindeki bu yazı modeli, Bronz Çağ evresinin bir devamıdır. Adada Minosve Miken uygarlıklarının etkisi altında gelişmiş olabilir ancak yazım sistemi henüzçözümlenememiş Eteokıbrıs dili gibi bazı Yunanca olmayan diller içinde uygulanmıştır.Kıbrıs hece yazısındaki belgelerin çift taraflı bir problemi vardır. İlki hece yazısınınkullanım sorunu ikincisi farklı diller için yazının kullanılmış olmasıdır. Çünki; aynı ya dakısmen farklı bölgelerdeki aynı dil için farklı hece yazısı olduğu açıktır. Halihazırdaki bu tezadadaki Yunan dili üzerine odaklanmıştır. Burada hece yazısıyla yazılmış belgelerdekiYunanca'nın morfolojik ve fonetik analizi izlenecektir.Bu çalışma, Olivier Masson'un ek baskılarla genişletmek suretiyle, Kıbrıs hece yazısıylayazılmış tüm yazıtları bir araya getirdiği ?Les Inscriptions Chypriotes Syllabiques? adlıcorpus sayesinde oluşmuştur. Kısaca ICS adı verilen bu eser aracılığıyla, şu ana kadarbelgelenmiş beş yüzün üzerindeki yazıtlarda geçen şahıs isimleri, isimler, fiiller, tanrı, tanrıçaisimleri ve belirteçleri, zarflar, sıfatlar bağlaçlar, partisip ve preposisyon'lar bu çalışmada tektek sınıflarına ayrılarak fişlenmesi bir yöntem olarak belirlenmiştir.?Kıbrıs Hece Yazılı Yunancada Morfolojik ve Fonetik Çözümlemeler? başlığı altındayapılan bu çalışmada öncelikle yazının tarihsel gelişimi, yazının çözümlenme aşamasındakibilim insanlarının katkıları, yazının çevresindeki diğer dillerle olan benzerlikleri, yazınıngramer ve fonetik değerlerinin tespiti bu çalışmanın amacı olarak belirlenmiştir.
Akhamenidler Dönemi'nde Perslerin Anadolu'da tapınak ilişkileri
ÖZETAkhamenidlerin genel din politikaları ve egemenlikleri altındaki ülkelerde yereltapınaklarla ilişkileri hakkında günümüze değin çeşitli çalışmalar yapılmış ve giderek artansayıdaki sempozyum, workshop ve monografilerle bu çalışmalara devam edilmektedir.Perslerin Anadolu'daki tapınak ilişkileri ve din politikaları henüz özel bir çalışmanın konusuolarak ele alınmamıştır.Persler Anadolu'yu yaklaşık iki yüzyıl hakimiyetleri altında tutmuşlardır. Bu süre içindeyerli ve Yunan tanrılarıyla tanıştılar ve bu dönem boyunca buradaki tapınaklarla yakınilişkiler kurdular. Bu tez bu ilişkilerin niteliğini araştırmak amacıyla seçilmiştir.Çalışmada temel kaynaklar olarak klasik eserler ve epigrafik belgeler kullanılmıştır. Antikmetinlerde yer alan tapınak ilişkilerine dair anlatımlar tarihsel olaylarla birlikte kronolojik birsıra içinde sunulmuştur. Yazıtlar ayrı bir bölümde incelenmiştir ve yazıtların tartışmalıkonularına ilişkin farklı modern görüşlerin hepsine yer vermeye çalışılmıştır.Antik kaynaklar, Perslerin kimi zaman bazı Yunan tapınaklarını tahrip ettiğini, kimi zamanda bu tapınakları onurlandırdıklarını göstermiştir. Tapınak yakma olayları nadiren savaşlardaya da ayaklanmalar sırasında gerçekleşmiştir. Bu eylemler yakılan tapınaklara karşı misillemeveya cezalandırma amacıyla ortaya çıkmıştır ve Persler bu davranışlarında dinsel bir baskıkurma ya da hoşgörüsüzlük niyeti taşımamışlardır. Bununla beraber, Persler yerli ve Yunantanrılarına adaklar adamışlar ve bu tapınaklarda çeşitli hizmetlerde bulunmuşlardır.Yazıtlar da aynı şekilde, Perslerin yerel kültlerin korunmasına ve gelişmesine katkıdabulunduklarını hatta bu kültleri benimseyip yerel tanrılar için kült merkezleri kurduklarınıgöstermiştir.Özetle, Persler Anadolu'da hiçbir zaman kendi dini inançlarını yerli halk üzerine baskıaracı olarak kullanmamışlar tersine dinsel hoşgörü politikası takip etmişlerdir.
Eskiçağ'da Lykia'nın sınırları ve komşuları ile olan politik ilişkileri
Daha sonra doldurulacaktır.
Mezar yazıtları ışığında Myralılar üzerine onomastik, demografik, prosopografik bir değerlendirme (MÖ 3.-MS 6. yüzyıllar)
Bu tez çalışmasının temel amacı, Myra kenti ve egemenlik alanının sosyokültürel tarihini mezar yazıtları aracılığıyla değerlendirmektir. Bu çerçevede, hem Myra ve ona bağlı yerleşimlerde hem de kent dışında bulunmuş olmakla birlikte Myralı bireylerin anıldığı, Eski Yunanca ve Latince dillerinde yazılmış 215 civarındaki mezar yazıtı, onomastik, demografik ve prosopografik açılardan incelenecektir. Tezin coğrafi kapsamını batıda Canusium (İtalya), doğuda ise Aspendos'a kadar uzanan kentler; kronolojik sınırlarını ise MÖ 3. yüzyıldan MS 6. yüzyıla kadar olan dönem oluşturmaktadır. Myra mezar ve teritoryumdaki mezar yazıtları, daha önce farklı tez çalışmalarında diğer yazıt türleri ile ele alınmıştır fakat bu tez çalışması, kapsamlı olarak ve tezin ana konusunu sadece mezar yazıtları ekseninde ele alan bir çalışma olmuştur. Araştırmanın kapsamı, mezar yazıtlarında geçen şahıs adlarının yerel, Pers, Yunan, Latin kökenli, theophorik, mitolojik veya tarihsel içerikli adlar şeklinde sınıflandırılmasını; bireylerin aile ilişkilerinin ve toplumsal statülerinin mezar tipolojileriyle birlikte değerlendirilmesini içermektedir. Bu doğrultuda, kente dışarıdan yerleşmiş kişilerin geldikleri kentler ile yurt dışında ikamet eden Myralıların bulundukları yerleşimler; kentin ticari ve ekonomik bağlantıları, yazıtlar sayesinde oluşturulabilecek soy ağaçları üzerinden aile içi evlilikler (endogami), komşu kentlerle kurulan evlilik ilişkileri (eksogami) ve farklı sosyal grupların evlilik yönelimleri analiz edilecektir. Ayrıca, mezar yazıtlarındaki adı geçen tanrı ve tanrıçalar ve de lanetleme kısmında çağrılan tanrılardan yola çıkarak kentte tapınım gören kültler hakkında çıkarımlar yapılacaktır. Mezar yazıtlarında yer alan bireylerin, eğer belirtilmişse, kentteki resmi görevleri, meslekleri ve dernek üyelikleri gibi toplumsal rollerine ilişkin bilgiler de değerlendirilecektir. Gömü hakkı tanınan akrabalık bağları üzerinden, köleler ve beslemeler dâhil olmak üzere, ortalama hane halkı yapısı istatistiksel olarak analiz edilecek; kimin nereye gömüleceğine ilişkin bildirimler ise mezar tipolojileriyle birlikte ele alınacaktır. Tez kapsamında ayrıca yazıtlarda geçen ceza mercileri, belirlenen ceza miktarları ve lanetleme formülleri gibi unsurlar da ayrı bir inceleme konusu olarak değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Myra ve egemenlik sahası, Mezar yazıtları, Prosopografi, Onomastik, Ceza mercii ve lanetleme
Catullus'ta şiirsel ifade aracı olarak ikon değerli temsiller
Çalışmamızın amacı Catullus'un şiirlerindeki, ikon değerli temsilleri ortaya koymaktır. İkonlar biçimin anlamı yansıttığı yerlerde ortaya çıkmaktadır. Hem işitsel hem de görsel olmakla birlikte edebi eserlerde metnin her katmanında bulunabilirler. Biz bu çalışmada özellikle söz sanatlarının kullanıldığı örneklere odaklandık. İkon değerli temsilleri araştırırken Catullus şiirlerini merkeze aldıysak da, bu temsil biçiminin söz sanatlarıyla ilişkisi hakkında Antik Çağ edebiyat eleştirisinin ortaya koyduğu düşünceleri de inceledik. Klasik filolojide ikon değerli temsili ve benzeri kavramları ele alan araştırmaları inceledik. Catullus'ta ikon değerli temsillerin varlığını tespit ettik.
Polyainos'un Strategemata adlı eserinde Makedon komutanlar
Bu çalışmada, Polyainos'un Strategemata adlı eserinin 4. kitabının konusunu oluşturan Makedon komutanların, eserin çevirisi yapıldıktan sonra, anekdotları tek tek incelenmiştir. Çalışma esas olarak, eserde yer alan anekdotların konuyla ilgili diğer antik yazarlarla karşılaştırılması suretiyle yazarın aktardığı bilgilerin incelenmesini ve bu bağlamda söz konusu anekdotların ne ölçüde gerçeği yansıttığını, ayrıca yazar tarafından bazı keyfi eklemeler, düzeltmeler ya da değiştirmeler yapılıp yapılmadığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Birinci bölümde, yazarın yazdığı tür olan strategemata, ana hatlarıyla ve bu türde verilmiş olan örnekleriyle beraber anlatılmıştır. İkinci bölümde, yazarın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Yazarın, eserini yazarken güttüğü amaç ile dönemin akımlarından kendisinin ve diğer yazarların nasıl etkilendiğinin bilgisi de verilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, yazarın yaşadığı dönem itibarıyla gerçekleşen siyasi ve askerî olaylarla birlikte, dönemde hâkim olan diğer felsefi ve edebî akımlar anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, ilk olarak Makedon tarihinin genel anlatımı yapılmış ve Makedon ordusunun genel yapısı ve orduyu oluşturan birlikler anlatılmıştır. En son ise, anekdotların incelenmesine geçilmeden önce, eserin içerdiği komutanlar hakkında, bazıları uzun olmak kaydıyla, kısa biyografik anlatımları yapılmış ve sonrasında, çevirileri de verilerek, anekdotların incelenmesine başlanmıştır. Sonuç bölümünde, 4. kitap ve Polyainos hakkında, sadece 4. kitap üzerinden, genel bir değerlendirme yapılarak, çalışma tamamlanmıştır. Ayrıca anekdotlardaki savaş taktiklerinin kategorizasyonu, doğru, kesin yanlış, şüpheli bilgiler ve özensizliklerin yanı sıra, günümüze sadece 4. kitap ve Polyainos sayesinde ulaşılabilen bilgileri içeren anekdotlar tablo şeklinde ekler bölümünde verilmiştir.
Güney anadolu kentlerinde gymnasion olgusu
Bir kentin demirbaşlarından biri olan gymnasion'lar sadece antrenman alanı değildir. Gymnasion bedensel eğitimin yanında ruhani eğitimin de sağlandığı bir mekandır ve yurttaşlık bilincinin temeli gymnasion'da atılmaktadır. Girit ve Sparta kökenli olduğu düşünülen gymnasion'un yönetimi gymnasiarkhos tarafından yapılmaktaydı ve gymnasiarkhos, gymnasion'a yüklü miktarda bağış yapmıştır ancak bu bağışları sadece kente faydalı olmak için değil aynı zamanda şöhret elde etmek amacıyla yapmıştır. Zeytinyağı gymnasion için çok önemliydi ve gymnasiarkhos hem dini ritüeller hem de spor karşılaşmalarındaki zeytinyağı masraflarını karşılıyordu. Gymnasiarkhos İ.Ö 5. ve 4.yy civarında bir yıllığına yerine getirilen bir leiturgia idi ancak İ.Ö 4.yy sonrasında devamlı olarak görev alınabilen bir memuriyet halini almakla kalmamış, aynı zamanda daha sonraki dönemlerde de kalıcı gymnasiarkhia şeklini almıştır. Gymnasion, Roma Dönemi'nde şekil değiştirerek hamam-gymnasion şeklini almıştır. Bu çalışmada Anadolu'nun güney bölgelerinde gymnasion olgusu yazıtlar ışığında incelenecektir. Epigrafik ve nümizmatik değerlendirme ile Lykia, Pisidia ve Kilikia bölgelerinde gymnasion olgusu ve gymnasion kategorileri, gymnasiarkhos'ların göreve geliş şekilleri, görevleri sırasındaki faaliyetleri, eikon ve çeşitli hediyelerle onurlandırılmaları, kadın gymnasiarkhos'lar ve daimî gymnasiarkhia olgusu yazıtlar eşliğinde incelenecektir. Katalog bölümünde Lykia, Pamphylia Pisidia, Kilikia bölgelerinden yazıtlar çevirilerek gymnasion olgusuna ışık tutulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: gymnasion, gymnasiarkhos, leiturgia, Pisidia, Kilikia, Lykia, Pamphylia, hamam-gymnasion, güney anadolu kentlerinde gymnasiarhos olgusu
Euripides tragedyalarında erginlenme: Hippolytos, Ion, Orestes örnekleri temelinde gençlerin topluma giriş ritüelleri ve dramatik kurgudaki yeri
Bu çalışmanın amacı, Euripides'in Hippolytos, Ion ve Orestes efsanelerini işlediği tragedyalarındaki kahramanların erginlenme ritüellerine dair olası ritüel motif ve evreleri tespit ederek tragedyaların dramatik kurgusunun oluşturulmasında bu ritüellerin işlevini ve önemini ortaya koymaktır. Birinci bölümde Yunan mitolojisindeki tanrı ve kahraman efsaneleri erginlenme ritüelleri bağlamında ele alınarak Euripides tragedyalarındaki erginlenme anlatılarının mitsel arka planı ve Euripides'in erginlenme sürecindeki kahramanları tespit edilmiştir. İkinci bölümde erginlenme ritüellerinin ilk aşamasını oluşturan adayların toplumdan uzaklaştırılması ritüelleri ele alınmış ve Euripides tragedyalarında söz konusu evrenin kahramanın annesinden koparılmasıyla sembolize edildiği sonucuna varılmıştır. Üçüncü bölüm erginlenme ritüellerinin liminal evresine odaklanmıştır. Erginlenme sürecinin liminal evresindeki kahramanların eylem alanları Apollon Tapınağı ya da Inakhos Kırsalı gibi kent dışındaki çeşitli kutsal alan veya mekânlardır. Euripides bu evredeki kahramanlarını avcı kimlikleri, hile ve aldatma motifleriyle ön plana çıkartmıştır. Dördüncü bölüm kahramanların ritüel ölüm ve yeniden doğuşla sembolize edilen toplumla bütünleşme evresine odaklanmıştır. Kahramanların yeni statü elde edip topluma geri dönmesinde babanın onayı hayati bir rol oynamaktadır. Çalışmanın son bölümü tragedyaların dramatik kurgusunun erginlenme ritüel evre ve motifleriyle ilişkisini ortaya koymaktadır. Ortaya çıkan genel sonuç ise araştırmamıza konu olan tragedyalarının tematik olarak Hippolytos, Ion ve Orestes'in erginlenme ritüellerine odaklandığı ve dramatik unsurların erginlenme ritüelleri sembolleriyle ilişkili olduğu, ayrıca dramatik aksiyonun da erginlenme ritüelleri evreleriyle büyük oranda uyum içinde kurgulandığıdır.
Lykia-Pamphylia eyaletinde sosyal gruplar ve dernekler (İS 1.-3. yüzyıl)
Antik Dünya'da insanlar içinde yaşadıkları kent ya da kasaba gibi siyasi topluluklar haricinde yaş, meslek, din ya da diğer ortak ögeler temelinde çeşitli gruplarda bir araya geldiler. Modern terminolojide dernek, lonca, birlik ya da diğer isimlerle tanımlanan bu gruplara üyelikte gönüllülük esastır. Belli menfaatler ya da ihtiyaçlar doğrultusunda kurulan bu örgütler aynı zamanda kentlerin ya da kırsal toplulukların sosyal yaşamlarında önemli bir yere sahiptir. Yaş grupları (epheboi, neoi, gerusia) ise, bir polis kurumu olan gymnasion bünyesinde örgütlenen yarı resmî organizasyonlardır. Yaş gruplarının sportif ve entellektüel faaliyetler için toplandıkları gymnasion, Helenistik Dönem'den itibaren kentler için oldukça önemli bir sosyokültürel merkez konumundadır. Yaş grupları (epheboi, neoi, gerusia) bir polis kurumu olan gymnasion'a bağlı örgütlendikleri için diğer derneklerden farklı bir statüye sahiptir. Bu bakımdan gymnasion gruplarını yarı resmî kurumlar olarak tanımlamak daha doğrudur. Üstelik söz konusu yaş grupları, resmî olmayan faaliyelerinin yanında bazı kamusal görevler de üstlenmişlerdir. Gymnasion grupları, özellikle neoi ve gerusia, İmparatorluk Dönemi'nde politikada daha etkin bir konuma gelir. Bununla birlikte, Roma İmparatorluğunun ilk iki yüzyılında sağlanan barış ve refah ortamında (pax Romana), kentlerde güçlü bir orta tabaka (plebs media) oluşur. Esnaf, zanaatkâr ya da küçük ölçekli tüccar olan bu insanlar çoğunlukla bir derneğin (collegium) üyeleridir. Dernekler bu dönemde güçlenen orta tabakanın siyasi ve sosyal yaşama katılımını sağlayan kurumlar olarak rağbet görmüşlerdir. Bu çalışmanın amacı, İS 1-3. yüzyıllarda Likya-Pamphylia kentlerinde sosyal grupların ve derneklerin sosyokültürel ve siyasal konumlarını belirlemektir. Roma İmparatorluk Dönemi'nde, Lycia et Pamphylia Eyaleti, Teke Yarımadası ve Pamphylia Ovası ile Güney Pisidia Bölgesi'ni kapsadığı için Güney Pisidia kentleri de çalışmaya dahil edilmiştir. Söz konusu bölgelerden elde edilen epigrafik verilerin neredeyse tamamı mezar epigramları ve onurlandırma yazıtlarından oluşmaktadır. Dolayısıyla, konu hakkında genel bir bakış ortaya koyabilmek için Küçük Asya'nın diğer bölgelerine ait yazıtlar ile, daha ayrıntılı bilgiler içeren Yunanistan ve İtalya'dan gelen epigrafik belgeler ve Mısır'da bulunan papirüsler de çalışmaya dahil edilmiştir.
Sallustius'un Bellum Catilinae ve Bellum Iugurthinum adlı eserlerinde karakter betimlemeleri ve söylevler üzerine bir inceleme
Bu çalışmada Gaius Sallustius Crispus'un Bellum Catilinae ve Bellum Iugurthinum isimli eserlerinde, karakter betimlemeleri ve söylevleri kullanarak tarihi olayları ve kişileri okuyucunun imgeleminde daha canlı hale getirmek istediğine dair bulgular incelenecektir. Yazarın karakter betimlemeleri ve söylevleri kullanırken faydalandığı çeşitli söz sanatlarının da incelenmesiyle üslubuna dair öne çıkan belirli özellikler de tezin ufak bir kısmını oluşturmaktadır. Karakter betimlemeleri ve söylev kullanımının her iki eserin kurgulanmasında nasıl bir rol oynadığı da göz önünde bulundurularak yapılmış bu çalışma genel olarak yazarın üslubuyla birlikte tarihçiliğine de odaklanmaktadır. İki eserdeki söylevler ve karakter analizleri incelenerek Sallustius'un inşa etmek istediği dramatik yapı ortaya konmuş, bu eserlerdeki kişilerin karakter yapılarının tarihi olayların gidişatına nasıl etki ettiği gösterilmek istenmiştir. Sallustius'un her iki eserdeki söylevler aracılığıyla çeşitli söz sanatlarının da yardımıyla okuyucu üzerinde yaratmak istediği etki de tezde incelenmiş olan unsurlar arasındadır.
Roma eğitim sistemi ve Lucius Ampelius
Hayatına dair hiçbir bir veri bulunmayan ve MS 3. veya 4. yüzyıl civarında yaşadığı düşünülen Lucius Ampelius, Liber Memorialis adlı eserinde 14-16 yaşlarında olduğu varsayılan Romalı bir öğrencinin aldığı eğitim hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Ampelius, "Romalı bir gencin bilmesi ve öğrenmesi gereken" kosmografi, mitoloji, fiziki coğrafya, dünyanın harikaları, tanrıların soy ağacı, Doğu Akdeniz'in, Yunanistan'ın ve Roma Devleti'nin kısa tarihi gibi oldukça geniş konular etrafında şekillenen 50 paragraftan oluşan bir kitap kaleme almıştır. Bu kitap günümüze kadar gelen diğer antik eserlerle içerik bakımından kıyaslandığında ön plana çıkmaktadır; çünkü Roma eğitim sistemi hakkında özellikle Quintilianus gibi birçok yazar vasıtasıyla bilgi sahibi olunsa da Ampelius'un eseri konulara ayrılarak eğitimin içeriği ve öğretilen bilgiler bağlamında Roma eğitim sistemine ışık tutmaktadır. Söz konusu eser modern araştırmacılar tarafından daha önce araştırılmış ve çalışılmış olsa da eğitim sistemi bağlamında tartışılmamış ve çalışılmamıştır. Liber Memorialis adlı eser sadece Romalı bir gencin bilmesi gereken konularla ilgili değil aynı zamanda Roma Devleti'nin ideolojisi ve geleneksel yapısı hakkında da bilgiler içermektedir. Roma Devleti'nde eğitim anlayışının ahlâki standartları gözettiği düşünüldüğünde Ampelius'un eseri teorik bilgilerle birlikte ahlâki pratikler hakkında da önemli bilgiler sunmaktadır. Romalı bir gencin "bilmesi gerekenler" onun bilgisinin sınırlarını göstermektedir. Bu tez çalışmasında Liber Memorialis adlı eser Roma eğitim sistemi bağlamında tanıtılıp ilgili eserin eğitim sistemindeki yeri tartışılacaktır.
Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde kent avukatlığı
Bu çalışmada Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde kentlerde görev alan avukatlara odaklanılmaktadır. Yazıtlar ve edebi kaynaklar aracılığıyla kurum avukatlarına da değinilmektedir. Ancak bu çalışmada sadece, kentlerini başka kentlere, şahıslara, Helenistik Krallıklara ya da Roma Cumhuriyeti'ne/İmparatorluğu'na karşı savunan kent avukatlarına odaklanılmaktadır. Bu avukatlar, yazıtlardan anlaşıldığı kadarıyla, farklı isimlerle anılmaktadır. Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde Asia Minor, adalar ve Kıta Yunanistan'da yer alan kent avukatları çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Kent avukatlarının görevleri, davalar aracılığıyla kentlerin genel olarak karşı karşıya kaldığı sorunlar ve kentlerin yöneticileriyle, Helenistik Krallar, Romalı yöneticiler veya imparatorlarla sürdürülen diplomatik ilişkiler değerlendirilerek, alanda literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir Yapılan bu çalışma için, öncelikle tüm Asia Minor, adalar ve Kıta Yunanistan'da kent avukatlarının yer aldığı Eski Yunanca ve Latince yazıtlar toplanmış ve Türkçe'ye tercüme edilmiştir. Ardından, antik yazarlarda bilhassa kent avukatlarının yer aldığı davalar, antik yazarların değerlendirmeleri tespit edilerek Türkçe'ye kazandırılmıştır. Bir sonraki aşamada ise edebi kaynaklar ve epigrafik kaynakların bahsettiği hususlar yorumlanmış ve modern literatür ile -her ne kadar bu konuda genel ifadeler belirtip ayrıntılı bir bilgi vermeseler de- değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında toplanan yazıtlar ve derlenen edebi kaynaklar amaca uygun şekilde tasnif edildikten sonra Hellenistik ve Roma Dönemi karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İncelenen veriler ışığında, kentlerin Hellenistik Dönem'de kendi aralarında arazi-sınır sorunları yaşadıkları, Roma Dönemi'nde ise genellikle Romalı yöneticilerle sıkıntılar yaşadıkları anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hellenistik ve Roma Dönemleri, Kent Avukatlığı, Avukatlık, Tahkim, Uluslararası İlişkiler.
Augustinus'un De Magistro eserinde öğrenme biçimleri
Bu çalışmanın amacı, Augustinus'un De magistro (Öğretmen) eserinde ele aldığı öğrenme biçimlerini incelemektir. Eserde, öğrenme biçimlerine dair savını ortaya koymak için dilbilim açısından da dikkat çekici bir tartışma bulunmaktadır. Augustinus'un işaretlerle ilgili bu tartışması, yine öğretme ve öğrenmedeki yeri açısından incelenecektir. Augustinus, Antik Çağ ile Orta Çağ arasında önemli bir geçiş döneminde yaşamış olduğundan Antik Çağ eğitimi genel hatlarıyla ele alınacaktır. Ardından eğitim anlayışıyla ilişkisine ışık tutacak şekilde Augustinus'un yaşamını ve eğitimle ilgili düşüncelerini daha bütüncül bir bakış açısıyla kavrayabilmemiz için eğitimden bahsettiği başlıca eserlerine değinilecektir. Son bölümde De magistro eserinin konusu, kompozisyonu ve eserin felsefi kaynakları incelendikten sonra Augustinus'un eserde, hatırlatarak öğretme, sunumla öğretme ve içindeki gerçeği keşfederek öğretme şeklinde açıkladığı üç öğretme biçimi ile içteki öğretmen savı irdelenerek yazarın, hiçbir insanın başka bir insana bir şey öğretemeyeceği tezini nasıl temellendirdiği ortaya konacaktır. Anahtar Kelimeler: Augustinus, Öğrenme, Öğretme, İçteki Öğretmen, Öğrenme Biçimleri, İşaretler, Kutsal Aydınlanma, Antik Çağda Eğitim.
Roma Dönemi'nde Batı Anadolu'da (Asia eyaletinde) meydana gelen depremler
Depremsellik bakımından oldukça aktif olan Anadolu ve özellikle bu çalışmanın konusu olan Asia Eyaleti, kendi tarihi boyunca birçok deprem geçirmiştir. Depremler ise, insan ve insanlığa ait din, ekonomi, kent ve kent yaşamı gibi çok yönlü sosyal ve kültürel bir etkiye sahiptir. Bu sebeple, bu coğrafyanın Antik Çağ'da da sıkça yaşadığı tarihsel depremlerin epigrafik, nümizmatik ve edebi kaynaklar üzerinden araştırılarak belgelenmesi ve ortaya depremlerin oluş sıklığı üzerine bir zaman aralığı çıkartılması bu çalışmanın temel noktasını oluşturmuştur. Elde edilen bulgularla günümüzde meydana gelen depremlerin oluş sıklığı karşılaştırılmış ve ortaya çıkan tarihsel aralık üzerinden bu bölgede bir sonraki depremin ne zaman olacağına dair tahmini bir zaman aralığı elde edilebilmiştir. Ayrıca, Antik Çağ insanlarının bu doğa olayı hakkında ne düşündüklerine, hayatlarında nasıl bir yer tuttuğuna, depremden sonra ne gibi faaliyetlere giriştiklerine yer verilmiş ve bu kapsamda değerlendirilmiştir. Bu çalışmada Asia Eyaleti olarak bahsedilen bölge, Antik Çağ'da eyaletin kapsadığı yedi coğrafi bölgeye ayrılmıştır. En erken yazılı belgesine ulaşabildiğimiz depremin meydana geldiği İ.Ö. 304/3 yılı Ionia depremi ile İ.S. 551 Karia depremi arasındaki depremler ile günümüzde söz konusu bölgelere denk gelen bölgedeki yakın tarihi kapsayan 1702-2020 yılları arasındaki tarihlerde meydana gelen depremler bu çalışmada incelenmiş ve bu doğrultuda bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Tarihsel Depremler, terrae motus, ὁ σεισμός, Asia Eyaleti, Ege Bölgesi, Poseidon
Nakoleia kenti Eski Yunanca ve Latince yazıt kataloğu
Bugün Eskişehir ilinin Seyitgazi ilçesi olarak bilinen yerde Antik Dönem'de "Nakoleia" antik kenti kurulmuştu. Bu kent Phrygia Bölgesi'nin kentlerinden biridir. Kente dair özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde bilgiler elimize geçmiştir. Daha önceki dönemlere ait bilgilerimiz kısıtlıdır. Kent antik dönemde Eskişehir'den Dinar'a giden önemli bir yol güzergâhının üzerinde bulunmakta idi. Bu kentin Roma İmparatorluğu'na bağlı birçok önemli çiftlik işletmesinin yönetim merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Geç Antikçağ'da bu kentin yakınında orduya ait bir garnizon bulunmaktaydı. Nakoleia kentinin çok geniş bir teritoryumunun olduğu anlaşılmaktadır. Bu geniş arazilerde de isimleri bilinmeyen birçok kırsal yerleşim olduğu görülmektedir. Bu çalışmada Nakoleia kentinde ve teritoryumunda bulunmuş olan Eski Yunanca ve Latince dağınık biçimde yayımlanmış olan yazıtlar bir araya getirilmiş ve ileride yapılacak araştırmalar için bir kaynak teşkil edecek epigrafik bir katolog oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Nakoleia, Seyitgazi, Phrygia, Eski Yunanca ve Latince yazıtlar, katolog
Roma İmparatorluğu'nun Küçük Asya'daki egemenliği kapsamında vasal krallıklar ve hanedan soylu aristokrasi
İ.Ö. 201 yılı itibariyle Roma henüz bir Cumhuriyet iken Akdeniz dünyasında sözü geçen güçlerden biri olmuştur. Bu süreçte gelişen deniz ticareti ve donanması sayesinde farklı çıkar ve hedeflere yönelmiştir. Bu kaçınılmaz sonuç, Roma Cumhuriyeti'nin Küçük Asya'daki Hellenistik Krallıklar, hanedan aristokrasisi ve Yunan kent devletlerinde önde gelen aristokrat vatandaşlar ile kuracağı siyasi, iktisadi ve kültürel ittifak sürecini başlatacaktır. Pergamon Krallığı ve Rhodos ile dostluk ve müttefiklik ilişkisi kuran Roma, bu iki müttefikinin davetiyle Akdeniz ve Küçük Asya'da mevzi paylaşımına dahil olmuştur. Müttefikleriyle bölgenin büyük gücü olan Seleukos Krallığı'nı Magnesia Savaşıyla askeri ve idari olarak bölgeden tasfiye ederek Apameia Barış Antlaşmasıyla kendi status quo'sunu Küçük Asya'da kabul ettirmiştir. Böylece egemenliğini ilan ettikten sonra askeri olarak bölgeden çekilmiş ve bölgenin hâkimiyetini müttefiklerine bırakmıştır. Bu süre zarfında Roma, Küçük Asya'daki yerel krallıklar olan Kappadokia, Pontos, Bithynia, Tarkondimotai (Kilikia) ve Kommagene etc. krallıklar ile diplomatik düzeyde amicus et socius (dost ve müttefik) olma yönünde ilişkiler kurmuştur. Roma, Küçük Asya'da kurduğu status quo'nun sarsılmaması için bu güçler arasında divide et impera (böl ve yönet) yöntemiyle pragmatist bir siyaset de izlemiştir. Özellikle Romalı idareciler, İ.Ö. üçüncü yüzyılda Küçük Asya'ya göç eden ve ilkel ve savaşçı kavim özelliğiyle bilenen Galatlar üzerinde danışıklı dövüş bir tutumu izleyeceklerdi. İ.Ö. birinci yüzyılın son yarısında korsanlık sorunu ve VI. Mithradates isyanıyla meşgul olan Roma, bu sorunları çözdükten sonra bölgenin idaresini müttefikleri olan vasal krallıklara devretmiştir. Geniş coğrafyada kendi idari ve askeri kadrolarıyla denetimi sağlamada zorlanacağını düşünerek, vasal krallıkları Parth ve Armenia Krallıkları'na ve kentleşmemiş ilkel topluluklara karşı ileri karakol olarak kullanmıştır. İşlevselliği son bulan krallıklar lağvedilip Roma eyaleti haline gelse bile hanedan kökenli aristokratlar Roma İmparatorluğu bünyesinde idari, askeri ve dini mevkilere yükselerek senatoryal ve askeri kariyer yapmışlardır. Bu çalışmada Roma İmparatorluğu'nun Küçük Asya'da uydu devlet konumundaki vasal krallıklardan: Galatia, Tarkondimotai, Kappadokia ve Pontos ile olan siyasi, askeri, iktisadi ve kültürel ilişkileri, krallık erkini elinde tutan hanedan kökenli aristokrasinin Roma idari sistemine evrilmesi ve bu sitemde ulaştığı mevkileri, hanedanlık çevresinde oluşan eşraf sınıfı antik edebi, epigrafik ve nümizmatik kaynaklar ışığında ortaya konularak İ.S. üçüncü yüzyıla kadar krallar ve hanedan soyundan gelen aristokratların Romanizasyon süreçleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Roma, vasal krallıklar, hanedan aristokrasisi, Küçük Asya
Eskiçağ'da yerleşim statüleri ve teritoryumları: Stadiasmus Patarensis ve Lykia örneği
Patara'da ele geçen ve İS 46 yılına tarihlenen Patara Yol Anıtı (Stadiasmus Patarensis) bugün Teke yarımadası olarak adlandırılan ve oldukça dağlık yapısı içerisinde kendisine özgü özelliklerini korumayı sürdürmüş Lykia Bölgesi'nin tarihi coğrafyasına büyük ölçüde ışık tutmaktadır. Söz konusu bu tarihi coğrafya içerisinde kültürel, ekonomik ve siyasi unsurlar barındırmaktadır. Bu bağlamda yollar kentlerin siyasi anlamda güçlenmelerine ve ticaret hayatını canlı tutarak ekonomik olarak büyümelerine katkı sağlamaktadır. Söz konusu olan bu yol anıtı aynı zamanda bu yolların ilerlediği yerleşimlerin statüleri ve organizasyonları hakkında bazı çıkarımların yapılabilmesini sağlamaktadır. Ayrıca yerleşimlerin birbirlerine olan komşuluk ilişkileri gözlemlenebilmektedir. Anıt üzerinde 52 adet yerleşimin ismine ulaşılmakta ve 65 adet yol bilgisi verilmektedir. Bu yol bilgileri en basit düzeyde bir kentten (ἀπὸ) diğer kentte (εἰς) şeklinde formüle edilmektedir. Eğer söz konusu yol bir başka kentin teritoryum alanına girmesi durumunda ise yol bilgisi anıt üzerinde διὰ preposition'u ile verilmektedir. 2015 yılına kadar gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında yerleşim teritoryumları ve yollar ile olan ilişki gözardı edilmiştir. Bu tarihten itibaren yürütülen çalışmalar bu duruma dikkat edilerek yapılmış geçmiş araştırmalar zaman zaman revize edilmiştir. Bu tez çalışması Stadiasmus Patarensis yol anıtı çerçevesinde Lykia Bölgesi içerisinde bulunan antik yerleşimlerin statülerinin ve organizasyonlarının anlaşılmasına ve Batı Lykia olarak tanımlanan ve Patara, Ksanthos, Sidyma, Pinara, Tlos, Telmessos, Kadyanda ve Araksa kentlerinden oluşan alan içerisinde söz konusu bu kentlerin olası teritoryum alanlarını ve zaman içerisinde yaşanan değişimleri belirlemeyi hedeflemektedir. SP anıtı haricinde diğer epigrafik verilerde çalışmanın temel kaynakları arasındadır. Özellikle teritoryum alanları içerisinde bulunan mezar yazıtları bu alanların belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Anahtar Kelimeler: Stadiamus Patarensis, Lykia, teritoryum, yerleşim statüleri
Phrygia'nın Latince ve Latince-Yunanca çift dilli yazıt kataloğu
Küçük Asya'nın Phrygia bölgesinde M.Ö. 1 yüzyıl ve M.S. 4 yüzyılı arasından bu-güne kadar yürütülen bilimsel araştırmalar sonucu birçok Latince ve Latince-Yunanca çift dilli yazıtlar elimize geçmiştir. Buna rağmen bugüne kadar bu yazıtları bir araya toplayan bir katalog ele alınmamıştır Yazıtlar farklı büyük kataloglarda ve bilim insanlarının yayınlarında dağınık bir şekilde bulunmaktadır. Bölgede Latince ve Latince-Yunanca çift dilli yazıtların dağılımı ve Latince'nin yazıtlarda kullanımı ile ilgili bir çalışma modern literatürde henüz yer almamaktadır. Çalışmada Phrygia bölgesi günümüzde Afyon, Eskişehir, Kütahya ve kısmen Uşak illerini kapsayan Orta Phrygia ve Kuzey Phrygia olarak iki bölgeye ayrılarak, yazıtlar bu bölgelerde bulunan kentlere ve türlerine göre sınıflandırılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Orta ve Kuzey Phrygia bölgesi için bir yazıt kataloğu oluşturmaktır. Ayrıca bu katalog da toplanan yazıtlar, yazıt kategorilerine göre ayrılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler Phrygia, Romalılaşma, Latince yazıt, Latince-Yunanca çift dilli yazıt
Epigrafik belgeler ışığında Güney ve Güneybatı Anadolu'da su ve su yapıları
Canlıların hayatta kalabilmesi için vazgeçilmez bir öneme sahip olan ve tüm yaşamı deyim yerindeyse ayakta tutan suyun bu özelliğiyle en eski toplumlardan günümüze kadar var olmuş tüm kültürlerde büyük bir rol oynadığı yadsınamaz bir gerçektir. Bu çalışmada, Küçük Asya'nın güney ve güney batı bölümlerine suyun bıraktığı izi Eski Yunanca ve Latince yazılı belgeler ışığında ele almak hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda Ionia, Karia, Lykia, Pamphylia ve Kilikia Bölgeleri'nden su ve akuadükt, çeşme, su kaynağı, su kuyusu, sarnıç, hamam gibi su yapıları ile ilgili toplam 234 tane yazıt bir araya getirilmiş ve yorumlanmıştır. Suyun antik Yunan ve Roma insanı tarafından nasıl algılandığı, onların toplumsal ve kamusal yaşamlarını nasıl etkilediği gibi konularda genel bir bilgilendirme ile başlayan çalışma, sonra-sında her bir su yapısı hakkında kısa ve öz bilgiler vermektedir. Suyun yönetimi ve kullanımı konusunda çıkarılmış olan yasalar hem antik Yunan hem de Roma dünyası için ayrı ayrı ele alınmaktadır. Çalışmanın temelini ise su yapıları ile ilgili yaşanan terminolojik karmaşa ve bu karmaşanın çözümü için getirilmiş olan bazı öneriler oluşturmaktadır. Zira su yapıları ve özel-likle çeşme yapıları epigrafik belgelerde çok farklı sözcüklerle belgelenmiş olup, çalışmada bunlar arasında semantik bir ayrım olmadığı sorgulanmıştır. Bu bağlamda örneğin tüm çağdaş kaynaklarda nymphaion olarak bilinen çeşme yapıları üzerinde durulmuş ve bu terimin ger-çekten tüm çeşme yapıları için ortak olarak kullanılıyor olmasının ne ölçüde tutarlı olduğu üzerine yorumlarda bulunulmuştur. Nymphaion'un yanı sıra terminolojik olarak araştırılmaya değer bir niteliğe sahip πήγη ve κρήνη sözcükleri de mercek altına alınarak daha önce bazı araştırmacılar tarafından savunulan tezler revize edilmiştir. Çalışmamızın bir diğer bölümü su yapılarının hangi kaynaklar aracılığıyla finanse edildiğinin araştırılmasına ayrılmıştır ve büyük ölçüde euergetes'lerin bu rolü üstlendiğinin altı çizilerek imparatorların özellikle akuadüktlerin inşasındaki rolünün ne olduğu "σεβαστὸν ὑδραγώγιον" ifadesi özelinde sorgulanmıştır. Çalışmamız her bir bölge özelinde tüm antik kaynakları ve yazıtları derleyerek söz konusu bölgelerin ve kentlerinin Hellenistik Dönem'den Geç Antik Dönem'e kadar olan hidrografik tarihini ayrıntılı bir biçimde ele almaktadır.
Roma İmparatorluk Dönemi Küçük Asya'sında bir kent memuriyeti olarak stratēgos'luk
Stratēgia askeri görevlerle yetkilendirilmiş bir memuriyettir. Ancak bu memuriyetin görev tanımı zaman içerisinde bazı değişimlere uğramıştır. Bu değişim elbette aniden gerçek-leşmemiştir. Dönemlerin sosyo-politik durumları, bu değişimi hazırlayan zeminler olmuştur. Hellenistik Dönem'de Büyük İskender'in savaşları sonrasında kurulan krallıklar, kentleri sos-yal, siyasal ve askeri açıdan etkilemiştir. Kentlerin idari yapılanması da bu yeni dönemden etkilenmiştir. Stratēgos'lar artık kentlerde kralların vekili konumunda bulunarak, kentin gü-venliğinin sağlanması ve idari işlerinin yürütülmesi ile sorumlu olmuşlardır. Küçük Asya kentleri de bu yeni döneme geçiş sürecininden etkilenmiştir. Klasik Dönem'de askeri bir ma-hiyette olan bu memuriyet, Hellenistik Dönem'e gelindiğinde askeri işlevini de koruyarak sivil görevler üstlenmiştir. Bu memuriyeti elde eden kişiler kentte çok önemli bir statüye sahip olmuşlardır. Onlar prytanis'ler gibi kent yönetimle ilgili meselelerle ilgilenmişlerdir. Örneğin, Danışma ve Halk meclislerine önerilerde bulunmuşlar, yasa tasarısı önerisinde bulunmuşlar ve mecliste alınan kararların duyurusunu yapmışlardır. Roma İmparatorluk Dönemi'ne gelindiğinde ise Pax Romana ile uzun süreli bir barış dönemi başlamıştır. Bunun ardından stratēgos'luk askeri işlevini yitirmiş ve tam anlamıyla sivil bir memuriyete dönüşmüştür. Roma İmparatorluk Dönemi'nde Küçük Asya'daki varlılıkları, bölgelere göre değişimler göstermiştir. Hatta belli alanlarda uzmanlaşmış stratēgos çeşitlerinin olduğu da tespit edilmiştir. Bu memuriyetle Ionia, Bithynia ve Karia bölgelerinde daha çok karşılaşılırken, diğer bölgelerde bu yoğunluk azalmış hatta hiç görülmediği bölgeler de olmuştur. Bu çalışmada stratēgia epigrafik belgeler, edebi kaynaklar, numismatik veriler ve modern araştırmalar ışığında incelenmektedir. Bu çalışmada stratēgos'ların Roma İmparatorluk Dönemi boyunca uğradığı değişim, yerine getirdikleri görevler, kent içerisindeki konumları, iş birliği yaptıkları diğer memuriyetler, görevde bulunma süreleri ve stratēgos çeşitleri ayrıntılı olarak ortaya konmaya çalışılacaktır.
Antik veriler ışığında Milyas ve Kabalia bölgelerinin tarihi coğrafyası, idari, sosyokültürel ve dini yapısı
Milyaslılar'ın teritoryumu Elmalı Ovası'ndan Bozova/Zivint boyunca kuzeye Kestel Havzası'na kadar uzanmaktadır (ancak Milyas Bölgesi'nin Romalılar tarafından Lykia'ya verilmiş olan güney kısmı çalışmanın konusunu oluşturmaktadır). Milyas Bölgesi'nn batısında ise Kabalia halkının ikamet ettiği Kabalia (Kabalis) Bölgesi uzanmaktadır. Kabalia Bölgesi, Seki Ovası'ndan Karaçulha ve Küçüklü havzalarını da kapsayacak şekilde Söğüt Gölü havzasına kadar uzanmaktadır. Lykia Bölgesi'nin kuzeyinde bulunan, ayrıca Asia, Karia, Phrygia, Pisidia ve Pamphylia sınırları üzerinde konumlanan Milyas ve Kabalia dağlık bölgeleri farklı kültürlerin kaynaşma noktası olarak hem sosyal hem de idari tarih açısından büyük önem taşımaktadır. Herodotos (Ἱστορίαι, 3.90), Pers İmparatorluğu hakimiyetindeki Batı Anadolu halklarını sıralarken, Milyaslılar'ı birinci nomos'ta, Kabalialılar'ı ise ikinci nomos'ta listelemiştir. Kserkses'in Hellas Seferi'ne katılan halkları listelediği bir diğer anlatısında da ilk olarak "onlar Maionialılardır ve Lasonialı olarak çağrılırlar" şeklinde betimlemiş olduğu Kabalialılar'dan, hemen sonrasında ise kısa kargılar taşıdıkları ve elbiselerini broşla tutturdukları şeklinde tanıttığı Milyaslılar'dan bahsetmektedir (7.77). Söz konusu dağlık bölgeler her ne kadar modern araştırmacılar tarafından "Kuzey Lykia" olarak adlandırılsalar dahi, Heroodotos'un pasajlarından da görüldüğü üzere Milyas ve Kabalia bölgeleri Lykialılar'dan ve aynı zamanda benzerlik göstermiş oldukları Phrygialılar'dan ve Pisidialılar'dan hem politik hem kültürel olarak ayrılmaktadırlar. Bu durum her iki dağlık bölgenin Lykia eyaletinin bir parçası olduğu İS 43 yılına kadar devam etmektedir. Söz konusu tez çalışması Milyas (Elmalı Ovası) ve Kabalia (Balboura, Boubon ve Oinoanda kentleri) bölgelerinden ele geçen epigrafik malzemeleri temel almaktadır. Epigrafik malzemelerin yanı sıra edebi literatür, arkeolojik ve numismatik veriler de çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma her iki bölgenin siyasi tarihi üzerine yoğunlaşmaktadır. Özellikle dağlık bölgelerin Lykia Birliği ile politik ilişkileri ve teritoryal sorunları değerlendirilmektedir. Siyasi tarihin yanı sıra bölgelerden ele geçen yazıtlardan ele geçen bilgiler doğrultusunda bölgelerin dini, idari ve sosyo-ekonomik yapıları da ele alınmaktadır. Keywords: Milyas, Elmalı Ovası, Kabalia, Kuzey Lykia
Hellenistik Apoikia'dan Roma Colonia'sına: Antiocheia ad Pisidiam örneğinde bir koloni kentinin yerleşim ve idari tarihi
Bu çalışmanın amacı Hellenistik apoikia'dan Roma kolonisine, buradan da MS. 4. yüzyılın başında eyalet metropolis'liğine evrilen bir kentin geçirdiği siyasi aşamaları antik kaynaklar, epigrafik, arkeolojik ve nümizmatik veriler ışığında irdeleyerek ortaya koymaktır. Antiokheia, ismini Seleukoslar Hanedanlığı'nın üyelerinden alan kentlerden biri olarak MÖ. 3. yüzyılda Seleukoslar'ın Anadolu'daki faaliyetleri kapsamında kurulmuş olmalıdır. Her halükarda Seleukoslar'ın Anadolu'da aralarında Antiokheia'nın da bulunduğu kolonilerinin Galat akınlarına karşı tampon görevi üstlenmenin yanı sıra Ege dünyası ile Syria arasındaki kara güzergâhının kontrolü için stratejik bir işlev taşıdıkları da söylenebilir. Strabon'un kente Magnesia ad Maeandrum'dan getirilen kolonistlerin yerleştirildiği aktarımı Magnesia ad Maeandrum'da bulunan ve yurttaşları arasında Magnesialıların da bulunduğu Antiochia Persidis kentinin meclis kararı aracılığıyla da desteklenmektedir. Antiokhos III Megas'ın emriyle Zeuksis tarafından Lydia ve Phrygia Bölgesi'ne yerleştirilen yaklaşık 2000 civarında Yahudi ailesinin bir kısmı Antiokheia'ya yerleşmiş olmalıdır. Antiokheia'da bulunmuş bir yazıt üzerinde Yahudi inancını temsil eden menorah figürünün yanında Acta apostolorum adlı kaynağın Yahudi nüfusundan ve bunların ibadet yeri synagog'dan bahsetmesi kentteki Yahudi varlığının açık göstergeleridir. Antiokhos I Soter veya Antiokhos II Theos tarafından kurulmuş olmasına rağmen Antiokheia'da Helenistik Dönem'e ait bir yazıtın bulunamamış olması kentin bu dönem tarihinin büyük oranda karanlık kalmasına sebep olmaktadır. Yine de başka veriler aracılığıyla Antiokheia'nın Magnesia kenti tarafından Artemis Leukophryene onuruna ilki en geç MÖ. 207/6 yılında düzenlenen uluslararası katılımlı festivale meclis kararıyla davet edilen kentlerden biri olduğu söylenebilir. Bu meclis kararı aynı zamanda ana kent ile koloni arasındaki sıkı ilişkilerin MÖ. 2. yüzyıl içlerine kadar sürdüğü yönünde resmi bir kanıt sunmaktadır. Bunun dışında kent yakınında bulunan Men Askaenos tapınağı da kesinlikle MÖ. 2. yüzyıla kadar geri gitmektedir. Zira Men kutsal alanındaki iki tapınağın planlarıyla Magnesia ad Maeandrum'daki Artemis Leukophryene ve Zeus Sosipolis tapınaklarının planları arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır. Bu durum Magnesia'nın kent üzerinde siyasi etkinin yanında kültürel bir etkiye de sahip olduğunun kanıtıdır. Men tapınağı Kappadokia'da Komana'da Ma, Morimene Bölgesi'ndeki Venasa'da Zeus; Pontos'ta Komana'da Ma, Zela'da Pers tanrıçası Anaitis ve Kabeira'da Men; Phrygia'da Pessinus'ta Ana tanrıça tapınaklarıyla benzer bir örgütlenme biçimine sahiptir ve rahibin denetimindeki geniş tapınak arazisi çok sayıda kutsal köle tarafından işlenmektedir. Antiokheia'da Seleukoslar hâkimiyeti Apameia Antlaşması'nın ardından son bulmuştur. Bu antlaşmayla Roma tarafından kent civitas libera ilan edilmiştir. Antiokheia'nın özerklik statüsü Marcus Antonius tarafından Galatia Kralı ilan edilen Amyntas'a bırakıldığı MÖ. 39 yılında son bulmuştur. Actium Savaşı'nın ardından Octavianus da Amyntas'ın krallığını tanımıştır. Amyntas'ın MÖ. 25 yılında Homanadeis'e karşı giriştiği savaşta öldürülmesi üzerine onun egemenliği altındaki topraklara daha önce Asia Eyaleti'ne ait olan Batı Pamphylia'nın da eklediği coğrafyada Galatia Eyaleti kurulmuştur. Yeni kurulan eyaletin ilk 30 yılı Pisidialıların, özellikle de Homonadeis kavminin pasifize edilmesine yönelik çabalarla oldukça zorlu geçmiştir. Bu amaç doğrultusunda Augustus tarafından Pisidia ve Lykoania'da askeri koloniler (coloniae militum/ἀποικίαι στρατιωτῶν) kurulmuş (Antiokheia, Olbasa, Komama, Kremna, Parlais, Ikonion ve Lystra) ve MÖ. 6 yılında tamamlanan Via Sebaste ile bunlar hem birbirlerine hem de Pamphylia limanlarına bağlanmıştır. Bu güzergâhta bulunmuş olup üzerlerinde mesafe bildiriminin korunduğu 9 mil taşında caput viae olarak verilmesinden de anlaşıldığı üzere Antiokheia bu kolonilerin merkezi olarak Colonia Caesarea adıyla Roma kolonisi yapılmıştır. Nümizmatik verilerin belgelediği üzere bu durum Amyntas'ın ölümünün hemen ardından, MÖ. 25 yılında gerçekleşmiş, koloniye ayrıca Ius Italicum hakkı bahşedilmiştir. Koloni kuruluşunun gerekçeleri: 1) tezkeresini almış veteranların yerleştirilebileceği uygun arazi bulmak; 2) daimi lejyonun bulunmadığı eyalette bölgenin isyankâr kabilelerinin kontrol altına alınması gerekliliği ve 3) söz konusu kabilelere karşı kazanılacak zaferin ardından bunların Roma idaresiyle uzlaştırılması amacıyla Helenleşme sürecinin bile oldukça zayıf kaldığı bu bölgeye Roma akültürasyonunun taşınması şeklinde özetlenebilir. Bu amaçlar doğrultusunda kente Homanadeis ile mücadele sırasında bölgede konuşlanmış olması gereken Legio V Gallica (daha sonra Macedonica olarak adlandırılacak) ve Legio VII'den (daha sonra yine Macedonica olarak adlandırılacak) emekli askerler (veterani) yerleştirilmiştir. Veteranların ve onların soyundan gelenlerin isimleri bunların Latium, Etruria, Galia Cisalpina ve Gallia Narbonensis'ten askere alındıklarını ve bunlardan Antonius için çarpışmış olan bazılarınınsa Anadolu'da oturan negotiatores ya da Anadolu kökenli peregrini arasından celp edildiklerini düşündürmektedir. Roma kolonisine evrilmeden önce Frig, Pisid, Yunan, Makedon kökenlilerle Yahudilerden oluşan kent demografisi Augustus tarafından Roma kolonisi yapılmasının ardından İtalik kökenli kolonistlerin yerleştirilmesiyle bir kez daha değişmiştir. Bu kozmopolit yapı hakkında bilgi veren yazıtlar kentteki farklı etnik unsurlar arasındaki kaynaşmayı da belgelemektedir. Roma kolonisi ilan edilmesinin ardından kentin idari yapısında da önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Roma örneği göz önüne alınarak kent merkezi yedi tepe üzerine inşa edilmiş; ayrıca Augustus'un MÖ. 7 yılında yaptığı düzenlemeyle kent teritoryumunun 14 regiones ve 265 vicus'a (Konstantinos zamanındaysa 308'e çıkmıştır) bölündüğü Roma'da olduğu gibi idari alt birimler olarak vicus'lara taksim edilmiştir. Bu nedenle Antiokheia'da Roma'dan bilinen vicus'larla aynı ismi taşıyan 7 vici adının biliniyor olması rastlantı değildir: Vicus Aedilicus; Vicus C(G)ermalus; Vicus Patricius; Vicus Salutaris; Vicus Tuscus; Vicus Velabrus ve Vicus Venerius. Koloni, vicus'ların dışında sayısı belli olmayan miktarda tribus'a da bölünmüştür. Bunlardan şimdiye kadar sadece Romana tribus'u belgelenmiştir. Bu veri vicus'ların Yunan polis'lerindeki pyle'lerin karşılığı olmayıp, bunun yerine semtleri temsil ettiklerini göstermektedir. Koloninin bütün yurttaşları Sergia tribus'una kayıtlı olduklarına göre Antiokheia'daki tribus örgütlenmesini, Malaca'daki curiae'la özdeş olacak şekilde bir tür seçim bölgesi olarak kabul etmek yerinde olacaktır. Kent Septimius Severus Dönemi'nde Socia Romanorum unvanı almıştır. Bu unvan kent sikkeleri üzerinde SR kısaltmasıyla kendini göstermektedir Koloni yapılma süreci kent tüzüğünün, dolayısıyla kent kurumlarının da topyekûn değişmesine neden olmuştur. Koloninin tüzüğü hakkında bir kaynak ele geçmemiş olmakla birlikte, kent kurumları ve memuriyetleri hakkında epigrafik belgelerden elde edilen veriler bunun Lex Coloniae Genetivae Iuliae'da ortaya konan idari yapıyla tamamen benzeştiğini göstermektedir. Buna göre kolonide bule ve demos'un yerini ordo decurio ve populus almış; idari memurlar olarak duumviri, aedilis ve praefectus ile başat konumdaki bu memurların yardımcıları olarak scriba (yazman) ast makamı (scriba quaestori) oluşturulmuştur. Mali memurlar olarak da quaestor ve duumviri quinquennales ile Antiokheia tüzüğünün en özgün yanlarından biri olarak koloni yapılmasının ardından onun denetimine geçen Men Askaenos tapınağının hazinesinden sorumlu curator arcae sancturii makamları bulunmaktadır. Dini makamlar da yine Roma'dan devralınmıştır: augures, pontifices; flamines ve sacerdotes. MS 3. yüzyıldan itibaren koloni tüzüğünde yer almayan, bununla birlikte Yunan Dünyası'nın önemli makamları olan grammateus, gymnasiarkhes, strategos, epistates, agoranomos idari memuryetleri; agonothetes, brabeutes ve ksystarkhes gibi festival makamları oluşturulmuştur. MS. 3. yüzyılın ikinci yarısından itibaren artan Got akınları, bölgede yeniden canlanan haydutluk sorunu sonucunda paraphylaks, eirenarkhes, hekatontarkhos ve beneficarius gibi güvenlikle ilgili yeni memuriyetlerin ortaya çıktığı, ayrıca bu müşkül dönemde kentin hububat kıtlığına düşmemesi ve karaborsacılığı engelleyerek fiyatın istikrarının sağlanması için λογιστὴς σειτηρεσίου memuriyetinin getirildiği görülmektedir. Yine bu dönemde yerel kültler için yeni rahiplik makamları meydana getirilmiş veya koloni öncesi var olanlar yeniden canlandırılmıştır. Bunlar arasında Asklepios, Dionysios, Patrios Theos Men ve Demeter rahiplikleri bilinmektedir. Bütün bu veriler kolonide Romalı olmayan etkilerin varlığına bir kanıttır. Başka bir ifadeyle venetiones ve gladyatör oyunları daha ziyade koloni sakinlerine hitap ediyorken, ξυστάρχης denetiminde düzenlenen οἱ ἐν κολωνείᾳ ἀγῶνες daha çok incolae ve attributi'ye hitap ediyordu. Yine geç dönemde oluşturulan gymnasiarkhes ve ksystarkhes memuriyetleri de bunlarla ilişkilidir. Kolonistlerin yaşadıkları topografyanın son derece bereketli olması (super abundandi messe) ve Strabon'un bahsettiği κοινὴ ὁδός'un hemen güneyinde konumlanması yurttaşlarının zenginleşmesini, dolayısıyla çok sayıda senator (bk. Caristanii, Anicii, Calpurnii, Iulii, Flavii, Gellii, Sergii, Paulii, Novii, Priscii) ve görece daha az olsa da atlı sınıfına mensup (bk. Anicii, Crepereii) insanlar yetiştirebilmesini olanaklı kılmıştır. Yine de Koloninin yurttaşları arasında Sergii ailesinin imparatorluğun Doğu kesiminden senatus sınıfına alınan ilk aileler arasında bulunması ve bunu Vespasianus Dönemi'nde Anicii, Craistanii ve Iulii ailelerinin takip etmesi, koloni sakinlerinin Italik kökenli olmasından ziyade Galatia eyaleti valilerinin koloni için takındıkları olumlu tutumun (bk. patroni coloniae olarak onurlandırılan Galatia valileri) ve daha da önemlisi imparator aileleri ve bunların dostlarıyla kurulan yakın ilişkilerin sonucudur. Kentin en önemli meydanına Tiberia Platea adının verilmesi, benzer şekilde Tiberius'un kardeşi Drusus'a, dostları P. Sulpicius Quirinius ve M. Servilius'a; Tiberius'un Agrippina Minor'u eş olarak verdiği Cn. Domitius Ahenonbarbus'a ve Tiberius'un yeğeni ve evlatlığı Germanicus Caesar'ın damadı L. Cornelius Felix'e kentin onursal duumvir'liği takdim edilmesi Tiberius'un MÖ. 20 yılında çıktığı Doğu seferinde Antiokheia ile özel bir ilşiki kurduğunu düşündürmektedir. Ayrıca senator Iulius Paulus'un kızına verdiği Agrippina adı da bu bağlamda değerlendirilebilir. Bunun dışında Caristanii ailesinin Claudius'a bir köle sattığı bilinmektedir. Sonuç olarak Caristanii, Iulii ve Anicii ailelerinin hanedan üyeleriyle yakın ilişki kurdukları anlaşılmaktadır. Antiokheia'nın koloni öncesi yerleşimcilerinin ne kadarına koloni yurttaşlığı verildiğini belirlemek mümkün değildir. Bununla birlikte Pergamon, Ankyra, Ephesos, Attaleia vb. kentlerle ilişkileri yansıtan yerel gelenekler ve kültler varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yine de Roma kolonizasyonu süreciyle Latince en azından idari terminolojide, özellikle de imparator ve eyalet valileriyle için yapılan ithaflarla kent elitlerinin onurlandırıldıkları yazıtlarda kullanılmaya uzun süre devam etmiştir. Claudius II zamanına kadar devam eden sikke baskılarında da lejantlar Latincedir. Buna karşın MS. 295 yılından önceye tarihlenmeyen decurio protokollarnın ise Yunanca kaleme alınmıştır. Mezar ve özellikle de Men için yapılmış adaklarla özel şahıslar için akrabaları, bağlaşıkları ve hizmetkârları tarafından dikilen yazıtlarda Latincenin Yunancaya göre oranı son derece düşüktür. Sağır ve Kumdanlı'da bulunan ve nerdeyse tamamı Yunanca kaleme alınmış ve hepsi MS. 3 yüzyılda tarihlendirilen ve dini içerikli Ksenoi Tekmoreioi adlı bir grup tarafından yapılan para bağışlarına ilişkin yazıtların tamamı da Yunancadır. Antiokheia'nın yukarıda da belirtildiği üzere MS. 3. yüzyılın ikinci yarısından itibaren zayıflamaya başlayan koloni hüviyeti, MS. 308–311 yılları arasında Pisidia Eyaleti'nin kurulması ve Antiokheia'nın yeni eyaletin metropolis'i yapılmasıyla son bulmuştur. Kendi başına ayrı bir eyalete dönüştürülen Pisidia'nın metropolis'i yapıldığı Diocletianus ve Constantinus zamanında Antiokheia'da birçok yapı tamirat görmüştür. İdari yapıdaki bu değişimin sonucu olarak erken dönem kolonisinin büyük bir önem ve refaha ulaştığı söylenebilir. Büyük bir kısmı koloni territoryumunda yaşamış olması gereken Ksenoi Tekmoreioi üyelerinin yaptıkları görece yüksek bağışların ve oldukça geç bir döneme kadar sikke basmaya devam edebilmesinin de gösterdiği gibi kent refah seviyesini Geç Dönem'e kadar korumuştur. İdari yapıdaki bu değişikliğin önemli sonuçlarından biri de koloni tüzüğünün kaldırılarak kent kurumlarının yeniden yapılandırılması olmuştur. Buna göre epigrafik belgeler kentin kilise bünyesinde örgütlenen organları olarak arkhiepiskopos, episkopos, anagnostes, diakonos, epistates, pater poleos (pater civitatis), presbyteros ve praepositus makamlarını belgelemektedir. MS. 6. yüzyılda ticari güzergâhların değişmesine bağlı olarak kent önemini yitirmeye başlamıştır. Bununla birlikte İmparator Iustinianus Dönemi'nde Pisidia Eyaletinin piskoposluk merkezi olma özelliğini halen sürdürmüştür. MS. 713 yılında Araplar, Abas adlı bir generalin komutası altında Roma imparatorluğuna karşı sefere çıkmışlar, Pisidia Antiokheia'sını almışlar ve pek çok esir ele geçirmişlerdir. Bu yıkıma rağmen Antiokheia'nın tarihi MS. 13. yüzyıla kadar takip edilebilmektedir. Kent Notitia episcopatuum'da en son 1259-1282 yılları arasında gözükür. İbni Batuta'nın MS. 14 yüzyılın 2 çeyreğinde kaleme aldığı seyahat notlarında Antiokheia anılmamaktadır. Dolayısıyla kentin varlığı 13 yüzyılın ikinci yarısında son bulmuş gözükmektedir.
Roma İmparatorluk Dönemi Küçük Asya'sında curatores rei publicae
Roma, kentleri mali yönden denetlemek amacıyla kendi idari sisteminde curator rei publicae ya da curator civitatis terimleriyle ifade edilen yeni bir kurum oluşturmuştur. Küçük Asya Eyaletleri'nde ise bu terim Eski Yunanca, hesap uzmanı, hesapları denetleyen kişi anlamına gelen logistes (λογιστής) olarak karşılık bulmuştur. Bu yeni memuriyetin oluşturulmasıyla, curator rei publicae'ler bizzat Roma merkezi yönetimi tarafından bir ya da birkaç kent için özel olarak atanan üst düzey görevliler (Roma yüksek memuru) olmuşlardır. İS. 2. yüzyılda muhtemelen Nerva ya da Traianus Dönemi? ile birlikte Roma idari sisteminin bir parçası haline getirilen bu memurlar her yıl düzenli olarak değil belli aralıklarla imparator vasıtasıyla atanmaya başlamışlardır. Ancak Küçük Asya Eyaletleri'nden ilk örnekler Hadrianus Dönemi'ni müteakip görülmeye başlamışlardır. Epigrafik belgeler ve edebi metinlerden anlaşıldığı üzere curator rei publicae'in temel görevi, eyalet kentlerinin yerel memurlarının çözemedikleri mali sorunları incelemek ve uygun gördüğü finansal düzenlemeleri yaparak kenti bu maddi sıkıntıdan kurtarmaya çalışmaktır. Ephesos'tan ele geçen ve Antoninus Pius Dönemi'ne tarihlenen bir imparator mektubu (I. Ephesos Ia, 15-16) da bu durumu kanıtlar niteliktedir. Söz konusu mektuba göre, imparator bizzat logistes'e; kentin kamu hesaplarını detaylı bir şekilde incelemesini buyurmaktadır. Zira bu teftiş kapsamında bir soruşturma açılacak ve hem hayatta olan hem de geçen on yıl içinde ölmüş olan tüm kamu memurlarının hesapları incelenecektir. İmparator logistes'e bu teftişten muaf olmak için bir kimsenin hiçbir gerekçe göstermeksizin itiraz dilekçesi ile başvurularını kabul etmemesini de emretmektedir. Burada sunulan doktora tezi, Küçük Asya'da curatores rei publicae'yi özellikle epigrafik belgeler ışığında araştırarak hazırlanmıştır. Söz konusu tez kapsamında Roma İmparatorluk Dönemi (İS. 1. – 3. yy.) Küçük Asya'sında curator rei publicae/logistes adı verilen Roma yetkililerinin görev alanları, kendilerine neden ihtiyaç duyulduğu, atanma kriterleri, bu kişilerin sosyal sınıfları ve coğrafi kökenleri gibi sorunlar epigrafik belgeler (Testimonia 1) ve antik metinler (Testimonia 2) ışığında aydınlatılmaya çalışılacaktır. Esas olarak Klasik Dönem'den beri varlığı bilinen ve Hellenistik Dönem'de de örnekleri artan logistes Anadolu'daki Hellen kentlerinde hesap denetimini gerçekleştiren yerel bir memur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte Roma tarafından yapılan merkezi atamaların yanı sıra Küçük Asya'da yerel kamu memurları olan logistes'lerin de görev yapmaya devam ettikleri tespit edilmiştir. Bu bağlamda çalışmada yerel ve merkezi atamalar arasındaki ayrımı yapabilmek amacıyla yerel kamu görevlisi olan logistes'lere ilişkin genel bilgilerin yanı sıra epigrafik ve nümizmatik belgelere de yer verilmiştir (Testimonia 3). Curator rei publicae'ye ilişkin bilgilerin daha çok epigrafik belgelerden elde edilebildiğini yukarıda söylemiştik. Küçük Asya Eyaletleri'nden (Asia, Pontus-Bithynia, Lycia-Pamphylia) ele geçen yazıtlar sayıca az ve genel olarak kısa olmalarına rağmen yine de bazı verilere ulaşmak mümkündür. Bu kapsamda Ephesos'tan ele geçen ve İmparator Antoninus Pius'a atfedilen mektup (I. Ephesos Ia, 15-16) curator rei publicae'lerin görev tanımları ve yetkileri üzerine en fazla bilgiyi sunmaktadır. Bununla birlikte, antik yazarlar curator rei publicae ile ilgili neredeyse hiç bilgi vermemektedir. Antik kaynakların yetersizliği problemi konunun anlaşılmasını da zorlaşmaktadır. Sadece Digesta'da Ulpianus, adı geçen memurların görevlerine ilişkin tanım olabilecek nitelikte bazı bilgiler aktarmaktadır. Konuya ilişkin bilgi veren bir diğer antik yazar ise Plinius'tur. Plinius'un, İmparator Traianus ile yazışmalarını anlatan Epistulae X'da her ne kadar doğrudan bir curator rei publicae/logistes değinisi olmasa da, söz konusu mektuplar Plinius'un gerçekleştirdiği faaliyetler ile curator rei publicae'nin görevlerine ilişkin benzer özellikleri içermektedir. Bunun dışında curator rei publicae'lerin görev ve sorumluluklarından bahseden başka bir antik kaynak mevcut olmadığından çalışmada daha çok epigrafik belgelerden yararlanılmıştır. Bu çalışmanın amacı Roma'nın söz konusu yeniliğe neden gerek duyduğu, bu memurların görev alanlarının ve yetkilerinin neler olduğu, bu göreve atanan kişilerin hangi kriterlere göre seçildiği gibi konuları açığa çıkarmaya çalışmaktır. Tez bu memuriyete ilişkin şimdiye kadar anlaşılamamış sorunları açığa çıkarmaya çalışmakla ünik bir değere sahiptir; ancak bunun da ötesinde Roma İmparatorluğu'nu yıkılma sürecine götüren askeri, siyasi, idari ve de bunların neden olduğu toplumsal sorunların başlangıç noktasını Anadolu Eyaletleri (Asia, Pontus-Bithynia, Lycia-Pamphylia,) üzerinden tespit etme olanağı sunmasıyla daha da önemli bir hale gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Curator rei publicae/curator civitatis, Logistes, Roma İmparatorluk Dönemi Memuriyeti, Küçük Asya'nın İS. 2. – 3. yy. durumu.