
35
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Lykia ve Pamphylia'nın Latince ve Latince - Yunanca çift dilli yazıtları ışığında Romalılaşma süreci
vÖZETİ. S. 1 ve 3. yüzyıllar arasında Küçük Asya'nın genelinde olduğu gibi Lykia vePamphylia kentlerinde de yoğun bir Romalılaşma süreci yaşanmıştır. İ.Ö. 1. yüzyılbaşlarından itibaren Cilicia Eyaleti'nin kurulması ve bölgedeki korsan eylemlerinin sonaerdirilmesinin ardından Pamphylia bölgesine veteranii ve tacirlerden oluşan İtalikleryerleşmiştir. İ.S. 43 yılında Lycia Eyaleti'nin kurulmasının ardından yerli halkın ilerigelen ailelerine Roma vatandaşlık hakkı verilerek sistemli bir Romalılaştırma politikasıyürütülmüştür. İmparatorluk çağı ile başlayan Pax Romana, getirdiği huzur ve güvenduygusu ile söz konusu Romalılaşma sürecini hızlandırmıştır.Bu çalışmanın amacı Eskiçağ'da Akdeniz üzerinde hakimiyet kurmak için askeri veticari açılardan son derece stratejik bölgeler olan Lykia ve Pamphylia'da bugüne kadar elegeçmiş Latince ve Latince -Yunanca çift dilli yazıtların geniş bir literatür taraması veyüzey araştırması sonucunda bir araya getirilmesi, incelenmesi, bölge ve türlerine göresınıflandırılarak bir katalog oluşturulmasıdır. Bu yazıtların incelenmesi sayesinde sözkonusu bölgelerdeki Romalılaşma sürecine de bir açıklık getirilmesi amaçlanmaktadır.Oluşturulan katalog, Lykia ve Pamphylia'da İ. S. 1. yüzyılda başlayan Romalılaşmasüreci, Roma vatandaşı statüsüne geçen yerli ailelerin toplumda kazandıkları öncelikler veoynadıkları roller, bölgelerde Romalı nüfusun dağılımı ve yaşayışları, Romaİmparatorluğu'nun söz konusu bölgelerdeki kolonileştirme hareketleri ve eyalet yapısı ileilgili çalışmalara kaynak oluşturabilecek niteliktedir. Çalışmada Latince'nin kullanıldığıbölgelerin tespiti amacıyla her iki bölge, kentlere ayrılarak incelenmiştir. Kentlersıralanırken batıdan doğuya doğru bir sıralama izlenmeye çalışılmıştır. Her kente aityazıtlar türlerine göre sınıflandırılmış ve bu sınıflandırma içerisinde yazıtlarınolabildiğince kronolojik olarak sıralanmasına özen gösterilmiştir.
Lex portorii provinciae lyciae: Lykia eyaleti gümrük yasası
ÖZETYazıt 1999 yılında Anadolu Üniversitesi'nden bir araştırma ekibinin Bizans Dönemiyerleşimi üzerinde yürüttüğü yüzey araştırması sırasında, Myra'nın liman yerleşimiAndriake'de bulunmuştur. 87 satırdan oluşan yazıtın ilk 39 satırı oldukça tahrip olmuştur. Geneliçeriğiyle yazıt, Roma Eyalet Yönetimi, Roma Hukuku ve Ekonomi Tarihi'nin yanı sıraLykia'nın İmparatorluk Dönemi idari, sosyo-politik ve ekonomi tarihinin kavranışı açısındanda son derece önemlidir.C. Licinius Mucianus'un (Mucianus hakkında daha detaylı bilgi için bak.: aş. böl. 3.2)üçüncü satırda anılmış olması, tarihleme açısından temel oluşturmaktadır. C. LiciniusMucianus'un Lykia'daki valiliğine ilişkin veriler göz önüne alındığında yazıt İS 60-62/3yılları arasında tarihlenebilmektedir. Bu tarihleme, yazıtın genel içeriğinin, Tacitus'un İSsonra 58 yılındaki olaylar arasında anlattığı Nero'nun vergi reformuna ilişkin aktarımlarına(Tac., Ann.13.51) Andriake yazıtında bire bir değinilmiş olması gerçeğiyle dedoğrulanmaktadır.Nero'nun Vectigalia'nın Toplanmasıyla İlişkili ReformlarıTacitus'un, yukarıda değinilen Annales adlı eserindeki pasajdan da anlaşıldığı gibi,Tacitus fermanın bütün içeriğini vermemiş (alia admodum aequa), kendini sadece en önemligördüğü maddelerle sınırlamıştır. Tacitus tarafından verilen beş maddeden dördü AndriakeYazıtı'nda da anılmaktadır. Bunlar Tacitus tarafından verilen sırayla aşağıda listelenmiştir: a)Yasa maddelerinin kamuya teşhir zorunluluğu; b) Mültezimlerin dava dilekçeleri için getirilensüre kısıtlaması; c) Mültezimlere ilişkin davalara getirilen cognitio extra ordinem; d)Mültezimlerin yasadışı para taleplerinin önlenmesi.İmparatorluk Dönemi'nde Lykia'daki Gümrük DüzenlemesiLykia'daki gümrük düzenlemesine ilişkin bilgiler Myra ve Kaunos yazıtları aracılığıylaelde edilmektedir. Andriake Yazıtı bu bilgileri artık daha da netleştirmektedir. MyraYazıtı'ndan elde edilen bilgiye göre Roma, gümrüğün toplanmasını Lykia Birliği'nebırakmıştır. Birlik ise bir yandan çıkış vergisini kendisi toplarken diğer yandan kendipazarlarında satılan malların giriş vergisini toplama işini kentlere bırakmış ve bununkarşılığında onlardan yıllık olarak aidat toplamıştır. Marek tarafından yeniden değerlendirilenKaunos Yazıtı'ndan elde edilen veriler de bu tabloyla tamamen uyum içindedir.Lykia'daki gümrüğün toplanmasına ilişkin hükümler, Myra ve Kaunos yazıtlarının herikisinde de anılan demosionikos nomos uyarınca düzenlenmiştir. Wörrle'ye göre, söz konusudemosionikos nomos Lykia Birliği'nin, büyük olasılıkla Roma tarafından belirlenen gümrükyasası olmalıdır. Andriake Yazıtı, Lykia Birliği'nin Roma tarafından yasalaştırılan gümrükyasası için kesin kanıtı sunmaktadır. Birlik, hem kendi topladığı çıkış gümrüğünden hem dekentlerin kendisine yıllık olarak ödediği aidatlardan elde ettiği geliri sonunda Roma ilehesaplaşmakta ve imparatorluk kasasına yıllık olarak 100.000 denaria ödemektedir. Bunundışında, söz konusu üç belge (Myra, Kaunos ve Andriake yazıtları) Lykia Birliği'nin gümrükvergilerini kendi adına ve bizzat kendi organları aracılığıyla topladığını göstermektedir.Bununla birlikte, Lykia'daki Roma Dönemi gümrük uygulamalarının ortaya koyduğu buresim, Roma portorium'una ilişkin genel düzenlemelerle uyuşmamaktadır. Gümrükvergilerinin toplanmasına dair Lykia'daki bu özel form ancak, Helenistik Dönem'e kadar gerigiden öncel uygulamaların Roma tarafından devralınmış olabileceği kabulüyle anlaşılabilirolmaktadır.
Kıbrıs hece yazılı Yunanca'da morfolojik ve fonetik çözümlemeler
vÖZETKıbrıs hece yazısıyla yazılmış belgeler M.Ö. 8. yüzyıldan Helenistik çağa kadar bütünadaya yayılmıştır. Bu belgeler, Küçük Asya'daki Pamphylia Yunan lehçesi gibi komşubölgelerin dilleri ve lehçeleriyle karşılaştırılabilen özel bir Yunanca ile kaydedilmiştir.Kıbrısta yazının ve dilin gelişimi, yazının tarihi ve Yunan dialektolojisi için önemli birkonudur. Hece sistemindeki bu yazı modeli, Bronz Çağ evresinin bir devamıdır. Adada Minosve Miken uygarlıklarının etkisi altında gelişmiş olabilir ancak yazım sistemi henüzçözümlenememiş Eteokıbrıs dili gibi bazı Yunanca olmayan diller içinde uygulanmıştır.Kıbrıs hece yazısındaki belgelerin çift taraflı bir problemi vardır. İlki hece yazısınınkullanım sorunu ikincisi farklı diller için yazının kullanılmış olmasıdır. Çünki; aynı ya dakısmen farklı bölgelerdeki aynı dil için farklı hece yazısı olduğu açıktır. Halihazırdaki bu tezadadaki Yunan dili üzerine odaklanmıştır. Burada hece yazısıyla yazılmış belgelerdekiYunanca'nın morfolojik ve fonetik analizi izlenecektir.Bu çalışma, Olivier Masson'un ek baskılarla genişletmek suretiyle, Kıbrıs hece yazısıylayazılmış tüm yazıtları bir araya getirdiği ?Les Inscriptions Chypriotes Syllabiques? adlıcorpus sayesinde oluşmuştur. Kısaca ICS adı verilen bu eser aracılığıyla, şu ana kadarbelgelenmiş beş yüzün üzerindeki yazıtlarda geçen şahıs isimleri, isimler, fiiller, tanrı, tanrıçaisimleri ve belirteçleri, zarflar, sıfatlar bağlaçlar, partisip ve preposisyon'lar bu çalışmada tektek sınıflarına ayrılarak fişlenmesi bir yöntem olarak belirlenmiştir.?Kıbrıs Hece Yazılı Yunancada Morfolojik ve Fonetik Çözümlemeler? başlığı altındayapılan bu çalışmada öncelikle yazının tarihsel gelişimi, yazının çözümlenme aşamasındakibilim insanlarının katkıları, yazının çevresindeki diğer dillerle olan benzerlikleri, yazınıngramer ve fonetik değerlerinin tespiti bu çalışmanın amacı olarak belirlenmiştir.
Akhamenidler Dönemi'nde Perslerin Anadolu'da tapınak ilişkileri
ÖZETAkhamenidlerin genel din politikaları ve egemenlikleri altındaki ülkelerde yereltapınaklarla ilişkileri hakkında günümüze değin çeşitli çalışmalar yapılmış ve giderek artansayıdaki sempozyum, workshop ve monografilerle bu çalışmalara devam edilmektedir.Perslerin Anadolu'daki tapınak ilişkileri ve din politikaları henüz özel bir çalışmanın konusuolarak ele alınmamıştır.Persler Anadolu'yu yaklaşık iki yüzyıl hakimiyetleri altında tutmuşlardır. Bu süre içindeyerli ve Yunan tanrılarıyla tanıştılar ve bu dönem boyunca buradaki tapınaklarla yakınilişkiler kurdular. Bu tez bu ilişkilerin niteliğini araştırmak amacıyla seçilmiştir.Çalışmada temel kaynaklar olarak klasik eserler ve epigrafik belgeler kullanılmıştır. Antikmetinlerde yer alan tapınak ilişkilerine dair anlatımlar tarihsel olaylarla birlikte kronolojik birsıra içinde sunulmuştur. Yazıtlar ayrı bir bölümde incelenmiştir ve yazıtların tartışmalıkonularına ilişkin farklı modern görüşlerin hepsine yer vermeye çalışılmıştır.Antik kaynaklar, Perslerin kimi zaman bazı Yunan tapınaklarını tahrip ettiğini, kimi zamanda bu tapınakları onurlandırdıklarını göstermiştir. Tapınak yakma olayları nadiren savaşlardaya da ayaklanmalar sırasında gerçekleşmiştir. Bu eylemler yakılan tapınaklara karşı misillemeveya cezalandırma amacıyla ortaya çıkmıştır ve Persler bu davranışlarında dinsel bir baskıkurma ya da hoşgörüsüzlük niyeti taşımamışlardır. Bununla beraber, Persler yerli ve Yunantanrılarına adaklar adamışlar ve bu tapınaklarda çeşitli hizmetlerde bulunmuşlardır.Yazıtlar da aynı şekilde, Perslerin yerel kültlerin korunmasına ve gelişmesine katkıdabulunduklarını hatta bu kültleri benimseyip yerel tanrılar için kült merkezleri kurduklarınıgöstermiştir.Özetle, Persler Anadolu'da hiçbir zaman kendi dini inançlarını yerli halk üzerine baskıaracı olarak kullanmamışlar tersine dinsel hoşgörü politikası takip etmişlerdir.
Sermo Militaris Imperatoris Anastasii. Pamphylia-Perge'den ele geçmiş olan Anastasius yazıtı.
Codexler ve yazıtlar aracılığıyla, imparator Anastasius I'in tahta geçtiğinde (İ.S. 491) Roma- Bizans ordusu bir düzensizlik içinde olduğu ve Anastasius'un bu durumun düzelmesi için çok çalıştığı zaten bilinmektedir. Özellikle askerlerin ücretleri ve terfileri ile ilgilenen kurumlar büyük bir karmaşa ve yozlaşma ile karşı karşıya kalmışlardı. Lejyonlar içerisinde rütbeler ve emeklilikler, mevcut kanunların kötüye kullanılması sonucunda, alınıp satılabilir bir konuma gelmiş ve rüşvet herkes tarafından kabul edilen ve uygulanan apaçık bir mevcudiyete dönüşmüştü. Bazı genç askerler, hiç hak etmediği halde, bir takım düzenler ve bazı memurların keyfiyetiyle kolayca yükselebilmekteydi. Aynı zamanda, kendisini devlet hizmetine adamış olan ve yükselmeyi hak etmiş kıdemli askerler, içinde bulundukları zor koşullar sonucunda, rütbe ve emeklilik haklarını gerektiği gibi kullanamamıştır. Bu haksızlık, onların son zamanlarında ekonomik yönden bunalmalarına ve yoksullaşmalarına neden olmuştur. İmparator Anastasius I (İ.S. 491?518), durumun ciddiyetini kapsamlı bir şekilde ele alan bir edikt yayınlayarak, askeri atamaları, terfileri ve ücretleri yeniden belirleyen bir reform gerçekleştirmiştir. Bu reform Perge'de ele geçmiş olan bir anıtsal yazıtta içerilmektedir. Söz konusu yazıt bu çalışmanın konusunu teşkil etmektedir. Yazıt, Perge akropolisinin güney yamacında, 1974 yılı kazılarında, yaklaşık 800 parça halinde ele geçmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda, yazıtın üç mermer levhadan oluştuğu ve bu levhaların birincisinde imparatorun yasama konuşması, ikincisinde ordu kumandanının emirnamesi, üçüncüsünde de rütbelerine göre asker sayıları, aynî ve nakdî ödemeleri işlenmiştir. Bu levhalar Geç Roma/Erken Bizans ordu tarihine yepyeni bir çehre kazandırmakta ve söz konusu dönemin askeri atamaları, terfileri ve ödemeleri gibi veri eksikliğinden dolayı bugüne kadar gizli kalmış pek çok bilgiyi açıklığa kavuşmaktadır.
Eskiçağ'da Lykia'nın sınırları ve komşuları ile olan politik ilişkileri
Daha sonra doldurulacaktır.
Mezar yazıtları ışığında Myralılar üzerine onomastik, demografik, prosopografik bir değerlendirme (MÖ 3.-MS 6. yüzyıllar)
Bu tez çalışmasının temel amacı, Myra kenti ve egemenlik alanının sosyokültürel tarihini mezar yazıtları aracılığıyla değerlendirmektir. Bu çerçevede, hem Myra ve ona bağlı yerleşimlerde hem de kent dışında bulunmuş olmakla birlikte Myralı bireylerin anıldığı, Eski Yunanca ve Latince dillerinde yazılmış 215 civarındaki mezar yazıtı, onomastik, demografik ve prosopografik açılardan incelenecektir. Tezin coğrafi kapsamını batıda Canusium (İtalya), doğuda ise Aspendos'a kadar uzanan kentler; kronolojik sınırlarını ise MÖ 3. yüzyıldan MS 6. yüzyıla kadar olan dönem oluşturmaktadır. Myra mezar ve teritoryumdaki mezar yazıtları, daha önce farklı tez çalışmalarında diğer yazıt türleri ile ele alınmıştır fakat bu tez çalışması, kapsamlı olarak ve tezin ana konusunu sadece mezar yazıtları ekseninde ele alan bir çalışma olmuştur. Araştırmanın kapsamı, mezar yazıtlarında geçen şahıs adlarının yerel, Pers, Yunan, Latin kökenli, theophorik, mitolojik veya tarihsel içerikli adlar şeklinde sınıflandırılmasını; bireylerin aile ilişkilerinin ve toplumsal statülerinin mezar tipolojileriyle birlikte değerlendirilmesini içermektedir. Bu doğrultuda, kente dışarıdan yerleşmiş kişilerin geldikleri kentler ile yurt dışında ikamet eden Myralıların bulundukları yerleşimler; kentin ticari ve ekonomik bağlantıları, yazıtlar sayesinde oluşturulabilecek soy ağaçları üzerinden aile içi evlilikler (endogami), komşu kentlerle kurulan evlilik ilişkileri (eksogami) ve farklı sosyal grupların evlilik yönelimleri analiz edilecektir. Ayrıca, mezar yazıtlarındaki adı geçen tanrı ve tanrıçalar ve de lanetleme kısmında çağrılan tanrılardan yola çıkarak kentte tapınım gören kültler hakkında çıkarımlar yapılacaktır. Mezar yazıtlarında yer alan bireylerin, eğer belirtilmişse, kentteki resmi görevleri, meslekleri ve dernek üyelikleri gibi toplumsal rollerine ilişkin bilgiler de değerlendirilecektir. Gömü hakkı tanınan akrabalık bağları üzerinden, köleler ve beslemeler dâhil olmak üzere, ortalama hane halkı yapısı istatistiksel olarak analiz edilecek; kimin nereye gömüleceğine ilişkin bildirimler ise mezar tipolojileriyle birlikte ele alınacaktır. Tez kapsamında ayrıca yazıtlarda geçen ceza mercileri, belirlenen ceza miktarları ve lanetleme formülleri gibi unsurlar da ayrı bir inceleme konusu olarak değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Myra ve egemenlik sahası, Mezar yazıtları, Prosopografi, Onomastik, Ceza mercii ve lanetleme
Cicero'da ruh halleri üzerine bir çözümleme
Bu çalışmanın amacı, Roma düşüncesinin en önemli fikir adamlarından biri olan Cicero'nun duygu konusuna yaklaşımını ele almaktır. Böylece Antikçağ felsefesinin en önemli tartışmalarından biri olan "duygu" konusunun Cicero'nun düşünce dünyasında ne derece önemli olduğu ortaya konulacaktır. Bu çerçevede, Cicero açısından, duygulardan arınmış bir zihne erişme, dolayısıyla mutlu ve dingin bir yaşama kavuşma yolunda felsefenin üstlendiği rol açıklığa kavuşturulacaktır. Bununla birlikte, Cicero'nun zihninde tasarladığı insan idealine bizi ulaştıracak en önemli yolun, insanın ruh hallerine yönelik çözümlemelerden geçtiği ortaya konacaktır. Bu amaç doğrultusunda Cicero'nun Tusculanae Disputationes adlı eserinin özellikle 4. kitabı temele konacak, Cicero'nun diğer eserlerindeki ipuçlarını da bu çerçevede değerlendirilecektir. Ayrıca Cicero'nun söz konusu eserinde ortaya koyduğu görüşler, Antikçağın, özellikle de Hellenistik dönem felsefe okullarının görüşleri doğrultusunda temellendirilecektir. Sonuç olarak Cicero'nun, Stoa Okulunun konuya ilişkin tartışmalarını derli toplu bir şekilde sunan en önemli kaynak olduğu vurgulanacaktır.
Philostratos'un Bioi Sophistōn adlı eserinin Yunan bios geleneği açısından incelenmesi
Eski Yunan edebiyatında biyografinin bugün bizim anladığımız anlamda bir tür olarak ortaya çıkması ve ilk kez biographia teriminin kullanılması Antik Çağ'ın sonlarına rastlar. Ancak biyografinin kökeni diyebileceğimiz bir geleneğin izlerine daha Homeros şiirlerinde rastlanır. Homeros'ta "yaşam" anlamında daha çok biotos sözcüğü kullanılır; dile biotos'un yeni bir şekli olarak giren bios ise yalnızca Odysseia'da üç kez geçer ve Homeros sonrasında yavaş yavaş yaygınlaşır. Bios, Hellenistik Dönem'den itibaren "yaşam öyküsü" anlamında edebî bir türü gösteren bir terim olarak karşımıza çıkar. Roma İmparatorluk Dönemi'nde hem bios türünde verilmiş eserlerin sayısında bir artış görülür hem de bios diğer edebî türlerin etkisinden kurtularak daha özgün bir türe dönüşür. Bu tezin kapsamı Roma İmparatorluk Dönemi Yunan yazarlarından Flavius Philostratos'un Bioi Sophistōn (Sofistlerin Yaşamları) adlı eserinin bios geleneği açısından incelenmesiyle sınırlıdır. Kapsam açısından bir tek eserle sınırlı kalınmış olsa da bu inceleme dönemin başka yazarlarının bios türünde verdiği eserlerle karşılaştırmalı olarak yapılacaktır. Eser, bios yazımı açısından değerlendirilmek üzere üç bölümde incelenecektir: ilk bölümde eserin anlatı yapısı, ikinci bölümde bios'un alt türleri arasındaki yeri, son bölümde ise tarihsel güvenilirliği ele alınacaktır.
Cicero'nun devlet ve yasa düzeni incelemesindeki res publica, populus ve libertas kavramlarının çözümlemesi
Bu çalışmanın amacı, Marcus Tullius Cicero'nun kendi tasarısı olan devlet ve yasa düzenini anlatırken yer verdiği res publica, populus ve libertas kavramlarının hangi anlamlarda kullanılmış olabileceği üzerine bir çözümleme yapmak ve bu kavramların daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Söz konusu kavramların anlamları irdelenirken Cicero'nun De Re Publica ve De Legibus adlı eserleri kaynak olarak kullanılmıştır. Onun mükemmel kabul ettiği devlet ve yasa düzeni, devlet idaresinin halihazırdaki yozlaşmışlığını eleştirmede kullanıldığı için Roma'nın içinde bulunduğu siyasi ve iktisadi durum Gracchus Kardeşler'in ıslahatlarından itibaren incelenmiştir. Buradan, Roma'daki devlet idaresinin yozlaşma sebebiyle bir anda savunmasız kalmadığı, aksine uzun bir süredir kötüye gittiği ve Cicero'nun eleştirilerini yönelttiği dönemde Roma'nın çoktan idari bir buhranın içinde olduğu sonucuna varılmıştır. İlaveten, Cicero'nun Roma'da yaşanan önemli bir siyasi çekişmenin baş kahramanları olan Iulius Caesar ve Gnaeus Pompeius ile kurduğu ilişkilere ve bu ilişkilerin onu nasıl etkilemiş olabileceğine yer verilmiştir. Bu çalışmada ele alınan kavramlar, Antik Çağ'da Roma'nın toplum yapısını anlamada son derece önemli olduğu için hemen herkesçe bilinen zümrelere de değinilmiştir. Keza, söz konusu kavramlar siyaset felsefesi alanına dahil olduğundan, siyaset kelimesinin kaynağı olan politeia kavramının anlamına ve siyaset felsefesinin ne olduğuna kısaca değinilmiştir. Bunları takiben, Cicero'nun siyaset felsefesinde etkileri olduğu tespit edilmiş önde gelen düşünürlerin siyaset felsefesiyle ilgili görüşlerine yer verilmiştir. Böylece Cicero'nun siyaset felsefesine dahil ve bu teze konu olan kavramların temelindeki düşünce yapısının daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Tezin dördüncü ve son bölümündeyse, Cicero'nun devlet ve yasa düzeninin nasıl olması gerektiğini anlattığı eserlerinden yola çıkılarak, söz konusu kavramların hangi anlamlarda kullanılmış olabileceği incelenmiştir. Bu çözümleme çalışması, sözü edilen kavramları asli kaynakları inceleme yöntemiyle tarif ederek, bu kavramların ancak türetildiklerin çağın şartları dahilinde ve belirli bağlamlar içerisinde düşünülmeleri ihtimalinde Cicero'nun kendi kastına en yakın anlamda anlaşılabilecekleri ve dolayısıyla birçok entelektüel düşünce sahasında çevirisi büyük kıymet arz eden bu kavramların yalnızca günümüz siyaset ve hukuk terminolojisine dayanan takribi çevirilerinin dikkate alınmasının okuru en doğru kanaatler yoluna yönlendirmeyebileceği tespitleriyle son bulmaktadır.
Hellenistik Çağ'da epos'un değişimine bir örnek olarak Kallimakhos'un Hekale'si
Antik Yunan yazın alanında önemli bir yere sahip olan epos, Hellenistik Dönem'de bu alanda çağın gerekliliklerini karşılamak üzere bir dönüşüm süreci içine girmiştir. Bu tezde, söz konusu dönüşümü açıkça ortaya koyması dolayısıyla MÖ IV. yüzyılın sonlarına doğru Kyrene'de dünyaya gelen Kallimakhos'un kaleme aldığı Hekale adlı eser, minyatür epos olarak adlandırılan epyllion bağlamında incelenmiştir. Hekale'yle birlikte geleneksel epos'un biçimi ve içeriği değişmeye başlamıştır. Artık uzun uzadıya anlatılan kahramanlıklar dönemin epos'unun konusu olmaktan çıkmış, sıradan insanların günlük yaşamları ve duygu durumları bu türün konusu haline gelmiştir. Hellenistik Çağ'da Hekale'nin geleneksel epos'tan ne bakımdan ayrıştığı ya da hangi düzlemlerde buluştuğu ayrıntılı bir biçimde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma kapsamında epos-epyllion ilişkisine değinilmiştir. Buradan hareketle, Hellenistik Çağ'da sıkça tercih edilen minyatür destanın (epyllion) daha iyi anlaşılması için büyük destanın, yani epos'un Homeros'tan Kallimakhos'a ve onun edebî rakibi olan Apollonios'a uzanan dönüşüm süreci ele alınmıştır. Bu bağlamda geleneksel uzun anlatıların Hellenistik Çağ'da da sürmesi gerektiği görüşünü savunan Apollonios'un epos anlayışı ve şiir sanatına dair görüşlerine karşın geleneksel epik şiirlerin belirli bir kısalıkta olması gerektiğini de ileri süren Kallimakhos'un şiir sanatı anlayışı karşılaştırılarak, iki ozan arasındaki edebî görüş ayrılığının izleri sürülmüştür.
Catullus'ta şiirsel ifade aracı olarak ikon değerli temsiller
Çalışmamızın amacı Catullus'un şiirlerindeki, ikon değerli temsilleri ortaya koymaktır. İkonlar biçimin anlamı yansıttığı yerlerde ortaya çıkmaktadır. Hem işitsel hem de görsel olmakla birlikte edebi eserlerde metnin her katmanında bulunabilirler. Biz bu çalışmada özellikle söz sanatlarının kullanıldığı örneklere odaklandık. İkon değerli temsilleri araştırırken Catullus şiirlerini merkeze aldıysak da, bu temsil biçiminin söz sanatlarıyla ilişkisi hakkında Antik Çağ edebiyat eleştirisinin ortaya koyduğu düşünceleri de inceledik. Klasik filolojide ikon değerli temsili ve benzeri kavramları ele alan araştırmaları inceledik. Catullus'ta ikon değerli temsillerin varlığını tespit ettik.
Polyainos'un Strategemata adlı eserinde Makedon komutanlar
Bu çalışmada, Polyainos'un Strategemata adlı eserinin 4. kitabının konusunu oluşturan Makedon komutanların, eserin çevirisi yapıldıktan sonra, anekdotları tek tek incelenmiştir. Çalışma esas olarak, eserde yer alan anekdotların konuyla ilgili diğer antik yazarlarla karşılaştırılması suretiyle yazarın aktardığı bilgilerin incelenmesini ve bu bağlamda söz konusu anekdotların ne ölçüde gerçeği yansıttığını, ayrıca yazar tarafından bazı keyfi eklemeler, düzeltmeler ya da değiştirmeler yapılıp yapılmadığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Birinci bölümde, yazarın yazdığı tür olan strategemata, ana hatlarıyla ve bu türde verilmiş olan örnekleriyle beraber anlatılmıştır. İkinci bölümde, yazarın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Yazarın, eserini yazarken güttüğü amaç ile dönemin akımlarından kendisinin ve diğer yazarların nasıl etkilendiğinin bilgisi de verilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, yazarın yaşadığı dönem itibarıyla gerçekleşen siyasi ve askerî olaylarla birlikte, dönemde hâkim olan diğer felsefi ve edebî akımlar anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, ilk olarak Makedon tarihinin genel anlatımı yapılmış ve Makedon ordusunun genel yapısı ve orduyu oluşturan birlikler anlatılmıştır. En son ise, anekdotların incelenmesine geçilmeden önce, eserin içerdiği komutanlar hakkında, bazıları uzun olmak kaydıyla, kısa biyografik anlatımları yapılmış ve sonrasında, çevirileri de verilerek, anekdotların incelenmesine başlanmıştır. Sonuç bölümünde, 4. kitap ve Polyainos hakkında, sadece 4. kitap üzerinden, genel bir değerlendirme yapılarak, çalışma tamamlanmıştır. Ayrıca anekdotlardaki savaş taktiklerinin kategorizasyonu, doğru, kesin yanlış, şüpheli bilgiler ve özensizliklerin yanı sıra, günümüze sadece 4. kitap ve Polyainos sayesinde ulaşılabilen bilgileri içeren anekdotlar tablo şeklinde ekler bölümünde verilmiştir.
Güney anadolu kentlerinde gymnasion olgusu
Bir kentin demirbaşlarından biri olan gymnasion'lar sadece antrenman alanı değildir. Gymnasion bedensel eğitimin yanında ruhani eğitimin de sağlandığı bir mekandır ve yurttaşlık bilincinin temeli gymnasion'da atılmaktadır. Girit ve Sparta kökenli olduğu düşünülen gymnasion'un yönetimi gymnasiarkhos tarafından yapılmaktaydı ve gymnasiarkhos, gymnasion'a yüklü miktarda bağış yapmıştır ancak bu bağışları sadece kente faydalı olmak için değil aynı zamanda şöhret elde etmek amacıyla yapmıştır. Zeytinyağı gymnasion için çok önemliydi ve gymnasiarkhos hem dini ritüeller hem de spor karşılaşmalarındaki zeytinyağı masraflarını karşılıyordu. Gymnasiarkhos İ.Ö 5. ve 4.yy civarında bir yıllığına yerine getirilen bir leiturgia idi ancak İ.Ö 4.yy sonrasında devamlı olarak görev alınabilen bir memuriyet halini almakla kalmamış, aynı zamanda daha sonraki dönemlerde de kalıcı gymnasiarkhia şeklini almıştır. Gymnasion, Roma Dönemi'nde şekil değiştirerek hamam-gymnasion şeklini almıştır. Bu çalışmada Anadolu'nun güney bölgelerinde gymnasion olgusu yazıtlar ışığında incelenecektir. Epigrafik ve nümizmatik değerlendirme ile Lykia, Pisidia ve Kilikia bölgelerinde gymnasion olgusu ve gymnasion kategorileri, gymnasiarkhos'ların göreve geliş şekilleri, görevleri sırasındaki faaliyetleri, eikon ve çeşitli hediyelerle onurlandırılmaları, kadın gymnasiarkhos'lar ve daimî gymnasiarkhia olgusu yazıtlar eşliğinde incelenecektir. Katalog bölümünde Lykia, Pamphylia Pisidia, Kilikia bölgelerinden yazıtlar çevirilerek gymnasion olgusuna ışık tutulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: gymnasion, gymnasiarkhos, leiturgia, Pisidia, Kilikia, Lykia, Pamphylia, hamam-gymnasion, güney anadolu kentlerinde gymnasiarhos olgusu
Euripides tragedyalarında erginlenme: Hippolytos, Ion, Orestes örnekleri temelinde gençlerin topluma giriş ritüelleri ve dramatik kurgudaki yeri
Bu çalışmanın amacı, Euripides'in Hippolytos, Ion ve Orestes efsanelerini işlediği tragedyalarındaki kahramanların erginlenme ritüellerine dair olası ritüel motif ve evreleri tespit ederek tragedyaların dramatik kurgusunun oluşturulmasında bu ritüellerin işlevini ve önemini ortaya koymaktır. Birinci bölümde Yunan mitolojisindeki tanrı ve kahraman efsaneleri erginlenme ritüelleri bağlamında ele alınarak Euripides tragedyalarındaki erginlenme anlatılarının mitsel arka planı ve Euripides'in erginlenme sürecindeki kahramanları tespit edilmiştir. İkinci bölümde erginlenme ritüellerinin ilk aşamasını oluşturan adayların toplumdan uzaklaştırılması ritüelleri ele alınmış ve Euripides tragedyalarında söz konusu evrenin kahramanın annesinden koparılmasıyla sembolize edildiği sonucuna varılmıştır. Üçüncü bölüm erginlenme ritüellerinin liminal evresine odaklanmıştır. Erginlenme sürecinin liminal evresindeki kahramanların eylem alanları Apollon Tapınağı ya da Inakhos Kırsalı gibi kent dışındaki çeşitli kutsal alan veya mekânlardır. Euripides bu evredeki kahramanlarını avcı kimlikleri, hile ve aldatma motifleriyle ön plana çıkartmıştır. Dördüncü bölüm kahramanların ritüel ölüm ve yeniden doğuşla sembolize edilen toplumla bütünleşme evresine odaklanmıştır. Kahramanların yeni statü elde edip topluma geri dönmesinde babanın onayı hayati bir rol oynamaktadır. Çalışmanın son bölümü tragedyaların dramatik kurgusunun erginlenme ritüel evre ve motifleriyle ilişkisini ortaya koymaktadır. Ortaya çıkan genel sonuç ise araştırmamıza konu olan tragedyalarının tematik olarak Hippolytos, Ion ve Orestes'in erginlenme ritüellerine odaklandığı ve dramatik unsurların erginlenme ritüelleri sembolleriyle ilişkili olduğu, ayrıca dramatik aksiyonun da erginlenme ritüelleri evreleriyle büyük oranda uyum içinde kurgulandığıdır.
Lykia-Pamphylia eyaletinde sosyal gruplar ve dernekler (İS 1.-3. yüzyıl)
Antik Dünya'da insanlar içinde yaşadıkları kent ya da kasaba gibi siyasi topluluklar haricinde yaş, meslek, din ya da diğer ortak ögeler temelinde çeşitli gruplarda bir araya geldiler. Modern terminolojide dernek, lonca, birlik ya da diğer isimlerle tanımlanan bu gruplara üyelikte gönüllülük esastır. Belli menfaatler ya da ihtiyaçlar doğrultusunda kurulan bu örgütler aynı zamanda kentlerin ya da kırsal toplulukların sosyal yaşamlarında önemli bir yere sahiptir. Yaş grupları (epheboi, neoi, gerusia) ise, bir polis kurumu olan gymnasion bünyesinde örgütlenen yarı resmî organizasyonlardır. Yaş gruplarının sportif ve entellektüel faaliyetler için toplandıkları gymnasion, Helenistik Dönem'den itibaren kentler için oldukça önemli bir sosyokültürel merkez konumundadır. Yaş grupları (epheboi, neoi, gerusia) bir polis kurumu olan gymnasion'a bağlı örgütlendikleri için diğer derneklerden farklı bir statüye sahiptir. Bu bakımdan gymnasion gruplarını yarı resmî kurumlar olarak tanımlamak daha doğrudur. Üstelik söz konusu yaş grupları, resmî olmayan faaliyelerinin yanında bazı kamusal görevler de üstlenmişlerdir. Gymnasion grupları, özellikle neoi ve gerusia, İmparatorluk Dönemi'nde politikada daha etkin bir konuma gelir. Bununla birlikte, Roma İmparatorluğunun ilk iki yüzyılında sağlanan barış ve refah ortamında (pax Romana), kentlerde güçlü bir orta tabaka (plebs media) oluşur. Esnaf, zanaatkâr ya da küçük ölçekli tüccar olan bu insanlar çoğunlukla bir derneğin (collegium) üyeleridir. Dernekler bu dönemde güçlenen orta tabakanın siyasi ve sosyal yaşama katılımını sağlayan kurumlar olarak rağbet görmüşlerdir. Bu çalışmanın amacı, İS 1-3. yüzyıllarda Likya-Pamphylia kentlerinde sosyal grupların ve derneklerin sosyokültürel ve siyasal konumlarını belirlemektir. Roma İmparatorluk Dönemi'nde, Lycia et Pamphylia Eyaleti, Teke Yarımadası ve Pamphylia Ovası ile Güney Pisidia Bölgesi'ni kapsadığı için Güney Pisidia kentleri de çalışmaya dahil edilmiştir. Söz konusu bölgelerden elde edilen epigrafik verilerin neredeyse tamamı mezar epigramları ve onurlandırma yazıtlarından oluşmaktadır. Dolayısıyla, konu hakkında genel bir bakış ortaya koyabilmek için Küçük Asya'nın diğer bölgelerine ait yazıtlar ile, daha ayrıntılı bilgiler içeren Yunanistan ve İtalya'dan gelen epigrafik belgeler ve Mısır'da bulunan papirüsler de çalışmaya dahil edilmiştir.
Sallustius'un Bellum Catilinae ve Bellum Iugurthinum adlı eserlerinde karakter betimlemeleri ve söylevler üzerine bir inceleme
Bu çalışmada Gaius Sallustius Crispus'un Bellum Catilinae ve Bellum Iugurthinum isimli eserlerinde, karakter betimlemeleri ve söylevleri kullanarak tarihi olayları ve kişileri okuyucunun imgeleminde daha canlı hale getirmek istediğine dair bulgular incelenecektir. Yazarın karakter betimlemeleri ve söylevleri kullanırken faydalandığı çeşitli söz sanatlarının da incelenmesiyle üslubuna dair öne çıkan belirli özellikler de tezin ufak bir kısmını oluşturmaktadır. Karakter betimlemeleri ve söylev kullanımının her iki eserin kurgulanmasında nasıl bir rol oynadığı da göz önünde bulundurularak yapılmış bu çalışma genel olarak yazarın üslubuyla birlikte tarihçiliğine de odaklanmaktadır. İki eserdeki söylevler ve karakter analizleri incelenerek Sallustius'un inşa etmek istediği dramatik yapı ortaya konmuş, bu eserlerdeki kişilerin karakter yapılarının tarihi olayların gidişatına nasıl etki ettiği gösterilmek istenmiştir. Sallustius'un her iki eserdeki söylevler aracılığıyla çeşitli söz sanatlarının da yardımıyla okuyucu üzerinde yaratmak istediği etki de tezde incelenmiş olan unsurlar arasındadır.
Roma eğitim sistemi ve Lucius Ampelius
Hayatına dair hiçbir bir veri bulunmayan ve MS 3. veya 4. yüzyıl civarında yaşadığı düşünülen Lucius Ampelius, Liber Memorialis adlı eserinde 14-16 yaşlarında olduğu varsayılan Romalı bir öğrencinin aldığı eğitim hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Ampelius, "Romalı bir gencin bilmesi ve öğrenmesi gereken" kosmografi, mitoloji, fiziki coğrafya, dünyanın harikaları, tanrıların soy ağacı, Doğu Akdeniz'in, Yunanistan'ın ve Roma Devleti'nin kısa tarihi gibi oldukça geniş konular etrafında şekillenen 50 paragraftan oluşan bir kitap kaleme almıştır. Bu kitap günümüze kadar gelen diğer antik eserlerle içerik bakımından kıyaslandığında ön plana çıkmaktadır; çünkü Roma eğitim sistemi hakkında özellikle Quintilianus gibi birçok yazar vasıtasıyla bilgi sahibi olunsa da Ampelius'un eseri konulara ayrılarak eğitimin içeriği ve öğretilen bilgiler bağlamında Roma eğitim sistemine ışık tutmaktadır. Söz konusu eser modern araştırmacılar tarafından daha önce araştırılmış ve çalışılmış olsa da eğitim sistemi bağlamında tartışılmamış ve çalışılmamıştır. Liber Memorialis adlı eser sadece Romalı bir gencin bilmesi gereken konularla ilgili değil aynı zamanda Roma Devleti'nin ideolojisi ve geleneksel yapısı hakkında da bilgiler içermektedir. Roma Devleti'nde eğitim anlayışının ahlâki standartları gözettiği düşünüldüğünde Ampelius'un eseri teorik bilgilerle birlikte ahlâki pratikler hakkında da önemli bilgiler sunmaktadır. Romalı bir gencin "bilmesi gerekenler" onun bilgisinin sınırlarını göstermektedir. Bu tez çalışmasında Liber Memorialis adlı eser Roma eğitim sistemi bağlamında tanıtılıp ilgili eserin eğitim sistemindeki yeri tartışılacaktır.
Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde kent avukatlığı
Bu çalışmada Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde kentlerde görev alan avukatlara odaklanılmaktadır. Yazıtlar ve edebi kaynaklar aracılığıyla kurum avukatlarına da değinilmektedir. Ancak bu çalışmada sadece, kentlerini başka kentlere, şahıslara, Helenistik Krallıklara ya da Roma Cumhuriyeti'ne/İmparatorluğu'na karşı savunan kent avukatlarına odaklanılmaktadır. Bu avukatlar, yazıtlardan anlaşıldığı kadarıyla, farklı isimlerle anılmaktadır. Hellenistik ve Roma Dönemleri'nde Asia Minor, adalar ve Kıta Yunanistan'da yer alan kent avukatları çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Kent avukatlarının görevleri, davalar aracılığıyla kentlerin genel olarak karşı karşıya kaldığı sorunlar ve kentlerin yöneticileriyle, Helenistik Krallar, Romalı yöneticiler veya imparatorlarla sürdürülen diplomatik ilişkiler değerlendirilerek, alanda literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir Yapılan bu çalışma için, öncelikle tüm Asia Minor, adalar ve Kıta Yunanistan'da kent avukatlarının yer aldığı Eski Yunanca ve Latince yazıtlar toplanmış ve Türkçe'ye tercüme edilmiştir. Ardından, antik yazarlarda bilhassa kent avukatlarının yer aldığı davalar, antik yazarların değerlendirmeleri tespit edilerek Türkçe'ye kazandırılmıştır. Bir sonraki aşamada ise edebi kaynaklar ve epigrafik kaynakların bahsettiği hususlar yorumlanmış ve modern literatür ile -her ne kadar bu konuda genel ifadeler belirtip ayrıntılı bir bilgi vermeseler de- değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında toplanan yazıtlar ve derlenen edebi kaynaklar amaca uygun şekilde tasnif edildikten sonra Hellenistik ve Roma Dönemi karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İncelenen veriler ışığında, kentlerin Hellenistik Dönem'de kendi aralarında arazi-sınır sorunları yaşadıkları, Roma Dönemi'nde ise genellikle Romalı yöneticilerle sıkıntılar yaşadıkları anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hellenistik ve Roma Dönemleri, Kent Avukatlığı, Avukatlık, Tahkim, Uluslararası İlişkiler.
Epigrafik ve nümizmatik belgeler ışığında Roma idaresi altında aspendos
Aspendos, Türkiye'nin güney kıyısında yer alan en önemli antik yerleşimlerden biridir. Aynı zamanda görkemi ve zengin yapı stoğuyla dikkat çeken bir tarihî mirastır. Günümüzde Antalya'nın Serik ilçesinde, Belkıs mahallesinde yer almaktadır. MÖ III. yüzyılın ortalarına kadar uzanan sikkeler üzerindeki Ε, ΕΣ, ΕΣΤ, ΕΣΤF, ΕΣΓ, ΕΣΤFΕΔΙΙΥΣ lejantları daha sonra Aspendos'a dönüşmüştür. Antik edebi metinlerde Aspendos genel olarak kuruluş efsaneleri ile karşımıza çıkmaktadır. Antik yazarlar Aspendos'un kuruluşuna yönelik farklı görüşler belirtmektedir. Aspendos kuruluş efsanelerinin dışında çeşitli tarihi olaylarda da önemli roller üstlenmiştir. MÖ IV. yüzyılın ortalarında çıkan Satrap Ayaklanması'nda Kapadokya satrabı Datames'e karşı Sardes satrabı Autophradates'in komutasındaki orduya katılmıştır. MÖ 425 tarihli bir vergi listesinde adı geçen Aspendos'un bir dönem Attika-Delos Deniz Birliği'nin üyesi olduğunu görülmektedir. İskender'in seferi sırasında Aspendoslu elçiler, şehirlerini korumak için İskender'e bir anlaşma teklif etmişlerdir. Ancak İskender Sillyon'a doğru gittiği sırada, Aspendoslular İskender'in şartlarına uymamışlardır. Bunun üzerine İskender Aspendos'a geri dönmüştür ve Aspendoslular daha ağır şartları kabul etmek zorunda kalmıştır. Aspendos kentinde bulunan ve Ptolemaios I Soter (MÖ 305/4-284) ya da Ptolemaios II Philadelphos (MÖ 285-246) dönemine ait yazıt, Aspendos'un çevresindeki bölgelerden gelen askerlerin bir olay nedeni ile birleşerek Aspendos'a yardım ettiğini belirtmektedir. MÖ 220 yılında Aspendos kenti, Akhaios ile ittifak kurarak Pednelissos'un tarafını tutmuştur. Aspendos, Akhaios'un yanında yer alarak ona 4000 hoplit göndermiştir. MÖ 70 yılında Cicero, Kilikia Eyaleti quaestoru Gaius Verres'in Aspendos kentindeki değerli heykelleri çaldığını ve aynı zamanda Aspendos'un kıymetli harp çalgıcısı heykelini de kendi evine götürdüğünü aktarır. Kent MS IV. yüzyılda Hristiyanlığın yükselişiyle ortaya çıkan Primus adında bir Hristiyan şehidin ismiyle Primoupolis olarak adlandırılmıştır. Aspendos'un şehir sınırları güneye doğru genişlerken, bu bölgenin kalıntıları da kent kalıntıları gibi imparatorluk döneminden kalmadır. Arrianos; Aspendos'un, dik ve yüksek bir tepe üzerine yerleştirilen ve bu konumu sayesinde Eurymedon nehrinin rahatlıkla görünebildiğini aktarır. Tepenin etrafında ve düzlük alanlarda birçok ev vardır ve bu konutları çevreleyen bir sur bulunmaktadır. Batısında pazar yeri bulunurken, kuzeyde bir Nymphaion ve doğuda ise bir Basilika ile sınırlanmıştır. Kente doğru kuzeyden uzanan bir su kemeri de göze çarpmaktadır. Bu etkileyici su kemerinin üzerinde, suyun kente getirilmesini finanse eden kişi olan Tiberius Claudius İtalicus'un adı görülmektedir. Doğu yamacında bulunan ve kentin mimarı Zenon tarafından yapılmış olan tiyatro, antik dönem tiyatroları arasında en iyi korunmuş sahne binasına sahiptir. Bu tiyatro binası Antoninus'lar döneminden günümüze ulaşmıştır. Epigrafik metinlerde tiyatroyu yaptıranlar olarak Curtius kardeşlerin isimleri geçmektedir. Kentin neokoros unvanına aldığına dair kanıtlar Gallienus dönemine ait bir sikke ile bilinmektedir. Roma Dönemi'ne ait sikkeleri Soloninus Dönemine kadar basılmaya devam etmiştir. Bu çalışmada kentin tarihi, kültürel yaşantısı ve idaresine değinilmiş olup epigrafik belgeler başta olmak üzere, antik edebi metinler ve nümizmatik verilerden yararlanılmıştır.
Augustinus'un De Magistro eserinde öğrenme biçimleri
Bu çalışmanın amacı, Augustinus'un De magistro (Öğretmen) eserinde ele aldığı öğrenme biçimlerini incelemektir. Eserde, öğrenme biçimlerine dair savını ortaya koymak için dilbilim açısından da dikkat çekici bir tartışma bulunmaktadır. Augustinus'un işaretlerle ilgili bu tartışması, yine öğretme ve öğrenmedeki yeri açısından incelenecektir. Augustinus, Antik Çağ ile Orta Çağ arasında önemli bir geçiş döneminde yaşamış olduğundan Antik Çağ eğitimi genel hatlarıyla ele alınacaktır. Ardından eğitim anlayışıyla ilişkisine ışık tutacak şekilde Augustinus'un yaşamını ve eğitimle ilgili düşüncelerini daha bütüncül bir bakış açısıyla kavrayabilmemiz için eğitimden bahsettiği başlıca eserlerine değinilecektir. Son bölümde De magistro eserinin konusu, kompozisyonu ve eserin felsefi kaynakları incelendikten sonra Augustinus'un eserde, hatırlatarak öğretme, sunumla öğretme ve içindeki gerçeği keşfederek öğretme şeklinde açıkladığı üç öğretme biçimi ile içteki öğretmen savı irdelenerek yazarın, hiçbir insanın başka bir insana bir şey öğretemeyeceği tezini nasıl temellendirdiği ortaya konacaktır. Anahtar Kelimeler: Augustinus, Öğrenme, Öğretme, İçteki Öğretmen, Öğrenme Biçimleri, İşaretler, Kutsal Aydınlanma, Antik Çağda Eğitim.
Ovidius ve Fasti eserinde ocak ayı festivalleri bağlamında Tanrı Ianus
Bu çalışmada Latn Edebiyatının ünlü şairlerinden Publius Ovidius Naso'nun, Fasti adlı eserinin birinci kitabında anlattığı Roma takviminin Ocak ayında gerçekleşen Roma festivalleri, ritüelleri ve ayinleri incelenmekte, ayrıca söz konusu ayın en önemli festivali olan Ianus Festivali üzerinde durulmaktadır Çalışmada Ovidius'un söz konusu eseri çerçevesinde genel özellikleriyle Roma'nın dini gelenek ve inanışları üzerinde durulurken, şairin Roma festivallerine bakış açısı ve Tanrı Ianus'a verdiği önem irdelenmeye çalışılmıştır.
Roma Dönemi'nde Batı Anadolu'da (Asia eyaletinde) meydana gelen depremler
Depremsellik bakımından oldukça aktif olan Anadolu ve özellikle bu çalışmanın konusu olan Asia Eyaleti, kendi tarihi boyunca birçok deprem geçirmiştir. Depremler ise, insan ve insanlığa ait din, ekonomi, kent ve kent yaşamı gibi çok yönlü sosyal ve kültürel bir etkiye sahiptir. Bu sebeple, bu coğrafyanın Antik Çağ'da da sıkça yaşadığı tarihsel depremlerin epigrafik, nümizmatik ve edebi kaynaklar üzerinden araştırılarak belgelenmesi ve ortaya depremlerin oluş sıklığı üzerine bir zaman aralığı çıkartılması bu çalışmanın temel noktasını oluşturmuştur. Elde edilen bulgularla günümüzde meydana gelen depremlerin oluş sıklığı karşılaştırılmış ve ortaya çıkan tarihsel aralık üzerinden bu bölgede bir sonraki depremin ne zaman olacağına dair tahmini bir zaman aralığı elde edilebilmiştir. Ayrıca, Antik Çağ insanlarının bu doğa olayı hakkında ne düşündüklerine, hayatlarında nasıl bir yer tuttuğuna, depremden sonra ne gibi faaliyetlere giriştiklerine yer verilmiş ve bu kapsamda değerlendirilmiştir. Bu çalışmada Asia Eyaleti olarak bahsedilen bölge, Antik Çağ'da eyaletin kapsadığı yedi coğrafi bölgeye ayrılmıştır. En erken yazılı belgesine ulaşabildiğimiz depremin meydana geldiği İ.Ö. 304/3 yılı Ionia depremi ile İ.S. 551 Karia depremi arasındaki depremler ile günümüzde söz konusu bölgelere denk gelen bölgedeki yakın tarihi kapsayan 1702-2020 yılları arasındaki tarihlerde meydana gelen depremler bu çalışmada incelenmiş ve bu doğrultuda bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Tarihsel Depremler, terrae motus, ὁ σεισμός, Asia Eyaleti, Ege Bölgesi, Poseidon
Nakoleia kenti Eski Yunanca ve Latince yazıt kataloğu
Bugün Eskişehir ilinin Seyitgazi ilçesi olarak bilinen yerde Antik Dönem'de "Nakoleia" antik kenti kurulmuştu. Bu kent Phrygia Bölgesi'nin kentlerinden biridir. Kente dair özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde bilgiler elimize geçmiştir. Daha önceki dönemlere ait bilgilerimiz kısıtlıdır. Kent antik dönemde Eskişehir'den Dinar'a giden önemli bir yol güzergâhının üzerinde bulunmakta idi. Bu kentin Roma İmparatorluğu'na bağlı birçok önemli çiftlik işletmesinin yönetim merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Geç Antikçağ'da bu kentin yakınında orduya ait bir garnizon bulunmaktaydı. Nakoleia kentinin çok geniş bir teritoryumunun olduğu anlaşılmaktadır. Bu geniş arazilerde de isimleri bilinmeyen birçok kırsal yerleşim olduğu görülmektedir. Bu çalışmada Nakoleia kentinde ve teritoryumunda bulunmuş olan Eski Yunanca ve Latince dağınık biçimde yayımlanmış olan yazıtlar bir araya getirilmiş ve ileride yapılacak araştırmalar için bir kaynak teşkil edecek epigrafik bir katolog oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Nakoleia, Seyitgazi, Phrygia, Eski Yunanca ve Latince yazıtlar, katolog
Roma İmparatorluğu'nun Küçük Asya'daki egemenliği kapsamında vasal krallıklar ve hanedan soylu aristokrasi
İ.Ö. 201 yılı itibariyle Roma henüz bir Cumhuriyet iken Akdeniz dünyasında sözü geçen güçlerden biri olmuştur. Bu süreçte gelişen deniz ticareti ve donanması sayesinde farklı çıkar ve hedeflere yönelmiştir. Bu kaçınılmaz sonuç, Roma Cumhuriyeti'nin Küçük Asya'daki Hellenistik Krallıklar, hanedan aristokrasisi ve Yunan kent devletlerinde önde gelen aristokrat vatandaşlar ile kuracağı siyasi, iktisadi ve kültürel ittifak sürecini başlatacaktır. Pergamon Krallığı ve Rhodos ile dostluk ve müttefiklik ilişkisi kuran Roma, bu iki müttefikinin davetiyle Akdeniz ve Küçük Asya'da mevzi paylaşımına dahil olmuştur. Müttefikleriyle bölgenin büyük gücü olan Seleukos Krallığı'nı Magnesia Savaşıyla askeri ve idari olarak bölgeden tasfiye ederek Apameia Barış Antlaşmasıyla kendi status quo'sunu Küçük Asya'da kabul ettirmiştir. Böylece egemenliğini ilan ettikten sonra askeri olarak bölgeden çekilmiş ve bölgenin hâkimiyetini müttefiklerine bırakmıştır. Bu süre zarfında Roma, Küçük Asya'daki yerel krallıklar olan Kappadokia, Pontos, Bithynia, Tarkondimotai (Kilikia) ve Kommagene etc. krallıklar ile diplomatik düzeyde amicus et socius (dost ve müttefik) olma yönünde ilişkiler kurmuştur. Roma, Küçük Asya'da kurduğu status quo'nun sarsılmaması için bu güçler arasında divide et impera (böl ve yönet) yöntemiyle pragmatist bir siyaset de izlemiştir. Özellikle Romalı idareciler, İ.Ö. üçüncü yüzyılda Küçük Asya'ya göç eden ve ilkel ve savaşçı kavim özelliğiyle bilenen Galatlar üzerinde danışıklı dövüş bir tutumu izleyeceklerdi. İ.Ö. birinci yüzyılın son yarısında korsanlık sorunu ve VI. Mithradates isyanıyla meşgul olan Roma, bu sorunları çözdükten sonra bölgenin idaresini müttefikleri olan vasal krallıklara devretmiştir. Geniş coğrafyada kendi idari ve askeri kadrolarıyla denetimi sağlamada zorlanacağını düşünerek, vasal krallıkları Parth ve Armenia Krallıkları'na ve kentleşmemiş ilkel topluluklara karşı ileri karakol olarak kullanmıştır. İşlevselliği son bulan krallıklar lağvedilip Roma eyaleti haline gelse bile hanedan kökenli aristokratlar Roma İmparatorluğu bünyesinde idari, askeri ve dini mevkilere yükselerek senatoryal ve askeri kariyer yapmışlardır. Bu çalışmada Roma İmparatorluğu'nun Küçük Asya'da uydu devlet konumundaki vasal krallıklardan: Galatia, Tarkondimotai, Kappadokia ve Pontos ile olan siyasi, askeri, iktisadi ve kültürel ilişkileri, krallık erkini elinde tutan hanedan kökenli aristokrasinin Roma idari sistemine evrilmesi ve bu sitemde ulaştığı mevkileri, hanedanlık çevresinde oluşan eşraf sınıfı antik edebi, epigrafik ve nümizmatik kaynaklar ışığında ortaya konularak İ.S. üçüncü yüzyıla kadar krallar ve hanedan soyundan gelen aristokratların Romanizasyon süreçleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Roma, vasal krallıklar, hanedan aristokrasisi, Küçük Asya
Eskiçağ'da yerleşim statüleri ve teritoryumları: Stadiasmus Patarensis ve Lykia örneği
Patara'da ele geçen ve İS 46 yılına tarihlenen Patara Yol Anıtı (Stadiasmus Patarensis) bugün Teke yarımadası olarak adlandırılan ve oldukça dağlık yapısı içerisinde kendisine özgü özelliklerini korumayı sürdürmüş Lykia Bölgesi'nin tarihi coğrafyasına büyük ölçüde ışık tutmaktadır. Söz konusu bu tarihi coğrafya içerisinde kültürel, ekonomik ve siyasi unsurlar barındırmaktadır. Bu bağlamda yollar kentlerin siyasi anlamda güçlenmelerine ve ticaret hayatını canlı tutarak ekonomik olarak büyümelerine katkı sağlamaktadır. Söz konusu olan bu yol anıtı aynı zamanda bu yolların ilerlediği yerleşimlerin statüleri ve organizasyonları hakkında bazı çıkarımların yapılabilmesini sağlamaktadır. Ayrıca yerleşimlerin birbirlerine olan komşuluk ilişkileri gözlemlenebilmektedir. Anıt üzerinde 52 adet yerleşimin ismine ulaşılmakta ve 65 adet yol bilgisi verilmektedir. Bu yol bilgileri en basit düzeyde bir kentten (ἀπὸ) diğer kentte (εἰς) şeklinde formüle edilmektedir. Eğer söz konusu yol bir başka kentin teritoryum alanına girmesi durumunda ise yol bilgisi anıt üzerinde διὰ preposition'u ile verilmektedir. 2015 yılına kadar gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında yerleşim teritoryumları ve yollar ile olan ilişki gözardı edilmiştir. Bu tarihten itibaren yürütülen çalışmalar bu duruma dikkat edilerek yapılmış geçmiş araştırmalar zaman zaman revize edilmiştir. Bu tez çalışması Stadiasmus Patarensis yol anıtı çerçevesinde Lykia Bölgesi içerisinde bulunan antik yerleşimlerin statülerinin ve organizasyonlarının anlaşılmasına ve Batı Lykia olarak tanımlanan ve Patara, Ksanthos, Sidyma, Pinara, Tlos, Telmessos, Kadyanda ve Araksa kentlerinden oluşan alan içerisinde söz konusu bu kentlerin olası teritoryum alanlarını ve zaman içerisinde yaşanan değişimleri belirlemeyi hedeflemektedir. SP anıtı haricinde diğer epigrafik verilerde çalışmanın temel kaynakları arasındadır. Özellikle teritoryum alanları içerisinde bulunan mezar yazıtları bu alanların belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Anahtar Kelimeler: Stadiamus Patarensis, Lykia, teritoryum, yerleşim statüleri
Phrygia'nın Latince ve Latince-Yunanca çift dilli yazıt kataloğu
Küçük Asya'nın Phrygia bölgesinde M.Ö. 1 yüzyıl ve M.S. 4 yüzyılı arasından bu-güne kadar yürütülen bilimsel araştırmalar sonucu birçok Latince ve Latince-Yunanca çift dilli yazıtlar elimize geçmiştir. Buna rağmen bugüne kadar bu yazıtları bir araya toplayan bir katalog ele alınmamıştır Yazıtlar farklı büyük kataloglarda ve bilim insanlarının yayınlarında dağınık bir şekilde bulunmaktadır. Bölgede Latince ve Latince-Yunanca çift dilli yazıtların dağılımı ve Latince'nin yazıtlarda kullanımı ile ilgili bir çalışma modern literatürde henüz yer almamaktadır. Çalışmada Phrygia bölgesi günümüzde Afyon, Eskişehir, Kütahya ve kısmen Uşak illerini kapsayan Orta Phrygia ve Kuzey Phrygia olarak iki bölgeye ayrılarak, yazıtlar bu bölgelerde bulunan kentlere ve türlerine göre sınıflandırılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Orta ve Kuzey Phrygia bölgesi için bir yazıt kataloğu oluşturmaktır. Ayrıca bu katalog da toplanan yazıtlar, yazıt kategorilerine göre ayrılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler Phrygia, Romalılaşma, Latince yazıt, Latince-Yunanca çift dilli yazıt
Epigrafik, nümizmatik ve edebi belgeler ışığında Synnada tarihi
Araştırma konusu Synnada'nın, tarihin bilinen en eski dönemlerinden itibaren insan topluluklarınca iskan edildiği arkeolojik verilerle kanıtlanmış olsa da kentin tarih sahnesinde görünür hale gelmesi Hellenistik Dönem'in başlagıcına dayanır. Genel kanı, kentin kuruluşunun Ipsos Muharebesi (İ. Ö. 302) ile olduğu görüşüne karşın, kraliyet hazinesini korumakla görevli Antigonos'un generali Dokimos'un kentte bir garnizon kurmasıyla bu tarihten evvel başladığı anlaşılmaktadır. Buna karşın Hellenize olan kentin polis niteliği ile resmi olarak belgelenmesi Romalı consul Cn. Manlius'un İ. Ö. 189 yılında Galatlara yaptığı seferle olmuştur. Kent, Pergamon Krallığı ile Galatlar arasındaki mücadeledenin uzun bir süre odak noktası olmuştur. Roma'nın İ. Ö. 129 yılından sonra Pergamon krallık arazilerini miras almasından ve Asia Eyaleti'ni kurmasından sonra hızla Romalılaşmaya başlamış ve yeni egemen gücün idari yetki alanının bir parçası konumuna yükselmiştir. Çeşitli etnik unsurların bir arada yaşadığı kent daha Pergamon Krallığı Dönemi'nde (İ. Ö. 160-150) Kistophoros adlı sikkelerin darbını gerçekleştirmekle Pergamon egemenliğinde bir kent olduğu anlaşılmaktadır. Augustus ile başlayan Pax Romana sürecinde hem önemli yol güzergahlarının kesişiminde bulunması hem de mermer ocaklarının idari bürolarına ev sahipliği yapması nedeniyle kent mermer endüstrisinin hızlı gelişimi sayesinde alabildiğine kalkınmış, buna paralel olarak nüfusun hızla Romanizasyonu ile Küçükasya'daki (Asia Minor) en önemli Conventus merkezlerinden biri haline gelmiştir. Kentte imparator mülk arazileri ve üzerindeki mermer ocaklarını korumak için görevlendirilmiş askeri bir birliğin varlığı belgelenmiştir. Kent, Hellen devlet teşkilatlanmasını Roma İmparatorluk Dönemi'nde bile sürdürerek korumasını bilmiştir. Roma İmparatorluğu boyunca kent panteonuna giren Romalı tanrılara ve sosyo-kültürel yaşamdaki değişime rağmen muhafazakar yerel halkın (Phrygler) geleneklerine inatla bağlılıkları, eski dinsel alışkanlıklarının uzunca bir süre devam etmesine neden olmuştur. İ. S. 4. yy.'ın ilk çeyreğinde (İ. S. 313) paganların ve Hıristiyanların inançlarının gereklerini rahatça yerine getirebileceklerini beyan eden Milano Fermanı pagan inanç ile tek tanrı inancına sahip insanlar arasında bir dönüm noktası olmuş, kentin de içinde bulunduğu bölge hızla Hıristiyanlaşma sürecini devam ettirmiştir. Synnada, Phrygia Eyaleti'nin Diocletianus tarafından yapılan idari taksimatlandırmasından sonra iki kısma ayrılmış; kent Phrygia II olarak adlandırılan Phrygia Salutaris'in başkenti olmuştur. Bizans İmparatorluk Dönemi'nde Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte kentin artık bir piskoposluk merkezi olduğu görülmektedir. İlerleyen süreçte kentin adı Yahudi sakinlerince Çıfut Kasaba diye anılacaktır. Doktora tezi kapsamında yürütülen bu çalışmada kent ile ilgili dağınık halde bulunan her türden belge tespit edilmiş ve bir corpus kapsamında derlenmiştir. Kentin belgelerle sabit olan bu denli büyüklüğüne rağmen günümüzde kapsamlı arkeolojik bir kazı faaliyetinin yapılmamış olması Synnada'nın tarihinin eksik kalan kısmını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler : Phrygia, Synnada, Şuhut, Yunanca ve Latince Yazıtlar, Synnada Sikkeleri, Zeus Pandemos
Doğu Roma İmparatoru Iustinianus ve Sasani İmparatoru Hüsrev Anuşirvan'ın Doğu Akdeniz politikalarının karşılaştırılması
Bu doktora tez çalışmasında Sasani imparatoru Hüsrev Anuşirvan ile Doğu Roma imparatoru Iustinianus'un paralel hayatları (bioi paralleloi) ve Doğu Akdeniz politikaları mercek altına alınarak söz konusu iki imparatorun emperyal ideolojileri karşılaştırılmaktadır. Adaletiyle kendi dönemi ve kendisinden sonraki dönemleri etkisi altında bırakan Hüsrev ile çağdaşı Iustinianus'un benzer ve farklı yönleri ele alınmakta ve VI. yüzyılın tam bir resmi ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Çalışmada birincil kaynaklar bakımından VI. yüzyıl kapsamında özellikle Hüsrev ve Iustinianus'a ilişkin antik kaynaklar (Romalı, Ermeni, Süryani, Arap/İslam tarihçilerinin eserleri) epigrafik belgeler ve arkeolojik bulgular tespit edilerek edisyon kritikleri kullanılmış ve elde edinilen veriler modern literatür dikkate alınarak teze işlenmiştir. Her iki imparatorunda seleflerinden devraldıkları imparatorlukların çöküş içerisinde olması ve her ikisinin de imparatorluğu refaha çıkarmak için bir dizi reform gerçekleştirmesi ve birbirlerinin aynadaki yansımaları olmaları çalışmanın ana konusunu teşkil etmektedir. Bu amaçla Hüsrev Anuşirvan ile Iustinianus'un paralel hayatları doğumlarından ölümlerine kadar – soyları, eğitimleri, gençlik yılları, erdemleri, kusurları, başarıları (askeri/siyasi) – titizlikle karşılaştırılmakta ve Doğu Roma İmparatorluğu ile Sasani İmparatorluğu'nun dış politikalarında esas etken olan unsurlar tespit edilerek VI. yüzyıl Doğu Akdeniz'inin siyasi tarihinin şekillenmesinde iki imparatorluğun oynadığı rol üzerinde durulmaktadır.
Batı Lykia coğrafyasında Oktapolis
Fethiye Körfezi'nin iç kesimlerinde yer alan, Karia bölgesi ile sınırdaş olup kuzeybatı Lykia coğrafyası içerisinde kalan Oktapolis, epigrafik ve bir edebi kaynakda kimi zaman bölge adı, kimi zaman politik bir kentler topluluğu kimi zaman da bir yerleşim adı olarak karşımıza çıkmaktadır. İ.Ö. 2./1. yüzyılda Hippoukome hamam yazıtı ile civar yerleşimler arası kentsel bir örgütlenme görülmektedir. Öte yandan Ptolemaios'un Kragos Dağı çevresindeki kentler arasında saydığı Oktapolis'in, Kızılkaya'dan ele geçmiş iki yazıt vasıtasıyla sekiz yerleşimin oluşturduğu siyasal bir kentler topluluğu olabileceği düşünülmüştür. Böylece merkezi Kızılkaya olan kentler topluluğunun, Hippoukome hamam yazıtında anılan yerleşimler tarafından oluşturulduğu fikri ortaya çıkmıştır. Ancak Patara Yol Anıtı'nda anılış şekli nedeniyle Oktapolis'in bir bölge olabileceği fikri de eklenmiştir. Bunların yanı sıra epigrafik kaynaklarda Oktapolis'in ethnikon formuyla anılması, bir ara polis statüsünde olduğuna da işaret etmektedir. Bu çalışmada bu tanımların hangi dönemlerde, hangi kaynaklara göre yapıldığı ve adlandırmanın neye işaret ettiği epigrafik ve edebi kaynaklar incelenerek tespit edilmeye çalışılmaktadır.
Epigrafik belgeler ışığında Güney ve Güneybatı Anadolu'da su ve su yapıları
Canlıların hayatta kalabilmesi için vazgeçilmez bir öneme sahip olan ve tüm yaşamı deyim yerindeyse ayakta tutan suyun bu özelliğiyle en eski toplumlardan günümüze kadar var olmuş tüm kültürlerde büyük bir rol oynadığı yadsınamaz bir gerçektir. Bu çalışmada, Küçük Asya'nın güney ve güney batı bölümlerine suyun bıraktığı izi Eski Yunanca ve Latince yazılı belgeler ışığında ele almak hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda Ionia, Karia, Lykia, Pamphylia ve Kilikia Bölgeleri'nden su ve akuadükt, çeşme, su kaynağı, su kuyusu, sarnıç, hamam gibi su yapıları ile ilgili toplam 234 tane yazıt bir araya getirilmiş ve yorumlanmıştır. Suyun antik Yunan ve Roma insanı tarafından nasıl algılandığı, onların toplumsal ve kamusal yaşamlarını nasıl etkilediği gibi konularda genel bir bilgilendirme ile başlayan çalışma, sonra-sında her bir su yapısı hakkında kısa ve öz bilgiler vermektedir. Suyun yönetimi ve kullanımı konusunda çıkarılmış olan yasalar hem antik Yunan hem de Roma dünyası için ayrı ayrı ele alınmaktadır. Çalışmanın temelini ise su yapıları ile ilgili yaşanan terminolojik karmaşa ve bu karmaşanın çözümü için getirilmiş olan bazı öneriler oluşturmaktadır. Zira su yapıları ve özel-likle çeşme yapıları epigrafik belgelerde çok farklı sözcüklerle belgelenmiş olup, çalışmada bunlar arasında semantik bir ayrım olmadığı sorgulanmıştır. Bu bağlamda örneğin tüm çağdaş kaynaklarda nymphaion olarak bilinen çeşme yapıları üzerinde durulmuş ve bu terimin ger-çekten tüm çeşme yapıları için ortak olarak kullanılıyor olmasının ne ölçüde tutarlı olduğu üzerine yorumlarda bulunulmuştur. Nymphaion'un yanı sıra terminolojik olarak araştırılmaya değer bir niteliğe sahip πήγη ve κρήνη sözcükleri de mercek altına alınarak daha önce bazı araştırmacılar tarafından savunulan tezler revize edilmiştir. Çalışmamızın bir diğer bölümü su yapılarının hangi kaynaklar aracılığıyla finanse edildiğinin araştırılmasına ayrılmıştır ve büyük ölçüde euergetes'lerin bu rolü üstlendiğinin altı çizilerek imparatorların özellikle akuadüktlerin inşasındaki rolünün ne olduğu "σεβαστὸν ὑδραγώγιον" ifadesi özelinde sorgulanmıştır. Çalışmamız her bir bölge özelinde tüm antik kaynakları ve yazıtları derleyerek söz konusu bölgelerin ve kentlerinin Hellenistik Dönem'den Geç Antik Dönem'e kadar olan hidrografik tarihini ayrıntılı bir biçimde ele almaktadır.
Roma İmparatorluk Dönemi Küçük Asya'sında bir kent memuriyeti olarak stratēgos'luk
Stratēgia askeri görevlerle yetkilendirilmiş bir memuriyettir. Ancak bu memuriyetin görev tanımı zaman içerisinde bazı değişimlere uğramıştır. Bu değişim elbette aniden gerçek-leşmemiştir. Dönemlerin sosyo-politik durumları, bu değişimi hazırlayan zeminler olmuştur. Hellenistik Dönem'de Büyük İskender'in savaşları sonrasında kurulan krallıklar, kentleri sos-yal, siyasal ve askeri açıdan etkilemiştir. Kentlerin idari yapılanması da bu yeni dönemden etkilenmiştir. Stratēgos'lar artık kentlerde kralların vekili konumunda bulunarak, kentin gü-venliğinin sağlanması ve idari işlerinin yürütülmesi ile sorumlu olmuşlardır. Küçük Asya kentleri de bu yeni döneme geçiş sürecininden etkilenmiştir. Klasik Dönem'de askeri bir ma-hiyette olan bu memuriyet, Hellenistik Dönem'e gelindiğinde askeri işlevini de koruyarak sivil görevler üstlenmiştir. Bu memuriyeti elde eden kişiler kentte çok önemli bir statüye sahip olmuşlardır. Onlar prytanis'ler gibi kent yönetimle ilgili meselelerle ilgilenmişlerdir. Örneğin, Danışma ve Halk meclislerine önerilerde bulunmuşlar, yasa tasarısı önerisinde bulunmuşlar ve mecliste alınan kararların duyurusunu yapmışlardır. Roma İmparatorluk Dönemi'ne gelindiğinde ise Pax Romana ile uzun süreli bir barış dönemi başlamıştır. Bunun ardından stratēgos'luk askeri işlevini yitirmiş ve tam anlamıyla sivil bir memuriyete dönüşmüştür. Roma İmparatorluk Dönemi'nde Küçük Asya'daki varlılıkları, bölgelere göre değişimler göstermiştir. Hatta belli alanlarda uzmanlaşmış stratēgos çeşitlerinin olduğu da tespit edilmiştir. Bu memuriyetle Ionia, Bithynia ve Karia bölgelerinde daha çok karşılaşılırken, diğer bölgelerde bu yoğunluk azalmış hatta hiç görülmediği bölgeler de olmuştur. Bu çalışmada stratēgia epigrafik belgeler, edebi kaynaklar, numismatik veriler ve modern araştırmalar ışığında incelenmektedir. Bu çalışmada stratēgos'ların Roma İmparatorluk Dönemi boyunca uğradığı değişim, yerine getirdikleri görevler, kent içerisindeki konumları, iş birliği yaptıkları diğer memuriyetler, görevde bulunma süreleri ve stratēgos çeşitleri ayrıntılı olarak ortaya konmaya çalışılacaktır.
Antik veriler ışığında Milyas ve Kabalia bölgelerinin tarihi coğrafyası, idari, sosyokültürel ve dini yapısı
Milyaslılar'ın teritoryumu Elmalı Ovası'ndan Bozova/Zivint boyunca kuzeye Kestel Havzası'na kadar uzanmaktadır (ancak Milyas Bölgesi'nin Romalılar tarafından Lykia'ya verilmiş olan güney kısmı çalışmanın konusunu oluşturmaktadır). Milyas Bölgesi'nn batısında ise Kabalia halkının ikamet ettiği Kabalia (Kabalis) Bölgesi uzanmaktadır. Kabalia Bölgesi, Seki Ovası'ndan Karaçulha ve Küçüklü havzalarını da kapsayacak şekilde Söğüt Gölü havzasına kadar uzanmaktadır. Lykia Bölgesi'nin kuzeyinde bulunan, ayrıca Asia, Karia, Phrygia, Pisidia ve Pamphylia sınırları üzerinde konumlanan Milyas ve Kabalia dağlık bölgeleri farklı kültürlerin kaynaşma noktası olarak hem sosyal hem de idari tarih açısından büyük önem taşımaktadır. Herodotos (Ἱστορίαι, 3.90), Pers İmparatorluğu hakimiyetindeki Batı Anadolu halklarını sıralarken, Milyaslılar'ı birinci nomos'ta, Kabalialılar'ı ise ikinci nomos'ta listelemiştir. Kserkses'in Hellas Seferi'ne katılan halkları listelediği bir diğer anlatısında da ilk olarak "onlar Maionialılardır ve Lasonialı olarak çağrılırlar" şeklinde betimlemiş olduğu Kabalialılar'dan, hemen sonrasında ise kısa kargılar taşıdıkları ve elbiselerini broşla tutturdukları şeklinde tanıttığı Milyaslılar'dan bahsetmektedir (7.77). Söz konusu dağlık bölgeler her ne kadar modern araştırmacılar tarafından "Kuzey Lykia" olarak adlandırılsalar dahi, Heroodotos'un pasajlarından da görüldüğü üzere Milyas ve Kabalia bölgeleri Lykialılar'dan ve aynı zamanda benzerlik göstermiş oldukları Phrygialılar'dan ve Pisidialılar'dan hem politik hem kültürel olarak ayrılmaktadırlar. Bu durum her iki dağlık bölgenin Lykia eyaletinin bir parçası olduğu İS 43 yılına kadar devam etmektedir. Söz konusu tez çalışması Milyas (Elmalı Ovası) ve Kabalia (Balboura, Boubon ve Oinoanda kentleri) bölgelerinden ele geçen epigrafik malzemeleri temel almaktadır. Epigrafik malzemelerin yanı sıra edebi literatür, arkeolojik ve numismatik veriler de çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma her iki bölgenin siyasi tarihi üzerine yoğunlaşmaktadır. Özellikle dağlık bölgelerin Lykia Birliği ile politik ilişkileri ve teritoryal sorunları değerlendirilmektedir. Siyasi tarihin yanı sıra bölgelerden ele geçen yazıtlardan ele geçen bilgiler doğrultusunda bölgelerin dini, idari ve sosyo-ekonomik yapıları da ele alınmaktadır. Keywords: Milyas, Elmalı Ovası, Kabalia, Kuzey Lykia
Hellenistik Apoikia'dan Roma Colonia'sına: Antiocheia ad Pisidiam örneğinde bir koloni kentinin yerleşim ve idari tarihi
Bu çalışmanın amacı Hellenistik apoikia'dan Roma kolonisine, buradan da MS. 4. yüzyılın başında eyalet metropolis'liğine evrilen bir kentin geçirdiği siyasi aşamaları antik kaynaklar, epigrafik, arkeolojik ve nümizmatik veriler ışığında irdeleyerek ortaya koymaktır. Antiokheia, ismini Seleukoslar Hanedanlığı'nın üyelerinden alan kentlerden biri olarak MÖ. 3. yüzyılda Seleukoslar'ın Anadolu'daki faaliyetleri kapsamında kurulmuş olmalıdır. Her halükarda Seleukoslar'ın Anadolu'da aralarında Antiokheia'nın da bulunduğu kolonilerinin Galat akınlarına karşı tampon görevi üstlenmenin yanı sıra Ege dünyası ile Syria arasındaki kara güzergâhının kontrolü için stratejik bir işlev taşıdıkları da söylenebilir. Strabon'un kente Magnesia ad Maeandrum'dan getirilen kolonistlerin yerleştirildiği aktarımı Magnesia ad Maeandrum'da bulunan ve yurttaşları arasında Magnesialıların da bulunduğu Antiochia Persidis kentinin meclis kararı aracılığıyla da desteklenmektedir. Antiokhos III Megas'ın emriyle Zeuksis tarafından Lydia ve Phrygia Bölgesi'ne yerleştirilen yaklaşık 2000 civarında Yahudi ailesinin bir kısmı Antiokheia'ya yerleşmiş olmalıdır. Antiokheia'da bulunmuş bir yazıt üzerinde Yahudi inancını temsil eden menorah figürünün yanında Acta apostolorum adlı kaynağın Yahudi nüfusundan ve bunların ibadet yeri synagog'dan bahsetmesi kentteki Yahudi varlığının açık göstergeleridir. Antiokhos I Soter veya Antiokhos II Theos tarafından kurulmuş olmasına rağmen Antiokheia'da Helenistik Dönem'e ait bir yazıtın bulunamamış olması kentin bu dönem tarihinin büyük oranda karanlık kalmasına sebep olmaktadır. Yine de başka veriler aracılığıyla Antiokheia'nın Magnesia kenti tarafından Artemis Leukophryene onuruna ilki en geç MÖ. 207/6 yılında düzenlenen uluslararası katılımlı festivale meclis kararıyla davet edilen kentlerden biri olduğu söylenebilir. Bu meclis kararı aynı zamanda ana kent ile koloni arasındaki sıkı ilişkilerin MÖ. 2. yüzyıl içlerine kadar sürdüğü yönünde resmi bir kanıt sunmaktadır. Bunun dışında kent yakınında bulunan Men Askaenos tapınağı da kesinlikle MÖ. 2. yüzyıla kadar geri gitmektedir. Zira Men kutsal alanındaki iki tapınağın planlarıyla Magnesia ad Maeandrum'daki Artemis Leukophryene ve Zeus Sosipolis tapınaklarının planları arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır. Bu durum Magnesia'nın kent üzerinde siyasi etkinin yanında kültürel bir etkiye de sahip olduğunun kanıtıdır. Men tapınağı Kappadokia'da Komana'da Ma, Morimene Bölgesi'ndeki Venasa'da Zeus; Pontos'ta Komana'da Ma, Zela'da Pers tanrıçası Anaitis ve Kabeira'da Men; Phrygia'da Pessinus'ta Ana tanrıça tapınaklarıyla benzer bir örgütlenme biçimine sahiptir ve rahibin denetimindeki geniş tapınak arazisi çok sayıda kutsal köle tarafından işlenmektedir. Antiokheia'da Seleukoslar hâkimiyeti Apameia Antlaşması'nın ardından son bulmuştur. Bu antlaşmayla Roma tarafından kent civitas libera ilan edilmiştir. Antiokheia'nın özerklik statüsü Marcus Antonius tarafından Galatia Kralı ilan edilen Amyntas'a bırakıldığı MÖ. 39 yılında son bulmuştur. Actium Savaşı'nın ardından Octavianus da Amyntas'ın krallığını tanımıştır. Amyntas'ın MÖ. 25 yılında Homanadeis'e karşı giriştiği savaşta öldürülmesi üzerine onun egemenliği altındaki topraklara daha önce Asia Eyaleti'ne ait olan Batı Pamphylia'nın da eklediği coğrafyada Galatia Eyaleti kurulmuştur. Yeni kurulan eyaletin ilk 30 yılı Pisidialıların, özellikle de Homonadeis kavminin pasifize edilmesine yönelik çabalarla oldukça zorlu geçmiştir. Bu amaç doğrultusunda Augustus tarafından Pisidia ve Lykoania'da askeri koloniler (coloniae militum/ἀποικίαι στρατιωτῶν) kurulmuş (Antiokheia, Olbasa, Komama, Kremna, Parlais, Ikonion ve Lystra) ve MÖ. 6 yılında tamamlanan Via Sebaste ile bunlar hem birbirlerine hem de Pamphylia limanlarına bağlanmıştır. Bu güzergâhta bulunmuş olup üzerlerinde mesafe bildiriminin korunduğu 9 mil taşında caput viae olarak verilmesinden de anlaşıldığı üzere Antiokheia bu kolonilerin merkezi olarak Colonia Caesarea adıyla Roma kolonisi yapılmıştır. Nümizmatik verilerin belgelediği üzere bu durum Amyntas'ın ölümünün hemen ardından, MÖ. 25 yılında gerçekleşmiş, koloniye ayrıca Ius Italicum hakkı bahşedilmiştir. Koloni kuruluşunun gerekçeleri: 1) tezkeresini almış veteranların yerleştirilebileceği uygun arazi bulmak; 2) daimi lejyonun bulunmadığı eyalette bölgenin isyankâr kabilelerinin kontrol altına alınması gerekliliği ve 3) söz konusu kabilelere karşı kazanılacak zaferin ardından bunların Roma idaresiyle uzlaştırılması amacıyla Helenleşme sürecinin bile oldukça zayıf kaldığı bu bölgeye Roma akültürasyonunun taşınması şeklinde özetlenebilir. Bu amaçlar doğrultusunda kente Homanadeis ile mücadele sırasında bölgede konuşlanmış olması gereken Legio V Gallica (daha sonra Macedonica olarak adlandırılacak) ve Legio VII'den (daha sonra yine Macedonica olarak adlandırılacak) emekli askerler (veterani) yerleştirilmiştir. Veteranların ve onların soyundan gelenlerin isimleri bunların Latium, Etruria, Galia Cisalpina ve Gallia Narbonensis'ten askere alındıklarını ve bunlardan Antonius için çarpışmış olan bazılarınınsa Anadolu'da oturan negotiatores ya da Anadolu kökenli peregrini arasından celp edildiklerini düşündürmektedir. Roma kolonisine evrilmeden önce Frig, Pisid, Yunan, Makedon kökenlilerle Yahudilerden oluşan kent demografisi Augustus tarafından Roma kolonisi yapılmasının ardından İtalik kökenli kolonistlerin yerleştirilmesiyle bir kez daha değişmiştir. Bu kozmopolit yapı hakkında bilgi veren yazıtlar kentteki farklı etnik unsurlar arasındaki kaynaşmayı da belgelemektedir. Roma kolonisi ilan edilmesinin ardından kentin idari yapısında da önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Roma örneği göz önüne alınarak kent merkezi yedi tepe üzerine inşa edilmiş; ayrıca Augustus'un MÖ. 7 yılında yaptığı düzenlemeyle kent teritoryumunun 14 regiones ve 265 vicus'a (Konstantinos zamanındaysa 308'e çıkmıştır) bölündüğü Roma'da olduğu gibi idari alt birimler olarak vicus'lara taksim edilmiştir. Bu nedenle Antiokheia'da Roma'dan bilinen vicus'larla aynı ismi taşıyan 7 vici adının biliniyor olması rastlantı değildir: Vicus Aedilicus; Vicus C(G)ermalus; Vicus Patricius; Vicus Salutaris; Vicus Tuscus; Vicus Velabrus ve Vicus Venerius. Koloni, vicus'ların dışında sayısı belli olmayan miktarda tribus'a da bölünmüştür. Bunlardan şimdiye kadar sadece Romana tribus'u belgelenmiştir. Bu veri vicus'ların Yunan polis'lerindeki pyle'lerin karşılığı olmayıp, bunun yerine semtleri temsil ettiklerini göstermektedir. Koloninin bütün yurttaşları Sergia tribus'una kayıtlı olduklarına göre Antiokheia'daki tribus örgütlenmesini, Malaca'daki curiae'la özdeş olacak şekilde bir tür seçim bölgesi olarak kabul etmek yerinde olacaktır. Kent Septimius Severus Dönemi'nde Socia Romanorum unvanı almıştır. Bu unvan kent sikkeleri üzerinde SR kısaltmasıyla kendini göstermektedir Koloni yapılma süreci kent tüzüğünün, dolayısıyla kent kurumlarının da topyekûn değişmesine neden olmuştur. Koloninin tüzüğü hakkında bir kaynak ele geçmemiş olmakla birlikte, kent kurumları ve memuriyetleri hakkında epigrafik belgelerden elde edilen veriler bunun Lex Coloniae Genetivae Iuliae'da ortaya konan idari yapıyla tamamen benzeştiğini göstermektedir. Buna göre kolonide bule ve demos'un yerini ordo decurio ve populus almış; idari memurlar olarak duumviri, aedilis ve praefectus ile başat konumdaki bu memurların yardımcıları olarak scriba (yazman) ast makamı (scriba quaestori) oluşturulmuştur. Mali memurlar olarak da quaestor ve duumviri quinquennales ile Antiokheia tüzüğünün en özgün yanlarından biri olarak koloni yapılmasının ardından onun denetimine geçen Men Askaenos tapınağının hazinesinden sorumlu curator arcae sancturii makamları bulunmaktadır. Dini makamlar da yine Roma'dan devralınmıştır: augures, pontifices; flamines ve sacerdotes. MS 3. yüzyıldan itibaren koloni tüzüğünde yer almayan, bununla birlikte Yunan Dünyası'nın önemli makamları olan grammateus, gymnasiarkhes, strategos, epistates, agoranomos idari memuryetleri; agonothetes, brabeutes ve ksystarkhes gibi festival makamları oluşturulmuştur. MS. 3. yüzyılın ikinci yarısından itibaren artan Got akınları, bölgede yeniden canlanan haydutluk sorunu sonucunda paraphylaks, eirenarkhes, hekatontarkhos ve beneficarius gibi güvenlikle ilgili yeni memuriyetlerin ortaya çıktığı, ayrıca bu müşkül dönemde kentin hububat kıtlığına düşmemesi ve karaborsacılığı engelleyerek fiyatın istikrarının sağlanması için λογιστὴς σειτηρεσίου memuriyetinin getirildiği görülmektedir. Yine bu dönemde yerel kültler için yeni rahiplik makamları meydana getirilmiş veya koloni öncesi var olanlar yeniden canlandırılmıştır. Bunlar arasında Asklepios, Dionysios, Patrios Theos Men ve Demeter rahiplikleri bilinmektedir. Bütün bu veriler kolonide Romalı olmayan etkilerin varlığına bir kanıttır. Başka bir ifadeyle venetiones ve gladyatör oyunları daha ziyade koloni sakinlerine hitap ediyorken, ξυστάρχης denetiminde düzenlenen οἱ ἐν κολωνείᾳ ἀγῶνες daha çok incolae ve attributi'ye hitap ediyordu. Yine geç dönemde oluşturulan gymnasiarkhes ve ksystarkhes memuriyetleri de bunlarla ilişkilidir. Kolonistlerin yaşadıkları topografyanın son derece bereketli olması (super abundandi messe) ve Strabon'un bahsettiği κοινὴ ὁδός'un hemen güneyinde konumlanması yurttaşlarının zenginleşmesini, dolayısıyla çok sayıda senator (bk. Caristanii, Anicii, Calpurnii, Iulii, Flavii, Gellii, Sergii, Paulii, Novii, Priscii) ve görece daha az olsa da atlı sınıfına mensup (bk. Anicii, Crepereii) insanlar yetiştirebilmesini olanaklı kılmıştır. Yine de Koloninin yurttaşları arasında Sergii ailesinin imparatorluğun Doğu kesiminden senatus sınıfına alınan ilk aileler arasında bulunması ve bunu Vespasianus Dönemi'nde Anicii, Craistanii ve Iulii ailelerinin takip etmesi, koloni sakinlerinin Italik kökenli olmasından ziyade Galatia eyaleti valilerinin koloni için takındıkları olumlu tutumun (bk. patroni coloniae olarak onurlandırılan Galatia valileri) ve daha da önemlisi imparator aileleri ve bunların dostlarıyla kurulan yakın ilişkilerin sonucudur. Kentin en önemli meydanına Tiberia Platea adının verilmesi, benzer şekilde Tiberius'un kardeşi Drusus'a, dostları P. Sulpicius Quirinius ve M. Servilius'a; Tiberius'un Agrippina Minor'u eş olarak verdiği Cn. Domitius Ahenonbarbus'a ve Tiberius'un yeğeni ve evlatlığı Germanicus Caesar'ın damadı L. Cornelius Felix'e kentin onursal duumvir'liği takdim edilmesi Tiberius'un MÖ. 20 yılında çıktığı Doğu seferinde Antiokheia ile özel bir ilşiki kurduğunu düşündürmektedir. Ayrıca senator Iulius Paulus'un kızına verdiği Agrippina adı da bu bağlamda değerlendirilebilir. Bunun dışında Caristanii ailesinin Claudius'a bir köle sattığı bilinmektedir. Sonuç olarak Caristanii, Iulii ve Anicii ailelerinin hanedan üyeleriyle yakın ilişki kurdukları anlaşılmaktadır. Antiokheia'nın koloni öncesi yerleşimcilerinin ne kadarına koloni yurttaşlığı verildiğini belirlemek mümkün değildir. Bununla birlikte Pergamon, Ankyra, Ephesos, Attaleia vb. kentlerle ilişkileri yansıtan yerel gelenekler ve kültler varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yine de Roma kolonizasyonu süreciyle Latince en azından idari terminolojide, özellikle de imparator ve eyalet valileriyle için yapılan ithaflarla kent elitlerinin onurlandırıldıkları yazıtlarda kullanılmaya uzun süre devam etmiştir. Claudius II zamanına kadar devam eden sikke baskılarında da lejantlar Latincedir. Buna karşın MS. 295 yılından önceye tarihlenmeyen decurio protokollarnın ise Yunanca kaleme alınmıştır. Mezar ve özellikle de Men için yapılmış adaklarla özel şahıslar için akrabaları, bağlaşıkları ve hizmetkârları tarafından dikilen yazıtlarda Latincenin Yunancaya göre oranı son derece düşüktür. Sağır ve Kumdanlı'da bulunan ve nerdeyse tamamı Yunanca kaleme alınmış ve hepsi MS. 3 yüzyılda tarihlendirilen ve dini içerikli Ksenoi Tekmoreioi adlı bir grup tarafından yapılan para bağışlarına ilişkin yazıtların tamamı da Yunancadır. Antiokheia'nın yukarıda da belirtildiği üzere MS. 3. yüzyılın ikinci yarısından itibaren zayıflamaya başlayan koloni hüviyeti, MS. 308–311 yılları arasında Pisidia Eyaleti'nin kurulması ve Antiokheia'nın yeni eyaletin metropolis'i yapılmasıyla son bulmuştur. Kendi başına ayrı bir eyalete dönüştürülen Pisidia'nın metropolis'i yapıldığı Diocletianus ve Constantinus zamanında Antiokheia'da birçok yapı tamirat görmüştür. İdari yapıdaki bu değişimin sonucu olarak erken dönem kolonisinin büyük bir önem ve refaha ulaştığı söylenebilir. Büyük bir kısmı koloni territoryumunda yaşamış olması gereken Ksenoi Tekmoreioi üyelerinin yaptıkları görece yüksek bağışların ve oldukça geç bir döneme kadar sikke basmaya devam edebilmesinin de gösterdiği gibi kent refah seviyesini Geç Dönem'e kadar korumuştur. İdari yapıdaki bu değişikliğin önemli sonuçlarından biri de koloni tüzüğünün kaldırılarak kent kurumlarının yeniden yapılandırılması olmuştur. Buna göre epigrafik belgeler kentin kilise bünyesinde örgütlenen organları olarak arkhiepiskopos, episkopos, anagnostes, diakonos, epistates, pater poleos (pater civitatis), presbyteros ve praepositus makamlarını belgelemektedir. MS. 6. yüzyılda ticari güzergâhların değişmesine bağlı olarak kent önemini yitirmeye başlamıştır. Bununla birlikte İmparator Iustinianus Dönemi'nde Pisidia Eyaletinin piskoposluk merkezi olma özelliğini halen sürdürmüştür. MS. 713 yılında Araplar, Abas adlı bir generalin komutası altında Roma imparatorluğuna karşı sefere çıkmışlar, Pisidia Antiokheia'sını almışlar ve pek çok esir ele geçirmişlerdir. Bu yıkıma rağmen Antiokheia'nın tarihi MS. 13. yüzyıla kadar takip edilebilmektedir. Kent Notitia episcopatuum'da en son 1259-1282 yılları arasında gözükür. İbni Batuta'nın MS. 14 yüzyılın 2 çeyreğinde kaleme aldığı seyahat notlarında Antiokheia anılmamaktadır. Dolayısıyla kentin varlığı 13 yüzyılın ikinci yarısında son bulmuş gözükmektedir.
Roma İmparatorluk Dönemi Küçük Asya'sında curatores rei publicae
Roma, kentleri mali yönden denetlemek amacıyla kendi idari sisteminde curator rei publicae ya da curator civitatis terimleriyle ifade edilen yeni bir kurum oluşturmuştur. Küçük Asya Eyaletleri'nde ise bu terim Eski Yunanca, hesap uzmanı, hesapları denetleyen kişi anlamına gelen logistes (λογιστής) olarak karşılık bulmuştur. Bu yeni memuriyetin oluşturulmasıyla, curator rei publicae'ler bizzat Roma merkezi yönetimi tarafından bir ya da birkaç kent için özel olarak atanan üst düzey görevliler (Roma yüksek memuru) olmuşlardır. İS. 2. yüzyılda muhtemelen Nerva ya da Traianus Dönemi? ile birlikte Roma idari sisteminin bir parçası haline getirilen bu memurlar her yıl düzenli olarak değil belli aralıklarla imparator vasıtasıyla atanmaya başlamışlardır. Ancak Küçük Asya Eyaletleri'nden ilk örnekler Hadrianus Dönemi'ni müteakip görülmeye başlamışlardır. Epigrafik belgeler ve edebi metinlerden anlaşıldığı üzere curator rei publicae'in temel görevi, eyalet kentlerinin yerel memurlarının çözemedikleri mali sorunları incelemek ve uygun gördüğü finansal düzenlemeleri yaparak kenti bu maddi sıkıntıdan kurtarmaya çalışmaktır. Ephesos'tan ele geçen ve Antoninus Pius Dönemi'ne tarihlenen bir imparator mektubu (I. Ephesos Ia, 15-16) da bu durumu kanıtlar niteliktedir. Söz konusu mektuba göre, imparator bizzat logistes'e; kentin kamu hesaplarını detaylı bir şekilde incelemesini buyurmaktadır. Zira bu teftiş kapsamında bir soruşturma açılacak ve hem hayatta olan hem de geçen on yıl içinde ölmüş olan tüm kamu memurlarının hesapları incelenecektir. İmparator logistes'e bu teftişten muaf olmak için bir kimsenin hiçbir gerekçe göstermeksizin itiraz dilekçesi ile başvurularını kabul etmemesini de emretmektedir. Burada sunulan doktora tezi, Küçük Asya'da curatores rei publicae'yi özellikle epigrafik belgeler ışığında araştırarak hazırlanmıştır. Söz konusu tez kapsamında Roma İmparatorluk Dönemi (İS. 1. – 3. yy.) Küçük Asya'sında curator rei publicae/logistes adı verilen Roma yetkililerinin görev alanları, kendilerine neden ihtiyaç duyulduğu, atanma kriterleri, bu kişilerin sosyal sınıfları ve coğrafi kökenleri gibi sorunlar epigrafik belgeler (Testimonia 1) ve antik metinler (Testimonia 2) ışığında aydınlatılmaya çalışılacaktır. Esas olarak Klasik Dönem'den beri varlığı bilinen ve Hellenistik Dönem'de de örnekleri artan logistes Anadolu'daki Hellen kentlerinde hesap denetimini gerçekleştiren yerel bir memur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte Roma tarafından yapılan merkezi atamaların yanı sıra Küçük Asya'da yerel kamu memurları olan logistes'lerin de görev yapmaya devam ettikleri tespit edilmiştir. Bu bağlamda çalışmada yerel ve merkezi atamalar arasındaki ayrımı yapabilmek amacıyla yerel kamu görevlisi olan logistes'lere ilişkin genel bilgilerin yanı sıra epigrafik ve nümizmatik belgelere de yer verilmiştir (Testimonia 3). Curator rei publicae'ye ilişkin bilgilerin daha çok epigrafik belgelerden elde edilebildiğini yukarıda söylemiştik. Küçük Asya Eyaletleri'nden (Asia, Pontus-Bithynia, Lycia-Pamphylia) ele geçen yazıtlar sayıca az ve genel olarak kısa olmalarına rağmen yine de bazı verilere ulaşmak mümkündür. Bu kapsamda Ephesos'tan ele geçen ve İmparator Antoninus Pius'a atfedilen mektup (I. Ephesos Ia, 15-16) curator rei publicae'lerin görev tanımları ve yetkileri üzerine en fazla bilgiyi sunmaktadır. Bununla birlikte, antik yazarlar curator rei publicae ile ilgili neredeyse hiç bilgi vermemektedir. Antik kaynakların yetersizliği problemi konunun anlaşılmasını da zorlaşmaktadır. Sadece Digesta'da Ulpianus, adı geçen memurların görevlerine ilişkin tanım olabilecek nitelikte bazı bilgiler aktarmaktadır. Konuya ilişkin bilgi veren bir diğer antik yazar ise Plinius'tur. Plinius'un, İmparator Traianus ile yazışmalarını anlatan Epistulae X'da her ne kadar doğrudan bir curator rei publicae/logistes değinisi olmasa da, söz konusu mektuplar Plinius'un gerçekleştirdiği faaliyetler ile curator rei publicae'nin görevlerine ilişkin benzer özellikleri içermektedir. Bunun dışında curator rei publicae'lerin görev ve sorumluluklarından bahseden başka bir antik kaynak mevcut olmadığından çalışmada daha çok epigrafik belgelerden yararlanılmıştır. Bu çalışmanın amacı Roma'nın söz konusu yeniliğe neden gerek duyduğu, bu memurların görev alanlarının ve yetkilerinin neler olduğu, bu göreve atanan kişilerin hangi kriterlere göre seçildiği gibi konuları açığa çıkarmaya çalışmaktır. Tez bu memuriyete ilişkin şimdiye kadar anlaşılamamış sorunları açığa çıkarmaya çalışmakla ünik bir değere sahiptir; ancak bunun da ötesinde Roma İmparatorluğu'nu yıkılma sürecine götüren askeri, siyasi, idari ve de bunların neden olduğu toplumsal sorunların başlangıç noktasını Anadolu Eyaletleri (Asia, Pontus-Bithynia, Lycia-Pamphylia,) üzerinden tespit etme olanağı sunmasıyla daha da önemli bir hale gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Curator rei publicae/curator civitatis, Logistes, Roma İmparatorluk Dönemi Memuriyeti, Küçük Asya'nın İS. 2. – 3. yy. durumu.