Akdeniz University
Anabilim Dalı

Uzay Bilimleri ve Teknolojisi Anabilim Dalı

Akdeniz University

45

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

45 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Umbral dot parametrelerinin güneş leke manyetik alanı ile ilişkisi

Güneş lekeleri Güneş'te manyetik alanın yoğunlaştığı bölgelerdir. Manyetik alan leke içindeki ve çevresindeki fiziksel koşulları kontrol eder ve başta leke umbrasında gözlenen umbral noktalar (UD'ler) olmak üzere çeşitli ince yapılar üretir. Bu tez çalışmasında Big Bear Güneş Gözlemevi'ndeki Goode Solar Telescope (GST) arşiv verilerinden 2013-2022 yıllarını kapsayan 18 Güneş leke verisi seçilmiştir. UD'lerin fiziksel parametreleri (parlaklık, çap, eksentirisite, yaşam süresi ve dinamik hız) hesaplanmıştır. Literatürde UD parametrelerinin birbirleri ile ilişkisi yaygın şekilde çalışılmış olmasına rağmen UD parametreleri ve umbral manyetik alan arasındaki ilişkiye dair sadece birkaç çalışma bulunmaktadır. Literatürdeki bu eksiği bir ölçüde giderebilmek için bu tez kapsamında her bir lekede gözlenen UD'lere ait fiziksel parametrelerin umbral manyetik alanla ilişkisi araştırılmıştır. Manyetik alan ölçümleri GST/Near InfraRed Imaging Spectropolarimeter (NIRIS) ile Solar Dynamics Observatory (SDO)/Helioseismic and Magnetic Imager (HMI) olmak üzere iki farklı alete ait gözlemlerden elde edilmiştir. Manyetik alan şiddeti ve UD parametrelerinin iki farklı yöntem (manuel ve otomatik) kullanılarak detaylı analizi yapılmış ve UD'lerin manyetik alanla ilişkisi net bir şekilde ortaya çıkarılmıştır. Görüntü işleme teknikleri, parçacık bulma ve takip algoritmaları, regresyon ve Pearson korelasyon analizi kullanılan başlıca metodlardır. Çalışmalar sonucunda; i) UD fiziksel parametrelerinin aralıkları: çap 92.17 - 246.53 km, eksentirisite 0.02 - 0.65, yaşam süresi 0.75 - 120.00 dakika ve dinamik hız 0.01 - 3.80 km/s olarak bulunmuştur, ii) şiddet-çap ve çap-eksentirisite çiftleri en yüksek korelasyon derecesini gösterirken, en düşük korelasyon çap-yaşam süresi ilişkileri için tespit edilmiştir, iii) Güneş leke umbrasında manyetik alanın şiddeti arttıkça aynı konumda gözlenen ortalama UD parlaklıklarının azaldığı sonucu elde edilmiştir, iv) hesaplanan diğer UD fiziksel parametreleri (ortalama UD çap ve eksentirisite) değerlerinin hem NIRIS hem de HMI verilerinde aynı konumdaki manyetik alan şiddeti ile belirgin bir ilişki göstermediği sonucu elde edilmiştir.

Muhammed Ali Çalışır
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güneş enerjili parçacıklar, X-ışını güneş patlamaları ve güneş leke grupları arasındaki ilişkinin araştırılması

Güneş ve onun kaotikliği uzun yıllardır bilinen, bilim insanlarının üzerinde çalıştığı ve hala tam olarak anlaşılamamış bir konudur. Tam anlamıyla anlaşılması için tahmin yöntemlerinin, analizlerin gelişmesi ve ileri seviyelere taşınması gerekmektedir. Bu sayede uzay havası, iklim, güneş sistemi gibi alanlara dair bilgi kapsamımız ve alınabilecek önlemler de gelişecektir. Tüm bu gerekliliklerden hareketle, bu tez çalışması kapsamında, uzay havasının önemli ve anlaşılması nispeten güç bir bileşeni olan güneş enerjili parçacıklar (SEP) üzerinde durulmuştur. SEP'lerin doğasını anlamak için güneş patlamaları ve güneş leke grupları da çalışmaya dahil edilmiştir. Aralarındaki ilişkiyi anlamak için çapraz korelasyon analizi uygulanmış, periyodik davranışlarının Güneş'e ve güneş patlamalarına olan benzerliğini tespit etmek için, sürekli verilerde yüksek doğrulukla çalışan Multi-Taper Metot (MTM) periyot analizi uygulanmıştır. Ek olarak, güneş proton olayları (SPE) da tez çalışmasının kapsamını genişletmek ve tahminlerde olası bir iyileştirme yapabilmek adına incelenmiştir. Tez çalışması sonucunda, SEP'lerin Güneş'e ve Güneş aktivitesine olan bağımlılığı ortaya konmuş ve SPE'lerin tahmin edilmesinde SEP'lerin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. En kompleks güneş leke gruplarının ve yüksek enerjili patlamaların daha yüksek SEP üretme potansiyeline sahip olduğu anlaşılmıştır.

Melike Tırnakçı
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yıldız sed modelleri için model atmosfer veri tabanının oluşturulması

Bu tez çalışması kapsamında yıldızların tayfsal enerji dağılımları için model atmosferler kullanılarak sentetik tayf kütüphanesi oluşturulmuştur. Sentetik tayflar yıldızların enerji dağılımlarını geniş dalgaboyu aralığında (900 − 30000 Å) modellemek amacıyla onların atmosfer parametreleri olan etkin sıcaklık (4000−15000 K), yüzey çekim ivmesi (3.0 − 5.0 cgs), metal bolluğu (-2.0 − +1.0 dex) ve mikro-çalkantı hızı (0, 1, 2 km s−1) kullanarak elde edilmiştir. Oluşturulan sentetik tayf kütüphanesindeki tayflar kullanılarak yıldızların tayfsal enerji dağılımlarını χ2 azaltma mantığı ile temsil eden en iyi modelleri bulmak amacıyla bir bilgisayar kodu geliştirilmiştir. Bu kod sayesinde yıldızların sadece atmosfer parametreleri değil, yıldız ile yer arasındaki yıldızlararası ortamın soğurmasına ilişkin bilgiye ve kabaca yarıçap bilgisine ulaşılmıştır. Örnek bir bölge olarak Aur-OB2 oymağı seçilmiş olup öncelikle oymak üyeleri belirlenmiştir. Üyelerin atmosfer parametreleri literatürden elde edilip sönükleştirme miktarı ve kabaca yarıçap bilgisi geliştirilen kod sayesinde elde edilmiştir. Literatürden elde edilen parlaklıklar ve atmosfer parametreleri ile sönükleştirme miktarı kullanılarak yarıçap hesaplanmıştır.

Astrofizik
Yasin Yalçın
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mobil ölçümler kullanılarak, fizyolojik eşdeğer sıcaklıkların (FES) kentsel morfoloji ile ilişkilerinin incelenmesi: Akdeniz Üniversitesi Kampüsü örneği

İklim değişiminin artan etkileri özellikle kentsel alanlarda daha fazla hissedilmekte, buna bağlı olarak da yaşayanlar üzerindeki fiziksel, sosyal ve psikolojik etkiler giderek artmaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalar incelendiğinde, konunun planlamadan, halk sağlığı, çevresel etki, sosyal etki, ekonomiye kadar birçok açıdan ele alındığı; önemsenmesi, dikkate alınması ve hazırlık yapılması konusunda vurguların giderek arttığı görülmektedir. Makro ölçekte meydana gelen iklim değişimi, kentsel alanın antropojenik etkilerine bağlı olarak daha fazla hissedilmektedir. Dolayısıyla, bu etkilerin minimize edilmesi, kentin iklim değişimi karşısındaki direncinin artmasına da olanak tanımaktadır. Küresel iklim değişiminin, kentsel alanda yarattığı ve ölümcül sonuçlar doğurabilen en önemli etkisi artan sıcak hava dalgalarıdır. Bilindiği gibi kentsel alanlar, antropojenik etkilere bağlı olarak kırsal alanlara göre daha fazla ısınmaktadır ve sıcak hava dalgalarında daha da artan sıcaklıklar ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Bu noktada kentsel alanların iklim direncinin artırılması, iklim konforunun yönetilmesi büyük önem taşımaktadır. Kentsel alanın iklimsel konforunun sağlanabilmesi, kentsel iklimi ölçme-izleme-değerlendirme-planlama aşamalarıyla ele almayı gerekli kılmaktadır. Bu nedenle kentin mezo ölçekten, mikro ölçeğe izlenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Kentin iklimsel yapısının ortaya konmasında farklı ölçme teknikleri kullanılmaktadır. Bunlardan başlıcaları meteorolojik istasyonlar ile yersel ölçme, uzaktan algılama ile yüzey sıcaklıklarını ölçme, mobil istasyonlar ile yersel ölçme teknikleridir. Bu veriler üzerinden elde edilecek bulgular üzerinden kentsel alanın iklimsel konfor haritalarının üretilmesi ve bu haritaların kentin morfolojik yapısı ile ilişkilendirilmesi, kentsel alanın iklimsel direncinin artırılmasına yönelik stratejilerin geliştirilmesi için de önemli bir altlık olacaktır. Yapılan bu tez çalışmasında, bisikletli mobil ölçümler yapılarak Akdeniz üniversitesinin FES (Fizyolojik Eşdeğer Sıcaklık) konfor haritaları elde edilmiş, kampüs alanının morfolojik yapısı ile ilişkilendirilerek, konforu etkileyen faktörler ortaya konulmuştur. Ölçümler kış ve ilkbahar dönemi aralığını içeren 17.02.2024 ile 14.04.2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Kampüs alanın morfolojik özelliklerini belirlemek için NDVI (bitki örtüsü indeksi), gökyüzü görünüş faktörü (sky view factor), sokak genişliği, sokak yönü verileri kullanılmış. Bu faktörlerin iklimsel konfor üzerindeki etkilerini değerlendirebilmek için de hava sıcaklığı, rüzgâr ve nem meteorolojik verileri kullanılmıştır. Tez çalışması sonucunda elde edilen bulgular, ilkbahar döneminde Akdeniz Üniversitesi Kampüsü'nün iklimsel konforunun ağırlıklı olarak hafif soğuk termal stres ile stressiz ortam arasında değiştiği tespit edilmiştir. Her konfor derecesinin kendi içerisindeki dağılımları analiz edildiğinde, üniversite kampüsünün iklimsel yapısını en fazla etkileyen meteorolojik durumun rüzgâr olduğu; okulun morfolojik yapısı ile iklimsel konfor arasındaki ilişkiler incelendiğinde ise, en fazla etki eden morfolojik özelliğin yol yönleri olduğu tespit edilmiştir.

Mustafa Kalaycı
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bir güneş patlamasının termosfer-iyonosfer sistemindeki etkilerinin incelenmesi

Güneş Patlamaları, güneş diskinde görülen ani ışıma artışlarıdır. Güneş patlamasından kaynaklanan ışıma artışının dünya atmosferindeki etkileri, günümüzde kullanılan iletişim ve konumlandırma teknolojilerinin aksamasına yol açmaktadır. İyonosfer-Termosfer sistemi atmosferin üst tarafında kalan sıcak ve iletken bir bölgedir. Bu bölgenin yapısı ve durumu, konumlandırma uydularının sinyalleri arasındaki faz gecikmesinden edan elde edilen Toplam Elektron Ölçütü verilerinde net bir şekilde açığa çıkmaktadır. Tez çalışması kapsamında Toplam Elektron Ölçütü verileri işlenerek, İyonosfer-Termosfer sisteminin X1.3 sınıfındaki örnek bir güneş patlaması sırasında gösterdiği değişkenlikler ve bozuntular araştırılmıştır. Örnek güneş patlaması seçilirken jeomanyetik aktivitenin ve gezegenler arasındaki ortamın sakin durumda olması gözetilerek patlama etkilerinin izole edilmesi amaçlanmıştır. Sonuç olarak güneş patlamasının İyonosfer-Termosfer sisteminde periyodik bozuntular oluşturduğu fakat bozuntu genliklerinin ve yaşam sürelerinin jeomanyetik alandan etkilendiği anlaşılmıştır. Elde edilen bulguları desteklemek ve patlama etkilerini daha detaylı araştırbilmek amacıyla küresel dolaşım modeli kullanılarak güneş patlamasının etkileri simüle edilmiştir. Simülasyon sonuçları, güneş patlamasının iyonosfer-termosfer sisteminde yol açtığı değişimleri genel hatlarıyla açığa çıkarmıştır.

Volkan Sarp
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Radar uzaktan algılama verisi kullanılarak yüzey yer değiştirmelerinin zamansal olarak izlenmesi

Yer kabuğunda oluşan kırılmalardan kaynaklı meydana gelen depremler can ve mal kaybına yol açan doğal afet türüdür. Depremler aynı zamanda zemin yüzeyinde yer değiştirmelere neden olmaktadır. Kuzey Anadolu Fay Hattı, Batı Anadolu Fay Hattı ve Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde yer alan Türkiye'de sürekli yer hareketleri yaşanmaktadır. 24 Ocak 2020 tarihinde Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde bulunan Elâzığ Sivrice bölgesinde meydana gelen depremin yer değiştirme miktarı, birçok RADAR verisi ile Persistent Scatterer Interferometry (PSI) Analizi uygulanarak hesaplanmıştır. Kahramanmaraş'ta 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen 7,7M büyüklüğündeki Pazarcık ve 7,6 M büyüklüğündeki Elbistan depremleri ve öncesinde meydana gelen artçı depremlerin Sivrice bölgesinde oluşturduğu yer değiştirme miktarı DInSAR analizi ile elde edilmiştir. Tez çalışması sonucunda Sivrice depreminin yüzeyde oluşturduğu etkileri, PSI analizinin depremden öncesinde ve sonrasında meydana gelen artçıların yüzeydeki etkisinin ve sürecin takip edilmesinde etkin rol oynadığı sonucuna varılmıştır.

Sentetik açıklık radarı
Dilara Solmaz
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yüksek gerilim yıldırım koruma sistemi

Günümüz teknolojisinin geldiği son noktada yıldırım deşarjına karşı tam koruma sağlayabilen herhangi bir cihaz, metot veya çözüm mevcut değildir. Yıldırımın yıkıcı etkisi canlı yaşamını tehdit etmesinin yanında cihaz veya sistemler için dönüşü olmayan arızalara sebep olmaktadır. Yıldırım deşarjı ve gerilim yükselmelerinden etkilenen, elektrik, elektronik bileşenlere sahip her türlü cihaz veya sistem, günümüzde paratoner, parafudr, Faraday kafesi vb. araçlar yardımı ile korunmaya çalışılmaktadır. Cihaz veya sistemlerin korunmasında yetersiz kalan uygulamadaki yöntemlere ek olarak, cihazların veya sistemlerin giriş ve çıkış birimlerinde bulunan elektrik, elektronik, kontrol, enerji besleme, haberleşme vb. iletkenlere YGY-KORSİS seri bağlanmak suretiyle 50000 V ve üzeri yüksek gerilim ve yıldırım deşarjının cihazlara veya sistemlere ulaşmasını engellemektedir. YGY-KORSİS yüksek gerilim dayanım ve geçirgenlik testine, yüksek frekanslı veri iletim testine, veri paketleri aktarım testine tabi tutulmuştur. YGY-KORSİS sabit ve hareketli kontak yapısından oluşmaktadır. Kontak dizisi modüler bir yapıya sahip olup kontaklar modifiye edilebilmektedir. İletken kablo kullanan her türlü sisteme ve cihaza uygulanabilir. YGY-KORSİS otomatik/robotik veya kullanıcı talebi doğrultusunda uzaktan erişimle de kontrol edilebilmektedir. YGY-KORSİS üzerinde meydana gelen tüm olayları kaydederek raporlar. Savunma, uzay, havacılık, iletişim, üretim tesisleri ile yüksek rakımda yıldırım deşarjlarının çok sık yaşandığı rasathaneler, askeri üst bölgeleri, radar sistemleri, GSM ve TRT vericileri, rüzgâr enerji türbinleri ile düzlüklerde belli bir yüksekliğe ihtiyaç duyan hava meydanlarının kule kısımlarında kullanılan sistemlerin veya cihazların korunmasında kullanılabilir. Teknik personele ihtiyaç duyulan koruma uygulamalarında YGY-KORSİS personel ihtiyacı olmadan canlı yaşamını tehdit eden yıldırım deşarjlarını yöneterek iş sağlığı ve güvenliğine katkı sağlamaktadır.

Hasan Ersoy
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Radyasyon kalkanı olarak uzay giysisi malzemelerinin simülasyonu

Bu tez çalışmasında uzay ortamında gerçekleşen olaylar dikkate alınarak koruyucu giysi malzemelerinin simülasyonu Geant4 ile yapılmıştır. Uzay giysilerinin tasarımı ve üretimi yüksek maliyetli olduğundan dolayı giysi üretilmeden önce simülasyon programlarında test edilmesi, kullanılacak materyallerin seçilmesi açısından önemlidir. Simüle edilen uzay giysisi beş katmandan oluşturulmuştur. Oluşturulan katmanlarda sırasıyla içten dışa doğru; Su, polipropilen, Kevlar, polietilen ve altın materyalleri kullanılmıştır. Bu katmanların içerisinde ise insan dokusunu oluşturmak için iskelet ve doku tanımlanmıştır. Materyal olarak ilk katmanda su tercih edilme nedeni uzay radyasyonuna karşı koruyucu bir kalkan görevi görmesidir. İkinci katmanda polipropilen tercih edilme nedeni hafif yapısı sayesinde uzay giysisinin ağırlığını oldukça azaltması ve yıpranmaya karşı dayanıklı ve dirençli olmasıdır. Üçüncü katmanda kullanılan Kevlar ise koruyucu giysilerde en çok tercih edilen materyaldir. Yüksek mukavemet ve darbe direncine sahiptir. Dördüncü ve beşinci katmanda kullanılan polietilen ve altın, polietilenin esnek ve kompozit olarak kullanılabilir yapısı sayesinde altın ile katmanlı bir yapı oluşturarak altın kaplamalı polietilen "gold grafted polyethylene" olarak ifade edilen koruyucu materyali sağlamaktadır. Son olarak Geant4 ile uzay ortamında modellenen uzay giysisine proton, elektron, nötron, alfa ve foton parçacıkları gönderilerek parçacık-madde etkileşimi simüle edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda farklı katmanlarda farklı etkileşimler gözlenmiştir. Gönderilen parçacık türüne ve enerjisine göre katmanlarda kullanılan materyallerdeki etkileşimler değişmektedir.

Elif Çeçen
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yer gözlem uydularındaki dedektörlerde radyasyon hasarının benzetişiminin yapılması

Bu çalışma, GEANT4 simülasyonları kullanarak SiPIN ve MCT dedektörlerinin radyasyon zararına karşı dayanıklılığını incelemektedir. Çalışmanın amacı, yeryüzü gözlem uydularında kullanılan dedektörlerin uzun vadeli radyasyon direncini değerlendirmektir. Simülasyonlar, Landsat-8 ve GOES uydularından elde edilen veriler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Dedektör boyutları ve geometrileri GEANT4 ile tanımlanmış ve dedektör hacmi bir bütün olarak ele alınmıştır. Enerji birikimi, doz, Frenkel çiftleri ve Atom Başına Yer Değiştirmeler (DPA) hesaplanmıştır. NIEL (Non-Ionizing Energy Loss) kullanılarak, 1 MeV nötron eşdeğer akıları belirlenmiştir. Her bir enerji seviyesi ayrı ayrı değerlendirilmiş, ardından genel bir değerlendirme yapılmıştır. Dedektörler, Kapton, Dacron ve alüminyum katmanlarından oluşan çok katmanlı izolasyon (MLI) içinde yerleştirilmiştir. Sonuçlar, 10 MeV'nin altındaki protonların ve 40 MeV'nin altındaki alfa parçacıklarının MLI katmanlarını geçemediğini göstermiştir. GOES uydusundan alınan elektron ve fotonlar için enerji aralığı da MLI katmanlarını geçmek için yetersiz kalmıştır. GOES uydusu nötron verisi sağlamadığından, bu veriler STS-36 görevinden elde edilmiş ve 7 yıllık bir süreye projeksiyon yapılmıştır. Bu veriler, dedektörlerin maruz kalacağı radyasyon zararının bir tahminini sunmaktadır. Ayrıca, GOES uydusundan elde edilen veriler, güneş döngüsünün parçacık akısını önemli ölçüde etkilediğini göstermektedir. Güneş minimumu dönemlerinde, 50 MeV'nin üzerindeki enerjilere sahip parçacıkların sayısı artma eğilimindedir ve bu parçacıkların güneş döngüsü ile uyumlu olmadıkları için kozmik ışınlar olabileceği düşünülmektedir. 50 MeV'nin altındaki parçacıklar ise güneş döngüsünün değişiklikleri ile tutarlılık göstermektedir. Veri analizi ayrıca radyasyona bağlı hasarın mevcut olduğunu ancak henüz ölçülebilir seviyelere ulaşmadığını göstermektedir. Hartmann'ın (2017) bulgularına göre, 1 MeV nötron akısında radyasyon zararları genellikle $10^{14}$ veya daha yüksek akı seviyeleri gerektirmektedir. Çalışmamızda, yaklaşık $10^{11}$ (100 milyar) seviyelerinde çok daha düşük akılar gözlemlenmiştir, bu da belli bir hasarın meydana geldiğini ancak henüz tespit edilebilir eşiğin altında kaldığını göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma yeryüzü gözlem uyduları için dedektörlerin radyasyon zararına dayanıklılığının kapsamlı bir analizini sunmakta ve gelecekteki uydu görevleri için önemli bilgiler sağlamaktadır.

Elektronik dedektörFotodedektörlerLandsat uyduları+3
Ömerali Yağcıoğlu
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güneş komşuluğunda seçilmiş G tayf türü yıldızların yüksek çözünürlüklü kırmızıöte spektroskopisi

Bu tez, Güneş komşuluğunda bulunan iki G tayf türü yıldızın (HD 76151 ve HD 115617) kimyasal bileşimlerini ve evrimsel kökenlerini yüksek çözünürlüklü kırmızıöte spektroskopi ile araştırmaktadır. Optik (HARPS, ESPRESSO) ve yakın kırmızıöte (IGRINS) tayflarının analizinde, α-elementleri (O, Mg, Si, Ca, Ti), demir grubu (Fe, Ni, Cr) ve nötron yakalama elementlerinin (Y, Zr) detaylı bolluk dağılımları belirlenmiş ve Güneş ile kıyaslamalı [X/Fe] oranları sunulmuştur. MCMC yöntemiyle gerçekleştirilen evrimsel analiz, HD 76151 için 4.2 ± 0.7 milyar yıl, HD 115617 için 8.1 ± 1.3 milyar yıl yaş tespiti sağlamıştır. Gaia verileriyle entegre edilen kinematik ve yörünge dinamik analizleri, her iki yıldızın Galaktik ince disk kökenli olduğunu ve doğum yarıçaplarının sırasıyla 6.1 ± 0.4 kpc ile 7.3 ± 0.5 kpc aralığında bulunduğunu ortaya koymuştur. Tez çalışmasında 1-2.5 μm dalgaboyu aralığında geliştirilen yeni atomik çizgi listesi Doğu Anadolu Gözlemevi'nde (DAG) yürütülecek kırmızıöte tayfsal analizler için ulusal misyon kapsamında öncül bir veri kaynağı niteliği taşımaktadır. Ayrıca, kırmızıöte bölgede literatürde ilk kez sunulan detaylı kimyasal bolluk analizleriyle Güneş benzeri yıldızların radyal göç dinamiklerinin anlaşılması için bir reçete oluşturulmuştur.

Atomik soğurma spektroskopiAtomik spektroskopik yöntemlerEvrim+7
Sena Aleyna Şentürk
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seçilen güneş ve jeomanyetik aktivite indekslerinin doğrusallığının incelenmesi ve tahmini

Bu tez çalışmasında, Güneş ve Dünya arasındaki etkileşimleri yansıtan seçili güneş (SSN, F10.7) ve jeomanyetik (aa, Dst) aktivite indekslerinin doğrusal olmayan özellikleri, nedensellik ilişkileri ve bu indekslerin gelecek dönemlerdeki davranışlarının tahmini amaçlanmıştır. Güneş aktivitesi, uzay havası koşullarını şekillendirmesi ve Dünya ve civarında konuşlandırılmış teknolojik sistemler üzerindeki etkileri nedeniyle ciddi önem arz etmektedir. Bu nedenle, güneş çevrimlerinin doğasında var olan kaotik özelliklerin anlaşılması ve indekslerin nedensellik yapılarının ortaya konulması hem sistemlerin dinamiklerinin daha iyi anlaşılması hem de tahmin modellerinin geliştirilmesi açısından kritik rol oynamaktadır. Literatürde güneş ve jeomanyetik aktivite indeksleri arasındaki ilişkiler üzerine birçok çalışma yapılmış olup, son yıllarda bu ilişkilerin doğrusal olmayan dinamiklerle açıklanabileceğine yönelik güçlü bulgular elde edilmiştir. Bu çalışmada, SSN, F10.7, aa ve Dst indekslerine ait aylık ortalama veriler kullanılarak Hurst üssü, Lyapunov üssü ve korelasyon boyutu yöntemleriyle serilerin doğrusal olmayan özellikleri analiz edilmiş, Convergent Cross Mapping (CCM) yöntemi ile de indeksler arası nedensellik ilişkileri değerlendirilmiş ve Simplex Projection yöntemi kullanılarak da Güneş Çevrimi 25 ve bir sonraki Güneş Çevrimi 26'ya yönelik tahminler gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçları, çalışmada kullanılan hem güneş hem de jeomanyetik aktivite indekslerinin pozitif otokorelasyon, uzun bellek ve deterministik kaotik davranışlar sergilediğini ortaya koymuştur. Nedensellik analizleri, özellikle SSN'nin aa ve Dst indeksleri üzerinde yönlü ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermiştir. Tahmin aşamasında elde edilen sonuçlar, Simplex Projection yönteminin kısa, orta ve görece uzun vadeli güneş ve jeomanyetik aktivite tahminlerinde oldukça başarılı sonuçlar verdiğini ortaya koymuştur.

Kemalhan Gerçeker
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güneş komşuluğundaki orta tayf türündeki metalce fakir yıldızların tayfsal, kinematik, yörünge dinamik ve galaktik köken analizleri

121F265 numaralı TÜBİTAK ARDEB 1001 projesi kapsamında gerçekleştirilen bu tez çalışmasında proje yıldız grubu arasından seçilen BD +07 4841, BD -01 1792, HD 3546 ve HD 148897 yıldızları için tayfsal, kinematik, yörünge dinamik ve yaş analizleri gerçekleştirilmiştir. Tayfsal analizler için element bolluklarının tespiti aşamasında kullanılan yüksek çözünürlüklü echelle tayflar sırasıyla ESPaDOnS, SOPHIE ve UVES tayf kütüphanelerinden temin edilmiştir. Kinematik hesaplamalarda gerekli olan astrometrik veriler için Gaia DR3 kataloğu tercih edilmiştir. Seçilen tez yıldızları için belirlenen alfa-element ve demir (Fe) bolluk oranları, kinematiğe dayalı Galaktik popülasyon sınıflamalarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Galaktik yörünge parametrelerinin hesaplanmasında yakın zamanda HRSS Yüksek Çözünürlüklü Yıldız Spektroskopisi Temel Bilim Araştırma Laboratuvarı üyelerince geliştirilmiş Python kütüphanelerinden faydalanılmış, yıldız yaşlarının tayininde ise Şahin ve Bilir (2020) tarafından sunulan Bayes temelli yaş tayin yöntemi esas alınmıştır. Elde edilen kimyasal bolluk değerleri, yörünge dinamiği, yaş ve kinematik özelliklerle birlikte yorumlanarak, incelenen yıldızların olası kökenleri küresel kümeler ya da Galaksi'nin uydusu konumundaki cüce galaksiler açısından irdelenmiştir. Yıldızların galaktik yörüngeleri, uzay hızları ve kimyasal bolluk desenleri birlikte değerlendirilerek galaktik yapı içindeki olası kökenleri araştırılmıştır. Analiz edilen yıldızlardan BD +07 4841'in, Omega Centauri küresel kümesi ile benzer yörünge parametreleri ve kimyasal izlere sahip olması, bu yıldızın Omega Centauri kökenli bir yıldız olabileceğine işaret etmektedir. HD 3546 yıldızının kalın disk-popülasyonu ile uyumlu metalce fakir karakteri ve alfa-zenginliği dikkat çekmektedir. BD -01 1792 ve HD 148897 yıldızlarının ise yörünge dışmerkezlikleri, galaktik düzlemi geçiş sıklıkları ve alfa-element bollukları dikkate alındığında galaktik hale popülasyonuna ait olabileceği değerlendirilmiştir. Bu bulgular, çalışmada analiz edilen yıldızların önemli bir kısmının Samanyolu'nun dış yapılarla geçmişteki etkileşimleri sonucunda kazanılmış olabileceğini göstermektedir. F ve G tayf türüne sahip oluştukları molekül bulutlarının kimyasal içeriklerini atmosferlerinde yansıtır. Bu nedenle, bu tür yıldızların atmosferlerinde tespit edilen ağır element bollukları, Galaksimizin kimyasal evrimine ışık tutan kritik veriler sunar. Özellikle Güneş yakın çevresinde konumlanan orta tayf türündeki yıldızların tayfsal, kinematik ve yörüngesel özelliklerinin detaylı biçimde incelenmesi, Galaktik popülasyonların ayırt edilmesinde önemli katkılar sağlamaktadır. Güneş komşuluğundaki yer alan metalce fakir yıldızlara yönelik tayfsal, kinematik ve yörünge dinamiksel özelliklerin bir arada değerlendirildiği çalışmalar literatürde oldukça sınırlıdır. Ancak son yıllarda gelişen analiz teknikleri ve büyük ölçekli gökyüzü tarama programları sayesinde bu tür çok yönlü çalışmaların sayısı giderek artmaktadır. Bu tez kapsamında analiz edilen proje yıldızları için uygulanan yöntemlerin, istatistiksel anlamda önemli büyüklüğe sahip geniş bir örnekleme uygulanması durumunda, Güneş komşuluğundaki yıldızların kimyasal ve dinamik yapılarına ilişkin literatüre anlamlı katkılar sağlayacağı öngörülmektedir. Nitekim bu tez çalışmasında kullanılan analiz teknikleri, TÜBİTAK ARDEB 1001 projesi kapsamında yer alan, G tayf türünde ve -2.5 < [Fe/H] < -0.5 aralığında metalce fakir 90 adet proje yıldızı içeren örneklem grubu için de uygulanmıştır. Metalce fakir karakteristiklerine ek olarak bahsi geçen 90 adet proje yıldız grubu içerisinde yer alan yüksek öz hareketli (mu > 100 mas/yıl) yıldızlar bu toplam örneklem sayısının %66'sını oluşturmaktadır. Örneklem grubunu temsilen tez çalışmasında analizler için seçilmiş metalce fakir karakterdeki BD +07 4841, BD -01 1792, HD 3546 ve HD 148897 yıldızları yüksek öz hareketli yıldızlardır. Tez kapsamında incelenen kaynakların neredeyse tümü literatürde rapor edilen sıcaklık, çekim ivmesi ve metal bolluğu değerlerinde farklılıklar sergilemekte olan ve ilk kez bu kadar kapsamlı (tayfsal, kinematik ve yörünge dinamik yöntemlerle) bir çerçevede incelenecek olan yıldızlardır.

SpektroskopiSpektroskopik analizSpektroskopik veri+1
Nur Çınar
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Güneş komşuluğundaki G tayf türünden yıldızların gözlemsel bir çalışması: Manyetik alanın varlığı ve yıldız atmosferi üzerine etkisinin araştırılması

Güneş komşuluğundaki yıldızların köken araştırmaları, galaktik evrim modellerinin gelişimine katkı sağlamaktadır. Bu nedenle yıldız atmosfer parametrelerinin hassas belirlenmesi ve/veya metalisite ([Fe/H]) ve α element bolluklarının raporlanması kritik öneme sahiptir. Yerel termodinamik denge (LTE) yaklaşımı altında oluşturulan düzlem-paralel geometriye sahip yıldız atmosfer modelleri, polarize ışık etkilerini ve atmosferik manyetik alan gradyanlarını hesaba katmamaktadır. Bu modellerde, manyetik alan, atmosfer boyunca sabit kabul edilir. Manyetik alana duyarlı geçişlerin simülasyonları, manyetik alan varlığında bireysel element bolluklarında değişimler olduğunu göstermekle birlikte, bu değişimlerin atmosfer parametreleri üzerindeki etkisi literatürde yeterince incelenmemiştir. Bu çalışma kapsamında, TÜBİTAK ARDEB 1001 projesi (121F265) altında Galaktik kökenleri araştırılan 90 G-tayf türü yıldızdan, hem TESS hem de Kepler verisi bulunan üç yıldız (HD 189349, HD 186306, BD+443197) seçilerek yüksek çözünürlüklü (R ∼ 80,000) tayfsal analizler gerçekleştirilmiştir. ESPaDOnS arşiv tayfları kullanılarak yürütülen analizler şu adımları içermektedir: 1D-LTE ko¸sullarında atmosfer parametrelerinin belirlenmesi, element bolluklarının tayini, seçilmiş çizgilerde manyetik alan etkisinin modellenmesi. Çalışmanın temel hedeflerinden biri, Kepler ve TESS fotometrik verileri ile spektroskopik analizler aşamasında Teff ve log g arasındaki mevcut parametrik dejenerasyonun ölçeklendirme bağıntıları yardımıyla kırılmasıdır. Asterosismik analizler, ölçeklendirme bağıntılarında girdi parametresi olarak Teff de˘gerine ihtiyaç duymakta ve bu değerler genellikle fotometrik renk-sıcaklık kalibrasyonlardan türetilmektedir. Bu tez kapsamında, spektroskopik yöntemle belirlenen hassas Teff değerlerinin ölçeklendirme bağıntılarına girdi olarak kullanılmasıyla daha doğru yüzey çekim ivmesi (log g) değerleri elde edilmesi amaçlanmıştır. Ancak log g çözümü için gerekli iki temel sabit olan Güneş'in büyük (∆ν⊙) ve küçük (δν⊙) frekans ayrışım değerlerinin literatürde farklı gruplar tarafından tutarsız rapor edilmesi, iteratif parametre belirleme sürecinde belirsizliklere yol açmaktadır. Bu durum, yıldızların fiziksel doğasının bağımsız olarak tespitinden ziyade, söz konusu sabitlerce zorlanmış (forced) Teff ve log g parametre setlerinin üretilmesi riskini taşımaktadır. Elde edilen bulgular, bu metodolojik döngüselliğin kırılmasına yönelik değerli bir kavrayış sağlamıştır. Manyetik alan etkisinin nicelendirilmesinde Güneş'in spektropolarimetrik verileri referans alınmı ve yüksek çözünürlüklü güneş tayfı kullanılarak seçili atomik tayf çizgilerinde manyetik alanın bolluk hesapları üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Güneş tayfı, atomik veri kalite validasyonu için literatürde standart bir laboratuvar işlevi görmekte olup, bu yaklaşım Akdeniz Üniversitesi HRSS Yüksek Çözünürlüklü Yıldız Spektroskopisi Temel Bilim Aratırma Laboratuvarı üyelerinin çalışmalarında başarıyla uygulanmıştır. Aynı tayf analiz yöntemleri, proje kapsamındaki metalce fakir (−2.5 < [Fe/H] < −0.5) 90 G-tayf türü yıldızlara da uygulanmıştır. Bu nedenle, bu tez sonuçları söz konusu yıldızlar için planlanan manyetik alan temelli analizler için öncül bir çalışma niteliği taşımaktadır. Manyetik alanın atmosfer parametreleri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla, uyarılma ve iyonizasyon dengesi hesaplarında kullanılan nötral demir (Fe I) geçişleri odak noktası olarak belirlenmiştir. 5000–6000 Å aralığında yer alan manyetik duyarlılığı yüksek (Lande g > 1.9) Fe I geçişleri Güneş tayfında test edilmiş ve örneğin 5225.53, 5247.06, 5250.22, 5506.79, Å dalgaboylarındaki çizgilerin bolluk değerlerinde ∼0.1 dex mertebesinde bir bolluk artışına yol açtığı tespit edilmiştir. Hedef yıldızlarda, hesaplanan bolluk değerlerin gözlenen benzer farklılıklar, bu yıldızlar için manyetik alan etkisinin olmadığı durumda hesaplanmı etkin sıcaklık değerlerindeki düşüşler ile telafi edilebilmiştir: HD 189349 yıldızı için hesaplanan bu düşüş 100 K iken HD 186306 için 30 K ve BD+443197 için 120 K olarak belirlenmiştir. Bu aşamada hesaplanan element bollukları üzerindeki non-LTE etkilerin çizgi bazında hassas bir şekilde arındırılmış olması bir gerekliliktir. Özellikle nötral Fe çizgileri üzerinde sıcaklık düşüşü ile temsiliyet bulan manyetik alan etkisi iyonize Fe geçişleri için de bu kez log g çekim ivmesi değerinde bir değişim ile temsil edilmiştir. Manyetik alan etkisinin irdelenmesi aşamasında en az non-LTE etkiler kadar önemli olan ve hesaplanan bolluk değerleri üzerine etkisinin irdelenmesi gereken bir diğer önemli etki ise konveksiyon etkisidir. Tez kapsamında analiz edilen yıldızlar için konveksiyonun element bollukları üzerindeki etkisinin belirlenmesi için literatürde mevcut her iki reçete de kullanılmıştır (Magic vd. 2015 ve Ludwig vd.1999). Tez kapsamında ayrıca spektropolarimetrik gözlem verisi olmayan yıldızların manyetik alan şiddetinin tespiti için de yeni bir metodoloji geliştirilmiştir. Yıldızlar için hesaplanacak sentetik spektropolarimetrik çizgi profillerinin incelenen yıldız tayflara ilişkin şiddet tayflarının türevleri ile karşılaştırılması incelenen yıldız atmosferi için olası etkin manyetik alan şiddetinin sayısal olarak tahminine imkan tanımaktadır. Tez yıldızları, HD 189349 ve BD+ 443197 dev ve alt dev yıldızları için bu metdoun başarılı bir şekilde uygulanabilir olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda, HD 189349 yıldızı için tespit edilen manyetik alan şiddet değeri 500 G ve BD + 443197 alt dev yıldızı için tespit edilen manyetik alan şiddeti ise 600 G olarak tespit edilmiştir. Manyetik alan için rapor edilen bu sayısal değerler yüzey manyetik alan şiddet değerlerini temsil etmektedir. Bu sonuçlar ancak yıldızlar için gerçekleştirilecek yüksek hassasiyetli spektropolarimetrik gözlemleri ile doğrulanabilir olacaktır.

Atomik soğurma spektroskopiYıldız atmosferi
Gizay Yolalan
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çok bant bolometrik düzeltme yöntemi ile bulunan yıldız yarıçaplarının klasik açık küme çalışmalarıyla bulunan değerleri ile karşılaştırılması

Bir gaz ve toz bulutundan oluşan benzer kimyasal bileşime ve yaşa sahip homojen yıldız grupları olduğundan kümeler, yıldız oluşumu ve evrimi üzerine yapılan çalışmalar için ideal laboratuvarlardır. Açık kümeler Samanyolu'nun yapısının araştırılması, Samanyolu'ndaki yıldız popülasyonları, yıldız oluşum dinamikleri, tekli ve çoklu yıldız evrimlerini incelemek adına önemlidir. Açık küme gözlemlerinden elde edilen astrofizik parametrelerinin duyarlı ve iyi bilinen yöntemlerle belirlenmesi, yıldız oluşumu ve evrimi modellerinin tutarlı ve hassas hale gelmesinde önemlidir. Açık kümeye üye yıldızların fotometrik ve astrometrik verilerinden oluşturulan renk-parlaklık diyagramları kullanılarak açık kümedeki yıldızların mutlak parlaklıkları belirlenmektedir. Yıldızların renkleri de bilindiği için Bolometrik parlaklıklarına geçilebilmektedir. Bolometrik parlaklıktan ışıtmaya ve yarıçapa geçilebilir. Bu tez çalışmasında, açık kümenin renk-parlaklık diyagramını elde etmeden, açık kümedeki yıldızların Spectral Enerji Dağılımı (SED) analizleri yapılarak yarıçaplarının elde edilmesi amaçlanmaktadır. Çok bant bolometrik düzeltme yöntemi olarak adlandırdığımız bu yöntem, literatürde renk-parlaklık diyagramı elde edilmiş bir açık kümeye uygulanmıştır. Bu tez çalışmasında seçilen NGC 6819 açık kümesinin yıldızlarını kullanarak bu iki farklı yöntemle belirlenen yıldız yarıçapları karşılaştırılmıştır. Kullanılan bu yöntem literatürdeki klasik yöntemlerden daha duyarlı yıldız yarıçaplarının belirlenmesini sağlamıştır. Böylece açık kümeler

Ahmet Köker
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Samanyolu'nda bulunan seçilmiş karışık morfolojili süpenova kalıntılarının X-ışın analizleri

Bir süpernova patlaması sonucunda süpernova kalıntısı (SNK) oluşur. Patlama ile açığa çıkan büyük miktardaki kinetik enerji (10^51 erg), şok dalgasının ısıtması ile elektronların ve atomların ısısal enerjisine dönüştürülür ve böylece yüksek sıcaklıklı (~10^7 K) bir plazma meydana gelir. SNK'lardaki bu plazmanın çok ince (~1 cm^-3) olması nedeniyle, elektronlar ile atomlar arasındaki iyonizasyon dengesi ~10^)4-5) yılda sağlanır. Bu nedenle, SNK'lerde plazmanın iyonlaşma durumlarının X-ışını araştırması, kalıntıların evrimsel aşamasının iyi bir göstergesini sağlar. Ayrıca, yüksek sıcaklıktaki bu SNK plazması, çizgi salmaları ve süreklilik ışıması gösterir. Genç SNK'lar, patlayan ata yıldızdan kalan ağır elementlerin salma çizgilerini gösterirler (örneğin; O, Mg, Si, S, Ar, Ca ve Fe). Bu çizgilerin bolluk değerlerinin doğru bir şekilde belirlenmesi, patlama türünün saptanması için kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışmada Samanyolu'nda bulunan ve karışık morfolojiye sahip SNK'lardan DA 530, CTB 37A ve 3C 391'in Suzaku X-ışın analizleri yapılmış ve SNK'larda yeniden birleşen (YB) plazma araştırılmıştır. Analizlere başlamadan önce, DA 530'un X-ışın arka plan katkısını gidermek için vinyet etkisi giderilirken; CTB 37A ve 3C 391 için ise, X-ışın arka planı modellenmiştir. Daha sonra, analizlerde, daha önce bu kalıntılara uygulanmamış, 2015 yılında kullanıma sunulan ve YB plazmayı tanımlayan vvrnei tayfsal modeli kullanılmıştır. Bu model YB plazmanın olup olmadığı bilgisini sunmakla birlikte, diğer modellerden farklı olarak YB plazmanın yaşını vermektedir. Bu da YB plazma için önerilen iki teorik model arasında hangisinin geçerli olabileceği konusunda ayrım yapılmasına olanak tanır. Seçilen SNK'ların tayfsal analiz için kullanılacak bölgelerini daha doğru seçebilmek için, yüksek açısal çözünürlüğe sahip Chandra X-ışın Gözlemevi'nin verileri kullanılmıştır. CTB 37A ve 3C 391 kalıntılarının YB plazma gösterdikleri onaylanmış ve vvrnei modeli sayesinde hangi teorik modelin geçerli olduğu tartışılıp, literatürdeki diğer YB plazma gösteren kalıntılarla kıyaslaması yapılmıştır. DA 530 için ise, Suzaku verilerinin analizi ilk defa yapılmış olup, literatüre kazandırılmıştır (Deniz vd. 2022). Analizler sonucunda, DA 530 kalıntısında YB plazmanın olmadığı belirlenmiş olup, bu kalıntının diğer tayfsal özellikleri belirlenmiştir. Daha sonra, tayfsal analizlerden elde edilen en iyi tayfsal model kullanılarak, üç kalıntı için de gelecek nesil X-ışın uyduları olan XRISM/Resolve ve Athena/X-IFU'nun simülasyonları yapılmıştır. Bu simülasyonlar ile, XRISM ve Athena'nın yeterlilikleri ölçülüp, yeterince iyi olmayan tayfsal çözünürlük sebebiyle "saklı kalan" ısısal salma çizgileri de ortaya çıkarılmıştır. DA 530 X-ışınlarında sönük bir SNK olmasına karşın, gelecek nesil X-ışın uydularının kabiliyetleri ile pek çok salma çizgisini göstermiştir.

MorfolojiPlazmaSüpernova+1
Cihad Deniz
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hareket denkleminin nümerik integrasyonunda çift hassasiyet tekniği uygulayarak yuvarlama hatalarının azaltılması

Nümerik integrasyon binlerce kayan noktalı sayı ile gerçekleştirilen bir hesaplama olup integrasyonun adım sayısı arttıkça yuvarlama hataları birikir. Bu çalışmanın amacı Newtonian hareket denkleminin nümerik integrasyonunda biriken yuvarlama hatalarını çift hassasiyet tekniği kullanarak azaltmaktır. Çift hassasiyet tekniği Güneş Sistemi'nin kararlılığı ile ilgili çalışmalarda daha hassas sonuçlarla dinamiksel süreçlerin araştırılması amacıyla sıkça kullanılmaktadır (Quinn ve Tremaine 1989; Quinlan 1994; Rein ve Spiegel 2015). Bu teknik ile 53-bit double hassasiyetli değişkenler kullanılarak 105-bit hassasiyetli kısa dönemli bir integrasyon gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar double hassasiyetli test integrasyonunun sonuçları ile iki cisim yörünge sabitleri kullanılarak karşılaştırılmıştır ve 8 basamak kazanç elde edilmiştir. Sonuç olarak tekniğin 3.01 kat CPU zamanı maliyetine karşın yerel integrasyon hataları 10^8 kat azaltılmıştır.

Hareket denklemleriKayan nokta aritmetiğiN-cisim problemi+3
Burçak Yeşilırmak
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Samanyolu'nda bulunan bazı süpernova kalıntılarının optik dalga boylarında araştırılması

Bu çalışmada Samanyolu'nda bulunan ve radyo dalga boylarında keşfedilen süpernova kalıntılarının (SNK) arasından seçilmiş 8 SNK'nın, TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi teleskopları (RTT150 ve T100) kullanılarak optik gözlemleri yapılmıştır. Hα ve [SII] filtreleri kullanılarak yapılan fotometri gözlemleri ile şimdiye dek literatürde optik gözlemine rastlanmayan G107.5−1.5 ve G189.6+3.3 kalıntılarından ilk kez optik ışıma keşfedilmiştir. Optik dalga boyunda daha önce çalışılan G67.7+1.8 kalıntısının güneybatısında yer alan ve kökeni henüz belirlenmemiş bir kaynağın da detaylı gözlemleri ilk kez yapılmıştır. G36.6+2.6, G93.3+6.9, G150.8+3.8, G152.4−2.1 ve G181.1+9.5 kalıntılarından ise verilen poz sürelerinde optik bir ışıma tespit edilememiştir. Hα ve [SII] filtreleri ile morfolojileri (yaygın ve ipliksi) belirlenen SNK'ların, TFOSC (TUG Faint Object Spectrograph and Camera) ile tayfölçüm gözlemleri de yapılmış ve bu tayflarda SNK'larda beklenen Hidrojen Balmer çizgileri; Hβ λ 4861Å, Hα λ 6563Å, ve yasak çizgiler; [O III] λ λ 4959, 5007Å, [N II] λ λ 6548, 6584Å ve [S II] λ λ 6716, 6731Å tespit edilmiştir. Bu çizgilerin akı oranları kullanılarak; ortamın elektron yoğunluğu, şok dalgasının hızı, renk artığı ve yıldızlararası sönümleme katsayısı gibi SNK'nın ve yıldızlararası ortamın bazı fiziksel parametreleri hesaplanmış ve bu değerler teorik değerlerle karşılaştırılmıştır. Ayrıca, T100 teleskobu ile yapılan fotometri gözlemleri ile SNK'lar gibi yaygın ve sönük nesnelerin gözlenebilirlik limitleri de araştırılmış, T100 teleskobunun Samanyolu'nda bulunan SNK gözlemleri için etkin bir şekilde kullanılabileceği gösterilmiştir.

FotometriOptikSpektrometri+1
Günay Bulut
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Örten ikiz çift yıldız sistemlerinin analizi

Galaksimizi ve sonrasında büyük ölçekte evreni anlamaya başlamak için en temelden başlayarak, galaksilerin bir nevi yapıtaşını oluituran yıldızları anlamamız gerekir. Örten çift yıldız sistemleri, yıldızlar hakkında sundukları ayrıntılı bilgiler ile modern astrofiziğin gelişmesinde büyük rol oynarlar. Bir çift yıldız sistemindeki bileşenlerin kütlelerinin birbirine olan oranı 0.95'den büyük ise, bu sisteme ikiz çift yıldız sistemi; eğer bu sistemde bir tutulma gerçekleşiyorsa da bu sisteme örten ikiz çift yıldız sistemi denir. Bu tez çalışmasında Kepler uzay teleskobunun verileri ile oluşturulan Kepler Eclipsing Binary Catalog (KEBC)'nin incelenmesi sonucu seçilen 88 çember yörüngeli örten ikiz çift yıldız sistemi adayı arasından, 43 çember yörüngeli örten ikiz çift yıldız sistemi belirlendi. Belirlenen sistemlerin fotometrik gözlemleri yapıldı ve sistemlerin renk indisleri elde edildi. Elde edilen renkler, renk-renk diyagramlarında kullanılarak belirlenen ikizlerin tayf türleri tespit edildi. Bu sistemlerin tayf türlerinin doğruluğunu test etmek amacıyla belirlenen fotometrik uzaklıklar hesaplandı ve Gaia uzaklığı ile karşılaştırıldı. Sonuç olarak; 43 çember yörüngeli ikiz adayı sistemden 34 tanesinin tayf türü, Gaia uzaklıkları ile uyumlu oldu˘gu görüldü. KEBC'deki basık yörüngeli örten ikiz çift sistemler ise Kjurkchieva vd. (2017)'nin belirlediği listeden 47 basık yörüngeli örten ikiz çift yıldız sistem adayı seçildi ve analiz edilerek 15 tanesinin basık yörüngeli örten ikiz çift yıldız sistemi olduğu tespit edildi. Toplamda tayf türü belirlenen 49 örten ikiz çift yıldız sisteminin tayf türü dağılımları incelendi ve literatürdeki diğer örten ikiz çift yıldız sistemi dağılımları ile kıyaslandı. Mutlak parametrelerinin belirlenmesi için SB9'dan üç sistem (AN Cam, RS Ari, V455 Aur) seçildi ve bu sistemlerin mutlak parametreleri ile metal bollukları belirlendi. MESA evrim kodu kullanılarak bu sistemlerin ba¸slangıç yörünge parametreleri hesaplandı ve hesaplanan parametreler ile sistemlerin detaylı evrim analizi gerçekleştirildi. Eker vd. (2018) kataloğundan seçilen mutlak parametreleri iyi belirlenmiş 34 örten ikiz çift yıldız sisteminin çift yıldız evrim analizi hesaplanarak sistemlerin başlangıç yörünge parametreleri hesaplandı ve yıldız oluşum senaryoları tartışıldı.

FotometriSpektrumYakın çift yıldızlar+1
Gökhan Yücel
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Oymak-açık küme ilişkisinin GAIA uydu verileri yardımıyla incelenmesi

OB oymakları ve açık kümeler, galaksimizin sarmal kollarında ikamet eden genç yıldız gruplarıdır. Bu bakımdan erken yıldız evriminin incelenmesi, Samanyolu'nun sarmal kol yapılarının araştırılması ve galaksimizin dinamiklerinin anlaşılması açısından önemli rol oynamaktadırlar. Oymak ve açık kümeler genellikle, devam eden veya yakın zamanda tamamlanmış bir yıldız oluşum süreciyle ilişkilendirilmektedir. Ancak, çok benzer fiziksel özellikler sergileyen bu iki yıldız grubunu birbirinden ayırt edebilmek kolay olmamaktadır. Önceki araştırmalarda oymaklar tarif edilirken, çoğu zaman sınırları içinde açık kümelerin bulunduğuna değinilmiştir. Buna rağmen literatürde, özel olarak açık küme içeren oymaklarla ilgili kapsamlı bir araştırma yer almamaktadır. Bu tez araştırmasında yarıçapı içinde açık küme barındıran oymakların bir listesini oluşturmak, barındırdığı açık küme veya kümelerle ortak geçmişe sahip olma olasılığı yüksek olan oymakları belirlemek ve açık kümelerle ilişkilendirilebilecek oymakların varsa diğerlerinden farkını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu kapsamda Güneş'in etrafındaki 3 kpc'lik bir yarıçap içinde 18 adet oymağın en az bir açık küme içerdiği tespit edilmiştir. Açık kümelerin güncel GAIA uydusu verileriyle temel parametreleri belirlenmiş ve oymakların, parametreleriyle karşılaştırılmıştır. 12 oymağın içerdikleri açık kümeyle benzer uzay hareketine sahip oldukları görülmüş, diğer oymaklarla yaş, çap ve kütle gibi özellikleri kıyaslanmıştır. Açık küme içeren ve içermeyen oymakların parametre uzayında benzer oldukları çıkarımı yapılmıştır. İncelenen açık, kümelerin yaşları, ilişkilendirildikleri oymakların yaşıyla kıyaslanarak, oymaklardan daha önce oluştukları sonucuna varılmıştır.

Açık kümelerOymaklarUydu verileri+1
Efecan Tunç
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Güneş sistemi nesnelerinin yıldız örtülme tekniği ile incelenmesi

Güneş sistemindeki küçük gezegenlerin önemi Güneş sisteminin evriminin anlaşılması bakımından her geçen gün artmaktadır. Özellikle gelişen teknoloji ile birlikte yer ve uzay tabanlı teleskoplar ve algılayıcılardaki muazzam ilerlemeler keşfedilen küçük gezegen sayısını hızla artırmaktadır. Bu gelişmeler, hali hazırda ana kuşaktaki asteroitlere olan ilginin yanı sıra, Yer'in potansiyel bir asteroit tehlikesine karşı korunması veya asteroit madenciliği gibi çeşitli uzay görevlerine de konu olan amaçlar doğrultusunda, Yer'e Yakın Geçiş Yapan Asteroitler (YYA)'e olan ilgiyi de büyük ölçüde artırmaktadır. Bununla birlikte, Neptün ötesinde bulunan nesneler üzerinde yapılan araştırmalar da, bu nesnelerin Güneş sisteminin ilk evrelerine dair son derece önemli bilgiler barındırması bakımından araştırmacıların ilgisini çekmektedir. Bu amaç doğrultusunda, bu tezde genellikle Güneş sisteminde küçük gezegenlerin boyutu, biçimi, atmosferik yapısı, halka ve uydu varlığına ilişkin son derece detaylı bilgilerin ortaya çıkarılabildiği yıldız örtülme (stellar occultation) gözlem yönteminden detaylı olarak bahsedilmiştir. Ayrıca bu gözlem yöntemi ile elde edilmiş verilerin analizi, arşivlenmesi ve görselleştirilmesi ile ilgili Occultation Portal (OP) adında web-tabanlı bir platform geliştirilmiş ve bu platformun işleyişi de ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Son olarak, bu platform üzerinde kampanya gözlemleri gerçekleştirilen bir Neptün Ötesi Nesne\footnote{trans-Neptunian object (TNO)} olan (28978) Ixion (2001 KX76)'un 13 Ekim 2020 ve 28 Nisan 2021 tarihli gözlem kampanyaları ilk defa bu çalışma ile detaylı olarak incelenmiş ve fiziksel parametreleri belirlenerek tez içerisinde tartışılmıştır. Ayrıca 13 Ekim 2020 tarihli gözlem verileri analiz edilerek örtülen yıldızın fiziksel çapı elde edilmiş ve bulgularımız önceki çalışmalarla kıyaslanmıştır.

AsteroitlerAstronomik gözlemGüneş sistemi+2
Yücel Kılıç
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yanma sentezi ile fonksiyonel dereceli malzemelerin üretimi ve karakterizasyonu

Bu çalışmada, kontrollü oranlarda ve boyutlarda gözenek içeren katmanlara sahip nikel alüminit (NiAl) fonksiyonel dereceli malzeme (FDM) parçaların, hacim yanma sentezi (HYS) ile Ni+Al reaktanlar ve üre (veya NaCl) boşluk oluşturucu (BO) kullanılarak üretimi ve karakterizasyonu amaçlanmıştır. FDM yapılarındaki katmanlarını oluşturması hedeflenen her bir tabaka, öncelikle ayrı birer parça olarak üretilip incelenmiştir. Bu amaçla tez kapsamında ayrı bölümler halinde HYS'de termal seyreltici türünün ve oranının, HYS öncesi soğuk pres basıncının, üretilen parçalarda gözenek boyut ve oranının, boşluk oluşturucu türünün, NiAl ve Ni1,2Al kullanımının ve NiAl'e hazır ve in-sitü TiB2 eklemenin etkileri incelenmiştir. Termal seyreltici olarak ticari TiB2 (TiB2-H) ve bu çalışmada üretilmiş olan NiAl tozu (NiAl-H) kullanılmıştır. Her sistem için adyabatik sıcaklıklar hesaplanmıştır. Üretilen parçaların ve gözeneklerinin boyut ve şekillerinin korunması için Ni+Al karışımındaki uygun termal seyreltici oranlarının %30 olduğu belirlenmiştir. NiAl-H ile üretilen parçaların dayanımı, TiB2-H ile üretilenlerden daha yüksek olmuştur. Soğuk pres basıncı olarak 100 MPa uygun bulunmuştur. 150-300, 300-500, 500-800 mikron boyut aralığındaki üre ve NaCl partikülleri, parçalarda %20-75 aralığındaki oranlarda BO olarak kullanılmıştır. %20 oranından daha az BO partikülü içeren numunelerde hücre duvarlarının kalın ve kapalı gözeneklerin olmasından dolayı BO partiküllerinin bir kısmının suda giderilemediği görülmüştür. BO miktarı %75'in üzerinde olduğunda ise numuneler sudaki bütünlüklerini koruyamamışlardır. Üre BO ile daha yüksek basma akma dayanımı elde edilmiştir. En yüksek 181,8±1,6 MPa olan dayanım, artan BO boyutu ve oranı ile azalmıştır (Mikrosertlik ~240 HV0,2). Dayanım ile gözenek boyutu ve oranı arasındaki sayısal korelasyonlar belirlenmiştir. Bu amaçla Bal'shin, Hall-Petch, Bhattacharjee ve Gibson-Ashby denklemlerinden yararlanılmıştır. Ni1,2Al bileşimindeki parçalar, NiAl'den daha düşük dayanım ancak daha iyi ısıl yalıtım katsayısı göstermiştir. Farklı oranlarda TiB2 partiküllerinin in-sitü olarak gözenekli NiAl yapısında oluşturulduğu XRD analizleri ile anlaşılmıştır. Oluşan TiB2 partiküllerinin 1 mikrondan küçük boyutlu olduğu SEM incelemeleri ile görülmüştür. Bu parçalarda en yüksek mikrosertlik değerleri elde edilmiştir (430-600 HV0,2). Tek katmanlı parçalarla yapılan deneylerde belirlenmiş olan parametrelerden faydalanılarak, yapılarında kontrollü oranlarda (%20, 40, 60 veya %40, 60, 75) ve kontrollü boyutlarda gözenek içeren katmanlara sahip FDM parçaların tamamı tek bir HYS reaksiyonu ile oluşturulabilmiştir. FDM'lerin dayanım değerleri, en düşük dayanıma sahip katmanla sınırlı olmuştur. Standarda göre ölçülmüş olan ısıl yalıtım indeksinin, FDM parçalarda gözeneklerin artan oranı ve azalan boyutu ile arttığı belirlenmiştir.

Fonksiyonel derecelendirilmiş malzemelerIsı yalıtımıMikroyapı
Gülizar Sarıyer
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

24.güneş çevrimi boyunca güneş aktivitesinin iklim değişimine etkisi ve sonuçları

Dünya var olduğu sürece güneş aktivitesinin de var olduğu ve bu aktivitedeki değişimlerin iklim değişimini etkilediği bilinmektedir. Bu değişimler zamanla Dünya üzerindeki canlı yaşantısını ciddi şekilde etkileyen farklı iklim süreçlerinin yaşanmasına sebep olmuştur. Günümüzde iklim değişikliği ciddi bir problem halini almış ve dikkatler bu problem üzerinde yoğunlaşmıştır. Genel olarak bakıldığında iklim değişimi üzerinde birden fazla etmen mevcuttur. Güneş geçmişten bu güne bu etmenlerden biridir. Bu çalışmayla bu etmenin etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Ancak tek etmen olarak güneşi değerlendirmek doğru değildir. Özellikle sanayi devrimi sonrasında sera gazı ve aerosol salınımındaki artış güneş aktivitesinin etkisini ciddi boyutta maskelemiştir. Bu çalışmada Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden alınan aylık ortalama yer sıcaklık verileri, SİLSO (Sunspot Index and Long-term Solar Observations) sitesinden alınan Güneş leke sayıları, NOAA (National Oceanic and Atmospheric Administration) sitesinden alınan CO2 verileri, Space Weather sitesinden alınan F10.7 Güneş radyo akısı verileri ve Devlet Meteoroloji Genel Müdürlüğü sitesinden alınan aerosol verileri kullanılmıştır. Bu çalışmada Antalya ili ve çevresinden 5 farklı ilden alınan 28 istasyona ait veriler kullanılmıştır. Elde edilen verilere korelasyon ve regresyon analizleri uygulanmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda iklim ve Güneş aktivitesi arasında düşük düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Güneş, Güneş Aktivitesi, 24.Güneş Çevrimi, İklim Değişimi

Eda Uras
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nükleer güç santralı alanlarının arazi örtüsü değişimlerinin incelenmesi

Bu tezin amacı, uzaktan algılama tekniklerini kullanarak Nükleer Güç Santrallerinin (NGS) çevresindeki arazi örtüsü değişikliklerini araştırmaktır. Özellikle, çalışma Chernobyl ve Kalinin Nükleer Enerji Santralleri' ne odaklanarak, zaman içindeki arazi örtüsü değişikliklerini analiz etmek ve izlemek için Landsat verilerini kullanılmıştır. Ayrıca, tez çevreye potansiyel etkileri açısından termal deşarj sorununu incelemektedir. Araştırma metodolojisi, birkaç on yılı kapsayan çok zamanlı Landsat görüntülerinin toplanması ve ön işlemesini içermektedir. Çalışma alanlarındaki bitki örtüsü dinamiklerini ve su kütlelerini değerlendirmek için Normalize Fark Bitki İndeksi (NDVI), Normalize Fark Su İndeksi (NDWI), SAVI (Toprak Ayarlı Bitki İndeksi), ARVI (Atmosferik Dirençli Bitki İndeksi), EVI (Arttırılmış Bitki İndeksi) VARI (Görünür Atmosferik Dirençli İndeks), NDII (Normalize Fark Kızılötesi İndeks) ve MSI (Nem Stres İndeksi) gibi çeşitli spektral indeksler hesaplanacaktır. Tez kapsamında yapılan analiz, nükleer enerji santrallerinin çevredeki ekosistemlere uzun vadeli etkileri hakkında bilgi sağlayacaktır. Ayrıca, çalışma, özellikle nükleer enerji santrallerinin soğutma suyu deşarjının termal imzasına odaklanarak termal deşarj sorununu araştıracaktır. Gelişmiş termal kızılötesi uzaktan algılama teknikleri, NGS'lerden kaynaklanan termal akımının dağılımını ölçmek için kullanılacaktır. Bu araştırmanın bulguları, nükleer enerji santrallerinin çevresindeki arazi örtüsü dinamikleri ve termal deşarj desenleri hakkında daha iyi bir anlayışa katkı sağlayacaktır. Ayrıca, çalışma, nükleer enerji santrali tesislerinin sürekli izlenmesi ve değerlendirilmesi için değerli bir araç olarak uzaktan algılamanın etkinliğini gösterecektir.

Arazi örtüsüLandsat uydularıNükleer santraller+4
Aleksandra Melnık
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

King 6 ve NGC 1605 açık kümelerinin fotometrik ve astrometrik analizi

Yüksek lisans tez çalışmasında incelenen King 6 ve NGC 1605 açık kümelerinin CCD UBV gözlemleri TÜBİTAK Ulusal Gözlemevindeki 100-cm ayna çaplı T100 teleskobuyla gerçekleştirilmiştir. Sayısal değerlere dönüştürülen fotometrik veriler ile Gaia DR3 fotometrik ve astrometrik verileri bir arada kullanılmıştır. Analizler sonucunda incelenen iki açık kümenin yapısal, astrometrik ve temel astrofizik parametreleri tayin edilmiştir. İki kümenin güncel Gaia DR3 verileriyle analizi ilk defa bu tez çalışmasında gerçekleştirilmiş ve elde edilen astrofizik parametreleri güncellenmiştir. Astrofizik parametrelerin tayininde güncel, yeni olarak bağımsız yöntemler kullanılmıştır. Bu durum, olası parametre dejenerasyonluğunu engellemekle birlikte, iki kümenin duyarlı astrofizik parametrelerinin tayininin yapılmasını sağlamıştır. Tez çalışmasında King 6 açık kümesinin renk artığı E(B-V) = 0.515  0.030 kadir, metal bolluğu [Fe/H] = 0.02  0.06 dex, uzaklığı ve yaşı, sırasıyla, d = 723  38 pc ve t = 200  20 Myıl elde edilmiştir. NGC 1605'in renk artığı E(B-V) = 0.840  0.054 kadir, metal bolluğu [Fe/H] = 0.01  0.05 dex, uzaklığı ve yaşı, sırasıyla, d = 3054  262 pc ve t = 400  50 Myıl tayin edilmiştir.

Sevinç Gökmen
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güneş civarındaki orta tayf türündeki metalce fakir yıldızların gözlemsel bir çalışması

121F265 no'lu TÜBİTAK 1001 projesi kapsamında gerçekleştirilen bu tez çalışmasında proje yıldız grubu arasından seçilen HD8724, HD63791 ve HD195633 yıldızları için tayfsal, kinematik, yörünge dinamik ve yaş analizleri gerçekleştirilmiştir. Tayfsal analizler için element bolluklarının tespiti aşamasında kullanılan yüksek çözünürlüklü echelle tayflar ELODIE tayf kütüphanesinden temin edilmiştir. Kinematik hesaplamalar için ihtiyaç duyulan astrometrik veriler ise GAIA DR3'ten alınmıştır. Kinematik temelli olarak yapılan Galaktik popülasyon ayrımları tez yıldızları için belirlenen α-element bolluk oranları ve Fe bollukları ile sınanmıştır. Galaktik yörünge parametreleri için Python kütüphanesinden, yaş hesaplamaları için ise ana hatları ¸Sahin ve Bilir (2020)'de sunulan Bayesian temelli yaş tayin metodundan yararlanılmıştır. Elde edilen kimyasal bolluklar, galaktik kinematik, dinamik ve yaş verileri ile birlikte değerlendirilerek söz konusu program yıldızlarının Galaksimizdeki küresel kümeler ve Galaksimizin çevresinde yer alan uydu cüce galaksi kökenleri değerlendirilmiştir. Gökadanın yaşıyla kıyaslanabilecek kadar uzun anakol yaşam sürelerine sahip orta tayf türündeki (F ve G tayf türünden yıldızlar) anakol ve kırmızı dev kolu yıldızlar, oluştukları molekül bulutunun kimyasal kompozisyonunu sergilerler. Bu nedenle bu yıldızların atmosferlerinde tespit edilen ağır element bollukları Galaksimizin kimyasal evrim geçmişi hakkında da önemli bilgiler sağlar. Özellikle Güneş komşuluğunda yer alan orta tayf türünden yıldızların tayfsal, kinematik ve yörünge dinamik özelliklerinin incelenmesi Gökadamızdaki farklı popülasyon gruplarının ayrıştırılmasını da olanak sağlar. Güneş komşuluğundaki metalce fakir yıldızlar için tayfsal, kinematik ve yörünge dinamiksel özelliklerinin bir arada incelendiği çalışmaların sayısı son derece az olmasına karşın gelişmekte olan analiz teknikleri ve gökyüzü tarama programları sayesinde sayıları gün geçtikçe artmaktadır. Tez kapsamında incelenen proje yıldızlarına yönelik gerçekleştirilen analiz metodlarının istatistiki öneme sahip daha büyük ölçekte bir yıldız grubuna uygulandığında elde edilecek bulguların Güneş komşuluğundaki yıldızların kimyasal yapıları ve dinamikleri hakkında literatüre önemli bir katkı sağlayacağı açıktır. Nitekim tez çalışması kapsamında incelenen yıldızlar için uygulanan analiz teknikleri TÜB˙ITAK 1001 projesi kapsamında analizi hedeflenen G tayf türünden metalce fakir (-2.5 < [Fe/H] (dex) < -0.5) 90 adet örneklem yıldızı için de tekrarlanacak olması bakımından önemlidir. Bu bakımdan, tez çalışması, bir anlamda proje çalışması için bir ön analiz aşaması olarak deşerlendirilebilir. Metalce fakir karakteristiklerine ek olarak bahsi geçen 90 adet proje yıldız grubu içerisinde yer alan yüksek öz hareketli (μ > 100 mas/yıl) yıldızlar bu toplam örneklem sayısının %66'sını oluşturmaktadır. Örneklem grubunu temsilen tez çalışmasında analizler için seçilmiş HD63791 ve HD195633 yıldızları yüksek öz hareketli yıldızlardır. HD63791, aynı zamanda projedeki ELODIE tayflarının analizlerinde kullanılmak üzere bir çizgi listesi oluşturulması amacı ile seçilmiş metalce fakir bir yıldızdır. Tez kapsamında incelenecek kaynakların neredeyse tümü literatürde rapor edilen sıcaklık, çekim ivmesi ve metal bolluğu değerlerinde büyük farklılıklar sergilemekte olan ve ilk kez bu kadar kapsamlı (tayfsal, kinematik ve dinamik yöntemlerle) bir çerçevede incelenecek olan yıldızlardır. Literatürde bilgimiz dahilinde G tayf türü metalce fakir yüksek öz hareketli yıldızlar üzerine söz konusu yıldızların küresel küme veya cüce galaksi kökenlerini inceleyen, yıldızların Bayes yaşları, kinematik ve Galaktik yörünge parametreleri, metal ve α-element bolluklarının birlikte kullanılarak değerlendirildi˘gi kapsamlı bir çalışma Ilerleyen dönemlerde tez çalı¸sması kapsamında izlenen tayfsal, kinematik, yörünge dinamik analiz metodolojisi di˘ger proje yıldızları için de uygulanmasına devam edilecektir. ELODIE tayfları ile nispeten kısıtlı bir tayf aralı˘gında yürütülen tayfsal analizlerin özellikle PolarBase vb. yüksek çözünürlüklü tayf verisi sa˘glayan kütüphanelerde verileri listelenen proje yıldızları için daha geni¸s bir dalgaboyu aralı˘gını kapsayacak ¸sekilde geni¸sletilmesi planlanmaktadır. Bu amaç ile PolarBase echelle tayfı analiz edilen HD218209 yıldıza ait çizgi te¸shisine ba¸slanmı¸s ve çizgi ölçümleri kısmen, ELODIE tayf kütüphanesi için geçerli dalgaboyu aralığını kapsayacak şekilde tamamlanmıştır. Nihai çizgi listesi ile tayfsal analizler için 6800 Å olan dalgaboyu limiti 10 000 Å değerine taşınmış olacaktır. bulunmamaktadır.

Mahmut Marışmak
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Arazi örtüsü/arazi kullanımı ve arazi yüzey sıcaklıkları ilişkisinin zamansal-mekansal analizi ve gelecek için modellenmesi

Bu çalışmada, Arazi Kullanımı/Arazi Örtüsü (LU/LC) değişiminin Arazi Yüzey Sıcaklığı (LST) değerleri ile bölge iklimi üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, çalışmanın genel aşamaları (i) 1984-2022 yılları arasında LU/LC alanlarının tespiti, bu alanların zamansal değişimlerinin incelenmesi ve LST değerlerinin analiz edilmesi ile mevcut durumun ortaya koyulması (ii) 2030, 2040 ve 2050 yılları için LU/LC alanlarının modellenerek, 2023-2050 yılları arasındaki LST değerlerinin simüle edilmesi ve (iii) çalışma dönemi boyunca çalışma alanı olarak seçilen alanda Kentsel Isı Adası (UHI) etkisi değişiminin analiz edilmesi olarak belirlenmiştir. Akdeniz bölgesi, iklim değişikliğine en duyarlı bölgeler arasında kabul edilmekte ve yıllık sıcaklıkların 2100 yılına kadar 1-5°C arasında artacağı öngörülmekteyken, UHI etkisinin neden olduğu ilave ısı yükü ile Akdeniz şehirleri diğer bölgelere göre daha büyük ısı stresine ve olumsuz sağlık etkilerine maruz kalabileceğinden, bu bölgede yapılan UHI, LST ve iklim çalışmaları büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Antalya Havzası çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda, GEE (Google Earth Engine) platformu ve Landsat termal verilere erişimin başladığı 1984 yılından 2022 yılına kadar olan süreçteki %5 bulutluluk oranının altında kalan tüm yaz ayları görüntüleri (940 görüntü) kullanılarak öncelikle yıllık multispektral bantlar, arazi örtüsü indeksleri ve LST verileri oluşturulmuştur. Multispektral bantlar, arazi örtüsü indeksleri ASTER Küresel Dijital Yükseklik Modeli (GDEM) ve gece ışıkları verileri kullanılarak 5 farklı veri seti oluşturulmuştur. Veri setleri ile 1985, 1990, 1995, 2000, 2005, 2010, 2015 ve 2020 yılları için Rastgele Orman (RF) makine öğrenme algoritması kullanılarak sınıflandırma işlemi uygulanmış ve en yüksek doğruluğa sahip veri setinden LU/LC tematik haritaları oluşturulmuştur. Oluşturulan LU/LC tematik haritaları ve üretilen LST değerleri birlikte analiz edilerek, 1984-2022 yılları arasında bölgede arazi sınıfları ile LST değerleri ilişkisi ortaya konulmuş ve UHI yoğunluk sınıfları belirlenmiştir. Çalışmanın sonraki aşamasında tespit edilen bu arazi sınıfları Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) verileri ve Hücresel Otomat-Yapay Sinir Ağları (CA-ANN) algoritmaları ile 2030, 2040 ve 2050 yılları için modellenmiştir. Farklı yöntemlerle 2023-2050 arasındaki dönem için LST değerleri tahmin edilmiştir. Bu işlem için öncelikle basit Doğrusal Regresyon yöntemiyle tahminler yapılmış, daha sonra, modellenen LU/LC sınıfları ve yine modellenen arazi örtüsü indeksleri ve RF regresyon yöntemi kullanılarak 2030, 2040 ve 2050 yılları için LST tahminleri yapılmıştır. Son olarak CA-ANN algoritması ile UHI yoğunluk sınıfları 2030, 2040 ve 2050 yılları için simüle edilmiştir. Sonuçlara göre sınıflandırma işlemi %85 ve üzeri genel doğruluk değeri ile başarılı bir şekilde elde edilmiştir ve kullanılan yardımcı veriler sınıflandırma doğruluğunu arttırmaktadır. LU/LC tematik haritaları kent, sanayi, tarım ve sera alanlarının çalışılan dönemde arttığını buna karşın yeşil alanların ve diğer alanların azaldığını göstermektedir. Hesaplanan LST değerleri ile MODIS LST değerleri ve meteoroloji istasyon ölçümleri karşılaştırılmış ve MODIS LST ile Landsat LST değerleri arasında 0,96 ve üzerinde çok yüksek korelasyon olduğu görülmüştür. Ayrıca, Landsat LST değerleri ile meteoroloji istasyonlarının ölçtüğü sıcaklıklar arasında da anlamlı korelasyon değerleri olduğu belirlenmiştir. Tüm LU/LC sınıflarında 1984-2022 döneminde LST değerleri yükselme eğilimindedir. Ancak, kent, sanayi ve kuru tarım alanlarında hem en yüksek LST değerleri izlenmiştir, hem de yükselme eğilimleri diğer alanlara göre daha yüksektir. Ayrıca, 2010 ve 2020 yılları için yapılan LU/LC simülasyonları ile CA-ANN algoritmasıyla yaklaşık %90 doğrulukla simülasyon işleminin uygulanabileceği görülmüştür. Simülasyon sonuçlarına göre 2030, 2040 ve 2050 yıllarında da kentin büyüyeceği, sanayi ve kuru tarım alanlarının artacağı ve yeşil alanların azalacağı öngörülmektedir. Gelecek LST değerleri RF regresyon yöntemiyle 2°C civarında Torba Dışı (OOB) hatası ve 0,80'in üzerinde r2 değeriyle belirlenmiştir ve yapılan her 3 yöntemle simüle edilen LST değerlerine göre 2023-2050 döneminde sıcaklıklar yükselecek ve buna ek olarak UHI yoğunluğu (intensity) artacaktır.

Nagihan Aslan
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

H < 18^m olan yer'e yakın asteroitlerin fiziksel ve dinamik özelliklerinin araştırılması ve (2059) baboquivarı asteroidinin analizi

Bu tez çalışmasında, Yer'e Yakın Asteroitler (YYA'lar) içerisinden mutlak parlaklığı H < 18^m olanların fiziksel ve dinamik özellikleri araştırılmıştır. Güneş sistemi içerisindeki dinamik yollar ortaya çıkarılmaya çalışılmış, tayf türlerine göre gruplar incelenmiş ve ortak bir kökene sahip olabilecek YYA ikilileri ortaya çıkarılarak detaylı olarak paylaşılmıştır. Ayrıca, fotometrik, tayfsal ve polarimetrik gözlem teknikleriyle elde edilen veriler kullanılarak H < 18^m bir YYA olan (2059) Baboquivari asteroidinin ilk kez fiziksel özellikleri ortaya çıkarılmıştır. Uzun dönme periyoduna sahip olan Baboquivari'nin fotometrik verilerindeki tuhaflıkların yanı sıra, elde edilen farklı fiziksel yaklaşımların da katkısıyla ana eksen etrafında dönmeyen, diğer bir deyişle yalpalayan bir asteroit olabileceği ortaya koyulmuştur. Yan ürün olarak, asteroit fotometrisi için geliştirilen algoritmanın ve bu algoritmanın uygulanabilmesi için geliştirilen PhoPS yazılımının tüm detayları tez içerisinde paylaşılmıştır. Aynı zamanda, geliştirilen bu algoritma sonucunda ortaya çıkarılan, T100 teleskobunda elde edilen görüntülerde, sıfır-nokta parlaklığının görüntü merkezine olan uzaklığa bağlı doğrusal değişimi tüm detaylarıyla gösterilmiştir.

Orhan Erece
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seçilmiş örten çift sistemlerin fotometrik ve tayfsal analizi

Bu tezde Algol türü olarak bilinen üç sistem RS Sgr, AT Vul ve EM Boo çift yıldızları tayfsal ve fotometrik olarak çalışılmıştır. RS Sgr ve AT Vul sistemlerinin yüksek çözünürlüklü FEROS tayfları, üçüncü cisim içerdiği belirlenen EM Boo sisteminin ise orta çözünürlüklü UBT60 eShel tayfları analiz edilmiştir. Sistemlerdeki her bir bileşene ait sıcaklık (Teff) ve yüzey çekim ivmesi (log g) parametrelerini hassas bir şekilde belirlemek için tayfın bileşenlerine ayrıştırılması yöntemi ile elde edilen bileşenlere ait ayıklanmış tayflar kullanılmıştır. Ayrıca bu yöntem ile sistemlerin tayfsal yörünge parametreleri de elde edilmiştir. RS Sgr ve AT Vul sistemleri için literatürde yer alan, EM Boo sistemi için ise Akdeniz Üniversitesi, UBT bölümü, AUT25 teleskobu ile elde edilen fotometrik veriler kullanılarak ışık eğrisi analizleri yapılmıştır. Sistemlerin tayf ve fotometrik verilerinin ortak analizinden sistemlere ait duyarlı mutlak parametreleri ilk kez belirlenmiştir. Sistemlerin hesaplanan mutlak parametrelerinin teorik evrim modelleri ile denetlemesi yapılmış ve kütle aktarımı/kaybı gibi süreçlerin yıldız evrimine etkisi yapılan evrim modelleri ile ortaya konmuştur. RS Sgr sisteminde bileşenler arası kütle aktarımı nedeniyle bu sistemdeki kütle alan birinci bileşen kütlesine göre daha düşük ışıtmalı olurken kütle kaybeden ikinci bileşen sahip olduğu kütlesine göre daha büyük ışıtmalı evrim basamağında yer almaktadırlar. AT Vul sisteminde ise her iki bileşende Günes¸ element bolluğu için büyük ışıtmalı evrim basamağında bulunmaktadır. Ayrıca tayfsal analizi ile EM Boo sisteminin üçüncü bileşen içerdiği ve ayrık bir Algol türü sistem olduğu belirlenmiştir. Hassas fiziksel parametreleri belirlenen üçlü sistem EM Boo için eşyaş eğrileri oluşturularak sistemin yaşı 9.45 Milyon yıl olarak belirlenmiştir.

Ömrüm Hilal
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gaıa ışığında mikromercekleme olaylarının incelenmesi

Astrofiziksel objelerin kütleçekimsel etkisiyle ışığı bükmesi astronomlar için bir araç haline gelmiştir. Bu olay Kütle-Çekimsel Mercekleme olarak bilinir. Merceklenme için iki veya daha fazla objenin gökyüzünde aynı hizaya gelmesi gerekmetedir. Gözlemci için doğru şartlar sağlandığında mercekleme olayı objelerin pozisyonu ve kompozisyonu hakkında bilgi vermektedir. Oldukça kullanışlı bir araç olan Kütle-Çekimsel Mercekleme hassas fotometrik gözlem ve astrometrik veriye ihtiyaç duymaktadır. Işığın bükülme miktarı objenin kütlesine bağlı olacağı için küçük kütleli objelerin oluşturacağı mercekleme olayı, objeden gelen parlaklık miktarını da aynı oranda küçük bir miktarda değiştirecektir ve bu özel olaya da mikro-mercekleme adı verilir. Mikro-mercekleme aynı objeler için tekrarı olmayacağı için tüm gökyüzünü veya bu olayın gerçekleşebileceği konumlar yıl boyunca gözlenmesi gerekmektedir. Bu gözlemleri yapan projelerden biri olan OGLE (Optical Gravitational Lensing Experiment) fotometrik verilerini erken uyarı sistemi ile paylaşmaktadır. Bu tez kapsamında OGLE'nin erken uyarı veri setini kullanarak Mercekleme olayının parametrelerini hesaplamamıza ve daha sonraki obje için yeni çözümler yapabilecek bir program yazmak amaçlanmıştır. Yazılan program OGLE-EWS üzerinden fotometrik veriyi alarak, istatistik kullanarak parametreler hesaplamaktadır. Bu objeleri varsa GAIA (Global Astrometric Interferometer for Astrophysics) veri setiyle eşleştirme yaparak paralaks ve öz-hareket bilgilerini almaktadır. Elde edilen verileri katagorize ederek ilerdeki yapılacak olan tüm gökyüzü tarama tarzındaki çalışmalar için bir alt zemin oluşturmaktadır.

Muhammed Fatih Dartıcı
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Umbral parlak noktaların güneş leke morfolojisine göre davranışlarının incelenmesi

Güneş'in dinamik yapısı ve güneş aktivitesinde değişikliğe neden olan süreçler tam olarak anlaşılamamıştır. Yine de bu konularda devam eden birçok araştırma bulunmaktadır. Astronomik gözlem ve yöntemlerdeki önemli gelişmeler, Güneş'in fiziksel özelliklerini daha iyi anlamak için büyük fırsatlar yaratır. Gelişen gözlem araçları ve ileri teknoloji ile Güneş'in atmosferini ve yüzeyini daha ayrıntılı bir şekilde inceleme olanağımız olmuştur. Bu yeni teknolojilerle Güneş'in farklı katmanlarında çok küçük ölçeklere ve farklı dinamiklere sahip yeni yapılar keşfedilmektedir. Yüksek çözünürlüklü cihazlara sahip teleskoplardan elde edilen yüksek çözünürlüklü görüntüler, bu yapıları gözlemlemek için oldukça önemlidir. Bu tez çalışmasında, Big Bear Güneş Gözlemevi'nde (BBSO) Goode Solar Telescope (GST) ile çekilen güneş görüntüleri kullanılarak parlak umbral noktalar (Umbral Dots, UDs) ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu teleskop şu anda dünyanın en yüksek çözünürlüklü güneş görüntülerini sunmaktadır. Bu yapıların temel özellikleri ile parlaklık, basıklık, yarıçap, yaşam süreleri, güneş lekesi alanları ve hızları gibi bazı fiziksel parametreler hesaplanmış ve bu özellikler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu çalışmada, National Oceanic Atmospheric Administration (NOAA) aktif bölge (AR) numaraları AR 12177, AR 12384 ve AR 12541 olan üç farklı aktif bölge ve beş adet Güneş lekesi incelenmiştir. AR 12177 ve AR 12384 birer Güneş lekesi bulundururken, AR 12541 üç adet güneş lekesi bulundurmaktadır. İlk olarak, güneş lekesi görüntülerine eş hizalama analizi uygulanmış ve görüntü işleme için hazır hale getirilmiştir. Daha sonra incelenecek güneş lekesinin umbra alanı, umbra-penumbra sınırı belirlenerek bir maske kullanılarak görüntüden çıkarıldı. Umbra alanı elde edildikten sonra Umbral parlak noktalar bulundu. Görüntüde gürültü olarak kabul edilebilecek pikseller filtreler kullanılarak kaldırıldı. Bu özellikleri tespit etmeye ve takip etmeye başlamadan önce bu özellikleri daha da belirgin hale getirmek için görüntü normalizasyonu işlemi uygulandı. UD'ler siyah bir arka plan üzerinde beyaz noktalar olarak görünür. Son olarak, gerekli parametreleri değiştirerek ve literatürde zaten mevcut olan IDL'de (Interactive Data Language) yazılmış kodun geri kalanını düzenleyerek görüntülere görüntü geliştirme adımları uygulandı. Her Güneş lekesinin umbrasındaki UD'ler tespit edilerek takip edildi ve bu UD'lerin fiziksel parametreleri bulunarak analiz edildi. UD'lerin bulunduğu lekenin morfolojisine bağlı olarak değişkenlik gösterdiği bulunmuştur.

Ahmet Burak Karslıoğlu
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sar ve optik uydu görüntüleri kullanılarak muz alanlarının saçılma değerleri analizi ve tespiti

Arazi örtüsünün izlenmesi, doğru tarım politikalarının uygulanabilirliği için oldukça önemlidir. Bu bakımdan, ülkelerin kalkınmalarında diğer faktörlerin yanı sıra tarım alanlarının sürdürülebilir ve etkin bir şekilde kullanılması büyük önem taşımaktadır. Özellikle hızla artan nüfus ile birlikte gıda güvenliği devletler için çok daha büyük bir önem kazanmıştır. Tarımsal arazi kullanımlarının doğru bir şekilde belirlenmesi ve izlenmesi, yanlış arazi kullanımı ile ortaya çıkan sorunların en aza indirilmesi açısından oldukça önemlidir. Tarım alanlarının izlenmesinde, sonuçlara kısa sürede ulaşabilmek için, uzaktan algılama teknolojisi hızlı ve etkin çözümler sunmakta. Bunun nedeni, uzaktan algılama verilerinin nesnelerden yayılan enerjiyi algılayıp, analiz edilerek, incelenen nesneler hakkında hızlı ve doğru bilgi elde edilmesini sağlamasıdır. Radar ve optik uydu teknolojilerindeki çeşitli sınırlamalar, her iki sensörün farklı avantaj ve dezavantajlara sahip olmasını sağlamaktadır. Elektromanyetik spektrumun görünür ve kızılötesi bölgesindeki güçlü kontrast sayesinde çeşitli indeksler üretilerek daha iyi sınıflandırma elde edilmektedir. Buna rağmen optik sensörlerden, bulut örtüsü ve zamansal çözünürlük gibi kısıtlayıcı faktörlerden dolayı istenen bilgiyi sağlamak her zaman mümkün olmamaktadır. SAR uyduları ise atmosferik koşullardan etkilenmez ve gece-gündüz görüntüleme yeteneğine sahiptir. Bu uydulardan elde edilen görüntü pikselleri geri saçılma yoğunluğunu, sinyalin fazını ve sensörden hedefe olan mesafe bilgisini içermektedir. Geri saçılma dielektrik, nemlilik ve cisimlerin yüzey pürüzlülüğü, cinsi gibi birçok özellikten etkilenmektedir. Sunulan tez kapsamında, Sentinel-1 radar ve Sentinel-2 optik verileri kullanılarak, Antalya-Gazipaşa bölgesinde bulunan muz alanlarındaki saçılım değerlerindeki değişimin zamansal olarak izlenmesi sonucunda, muz tarım alanları ile orman alanlarının birbirinden ayrılması amaçlanmıştır. Çalışma alanı olarak, Antalya ilinin Gazipaşa ilçesine bağlı Yakacık ve Zeytinada bölgeleri belirlendi. Bu bölgelerde açık ve kapalı (sera) alanlarda muz yetiştirilmektedir. Muz ağaçları bakımı şubat ayında başlayıp mart sonuna kadar sürmektedir. Bu dönemler muz ağaçlarının hacimsel yoğunluğunun en düşük olduğu zamanlardır. Daha sonra, diğer ağaçlardan ayrılmalarının bir göstergesi olarak muzların büyüyüp, olgunlaşması ile birlikte muz ağaçlarının hacmi artmaktadır. Bu değişimlerin tanımlanmasında SAR görüntüler oldukça avantajlıdır. İlk olarak, Sentinel-1 SAR görüntüler üzerinde muz ve orman alanlarının zamana bağlı geri saçılım değerlerindeki değişim izlenerek, muz ağaçlarının hacimsel olarak en yoğun ve en az yoğun olduğu tarihler belirlenmiştir. SAR veri seti üzerinde iki görüntü farkı ve zenginleştirilmiş görüntülerin ortalama değerleri farkı olmak üzere iki ayrı yöntem uygulanmıştır. Daha sonra, Sentinel-2 optik görüntüleri Geliştirilmiş Bitki İndeksi (EVI) uygulanarak çalışma alanları sınıflandırılmıştır. EVI, bitkinin yapısal varyasyonlarına karşı daha duyarlı olması nedeniyle, örtü-altı muz üretiminde kullanılan ve çalışma alanının belli bir kısmını kaplayan seralar ile açık alanda yetiştirilen muz alanlarının kolayca ayrılmalarını sağlamıştır. Sentinel-1 SAR ve Sentinel-2 optik görüntüler üzerinde histogram yardımıyla muz alanlarının minimum ve maksimum piksel değerleri belirlenmiştir. Elde edilen muz alanlarının, alansal doğruluklarının değerlendirilmesinde Google Earth platformu üzerinden elle oluşturulan vektör veri seti kullanılmıştır. Yakacık bölgesinde, iki görüntü farkı yöntemi ile 223.93 ha, zenginleştirilmiş görüntülerin ortalama değerleri farkı yöntemi ile 184.83 ha ve Geliştirilmiş Bitki İndeksi kullanırak 143.11 ha muz alanı belirlenmiştir. Zeytinada bölgesinde ise iki görüntü farkı yöntemi ile 330.20 ha, zenginleştirilmiş görüntülerin ortalama değerleri farkı ile 204.98 ha ve Geliştirilmiş Bitki İndeksi ile 155.00 ha muz alanı belirlenmiştir. Son olarak, farklı yöntemlerle elde edilen sonuçların değerlendirilmesinde Google Earth üzerinden elle vektörel olarak elde edilen alanlar, Yakacık bölgesi için 163.27 ha, Zeytinada bölgesi için de 197.89 ha olarak hesaplanmıştır.

Duygugül Aksu
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uydu görüntüleri ile kıyılarda batimetrik ölçüm

Batimetri, deniz ve okyanus derinlik ölçümleri olarak tanımlanmakta ve birçok yöntemle yapılmaktadır. Geçmişten günümüze kadar hala kullanılan geleneksel yöntemler, teknolojinin gelişmesiyle yerini modern yöntemlere bırakmıştır. Sonar sistemler, LIDAR ve uzaktan algılama sistemleri bu modern yöntemlere örnek olarak verilebilir. Akustik sistemlerin veya LIDAR'ın kullanımı hem zaman hem de maliyet açısından ekonomik değildir. Bu çalışmada zaman ve maliyeti en aza indirmek için uzaktan algılama yöntemleri araştırılmıştır. Batimetri ile ilgili bilgilerin açık kaynak uydu görüntüleri kullanılarak çıkarılması amaçlanmaktadır. Kullanılan yöntem verileri, farklı dalga boylarında alınan Sentinel-2 uydu görüntülerini ve referans batimetri değerlerini içermektedir. Daha sonra bu veriler bant oran yöntemi uygulanarak regresyon analizleri yapılmıştır. Elde edilen regresyon katsayıları ile derinliği bilinmeyen alanlarda batimetri analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen batimetri haritaları referans batimetri veriler ile değerlendirilmiş, anlamlı sonuçlar sergilediği tespit edilmiştir. Ayrıca OTSU eşikleme algoritmasını kullanarak kıyı çizgisi tespit edilmiştir. Hesaplanan batimetrik veriler ile tespit edilen kıyı çizgisi arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu analizler ardışık dört ay için ayrı ayrı uygulanmış ve türetilen batimetri verilerinin aylık ortalamalarının değişimlerinin, aylık kıyı çizgisi değişimleri ile anlamlı olduğu sonucuna varılmıştır.

Hakan Uzakara
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Antalya ili Aksu ilçesi sınırları içerisinde arazi kullanımı/arazi örtüsünün belirlenmesi ve ürün deseninde yer alan çok yıllık meyve ağaçlarının SAR (Yapay Açıklıklı Radar) verileri ile izlenmesi

Antalya ili ılıman iklim koşulları ve verimli topraklara sahip olması nedeniyle ülkemizde tarımsal üretim açısından önemli bir yere sahiptir. Narenciye (turunçgiller), dünyada ve Türkiye'de en çok yetiştirilen meyve türleri arasında ilk sıralarda yer almakta, aynı şekilde ticarette de öne çıkmaktadır. Bu çalışmada Antalya ilinde yaygın bir üretim modeline sahip olan Narenciye ağaçlarının yaş grupları da göz önüne alınarak Yapay Açıklıklı Radar (SAR) verileriyle izlenmesi, yine SAR verileri ile bölgenin arazi örtüsü ve arazi kullanımının sınıflandırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak Avrupa Uzay Ajansı tarafından fırlatılmış Sentinel-1 uydusunun 2018 ve 2015 yıllarına ait görüntüleri her ay için indirilmiş ve yer gerçeği bilinen kamuya ait arazilerde, narenciye bahçelerine ait radar görüntülerinde, çok aşamalı olan ön işleme çalışmaları gerçekleştirilerek farklı yaş gruplarındaki parsellerin ortalama saçılma değerleri 12 aylık süreçte her ay için tesbit edilmiştir. 2015 ve 2018 yılları için 12 ay boyunca elde edilen saçılma değerlerinde yapılan istatistiksel analizlere göre orta yaşlı narenciye ağaçlarının diğer yaş gruplarına göre ayırdedilebilirliğinin daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Narenciye ağaçlarının fizyolojik gelişme dönemleri olan durgun, çiçeklenme, meyve tutum ve meyve olum dönemleri dikkate alınarak yapılan değerlendirmede, tüm ağaçların 2015 ve 2018 yılları için gerek VH ve gerekse VV polarizasyonlarında çiçeklenme döneminde yüksek saçılmalar gösterdiği, meyve tutum döneminde ise düşük saçılmalar gösterdiği sonucu ortaya çıkmıştır. Çalışmanın bir diğer aşamasında ise SAR verileriyle yapılan arazi örtüsü ve arazi kullanımının sınıflandırılması gerçekleştirilmiş olup, bu aşamada Sentinel-1 SAR görüntülerinin, Sentinel-2 optik uydu görüntüleriyle füzyonunun yapılması uygun bulunmuş, sınıflama yöntemi olarak ise nesne tabanlı yaklaşım başarılı sonuç vermiştir. Optik-EVI-SAR görüntülerinin füzyonu ile elde edilen görüntü ile yapılan nesne tabanlı sınıflandırma sonuçlarına göre, 2015 yılından 2018 yılına kadar ormanlık alanlarda %11'lik bir artış, sabit ürünlerde ise %22'lik bir azalış tespit edilmiştir. Ayrıca sera alanları %15 oranında artış gösterirken, seyrek bitkili ve bitkisiz açık alanlarda %2'lik bir azalış, ekilen alanlarda %25'lik artış, kentsel dokuda %7'lik azalış ve iç sularda ise %7'lik bir artış tesbit edilmiştir.

Işın Onur
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

ASAS kataloğundaki ikiz çift yıldızların fotometrik ve istatistik incelenmesi

İkiz çift yıldızların tayfsal dağılımı üzerine yapılmış mevcut araştırmalarda, ikiz sistemler tayfsal yörünge parametrelerinden bulunan kütle oranları dikkate alınarak belirlenmiştir. Bu tezde ASAS kataloğunda ışık eğrileri mevcut olan örten çift yıldızlar arasından ikiz olma ihtimali olan adaylar fotometrik yöntemler kullanılarak belirlenmiştir. Bir çift yıldızın, ikiz çift yıldız olarak kabul edilebilmesi için bileşenlerinin kütle oranlarının bire yakın (𝑞 ≥ 0.95) olması gerekmektedir. Literatürde bu şarta uyan ve ikiz çift yıldız oldukları tespit edilen 36 adet çift yıldız bulunmaktadır. Tayfsal olarak gözlenen sistemlerde birçok seçim etkisi olduğundan, seçim etkileri arındırılmış bir veri seti üzerinden ikiz çift yıldız istatistiğine ihtiyaç vardır. Bu tez ile bilinen ikiz çift yıldızların sayısı arttırılmış ve tayf türlerine göre dağılımları belirlenmiştir. Bunu yapmak için ASAS kataloğundaki tüm örten çiftler (11062 adet) arasından Algol türü olanlar ayıklanmış, bunlardan baş ve yan minimum derinlikleri birbirine yakın olanlar (470 adet) belirlenmiştir. 470 ikiz adayının ülkemizden gözlenebilenleri (240) ayıklanmış ve ayıklananların ışık eğrisi analizi yapılmıştır. Işık eğrisi analizi sonucunda sıcaklık ve yarıçap oranları 0.95-1.05 aralığında olan 54 adet sistem ikiz olarak kabul edilip kızıllaşmadan arındırılmış gerçek renklerini belirlemek için TUG T100 teleskobu ile çok renk fotometrik gözlemleri yapılmıştır. 54 ikiz çift yıldız arasından gözlemleri bu tez süresince tamamlanan 20 ikiz çift yıldızın renk-renk diyagramı kullanılarak tayf türleri belirlenmiştir. Tayf türlerinin dağılımı incelenmiş ve her hangi bir tayf türünde yoğunlaşma tespit edilmemiştir. Veri setimizde hiçbir O-türü ve M-türü sistemin olmaması dikkat çekicidir. Gözlemi yapılmış ancak indirgeme ve analiz süreci tamamlanamayan diğer 35 ikiz çift sistemin tayf türlerinin de istatistiksel olarak incelemeye dâhil edilmesi daha güvenilir bir sonuç için gereklidir. ANAHTAR KELİMELER: İkiz çift yıldız, Örten çift yıldız, Fotometrik analiz, RenkRenk diyagramı.

Oğuzhan Sarı
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güneş leke çevriminin modellenmesi ve kaotik özelliklerinin incelenmesi

Güneş aktivitesinin yapısı ve bu aktiviteye sebep olan süreçler henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Bunun yanında, gelişen teknoloji, başlıca kaynağın güneş olduğu uzay havası etkilerine gün geçtikçe daha da hassas bir duruma gelmektedir. Bu çalışmada, güneş aktivitesinin kaotik dinamiklerini incelemek amacıyla faz uzayı analizi, Hurst üsteli ve korelasyon boyutu teknikleri güneş leke sayıları zaman serisine uygulanmıştır. Yapılan faz uzayı incelemelerinde kaotik süreçlerin temsilcisi olan çekici oluşumlarına rastlanmıştır. Hurst üstelinin hesaplanan değeri (0.86) incelenen zaman serisinin yüksek derecede uzun dönemli hafızaya sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır ve bu da yine kaotik süreçlerin beklenen bir özelliğidir. Korelasyon boyutu tekniğiyle yapılan incelemeler sonucunda ise güneş leke sayılarına etki eden 6 farklı süreç olduğu belirlenmiştir. Deneysel dinamik modelleme, altında yatan süreçlerin tam olarak belirlenemediği sistemlerin modellenmesinde ve tahmininde kullanılan yeni bir yaklaşımdır. Bir sistemi modellemek için kullanılan denklemler yerine, bu yöntemde sistemden alınan bir ölçümün zaman serisindeki düzenler açığa çıkartılarak kullanılır. Bu yaklaşım güneş leke sayılarına uygulanmış ve son beş leke çevriminin (20, 21, 22, 23 ve 24) gözlenen değerleri ile uyumlu tahminler elde edilmiştir. Bunun yanında deneysel dinamik modelleme yaklaşımında dış değer biçme amacıyla kullanılan ve güneş çevrimi tahminlerinde oldukça popüler olan bir algoritmanın (Simplex Projection) performansını arttıran yeni bir parametre (tahmin başlangıç noktası) tanımlanmıştır. Bu yeni parametrenin de kullanılmasıyla 25. Güneş leke çevrimi için bir tahmin oluşturulmuştur. Bu tahmine göre sıradaki çevrimin çift maksimuma sahip bir çevrim olması, ilk maksimumun Şubat-Mayıs 2024 arasında 70-100 arasında düzleştirilmiş aylık ortalama leke sayısıyla gerçekleşmesi ve ikinci maksimumun Kasım 2025-Şubat 2026 arasında 87-93 arasında düzleştirilmiş aylık ortalama leke sayısıyla gerçekleşmesi beklenmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Doğrusal olmayan yöntemler, Güneş çevrimi, Kaos, Tahmin, Uzay Havası

Volkan Sarp
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmankalfalar göleti sulama sahası arazilerinin taban suyu derinliği, toprak ve su parametrelerinin jeoistatistiksel yöntemlerle değerlendirilmesi

Son yirmi yıldır gelişen teknolojiyle birlikte uzaktan algılama (UA) ve coğrafi bilgi sistemleri (CBS) kullanılarak su ve toprakların özelliklerinin belirlenmesinde ve örneklenmemiş alanlardaki özelliklerin tahmin edilmesinde çeşitli yöntemler kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle jeoistatistiksel modellemede kullanılan yarıvariogram ve kriging analizleri kullanılarak, su ve toprak özelliğinin mekânsal değişikliklerinin belirlenmesi ve bu özelliğin çalışma alanı içerisinde herhangi bir noktadaki değerinin tahmin edilmesi mümkün olabilmektedir. Bu çalışmada, Osmankalfalar sulama projesi sahasında Devlet Su İşleri (DSI) tarafından açılan 20 adet gözlem kuyularından, haftalık olarak elde edilen taban suyu derinlik ölçümleri, su ve toprak örneklerine ait analiz sonuçlarının uzaysal değişkenlikleri jeoistatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Bu kapsamda, analizi yapılan bu verilerin mekânsal değişimlerinin tespiti amacı ile, tanımlayıcı istatistiklerden histogram, trend analizleri, Normal QQplot ile verilerin dağılımları, mekânsal istatistiklerden yarıvariogram, kovaryans, otokorelasyon ile mekânsal değişim sonuçları ve grafikleri ile değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmada, jeoistatistiksel modelleme ve kriging enterpolasyon tekniği ile taban suyu derinliğinin eş seviye, kritik en yüksek ve en düşük eş derinlik ile su ve toprak tuzluluk dağılım haritaları oluşturulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre, sulama sahasındaki taban suyunun genel akış doğrultusunun ve birbirine yakın konumdaki gözlem kuyularındaki ölçülen değerler arasındaki değişimim belirlenmesi, sulama sezonundaki aylarda ölçülen değerler ile derinlik değişimlerinin etki alanları ve oluşabilecek sorunlu alanların tespiti, taban suyu ve toprak tuzluluk (EC) oranlarının dağılımı ve etkileri ortaya konulmuştur.

JeoistatistikKrigingTaban suyu seviyesi+1
Hasan Raşit Türkkan
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

SAR VE LIDAR verisi kullanılarak kıyı çizgisinin tespit edilmesi

Kıyı alanları su ile karanın sürekli etkileşim halinde olduğu aktif bölgelerdir ve dünyada en hızlı değişen alanlar arasında bulunmaktadır. Meydana gelen bu hızlı değişim incelendiğinde başta gelgitler olmak üzere erozyon, su seviyesinin yükselmesi ve toprak çökmesi gibi fiziksel olayların etkileri dikkat çekmektedir. Buna ek olarak artan kıyı kullanımı ve beşerî faktörlerde bu süreci hızlandırmaktadır. Dünyada ve ülkemizde kıyı alanları ve sulak bölgeler barındırdığı canlı çeşitliliği, doğal kaynak zenginliği ve sahip olduğu ılıman iklim sebebiyle geçmişten günümüze kadar yerleşim veya üretim faaliyetleri için en çok tercih edilen alanlardan biri olmuştur. Artan nüfus ve ekonomik kalkınma faaliyetleri sulak alanlarının azalması ve hızla yok olması gibi dezavantajları da beraberinde getirmiştir. Bu nedenler ile son yıllarda, sulak alanlar için sürdürülebilir yönetim stratejilerinin oluşturulması ve bu stratejilerin yürütülmesi önem kazanmıştır. Çünkü bu bölgelerde yaşanan kayıpların geri dönüşü mümkün değildir. Bu yüzden hızlı tekniklerle yapılan tespit ve takipler kıyı ve sulak alanların sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bunlara ek olarak kıyı çizgisinin tespit edilmesi coğrafik haritalama, kıyı erozyonu ve kıyı takibi, kara ve su kaynaklarının yönetimi açısından da büyük bir önem teşkil etmektedir. Sunulan tez kapsamında, Synthetic Aperture Radar (SAR) verisi kullanılarak otomatik olarak kıyı çizgisinin tespit edilmesi ve bu alanların verimli bir şekilde yönetilmesi için önemli bilgilerin çıkartılmasını kolaylaştırmak amaçlanmıştır. Bu amaçla, SAR ve LIDAR verinin bütünleşik kullanımı ile otomatik kıyı çizgisi çıkarma üzerine bir yöntem önerilmiştir. Yöntem belirlenen çalışma alanına ait SAR verisinde uygulanmıştır. Önerilen yaklaşımda, LIDAR ve SENTINEL-1A veri setinden elde edilen sonuçlar, kullanılan referans vektör verileri ile değerlendirilerek 1 pikselin (10m) altındaki farklarla tespit edilmiştir. Önerilen yöntemin SAR verisinden kıyı çizgisi çıkarmadaki performansının değerlendirilmesi için LIDAR verisinden daha düşük çözünürlükteki optik görüntülerin entegrasyonu yapılarak kıyı çizgisi belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar yöntemin otomatik kıyı çıkarmak için kullanılabileceğini göstermiştir. Her iki veri seti kullanılarak elde edilen sonuçlar yaklaşık 1 piksel farkla kıyı çizgisinin tespitini sağlamış ve yöntem başarılı sonuçlar vermiştir.

Selen Oy
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güneş atmosferindeki Lup yapıların incelenmesi

Bu tez çalışması kapsamında iki adet koronal lupa ait fiziksel özellikler (sıcaklık, hız, vb.) araştırılmış ve bu lupların konumlandıkları ayakucu noktalarındaki manyetik alanın detaylı bir analizi yapılmıştır. Söz konusu luplar 10 Mayıs 2016 (Lup 1) ve 17 Aralık 2017 (Lup 2) tarihlerinde gözlenmiş olup National Oceanic Atmospheric Administration (NOAA) aktif bölge (AR) numaraları sırası ile AR12542 ve AR12470'tir. Bu luplardan biri (Lup 1) Güneş leke umbrasının dış kenar kısmı ile bir plaj bölgesini birbirine bağlarken, diğer lup (Lup 2) Güneş lekesinin umbrasının yaklaşık olarak orta kısmı ile bir plaj bölgesini birbirine bağlamaktadır. Analizler sonucunda bu lupların sıcaklıkları yaklaşık 1.0 ile 1.5 Milyon Kelvin (MK) mertebesinde bulunmuş olup neredeyse sıcak (ılık) luplar kategorisine dahil edilmiştir. İncelenen luplarda meydana gelen olayları tanımlamak ve nedenlerini anlamak için Solar Dynamics Observatory, (SDO) ve Goode Solar Telescope, (GST) verileri kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda lupların maksimum parlaklığa ulaştığı zamanların, manyetik akı oluşumunun SDO'ya ait Helioseismic and Magnetic Imager (HMI) ile GST'nin Near InfraRed Imaging Spectrapolarimeter (NIRIS) verilerinde gözlenen akı iptal süreçleri ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Akı oluşum ve iptal olayları küçük ölçekli ortaya çıkan dipoller (iki kutuplu polarite) ve büyük ölçekli önceden var olan alanlar arasında manyetik yeniden bağlanma yolu ile gerçekleşmiştir. Bu manyetik yeniden bağlanmanın, lupların konumlandığı yerdeki plaj bölgesinin kenarında, alt Kromosferde meydana geldiği düşünülmektedir. Söz konusu yeniden bağlanma olayları sırasında buharlaşan plazmanın yavaş yavaş lupları doldurduğu ve lupun bir ayakucu noktasından diğer ayakucu noktasına 80 (Lup 1) - 110 (Lup 2) km s-1 hızlarla yayıldıkları gözlenmiştir. Bu çalışma aynı zamanda SDO'ya ait Atmospheric Imaging Assembly (AIA) görüntülerinde görülen parlak lupların, en azından bir kısmının, uzak ayakucu noktasındaki (Güneş lekesi içermeyen) manyetik aktivite nedeni ile ısınabileceğini göstermektedir.

GüneşKorona
Seray Şahin
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seçilmiş post-AGB türü yıldızlarda birinci iyonisazyon potansiyeli etkisinin araştırılması

Tez kapsamında seçilmiş dokuz adet AGB sonrası evrim aşamasındaki (post-AGB) yıldızlar (AR Sgr, CE Vir, DF Cyg, DY Aql, HP Lyr, SS Gem, SZ Mon, TT Oph, ve UZ Oph) için McDonald Gözlemevi 2.1 m lik Otto Struve Teleskobu ve Sandiford Échelle tayfçekeri yardımı ile elde edilmiş yüksek çözünürlüklü tayflar kullanılarak element bolluk analizleri gerçekleştirilmiş ve tespit edilen bu element bollukları değerlendirilerek Birinci İyonizasyon Potansiyeli (First Ionization Potential – FIP) etkisinin varlığı araştırılmıştır. İlave olarak TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi RTT-150 teleskobu ve TFOSC tayfçekeri yardımı ile program yıldızlarının bir kısmı için alınan düşük çözünürlüklü échelle tayflar da mevcuttur. FIP, literatürde özellikle RV Tauri türü değişen yıldızların tayflarında sergilemiş oldukları bolluk anormalliklerinin (abundance anomaly, depletion) izah edilmesi amacı ile gaz-toz ayrışım (gas-dust winnowing) etkisi olarak bilinen alternatif metod ile birlikte irdelenen ve incelenen sistemin fiziki doğasına da ışık tutabilecek nitelikte güçlü bir yöntemdir. FIP, Güneş ve benzeri yıldızlardaki etkisi bilinen ve kromosferik aktivite belirteci olarak sınanabilecek güncel bir teoridir ve Güneş fotosferinde birinci iyonizasyon potansiyel değerleri 8 eV'dan küçük olan elementler (Mg, Si, Ca, Fe...) için hesaplanan bollukların Güneş koronasında tespit edilmiş element bolluk değerlerinden daha düşük olmasıyla karakterize edilir. Yöntem, uygulanması aşamasında incelenen kaynakların titiz bir element bolluk analizine tabi tutulmuş olmalarını zorunlu kılar. Tez kapsamında FIP etkisi, C, Si, Ca, Sc, Ti, V, Cr, Mn, Fe, Co, Ni, ve s- ve/veya r-process katkılı elementler (Y ve Nd gibi) için hesaplanan bolluklar çerçevesinde incelenmiştir. Kimyasal bolluk analizleri için yerel termodinamik dengedeki (LTE) model yıldız atmosferleri dikkate alınmıştır. Bolluk analizinde kullanılmak üzere güncel atomik verilerin derlenmesi aşamasında Akdeniz Üniversitesi Uzay Bilimleri ve Teknolojileri Bölümü Yüksek Çözünürlüklü Yıldız Spektroskopisi Gurubunda (HRSS) derlenen atomik veri kütüphanesi ve kaynaklardan faydalanılmıştır. Yıldız tayflarından ölçülen çizgi şiddetlerinin bolluk değerlerine dönüştürülmesi aşamasında eşdeğer genişlik metodu ve tayf sentez tekniği kullanılmıştır. Bolluk analizinde kullanılan atomik veriler yüksek çözünürlüklü Güneş tayfı kullanılarak ve Güneş ışıkküre bolluklarını türetecek şekilde test edilmişlerdir. Tez yıldızlarının büyük bir kısmı için bolluk analizinde yararlanılan atomik geçişlere dair listeler ilk kez bu tez kapsamında paylaşılmıştır. Kimyasal bolluk analiz sonuçları değerlendirildiğinde AR Sgr dışındaki sistemler için FIP etkisinin nispeten baskın olduğu görülmüştür. AR Sgr yıldızı için ne gaz-toz ayrışımı ne de FIP etkisinin varlığı tespit edilememiştir. Yıldızın FIP'ye göre [X/H] diyagramındaki bolluk dağılımının ilave bir bileşenden kaynaklanıyor olması muhtemeldir ve tayfsal gözlemler yardımı ile takibi önerilmektedir. DY Aql yıldızı için FIP etkisi ilk kez bu tez kapsamında araştırılmıştır ve yıldızın FIP etkisi gösterdiği tespit edilmiştir. FIP etkisi gösterdiği tespit edilen DF Cyg, fotometrik analiz tabanında literatürde bir çift sistem olarak sınıflandırılmıştır. Sözkonusu yıldıza ait aktif bir kromosfer yapısınında benzeri bir etkiye yol açabileceği düşünülmektedir. Yıldız için ilave takip gözlemleri planlanmaktadır. HP Lyr, SS Gem, SZ Mon, TT Oph, UZ Oph yıldızlarında da FIP etksinin baskın olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın ilerleyen dönemlerde kromosferik aktivite tespitinde kullanılabilecek atomik geçişlerin tespit edilerek çizgi listesinin genişletilmesi planlanmaktadır. Kaynaklar için alınacak ilave kırmızıöte tayflarda FIP etkisi gösteren sistemlerde optik bölgede elde edilen element bolluklarının kırmızöte bölgedeki ölçümler ile doğrulanması planlanmaktadır. Sözkonusu kaynakların zonklayan değişenler oldukları gözönüne alındığında kaynaklar için zonklama hassas geçişlerin de tespiti büyük bir önem arz etmektedir. Bu nedenle tez yıldızlarının dikine hız ölçümlerinin düzenli aralıklar ile takibi ve bu verilerin elde edilecek ve/veya arşivlerden elde edilecek ışıkölçüm verileri ile birlikte değerlendirilerek zonklama duyarlı atomik geçişlerinin doğalarının anlaşılması hedeflenmektedir.

Gizay Yolalan
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sera alanlarının uzaktan algılama görüntülerinden otomatik olarak belirlenmesi

Sera alanlarının belirlenmesi kentsel ve kırsal planlama, rekolte tahmini ve ürün planlaması, sürdürülebilir kalkınma, doğal kaynak yönetimi, risk analizi ve hasar tespiti açılarından önemlidir. Özellikle seraların yoğun bir şekilde bulunduğu yerleşimlerde sera bilgi sistemleri oluşturulurken sera sınırlarının geleneksel yöntemlerle belirlenmesi çok zaman alıcı ve maliyetli olabilir. Bu nedenle sera alanlarının ve tiplerinin uzaktan algılama görüntülerinden hızlı ve doğru bir şekilde otomatik olarak belirlenmesi işgücü ve zaman tasarrufu açısından önemlidir. Bu çalışma kapsamındasera alanlarının renkli ve kızılötesi ortofoto (RGBIR), topoğrafik harita ve Dijital Yüzey Modeli (DYM) kullanılarak otomatik olarak tespiti hedeflenmiştir. Çalışmada başlıca iki aşama bulunmaktadır: (i) Sera alanlarının Obje Tabanlı Görüntü Analizi (OBIA) kullanılarak belirlenmesi ve (ii) Sera sınırlarının elde edilmesi ve plastik, cam sera ayrımlarının yapılması. Sera alanlarının OBIA kullanılarak belirlenmesi aşamasında renkli ve kızılötesi ortofoto, normalize Dijital Yüzey Modeli (nDYM), Normalize Fark Bitki İndeksi (NDVI) ve Görünür Kırmızı-tabanlı Yerleşim Alanı İndeksi (Visible Red-based Built-up Index - VrNIR_BI) kullanılmıştır.Bu süreçte optimum ölçek parametresi Ölçek Parametresi Tahmini 2 (ESP2) aracı ile otomatik olarak belirlenmiş ve bölütleme algoritması olarak Çok Çözünürlüklü Bölütleme (MRS) kullanılmıştır. Sınıflandırma aşamasında ise K-En Yakın Komşuluk (K-NN), Rastgele Orman (RF) ve Destek Vektör Makinesi (SVM) sınıflandırma teknikleri kullanılmış ve sınıflandırma sonuçlarının doğrulukları karşılaştırılmıştır. En yüksek doğruluğun elde edildiği sınıflandırma sonucu sera ve sera olmayan alanlar olarak iki sınıfa indirgenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında sınıflandırma sonucunda elde edilen sera alanlarının sınırları belirlenmiş, sınıflandırma sonuçları ve nDYM verilerinden Python programlama dili kullanılarak cam ve plastik sera ayrımı yapılmıştır. Çalışma seraların yoğun bir şekilde bulunduğu, plastik seraların yanında cam seraları da içeren Antalya'nın Kumluca ilçesinde uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar obje tabanlı sınıflandırma teknikleri kullanılarak sera alanlarının renkli ve kızılötesi ortofoto ve DYM verilerinden başarılı bir şekilde belirlenebildiğini ortaya koymuştur. En yüksek genel doğruluk %94.80 ile SVM sınıflandırıcısı kullanıldığında elde edilmiştir, bunu %86.14 ile K-NN sınıflandırması takip etmektedir. En düşük genel doğruluk ise %81.46 ile RF sınıflandırması sonucunda elde edilmiştir. Ayrıca önerilen yaklaşım ile sera sınırlarının ve plastik-cam sera ayrımlarının yapılabildiği görülmektedir. Ancak daha hassas DYM kullanılırsa sonuçların iyileştirilebileceği, algoritmanın daha büyük alanlarda uygulanabileceği ve daha başarılı sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir.

Ortofoto
Salih Çelik
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürüklemeli şerit CdZnTe dedektörleri için compton kamera simülasyonu

Bu tezde sürüklemeli şerit CdZnTe dedektör kullanılarak Compton kamera simülasyonu yapılmıştır. Compton kamera simülasyonları ve veri analizi için MEGAlib analiz ve görüntüleme programı kullanılmıştır. Simülasyonlar MEGAlib içinde GEANT4 ile gerçekleştirilmiştir. Optimum görüntü kalitesine sahip olması hedeflenen Compton kamera için başlangıçta üç kütle modeli geliştirilmiştir. Bu modeller üzerinde gama ışın kaynakları kullanılarak simülasyonlar gerçekleştirilmiş ve alınan sonuçlar Compton kamera performans parametreleri üzerinden değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler sonucunda, geliştirilmek üzere kütle modeli 1 tercih edilmiştir ve bu doğrultuda kütle modeli 4 oluşturulmuştur. Kütle modeli 4, dokuzar silikon dedektör içeren 4 katman ve dokuzar CZT dedektör içeren 2 katman içermektedir. 300, 356, 662, 1000 ve 1333 keV enerjili gama ışın kaynakları ile kütle modeli 4 için simülasyonlar gerçekleştirilmiştir. Kütle modeli 4'ün 662 keV'de 4.46º ARM dağılımı FWHM değerine sahip olduğu görülmüştür. Son olarak 300, 356, 662, 1000 ve 1333 keV enerjili gama ışın kaynakları için kütle modeli 4'e ait etkin alanlar hesaplanmış ve kütle modeli 1 etkin alan değerleri ile karşılaştırılmıştır. Değerlendirme sonucunda kütle modeli 4'e ait etkin alanların, kütle modeli 1'e ait etkin alanlara kıyasla beklenen artışı gösterdiği gözlenmiştir. Tam enerji değeri üzerinden elde edilen ARM dağılımı FWHM değerlerinde de kütle modeli 1'e göre iyileşme olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar ile kütle modeli 4, olası bir uzay görevi için avantajlı bir Compton kamera prototipi olarak kendini göstermiştir.

Ezgi Gökçe Dik
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yer ile eş-yörüngelere sahip cisimlerin yörünge dinamiklerinin incelenmesi

Yer yakını bölgelerde bulunan yörüngeler arasında son yıllarda en çok dikkat çeken konulardan biri eş yörüngelerdir (co-orbital).Günümüzde teknolojik gelişmeler sayesinde bu yörüngelerdeki cisimleri gözlemleyebiliyoruz. Bunun yanı sıra geleceğe veya geçmişe dair simülasyonlar yapabiliyoruz. Eş yörüngelerin kapsadığı birkaç farklı özel yörünge bulunmaktadır. Bunlar At nalı (Horseshoe), İribaş (Tadpole), Yarı-uydu (Quasi-stellite) ve Truva (Trojan) yörüngelerdir. Bu yörüngeleri birbirinden ayırt edebileceğimiz iki temel faktör vardır; yarı büyük eksen ve ortalama boylam değerleri. Tez kapsamında bu faktörleri zamanda ileriye doğru hesaplayıp grafik olarak elde ettik.Bu faktörlere, rölatif konum ve üretilen klon yörüngeler de eklendi. Ayrıca eş yörüngelerin kararlılıkları son yıllarda oldukça önem kazanmıştır ve eş yörünge kararlılıkları hakkındaki çalışmalar uzun zamandan beri sürdürülmektedir. Bu tez çalışmasında, öncelikli olarak Yer ile eş yörünge hareketi yapan cisimleri tespit ettik.Seçilen cisimlerin yörünge elemanları için aralıkları belirledik.Eş yörüngelerde dolanan cisimlerin yörünge elemanlarını yakın zaman aralıkları için analiz ettik. Bu cisimler için kapsamlı kararlılık haritaları elde ettik ve bu haritalrı analiz ettik.

Yörünge dinamiği
Sergen Cengiz
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güneş leke gruplarının güneş patlaması üretme potansiyellerinin araştırılması

Bu çalışmada, Güneş lekeleri, koronal kütle atımları ve jeomanyetik aktivite verileri analiz edilerek, Güneş leke sayıları (SSNs), Güneş leke alanları (SSAs), Güneş patlamaları, Koronal kütle atımları (CMEs) ve Jeomanyetik (Ap, aa, Kp, Dst ve Pc indeks) indeksler karşılaştırılmış ve aralarındaki ilişkiler araştırılmıştır. Güneş lekeleri, literatürde en yaygın kullanılmasının yanı sıra, en uzun süreli gözlemsel veriye sahip olan güneş aktivite göstergesidir. Güneş leke sayıları ve güneş leke alanları gözlemlerinin yıllardır yapılması ve uzun dönemli verilerin var olması periyodik değişimlerin incelenmesine olanak sağlamaktadır. Bu çalışmada bu temel veriler ile birlikte güneş patlama sayıları, güneş patlama akıları ve 10.7 cm güneş radyo akısı gibi diğer güneş aktivite göstergeleri ile jeomanyetik aktivite indeksleri ve koronal kütle atımları arasında ilişkinin araştırılmasında çeşitli bilgisayar kodları kullanılmıştır. Pearson korelasyon analiz metodu kullanılarak tüm veriler arasındaki ilişkilerin derecesi ve yönü araştırılmıştır. Ortalama güneş leke grubu alanları ve her bir güneş leke grubuna ait flare üretme potansiyelleri arasındaki ilişkinin güvenilirliğini araştırmak için Student-t testi kullanılmıştır (r = 0.996, t = 24.92, df = 5, p > 0.001). Yapılan analizler sonucunda, literatüre her bir güneş lekesinin flare üretme potansiyeli adını verdiğimiz tanım kazandırılmış. Böylece güneş lekelerinin sadece morfolojik sınıflandırması kullanılarak patlama üretme potansiyelleri (A grubu için 0.05, B grubu için 0.09, C grubu için 0.21, D grubu için 0.56, E grubu için 1.15, F grubu için 2.18, ve H grubu için 0.12) elde edilmiştir.

Saliha Eren
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aynı bölgeye ait ardışık gökyüzü görüntülerindeki hareketli cisimlerin doğru tanıma yöntemi ile otomatik tespiti

Bu tez çalışmasının amacı ardışık teleskop görüntülerindeki hareketli cisimleri Doğru Tanıma Yöntemi'ni (DTY) (Chen T. ve Chung K., 2001) kullanarak otomatik olarak tespit eden bir bilgisayar programı geliştirmektir. Doğru Tanıma Yöntemi, aslında, dijital görüntülerdeki doğruları tespit etmek için geliştirilmiş matematiksel bir yöntemdir. Bu yöntem, bu tez ile birlikte ilk kez teleskop görüntülerine uyarlanacak ve bu görüntülerdeki hareketli cisimlerin (asteroid, kuyruklu yıldız, vb.) tespiti için kullanılacaktır. Güneş sistemi cisimleri üzerine yapılan gözlemsel çalışmalar sırasında gece boyunca çok sayıda teleskop görüntüsü alınmaktadır. Bu görüntüler içerisine gözlenen cisimler dışında bilinen ya da bilinmeyen hareketli cisimler de girebilmektedir. Bu görüntülerin hızlı bir şekilde taranıp işlenerek görüntülerdeki hareketli cisimlerin tespit edilmesi hem daha önce gözlenmiş cisimlerin yörüngelerinin iyileştirilmesi hem de yeni cisimlerin keşfi açısından önem taşımaktadır. Hareketli güneş sistemi cisimlerinin çok sayıda teleskop görüntüsü kullanılarak klasik yöntemlerle tespit edilmesi yüksek zaman tüketimi ve iş gücü gerektirmektedir. Geliştirilen bilgisayar programı sayesinde ardışık teleskop görüntülerinin hızlı bir şekilde işlenmesi ve içerisindeki hareketli cisimlerin tespit edilmesi mümkün olmaktadır. Program, teleskop görüntülerinin analizinde daha önce hiç uygulanmamış olan Doğru Tanıma Yöntemi'nden esinlenerek Çoklu Görüntülerden Doğru Tanıma Yöntemi (Multiple Image Line Detection(MILD)) (Atay ve ark.,2016) kullanılarak, çalışması esnasında insan etkileşimini en aza indirecek şekilde hazırlanmıştır. Programda kullanılacak yöntemler işlem sırasına göre şu şekilde özetlenebilir: İsteğe bağlı olarak görüntüler ön indirgemeye tabi tutulmaktadır. Görüntülerdeki, teleskobun hareketinden kaynaklanan kaymalar ve gözlem koşullarından kaynaklanan ışık şiddeti farkları düzeltilir. Hareketsiz cisimlerin (yıldızların) büyük çoğunluğu görüntülerden çıkarılarak, Ay veya yıldız kaynaklı parlama etkileri büyük ölçüde azaltılmaktadır. Görüntülerde geriye kalan ışık kaynaklarının (potansiyel hareketli cisimler) koordinatları bu kaynakların parlaklık değerleri üzerinden tanımlanan "parlaklık merkezleri" hesaplanarak bulunmaktadır. Bu koordinatlar arasından gerçekten hareketli cisimlere ait olanlar MILD kullanılarak tespit edilir. Tüm bu işlemler otomatik bir şekilde gerçekleştirilmektedir. i MILD'nin kullanıldığı bu bilgisayar programı ile gecelik gözlemlerden elde edilen teleskop görüntülerindeki hareketli cisimlerin koordinatları hızlı ve otomatik bir şekilde elde edilebileceğinden, program yeni cisimlerin keşfi için önemli bir araç vazifesi görecektir. Arşiv görüntülerinden klasik yöntemlerle hareketli cisim tespit etmek hem zaman hem de iş gücü açısından yüksek maliyetlidir. Bu program ile istendiğinde bu tür arşiv taramalarının hızlı ve otomatik bir şekilde gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.

Nurdan Karapınar
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anakol yıldızlarının yarı-empirik etkin sıcaklık hesabında metal bolluğunun etkisi

Klasik yöntem olarak bilinen, kütlesi (M) ve yarıçapı (R) ölçülmüş anakol yıldızlarının Stefan-Boltzmann yasası çerçevesinde (L=4R2T4), geçerli bir anakol kütle ışınım gücü bağıntısı (MLR) kullanarak etkin sıcaklıklarını (Teff) hesaplaması yöntemi hatalı (yanlı) sonuç üreten kaba bir yöntemdir. Anakol yaşamları boyunca, anakol yıldızlarının, teorik yıldız evrimi hesaplarına göre, ışınım güçleri (L) ve yarıçapları (R) sürekli artmakta ve buna bağlı olarak etkin sıcaklıkları (Teff) da değişmektedir. R artış hızı, M > 1.1 M yıldızlar için L artış hızından büyüktür, bu yüzden 1.1 M den daha büyük kütleli anakol yıldızları evrimleştikçe, etkin sıcaklıkları azalmakta, buna karşılık R artış hızı L artış hızına göre daha az olan küçük kütleli anakol yıldızlarında tam tersi durum, yani yıldız evrimleştikçe etkin sıcaklığın arttığı bilinmektedir. Doğasından kaynaklı yanlılığı nedeniyle klasik yöntem, anakol hayatına yeni başlamış (ZAMS) genç yıldızlarda yıldızın etkin sıcaklığını, olması gerekenden daha sıcak, buna karşılık anakol hayatının sonuna (TAMS) gelmiş yaşlı yıldızların etkin sıcaklığını ise olması gerekenden daha soğuk hesaplamasına sebep olmaktadır. Klasik yöntemin bu hatasını düzeltme, daha doğru Teff hesabı yapabilmek için yeni bir yöntem, Homojen Sıkıştırma Yöntemi (HSY), 114R072 nolu TÜBİTAK projesi çerçevesinde önerilmiştir. HSY'nin ilk uygulaması, Güneş civarındaki 450 anakol yıldızına, tüm yıldızları Güneş metal bolluğunda kabul ederek, PARSEC evrim modellerinden, Z = 0.014 modelleri kullanılarak uygulanmıştır. Bu tez çalışmasında, HSY farklı metal bolluğundaki 0.008 < Z < 0.06 evrim modellerinin kullanılmasıyla geliştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, metal bolluğu bilinmeyen, kütlesi ve yarıçapı duyarlı ölçülmüş bir anakol yıldızının etkin sıcaklık hesabında, Z = sabit, (Güneş metal bolluğu) varsayımıyla hesaplanan etkin sıcaklıklar da, yıldızın metal bolluğunun farklı olması durumunda, metal bolluğunun büyüklüğüyle orantılı ±600 K'e varan hatalı Teff'lerin hesaplandığı anlaşılmıştır. Yöntemin doğru sonuç vermesi, gözlemsel M ve R'lerin duyarlılığı kadar, Z ölçümü duyarlılığına da bağlıdır.

Mehmet Alpsoy
Akdeniz University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00