
105
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Kültürel miras araştırmalarında kullanılan yeni teknolojik yaklaşımlar: Phaselis yazıtları örneği
Bu çalışma, son yıllarda kültürel miras araştırmalarında kullanılmaya başlanan Yansıtma Dönüşümlü Görüntüleme (RTI) metodunun, epigrafiye sunduğu yenilikleri ve pozitif katkıları Phaselis yazıtları ışığında mercek altına alarak yazıtların tekrar değerlendirilmesini kapsamaktadır. Yansıtma Dönüşümlü Görüntüleme (Reflectance Transformation Imaging - RTI), bir nesnenin sabit bir noktadan çekilen ve farklı açılardan aydınlatılan bir dizi dijital fotoğraf verisinin sentezlenmesi sonucu, nesnenin yüzey formunun matematiksel bir modelini oluşturulmasına olanak veren sayısal fotoğraflama metodudur. RTI görüntüleri, tripod üzerine sabitlenen bir fotoğraf makinesiyle çekilen bir dizi fotoğraf kaydından oluşmaktadır. Söz konusu her bir fotoğraf karesinde materyal üzerine farklı açılardan uygulanan ışık, obje üzerinde yansıma, gölge, rölyef ve insizyon meydana getirmektedir. Bu veri kümelerinden elde edilen yansıma değerlerinin sentezlenmesi sonucu nesnenin matematiksel yüzey modeli oluşturulmaktadır. Böylelikle yazıt taşıyıcısı yüzeyine ışık istenildiği açıdan uygulanabilmekte, RTI yazılımının sunduğu algoritmik görüntüleme filtreleri uygulanarak materyal kültür kalıntısı üzerinde oldukça detaylı bir analiz süreci yürütülebilmektedir. Çalışma kapsamında Phaselis Antik Kenti'nde bulunan epigrafik malzemeler üzerinde özellikle yüzeyi tahrip olmuş, okunmasında zorluk çekilen, okunamayan veya yanlış deşifre edilen yazıtlara yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Kültürel miras araştırmalarında 'tahribatsız' analiz ve belgelemeye imkan veren RTI metodunun epigrafi çalışmalarına sağladığı pozitif katkı ele alınarak RTI metodunun ilkeleri aktarılmaktadır. Ayrıca söz konusu metodun yazıtların analizinde ve kayıt sürecinde sağladığı avantajlar ve kısıtlamalar ele alınmış ve epigrafi araştırmalarında uygulanabilirliği deneyimlenmiştir.
Periplus, Periegesis ve denizcilik yasaları özelinde Antikçağdan Ortaçağa Akdeniz denizcilik yazım geleneğine örnekler
İnsanların denizler özelindeki (bilinen) ilk faaliyetlerinin Prehistorik çağda başlangıcıyla birlikte, Akdeniz bu hareketliliğin merkezi ve etkileşim noktası olarak hızlı bir şekilde belirginlik kazanmış ve giderek diğer denizlere oranla ön plana çıkmaya başlamıştır. Antikçağdaki evrimiyle orantılı olarak, Akdeniz çeşitli uluslardan ya da kabilelerden birçok denizcinin farklı amaçlarla ve yine farklı rotalarda bir limandan başka bir limana sıklıkla yelken açtığı bir deniz haline gelmiştir. Zaman ilerledikçe, belirli aralıklarla gerçekleştirilen askeri ve siyasi deniz seferleri ile aralıksız sürdürülen ticari faaliyetler giderek artış göstermiş ve bu artış da denizciliğin antikçağ yaşamında bir gereklilik/zorunluluk olarak kimlik kazanmasını sağlamıştır. Bu gereklilik doğrultusunda, seyrü seferler gerçekleştirdikleri rotalar özelinde giderek yetkinlik ve tecrübe sahibi olmaya başlayan denizciler, edindikleri gözlemleri ve bilgi birikimlerini sözlü gelenekten yazılı belleğe aktarmaya başlamışlardır. Buradaki amaç başlarda tamamen pratik kaygılardan oluşmaktaydı; zira denizlerdeki zorluk ve tehlikelerin yazınsal veriler aracılığıyla tüm denizcilere bildirilmesine odaklanılıyordu. Bu amacın kapsamı süreçle birlikte ve gemicilerin ihtiyaçları özelinde genişletildi ve de farklı taleplere göre baştan uyarlandı. Öyle ki bu kapsamda denizlerin şekilleri, önemli akıntılar, seyredilebilir nehirler, kıyılarda yaşayan halklar, kıyı topografyası, sahildeki bitki ve hayvan popülasyonu ve gemiciler arasındaki kurallar-kaideler gibi farklı alanlarda da notlar tutulup kayıtlar alınmaya başlandı. Böylelikle de denizcilik ve gemicilikle ilgili oldukça kapsamlı ve bir o kadar da önemli bir denizcilik külliyatının Antikçağdaki temelleri atıldı ve Ortaçağ'a kadar da bu yazınsal miras gelişimini sürdürdü. Sunulmuş olan bilgiler ışığında, söz konusu bu çalışma da Akdeniz denizciliğiyle ilgili bilgi veren yazınsal mirası "Periplus, Periegesis ve Denizcilik Yasaları Özelinde Antikçağdan Ortaçağa Akdeniz Denizcilik Yazım Geleneğine Örnekler" başlığıyla ele almayı ve bu anabaşlık çatısı altında incelenen metinlerin denizcilik tarihi çalışmalarındaki işlevi ve konumu hakkında kapsayıcı bir değerlendirmede bulunmayı amaçlamaktadır. Bu değerlendirme özelinde, periplus (seyir kaydı-tutanağı), periegesis (seyahatname) ve Rhodos Denizcilik Yasaları başlıklarına sahip üç farklı metin gurubu tematik bir açıdan ele alınmaktadır. Bu metinlerin çevirisi ve değerlendirilmesi sonucunda da, antikçağ denizcilik tarihi çalışmalarının arkeolojik verilerle elde edilen materyal kültür kalıntıları dışında filolojik metinlerden elde edilen verilerle de desteklenebileceği görüşü ileri sürülmektedir. Diğer yandan da dört farklı metnin çevirisi çeşitli alanlarda çalışmalar sürdüren bilim insanlarının ve araştırmacıların kullanımına sunulmaktadır.
Pseudo-Skymnos'un "periegesis" adlı eseri ışığında akdeniz havzası hellenistik dönem tarihi coğrafyası ve kentleri
Antik kaynakların okunup sentezlenmesinin ardından kaleme alınan ve Nikomedes'e atfedilen periegesis, iambik trimeter vezniyle ve didaktik yanıyla ön plana çıkmaktadır. Eserin şairi bilinmediği için ele alınan bazı filolojik çalışmalar sonrasında, 1846 yılında August Meineke'nin önerisi üzerine yazarının Pseudo-Skymnos olarak adlandırılmasında karar kılınmıştır. Eser, MÖ ca. 135 civarına tarihlenmekteyse de üzerine çeşitli görüş ve varyasyonlar bulunmaktadır. Şiir 138 satırlık bir giriş (prologos) ve şairinin iki kıta olarak adlandırdığı Avrupa ve Asya'nın coğrafî unsurlar açısından lakonik tasvirini içermektedir. Söz konusu eser kolonizasyon ve göç hareketlerine ışık tutacak şekilde çoğunlukla kent kuruluşları ile kentlerin ve diğer coğrafî unsurların (ada, dağ, deniz, göl, nehir vb.) konumlarına yoğunlaşsa da mitoloji ve kültürel ögelerin de bulunduğu manzum bir yeryüzü tasviridir. Bu çalışma ise Karl Müller'in 980 satırlık güvenilir tamamlamasından örnek alınarak metin içerisinde geçen coğrafya (kent, ada, dağ, deniz, göl, nehir vb.) ve mitolojiye ait unsurların eserle birlikte incelenip analiz edilmesini ve yorumlanmasını amaçlamaktadır.
Stadiasmus Maris Magni' adlı eserin çevirisi ve yorumlanması
Bu çalışmada antikçağa ait bir coğrafya metni olan 'Stadiasmus Maris Magni' adlı eserin Hellence aslından bir çevirisi ve içeriğine ilişkin genel bir yorumlama sunulmuştur. Bu bağlamda ilk olarak coğrafya metinlerinin yazım formatlarındaki değişimleri izlemek adına bu değişimlere neden olarak antikçağda teritoryal genişleme hareketleri üç alt başlıkta ana hatlarıyla ele alınmıştır. İlk aşama olarak Arkaik dönemde gerçekleşmiş olan Büyük Kolonizasyon dönemi, ikinci aşama olarak MÖ IV. yüzyıl Makedon egemenliği akabinde gerçekleşen Büyük İskender'in Doğu Seferi, son aşama olarak ise Roma Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemlerinde görülen eyaletleşme süreci ele alınmıştır. Ana hatlarıyla aktarılan bu tarihsel sürecin devamında ise antikçağ coğrafya yazımının önemli örnekleri kronolojik bir sıra içerisinde tanıtılmaya çalışılmıştır. Bunu takiben bu çalışmanın odak noktasını oluşturan 'Stadiasmus Maris Magni' adlı periplous formatında yazılmış coğrafya metninin Hellence aslından bir çevirisi ve içeriğe ilişkin bir yorumlama yapılmıştır. Söz konusu metnin antikçağa ait coğrafya metinleri ve coğrafya yazımında kullanılan diğer formatlar arasındaki yerinin net olarak anlaşılabilmesi için khorographia formatında yazılmış başka bir coğrafya metni olan Strabon'un Geographika adlı eserinin XV. kitabı ele alınmıştır. Bu kitabın da Hellence aslından bir çevirisi ile genel bir değerlendirme sunulmuştur. Ardından her iki formata ilişkin bir karşılaştırma yapılmış ve son olarak bir genel değerlendirme ve sonuç bölümüyle çalışma son bulmuştur.
Doğu-Batı etkileşimi kapsamında Orta Çağ İslam iktisat düşüncesinin oluşumu
Orta Çağ'da Akdeniz coğrafyasındaki iktisadi düşünce ve uygulamaların analiz edildiği bu çalışmada tarihsel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Dört temel bölüm şeklinde incelenen çalışmanın birinci bölümünde Orta çağ iktisat anlayışının kökenleri, antik Ortadoğu'da girişim kültürü ve ilk müteşebbisler, Ortadoğu'da hâkim olan genel iktisadi düşünce, Ortadoğu'dan ithal edilen girişim mefhumunun Yunan ve Roma'ya aktarılması ve dolayısıyla antik Yunan ve Roma'daki iktisadi düşünce yapısı ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde İslam iktisat düşüncesinin oluşumu, Orta Çağ'da iktisadi kalkınma, Müslüman düşünürlerin iktisadi analize katkılarına değinilmiştir. Bir sonraki bölümde Orta Çağ Müslüman toplumlarındaki iktisadi uygulamalar, piyasa ekonomisi, sınırlı devlet regülasyonu, özel mülkiyet, düşük vergi oranları, para politikası ve bankacılık sistemleri gibi kavramlar anlatılmaktadır. Son olarak ise antik Ortadoğu, Yunan, Roma ve İslam uygarlıklarının etkileşimi sonucu ortaya çıkan Orta çağ iktisat anlayışının batıya transferi, Müslümanların iktisadi tezlerinin Endülüs üzerinden İspanyol skolastiklere aktarılması ve İspanyol skolastizminin bir ekolü olan Salamanca Okulu örneği ile Salamancalı düşünürlerin iktisadi düşünceye katkıları incelenmiştir. Çalışmanın genel amacı, bugün serbest piyasa ekonomisi ve iktisadi özgürlüğe yönelik ekonomi modelleriyle başarıya ulaşan batılı modellerin kaynağını Ortadoğu'dan aldığı ve modern iktisat teorilerinde Müslüman etkisinin yadsınamayacağını vurgulamaktır. Bununla birlikte detaylarına çalışmada yer verilecek olan Schumpeterci önermenin yanlışlığına vurgu yapılarak Schumpeter'in "great gap" tezine bir antitez geliştirmek amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Akdeniz'de İktisadi Düşünce, Yunan-Roma İktisat Felsefesi, İslam İktisat Geleneği, Salamanca Okulu, Orta çağ Skolastizmi, İspanyol Skolastizmi.
Uluslararası göç hareketliliği bağlamında göçmenlere yönelik sağlık hizmetleri ve politikaları: Türkiye ve İtalya karşılaştırması
Akdeniz Havzası, tarih boyunca göçmenlik olgusunun yoğun olarak yaşandığı bir bölge olmuştur. Bu bölge, göçmen kaynağı, hedef ve transit ülkeleri bir araya getiren bir coğrafyaya sahiptir. Günümüzde ise göç hareketlerinin ana hedefi genellikle Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olmaktadır. 20. yüzyılda meydana gelen Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) ve İkinci Dünya (1939-1945) Savaşı ile soğuk savaşın neden olduğu nüfus hareketleri; Akdeniz'e kıyısı olan AB ülkelerine veya Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere doğru düzensiz göç hareketlerine yol açmıştır. Türkiye UNCHR verilerine göre dünya da en fazla göçmen nüfusuna ev sahipliği yapan ülkelerin başında gelmektedir. Ayrıca İtalya'da aynı şekilde binlerce düzenli ve düzensiz göçmeni çatısı altında barındırmaktadır. Bu durum ülkelerinin vatandaşlık, sağlık ve çalışma gibi birçok farklı noktada politika üretmelerine sebep olmuştur. Bu politikaların en başında da göçmenlere yönelik uygulanan sağlık politikaları yer almaktadır. Çünkü göçmenlerin sağlığı aynı zamanda o ülkenin toplum sağlığını çok yakından ilgilendirebilmektedir. Bu nedenle bu çalışmada Türkiye ve İtalya'nın Düzensiz göçmenlere yönelik sunulan sağlık politikalarının analizi amaçlanmıştır. Çalışmanın sınırlılıklarını Akdeniz'in doğusunda yer alan Türkiye ile Orta Akdeniz bölgesinde bulunan İtalya'nın örneklem olarak seçilmesi oluşturmaktadır. Sağlık politikalarında, Türkiye; "Açık Kapı" politikası ve Suriyeli vatandaşlara "geçici koruma" statüsü verilmesini onaylamıştır. Bu kapsamda tüm göçmenlere ücretsiz birinci basamak sağlık hizmetleri sunmakta ve çeşitli projelerle geçici koruma altındaki Suriyelilerin sağlık durumlarını iyileştirmektedir. İtalya, düzensiz göçmenleri kapsayan evrensel sağlık hizmeti sunmakta, yasal statülerinden bağımsız olarak temel insan haklarını koruyan bölgesel idare ve kamu-özel sağlık hizmeti sağlayıcılarının entegrasyonunu içermektedir. Yapılan bu çalışmada, nitel araştırma yöntemleri arasında yer alan literatür taramasına dayalı betimsel analiz yöntemini kullanılmıştır. Literatürde var olan araştırmalar, tez çalışmasının konusuyla ilgili olarak kapsamlı bir şekilde gözden geçirilerek incelenmiştir. Bu araştırma sürecinde, tezler, ilgili makaleler, kitaplar, raporlar ve diğer akademik kaynaklar taranarak uygun ve güvenilir veriler toplanmıştır. Ardından toplanan bu veriler betimsel analiz sürecinden geçilerek düzenlenip yorumlanarak tez çalışmasının hedeflediği olgularla ilişkilendirilmesi sağlanmıştır.
19. yüzyıl Yıldız Sarayı Albümleri ışığında Akdeniz uygarlıkları kültürel mirası
19. yüzyılda, Avrupa'da yaşanan sanayi devrimi ardından gelişen aydınlanma hareketleri ile entelektüel bilinç yükselir, batı varoluşunu doğuya bağlar, köklerini Antik Yunan ve Roma'da arar, böylelikle Oryantalizm akımı ortaya çıkar. Bu dönemde bilimsel çalışmalar ve araştırmalar yapılabilmesi için çeşitli enstitüler kurulur. Bu gelişmelerin yanı sıra dönemin önemli siyasi güçleri olan İngiltere, Fransa ve Almanya Doğu coğrafyasındaki zengin kültürel mirasa sahip olma dürtüsü ile hareket ederler. Hedefteki topraklar, daha çok Akdeniz'in doğusudur. 1840 yılında fotoğraf makinasının icadı ile, seyahat edip, gördüklerini fotoğraf karesinde sabitlemek dönemin en popüler aktivitesi haline gelir. Bu sayede doğuya seyahat eden gezgin fotoğrafçılar vasıtası ile geniş bir koleksiyon elde edilirken bu gelişmelerden geri kalmak istemeyen Osmanlı imparatorluğunda Sultan II. Abdülhamid'in (1876-1909) yönetiminde yenilik hareketleri gözlenir. Sultan, istihbarat, propaganda ve keşfetme arzusuyla imparatorluğun dört bir yanına ayrıca dönemin güçlü ülkelerine fotoğrafçılar gönderir. Gezginlerden elde edilen fotoğrafların yanı sıra hediye gelen fotoğraflar ile sultanın koleksiyonu gelişir. Osmanlı imparatorluğu, döneminde nadir bulunacak ve tarihe ışık tutacak bir fotoğraf koleksiyonuna sahip olurken, dönemin önemli ülke ve kültürlerine ait 19. yüzyılın görsel tarihine önemli bir armağan bırakır. Günümüze değin süren savaşlar, doğal tahribatlar ve göçler ile değişen sınırlar, söz konusu fotoğrafları günümüzde önemli birer belge haline getirmiştir. Akdeniz uygarlıklarının zengin kültürel mirasının yansıtıldığı binlerce fotoğrafı içeren Yıldız Albümleri 19. yüzyıla ait değerli bir kaynak niteliğindedir ve bu zengin görsel veri sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel okumalarının yanında kültürel miras konusunda geçmişe dönük incelemeler yapmaya olanak sağlamasının yanı sıra, Akdeniz coğrafyasında yaşayan günümüz toplumları için de birleştirici bir ortak mirastır.
Der'a - Hayfa demiryolu hattı yapımı ve bölge siyasetine etkileri(1902-1906)
XIX. yüzyılda Doğu Akdeniz'de balıkçı kasabası olarak öne çıkan Hayfa, günümüzde sanayinin, kültürün ve ticaretin merkezidir. İsrail'in en büyük ve gelişmiş şehirlerinden birisidir. Şehir, XIX. yüzyılın sonundan XX. yüzyıla ve oradan da I. Dünya Savaşı'na kadar olan zaman aralığında siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan hareketli ve kritik bir dönemeçten geçmiştir. Özellikle 1905 yılında Hicaz Demiryolu'nun, Hayfa üzerinden Akdeniz'e açılmasıyla kazânın sosyal ve ekonomik yapısında köklü değişiklikler meydana gelmiştir. Çalışmada kazânın gelişimine etki eden demiryolunun bölgede ortaya çıkardığı köklü ve derin değişiklikler ele alınmıştır. Akdeniz Havzası tarih boyunca büyük çekişmelere sahne olmuştur. XIX. yüzyılın başlarından itibaren Orta Doğu'da Batılı büyük güçlerin çıkar ve nüfuz mücadelesi bir hayli hız kazanmış ve kendini somut halde göstermeye başlamıştır. Bundan sonraki süreçte Hicaz Demiryolu Projesi'nin Akdeniz'e açılan önemli kapısı haline gelen Hayfa, barındırdığı limanı ve demiryolu hattının kurulmasıyla gelişme süreci hızlanmıştır. Kaynaklarda Hicaz Demiryolu'nun şube hattı/Hayfa yan yolu olarak bilinen güzergâhın planlaması, inşaatın başlaması ve hizmete açılma süreci oldukça hareketli siyasi gelişmelere yol açmıştır. Doğu Akdeniz liman kentleri içinde doğal bir limana sahip Hayfa şehrinin demiryoluna kavuşma macerasında öngörülemeyen sorunlar ortaya çıkmıştır. Kullanılacak malzemenin taşınması ancak Fransız şirketine ait olan Beyrut Limanı üzerinden gerçekleştirilebilmiştir. Osmanlı Hükümeti sürekli olarak Hayfa'ya bir hat kurulmasını isterken, Beyrut-Şam Hattı'nı işleten Fransız şirketine bel bağlamak istememiştir. Bu yüzden Osmanlı Hükümeti ile Fransız DHP şirketi arasında anlaşmazlık ortaya çıktı. Fransız şirket haklarının çiğnendiğini öne sürünce sorunu büyütmek istemeyen Osmanlı Hükümeti bu şirkete bazı demiryolu imtiyazları vermek zorunda kalmıştır. Yaşanan sorunlar üzerine rekabet ortamının zarar görmemesi adına Hicaz demiryolu komisyonu yarım kalmış Hayfa Hattı'nı İngilizler'den satın almıştır. 1902 yılında yapımına başlanan ve güzergâhı Yermük Vadisi üzerinden bugünkü İsrail'in Hayfa şehrine bağlanan 161 kilometrelik bu yeni hat, Ekim 1905'te tamamlanabilmiştir. Böylece stratejik konumu nedeniyle Hayfa, Akka şehrine göre daha güvenli olmasından dolayı Hicaz Demiryolu için daimi olarak tercih edilir olmuştur. Karmel Dağları'nın hemen eteğinde kurulu olan Hayfa, XIX. yüzyılın sonlarında Akka şehrinin gölgesi altında küçük bir yerleşim merkeziydi, Hayfa tren istasyonu eski Hayfa surlarının hemen dibinden başlıyordu. Şehir, Hicaz Demiryolu'na bağlanınca büyümeye ve tarihi sınırlarını aşmaya başladı. Bunun sonucunda şehir kısa bir zaman aralığında Ortadoğu'nun en önemli limanlarından biri haline gelecektir. Hat yapımında gerekli malzeme, ilk zamanlarda Avrupa'dan deniz yoluyla Beyrut limanına boşaltıldı. Taşıma maliyetlerinin düşürülmesi adına Osmanlı Hükümeti 1903 yılında Fransız şirketine taşıma ücreti vergisinde %45 indirimli tarife uygulamaya başladı. Bu durum hat yapımı maliyetinin kısmen düşmesine yardımcı olduysa da yeterli olmadı. Demiryolu hattının şehre, bölge ticaretine, uluslararası ilişkilere olan ilişkisinin de ele alındığı bu çalışmada, tarama/derleme yöntemi ile geçmişten günümüze intikal etmiş Osmanlı arşiv vesikaları önce tespit edilmiş, sonra bu belgeler çevrilmiştir. En son olarak da belgeler analiz edilerek metne aktarıldı. Tezde arşiv belgelerinin dışında; gazeteler, yerli ve yabancı yazarlar tarafından hazırlanan kitap, makale ve bildirilerden faydalanıldı. Ayrıca konuyla ilgili yüksek lisans ve doktora tezleri gibi ikincil kaynaklardan istifade edildi. XX. yüzyılda hayata geçirilmiş Hayfa Hattı, Ortadoğu için çok büyük bir projeydi. Hatta Hayfa Hattı, Hicaz Demiryolu'nun tamamlayıcısıdır demek yanlış olmaz. Şam'dan başlayıp Der'a kavşağından yan yol olarak Havran Platosu ve Yermük Vadisi'ndeki nehir kıvrımlarından Ürdün Nehri ile buluşan hat; dağlık, zorlu coğrafi koşulları aşmaktadır. İki yıl gibi kısa bir sürede 15 istasyon, 15 köprü ve yedi tünel ve çok sayıdaki su kemeri, menfez, viyadüğün inşası ve rayların döşenmesi önemli bir mühendislik başarısıdır. Tüm bu hattın inşasındaki edinilen deneyim ve tecrübe genç Türkiye Cumhuriyeti'nde Mustafa Kemal Atatürk'ün başlatacak olduğu demiryolu yatırımlarının teknik kadrosunu ve teknik bilgisini oluşturacaktır.
Doğu Akdeniz antik sinagog yapılarının karşılaştırılmalı olarak mimari açıdan irdelenmesi
Tannaitik literatür ve material kültürel kalıntılar takip edildiğinde Yahudi varlığının antikiteden itibaren tarih sahnesinde yer aldığı görülmektedir. Bu uzun süreç hem Yahudi toplumunun hem de ibadet mekanı olan sinagogların farklı coğrafyalarda farklı evreler geçirmesi sonucunu da beraberinde getirmiştir. Yahudi kimliği yaşanılan sürgün dönemlerinin de etkisi ile kimi zaman yaşam biçimlerinde kimi zaman da ibadet mekanlarında değişime hatta dönüşüme izin vermek zorunda kalmıştır. Tez çalışması MS 11. yüzyıl öncesine ait Geç Antik Çağ'daki Yahudi kimliğinde yaşanan bu değişim ve dönüşümü bütüncül bir bakış açısı ile ele almaktadır. Yahudi izlerinin sınırları Anadolu coğrafyasının batı ve güney kıyıları ile İsrail'i kapsayan Doğu Akdeniz coğrafyası olarak belirlenmiştir. Çalışmanın ana materyali antik sinagog yapılarıdır. Antik sinagog yapıları bu coğrafyada yapılmış olan arkeolojik kazı çalışmaları ve yüzey araştırmaları sonucunda ortaya çıkartılan arkeolojik veriler, antik kaynaklar, epigrafik verilerin ışığında incelenmektedir. Antik dönem Yahudi kimliğinin iki farklı coğrafyada geçirdiği evreler antik sinagog yapıları özelinde detaylandırılarak benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu karşılaştırmanın daha anlaşılır olması amacı ile de güncel teknolojilerden faydalanılmıştır. Sinagog yapılarına ait veriler dijital ortama aktarılarak kültürel mirasın belgelenmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. İncelenen yapılara sanal yeniden yapılanma yöntemleri kullanılarak restitüsyon önerileri getirilmesi ile de yapıların yorumlanmasında hem multi disipliner çalışmanın önemine dikkat çekilmesi hem de sonraki dönemlerde yapılarla ilgili çalışmalar yapacak bilim insanlarına destek olunması hedeflenmektedir.
Haşim İşcan ve Antalya Valiliği dönemindeki imar faaliyetleri (1940-1945)
1898 yılında Edirne'de dünyaya gelen Haşim (İşcan) Bey, ilk ve orta öğretim burada tamamladıktan sonra Mülkiye'de öğrenci iken Anadolu'da Millî Mücadele Hareketi başlamıştı. Vatanını seven her genç gibi o da Trakya'da kurulan Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne katılarak bu harekete aktif destek verdi. Hatta buradaki faaliyetleri sırasında bir ara Yunanlılar tarafından yakalanarak Girit'e sürgüne gönderildi. Sakarya Savaşı'ndan sonra serbest bırakıldı. Dönüşünde Mülkiye'deki eğitimini tamamladı ve akabinde İstanbul Hukuk Fakültesi'ne girerek buradan da başarı ile mezun oldu. Meslek hayatına ise 1925 yılında Tarih ve Coğrafya öğretmeni olarak Edirne Darü'l-Mu'allimat'ta başladı. Yaklaşık iki yıl sonra Dr. İbrahim Tali Bey'in Özel Kalem Müdürü olmak suretiyle öğretmenlik mesleğini bırakıp bürokraside görev almaya başladı. Bürokrasideki bu ilk görevinde gösterdiği başarı, onun hızla yükselmesini sağladı. Zira, 1931 yılında Siverek Kaymakamlığı'na atanan Haşim Bey, çeşitli birimlerdeki müdürlük ve müfettişlik görevlerinin ardından meslek hayatının büyük bir kısmını işgal edecek olan valilik görevine 1935 yılında Tekirdağ'da başladı. Bir yıl sonra Erzurum Valisi oldu. 1940-1945 arası Antalya, 1945-1950 arası Bursa, 1950-1951 arası Samsun valiliklerini yürüttü. 1951 yılında atandığı Balıkesir Valiliği görevi sırasında, aynı yıl, merkez valiliğine atandı. 17 Ağustos 1953 tarihinde ise emekliye sevk edildi. Emekli olmasına karşın çalışma hayatına son vermeyen İşcan, çeşitli özel kuruluşlarda müdürlük ve yöneticilik görevlerinde bulundu. 1963 yılı yerel seçimlerinde aday olduğu İstanbul Belediye Başkanlığı'nı kazanarak, vefat ettiği 1968 yılına kadar burada çeşitli hizmetlerde bulundu. Yönetici olarak atandığı her yerde önemli imar faaliyetlerinde bulunan Haşim İşcan'ın 4 Mart 1940'ta Antalya Valisi olarak atanması, Antalya için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Zira, görevine başlar başlamaz, belediyenin ne kadar gelirsiz olduğunu gördü. Bu yüzden 14 Ağustos 1940'ta, şehrini seven varlıklı vatandaşları teşvik ederek "Antalya'yı Güzelleştirme İmar ve Tanıtma Cemiyeti" adında bir cemiyet kurdu. Cemiyetin amacı, Antalya'daki imar çalışmalarına özel girişimin desteğini sağlamak ve belediyeye yapılan yardımları artırmaktı. Bu nedenle cemiyet, Antalya halkını memleketi için emek ve para harcamaya sevk etti. Aynı zamanda diğer vilâyetlere de örnek oldu. Yapılan bağışlar, pehlivan güreşleri, deve güreşleri, müzikaller, piyango çekilişleri gibi çeşitli gelir getirici faaliyetler ve merkezden gelen ödenekler neticesinde elde edilen parayla da Antalya'da Karaalioğlu Parkı, Kız Enstitüsü, Bahçeli Evler, kütüphane, Doğum ve Çocuk Bakımevi, okullar, yollar, köprüler, su kanalları ve yerleşim yerleri gibi çeşitli imar faaliyetleri gerçekleştirildi. İşcan'ın Antalya'daki çalışmaları devam edecekti, ancak çıkarları zarar gören şehrin ileri gelenlerinin şikayeti üzerine İşcan, Antalya Valiliği'nden Bursa Valiliği'ne atandı. Anahtar Kelimeler: Haşim İşcan, Antalya, Antalya'yı Güzelleştirme İmar ve Tanıtma Cemiyeti, İmar, Ulaşım, Eğitim.