
155
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Phaselis kentinin baş tanrıçası Athena Polias ve Doğu Akdeniz'deki etkileşimi
Athena en eski dönemlerden itibaren özellikle Ege Adaları'nda ve Hellas'ta kentlerin, kurumların ve mitolojik kahramanların koruyucusu olarak tapınım görmüş ve bu fonksiyonunu farklı şekillerde göstermiştir. Özellikle Arkaik ve Klasik dönemlerde Zeus ve Apollon ile beraber siyasal anlamda en önemli tanrılar arasında yer almıştı. Polias ise Athena'nın bu yönünü en yaygın olarak yansıtan epithetonuydu. Büyük Kolonizasyon hareketleriyle birlikte Akdeniz'deki birçok kente de yine Athena Polias kültü olarak taşınır. Söylencelere göre Phaselis kenti M.Ö. 691/690 yılında Lindos'lu Lakios önderliğindeki bir grup tarafından kolonize edilmesi üzerine Athena kültü kente yerleştirilmiştir. Zira Tanrıça Athena'nın hem filolojik ve epigrafik hem de nümismatik verilerle kentin kuruluşundan Geç Roma İmparatorluk Dönemi'ne kadar Phaselis'in baş tanrıçası olduğu açık bir şekilde tespit edilebilmektedir ve ona ait tapınak kentin akropolisinde yer alıyordu. Söz konusu tapınağın içerisinde ise Büyük İskender'in kente geldiği sırada tanrıçaya adadığı Troia kahramanı Akhilleus'un kargısı bir adak hediyesi olarak bulunmaktaydı. Bu çalışmada tanrıçanın kent pantheonu içerisindeki konumu değerlendirilerek, tapınağının lokalizasyonu hakkında bazı öneriler sunulmuştur. Bunun yanında tanrıçanın Phaselis'in hemen yanındaki Lykia bölgesindeki yerel karşılıkları ve özellikle Arkaik ve Klasik dönemler boyuca Doğu Akdeniz sahil kentlerindeki yayılımı ve gelişimi değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Kültürel miras araştırmalarında kullanılan yeni teknolojik yaklaşımlar: Phaselis yazıtları örneği
Bu çalışma, son yıllarda kültürel miras araştırmalarında kullanılmaya başlanan Yansıtma Dönüşümlü Görüntüleme (RTI) metodunun, epigrafiye sunduğu yenilikleri ve pozitif katkıları Phaselis yazıtları ışığında mercek altına alarak yazıtların tekrar değerlendirilmesini kapsamaktadır. Yansıtma Dönüşümlü Görüntüleme (Reflectance Transformation Imaging - RTI), bir nesnenin sabit bir noktadan çekilen ve farklı açılardan aydınlatılan bir dizi dijital fotoğraf verisinin sentezlenmesi sonucu, nesnenin yüzey formunun matematiksel bir modelini oluşturulmasına olanak veren sayısal fotoğraflama metodudur. RTI görüntüleri, tripod üzerine sabitlenen bir fotoğraf makinesiyle çekilen bir dizi fotoğraf kaydından oluşmaktadır. Söz konusu her bir fotoğraf karesinde materyal üzerine farklı açılardan uygulanan ışık, obje üzerinde yansıma, gölge, rölyef ve insizyon meydana getirmektedir. Bu veri kümelerinden elde edilen yansıma değerlerinin sentezlenmesi sonucu nesnenin matematiksel yüzey modeli oluşturulmaktadır. Böylelikle yazıt taşıyıcısı yüzeyine ışık istenildiği açıdan uygulanabilmekte, RTI yazılımının sunduğu algoritmik görüntüleme filtreleri uygulanarak materyal kültür kalıntısı üzerinde oldukça detaylı bir analiz süreci yürütülebilmektedir. Çalışma kapsamında Phaselis Antik Kenti'nde bulunan epigrafik malzemeler üzerinde özellikle yüzeyi tahrip olmuş, okunmasında zorluk çekilen, okunamayan veya yanlış deşifre edilen yazıtlara yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Kültürel miras araştırmalarında 'tahribatsız' analiz ve belgelemeye imkan veren RTI metodunun epigrafi çalışmalarına sağladığı pozitif katkı ele alınarak RTI metodunun ilkeleri aktarılmaktadır. Ayrıca söz konusu metodun yazıtların analizinde ve kayıt sürecinde sağladığı avantajlar ve kısıtlamalar ele alınmış ve epigrafi araştırmalarında uygulanabilirliği deneyimlenmiştir.
Periplus, Periegesis ve denizcilik yasaları özelinde Antikçağdan Ortaçağa Akdeniz denizcilik yazım geleneğine örnekler
İnsanların denizler özelindeki (bilinen) ilk faaliyetlerinin Prehistorik çağda başlangıcıyla birlikte, Akdeniz bu hareketliliğin merkezi ve etkileşim noktası olarak hızlı bir şekilde belirginlik kazanmış ve giderek diğer denizlere oranla ön plana çıkmaya başlamıştır. Antikçağdaki evrimiyle orantılı olarak, Akdeniz çeşitli uluslardan ya da kabilelerden birçok denizcinin farklı amaçlarla ve yine farklı rotalarda bir limandan başka bir limana sıklıkla yelken açtığı bir deniz haline gelmiştir. Zaman ilerledikçe, belirli aralıklarla gerçekleştirilen askeri ve siyasi deniz seferleri ile aralıksız sürdürülen ticari faaliyetler giderek artış göstermiş ve bu artış da denizciliğin antikçağ yaşamında bir gereklilik/zorunluluk olarak kimlik kazanmasını sağlamıştır. Bu gereklilik doğrultusunda, seyrü seferler gerçekleştirdikleri rotalar özelinde giderek yetkinlik ve tecrübe sahibi olmaya başlayan denizciler, edindikleri gözlemleri ve bilgi birikimlerini sözlü gelenekten yazılı belleğe aktarmaya başlamışlardır. Buradaki amaç başlarda tamamen pratik kaygılardan oluşmaktaydı; zira denizlerdeki zorluk ve tehlikelerin yazınsal veriler aracılığıyla tüm denizcilere bildirilmesine odaklanılıyordu. Bu amacın kapsamı süreçle birlikte ve gemicilerin ihtiyaçları özelinde genişletildi ve de farklı taleplere göre baştan uyarlandı. Öyle ki bu kapsamda denizlerin şekilleri, önemli akıntılar, seyredilebilir nehirler, kıyılarda yaşayan halklar, kıyı topografyası, sahildeki bitki ve hayvan popülasyonu ve gemiciler arasındaki kurallar-kaideler gibi farklı alanlarda da notlar tutulup kayıtlar alınmaya başlandı. Böylelikle de denizcilik ve gemicilikle ilgili oldukça kapsamlı ve bir o kadar da önemli bir denizcilik külliyatının Antikçağdaki temelleri atıldı ve Ortaçağ'a kadar da bu yazınsal miras gelişimini sürdürdü. Sunulmuş olan bilgiler ışığında, söz konusu bu çalışma da Akdeniz denizciliğiyle ilgili bilgi veren yazınsal mirası "Periplus, Periegesis ve Denizcilik Yasaları Özelinde Antikçağdan Ortaçağa Akdeniz Denizcilik Yazım Geleneğine Örnekler" başlığıyla ele almayı ve bu anabaşlık çatısı altında incelenen metinlerin denizcilik tarihi çalışmalarındaki işlevi ve konumu hakkında kapsayıcı bir değerlendirmede bulunmayı amaçlamaktadır. Bu değerlendirme özelinde, periplus (seyir kaydı-tutanağı), periegesis (seyahatname) ve Rhodos Denizcilik Yasaları başlıklarına sahip üç farklı metin gurubu tematik bir açıdan ele alınmaktadır. Bu metinlerin çevirisi ve değerlendirilmesi sonucunda da, antikçağ denizcilik tarihi çalışmalarının arkeolojik verilerle elde edilen materyal kültür kalıntıları dışında filolojik metinlerden elde edilen verilerle de desteklenebileceği görüşü ileri sürülmektedir. Diğer yandan da dört farklı metnin çevirisi çeşitli alanlarda çalışmalar sürdüren bilim insanlarının ve araştırmacıların kullanımına sunulmaktadır.
Pseudo-Skymnos'un "periegesis" adlı eseri ışığında akdeniz havzası hellenistik dönem tarihi coğrafyası ve kentleri
Antik kaynakların okunup sentezlenmesinin ardından kaleme alınan ve Nikomedes'e atfedilen periegesis, iambik trimeter vezniyle ve didaktik yanıyla ön plana çıkmaktadır. Eserin şairi bilinmediği için ele alınan bazı filolojik çalışmalar sonrasında, 1846 yılında August Meineke'nin önerisi üzerine yazarının Pseudo-Skymnos olarak adlandırılmasında karar kılınmıştır. Eser, MÖ ca. 135 civarına tarihlenmekteyse de üzerine çeşitli görüş ve varyasyonlar bulunmaktadır. Şiir 138 satırlık bir giriş (prologos) ve şairinin iki kıta olarak adlandırdığı Avrupa ve Asya'nın coğrafî unsurlar açısından lakonik tasvirini içermektedir. Söz konusu eser kolonizasyon ve göç hareketlerine ışık tutacak şekilde çoğunlukla kent kuruluşları ile kentlerin ve diğer coğrafî unsurların (ada, dağ, deniz, göl, nehir vb.) konumlarına yoğunlaşsa da mitoloji ve kültürel ögelerin de bulunduğu manzum bir yeryüzü tasviridir. Bu çalışma ise Karl Müller'in 980 satırlık güvenilir tamamlamasından örnek alınarak metin içerisinde geçen coğrafya (kent, ada, dağ, deniz, göl, nehir vb.) ve mitolojiye ait unsurların eserle birlikte incelenip analiz edilmesini ve yorumlanmasını amaçlamaktadır.
Stadiasmus Maris Magni' adlı eserin çevirisi ve yorumlanması
Bu çalışmada antikçağa ait bir coğrafya metni olan 'Stadiasmus Maris Magni' adlı eserin Hellence aslından bir çevirisi ve içeriğine ilişkin genel bir yorumlama sunulmuştur. Bu bağlamda ilk olarak coğrafya metinlerinin yazım formatlarındaki değişimleri izlemek adına bu değişimlere neden olarak antikçağda teritoryal genişleme hareketleri üç alt başlıkta ana hatlarıyla ele alınmıştır. İlk aşama olarak Arkaik dönemde gerçekleşmiş olan Büyük Kolonizasyon dönemi, ikinci aşama olarak MÖ IV. yüzyıl Makedon egemenliği akabinde gerçekleşen Büyük İskender'in Doğu Seferi, son aşama olarak ise Roma Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemlerinde görülen eyaletleşme süreci ele alınmıştır. Ana hatlarıyla aktarılan bu tarihsel sürecin devamında ise antikçağ coğrafya yazımının önemli örnekleri kronolojik bir sıra içerisinde tanıtılmaya çalışılmıştır. Bunu takiben bu çalışmanın odak noktasını oluşturan 'Stadiasmus Maris Magni' adlı periplous formatında yazılmış coğrafya metninin Hellence aslından bir çevirisi ve içeriğe ilişkin bir yorumlama yapılmıştır. Söz konusu metnin antikçağa ait coğrafya metinleri ve coğrafya yazımında kullanılan diğer formatlar arasındaki yerinin net olarak anlaşılabilmesi için khorographia formatında yazılmış başka bir coğrafya metni olan Strabon'un Geographika adlı eserinin XV. kitabı ele alınmıştır. Bu kitabın da Hellence aslından bir çevirisi ile genel bir değerlendirme sunulmuştur. Ardından her iki formata ilişkin bir karşılaştırma yapılmış ve son olarak bir genel değerlendirme ve sonuç bölümüyle çalışma son bulmuştur.
Antik Çağ takı sanatında Akdeniz gemi tipolojisi
Akdeniz Uygarlıklarının temel taşı olan deniz kültürü ve dolayısıyla gemiler, hayatın pek çok alanını etkilediği gibi takı sanatında da kendisini göstermektedir. Gerek ticari gemiler gerekse askeri gemiler takı sanatının öğelerinden olan yüzükler, yüzük taşları, cameolar gibi eserlerin üzerinde sıkça karşımıza çıkmaktadırlar. Bu çalışmada daha önce yayınlanmış olan bu tür gemi tasvirli takı öğeleri bir araya getirilerek bir korpus çalışması hazırlanmış; ancak bununla kalmayıp tasvir edilmiş olan gemilerin gerek teknik gerekse de dönemsel özellikleri üzerinde durularak arkeolojik çerçeve içerisinde diğer arkeolojik objelerle karşılaştırmalı tipolojik analizleri ve yorumlamaları yapılmıştır.
Doğu-Batı etkileşimi kapsamında Orta Çağ İslam iktisat düşüncesinin oluşumu
Orta Çağ'da Akdeniz coğrafyasındaki iktisadi düşünce ve uygulamaların analiz edildiği bu çalışmada tarihsel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Dört temel bölüm şeklinde incelenen çalışmanın birinci bölümünde Orta çağ iktisat anlayışının kökenleri, antik Ortadoğu'da girişim kültürü ve ilk müteşebbisler, Ortadoğu'da hâkim olan genel iktisadi düşünce, Ortadoğu'dan ithal edilen girişim mefhumunun Yunan ve Roma'ya aktarılması ve dolayısıyla antik Yunan ve Roma'daki iktisadi düşünce yapısı ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde İslam iktisat düşüncesinin oluşumu, Orta Çağ'da iktisadi kalkınma, Müslüman düşünürlerin iktisadi analize katkılarına değinilmiştir. Bir sonraki bölümde Orta Çağ Müslüman toplumlarındaki iktisadi uygulamalar, piyasa ekonomisi, sınırlı devlet regülasyonu, özel mülkiyet, düşük vergi oranları, para politikası ve bankacılık sistemleri gibi kavramlar anlatılmaktadır. Son olarak ise antik Ortadoğu, Yunan, Roma ve İslam uygarlıklarının etkileşimi sonucu ortaya çıkan Orta çağ iktisat anlayışının batıya transferi, Müslümanların iktisadi tezlerinin Endülüs üzerinden İspanyol skolastiklere aktarılması ve İspanyol skolastizminin bir ekolü olan Salamanca Okulu örneği ile Salamancalı düşünürlerin iktisadi düşünceye katkıları incelenmiştir. Çalışmanın genel amacı, bugün serbest piyasa ekonomisi ve iktisadi özgürlüğe yönelik ekonomi modelleriyle başarıya ulaşan batılı modellerin kaynağını Ortadoğu'dan aldığı ve modern iktisat teorilerinde Müslüman etkisinin yadsınamayacağını vurgulamaktır. Bununla birlikte detaylarına çalışmada yer verilecek olan Schumpeterci önermenin yanlışlığına vurgu yapılarak Schumpeter'in "great gap" tezine bir antitez geliştirmek amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Akdeniz'de İktisadi Düşünce, Yunan-Roma İktisat Felsefesi, İslam İktisat Geleneği, Salamanca Okulu, Orta çağ Skolastizmi, İspanyol Skolastizmi.
Tıos/Tıeıon antik kentinde bulunan bir gemi tipi maltız ve Akdeniz'de gemiz maltızlarının gelişimi
Antik çağda yiyeceklerin pişirme ve ısıtılmasında kullanılan taşınabilir mangallar "maltız" olarak adlandırılmaktadır. Helen dünyasında ateş ve ocağın Hestia kültüyle olan bağlantısından dolayı kutsal sayılması nedeniyle kült objesi olarak da kullanılan maltızlar kara kazılarında çok sayıda bulunmaktadır. Ancak, deniz yolculukları sırasında mürettebat ve yolcuların beslenmesini sağlayacak mutfak donanımı çağın teknolojisine paralel olarak gelişmediği için, gemilerde yangın tehlikesini önleyecek, pratik kullanımlı özel bir tip pişirme ve ısıtma ocağı geliştirilmiştir. Bu taşınabilir gemi ocaklarına "gemi tipi maltız" adı verilmektedir. Bodrum, Knidos, Antalya ve İsrail kıyılarında kara benzerlerine göre daha az sayıda bulunan gemi maltızlarına bir örnek de Filyos'taki Tios antik kentinde sergilenmektedir. Bu örnek ile Ege adaları ve özellikle Doğu Akdeniz'de bulunan örnekler arasında işlevsel ve form olarak benzerlikler bulunmaktadır. M.Ö. 2.– M.S. 2. yüzyıllar arasına tarihlenebileceği düşünülen buluntu, andezit taşından yapılmış tek örnek olarak, literatürde gemi tipi maltızlar arasında ayrı bir yere oturacaktır.
Uluslararası göç hareketliliği bağlamında göçmenlere yönelik sağlık hizmetleri ve politikaları: Türkiye ve İtalya karşılaştırması
Akdeniz Havzası, tarih boyunca göçmenlik olgusunun yoğun olarak yaşandığı bir bölge olmuştur. Bu bölge, göçmen kaynağı, hedef ve transit ülkeleri bir araya getiren bir coğrafyaya sahiptir. Günümüzde ise göç hareketlerinin ana hedefi genellikle Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olmaktadır. 20. yüzyılda meydana gelen Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) ve İkinci Dünya (1939-1945) Savaşı ile soğuk savaşın neden olduğu nüfus hareketleri; Akdeniz'e kıyısı olan AB ülkelerine veya Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere doğru düzensiz göç hareketlerine yol açmıştır. Türkiye UNCHR verilerine göre dünya da en fazla göçmen nüfusuna ev sahipliği yapan ülkelerin başında gelmektedir. Ayrıca İtalya'da aynı şekilde binlerce düzenli ve düzensiz göçmeni çatısı altında barındırmaktadır. Bu durum ülkelerinin vatandaşlık, sağlık ve çalışma gibi birçok farklı noktada politika üretmelerine sebep olmuştur. Bu politikaların en başında da göçmenlere yönelik uygulanan sağlık politikaları yer almaktadır. Çünkü göçmenlerin sağlığı aynı zamanda o ülkenin toplum sağlığını çok yakından ilgilendirebilmektedir. Bu nedenle bu çalışmada Türkiye ve İtalya'nın Düzensiz göçmenlere yönelik sunulan sağlık politikalarının analizi amaçlanmıştır. Çalışmanın sınırlılıklarını Akdeniz'in doğusunda yer alan Türkiye ile Orta Akdeniz bölgesinde bulunan İtalya'nın örneklem olarak seçilmesi oluşturmaktadır. Sağlık politikalarında, Türkiye; "Açık Kapı" politikası ve Suriyeli vatandaşlara "geçici koruma" statüsü verilmesini onaylamıştır. Bu kapsamda tüm göçmenlere ücretsiz birinci basamak sağlık hizmetleri sunmakta ve çeşitli projelerle geçici koruma altındaki Suriyelilerin sağlık durumlarını iyileştirmektedir. İtalya, düzensiz göçmenleri kapsayan evrensel sağlık hizmeti sunmakta, yasal statülerinden bağımsız olarak temel insan haklarını koruyan bölgesel idare ve kamu-özel sağlık hizmeti sağlayıcılarının entegrasyonunu içermektedir. Yapılan bu çalışmada, nitel araştırma yöntemleri arasında yer alan literatür taramasına dayalı betimsel analiz yöntemini kullanılmıştır. Literatürde var olan araştırmalar, tez çalışmasının konusuyla ilgili olarak kapsamlı bir şekilde gözden geçirilerek incelenmiştir. Bu araştırma sürecinde, tezler, ilgili makaleler, kitaplar, raporlar ve diğer akademik kaynaklar taranarak uygun ve güvenilir veriler toplanmıştır. Ardından toplanan bu veriler betimsel analiz sürecinden geçilerek düzenlenip yorumlanarak tez çalışmasının hedeflediği olgularla ilişkilendirilmesi sağlanmıştır.
Mimari düzen uygulaması olarak Lykıa Bölgesi antaları
Bu çalışmada; Lykia Bölgesi'nde yer alan, mimari düzene sahip Antik Çağ yapılarının antalarına odaklanılmıştır. Böylece bölgenin yeterli çalışılmamış olan Antik Çağ mimarisine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Çalışmanın Giriş bölümünde tanım sınırlandırması yapılan antaların, 32 yapıdaki örneklerinin yanı sıra iki de olası anta başlık buluntusu, katalog örneği olarak değerlendirilmiştir. Antaların kaide, gövde ve başlıkları; tipolojik, stilistik ve teknik açılardan birbirleri ve tüm Akdeniz'deki örneklerle karşılaştırmalı olarak ilk üç bölümde ele alınmıştır. Payeler ve anta kapsamına girmeyen köşe ya da duvar pilasterleri gibi, antalarla benzerlikleri bulunan elemanlar da karşılaştırma örneği olarak kullanılmıştır. Bu odak çalışması sırasında bütünü gözden kaçırmamak adına yapıların ya da buluntuların tarihsel ve yapısal bağlantıları da dördüncü bölümde ayrıca incelenmiştir. Tüm bu irdelemeler ışığında yapıların uzak ve yakın bağlantılarını ortaya koyan bulgulara ulaşılmıştır. MÖ IV. yy.dan MS III. yy.a uzanan süreçte, Lykia'daki antaların gelişimi gözler önüne serilmiştir. Yer yer yapıların tarihlendirme tartışmalarına katkı sağlayacak verilere ulaşılmıştır. Atölye bağlantıları üzerine kuramlar oluşturulmuştur. Antalardan yola çıkılarak yapıların mimari düzeni, plan sistemi ve işlevi üzerine yeni bakış açıları getirilmiştir. Genel anlamda Hellen mimarisine görece geç uyum sağlamış görünen Lykia Bölgesi'nde, mimari düzen uygulaması olarak antaların dış etkilerle biçimlendiği görülürken dışarıyı etkileme gücünün ise zayıf olduğu sonucuna varılmıştır.