
126
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Departman Tezleri
Elektronik hizmet kalitesi ve hizmet telafi kalitesinin ınternet bankacılık hizmetlerine uyarlanması
Web ortamının geleneksel pazaryerlerine göre oldukça fazla sayıdaki avantajı birçokgirişimcinin bu ortamda yer alma çabasıyla sonuçlanmıştır. Internet 20 yıl kadar önce varolmayan hizmetlerin sunulmasına olanak vermiştir. Hizmet sektöründe, tüketici tatmininsağlanması ve dolayısıyla firmaların başarısı için gerekli olan hizmet kalitesinin önemi artıktartışılmamaktadır. Ancak mükemmel hizmet kalitesi sunabilmek için Web'de varlığı olanfirma yöneticilerinin, tüketicilerin elektronik hizmet kalitesini nasıl algılayıp değerlendirdiğinianlaması gerekmektedir. Bu ihtiyaçtan hareketle, çok boyutlu elektronik hizmet kalitesi (E-SQUAL)ve hizmet telafi kalitesi (E-Recs-QUAL) ölçekleri Internet bankacılığı hizmetçevresinde potansiyel faydaları açısından uyarlanarak ampirik olarak uygulanmıştır. Araştırmaamaçlarına ulaşmak için ampirik uygulamaya veri sağlanmasına yönelik olarak akademisyenlerve firmalardan oluşan iki ayrı örneklem belirlenmiştir. Her iki örnekleme uygulanan onlineanketler sonucunda sırasıyla 2017 ve 298 adetlik kullanılabilir gözlem sayılarına ulaşılmıştır.Verilerin öngörülen modellere uyumu, yapısal denklem modelleme kullanılarakdeğerlendirilmiştir. Her iki örneklem ve uyarlanan ölçekler uygulanan çeşitli güvenilirlik vegeçerlilik ölçütleri sonucunda anlamlı psikometrik özellikler göstermiştir. Elektronik hizmetkalitesi ve elektronik hizmet telafi kalitesi boyutlarının tüketici sadakati ve tüketici tarafındanalgılanan değer yapılarıyla etkileşimi oluşturulan yapısal modellerle değerlendirilmiş ve anlamlısonuçlara ulaşılmıştır. Sonuçların yönetimsel açıdan tartışılması yapılmış ve elektronik hizmetkalitesine yönelik ileri çalışmalara önerilerde bulunulmuştur.
Bütünleşik pazarlama iletişiminin algılanışı ve uygulanması: Reklam ajansları ve firmalar düzeyinde araştırmalar
Rekabetçi küresel ortamda organizasyonları faaliyet gösterdikleri alanlarla ilgili olarak daha dikkatli olmaya yönelten önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Birçok pazarlamacı, izleyici kitleleriyle daha etkin iletişimde bulunmak ve hedef pazarlarda olumlu bir imaja sahip olabilmek için tutundurma araçlarının eşgüdümünün sağlanmasının gerekliliğini farketmektedirler.Tutundurma çalışmaları, etkin bir iletişim aracı olarak kullanılması durumunda işletmeleri bir adım öne çıkarmaktadır. Rekabet ortamlarında başarının sağlanması amacıyla, son on yılın pazarlama yeniliklerinden biri olduğu ileri sürülen bütünleşik pazarlama iletişiminin, bir tutundurma aracı olarak kullanımı üzerinde sıkça durulmaya başlanmıştır.Bu amaçla yapılan bu çalışmada, amacı bütünleşik pazarlama iletişimi (BPİ) yaklaşımı ve programını doğuran sebeplerin incelenmesi, gelişme süreci ve firma performansına etkisinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Tez kapsamında önce BPİ'yi oluşturan faktörlerin belirlenebilmesi ve firma performansını ölçmeye yarayacak boyutlara karar verebilmek için iki ayrı yapısal denklem modeli kurulmuştur. Daha sonra bütünleşik pazarlama iletişimi programı ile firma performansı arasındaki olası ilişki test edilmiştir. Bu çalışma sonunda bütünleşik pazarlama iletişimi programı ile firma performansı arasında karşılıklı ve olumlu bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir.
Hisse senedi yatırım kararlarında genetik algoritmaların kullanımı
Yapılan literatür taramasıyla genetik algoritmaları da içinde barındıran yapay zeka tekniklerinin finans alanındaki kullanımının arttığı görülmüştür. Bu tekniklerle geliştirilen tahmin sistemine bağlı yatırım stratejilerinin performansı, bu çalışmada kullanılan verilerin benzeri verilerle birçok ülkede denemiştir. Her ne kadar, yapay sinir ağları, bulanık mantık ve genetik algoritmaları içeren yapay zeka yöntemleri finans sektöründe ve finans yazınında büyük ilgi görse de bu yöntemlerin Türkiye'deki finansal verilere uygulamasının, literatürde sınırlı sayıda olduğu fark edilmiştir.Literatürdeki bu açığın kapatılması amacıyla, bu tez çalışmasında, genetik algoritmalar İMKB hisse senedi verilerine uygulanmıştır. Yurtdışında yapılmış çalışmaların yöntemleri dikkate alınarak, hem İMKB Ulusal 100 Endeksi kapanış değerleri üzerinden hem de bu endeks içinden seçilmiş bazı firmalara ait kapanış fiyatlarından hareketle, değişen koşullar altındaki piyasalara uygun bir modelin sürekli arayışı içinde olan yatırımcıların, genetik algoritmaları kullanarak teknik analiz göstergelerinin üzerinde başarı gösteren modeller geliştirebileceği gösterilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada yatırımcıların teknik analize dayalı değerlendirme stratejileri tercih ettiği varsayılmış, teknik analiz göstergelerini bir arada doğrusal olmayan bir ilişki içinde ele alan karar sistemleri ve verilerdeki fırsatları yakalama gücüne sahip modeller araştırılmıştır. Daha çok, bu tür bir sistemde bazı fırsatları daha önce fark eden, fiyatlardaki karmaşık ilişkileri ortaya koyan bir modelin sürekli güncellenerek elde edilebilir olduğu ve bunu uzmanların, sistemi analiz etmede bir araç olarak kullanabileceği gösterilmek istenmektedir.Piyasalarda uygulamacılar tarafından yoğun olarak kullanılan teknik analiz göstergelerinin, doğrusal olmayan şekilde bir karar ağacı sistematiğinde modellenmesi ile teknik analiz göstergelerine göre daha iyi sonuçlar verip vermeyeceği sorusunun cevabının aranması ile zayıf formda piyasa etkinliği de sorgulanmaktadır. Bu tez çalışmasının sonuçları, genetik algoritmaların kullanımı ile Türkiye piyasasında kar fırsatlarını yakalamanın mümkün olduğunu göstermiştir. Bu bulgular, Türkiye Hisse Senedi Piyasasının Etkinliği konusunda şüphe uyandırmaktadır.
Toplam verimli bakım planlaması ve bir uygulaması
Bu tez çalışmasında, toplam verimli bakım kavramı incelenmiştir. Birinci bölümde bakım kavramı ele alınmış, işletmenin bakım ihtiyacının sebepleri araştırılmış ve genel bakım yöntemleri ele alınmıştır. İşletme bakım ihtiyaçlarından oluşan, sürekli üretim bandının devam etmesi için çalışmalar toplam verimli bakım planlamasını ortaya çıkarmıştır. İkinci bölümde toplam verimli bakımın nasıl ortaya çıktığı tarihçesi ve gelişimi incelenmiştir. Devamında toplam verimli bakımın işletmeye getirdiği faydalar, verimli bakımın hedeflerine bakılmış ve örnek başarılı uygulayan firmalara değinilmiştir.Toplam verimli bakım kavramı ele alındıktan sonra uygulamasının nasıl yapıldığı incelenmiş ve örnek uygulama geliştirmek için doneler toplanmıştır. Üçüncü bölümde toplam verimli bakımın uygulama maliyetlerini ve yatırımın geri dönüşü konuları yer almaktadır.Toplam verimli bakımın işletmeye örnek uygulaması dördüncü bölümde yer almaktadır. İşletme ekipman parkurundan sorumlu teknik bölümün kullanacağı bu programlar ile amaç teknik departman işleyişini toplam verimli bakıma paralel sistematik hale getirmektir.
1930-1945 yılları arasında Türk yönetim düşüncesi: Sümerbank örneği üzerinden tarihsel bir çözümleme
Bu araştırma, Türk yönetim düşüncesinin 1930-45 yılları arasındaki evrilme sürecinin anlaşılmasına yönelik olarak tasarlanan keşfedici nitelikte bir çalışmadır. İncelenen tarihsel aralığın 1930 ile başlaması, sistematik ve tutarlı bir model olarak korumacı ve devletçi politikaların uygulamaya konulduğu yıl olması ile ilgilidir. 1939'a kadar olan dönem, 1950 sonrasına etkileri taşınacak yönetim uygulamalarının kamu işletmelerinde artan bir yoğunlukla devreye sokulduğu yılları kapsamaktadır. 1940-45 aralığı ise uygulamaların olgunlaştırılmaya çalışıldığı yıllar ve Türk yönetim tarihi açısından ABD etkisinin ülkeye girmesinden önceki bekleme dönemi olması yönüyle önemlidir. 1930-45 aralığının incelemeye konu olmasının gerekçesi, yönetim ve organizasyon yazını açısından nispeten daha iyi bilinen 1950 sonrasını ayrıntılı şekilde kavramayı sağlayacak tarihsel bir ön bilginin toplanması gerekliliğidir.Türkiye'de devletçiliğin bir ideolojik ilke olarak benimsendiği 1930-45 döneminin yönetim düşüncesine odaklanılması, devletçiliğin işleyiş kurallarına ayna tutan İktisadi Devlet Teşekkülleri'nden biri olan Sümerbank'ın mercek altına alınması sonucunu doğurmuştur. İDT'ler içinde gerek kuruluşu ve yasallaşması sürecindeki ayrıntılı tasarım ile, gerekse kendisinden sonra kurulan kamu işletmelerini ve özel işletmeleri etkileyecek uygulamalara imza atması ve yönetim uygulamaları açısından öncü rolü üstlenmesi açısından bir ?sanayi karargahı? nitelemesini hak eden Sümerbank, dikkat çekici öneme sahiptir.Araştırmaya Sümerbank teşekkülü bünyesindeki 12 fabrika dahil edilmiştir. Bunların 4'ü 1933 yılında Devlet Sanayi Ofisi'nden Sümerbank'a devredilen fabrikalardır (Feshane Yünlü Dokuma, Hereke Yünlü ve İpekli Dokuma, Bakırköy Pamuklu Dokuma, Beykoz Deri ve Kundura). Geri kalan 8'i ise I. Sanayi Planı kapsamında Sümerbank'ın yatırımını tek başına gerçekleştirdiği fabrikalardır (Karabük Demir ve Çelik, İzmit Kağıt, Bünyan Yünlü Dokuma, Bursa Merinos, Gemlik Suni İpek, Kayseri Bez, Nazilli Bez, Ereğli Bez). 1934-38 yılları arasında temelleri atılan ve faaliyete geçen bu fabrikalar, Devlet Sanayi Ofisi'nden aktarılanlarla birlikte, 3460 sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleri Yasası'nın kabulünden sonra Sümerbank altında örgütlü beş müesseseye bağlı örgütlerdir.Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden önemli bir veri geliştirme tekniği olan ?yazılı metin inceleme? tekniği kullanılmıştır. Veri seti çeşitli resmi kuruluşların kütüphanelerinde ve arşivlerde yürütülen veri taraması ile elde edilmiştir. Milli Kütüphane gazete arşivindeki Cumhuriyet ve Hakimiyet-i Milliye (Ulus) gazetelerinin taranması; Milli Kütüphane'deki belge, kitap vb. taranması; TBMM kütüphanesi ve arşivinin gözden geçirilmesi; Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'ndeki belgelerin taranması; Yüksek Denetleme Kurulu arşivinin incelenmesi; Türk Tarih Vakfı, TODAİE ve Maliye Bakanlığı kütüphanelerinde yapılan araştırma, veri setinin oluşturulması için yürütülen çalışmalardır. Elde edilen veri seti, genelde İDT'ler ve özelde Sümerbank ile ilgili kitaplar, kataloglar, iç yayınlar (mevzuat, yasa, yönetmelik, tüzük, dahili talimatname vb); sosyal yaşama ilişkin anılar, tanıklıklar, konferans-sempozyum notları vb.; Umumi Murakabe Heyeti raporları; çeşitlik uzman kişilere ve kurumlara hazırlatılan raporlar; Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri ve TBMM tutanakları ve gazete haberlerinden oluşmaktadır.Araştırmanın veri seti, belge türü verilerin yorumlanmasında kullanılan belli başlı yöntemlerden biri olan anlatı çözümlemesi (narrative analysis) ile, belirlenen `örgütsel yapı' ve `işçileştirme' kategorilerini temel alarak organize edilmiş bir anlatı şeklinde yorumlanmıştır. Kategorilere bağlı kalınarak `teşkilat' ve `içtimai teşkilat' ana temaları kapsamında geliştirilen anlatı, bir dönemleştirmeyi de içermektedir. Bu dönemleştirmeyi belirleyen kritik tarih, 3460 sayılı İDT yasasının kabul edildiği 1938 yılıdır. Anlatıda 1938 öncesi ve sonrası, çalışmalarına ilk kez 1939 denetimleri ile başlayan Umumi Murakabe Heyeti raporları ile temsil edilmiştir. Anlatının bir diğer özelliği, `dönemin yönetim bilgisi' ile `fabrikalardaki mevcut uygulamalar' arasındaki örtüşmezliğin derecesini, metnin arka planında işliyor olmasıdır.Araştırmada ortaya çıkan ilk düşünce, 1930-45 döneminin egemen ekonomik aktörleri olan İDT'lerde izlenen devlet işletmeciliği uygulamalarının, 1950 sonrasının örgütsel formlarını biçimlendiren bir kurumsal çevre yaratmış olabileceği yönündedir. Devlet teşekküllerinin, örgüt yapısı özellikleri açısından, 1950 sonrasında ülkenin egemen formu haline gelen holdingler için örnek bir model sunmuş olabileceği şeklinde ifade edilen ikinci düşünce, birincisi ile bağlantılıdır. Ulaşılan önemli bir sonuç, devletin idare zihniyetine etki eden ve geçmişten taşınan geleneklerle ilgilidir. Buna göre, ithal kanallardan elde edilen bilginin geçmişten taşınan geleneklerle biçimlendirildiği alan, dönemin yönetim düşüncesinin özgüllüğünü ortaya koyan alandır. Söz konusu yönetim düşüncesi, devletin idare zihniyeti ile biçimlendirilmiş bir uygulama alanı içinde, örgütsel yapı süreçlerinde Fayolist bir yönetim yaklaşımına işaret etmektedir. `İçtimai teşkilata' ilişkin süreçlerin ise daha çok o döneme özgü refah uygulamaları ile biçimlendirildiği görülmektedir.
İşletmeler arası ilişkilerin oluşturulması ve sürdürülmesi kararlarında etkili faktörlerin Antalya ili mobilya imalat KOBİ'leri bağlamında araştırılması
Günümüzün şiddetli rekabet ve çalkantılı piyasa ortamında, değişen koşullara en hızlı biçimde yanıt geliştirme zorunluluğu işletmelerin birbirleri ile olan ilişkileri üzerine daha dikkatli bir biçimde eğilmelerine, daha sıkı, birbirine daha bağlı ilişkiler geliştirmelerine neden olmaktadır. İşletme stratejileri gereği gerçekleştirilen bu sıkı sözleşmeler son dönemde araştırmacılar açısından da oldukça dikkat çekici bir hal almıştır.Son dönemin dikkat çeken bu konusu bu çalışmada farklı bir boyutu ile ele alınmıştır. Çalışma, işletmelerin iş ilişkilerini geliştirmeleri esnasında karşılaşabilecekleri olumsuz sonuçları en aza indirebilmek için ilişkiye taraf diğer işletmeye dair ne gibi kriterler oluşturduğu sorusu ile başlamış ve işletmelerin ilişki oluşturma ve sürdürme sürecinde karşı tarafa ait beklentilerinin neler olduğu üzerine yoğunlaşmıştırBu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde işletmeler arası ilişkilerin yıllar içindeki gelişimi ve türleri anlatılmaktadır. İkinci bölümde ilişkilerin oluşturulması ve sürdürülmesi kararlarında etkili faktörler verilmiştir. Son bölümde ise araştırmanın veri toplama araçları ve analizleri açıklanmıştır. Bu bölümde ayrıca araştırmanın bulguları ve yorumları da yer almaktadır.Çalışma örneklemi olarak seçilen Antalya ili Akdeniz Sanayi Sitesinde yer alan mobilya imalatçılarından site içinde veya dışında iş yaptığı işletmeler ile ilgili ilişkilerinin yapısı ve bu ilişkilerin seçim süreci hakkında bilgi toplanmıştır. Oluşturulan soru formunda alan yazını üzerinde yapılan incelemeler sonucu işletmelerin gerçekleştirdiği ilişki türlerine ait sorular ile seçim sürecinde etkilenmeleri olası kriterler işletme yöneticilerine sunulmuştur. Beşli likert ölçeği ile bu kriterlerin işletmeler açısından önem derecesi sorgulanmış ve seçim kriterleri bu bulgular ile sıralandırılarak yorumlanmıştır. Bu bulgular ışığında işletmelerin ilişkiye girerken ve ilişkiyi sürdürürken ilk olarak ilişkiye konu olan tarafın, ürünü zamanında teslimine, ürün kalitesine, satış sonrası destek hizmetlerine ve ürün fiyatına dikkat ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda göze çarpan en önemli nokta işletmelerin taraf seçerken ekonomik davrandıkları, sosyal faktörleri oluşturan bazı kriterleri ise önem dağılımında en alt sıralara attıklarıdır. Araştırmanın en önemli sonucu olarak kabul edebileceğimiz bu bulgu işletmelerin iş ilişkilerinde akrabalık, hemşehrilik ilişkisine ekonomik faktörlere oranla daha az önem verdiklerini göstermektedir.
İşletmelerin banka kredi taleplerinin değerlendirilmesi ve bir uygulama
Bankacılık sisteminin önemi 20. Yüzyılın ortalarından itibaren daha belirgin hale gelmiştir. Temel işlevi, ülke ekonomisinde değer üretmeye çalışan reel sektörü, kaynakları ile desteklemek olan bankaların, Türk ekonomisinin yönünü belirlemedeki etkisi, Türkiye'nin serbest piyasa ekonomisine geçişinden sonra daha da önem kazanmıştır.Ekonomilerde reel sektörün kredi ihtiyacının altında yatan temel sebepleri öz kaynak yetersizliği ve piyasa-firma riskleri olarak belirtilebilir.Bankalar, kredilerden doğan risklerini minimize etmek durumundadır. Bu çalışmada bankaların kredilendirdikleri müşterinin mali yapılarını finansal analiz yöntemleri ile ölçerek krebilitesi yönünden karar verme süreçleri üzerinde durulmuştur.Çalışmanın araştırma kısmında müşterinin mali yapısı yanında piyasa ve sektör koşullarına olan uyumunun da tespiti kredibilite ölçümünde önemli bir husus olarak ele alınmıştır.Çalışma sonucu reel sektörün kaynak ihtiyacının doğru bir şekilde kredilendirilmesi banka-reel sektör ilişkisinin sağlıklı bir şekilde devam ediyor olmasının önemli bir koşulu olduğu ortaya çıkmaktadır.
Kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin marka çağrışımı ve kurumsal itibar üzerindeki etkisi ve bir işletme uygulaması
Günümüzde pazarlama kavramının odak noktasında ?değer temelli olmak? anlayışı bulunmaktadır. Kurum ve kuruluşları değerli kılan ve fark yaratan artık sadece ürettikleri mal ya da sundukları hizmetin kalitesi değil, topluma kattıkları ya da kazandırdıkları değerlerdir. Bu değeri yaratabilmek için de kurumların sosyal sorumluluk ruhunu taşımaları gerekmektedir.Değer temelli pazarlama anlayışında kurumsal sosyal sorumluluk, pazarlama yönetiminin asıl hedeflerinden birisi olan marka değeri yaratılmasına olanak vermektedir. Kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetleriyle olumlu marka çağrışımları yaratılarak marka değeri arttırılmakta ve bu durum da kuruma olan güven ve itibarı arttırmaktadır. Yapılan çalışmanın temel amacı da, kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin marka çağrışımları ve kurumsal itibar üzerindeki etkisini açıklamaktır.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kurumsal sosyal sorumluluk kavramı teorik olarak açıklanmıştır. Ayrıca kavramla iç içe olan pazarlamada etik, sosyal pazarlama ve amaca yönelik pazarlama kavramları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde marka değeri ve marka çağrışımları konusunda bilgi verilmiş ve kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarının marka çağrışımları ve kurumsal itibar üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise konuya ilişkin uygulama yer almaktadır. Bu çalışmada; örnek olay yönteminin kullanıldığı nitel bir araştırma yapılmıştır. Bu açıdan durum çalışması çerçevesinde ve çalışmanın amacı doğrultusunda bir araştırma sorusu hazırlanmış ve bu soruya cevap aranmıştır. Doküman analizi sonucunda elde edilen veriler, içerik analizi yöntemi uygulanarak kodlanmış, bu kodlar doğrultusunda analiz edilmiş ve yorumlanmıştır.
Turizm pazarlamasının organizasyonunda destinasyon pazarlama örgütleri ve Türkiye için uygun örgüt yapısının belirlenmesine yönelik bir araştırma
Dünya turizminin gelişmesi ile birlikte, ulusal anlamda turizmi yönetmek amacıyla ülkeler farklı turizm pazarlama sistemlerini kullanmaktadırlar. Özellikle Avrupa ve Amerika'da ?destinasyon pazarlama örgütleri? oluşturularak turizm pazarından en yüksek verim alınması sağlanmaktadır. Bu kuruluşların sağladığı en önemli yarar ülkelerin pazarlanması ve tanıtılması konusunda olmaktadır. Bu örgütler çoğunlukla kamu ? özel ortaklığıyla kurulan örgütler olup; çeşitli turizm paydaşlarından oluşmaktadırlar.Bu araştırmada, bir destinasyon olarak Türkiye'nin pazarlanmasında destinasyon pazarlama örgütlerinin önemi ve yeri incelenerek; Türkiye'ye uygun turizm örgüt yapısının belirlenmesine ilişkin turizm profesyonellerinin görüşleri değerlendirilmiştir. Bu amaçla, Ankara, İstanbul, İzmir, Muğla ve Antalya'daki toplam 226 turizm profesyonelinden anket aracılığıyla bilgiler toplanmıştır.Bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde destinasyon kavramı, özellikleri, pazarlaması ve bir turizm destinasyonu olarak Türkiye ele alınmakta, ikinci bölümde destinasyon pazarlama örgütleri ve çeşitli ülkelerdeki turizm örgüt yapısında destinasyon pazarlama örgütlerinin yeri değerlendirilmektedir. Üçüncü bölümde ise, bir destinasyon olarak Türkiye'nin pazarlanmasında uygun örgüt yapısının belirlenmesine ilişkin faktörlere yönelik değerlendirmeler analiz edilmiştir. Sonuç ve önerilerde ise, araştırmadan elde edilen veriler ışığında sonuçlar ve çeşitli öneriler ortaya konmuştur.Elde edilen bulgulara göre, turizm profesyonelleri Türkiye'deki turizm örgüt yapısının etkili olmadığını bu anlamda daha etkili ve etkin bir örgüt yapısına ihtiyacı olduğunu düşünmektedir. Bu kapsamda araştırmaya katılanlar, ilgili tüm paydaşların (kamu kurumları, yerel yönetim, özel sektör ve sivil toplum örgütleri) katılımıyla gerçekleştirilen bir pazarlama örgüt yapısının daha etkili olacağını düşünmektedirler. Bu anlamda, belirtilen paydaşların katılımının sağlanması ve etkili bir turizm pazarlama örgüt yapısı oluşturulması için öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte sektör içinde yer alan diğer tüm birimler arasında ortak fikir birliğinin sağlanması gerekmektedir.Sonuç olarak; turizm konusunda devletin, özel sektörün, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel yönetimin birbirlerine karşı daha sorumlu davranarak Türkiye turizm sektörünün istek ve beklentilerini dikkate alan, sistemli ve etkili bir yapı içerisinde fikir birliğinde olunan çalışmalar yapmalıdırlar.
İnşaat sözleşmeleri standardı ve Türkiye uygulaması
Türkiye Muhasebe Standartları'nın 11 no'lu standardı olan İnşaat Sözleşmeleri Standardı, yıllara yaygın inşaat sözleşmeleri kapsamında faaliyette bulunan işletmelerin gelir ve maliyetlerinin ne zaman finansal tablolara aktarılacağı konusunda yol gösterici bir rehber niteliğindedir. Bu tez çalışması; Standard'ın daha net kavranıp, Türkiye'de uygulanabilmesi amacıyla hazırlanmıştır.Bu amaç doğrultusunda üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümde; Uluslararası Muhasebe Standartları ve Türkiye Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartları anlatılmıştır.İkinci bölümünde inşaat kavramı hakkında ayrıntılı bilgi verildikten sonra, inşaat sözleşmeleri, türleri, tarafları, unsurları, hukuki niteliği ve hükümleri konuları işlenmiş, İnşaat Sözleşmelerinin bölümlenmesi, birleştirilmesi, maliyetleri, gelirleri ve hak edişleri detaylı olarak incelenmiştir.Üçüncü ve son bölümde ise; yıllara yaygın inşaat sözleşmelerinin muhasebeleştirilmesi ve vergi mevzuatındaki durumunun nasıl olduğuna değinildikten sonra, İnşaat Sözleşmeleri ile ilgili teorik olarak anlatılan tüm muhasebeleştirme işlemleri, TMS 11 Standardı kapsamında örnek bir uygulamaya yer verilerek pekiştirilmeye çalışılmış, çıkacak sorunlara çözümler üretilmiştir.