Anadolu University
Anabilim Dalı

Klinik Eczacılık Anabilim Dalı

Anadolu University

42

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

42 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eczacıların astım farmasötik bakımında bilgi seviyesi, tutum ve davranışlarının araştırılması

Giriş: Astım, önemli derecede morbidite ve mortaliteye yol açan yaygın bir hastalıktır. Günümüzde her yaştan ve her etnik kökenden birçok insanın astımdan muzdarip olduğu görülmektedir. Bu hastalığın hükümete, sağlık sistemlerine, ailelere ve hastalara olan yükünün dünya çapında arttığı görülmektedir. Eczacılar, hastaların astımlarını nasıl izleyeceklerini ve yöneteceklerini anlamalarına yardımcı olmaktadır. Tezin amacı; eczacıların astım hastalığı hakkında algılarını, bilgi seviyelerini, tutumlarını ve astım farmasötik bakım uygulamalarına uyumlarını belirlemektir. Materyal ve Metot: Araştırmamız eczacıların astım farmasötik bakımında bilgi seviyesi tutum ve davranışlarının araştırıldığı tanımlayıcı prospektif bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışmamıza 21 Eylül 2021 – 9 Şubat 2022 tarihleri arasında gerekli bilgilendirme yapıldıktan sonra çalışmaya katılmayı onaylayan 18 yaş üzeri serbest eczane, hastane, kamu ve özel sektörde çalışan eczacılar dahil edildi. Online anket sistemi olarak Google formlar anket sistemi kullanıldı. Katılımcılara anket e-posta veya mesaj olarak dijital ortamda gönderildi. Örnekleme yöntemi olarak ayrımcı olmayan kartopu örnekleme yöntemi kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 32.4±8.86'tür. Astım hastalığı hakkında bilgimin yeterli düzeyde olduğunu düşünme seviyesi 3.27±1,18'dir. Astım bilgi seviyesi ölçüm anketinde katılımcılar tarafından elde edilen bilgi seviyesi ortalama değeri 79.7±12,3 olarak kaydedilmiştir. Astım hastalığı hakkında bilgi seviyesi mesleki deneyimden bağımsızdır. Astım hastalığı hakkında bilgi seviyesi bilgi ortalamasından (70 puan) bağımsızdır. Katılımcılar eczacının dâhil olduğu astım farmasötik bakımında atak sayısının azalacağını belirtmişlerdir. Eczacılar astım hastalarında optimal olmayan ilaç kullanımının önüne geçmek için sağlık uzmanları ile hastalar arasındaki iletişimin geliştirilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Serbest eczacılar tarafından verilen astım farmasötik bakım hizmetinin klinik ve ekonomik sonuçlarda iyileşmeye neden olabileceğini ifade etmiştirler. Sonuç: Elde edilen sonuçlar, eczacıların astım konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunu göstermiştir. Eczacıların astım tedavisine karşı olumlu bir tutum içinde olduklarını bulmuştur. Eczacılara göre, astımın başarılı yönetimi için, hasta ve sağlık ekibi arasında iyi bir iletişimin gerektiği ifade edilmiştir. Yine araştırmaya katılan eczacılar, eczacıların astım bakım ekibinde önemli bir rol oynadığını düşünmektedir. Anahtar Kelimeler: Astım, klinik eczacılık, farmasötik bakım, bilgi seviyesi, tutum ve davranış

AstımEczacı-hasta ilişkileriEczacılar+1
Dilan Çakmak
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Antitrombotik tedavi alan hastalarda klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi

Antitrombotik ilaçlar kardiyoloji servisinde sıklıkla kullanılmaktadır ve bu hastaların ilaç ile ilişkili sorunlara (İLİS) açık olacağı düşünülmektedir. Bu çalışma ile antitrombotik tedavi alan hastalarda İLİS'lerin tespit edilmesi ve önlenmesi konusunda klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, prospektif randomize kontrollü bir çalışma olarak iki grup şeklinde tasarlanmıştır. Bir üniversite hastanesinin Kardiyoloji servisinde Kasım 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Klinik eczacı tarafından İLİS ve nedenleri tespit edilmiştir ve müdahale grubundaki hastalar için klinik açıdan anlamlı gördüğü İLİS'lere yönelik hekimlere önerilerde bulunulmuştur. İLİS sınıflandırması, PCNE (Pharmaceutical Care Network Europe) v9.1'e göre yapılmıştır. Hastalar taburculuk sonrası 1 ve 3 ay içerisinde tekrar hastane yatışları açısından incelenmiştir. Toplam 400 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol ve müdahale grubundaki hastaların yaş ortalaması sırasıyla 67,2±12,2 ve 67,8±12,3 olarak bulunmuştur. Koroner arter hastalığı (%74,5; %74,5) ve hipertansiyon (%70,5; %70) en yaygın hastalıklar olarak görülmüştür. Tespit edilen İLİS sayısı kontrol grubunda 561 ve müdahale grubunda 497 idi. Her iki grupta da en sık tespit edilen sorun tedavi güvenliği (%73,62; %74,25) ile ilişkili bulunmuştur. Sonrasında tedavi etkililiği (%24,06; %23,14) gelmiştir. Başlıca İLİS nedenlerinin ilaç seçimi (%81,11; %80,88) ve doz seçimi (%19,08; %16,10) olduğu belirtilmiştir. Çalışma sırasında klinik açıdan anlamlı görülen 266 İLİS'e yönelik 248 (%93,23) öneride bulunulmuştur. Bu önerilerin 235'i (%94,76) hekimler tarafından kabul edilmiştir. İlaç düzeyindeki girişimler en çok doz değiştirilmesi (%29,65) ve yeni ilaca başlanması (%28,49) şeklinde olmuştur. Gruplar arasında 1 ve 3 ay içerisinde tekrar hastane yatışı açısından anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05) fakat müdahale grubunda sayısal olarak azalma gözlemlenmiştir. Çalışmamızda her iki grupta da İLİS'lerin fazla olduğu görülmüştür. Müdahale grubundaki sorunlara dair önerilerin kabul oranlarının yüksek olması, klinik eczacının İLİS'lerin azaltılmasında pozitif yönde bir katkısı olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, klinik eczacının sağlık ekibine dahil edilmesinin ve sunduğu hizmetlerin yaygınlaştırılmasının, daha kaliteli bir sağlık hizmeti sağlayacağını ortaya koymaktadır. Klinik eczacılar hastanede daha aktif bir rol oynayarak, hastaların tedavi sürecinin daha etkili ve verimli yönetilmesine yardımcı olabilir.

AntikoagülanlarEczacılarEczacılık+6
Damla Sosyal
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda ilaç kullanımının incelenmesi ve klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma ile genel dahiliye servisinde yatmakta olup böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda ilaç kullanımının incelenmesi, ilaç ile ilişkili sorunların (İLİS) tespiti ve çözümünde klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi ve renal doz ayarı gerektiren ilaçların kullanımında klinik eczacının bilgilendirme ve müdahalesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Kasım 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin Genel Dahiliye servisinde yürütülen prospektif, yarı-deneysel bir çalışmadır. Araştırma üç ardışık dönemde alınan hasta grupları ile yapılmış olup hastalar İLİS tespiti, renal doz ayarı gerektiren ilaçların kullanımı ve uygunluğu açısından incelenmiştir. Klinik eczacı ilk grupta herhangi bir müdahalede bulunmazken ikinci grupta hastaların bakımından sorumlu hekimlere sık kullanılan ilaç gruplarında renal doz ayarlamaları ile ilgili bilgilendirme sunumu yapmış ve hastalar bu sunum sonrası çalışmaya dahil edilmiştir. Üçüncü grupta ise klinik eczacı doğrudan serviste yer alarak hastalardaki İLİS'leri tespit etmiş ve bunların çözümüne yönelik girişimlerde bulunmuştur. İLİS sınıflandırması, PCNE (Pharmaceutical Care Network Europe) V9.1'e göre yapılmıştır. Çalışmaya toplam 160 kişi dahil edilmiştir. Kontrol, eğitim ve müdahale grubundaki hastaların yaş ortalaması sırasıyla 73,1±10,3; 75,6±8,49 ve 74,5±10,1 olarak tespit edilmiştir. Hastalarda en sık görülen komorbiditeler sırasıyla hipertansiyon, diyabet, koroner arter hastalığı, atrial fibrilasyon ve kalp yetmezliği olmuştur. Gruplarda tespit edilen İLİS sayısı sırasıyla 238, 195 ve 169'dur. Çalışma sırasında müdahale grubundaki 80 İLİS'e yönelik 156 öneride bulunulmuştur. Bu önerilerin 154'ü (%98,71) hekimler tarafından kabul edilmiştir. Gruplar arasında toplam İLİS ve renal disfonksiyon ile ilişkili İLİS sayısı açısından sayısal farklılıklar görülse de istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Kontrol ve müdahale grupları arasında renal disfonksiyon ile ilişkili İLİS tespit edilen hasta sayısında ise istatistiksel açıdan anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Çalışmamızda tespit edilen İLİS ve buna yönelik girişimlerin kabul oranının yüksek olması klinik eczacının, böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda ilaç kullanımının ve hasta sonuçlarının iyileştirilmesine katkısı olduğunu göstermektedir. Gruplar arasında toplam İLİS ve renal fonksiyon bozukluğu ile ilişkili İLİS açısından sayısal azalmalar gözlenmiştir. Kontrol ve müdahale grupları arasında renal disfonksiyon ile ilişkili İLİS tespit edilen hasta sayısında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre klinik eczacının özellikle böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastaların tedavisinde, sağlık ekibinin içinde yer almasının hasta sonuçlarının iyileştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Böbrek fonksiyon testleriBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-akut+4
Özge Özmen
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pediatrik hastalarda eczacı tarafından yürütülen ilaç uzlaşısı hizmetinin uygulanması ve değerlendirilmesi

İlaç hataları ve advers ilaç olayları, çeşitli faktörlere bağlı olarak pediatrik popülasyonda yetişkin popülasyona kıyasla daha sık görülmekte ve daha büyük bir önem taşımaktadır. İlaç uyuşmazlıklarına bağlı hatalar genellikle hastaların yeni ilaçlar aldığı veya mevcut ilaçlarında değişiklik yapıldığı hasta bakım merkezleri arasındaki geçişlerde ortaya çıkmaktadır; bu hataların %60'ı hastaneye kabul, nakil veya taburculuk sırasında meydana gelmektedir. İlaç uzlaşısının, ilaç hatalarını (%70-80) ve advers ilaç olaylarını (%15'in üzerinde) azaltmada etkili bir yöntem olduğu kanıtlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, çocuk sağlığı ve hastalıkları servisine yatış sırasında ve servisler arası geçişlerde ortaya çıkan kasıtsız ilaç uyuşmazlıklarını ilaç uzlaşı hizmetleri ile belirlemek ve sınıflandırmaktır. Ayrıca, yatış sürecinde ilaç incelemesi yapılarak hastaların kullandıkları ilaçların uygunluğunun değerlendirilmesi, ilaçla ilgili sorunların tespit edilip sınıflandırılması amaçlanmıştır. Ağustos 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında prospektif kesitsel bir çalışma olarak gerçekleştirilen çalışmamızda hastaneye yatışta ve servisler arası geçişlerde ilaç uzlaşısı yapılarak kasıtsız ilaç uyuşmazlıkları MedTax'a (The Medication Discrepancy Taxonomy) ilaçla ilgili sorunlar (İLİS) ise PCNE v9.1 kullanılarak sınıflandırılmıştır. Çalışmamıza dahil edilen 105 hastadan 68 (%64,76) hastada İLİS tespit edilmiştir. 68 hastada en az 1, en fazla 8; toplam 204 tane İLİS tespit edilmiştir. Çalışmamıza dahil edilen hastaların %23,8'inde (n=25), servise yatışta veya servisler arası geçişlerde en az bir kasıtsız ilaç uyuşmazlığı saptanmıştır. Toplamda 47 (%9,07) tane bilinçsiz ve amaç dahilinde olmayan uyuşmazlık tespit edilmiştir. Tespit edilen 47 ilaç uyuşmazlığının %80,15'i tamamen ilaç uyuşmazlığı iken %19,15'i kısmi ilaç uyuşmazlığıdır. En sık görülen ilaç uyuşmazlığı ilacın atlanması (n=37) olarak saptanmıştır. İLİS'lerin en sık belirlenen nedeni, örneklem genelinde %41,17 oranında ilaç seçimi olup, bunu sırasıyla doz seçimi ve hasta nakli nedenleri takip etmiştir (%29,41 ve %23,03). Tespit edilen İLİS'lerin %62,74'ü (n=128) ilacın etkinliği, %24'ü (n=49) ilacın güvenliği ve %13,26'sı (n=27) diğer sebeplere bağlı oluşan İLİS'lerdir. İLİS'lerin tespit edilen en yaygın nedeni, örneklem genelinde %41,17 oranında ilaç seçimi iken, sırasıyla doz seçimi ve hasta nakli (%29,41 ve %23,03) nedenleri bu oranı takip etmiştir. Çalışmamızın sonuçları, İLİS'lerin etkili bir şekilde klinik eczacılar tarafından tespit edilebileceğini göstermektedir. Klinik eczacıların İLİS'leri tespit etmesi, akılcı ilaç kullanımının artmasına katkı sağlayacaktır.

Berre Mercümek
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geriatrik yoğun bakım hastalarında ilaçla ilişkili sorunların belirlenmesi

Çalışmanın amacı, yoğun bakımda yatan geriatrik hastalarda STOPP-START kriterlerini kullanarak uygunsuz ilaç kullanımının yaygınlığını, sınıflandırmasını ve nedenlerini belirlemektir. Çalışma Ocak-Kasım 2024 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Kardiyoloji Enstitüsü yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) yatışı olan hasta verileri kullanılarak retrospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma yerel etik kurul tarafından 2023/187 karar numarası ile etik olarak onaylanmıştır. 1 Ocak 2017 ve 31 Aralık 2022tarihleri arasında en az 48 saat YBÜ'de yatışı olan geriatrik hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların sosyodemografik özellikleri, komorbiditeleri, reçete edilen ilaçlar, rutin laboratuvar verileri detaylı hasta dosyası incelemesi ile elde edilmiştir. Reçete edilen ilacın uygunluğu STOPP/START kriterlerine göre araştırılmış ve Lexicomp® ilaç etkileşim programı ile ilaç-ilaç etkileşimi (DDI) tespit edilmiştir. Geriatrik496 hastanın yaş ortalaması 73,31±6,89 ve hastanede yatış süresi 6,38±5,13 gündür. Hasta başına kullanılan ilaç sayısı 20,52±13,22 ve ortalama DDİ(İlaç-İlaç etkileşimi) sayısı 8,92±5.28, hasta başına düşen D düzeyi DDİ sayısı ise 0,52±0,79olarak kaydedilmiştir. STOPP-START kriterlerine göre 473 (%94,6) hastada en az bir PIM(Potansiyel Uygunsuz İlaç)tespit edilmiştir ve toplam 496 hastada PIM sayısı 1212'tür. STOPP-START kriteri toplam uygunsuzluk sayısı 1162'tir. Bunların 758'inin (%65,23) START kriterleriyle ilişkili olduğu belirlenmiştir. Hasta başına tespit edilen PIM sayısı 2,38±1,23'tür. PIM'lerin START kriterine göre %'89,84'u kardiyovasküler hastalıklarla (Kategori B) ilişkilidir. STOPP kriterine göre % 47,63 'ü yine B kategorisine aittir. Geriatrik hastanın karmaşık özelliği ve YBÜ ünitesinin zorlayıcı ortamları göz önünde bulundurulduğunda PIM'lerde artış görülebilmektedir. Klinik eczacılar potansiyel uygunsuz ilaç kullanımını tespit edebilir, sınıflandırabilir ve önleyebilir. AnahtarKelimeler:Geriatri,KlinikEczacılık,START-STOPPkriterleri, Kardiyoloji, Yoğun Bakım Ünitesi, Potansiyel Uygunsuz İlaç

Zümra Karakurt
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyaliz hastalarının pnömokok aşısı olma niyetlerinin incelenmesi

Bu çalışmada; hemodiyaliz hastalarında pnömokok hastalığı ve aşısı ile ilgili bilgi düzeyini tespit etmek, bu hasta grubunda eczacı liderliğindeki eğitim müdahalelerinin; hastaların pnömokok hastalığı ve aşısı ile ilgili tutumları üzerindeki ve eğitim sonrası aşılanma oranları üzerindeki etkisini tespit etmek amaçlanmaktadır. Ayrıca hastalarda pnömokok aşılanma davranışını etkileyen faktörler tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma, Ekim 2023-Mayıs 2024 tarihleri arasında Yunus Emre Devlet Hastanesi'nin diyaliz merkezinde yürütülmüştür. Katılımcılara, pnömokok hastalığı ve aşısı hakkında anket uygulanmış sonrasında eczacı tarafından pnömokok hastalığı ve aşısı hakkında eğitim broşürü dağıtılarak eğitim verilmiştir. Eğitimden 3 ay sonra hastaların pnömokok aşısı hakkındaki tutumu ve aşı olma durumu değerlendirilmiş, aşı olma durumunu etkileyen engeller tepit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada hemodiyaliz hastalarında pnömokok hastalığı ve aşısı ile ilgili önemli düzeyde bilgi ve farkındalık eksikliği tespit edilmiştir. Eczacı liderliğindeki eğitim müdahalesi, katılımcıların hastalık ve aşısı konusundaki farkındalık ve tutumlarını iyileştirmiş (p<0,001) ve bu durum pnömokok aşılama oranının artması (n=44;%29,3) ile sonuçlanmıştır. Aşılamaya karşı en büyük engel ise 'yan etkilerden endişelenmek' (84;%79,2) olarak bulunmuştur. Eğitim sonrası aşı olan ve olmayan hastaların demografik verileri karşılaştırıldığında hastaların yaş (p=0,639), cinsiyet (p=0,355) ve aylık hane geliri (p=0,111) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yokken hastaların eğitim durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir (p=0,015). Eczacıların aşılama pratiğine dahil edilmesi, hemodiyaliz hastalarındaki aşılanma oranlarını artıracaktır. Ayrıca, yanlış bilgilendirme ve aşı kararsızlığının önüne geçmek için daha hedeflenmiş ve etkili halk sağlığı stratejileri geliştirilmelidir. Bu yaklaşım, eksik vi aşılama oranlarını düzelterek, risk altındaki bireylerin sağlığını koruyacak ve halk sağlığı açısından önemli bir kazanım sağlayacaktır Anahtar Sözcükler: Diyaliz hastaları, Pnömokok aşısı, Klinik eczacılık,eğitim müdahaleleri, Eğitim

Songül Aslancı
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Palyatif bakım hastalarında psikotrop ilaçlar ile gözlenen ve QT aralığı (QTc) uzamasına neden olan potansiyel ve klinik olarak anlamlı ilaç etkileşimlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, psikotrop ilaçlar ile gözlenen, iki ilaç etkileşimi programı tarafından bulunan potansiyel ilaç-ilaç etkileşimlerinin (pİİE) şiddet seviyelerindeki farklılıkları tanımlamayı ve palyatif bakım alan hastalarda QTc uzamasına neden olan klinik olarak anlamlı ilaç-ilaç etkileşimlerini bulmayı amaçlamaktadır. Çalışma, Ekim 2023 ile Mayıs 2024 tarihleri arasında devlet hastanesinin palyatif bakım ünitesinde yapılmıştır. Micromedex® ve Lexicomp® ilaç etkileşimi programları, pİİE'leri ve bunların şiddetlerini belirlemek için kullanılmıştır. Elektrokardiyogram(EKG), ilaç etkileşim programlarında QTc uzaması riski uyarısı görülen hastalara uygulanmıştır. Ayrıca, QTc uzamasına neden olan klinik olarak anlamlı ilaç etkileşimlerini belirlemek için İlaç Etkileşim Olasılığı Ölçeği(DIPS) kriterleri kullanılmıştır. Bu çalışmaya 120 hasta dahil edilmiştir. Majör pİİE için değerlendiriciler arası güvenilirlik (kappa= −0.034) ve genel değerlendiriciler arası güvenilirlik kötü (kappa= −0.052) olarak sınıflandırılmıştır. QTc uzaması, EKG çekilen hastaların (n=58) %66,7'sinde (n=38) gözlemlenmiştir. DIPS değerlendirmesine göre, 122 klinik olarak anlamlı İİE (63 farklı çift) tespit edilmiştir. 38 hastaya yönelik klinik eczacı tarafından yapılan önerilerin yalnızca 4'ü (%10,5) hekim tarafınmdan kabul edilmiştir. Klinik eczacının önerisinin kabul edildiği 4 hastaya bir hafta sonra EKG çekilmiştir ve QTc uzaması gözlenmemiştir. Bu çalışmanın sonuçları, palyatif bakım hastalarının önemli bir kısmının, QTc uzaması riski ile bağlantılı olan psikotrop ilaçlarla etkileşime girebilecek ilaç kombinasyonları aldığını göstermektedir. Klinik eczacının dahil olduğu multidisipliner bir sağlık ekibi tarafından palyatif bakım hastalarının profesyonel değerlendirmeye dayalı bireyselleştirilmiş hasta izlemi sürdürülmelidir. Anahtar sözcükler: psikotrop ilaçlar, klinik eczacı, ilaç etkileşimleri, palyatif bakım

Fadaın Abıshov
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
20
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarının beslenme tüpü yoluyla verilen ilaçlar için güncel kılavuz bilgilerini uygulama niyetlerinin planlı davranış teorisi ile incelenmesi

İlaçların beslenme tüpleri aracılığıyla uygulanması, sağlık profesyonelleri için önemli zorluklar oluşturmaktadır. Bu süreçte yapılacak hatalar, tüp tıkanıklıklarına, ilaç etkinliğinde azalmaya veya toksisiteye yol açabilir. Bu nedenle, enteral yolla ilaç uygulamasına ilişkin güncel kılavuzlara uyum büyük önem taşımaktadır. Bu kesitsel çalışma, hemşirelerin bu kılavuzlara uyma niyetlerini etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçlamıştır. Beslenme tüpüyle ilaç uygulama deneyimi olan devlet hastanesinde görevli hemşirelerden veriler toplanmış; Planlanmış Davranış Teorisi (TPB) temel alınarak geliştirilen geçerli ve güvenilir bir Türkçe ölçek kullanılmıştır. Kağıt tabanlı anket uygulanmış ve niyet puanlarını etkileyen faktörleri incelemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Toplam 149 hemşire çalışmaya katılmış ve %80,0 yanıt oranı elde edilmiştir. Katılımcıların %85,2'si ilaç uygulamalarında kılavuzları takip ettiklerini bildirmiştir. Ancak yalnızca %34,9'u modifiye salımlı tabletlerin, %22,8'i enterik kaplı tabletlerin ve %33,6'sı film kaplı tabletlerin ezilmemesi gerektiğini bilmektedir. Ayrıca, katılımcıların %42,3'ü beslenme tüpüyle ilaç uygulamasına yönelik herhangi bir eğitim almadıklarını ifade etmiştir. Daha yüksek niyet puanları; olumlu tutumlar, geçmiş davranışlar ve destekleyici öznel normlarla anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Sonuç olarak, hemşirelerin güncel kılavuzları uygulama niyetleri; tutumları, önceki deneyimleri ve sosyal destek algılarıyla yakından ilişkilidir. Kılavuzlara uyumu artırmayı hedefleyen müdahaleler bu faktörleri göz önünde bulundurmalıdır. Sağlık profesyonelleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, daha güvenli ilaç uygulamalarına ve hasta bakım kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir.

Nurana Yusıfova
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eczacılık fakültesi öğrencilerinin kolorektal kanser farkındalığının değerlendirilmesi

Kolorektal kanser (KRK), en yaygın teşhis edilen kanserlerden biridir ve risk faktörleri, semptomlar ve tarama yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmak, erken teşhis için esastır. Çalışma, dördüncü ve beşinci sınıf eczacılık öğrencilerinin kolorektal kanser hakkındaki bilgilerini değerlendirerek, müfredatın düzenlenmesi ve toplum temelli eğitim girişimlerini geliştirmek amacıyla veri sağlamayı hedeflemektedir. Çalışma, 6 Ocak - 9 Mart 2025 tarihleri arasında Türkiye'nin 5 farklı eczacılık fakültesindeki öğrencilerin arasında çevrimiçi kesitsel bir anket çalışmasıdır. Çalışmaya 532 öğrenci katılmıştır. Ortalama KRK risk faktörü puanı (± SD) 11,54 (± 3,58) idi. Öğrencilerin %85,2'si (n=453) riskler hakkında iyi bilgiye sahipti. Ortalama KRK semptom skoru (± SD) 4,39 (± 2,10) idi. Öğrencilerin %60,7'si (n=323) semptomlar hakkında yetersiz bilgiye sahip olduklarını bildirdi. Ortalama KRK tarama puanı 1,44 (± 0,70) idi. Öğrencilerin %93,2'si (n=496) tarama konusunda yetersiz bilgiye sahipti. "Kötü bir sonuç hakkında endişelenmek," gaitada gizli kan testi (GGKT) ve kolonoskopi yaptırmanın birincil engeli olarak belirlenmiştir. GGKT için ikinci engel, "testin utanç verici olduğu düşüncesi" iken, kolonoskopi yaptırmanın ikinci engeli "işlemin acılı olacağı korkusu"ydu. Öğrencilerin yarısından fazlası (n=318, %59,8) KRK hakkındaki bilgiyi fakülte eğitimi sırasında edinmiş olup; bunu aile ve arkadaşlar (n=177, %33,3), sosyal medya (n=174, %32,7), kitaplar, dergiler ve broşürler (n=86, %16,1), televizyon veya radyo (n=75, %14,1) ve doktorlar (n=64, %12,0) takip etmektedir. Fakülteler; KRK farkındalığını artırmak amacıyla kurslar düzenlemeli, sosyal medya, televizyon ve broşür dağıtımı gibi diğer eğitim müdahalelerine daha fazla önem verilmelidir.

Aytaj Alıyeva
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'deki toplum eczacıları arasında insülin konusunda bilgi, tutum ve uygulamalar

Diyabet yönetimi giderek daha fazla insülinin etkili kullanımına bağlıdır ve toplum eczacıları, hastaların uygun danışmanlık almasını sağlamada önemli bir rol oynamaktadır. Ancak, Türk eczacılarının insülin tedavisini desteklemeye hazırlığına dair kanıtlar sınırlıdır. Bu kesitsel çalışma, Kasım 2024–Nisan 2025 arasında 385 eczacıyla yapılan geçerli bir anketle, Türk toplum eczacılarının bilgi, tutum ve uygulamalarını (KAP) değerlendirmiştir. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare, ANOVA, korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizleriyle incelenmiştir.Sonuçlar, genel bilgi düzeyinin yalnızca kabul edilebilir olduğunu göstermiştir (ortalama = 14.239, p < 0.001). Katılımcıların yalnızca %25,2'si "iyi" düzeye ulaşmış, hipoglisemi (%44,7) ve diyabetik ketoasidoz (%44,4) yönetiminde belirgin eksiklikler bulunmuştur. Yaş anlamlı bir faktör olarak öne çıkmıştır; genç eczacılar (20–40 yaş) en yüksek, ≥61 yaş grubu ise en düşük puanları almıştır (F = 33.683, p < 0.001). Bu durum, güncel müfredatın etkisini ve sürekli eğitimin gerekliliğini göstermektedir. Tutumlar genellikle nötrden pozitife yönelmiş (ortalama = 3.375, p < 0.001) ve insülinin etkinliği ile hasta eğitiminin önemi vurgulanmıştır. Uygulamalar orta–iyi düzeyde bulunmuştur (ortalama = 3.85, p < 0.001); eczacılar depolama ve uygulama konularında daha güvenli hissederken, komplikasyon yönetiminde daha az güven bildirmiştir. Korelasyon ve regresyon analizleri, bilgi ile hem tutum hem uygulama arasında zayıf ama anlamlı ilişkiler göstermiştir; bu da bilginin tek başına davranışı belirlemede yetersiz olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, genç eczacıların daha yüksek bilgi düzeyine sahip olduğu belirlenmiş ve sürekli mesleki eğitimin, tutarlı danışmanlık ve daha iyi diyabet bakımının temelini oluşturduğu vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: toplum eczacıları, insülin, diyabet mellitus, KAP, Türkiye, eczacılık uygulamaları

Yusra Saad Salıh Al Bayatı
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Turistlerin Türkiye'deki toplum eczanelerinde karşılaştığı zorluklar

Türkiye, her yıl farklı ülkelerden milyonlarca uluslararası turisti ağırlayan, dünyanın en çok ziyaret edilen ülkelerinden biridir. Türkiye'de bulundukları süre boyunca turistler, farmasötik bakım gerektiren sağlık sorunlarıyla karşılaşabilmektedir. Toplum eczacıları, kolay erişilebilir sağlık hizmeti sunucuları olup, turistlerin ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir rol üstlenmektedir. Ancak, uluslararası turistlerin Türkiye'deki toplum eczanelerindeki deneyimleri yeterince araştırılmamıştır. Bu nedenle bu çalışma, turistlerin karşılaştıkları engelleri, zorlukları ve güçlükleri algılayışlarını; yaşadıkları deneyimlere dayalı olarak hizmet kalitesine ilişkin algılarını; ve toplum eczacılığı hizmetlerinin algılanan kalitesini artırmaya yönelik önerilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, sağlık hizmetlerine erişimin beş boyutundan oluşan Penchansky ve Thomas modelinden (erişilebilirlik, Bulunabilirlik, karşılanabilirlik, uyum sağlama ve kabul edilebilirlik) yararlanılarak yürütülmüştür. Nitel bir yöntem kullanılmış olup, Türkiye'de kaldıkları süre boyunca bir toplum eczanesini ziyaret etmiş ve deneyim yaşamış 19 farklı ülkeden 25 yetişkin turist ile yarı yapılandırılmış yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiş ve belirlenen tema ve alt temalar, sağlık hizmetlerine erişim modelinin beş boyutu çerçevesinde düzenlenmiştir. Bulgular, çeşitli zorlukları ortaya koymuştur. En belirgin zorluk ise dil engelleridir. Bunun yanı sıra, belirli ilaçların bulunabilirliği, eczanelere mesai saatleri dışında ve Pazar günleri erişim, ilaç fiyatlandırması ve eczane hizmetlerinin kalitesine ilişkin memnuniyet düzeyi gibi unsurlar da turistlerin deneyimlerini etkilemiştir. Toplum eczacılarının rolü, eczacıların empati düzeyleri, iletişim becerileri ve mesleki destekleri ile eczacılara duyulan güven ve güvenilirlik algısı da dikkat çeken diğer unsurlar arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın bulguları; dil desteğinin artırılması, kültürel açıdan yetkin eczacılık uygulamalarının benimsenmesi, eczane hizmetlerine yönelik bilgilendirici materyallerin erişilebilirliğinin geliştirilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır. Ayrıca, eczanelerde sunulan hizmetlerin iyileştirilmesi adına paydaşlarla ortak hareket edilerek uluslararası ziyaretçilerin deneyimlerinin güçlendirilmesi ve Türkiye'deki genel turistik deneyimlerine olumlu katkı sağlayacak yüksek kaliteli eczacılık hizmetlerinin sunulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeleri: toplum eczaneleri, sağlık hizmetlerine erişim,Turistlerin ilaç erişimi engeller,Uluslararası turistler.

Wed Saad Salıh Al-bayatı
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yoğun bakım ünitesinde kolistin kullanımının uygunluğunun değerlendirilmesinde klinik eczacının rolü

Çoklu ilaca dirençli Gram-negatif enfeksiyonların tedavisinde ve diğer antibiyotiklere direnç varlığında kolistin önemli bir role sahiptir. Kolistinin söz konusu tedavilerde kullanımında tedavi etkinliği ve güvenliği açısından uygun şekilde hazırlanışı, uygun dozda kullanımı, renal doz ayarının yapılması ve nefrotoksik ajanlarla kullanılıp kullanılmadığı, önem taşımaktadır. Sunulan tez çalışması prospektif gözlemsel bir çalışmadır ve tez çalışmasının ilk 4 ayında klinik eczacı tarafından sadece kolistin kullanımının uygunluğu değerlendirilmiş ve herhangi bir öneride bulunulmamıştır (gözlem grubu), sonraki 4 ayda ise klinik eczacı tarafından önerilerde bulunulmuştur (müdahale grubu). Gözlem grubu ve müdahale grubu arasındaki uygunluk yüzdesi karşılaştırılarak klinik eczacının tedavi uygunluğuna ve klinik sonuçlara etkisi bu tez konusunda sadece kolistin ilaç örneği ile araştırılmıştır. Kolistin kullanımının uygunluğunun değerlendirilmesinde uluslararası geçerliği olan "International Consensus Guidelines for the Optimal Use of the Polymyxins'' "Polimiksinlerin Optimal Kullanımı için Uluslararası Uzlaşı Kılavuzundan'' yararlanılmıştır. Çalışmanın tek yoğun bakım ünitesinde gerçekleştirilmesi, hasta popülasyon sıklığının az olması ve çalışmanın uzmanlık tezi olması sebebiyle belirli bir süresinin olması örneklem büyüklüğünü sınırlamıştır. Gözlem grubunda 51, müdahale grubunda 40 kişi dahil edilmiştir. Kolistin toplam kullanım uygunluğu gözlem grubunda %21,6 iken, müdahale grubunda %97,5'e çıkarak klinik eczacı müdahalesinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Klinik Eczacının nefrotoksisitenin önlenmesinde istatistiksel olarak önemli bir katkısı olmuştur. Nefrotoksisite insidansı gözlem grubunda %72,7 iken müdahale grubunda %35'e düşerek istatistiksel açıdan anlamlı bir azalma gözlenmiştir (p<0,05). Bu tez çalışmasında klinik eczacıların hekimlerle karşılıklı işbirliği içinde çalışmasının, kolistinin uygun kullanımını artırdığını ve kolistinin en önemli yan etkisi olan nefrotoksisite gelişimini azalttığını gösterilmiştir.

AntibiyotiklerEczacılarEczacılık+4
Aslınur Albayrak
Gazi University
2021
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 tedavilerinin uzun dönem etkilerinin incelenmesi ve post-COVİD sendromu ile ilişkisi

Akut solunum sendromu virüsü-2 (SARS-CoV-2) tarafından meydana gelen koronavirüs hastalığının (COVID-19) akut döneminde, hastalarda başta ateş ve öksürük olmak üzere çeşitli semptomlar meydana gelmiştir. Bu süreci ayaktan atlatabilenler olduğu gibi bazı hastalar COVID-19 nedeniyle hastanede tedavi görmüştür. COVID-19 dönemi sonrasında post-COVID-19 sendromu olarak adlandırılabilen ve hastalığı atlatmış kişilerin devam eden ya da yeni meydana gelen bazı semptomlar yaşayabildiği gözlenmiştir. Bu çalışmaya 01.09.2021 ile 31.03.2022 tarihleri arasında, bir devlet hastanesinin ilgili servislerinde en az bir gece yatışı sonrası taburcu olan, 118 COVID-19 hastası ve 47 pnömoni hastası olmak üzere toplamda 165 hasta dahil edilmiştir. Araştırma kapsamında çalışmaya dahil edilen kişilere hastanede uygulanan ilaç tedavileri incelenmiş, hastane yatışlarından yaklaşık 10 ay sonra telefon aracılığıyla ulaşılmış ve çalışma öncesinde belirlenen bazı semptomları yaşayıp yaşamadıkları sorgulanmıştır. Bunun sonucunda COVID-19 tanılı hastalarda, pnömoni tanılı hastalara göre taburculuk sonrasındaki süreçte tat veya koku kaybı ve saç dökülmesi semptomlarının daha fazla; nefes darlığı ve göğüs ağrısı semptomlarının ise daha az gözlendiği tespit edilmiştir. Bu dördü dışında kalan semptomlarda ise her iki grupta da benzer sonuçlar gözlenmiş olduğundan dolayı post-COVID-19 semptomu olarak düşünülen semptomların aslında hastalığın kendisinden değil neden olduğu pnömoniden kaynaklanabileceği düşünülebilir. Ayrıca hastane yatış sürecinde parasetamol ve nonsteroidal antiinflamatuar ilaçları kullananlarda tat veya koku kaybı semptomu yaşanma ihtimalinin daha yüksek olabileceği çalışmamızca gözlenmiş olup, ilaçlar ile semptomlar arasındaki ilişkinin incelenmesi ve yorumlanabilmesi için ileri çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+3
Özgenur Geridönmez
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Common side effects, adherence and satisfaction of patients using biological therapies for rheumatologic diseases

Biological agents use have significantly improved the prognosis of rheumatologic diseases (RD). Despite great therapeutic effects, many patients may not adequately comply with these treatments. The aim is to study common side effects, adherence and its barriers during therapy. A descriptive cross-sectional study was conducted using a questionnaire tool in the rheumatology service of a tertiary hospital. Patients diagnosed with one RD using a biological agent were enrolled in the study. The questionnaire was adopted and modified for the current study setting. Face validation was carried out following a forward backward translation to the Turkish language. A written consent form was acquired and the study design was approved by an ethical committee. Statistical analysis was carried using SPSS version 25. 80 patients with RD were invited of whom 60 patients responded (75%). Among responders, 76.7% were females with a mean age of patients 50.85 ± 1.7 years. The average duration of biological drug use was found significantly higher with infliximab (6.48 ± 0.78 years) than the others (p=0.017). Most patients (63.33%) used biological drugs for the first time. Of those who discontinued a biological therapy before; the most common reason was ineffectiveness (55%) followed by infusion reactions (24%). Common side effects include insomnia (18.33%), headache (15%), feeling restless (15%), muscle stiffness (13.33%), blurred vision (11.66%), and difficulty to move (11.66%). In conclusion, findings indicate that biologic therapy has few tolerable side effects, and has a high rate of drug discontinuation mostly due to the ineffectiveness of the first agent used. Keywords: Biological drugs, side effects, treatment satisfaction, discontinuation

Patient satisfactionRheumatic diseasesTreatment adherence and compliance+2
Selin Sarıkaya
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Evaluation of patients' medical information required to determine drug-related problems in community pharmacies: A mixed method study

Access to patient information is essential for community pharmacists to provide comprehensive pharmaceutical care, involving a deep understanding of medical history, medications, and disease conditions. Yet, the impact of information access on a pharmacist's ability to identify and resolve drug-related problems remains uncertain. This study investigates this relationship's significance in enhancing pharmaceutical care quality. The primary objective is to assess how access to patient information affects community pharmacists' ability to deliver comprehensive pharmaceutical care and accurately address drug-related problems. Additionally, the study explores factors influencing pharmaceutical care provision in community pharmacies. We used a mixed-methods approach to evaluate pharmacist patient care services through standardized simulated patient cases. We collected quantitative data on the number and accuracy of identified drug-related problems and time spent on care provision. Qualitative analysis involved a think-aloud protocol for pharmacist decision-making and cognitive interviews to explore perceptions and factors impacting the identification and resolution of drug-related problems, with a focus on the role of information access. Our findings indicate significant improvements in total drug-related problems identified, confidence levels, accuracy, and sensitivity after providing access to patient information. Thematic analysis of transcripts uncovered key themes related to information access and pharmaceutical care in community pharmacies, including missed care opportunities, pharmacy and pharmacist-related barriers, external obstacles, societal perceptions of pharmacists, and a strong desire to advance pharmaceutical care. Keywords: Pharmaceutical care, Drug Related Problems, Mixed method study, access to patients' health records, community pharmacist

Information accessPharmacistsPharmacies+7
İrem Çiftçi
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Exploring glycemic control, self-care management and COVID-19 experience among patients with type 2 diabetes mellitus in community pharmacies

Objective: Diabetes is a chronic disease with significant health implications, exacerbated by the challenges posed during the COVID-19 pandemic for individuals with chronic illnesses. This study evaluates self-care management, medication adherence, glycemic control, and COVID-19 experiences among T2DM patients in Türkiye during the pandemic. Materails and Methods: A cross-sectional design involved 2772 T2DM patients approached from 67 community pharmacists, with 462 eligible patients participating in the survey using a Turkish validated MARS and DSMQ questionnaires along lab results. Results: Nearly 51% reported experiencing COVID-19. A significant proportion (58.9%) were identified as non-adherent to their medications and scored significantly lower on all DSMQ subscales. Only a few (33.3%) achieved the target HbA1c level or total cholesterol (30.3%). Higher DSMQ general scale scores were associated with lower HbA1c levels and improved medication adherence. Poor glycemic control and multiple comorbidities were linked to hospitalization or ER admission due to COVID-19. Conclusion: A concerning proportion of diabetic patients failing to achieve treatment targets is seen, particularly those with multiple morbidities, adding strain to the current healthcare system. Addressing medication adherence, glycemic control, and self-care activities is critical for better supporting diabetic patients and improving overall healthcare outcomes in the post-COVID-19 era. Key words: Type 2 diabetes mellitus; adherence; self-care; glycemic control, COVID-19

COVID 19Diabetes mellitusDiabetes mellitus-type 2+4
Oğuz Tanıl Çete
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Assessment of pediatric liquid medication dosing errors and the satisfaction with information about medicines among family caregivers

Background and Objective: Ensuring accurate dosing of liquid medications in pediatric populations is of paramount importance for both treatment efficacy and patient safety. This study aims to investigate the prevalence of liquid medication dosing errors in pediatric patients and associated factors along with parental satisfaction with information about medicine provided by healthcare providers. Design: A cross-sectional study was carried out involving parents or legal guardians over 18 years old who administer liquid medication to children aged ≤8 years. A minimum sample size of 397 participants was determined. Parent's satisfaction with counseling information was evaluated using the SIMS questionnaire. Dosing accuracy was evaluated by requesting the parent's measure of 2.5 ml, 5 ml, and 7 ml of liquid paracetamol and comparing it to the standard dose using calibrated cylinders. Dosing errors were defined as deviations of ≥20% from prescribed doses. Ethical approval and written consent were secured prior to data collection. Statistical analysis was performed using SPSS version 25. Results: Totally 397 patient families responded. Overall 49% were women and 93% of these women were the child's mother. More than 90% of respondents reported being knowledgeable of indications, dosing techniques, and duration of medications for their children. Parents report both pharmacists and physicians (31%) to educate them regarding their disease or medicine. A total of 46% reported that they use spoons or dosing cups during the administration of liquid medications. Following evaluation of parents dose-measuring of 2.5 ml, 5ml, and 7ml the following readings (mean±SD, (range)) were attained respectively: 3.64±1.067 (2-7); 5.57±1.24 (3-12); 8.49±1.846 (4-17). Conclusion: In Turkey, the prevalence of inaccurate dosing practices among parents necessitates advanced counseling strategies and standardized dosing tools to improve pediatric medication administration. Healthcare providers' role in enhancing parental knowledge and promoting standardized instruments, like oral syringes, emerges as crucial for safe and effective dosing.

CaregiversDose-response relationship-drugPatient care+5
Soz Hardı Mustafa Bakhtyar
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Evaluation of drug-drug interaction checkers along clinically relevant adverse drug events in oncology and hematology pediatric patients

Background and Objective: Pediatric patients are vulnerable to drug-drug interactions (DDIs), studies on Pediatric patient are generally limited particularly in Hemato-Oncology patients, the aim of this study is to evaluate the performance of DDIs checkers, along with most frequent DDIs and its prevalence. Materials and Methods: A retrospective observational study was conducted at the Yeditepe Hospital's Oncology Center from 2019 to 2023. Two different tools, Drugs.com and Lexicomp were utilized, and the agreement between these tools was assessed using the Kappa value. Tools' sensitivity, specificity, Positive Predictive Value (PPV), and Negative Predictive Value (NPV) was determined to evaluate the accuracy of these tools compared to Stockley's interaction book. The Spearman correlation test to compare the length of hospitalization with exposure to DDIs. Statistical significance was defined as a p-value of < 0.05. Logistic regression was performed to identify variables associated with the patients' final status and length of hospitalization (LOS). The consistency of ChatGPT was assessed using the Intraclass Correlation Coefficient (ICC). the study design was approved by an ethics committee. Statistical analysis was carried out using SPSS 25. Results: A total of 155 patients were initially screened, with 80 met the inclusion criteria. Drugs.com and Lexicomp identified 752 and 473 unique drug-drug interactions (DDIs), respectively, resulting in an average DDI prevalence of 78%. Spearman was 0.79 and 0.85 for Lexicomp and Drugs.com, respectively. The Mann-Whitney showed a significant difference in DDI exposure between surviving and deceased patients. The performance of Lexicomp and Drugs.com revealed sensitivity values 0.5 - 0.77, specificity values 0.5 - 0.36, PPV values 0.31 - 0.36, and NPV values 0.31 - 0.77. The accuracy for both tools was 0.5, and Kappa value was 0.575. ICC for ChatGPT's consistency, showed a poor result with a Cronbach's Alpha of 0.630. Conclusion: The study revealed that pediatric patients with hematologic oncology diseases are at a high risk of drug-drug interactions (DDIs). The accuracy of the tools used in this study was found to be moderate, and there was poor agreement between these tools. Keywords: Drug interaction checker, Adverse effect, DDIs, Online software, Oncology

Computer softwaresCancer patientsMedical oncology+4
Adnan Aleklah
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
30
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Knowledge, attitude, and practice of community pharmacists in maternal and child health services

Objective: Maternal and child health is in disputable public health matter potentially affecting the quality of life of both current and future generations as mothers and their children account for more than two-thirds of the world's population. The aim of this study was to evaluate the knowledge, attitude, and practice of community pharmacist in relation to maternal and child health services, since appropriate use and management of medications in pregnancy is an essential component of parental care and pregnant women health. Materials and Methods: A cross-sectional research conducted within the community pharmacies of Istanbul. The target population for this study consisted of all licensed pharmacists. A minimum sample size of 385 participants were required during their shift either written or using online. A questionnaire was validated consisting of 41 items. Main outcome measure involved pharmacist's knowledge, attitude, and practice in maternal and child health services. A written consent form was acquired, and study design received approved by an ethical committee. Statistical analysis was carried using SPSS. Results: Among the 750 community pharmacy professionals who were approached randomly, a total of 430 individuals expressed their willingness to participate in the study by completing the questionnaire. Ultimately, 408 of these participants successfully fulfilled the entire questionnaire. Among the participants, 343 individuals (84.1%) identified as female, whereas 65 individuals (15.9%) were identified as male. About 80.5% of the respondents had good knowledge regarding contraceptive method. The majority of the respondents had a positive attitude (n = 241; 59.16%) and good practice (n = 197; 48.32%). The Psychometric properties of the developed tool show good reliability, Cronbach's alpha values were 0.871 for attitude and 0.823 for practice. KD test ranged 0.41 for contraceptive and sexual health, 0.48 for maternal and antenatal, 0.38 for neonatal and child care and 0.45 for infant growth assessment. The intraclass correlation coefficients were ranged from 0.833/ 0.801 for both Attitude and practice scales at baseline and after 8 days. Conclusion: The findings of the study indicate that community pharmacists exhibited favorable attitudes and practices. However, it was observed that their level of knowledge pertaining to maternal and child health was inadequate. This underscores the persistent need to enhance the knowledge, attitudes, and practices of community with regards to maternal and child health. Keywords: Maternal health, Child health, Pharmacist, Competency, Practice, Türkiye.

Sonıta Anwarı
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Psychometric evaluation of a Kurdish version of medication adherence report scale and beliefs about medication questionnaire in patients with cardiometabolic conditions

Objective: This study aimed to evaluate the psychometric properties of the Kurdish versions of the Medication Adherence Report Scale (MARS‐5) and specific domains (necessity and concern domains) of the Beliefs About Medication Questionnaire (BMQ) among patients with cardiometabolic conditions. Materials and Methods: In this cross-sectional study, patients with cardiometabolic conditions undergoing treatment for at least a year at various medical centres in Erbil, Iraq, from February to July 2023 were included. Translation and cultural adaptation of two tools: MARS-5 and specific domains (necessity and concern domains) of BMQ were done. principal component analysis, analysis of internal consistency, and test-retest reliability were performed. The correlation analysis between clinical indicators (including blood pressure, HbA1C, and lipid profiles) and the score of MARS-5 was done. Results: Among 407 patients, almost half of participants (52%) were female with a median age of 60 (ranging from 25 to 88 years). Principal component analysis confirmed one component for MARS-5, and two components (Specific-Necessity and Specific-Concern) for BMQ. Cronbach's alpha values were 0.87 for the MARS-5 and 0.91 and 0.89 for the necessity and concern domains of BMQ, respectively. The intraclass correlation coefficients ranged from 0.84 to 0.95 for both tools at baseline and after two weeks. There were significant correlations between the score of MARS-5 and HbA1c levels using the chi-square test and Spearman correlation (rho: -0.45, p<0.001), as well as with blood pressure levels (rho: -0.21 for systolic blood pressure, p<0.001 and -0.17 for diastolic blood pressure, p<0.05). Conclusion:The Kurdish versions of MARS-5 and BMQ specific domains (necessity and concern domains) have shown good psychometric properties in the study population hence are suitable to evaluate medication adherence and beliefs about medication in Kurdish-speaking populations. Keywords: Medication Adherence, cardiometabolic condition, psychometric evaluation

Huda Jabbar Jawhar
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Evaluation of medication adherence and drug-related problems among Rheumatoid Arthritis patients in Northern Iraq

Objective: With Rheumatoid Arthritis (RA) being one of the most challenging diseases to manage Drug Related Problems puts further obstacles in the way of reaching the goal of treatment. This study aims to detect and identify DRPs as well evaluate the adherence of patients with rheumatoid arthritis to their medications in Erbil, Iraq. Materails and Methods: The present study was conducted in two major hospitals in North Iraq. A cross-sectional multicenter design was adopted enrolling 203 RA outpatients from February 15th until June 1st, 2023. Medication adherence and drug-related problems were assessed using the Medication Adherence Report Scale 5 (MARS-5) and relevant RA and medication therapy guidelines. The DRPs were categorized using the PCNE Classification of Drug-Related Problems V9.1. Statistical analysis was carried using SPSS V.26. Binary logistic regression analysis was performed in order to identify variables associated with the disease activity score and p-value of < 0.05 was considered to be statistically significant. Results: Among the 280 visiting outpatients, 203 were eligible and included; 91.1% of the patients were female. The mean (±SD) age of the patients was 51.9 ±12.3 years. Only 36.45% of the patients were found to be adherent to their medications. A total of 423 DRPs with an average of 2.08±1.46 problems per patient were identified. Calculated DAS-28 showed 40.39% of patients were with high disease activity, 35.46% with moderate disease activity, 9.36% with low disease activity, and 14.78% with remission. Conclusion: medication non-adherence, female gender, and presence of DRPs were found to be strongly associated with the worsening of the disease activity of RA patients. These findings along with a high prevalence of DRPs and nonadherence were found among the RA patients. Keywords: Rheumatoid arthritis, Adherence, drug-related problems, disease activity score (DAS-28).

Karez Omer
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
10
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hematoloji servisinde yatan hastalarda potansiyel ilaç-ilaç etkileşimlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı hematoloji servisinde yatan hastalarda potansiyel ilaç-ilaç etkileşimi sıklığının belirlenmesi ve bu etkileşimlerin yönetilmesinde klinik eczacının rolünün belirlenmesidir. Materyal ve metot: Çalışmamız 1 Mart-30 Eylül 2020 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Hematoloji Servisinde prospektif olarak yürütülmüştür. Çalışmaya hematoloji servisinde yatan, en az iki ilaç kullanan ve çalışmaya katılmayı kabul eden hastalar dahil edilmiştir. Hastaların kullandığı ilaçlar değerlendirilerek potansiyel ilaç-ilaç etkileşimleri Lexicomp©, Micromedex© ve Medscape© ilaç bilgi sistemleri ile kontrol edilmiştir. Klinik eczacı potansiyel ilaç-ilaç etkileşimlerini yönetmeye yönelik çözüm önerilerini hekimlerle ve hemşirelerle sözlü veya yazılı olarak paylaşmıştır. Bulgular: Çalışmaya toplam 155 hasta (99 erkek, 56 kadın) dahil edilmiş ve bu hastaların 149'unda (%96.1) en az bir adet potansiyel ilaç-ilaç etkileşimi tespit edilmiştir. Tüm hastaların yaşının medyan değeri 60 ve ÇAA'sı 44-72 olarak bulunmuştur. Tüm hastalarda 642 ilaç çiftine ait toplam 1985 potansiyel ilaç-ilaç etkileşimi tespit edilmiştir. En az bir potansiyel ilaç-ilaç etkileşimi saptanan hastaların kullandığı ilaç sayısının ve yatış sürelerinin etkileşim saptanmayan gruba göre daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0.001). Bununla birlikte iki grubun yaş ve cinsiyetlerinde anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Potansiyel ilaç-ilaç etkileşimlerini yönetmek adına klinik eczacı tarafından 88 adet öneri yapılmış ve bu önerilerin 82'si (%93.2) kabul edilmiştir. Sonuç: Hematoloji servisinde yatan hastalarda ilaç bilgi sistemleri tarafından tespit edilen potansiyel ilaç-ilaç etkileşimi sıklığının oldukça fazla olduğu görülmüştür. Klinik eczacı, potansiyel ilaç-ilaç etkileşimlerinin yönetilmesinde önemli bir rol üstlenmektedir ve sağlık bakım ekibinin içerisinde yer almasının tedavi başarısına katkısı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: İlaç-ilaç etkileşimi, hematoloji, klinik eczacılık

EczacılıkFarmakoloji-klinikHematoloji+2
Ömer Faruk Bahçecioğlu
İnönü University
2021
10
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Nefroloji servisinde yatan hastalarda klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı nefroloji servisinde yatan hastalara klinik eczacılık hizmetlerinin sunulması, tespit edilen ilaç ilişkili sorunlarla çözüm önerilerinin sınıflandırılması ve klinik eczacının katkısının ortaya konmasıdır. Materyal ve metot: Çalışma 1 Mart-30 Eylül 2020 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Nefroloji Servisi'nde yürütülmüştür. Bu süre zarfında nefroloji servisinde yatan ve en az 1 ilaç kullanmış olan 170 hastada gözlenen ilaç ilişkili sorunlar prospektif olarak değerlendirilmiş ve bu sorunların sınıflandırılmasında PCNE v.9 sınıflandırma sistemi kullanılmıştır. İlaç ilişkili sorun saptanan ve saptanmayan hastalarda klinik ve demografik özellikler karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 170 hastanın 135'inde en az 1 ilaç ilişkili sorun saptanmış ve bu 135 hastada toplam 383 ilaç ilişkili sorun kaydedilmiştir. İlaç ilişkili sorun saptanan hastaların kullandığı ilaç sayısının medyan değeri 10 (ÇAA: 7-12), sorun saptanmayan hastaların ise 6 (ÇAA: 5-7) olarak bulunmuştur (p<0.05). Çalışmada servis hekim ve hemşiresine 383 öneri yapılmış, bu önerilerin 338'inin (%88.25) kabul gördüğü, 45'inin (%11.75) ise kabul görmediği saptanmıştır. İlaç ilişkili sorunların nedenlerine göre dağılımı incelendiğinde ilaç seçimi (N1) ile ilgili nedenlerin %40.48 ile en sık görülen neden olduğu, bunu %34.8 ile doz seçiminin (N3) takip ettiği görülmüştür. En sık karşılaşılan hastaneye yatış nedenleriyle yaş, yatış süresi, ilaç sayısı gibi demografik ve klinik özellikler karşılaştırılmıştır. Yaş ve yatış süresi açısından yatış nedenleri arasında fark gözlenmezken, ilaç sayısı bakımından her üç grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. (p<0.05). Sonuç: Klinik eczacının multidisipliner sağlık ekibi içinde yer alarak ilaç ilişkili sorunlara yönelik çözüm önerisinde bulunmasıyla bu sorunların önüne geçilebildiği ve tedavi başarısına katkı sunulabildiği görülmektedir. Anahtar kelimeler: Klinik eczacılık, ilaç ilişkili sorun, nefroloji

EczacılıkFarmakoloji-klinikYatan hastalar+1
Selim Gök
İnönü University
2021
00
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Dahiliye yoğun bakım servisi'nde yatan hastalarda klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Dahiliye YBÜ'de yatan hastaların ilaç tedavilerinin klinik eczacı tarafından değerlendirilmesi; İLİS'lerin belirlenmesi, sınıflandırılması ve çözüm önerilerinin sorumlu hekimlerle paylaşılması yoluyla klinik eczacının hastalara sunulan sağlık hizmetine katkısının ortaya konması amaçlanmıştır. Materyal ve metod: Bu çalışma İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Dahiliye YBÜ'de 16.08.2021-16.03.2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu süre zarfında Dahiliye YBÜ'de yatan ve en az 1 ilaç kullanmış olan 257 hastada gözlenen İLİS'ler prospektif olarak değerlendirilmiş ve bu sorunların sınıfandırılmasında PCNE v.9 sınıflandırma sistemi kullanılmıştır. İLİS saptanan ve saptanmayan hastalarda klinik ve demografik özellikler karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 257 hastanın 157'sinde en az bir İLİS saptanmış ve 257 hastada toplam 399 İLİS kaydedilmiştir. İLİS saptanan hastaların kullandığı ilaç sayısının medyan değeri 12 (ÇAA: 9-15), saptanmayan grupta ise 7 (ÇAA: 5-10) olarak bulunmuştur (p<0.05). Çalışmada servis hekim ve hemşiresine 399 öneri yapılmış, bu önerilerin 349'unun (%87.5) kabul edildiği, 50 (%12.5) tanesinin ise kabul edilmediği saptanmıştır. İLİS'lerin nedenlerine göre dağılımı incelendiğinde ilaç seçimi (N1) ile ilgili nedenlerin %42.2 ile en sık görülen neden olduğu, bunu %41.5 ile doz seçiminin (N3) takip ettiği görülmüştür. Hastalarda atriyal fibrilasyon, kemik iliği nakli öyküsü, antibakteriyel ilaç kullanımı ve polifarmasi varlığının İLİS riskini arttırdığı tespit edilmiştir. Sonuç: Klinik eczacının multidisipliner sağlık ekibi içinde yer alarak İLİS'lere yönelik çözüm önerisinde bulunmasıyla bu sorunların önüne geçilebildiği ve tedavi başarısına katkı sunabildiği görülmektedir.

EczacılıkKritik hastalıkYatan hastalar+4
Mefküre Durmuş
İnönü University
2023
10
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anesteziyoloji ve reanimasyon yoğun bakım servisinde yatan erişkin hastalarda meropenemin çukur düzeyine etki eden faktörlerin terapötik ilaç izlemi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı yoğun bakım hastalarında kullanılan meropenemin çukur düzeyine (Cmin) etki eden faktörlerin saptanmasıdır. Materyal ve Metot: Bu prospektif çalışma 09.05.2022-09.03.2023 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Yoğun bakımda yatan ve en az 48 saat meropenem tedavisi gören 18 yaşından büyük hastalar çalışmaya alındı. Meropenem tedavisinin üçüncü gününde ilaç uygulamasından yaklaşık 30 dakika önce hastadan kan alındı. Daha sonra toplanan kan santrifüj edilerek konsantrasyonları Enzyme-Linked Immuno-Sorbent Assay yöntemi ile analiz edildi. Statistical Package for the Social Sciences v27.0 kullanılarak elde edilen Cmin seviyeleri ile hastalara ait faktörler arasında istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Çalışmaya 26'sı erkek olmak üzere 38 hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 66.68±16.27 idi. En yaygın tanılar, tanımlanmamış çoklu kırıklar (%15.79), kardiyak arrest (%13.16) ve subaraknoid kanama (%10.53) idi. Meropenem Cmin düzeyleri arasında en yüksek değer 0.63 mg/L bulunmuş olup sadece bu örneğin alındığı hastaya uzatılmış infüzyon verildiği saptandı. Kreatinin klirensi eşik değeri 50 mL/dk olarak belirlendi ve ortalama Cmin seviyeleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p= 0.651). Meropenem tedavisi öncesi ve sonrası eritrosit sayısı ve hemoglobin değerlerinde anlamlı fark vardı. Bunlar meropenem tedavisinden sonra başlangıca göre azalmıştır (p<0.05). Aynı zamanda C-Reaktif Protein (CRP) ve Sıralı Organ Yetmezliği Değerlendirmesi (SOFA) değerlerinde de çok anlamlı fark olduğu belirlendi. Meropenem tedavisi sonrası başlangıca göre CRP azalırken, SOFA skoru yükseldi (p<0.001). Cmin düzeyi ile hastalara ait bazı faktörler arasındaki ilişki incelendi ve bu faktörler ile Cmin düzeyi arasında anlamlı bir korelasyon bulunmadığı tespit edildi (p>0.05). Sonuç: Kritik hastalarda, uzun süreli beta-laktam infüzyonları Cmin düzeyini artırabilir. Terapötik ilaç izlemi bu popülasyonda tedavi etkinliğinin değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Anahtar kelimeler: ilaç çukur düzeyi, klinik eczacılık, meropenem, terapötik ilaç izlemi, yoğun bakım ünitesi

AnesteziMeropenemTerapötik yöntemler+5
Ahmet Çakır
İnönü University
2023
10
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anesteziyoloji ve reanimasyon yoğun bakım servisinde yatan erişkin hastalarda teikoplaninin çukur düzeyine etki eden faktörlerin terapötik ilaç izlemi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu tez çalışmasında anesteziyoloji ve reanimasyon yoğun bakım servisinde yatan kritik hastalarda hedeflenen teikoplanin çukur düzeyine erişen hastaların oranının ve bu çukur düzeye erişmede etkisi olduğu düşünülen faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu prospektif tez çalışması 09.05.2022-27.01.2023 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Reanimasyon YBÜ'de ve 01.05.2023-21.07.2023 tarihleri arasında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Anestezi YBÜ'de yürütülmüştür. Hastalara ait demografik veriler, laboratuvar verileri, hastaların günlük vital bulguları ile günlük ilaç istemleri ve teikoplanin infüzyonuna ait bilgiler teikoplanin tedavisi boyunca günlük olarak toplanmış ve teikoplanin çukur düzeyi ile aralarındaki ilişki istatistiksel olarak incelenmiştir. Plazma teikoplanin çukur düzeyinin tayini LC/MS-MS ile yapılmıştır ve hedef çukur düzeyi 10 mg/L olarak belirlenmiştir. Sürekli veriler ortanca [ÇAA], kategorik veriler sayı (yüzde) olarak ifade edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya yaşı 18'den büyük olan toplamda 20 erişkin hasta dahil edilmiş ve hastaların yaşının ortanca değeri 70 [55.25-73.00] olarak bulunmuştur. Hastalara uygulanan birim teikoplanin dozu ortancası 5.52 [4.51-6.04] mg/kg olarak bulunmuş ve bu dozla hastaların %50'sinin hedef teikoplanin çukur düzeyine eriştiği gösterilmiştir. Teikoplanin tedavi öncesine kıyasla eritrosit, hemoglobin ve hematokrit değerlerinin tedavi sonunda anlamlı şekilde düştüğü görülmüştür (p<0.05). Teikoplanin-indüklü hepatotoksisite, trombositopeni ve serum kreatinin değerinde artış oranları da incelenmiş ancak anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç: Bu tez çalışmasıyla teikoplanin yoğun bakım popülasyonunda 6 mg/kg'dan az birim dozlamayla hastaların önemli bir kısmında hedef düzeye erişildiği gösterilmiştir. Bunun nedeninin hastaların böbrek fonksiyonları olduğu düşünülmektedir. Teikoplanin çukur düzeyi üzerinde etkisi olabilecek risk faktörlerinin ve teikoplanin-indüklü advers etkilerin daha net ortaya konabilmesi için klinik eczacıların rol aldığı daha büyük örneklem genişliği olan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Kritik hastalıkTeikoplaninTerapötik yöntemler+5
Hasan Memiş
İnönü University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klinik eczacının evde sağlık hizmetleri alan yaşlı hastaların bakımındaki olası görevleri

Amaç: Bu çalışmada, evde bakım hizmeti alan 65 yaş ve üzeri polifarmasi hastalarında, klinik eczacı liderliğinde ilaçların gözden geçirilmesiyle hastaların ilaç kullanımlarının belirlenmesi, hekim ve hemşirenin yer aldığı evde bakım sağlık ekibiyle birlikte tespit edilen ilaçla ilişkili problemlerin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olan çalışma, Mayıs-Ekim 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğü Evde Sağlık Hizmetleri Birimi'ne kayıtlı 65 yaş ve üzeri, polifarmasisi olan 100 hasta dahil edilmiştir. Hastalarda ilaç yükü indeksi (İYİ), ilaç uygunluk indeksi (İUİ) ve ilaç tedavisi karmaşıklık ölçeği (İTKÖ) hesaplanmıştır. İUİ değerlendirilmesinde 2019 Beers kriterleri ve TIME-STOP Kriterleri kullanılmıştır. İlaçla ilgili problemler, DOCUMENT Sınıflandırma Sistemine göre sınıflandırılmıştır. Bulgular: 100 hastanın (kadın/erkek: 74/26) yaş ortalaması 78,54±7,95 olarak hesaplanmıştır. Toplam ilaç sayısı medyan değerleri 7 (5-9), İYİ puanı 0,5 (0-0,83), İTKÖ puanı 21 (17-31) ve İUİ puanı 13 (6-16,9) olarak hesaplanmıştır. Hastaların %96'sında en az bir adet ilaçla ilişkili problem tespit edilmiştir. En sık rastlanan problemler; 'İlaç Seçimi' (%66), 'Eğitim ve Bilgi' (%58) ve 'İzlem' (%33) olarak tespit edilmiştir. Tespit edilen 329 adet ilaçla ilgili probleme yönelik klinik eczacı önerilerinin %84.19'u (n=277) evde bakım ekibi tarafından kabul edilmiştir. Sonuçlar: Bu çalışma, klinik eczacının evde sağlık hizmeti alan yaşlı hastalarda ilaçla ilgili problemleri tespit etme, önleme ve çözümleme potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir.

EczacılarEczacılıkEvde sağlık hizmetleri+6
Semra Memiş
Marmara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eczaneye başvuran hastalarda ilaç kullanım davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda, serbest eczaneye gelen hastaların ilaç kullanım davranışları, ilaç kullanım bilgileri ve ilaç tedavisine uyumlarının değerlendirilmesi ve ilaçlardan en yüksek faydayı sağlamalarını engelleyecek durumların tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul Gaziosmanpaşa'da yer alan Gündoğdu Eczanesi'nde 101 hasta üzerinde yürütülmüştür. Çalışmada hastaların demografik bilgileri, ilaç kullanım davranışlarına yönelik veriler ve ilaç kullanımına yönelik bilgilerini değerlendirmek üzere veriler toplanmıştır. Hastaların ilaç tedavilerine uyum düzeyleri Morisky İlaç Tedavisine Uyum Ölçeği ile belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 101 hastanın ortalama yaşı 35,07 ± 12,43 olarak bulunmuştur. Hastaların sadece %6,9'unun tedavilerine yüksek uyum gösterdiği bulunmuştur. Hastaların %77,2'si Kullanım Talimatı'nı okuduklarını ifade etmiştir; %69,3'ü ateş veya boğaz ağrısı gibi belirtiler düzeldiğinde hasta tarafından antibiyotik kullanımının sonlandırılabileceğinin yanlış olduğunu ifade etmiştir. Hastaların %81,2'si ilaçlarla ile ilgili danışmanlık sağlama konusunda eczacılara güvendiklerini ifade etmiştir. Sonuç: Eczacılar, hasta eğitimi ile hastaların ilaç kullanım bilgilerini artırarak ilaç kullanım davranışlarında değişiklik yapabilir ve dolayısıyla hastaların ilaç tedavilerine uyumlarını artırma konusunda olumlu sonuçlara katkıda bulunabilir. Anahtar Sözcükler: İlaç kullanım tutumu, ilaç kullanım davranışları, ilaç kullanım bilgileri, kullanım talimatı

DavranışEczanelerHastalar+3
Ayşe Şeyma Büyük
Marmara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nöropatik ağrı tedavisinde ilaç kullanımının klinik eczacı tarafından incelenmesi

Nöropatik ağrı, yönetimi multidisipliner bir yaklaşım gerektiren kronik bir sağlık sorunudur. Hasta eğitimi ile geliştirilebilen, ilaç tedavisine olan uyunç ve tedavi memnuniyeti, ağrı yönetiminin başarısını etkiler. Bu çalışmanın amacı, hastalarda nöropatik ağrı öyküsünün değerlendirilerek poliklinikte klinik eczacı tarafından sağlanan ilaç bilgilendirme hizmeti ile ilgili hasta memnuniyetinin belirlenmesidir. Çalışma, Mart-Mayıs 2017 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri, ağrı polikliniğinde yürütülmüştür. Nöropatik ağrısı olan ve tedavi için amitriptilin, gabapentin, pregabalin ve duloksetin ilaçlarından en az birini kullanan hastalar çalışmaya dahil edilmiş olup, hastalar ilaç kullanımı ve yan etkileri ile ilgili olarak klinik eczacı tarafından bilgilendirilmiştir. Bilgilendirme ile ilgili hasta memnuniyeti 5'li Likert ölçeği kullanılarak; genel memnuniyet, hastaların sorularına eczacının verdiği cevaplar, bilgilendirmenin anlaşılabilirliği, bilgilendirme şekli ve içeriği ile ilgili memnuniyet olmak üzere dört soru ile ve bilgilendirmeden 1 ay sonra hastalarla telefon ile iletişime geçilerek değerlendirilmiştir. Çalışmaya bilgilendirilerek takibi yapılan 90 hasta dahil edilmiştir. Bilgilendirme süresi ortancası (25. - 75. yüzdelik) 8,5 (7-10) dakika olarak belirlenmiştir. Hastaların %98'i eczacı tarafından verilen bilgilendirme hizmetinin poliklinikte sürekli olmasını istediklerini belirtmiştir. Hasta memnuniyeti ile ilgili dört soruyu; katılımcıların %95'i 'memnun' veya 'çok memnun' olarak cevaplamış ve %90'ı bu hizmeti serbest eczanelerden de almak istediklerini belirtmiştir. Rutin klinik hizmetleri dışında hastalar eczacı tarafından ilaç bilgilendirme hizmeti almaktan memnun kalmıştır. Nöropatik ağrı tedavisinde akılcı ilaç kullanımının sağlanmasında, ağrı polikliniğinde eczacı tarafından sağlanan düzenli bilgilendirme hizmeti önem taşımaktadır. Multidisipliner işbirliği, hastaların tedaviye uyuncunu arttırarak etkin ağrı kontrolünün sürdürülmesine yardımcı olmaktadır.

AğrıEczacılarEczacılık+4
Göknur Göker
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Febril nötropeni gelişim riski olan ve granülosit koloni stimüle edici faktör (G-CSF) kullanan kanser hastalarının patient risk score (PRS) ile takibi ve yan etkilerinin değerlendirilmesi

Febril nötropeni, kemoterapinin en önemli doz kısıtlayıcı yan etkisidir. Uluslararası tedavi kılavuzları febril nötropeni riski >%20 olan protokollerde profilaktik olarak granülosit koloni stimüle edici faktör (G-CSF) kullanımını önerirken; riskin %10-20 olduğu protokollerde hastaların bireysel risk faktörlerine göre hekim tarafından değerlendirilmesi ve gerek duyulduğunda tedaviye başlanılmasını önermektedir. Bu çalışmanın amacı; kemoterapi alan hastalarda febril nötropeni riskinin Hasta Risk Skoru (PRS) ile belirlenmesi ve belirlenen yan etkilerin her tedavi küründe klinik eczacı tarafından değerlendirmesini sağlamaktır. Çalışma, 15 Mayıs- 15 Kasım 2017 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Medikal Onkoloji Polikliniği ve Gündüz Tedavi Ünitesi'nde yürütülmüştür. Çalışmaya febril nötropeni riski > %20 ve %10-20 olan kemoterapi protokollerini alan, hekim tarafından G-CSF tedavisi başlanmış olan hastalar dahil edilmiş ve klinik eczacı tarafından her hasta 3 ay boyunca takip edilmiştir. Çalışmaya 118 hasta dahil edilmiş ve toplam 286 görüşme gerçekleştirilmiştir. Hastaların ilk görüşme ve 2. takip sırasında PRS skorları arasında istatiksel olarak anlamlı bir artış bulunmuştur (p= 0,034). G-CSF kullanımı değerlendirildiğinde; hastaların %34,7'sinde 'yetersiz', %22,8'inde 'gereksiz' ve %42,3'ünde 'uygun' profilaksi sağlandığı saptanmıştır. Yan etki izlemi ile G-CSF ilişkili kas-iskelet sistemi ağrısının tedavinin 2. ve 3. gününde artış gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak, PRS klinikte kolay uygulanabilen ve özellikle 'yetersiz' veya 'gereksiz' G-CSF profilaksisi olan hasta gruplarının belirlenmesinde kullanılabilecek uygun bir değerlendirme sistemidir. Klinik eczacı tarafından sürdürülecek ve hastanın raporlayabildiği bir yan etki takip sisteminin hayata geçirilmesi, onkoloji alanında hasta-odaklı ve multidisipliner bakım hizmetlerinin ba şarısının devamlılığını sağlayacaktır.

EczacılıkGranülosit koloni stimülan faktörKanser hastaları+5
Elif Aras
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Patient and health care provider perspectives on pharmaceutical care delivery by clinical pharmacist in Oman hospitals

Oman's healthcare system has evolved progressively, with the Ministry of Health prioritizing services and extending its health vision to 2050. Significant investments have been made to establish health centers and specialty hospitals, which are managed by regional directorates overseeing both public and private facilities. Despite allocating less than 6.1% of GDP (approximately 1816.88 million USD) to healthcare, Oman's system is recognized by the World Health Organization as one of the best globally. The Ministry of Health places a strong emphasis on continuous evaluation and improvement, utilizing feedback mechanisms and a patient satisfaction hotline to ensure high-quality services for the public. Given the importance of clinical pharmacists within this context, it is essential to assess their services and interactions with the broader medical team. Such an assessment can provide unique insights into the effectiveness of clinical pharmacists in Oman's healthcare system and enhance our understanding of their critical role in improving healthcare delivery. This study aims to evaluate the impact of clinical pharmacists' services in Oman on patient outcomes, focusing on how their expertise contributes to better health results and increased patient satisfaction. The study employed a cross-sectional survey design, utilizing two questionnaires. The first questionnaire gathered data on provider characteristics and their utilization of integrated clinical pharmacist services. The second questionnaire assessed patient perceptions within a clinical pharmacist-managed primary care setting, with a focus on education and satisfaction. Both questionnaires were meticulously translated and validated using a forward-backward translation method and reviewed by an expert panel. The study included responses from 360 patients and 145 physicians. Of the physicians who responded, approximately 54% were female, with the majority aged between 35 and 44 years. Among the patient respondents, 52% were male, with 23% being university graduates and over 25 years of age. The findings reveal that more than half of the physicians reported that clinical pharmacists significantly reduce their workload and the time required for patient education. Additionally, the majority of physicians agreed that clinical pharmacy services have enhanced overall medication use within their practice. On the patient side, around 70% rated their clinical pharmacy services and visits positively. These results suggest that clinical pharmacy services in Oman are associated with positive experiences for both physicians and patients, contributing to improved patient care in tertiary hospitals.

Al-hakam Marwan Madhat Al-bauate
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Drug prescription patterns and cost evaluation in diabetespatients: A cross sectional study in Northern Iraq

Diabetes presents a significant burden in Northern Iraq, contributing to a high volume of prescriptions in both public and private healthcare facilities. Although medication regulations in the region are less stringent compared to developed countries, generic medications offer substantial cost savings. This study aims to describe medication utilization patterns, treatment outcomes, and prescription costs among diabetic patients in Northern Iraq. A cross-sectional study was conducted involving 400 adults with type 2 diabetes mellitus (T2DM) who had been on stable oral anti-diabetic therapy for at least six months. Patient demographics, clinical data, prescribed medications, costs, and adherence were collected through interviews. Diabetes control and self-care activities were assessed, and the Medication Effect Score (MES) was calculated. Adherence was evaluated using the Kurdish version of the Medication Adherence Reporting Scale (MARS). Females comprised 65% of participants, with a median age of 57, and 68% were obese. Hypertension (34.3%) and hyperlipidemia (20.8%) were common comorbidities. Only 13.8% of patients engaged in regular exercise, and 36.5% scored below 25 on the MARS scale. The median MES was 1.68, and 69.8% of patients had uncontrolled HbA1c levels. Logistic regression identified medication type, cost, and obesity as predictors of glycemic control. Of the 1538 prescribed medications, 48.89% were for diabetes, with 69.1% being generics. Polypharmacy was present in 31.8% of cases. Generic medications were associated with lower costs and better adherence, without significant differences in glycemic control compared to branded drugs. These findings highlight the cost-effectiveness and comparable efficacy of generics, emphasizing their role in improving patient adherence and optimizing healthcare resources.

Laza Saadı Mustafa Senjawı
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Is hyperhomocysteinemia a risk factor for cognitive defects in rats exposed to metformin

Aim: Diabetus mellitus currently is a very wide spread metabolic disorder. Metformin from Biguanides is a commonly used agent in DM treatment with side effects like diarrhea and Vitamin B12 deficiency. Aim of the study was to investigate Metformin's side effect, causing vitamin B12 deficiency on diabetic rats. Furthermore, it is known that deficiency of vitamin B12 leads to hyperhomocysteinemia. I examined how Hyperhomocysteinemia developes due to B12 deficiency due to metformin usage for a certain period of time, and whether cognitive changes might take place. Material and Method: This study is a prospectous and controlled work carried out between February and July 2015 on experimental animals. 24 female Sparque-Dawley rats were grouped in 4 different groups named Metformin-Control, STZ – Control, STZ – Metformin and Control- Control. Rats were daily given 250 mg/kg (p.o.) metformin and 2.5 cc (p.o.) distilled water as placebo treatment and control groups respectively for 21 days. At the end of this period, Passive avoidance test was applied to observe memory loss. After this application, blood was taken from animals, serum was isolated and checked for Homocystein levels. Findings and Result: In this study Passive Avoidance test did not result in a statistically significant change between groups. Homocystein (Hcy) data between treatment and control groups did not give statistically significant change either. Key Words: diabetic rats, metformin, cognitive disease, passive avoidance test

MemoryMemory disordersDiabetes mellitus+7
Vusala Abdullayeva
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The effects of polypharmacy on plasma concentrations of therapeutic drug monitoring in patients with dependence and bipolar disease: A retrospective study for Turkish population

The aim of the study is to examine the prevalence of polypharmacy and its effects on the changes of therapeutic drug levels and also to examine patient and practice characteristics associated with polypharmacy. Data for all 12.734 registrations pertaining to 1.530 inpatients were from NP Hospitals. Aim of the study is to analyze the changes related to the number of drugs and to detect the risk of potentially serious therapeutic drug levels and biochemical parameters over time. As part of clinical routine; serum levels of antidepressants, antipsychotics, fasting blood sugar, AST, ALT, creatinine, urea were recorded from patients' charts of in-patient and evaluated retrospectively. The mean age for all patients was 35.23 ± 0.12 (Mean ± SEM) years. The average of total prescribed drugs for these hospitalized patients is 6.51 ± 0.26 (range, 1-23) drugs. For male, it is 6.69 ± 0.03 (range, 1-21) and for female it is 6.14 ± 0.04 (range, 1-23) drugs. Firstly, the probable effects of polypharmacy on diagnostic types, age and blood chemistry values were examined. Significant increases were observed about the number of drugs in patients with alcohol dependence (7.86±0.08), substance dependence (6.51±0.03); and also number of drugs were highest in their late years. Greater than 70 years old it was (9.3±0.15) and in 20-29 age group it was (5.97 ± 0.03). The number of drugs did not change the levels of fasting blood glucose. The levels of fasting blood glucose (FBG) were increased significantly in diagnosis of substance dependence groups compared to other diagnosis groups. The effects of number of drugs, age, diagnosis and gender on ALT levels were also analyzed but not observed significant effects on ALT. AST levels were not changed by the number of drugs and age, but the gender and diagnosis of the patients significantly changed AST levels. Creatinine levels were not changed by the number of drugs, but the gender, age and diagnosis changed the levels of creatinine. Pearson correlation coefficients between the number of drugs and creatinine levels were r =-0.27, r =-0.209 of male and female, respectively. The number of drugs, gender, age, and diagnosis indicated significant changes on the levels of urea. In male patients group and patients with bipolar disorder, the number of drugs increased the levels of urea. In female patients group, 13 and upper amount of drugs increased the levels of urea more than the other number of drug groups. Secondly, the effects of number of drug on plasma concentrations of drug were analyzed. The number of drug significantly; increased the plasma concentrations of Aripiprazole in 4-6 and 7-9 drug used groups; decreased the plasma concentrations of Bupropion in 7-9 and 13 and upper amount of drugs used groups; decreased the plasma concentrations of Clomipramine in 4-6, 7-9, 10-12 and 13 and upper amount of drug used groups; increased the plasma concentrations of pregabaline in 7-9, 10-12 and 13 and upper amount of drugs used groups; increased sulpiride plasma concentrations in all drug groups; decreased the plasma concentrations of valproic acid in 7-9 and 10-12 drugs group, except 13 and upper drugs group ; increased the plasma concentrations of Zuclopenthixol in 4-6, 7-9, 10-12 and 13 and upper amount of drugs groups. When examined the plasma concentrations of drug abuse, the number of drugs significantly; increased the plasma concentrations of benzodiazepine in 7-9, 10-12 and 13 and upper amount of drugs used groups; not changed the plasma concentrations of phencyclidine; increased plasma concentrations of ecstasy in all drug groups, except 1-3 drugs used group; not changed the plasma concentrations of opioids in all drug groups. As a conclusion, the study showed that there were significant correlations between the number of drugs and alcohol dependence, and also between the number of drugs and age. The number of drugs did not change FBG and ALT and AST levels, but increased creatinine levels in female patients, and urea levels in both male and females. The number of drugs significantly increased the plasma levels of aripiprazole, bupropion, pregabaline, sulpiride, zuclopenthixol, benzodiazepine, ecstasy and opiate but, decreased clomipramine, valproic acid.

Bipolar disorderDepressionClomipramine+7
Emine Yönel
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The status of pharmacotherapy content in the professional pharmacy curriculum in Türkiye

Pharmacists require a strong foundation in pharmacotherapy and patient care to effectively manage various diseases across the lifespan. This requires a comprehensive education that extends beyond drug knowledge to encompass patient safety, pharmacogenomics, and individualized treatment approaches. To ensure pharmacy graduates are equipped with the necessary skills to address evolving demands of pharmacy profession, evaluating the current state of pharmacotherapy education is essential. This study assessed pharmacotherapy education in Turkish and North Cypriot pharmacy schools using two methods: a 25-item cross-sectional survey to pharmacy educators, and content analysis of pharmacotherapy syllabus data from official university websites. The survey was developed using a Delphi method and underwent pilot testing. Pharmacotherapy Topics coverage was evaluated using the ACCP toolkit. Of the 39 invited universities, 24 completed the survey. While data from 37 universities were analyzed through website curriculum content. Survey results indicated that only one-third of respondents consistently utilized active learning methods. Almost 50% reported a deficiency in interprofessional education, and approximately 30% deemed pharmacotherapy coverage inadequate, particularly in oncology and infectious diseases. The median number of compulsory theoretical courses was 3 (IQR=1), with a median of 9 ECTS credits (IQR=5). Compulsory practice courses median number was 3 (IQR=1) with 18 ECTS credits (IQR=15), while clinic practice courses were less common, with a median of 1.5 (IQR=1) courses and 5 (IQR=5) ECTS credits. ACCP tier coverage varied significantly, with medians of 29.4%, 3.6%, and 0% for tiers 1, 2, and 3, respectively. The study revealed significant variations in teaching and practical training delivery across Turkish universities. Educators emphasized the need for enhanced practical training and addressed faculty shortages. A standardized curriculum guideline or toolkit with core competencies is essential to foster a more uniform pharmacy workforce equipped to address global health challenges. Keywords: pharmacotherapy, clinical pharmacy, education, curriculum, assessment, continuous professional development

Rawan Nashawı
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Impact of a pharmaceutical care program and evaluation of the quality of life in type 2 diabetic patients at A nursing home setting

The aim of this study was to evaluate the effect of pharmaceutical care services provided by the pharmacist to patients with type 2 diabetes residing at a nursing home as well as to assess diabetes-related quality of life of the patients. The patients with type 2 diabetes residing at the who have been prescribed at least one antidiabetic drug one month prior to the commencement of the pharmaceutical care program were first informed about the study and those who agreed to participate in the study (n=39) were included. During this longitudinal study, patients' data was collected and a patient record was created at the first interview; also, quality of life of the patients was assessed at the first interview. Drug knowledge level and patients' adherence to therapy were assessed at the initial and at the final interview. During the 3-months pharmaceutical care period, the pharmacist provided the patients oral and written education every 15 days. Written education included provision of patient education brochures that were prepared specifically about the drugs each patient was taking for diabetes. The significance of the difference between the initial and the final measures of the continuous variables such as HbA1c, fasting blood glucose, systolic and diastolic blood pressure was tested by paired-samples T-test, while Chi-square test (McNemar) was used for the categorical variables. The pharmaceutical care program showed positive results such as a significant decrease in HBA1C levels (p <0.05), an increase in adherence scores (p <0.01) and an increase in medication knowledge scores (p <0.001); and diabetes-related quality of life was found to be correlated with the presence of social support, absence of severe hyperglycaemia or hypoglycaemia, absence of retinopathy, nephropathy and cardiovascular disease. Moreover, the age of patient's has been shown to associated with their quality of life. Keywords: type 2 diabetes; pharmacist; education; drug information; drug adherence; quality of life; pharmaceutical care

PharmacistsPharmaceuticalsTreatment adherence and compliance+3
Nimet Sağlam
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Diabetic knowledge, self care activities and medication adherence of type 2 diabetic patients in Turkey

ABSTRACT Bader, H (2019). Diabetic Knowledge, Self-Care Activities and Medication Adherence of Type 2 Diabetic Patients in Turkey. Yeditepe University, Institute of Health Science, Department of Clinical Pharmacy, MSc thesis, Istanbul. The aim of this study is to determine the level of medication adherence and self-care activities of type 2 diabetic patients from (Istanbul) Turkey, and assess the effect of some demographic factors like educational level and age on them. 407 questionnaires had been administered as self-completion questionnaires in paper and pencil form, and had been distributed over 36 community pharmacies throughout Istanbul to interview type 2 diabetic patients who come to dispense their prescriptions in these pharmacies in the period between 01\Feb\2018 and 31\Aug\2018. After dividing the participant according to their age into three age groups (<40, 40-65 and >65 years), and according to their educational level into two educational groups (lower education and higher education) The Diabetes Self-Care Activities Measure scores has been calculated and the medication adherence level also have been calculated, and a retrospective analysis was performed to determine the relation between the self-care activities and medication adherence with patient`s age and educational level. The number of days of Self-care activities for diabetic patient was found to be increased significantly as the age decreased. And it also has been found that patients with higher educational level tend to be more adherent to self-care activities than those of lower educational level. The degree of non-adherence decreased significantly as educational level increased (P value <0.01), and increased significantly as age increased. Out of 407 participants only 33 patients were fully adherent to their medication, while the rest were classified as non-adherent to some degree. Key Words: Self-Care Activities, Medication Adherence, Educational level, Istanbul-Turkey.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-type 2Education level+4
Hassan Aun Farag Bader
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Assessment of the comorbidity of other diseases associated with diabetes with two different comorbidity scales

Aim: In this study, comorbidity with different diseases is discussed in patients with Diabetes Mellitus. This study aims to determine the comorbidity of other diseases in patients diagnosed with Type 2 diabetes mellitus for a year or more. Materials and Method: Hospitals in 3 different districts in Istanbul were included in the research. Three hundred twenty-nine diabetes patients participated in the study. Research data collection tools include the Charlson Comorbidity Index (CCI) and the Cumulative Illness Rating Scale (CIRS). The data obtained from the participants of the research were analyzed in SPSS 22 Package program. Results: When the findings were evaluated, no significant difference was found in terms of comorbidity in patients with diabetes by age variable, gender, location, history of paternal diabetes, and regular diabetic drug usage (p> 0.05). However, a significant difference was found according to educational status and maternal diabetes history (p <0.05). Conclusion: The similar results obtained with Charlson Comorbidity Index (CCI) and the Cumulative Illness Rating Scale (CIRS) tools show that, the history of maternal diabetes and educational status make a significant difference in the emergence of diabetes mellitus and comorbid diseases. Keywords: Diabetes mellitus, metabolic disease, comorbidity

Diabetes mellitusComorbidityMetabolic diseases+1
Soran Baha Aldın Hassan
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Knowledge, attitudes, and practices of pharmacy students regarding best practices in hospital pharmacy in Türkiye

Hospital pharmacy practice is shifting from a drug-centered to a patient-centered approach, requiring pharmacists' engagement in clinical decision-making, patient monitoring, and workforce management. The International Pharmaceutical Federation (FIP) Basel Statements provide global standards, yet pharmacy students' preparedness for these guidelines is underexplored. This cross-sectional study assessed knowledge, attitudes, and practices (KAP) of pharmacy students in in Türkiye using a structured, Delphi-validated questionnaire with 26 knowledge items, 28 attitude items, and 25 practice items. Reliability testing showed good internal consistency for the knowledge scale (KR-20 = 0.838) and excellent consistency for the attitude (α = 0.892) and practice (α = 0.982) scales. Out of 600 invited students, only 125 completed the assessment. Participants were mostly female (76%), mean age 23.3 ± 1.7 years; 77.6% were in 4th or 5th year, and only 18.4% had prior Basel Statements awareness. Knowledge results showed that 91.2% rejected the notion of following prescriptions without considering patient needs, while 95.2% recognized the importance of prioritizing the monitoring of high-risk patients in resource-limited settings. Attitudes were largely positive, with 54.4% acknowledging global standards ensure quality care. Practices varied: 53.6% reported that they were involved in monitoring high-risk patients and documentation of this information, while 46.4% reported participating in research. Higher knowledge and attitude scores were associated with upper-year students, those who took ≥2 pharmacy practice courses, and as well with those who have done hospital practice experience course (p < 0.05). These findings indicate moderate to good preparedness but limited prior awareness, highlighting the need for structured education and experiential training to reinforce alignment with international standards.

Maram Shytaya
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tip 2 diyabet hastalarında metabolik parametrelerin sağlık okuryazarlığı ve ilaç uyuncu ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, tip 2 diabetes mellitus (T2DM) hastalarının sağlık okuryazarlığı ve ilaç uyumunu ölçmek ve bunların metabolik parametrelerle ilişkisini incelemektir. Materyal ve metot: Çalışma 1 Mayıs–31 Ekim 2024 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları kliniğinde yürütülmüştür. Altı aydan uzun süredir T2DM tanısı olan, en az bir ilaç kullanan ve 18 yaş üzeri hastalar dahil edilmiştir. Sosyodemografik veriler kaydedilmiş, Türkçeye uyarlanmış sağlık okuryazarlığı ve ilaç uyum ölçekleri uygulanmıştır. Ölçeklerde yüksek puan daha iyi sağlık okuryazarlığı ve uyuma işaret etmektedir. Veriler SPSS 27.0 ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 310 hasta katılmıştır (%54.8 erkek, %45.2 kadın). Ortalama sağlık okuryazarlığı puanı 43.49 ± 10.05, ilaç uyumu puanı 20.4 ± 3.19'dur. Sağlık okuryazarlığı düşük grupta HbA1C %8.3, yüksek grupta %7.6 olup anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.001). İnsülin düzeyi düşük grupta 14.01 mIU/L, yüksek grupta 11.1 mIU/L olup fark anlamlıdır (p=0.004). İlaç uyumu yüksek olanlarda HbA1C düzeyi de anlamlı olarak düşüktür (p=0.001). Diğer parametrelerde fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç: Bu çalışma, T2DM hastalarında sağlık okuryazarlığı ve ilaç uyumunun metabolik kontrol üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu göstermiştir. Bulgular, klinik eczacıların diyabet yönetimine verebileceği katkıları ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: İlaç uyumu, Klinik eczacılık, Sağlık okuryazarlığı, Tip 2 diyabet

Kadir Köseoğlu
İnönü University
2025
00
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anesteziyoloji ve reanimasyon yoğun bakım servisinde yatan hastalarda tigesiklin kullanımının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) tigesiklin kullanan hastalarda tedavi süresince laboratuvar ve klinik yanıtları değerlendirmek, farklı doz rejimlerinin etkinliği ile hastaların klinik ve sosyodemografik özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Materyal ve metot: Bu retrospektif çalışma, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesinde Ocak 2022 – Aralık 2024 tarihleri arasında yatan ve tigesiklin tedavisi almış hastalar üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya, hastane eczanesi veri tabanı aracılığıyla belirlenen ve hastane bilgi yönetim sisteminden laboratuvar ve klinik kayıtlarına ulaşılan hastalar dahil edildi. Tigesiklin tedavisi almış, ≥18 yaşında olan, YBÜ'nde en az 48 saat yatmış ve tigesiklin tedavisini en az 72 saat almış hastalar çalışma kapsamına alındı. Hastalar düşük doz (50 mg, 12 saatte 1 kez) ve yüksek doz (100 mg, 12 saatte 1 kez) tigesiklin tedavisi alan hastalar şeklinde gruplandırıldı. Hastaların sosyodemografik özellikleri, tedavi süresince bakılan laboratuvar bulguları ve tedavi ile ilgili verileri hasta takip formu vasıtasıyla kayıt altına alındı. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS 27.0 programı ile gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 145 hastanın %68,3'ü erkek, %31,7'si kadın olup, yaş ortalaması 63.9 ± 18.2 yıl olarak saptandı. Tigesiklin tedavisi hastaların %66,9'unda ampirik olarak başlanmış olup %64,1'inde düşük dozda uygulanmaktaydı. Tigesiklin tedavisi süresince laboratuvar parametrelerinin zamana bağlı değişimleri incelendiğinde hemoglobin (HGB), Uluslararası Normalleştirilmiş Oran-International Normalized Ratio (INR), Aktive Parsiyel Tromboplastin Zamanı (aPTT) ve protrombin zamanı (PTZ), Aspartat aminotransferaz (AST), Alanin aminotransferaz (ALT), Gama-glutamil transferaz (GGT), Alkalen Fosfataz (ALP) değerlerinde zamana bağlı olarak anlamlı değişiklik tespit edildi (p<0.05). Ayrıca INR, aPTT, PTZ, GGT, total bilirubin ve direkt bilirubin değerlerinin tedavinin ilk 24 saati ile tedavi bittikten sonraki 24 saati arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). HGB, INR, aPTT, PTZ, AST, ALT, GGT, total bilirubin ve direkt bilirubin değerlerinde düşük doz grubunda zamana bağlı anlamlı değişiklikler gözlenirken; yüksek doz grubunda sadece INR ve PTZ değerlerinde zamana bağlı anlamlı değişim gözlendi. Gruplar arası diğer değerler arasında ALP, trombosit (PLT), serum kreatinin, sodyum, amilaz ve lipaz düzeylerinin zamana bağlı değişimine bakıldığında her iki grupta anlamlı değişiklik saptanmadı (p > 0.05). Sonuç: Bu çalışma, yoğun bakım hastalarında tigesiklin tedavisi süresince özellikle koagülasyon ve karaciğer fonksiyon parametrelerinde belirgin ve klinik açıdan dikkate değer değişiklikler gelişebileceğini göstererek, tedavi boyunca yakın laboratuvar izlemin hasta güvenliği ve tedavi yönetimi açısından zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Enfeksiyon hastalıkları, tigesiklin, yoğun bakım, klinik eczacı

Bülent Dertli
İnönü University
2026
00
Eczacılıkta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karaciğer transplantasyon hastalarında klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı Karaciğer Nakli Enstitüsü'nde yatan hastalara klinik eczacılık hizmetlerinin sunulması; ilaç ilişkili sorunların (İLİS) saptanması ve çözüm önerilerinin ilgili hekimle ve/veya diğer sağlık personeli ile sözlü olarak paylaşılması yoluyla klinik eczacının katkısının ortaya konmasıdır. Materyal ve metot: Çalışma 1 Mayıs-30 Ekim 2023 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Karaciğer Nakli Enstitüsü'nde yürütülmüştür. Bu zaman aralığında Karaciğer Nakli Enstitüsü'nde servis ve yoğun bakımda yatan, karaciğer nakli alıcısı olan ve en az 1 ilaç kullanan hastalarda gözlenen İLİS'ler prospektif olarak değerlendirilmiştir. Bu sorunların sınıflandırılmasında Avrupa Farmasötik Bakım Ağı (PCNE) v.9.1 sınıflandırma sistemi kullanılmıştır. İLİS tespit edilen ve edilmeyen hastalarda klinik ve demografik veriler kıyaslanmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 373 hastanın 311'inde en az bir İLİS tespit edilmiş ve 373 hastada toplam 620 İLİS kaydedilmiştir. İLİS tespit edilen hastaların kullandığı ilaç sayısının medyan değeri 16 (ÇAA: 12-20), İLİS olmayan hastalarda ise medyan değeri 13.5 (ÇAA: 8-27) olarak bulunmuştur (p<0.05). Çalışmada sorumlu hekim ve hemşireye 620 öneri yapılmış ve bunların 547'sinin (%88,2) kabul edildiği, 73 (%11,8) tanesinin ise kabul edilmediği saptanmıştır. İLİS'lerin nedenlerine göre dağılımı incelendiğinde ''doz seçimi'' (N3) ile ilgili nedenlerin %44,2 ile en sık neden olduğu, bunu %26,1 ile ''ilaç seçimi' (N1) başlığının izlediği görülmüştür. Çalışma kapsamında en az bir komorbidite varlığı, diyabet ve akut böbrek hasarı varlığının İLİS riskini artırdığı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Multidisipliner sağlık ekibinin bir parçası olarak klinik eczacının, İLİS tespitinde ve yönetiminde rol alarak tedavi başarısına katkı sunabildiği görülmektedir.

Sena Güzel Karahan
İnönü University
2024
00