Anadolu University
Discipline

Clinical Pharmacy

Anadolu University

69

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Yetişkin epilepsi hastalarında kronik bakım kalitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada yetişkin epilepsili hastalara sunulan kronik bakım kalitesi tespit edilerek hastalara yeterli düzeyde sunulamayan bakım hizmetlerinin meydana getireceği potansiyel risklere yönelik klinik eczacılık hizmetlerinin tanımlanması ve bu hizmetlerin hasta sonuçları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma Şubat 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji Polikliniği'nde, prospektif olarak dört dönemde yürütülmüştür. Birinci dönemde (3 ay) kalite indikatörleri (Kİ) kontrol listesi ile 162 hastanın bakım kalitesi gözlemsel olarak tespit edilmiş ve ikinci dönemde uzman panel tarafından kalite indikatörlerine uyumsuzluktan dolayı oluşabilecek potansiyel risklere yönelik klinik eczacılık hizmetleri tanımlanmıştır. Üçüncü dönemde (12 ay) ise 154 hastaya klinik eczacılık hizmetleri uygulanmış ve nöbet sıklığı, tedaviye uyum (İlaç Uyumunu Bildirim Ölçeği, İUBÖ), epilepsinin hasta üzerindeki etkisi (Personal Impact of Epilepsy Scale, PIES), yaşam kalitesi (Quality of Life in Epilepsy, QOLIE-10) ve depresyon (Hasta Sağlık Anketi, PHQ-9) meydana gelen değişim 6 aylık takip süresince değerlendirilmiştir. Dördüncü dönemde (3 ay), kalite indikatörleri kontrol listesi hekimlere aktarılmış, 162 hasta için uyum oranları tekrar ölçülmüştür. Birinci dönemde, en yüksek uyum oranları Kİ-1a ve Kİ-10, en düşük uyum oranları ise Kİ-7, Kİ-8 ve Kİ-9'da tespit edilmiştir. Uzman panel toplantısında tedaviye uyum, yan etki izlemi, yaşam tarzı ve yaşam kalitesine yönelik hasta eğitimi planlanmıştır. Üçüncü dönemde hastaların nöbet sıklığı, İUBÖ, PIES VE QOLIE-10 puanlarında anlamlı iyileşmeler tespit edilmiştir (p<0,001). Dördüncü dönemde, Kİ-2a (p=0,032), Kİ-3d (p=0,012), Kİ-4 (p=0,001) ve Kİ-5 (p=0,002) kalite indikatörlerine uyum oranlarının anlamlı düzeyde arttığı gözlemlenmiştir. Bu çalışma epilepsili hastalara sunulan rutin bakım hizmetlerinin kalite indikatörlerine düşük uyum gösterdiği ve potansiyel risklere karşı geliştirilen klinik eczacılık hizmetlerinin önemini göstermektedir.

Epilepsi-genelFarmakoloji-klinikYaşam kalitesi
Oğuzhan Fırat
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanser hastalarında febril nötropeni riskinin ve febril nötropeni yönetiminin değerlendirilmesi

Febril nötropeni (FN), kanser hastalarının yaklaşık %19'unda görülen, kemoterapinin en önemli doz sınırlayıcı yan etkisidir. Bu çalışma ile kanser hastalarının FN gelişimi açısından risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve klinik eczacının multidisipliner ekibe aktif katılımı ile FN profilaksi ve tedavi süreçlerinin uluslararası kılavuza uygunluğunun değerlendirilmesi, ilaç ilişkili sorunların (İLİS) tespit edilerek önlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde, retrospektif (Ocak 2020- Aralık 2020) ve prospektif dönemi (Şubat 2021 – Şubat 2022) olan kesitsel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Retrospektif dönem için 991, prospektif dönem için 521 hasta değerlendirilmiştir. Riskli olarak kabul edilen hastaların prospektif dönemde 131 (%94,9)'inin, retrospektif dönemde 187 (%89,5)'sinin primer profilaksi amacıyla granulosit koloni stimüle edici faktör (G-CSF) kullandığı görülmüştür (p=0,072). Riskli kategoride olmamasına rağmen retrospektif dönemde 22 (%15,5) ve prospektif dönemde ise 3 hastada (%0,3) G-CSF kullanımı saptanmıştır (p<0,001). Antibakteriyel profilaksi uygunluğu her iki dönem için değerlendirildiğinde; tedavinin uygun zamanda başlanması (p=0,04) ve uygun sürede kullanılması (p<0,001) açısından prospektif dönemde anlamlı bir artış gözlenmiştir. Antibakteriyel profilaksinin kılavuza uygunluğunu değerlendiren 4 kritere genel uyum; retrospektif dönemde %72,72 iken, prospektif dönemde %90,90 olarak bulunmuştur (p<0,001). Antifungal profilaksi için belirlenen 4 kritere genel uyum; retrospektif dönemde %71 iken, prospektif dönemde %93,5 olarak bulunmuştur (p<0,001). Prospektif dönemde çalışmaya dahil edilen 323 hastada takip süresi boyunca 346 İLİS tespit edilmiştir (1,07 İLİS/hasta). Multidisipliner bir ekip tarafından, hastanın her kemoterapi siklusunda FN riski açısından değerlendirilmesi, hem optimum profilaktik antimikrobiyal kullanımına hem de FN epizodunda optimum antimikrobiyal yönetimine katkı sağlayacaktır.

Farmakoloji-klinikFebril nötropeniKanser hastaları
Elif Aras Atik
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Romatoloji kliniğinde takip edilen hastalarda glukokortikoid tedavisinin izlemi

Bahap Kara, M., Romatoloji Kliniğinde Takip Edilen Hastalarda Glukokortikoid Tedavisinin İzlemi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Klinik Eczacılık Programı Doktora Tezi, Ankara, 2024. Glukokortikoid toksisite indeksi (GTİ), glukokortikoid ile ilişkili toksisiteyi ve bunların zaman içindeki değişimini ölçen bir değerlendirme aracıdır. Bu çalışmada, romatoloji polikliniğinde takibi yapılan hastaların glukokortikoid tedavisinin GTİ ile değerlendirilmesi, tedavide glukokortikoid ile ilgili sorunların saptanması ve önlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri'nde Ocak 2021 – Haziran 2022 tarihleri arasında prospektif olarak yürütülmüştür. Yeni reçete edilmiş [glukokortikoid (GK)-naif] ve son 2 yıl içerisinde glukokortikoid tedavisi kullanan (GK-deneyimli), inflamatuvar artrit, bağ doku hastalığı veya vaskülit tanılarına sahip hastalar GTİ ile başlangıçta, 3. ay ve 6. ayda multidisipliner ekip tarafından değerlendirilmiştir. İlaçla ilgili sorunlar bir klinik eczacı tarafından saptanarak Pharmaceutical Care Network Europe versiyon-9 sistemi kullanılarak sınıflandırılmıştır. Çalışmaya 156 hasta dahil edilmiş olup, GK-naif grupta (n=76) glukokortikoid ile ilgili toksisitelerin daha fazla olduğu; GK-deneyimli grupta (n=80) ise toksisite parametrelerinde değişimin daha sınırlı olduğu görülmüştür. Her iki grupta yüksek kümülatif glukokortikoid dozunun yüksek GTİ skorları ile ilişkili olduğu bulunmuştur (p<0.001). GK-naif grupta, vaskülit hastalarının GTİ skorları inflamatuvar artrit hastalarına göre daha yüksek saptanmıştır (p<0,001). Dahil edilen hastaların %66'sında çoğunluğu advers ilaç olayı (%94,1) olan 236 glukokortikoid ile ilgili sorun tespit edilmiş; sorunların en yaygın nedeninin tedavinin yetersiz izlemi (%41,5) ve glukokortikoide bağlı gelişen tedavi edilmemiş endikasyonlarla (%39,8) ilgili olduğu görülmüştür. Yapılan 381 önerinin sonucunda, sorunların %80,1'i çözülmüştür. GTİ'nin glukokortikoid toksisitesini değerlendirmede ve zaman içerisinde değişimini ölçmede etkili olduğu gösterilmiştir. GTİ'nin rutin olarak kullanılması ve klinik eczacının multidisipliner romatoloji ekibine entegrasyonu, hastaların yaşadığı glukokortikoid ile ilgili sorunların bireysel olarak değerlendirilmesini ve hasta merkezli yönetimini sağlayacaktır.

Akılcı ilaç kullanımıKortikosteroidlerİlaç yan etkileri ve istenmeyen reaksiyonlar
Melda Bahap
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin kistik fibrozis hastalarında ilaç tedavisi memnuniyeti ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi

Kistik fibrozis (KF), multisistemik tutulum gösteren, tedavi rejimi oldukça karmaşık ve tedavi yükü yüksek olan bir hastalıktır. İlaç tedavisi memnuniyeti hastaların tedavilerine karşı duyduğu subjektif bir algıdır. KF hastalarının yüksek tedavi yükü ile yaşadıkları düşünüldüğünde ilaç tedavisi memnuniyetinin ve bununla ilişkili olabilecek faktörlerin anlaşılmasının ve memnuniyeti etkileyebilecek sorunların saptanmasının bu hastalarda bireysel tedavi yönetimine fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı KF hastalarında ilaç tedavisi memnuniyetini ve ilişkili olabilecek yaşam kalitesi, tedaviye uyum, klinik faktörleri değerlendirmek ve ilaçlar, tedavi yönetimiyle ilgili sorunları tespit ederek yönetmektir. Bu çalışma 1 Ağustos 2023-31 Mart 2024 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğinde yürütülmüştür. 18 yaş ve üzeri toplam 110 hasta dahil edilmiştir. İlaç Tedavisi Memnuniyet Anketi (Treatment Satisfaction Questionnaire for Medication-TSQM) genel memnuniyet puanı ile Birinci Saniyedeki Zorlu Solunum Hacmi (FEV1%) (p=0,036), yatış sayısı (p=0,008), inhaler ilaç sayısı (p=0,004), yaşam kalitesi anketi solunum, tedavi yükü, sağlık algısı, rol, fiziksel, canlılık alanları arasında (p<0,001) ilişki bulunmuştur ancak tedaviye uyum anketi ile ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Modülatör tedavi kullanan hastaların memnuniyet puanı yan etki haricinde tüm alt başlıklarda daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Bununla birlikte 110 hastada 12'si (%14,3) ilaç etkileşimi olmak üzere 84 ilaç ilişkili sorun saptanmıştır, 69'u çözümlenmiştir. KF hastalarında ilaç memnuniyetinin özellikle modülatör ilaç kullanımı ve tedavi yükünden etkileniyor olması bu hastalarda modülatör ilaç temininin sağlanması ve tedavi yükünü azaltabilecek önerilerin yapılması gerektiğini göstermektedir. KF bakımı için gereken multidisipliner hizmette, eczacılar KF'nin karmaşık tedavilerini yönetebilmekte, modülatör tedavi yanıtını etkileyebilecek ve yükü arttırabilecek ilaçla ilgili sorunları çözebilmektedir.

Öğrenciler-eczacılık
Esen Deniz Akman Ar
Hacettepe University
2024
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal kadınlarda osteoporoz farkındalığının ve osteoporoz risk faktörlerinin klinik eczacı tarafından değerlendirilmesi

daha sonra doldurulacaktır

Fatma Özdoğan
Hacettepe University
2024
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Kanser hastalarında ilaç tedavisi karmaşıklığının değerlendirilmesi

Kansere özgü tedaviler ve komorbiditelere yönelik diğer tedaviler nedeniyle artan ilaç sayısı, hastaların ilaç tedavilerini karmaşık hale getirmekte ve bu karmaşıklık ilaçla ilgili sorunlara yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı, medikal onkoloji servisinde yatışı olan kanser hastalarında ilaç tedavisi karmaşıklığını İlaç Tedavisi Karmaşıklık Ölçeği (İTKÖ) aracılığıyla değerlendirmek, karmaşıklığın hastaların uyuncuna ve algıladıkları ilaç yükü üzerine olan etkisini belirlemek ve ilaçla ilgili sorunları tespit ederek önlemektir. Üniversite Onkoloji Hastanesi medikal onkoloji bölümünde prospektif, kesitsel (Haziran 2022 – Nisan 2023) olarak yürütülen çalışmaya 147 hasta dahil edilmiştir. Hastaların taburculuk anındaki İTKÖ puanı [ortanca (çeyrekler arası açıklık): 15,0 (11,0 – 22,0)], yatış anındaki İTKÖ puanından [ortanca (çeyrekler arası açıklık): 11,0 (7,0 – 15,0)] yüksek bulunmuştur (p<0,001). Klinik eczacının yer aldığı multidisipliner ekip tarafından taburculuk öncesi verilen hasta eğitimi sonucunda hastaların tedavi uyunçlarında istatistiksel açıdan anlamlı artış görülmüştür (p=0,003). İlaç tedavileri hakkında daha fazla olumsuz algıya sahip hastaların, günlük yaşamının ilaç tedavilerinden belirgin ölçüde etkilendiğini ifade eden hastaların ve ilaç kullanımına yönelik karmaşık talimatların belirgin olduğu durumlarda daha belirgin yük algısına sahip hastaların ilaç karmaşıklıkları daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). İlaçla ilgili toplam 149 sorun tespit edilmiş; sorunlara yönelik 144 öneri teklif edilmiş, bu önerilerin %83,3'ü kabul edilmiştir. Kanser hastalarında klinik eczacılar tarafından hasta izlemi sağlandığında ilaçla ilgili sorunların net olarak tespit edilip, hastaların tedavisinin optimize edilebildiği ve hasta uyuncunun artabildiği görülmektedir. Sonuç olarak, kanser hastalarının tedavi izleminde ilaç karmaşıklığınının göz önünde bulundurulması ve ilaç tedavilerinin oluşturduğu karmaşıklığın hasta perspektifinden değerlendirilmesi, multidisipliner sunulan sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunabilecektir.

EczacılarKanser hastalarıİlaç kullanımı+2
Sude Ayça Çifci
Hacettepe University
2023
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Genel cerrahi hastalarında cerrahi antimikrobiyal profilaksinin uygunluğunun değerlendirilmesi

Morbidite, mortalite ve sağlık hizmeti maliyetleri açısından önemli bir yüke neden olan cerrahi alan enfeksiyonları (CAE) postoperatif dönemde meydana gelen insizyon yeri, organ veya boşluk enfeksiyonlarıdır. CAE'lerden korunmak için cerrahi antimikrobiyal profilaksisine (CAP) uyum önemlidir. Bu çalışmada, cerrahi prosedür uygulanan genel cerrahi hastalarında CAP kullanımının hastane protokolüne ve Amerikan Sağlık Sistemi Eczacıları Derneği (ASHP) rehberine uygunluğunun ve hastalarda CAE gelişme durumunun prospektif olarak değerlendirilmesine ilişkin durum tespiti (eğitim öncesi dönem, EÖD) ile klinik eczacının da yer aldığı ekip tarafından hekimlerin bilgilendirilmesi sonrası süreçte (eğitim sonrası dönem, ESD) rehbere uyumun karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmamız 24 Ocak 2022 – 9 Mayıs 2023 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Cerrahi Anabilim Dalı servislerinde EÖD (n=404) ve ESD (n=406) olmak üzere toplam 2 aşamada gerçekleştirilmiştir. Toplam 810 hastanın 703'üne (%86,8) uygulanan sefazolin CAP için en çok tercih edilen ajandır. ASHP rehberine göre sefazolin dozu uygun olarak verilen hasta sayısı EÖD'de 129 (%41) iken ESD'de 276'ya (%92,6) (p <0,001), uygun verilme zamanı ise 133'ten (%42,2) 187'ye (%62,8) artmıştır (p <0,001). Postoperatif süreçte serviste yatarken antibiyotik verilen hasta sayısı ESD'de azalmıştır [85 (%21) ve 58 (%14,3); p=0,012]. EÖD'de hastaların 68'ine (%16,8) taburculuk esnasında antibiyotik reçete edilirken ESD'de bu oran 42'ye (%10,3) azalmıştır (p=0,008). EÖD'de CAE gelişme oranı 40 (%9,9) iken; ESD'de 54 (%13,3)'tür (p=0,131). Klinik eczacıların genel cerrahi servislerinde hasta takibinde multidisipliner ekip içerisinde yer alması ve iş yükünün çok fazla olduğu cerrahlara yönelik eğitimler düzenlenmesi CAP uygunluk oranlarının iyileştirilmesi açısından önem taşımaktadır.

Antienfektif ajanlarCerrahiCerrahi yara enfeksiyonu+4
Cansu Zeynep Doğan
Hacettepe University
2023
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Venöz tromboembolizm profilaksisinin rehbere uygunluğunun değerlendirilmesi

Venöz tromboembolizm (VTE), derin ven trombozu ve pulmoner tromboemboliyi içeren, morbidite ve mortalitede artışa neden olan bir durum olup, gözlenme riski, hastaneye yatış ile 8 kat artabilmektedir. Bu yüzden hastanede yatan hastalarda uygun VTE riski değerlendirmesi ve profilaksisine başlanması önemlidir. Bu çalışmada dahiliye servislerinde (DS) ve acil serviste (AS) yatan hastaların VTE profilaksi alma durumu, klinik eczacının VTE yönetimindeki rolü ve hekimlerin VTE profilaksisi hakkındaki görüşlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışması Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri İç Hastalıkları Anabilim Dalı yatan hasta servislerinde (DS) prospektif (Haziran 2022 - Aralık 2022) yürütülmüş olup, AS ve DS yatan hastalar (Mart 2021 - Eylül 2021) ise retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada; retrospektif bölümde AS'den 116 hasta, DS'den 300 hasta; prospektif dönemde ise DS'den 353 hasta dahil edilmiştir. Acil servis hastalarının %88'i, retrospektif dönem DS hastalarının %41'i ve prospektif dönem DS hastalarının %35'i yüksek riskli bulunmuştur (p <0,001). Yüksek VTE riski olan hastalar değerlendirildiğinde; AS'deki hastaların %51'inin, retrospektif dönem DS hastalarının %62'sinin uygun VTE profilaksisi aldığı bulunmuş olup, klinik eczacı önerileri ile multidisipliner çalışmanın olduğu prospektif dönem DS'de bu oran %81 olarak bulunmuştur (p < 0,001). Genel dahiliye servislerinde gereksiz tromboprofilaksi alan hasta oranında prospektif dönemde (%3) (retrospektif dönemde %5,1) azalma gözlenmiş olsa da, anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,428). Hekimlerin VTE profilaksisinden kaçınmasındaki en temel endişenin antikoagülanların kanama riski (%82,5) olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak; multidisipliner sunulan sağlık hizmeti, kılavuza uygun VTE yönetimi çerçevesinde, sürdürülen bakım kalitesinin iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır.

EczacılarEczacılıkProfilaksi+3
Taha Erdinç Sarıçimen
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nefroloji polikliniğinde takibi yapılan hastalarda Sodyum-glukoz ko-transporter-2 (SGLT-2) inhibitörlerinin kullanımının değerlendirilmesi

Erişkin nüfusun yaklaşık %10'unda en az bir çeşit böbrek hasarı olduğu ve böbrek hastalığı olanlarda yaşam kalitesinin düşük, mortalite ve morbiditenin 10-30 kat daha yüksek olduğu bilinmektedir. Sodyum glukoz ko-transporter 2 (SGLT-2) inhibitörlerinin, renoprotektif ve kardiyoprotektif etkileri sebebiyle son yıllarda diyabetik ve non-diyabetik hastalarda kullanımı artmıştır. Bu çalışmada, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Nefroloji Bilim Dalı polikliniğinde takibi yapılan hastalarda SGLT-2 inhibitörlerinin kullanımının böbrek hastalığı ve prognozuna olan etkisinin ve hastaların kullandığı diğer ilaçların nefrotoksisite riski açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca hastaların yaşam kalitesinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Çalışma Eylül 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında prospektif olarak yürütülmüş ve toplam 72 hasta dahil edilmiştir. Hastaların 36 (%50)'sı kadın ve genel yaş ortancası (minimum-maksimum) 65 (35-83) yıldır. Hastalar ortanca 4 ay süre ile takip edilmiş olup, 2 yıllık (p=0,227) ve 5 yıllık (p=0,165) böbrek hastalığı ve kardiyovasküler hastalık risk puanlarında (p<0,001) azalma saptanmıştır. Hastaların kullandığı nefrotoksik ilaç sayısı ve nefrotoksisite puanı ortalama (±standart sapma) 1,76 (±0,91) ve 1,51 (±0,85) olarak saptanmış ve empagliflozin kullanan hastalarda nefrotoksisite skoru 1,69 (±0,93) olarak gözlenmiştir. Böbrek hastalığı olan hastaların yaşam kalitesi; hastalığın semptom ve problemleri açısından iyi (ortalama: 88,51); hastanın fiziksel durumuna olan etki açısından daha kötü (ortalama: 42,53) olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, böbrek hastalarında SGLT-2 inhibitörlerinin kullanımının klinik sonuçlara olumlu etkileri gösterilmiş olmakla birlikte, hastalarda kullanılan diğer ilaçların da, özellikle nefrotoksisite açısından, klinik eczacılar tarafından değerlendirilmesi ve multidisipliner bakım hizmetlerinin sunulması ile tedavi sürecinde başarı oranını artırabilecektir. Anahtar kelimeler: SGLT-2 inhibitörü, yaşam kalitesi, nefroloji, klinik eczacı

EczacılarHasta takibiNefroloji+3
Zeynep Öztürk
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Statin tedavisinin kılavuza uygunluğunun ve hasta uyuncunun değerlendirilmesi

Kızıldağ, B., Statin Tedavisinin Kılavuza Uygunluğunun ve Hasta Uyuncunun Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Klinik Eczacılık Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2023. Aterosklerotik kardiyovasküler hastalık (ASKVH), gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde en önemli mortalite ve morbidite nedenidir. Dislipidemi, ASKVH gelişim riskini artıran en önemli risk faktörlerinden biridir. Statinlerin kardiyovasküler olayları azalttığı gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, dahiliye servisinde yatan hastaların klinik eczacı tarafından 2021 Avrupa Kardiyoloji Birliği/Avrupa Ateroskleroz Derneği Klinik Uygulamada Kardiyovasküler Hastalıkların Önlenmesine İlişkin Kılavuzu'na göre statin tedavisinin gerekliliğinin ve uygunluğunun değerlendirilerek öneride bulunulması ve tedaviye uyuncun değerlendirilerek uyunçsuzluk nedenlerinin belirlenmesidir. Bu tez çalışması bir üniversitesi hastanesinin iç hastalıkları yatan hasta servislerinde Eylül 2022-Mart 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya 40 yaş ve üzeri 370 hasta (%51,1'i kadın, yaş ortalaması±standart sapma 64,67±12,7 yıl) dahil edilmiştir. Statin tedavisine ilişkin hekimlere yapılan tüm önerilerin %38,8'i kabul edilmiştir. Başlangıçta kılavuza uygunluk %40,3 iken klinik eczacının da katkısı ile taburculukta kılavuza uygunluk %54,1'e çıkmıştır (p<0,001). Ayrıca düşük yoğunluklu lipoprotein düzeyi hedef aralıkta olmayan hastaların %29,2'si başlangıçta kılavuza uygun iken taburculukta kılavuza uygunluk %46,2'ye yükselmiştir (p<0,001). Hastalar taburculuktan 3 ay sonra telefon ile aranarak yapılan değerlendirmede, hastalar statin tedavisine uyunçlu bulunmuş ve hastaların tedaviyi en sık bırakma nedeninin hekim önerisi olduğu saptanmıştır. Hekimlerin dislipidemi yönetiminde güncel kılavuzlar doğrultusunda risk profilini dikkate almaları konusunda farkındalık yaratılması ve bu hastalarda optimal tedavi yönetimi için klinik eczacının multidisipliner ekip içinde yer alması önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Dislipidemi, kılavuza uygunluk, statin tedavisi, klinik eczacı, uyunç.

Antikolesteremik ajanlarDislipidemiEczacılar+2
Beyza Kızıldağ
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Antimikrobiyal tedavide ı̇ntravenözden orale geçiş protokolü geliştirilmesi ve uygulamasının geçişe etkisi ve klinik eczacının rolü

Antimikrobiyal tedavilerde, komplikasyonların azaltılması ve farmakoekonomik tedavinin sağlanması için uygun hastalarda intravenözden orale geçiş yapılması önerilmektedir. Bu çalışmada; klinik eczacı liderliğinde geçiş için yazılı bir protokol oluşturma, eğitim ve hekimlere sunulan geçiş önerilerinin geçiş oranına etkisi değerlendirilmiştir. Bu çalışma, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri'nde Ocak - Haziran 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür; gözlem ve müdahale olmak üzere iki dönemden oluşmaktadır. Çalışma başlangıcında geçiş için uygunluk ve uygunsuzluk kriterlerinin belirlenmesi amacıyla iki turdan oluşan uzman paneli gerçekleştirilmiştir. Gözlem döneminde, intravenöz antimikrobiyal tedaviler herhangi bir müdahale olmaksızın gözlemsel olarak değerlendirilmiştir. Müdahale döneminde ise geçiş protokolü uygulanmış, enfeksiyon hastalıkları hekimlerine geçiş konusunda eğitim verilmiş ve uygun tedavilerde hekimlere geçiş önerisi yapılmıştır. İki çalışma dönemi geçişe uygun olan tedavilerde geçiş oranı açısından değerlendirilmiştir. Çalışma süresince 962 intravenöz antimikrobiyal tedavi dahil edilmiştir. Hastalar, temel demografik özellikleri açısından her iki dönemde de benzerlik göstermiştir. Çalışma süresince geçişe uygun olan 213 (%22,1) tedavi bulunmaktadır. Uygun tedavilerde geçiş oranı gözlem döneminde %29 ve müdahale döneminde %54 olmak üzere anlamlı olarak artmıştır (p<0,001). Uygun tedavilerde geçiş yapılan ve yapılmayan tedaviler arasında yeniden yatış, C. difficile gelişimi, yoğun bakıma yatış ve mortalite açısından fark yoktur (p>0,05). Antimikrobiyal yönetişim programlarında intravenözden orale geçişi artıracak müdahalelerin uygulanması, benzer klinik sonuçlar elde edilirken intravenöz tedavi süresinin azalmasını ve geçiş zamanlamasının iyileştirilmesini sağlayabilir. Klinik eczacılar tarafından yapılan geçiş müdahaleleri, geçiş oranının artmasına ve antimikrobiyal kullanımının iyileştirilmesine yardımcı olabilir.

Fatma Gül Yumrucu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Multipl Skleroz hastalarında öz yönetim modülünün geliştirilmesi ve değerlendirilmesi

Uygun tedavi ve semptom yönetimi, Multipl Skleroz (MS) hastalarının yaşam kalitesini artırabilmekte, özürlülüğün etkisini sınırlayabilmekte ve hastanın sosyal yaşamının devamlılığını sağlayabilmektedir. Uluslararası raporlar, öz yönetim uygulamalarının, MS ile ilişkili semptomların azaltılmasında etkili olabilecek bir yaklaşım olduğunu ve hastaların MS'nin etkilerini yönetmelerine yardımcı olabileceğini bildirmiştir. Bu çalışmanın amacı, hastaların öz yönetimini, Öz Yönetim Modülü aracılığıyla geliştirmek ve bu modülün etkisini kısa ve uzun dönemde değerlendirmektir. Ek olarak, Öz Yönetim Modülü'nün, hastaların tedavi sürecine katılım durumlarındaki değişime, bakım memnuniyetlerine ve uyunçlarına da etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu prospektif, randomize kontrollü çalışma, Ocak 2020 - Kasım 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji Anabilim Dalı'nda yürütülmüştür. Bu bağlamda MS hastalarının öz yönetim yeteneklerine katkı sağlaması amacı ile klinik eczacı-hekim ortak çalışması ile bir 'Öz Yönetim Modülü' geliştirilmiştir. Çalışma grubuna uygulanan Öz Yönetim Modülü, klinik eczacının hastayı ilaç ve hastalık konularında bilgilendirmesini, ilaç uyuncu sağlamaya engel olan bariyerlerin tespitini ve hastaların semptom takibi yapmaları için teşvik edilmesini içermektedir. Modül sonrası çalışma grubundaki hastalarda MS Öz Yönetim Ölçeği puanlarındaki artışın (ilk görüşme ortalama puanı: 90,2; son görüşme ortalama puanı: 99,8), kontrol grubundaki hastalardan (ilk görüşme ortalama puanı: 90,8; son görüşme ortalama puanı: 91,9) daha fazla olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Geliştirilen Öz Yönetim Modülü'nün, ayrıca ilaç uyuncunu, bakım algısını ve hastanın tedaviye katılımını artırdığı gösterilmiştir. Yaş (B=-0,11), eğitim durumu (B=-2,83), ilaç uyuncu (B=25,29), kronik hastalık algısı (B=0,47) ve hasta katılım kategorisinin (karamsar grup için B=-9,48) öz yönetimi önemli şekilde etkilediği saptanmıştır. Hasta öz yönetimini geliştirmenin hasta ile sağlık çalışanları arasındaki ilişkiyi güçlendireceği ve hastalık yönetimindeki ortak karar verme sürecinde hastanın daha aktif rol almasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

EczacılıkMultipl sklerozTedavi+1
Cansu Göncüoğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kardiyak cerrahi hastalarında preoperatif ve postoperatif dönemde risk analizi ile ilaç tedavisinin incelenmesi

Bu çalışma kardiyovasküler cerrahi tedavi süreçlerinde ilaç ile ilişkili sorunları (İLİS) saptamak, risk değerlendirmesi yapmak ve klinik eczacının risk yönetimindeki etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Hacettepe Üniversite Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi servislerinde Kasım 2019-Mayıs 2021 tarihleri arasında prospektif ve yarı-deneysel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Çalışmanın her iki bölümünde İLİS'ler tespit edilmiş ve Avrupa Farmasötik Bakım Ağı'nın oluşturduğu sisteme göre sınıflandırılmıştır. İlk bölümde saptanan İLİS'lerin nedenleri bir uzman paneli (5 uzman) tarafından sıklık, şiddet ve olasılık açısından puanlanan risk analizi sonucu riskler; kabul edilebilir, kesin, önemli ve yüksek olarak 4 kategoriye ayrılıp, uzman panel tarafından önleyici ve azaltıcı faaliyetler planlanmıştır. İkinci bölümde bir klinik eczacı tarafından önleyici ve azaltıcı faaliyetler (ilaç uzlaşısı gibi) gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya; 18 yaşından büyük ve elektif kalp cerrahisi planı olan hastalar dahil edilmiş ve yatış süresi boyunca izlenmiştir. Çalışmaya, her iki bölümde 100 hasta dahil edilmiştir. İlk bölümde; toplam 275 İLİS ve 487 İLİS nedeni tespit edilerek önleyici faaliyetler (hastanın servis değiştirdiği her basamakta ilaç uzlaşısı, ilaç incelemesi ve eğitim materyalleri) ve azaltıcı faaliyetler (sorun saptandığı zaman yapılan müdahaleler) planlanmıştır. İkinci bölümde toplam 215 İLİS ve 304 İLİS nedeni tespit edilmiştir. Planlanan faaliyetlerin uygulanması ile gözlem ve müdahale dönemleri karşılaştırıldığında; İLİS nedenleriyle ilgili yüksek risklerde azalma (%17,7 ve %0), kabul edilebilir risklerde artma (%32,6 ve %84,9) saptanmıştır (p <0,001). Hastaların yaşam kalitesi (fiziksel ve mental) yatış, taburculuk ve bir ay sonraki kontrollerinde anlamlı bir şekilde artmıştır (p <0,001). Kardiyovasküler cerrahi sürecinde klinik eczacının katkısı ile İLİS'lere yönelik riskleri değerlendirerek önleyici ve azaltıcı faaliyetleri uygulamak, hasta bakım hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunacaktır.

Cerrahi-kardiyovaskülerEczacılarKardiyovasküler cerrahi girişimler+6
Burcu Kelleci Çakır
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sistemik antifungal ilaç kullanımının değerlendirilmesi ve antifungal yönetim ekibi uygulamaları

Antifungal ilaçların uygunsuz kullanımını azaltmak için antifungal yönetim (AFY) ekibi programlarının uygulanması önerilmektedir. Bu çalışmada, uygun antifungal tedavinin uygulanmasında AFY'nin rolü değerlendirilmiştir. Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinde Ocak 2019 ve Aralık 2020 tarihleri arasında yürütülmüştür ve gözlem, geri bildirim/eğitim ve günlük AFY ekibi aktiviteleri olmak üzere üç çalışma döneminden oluşmaktadır. Gözlem döneminde, klinikte sistemik antifungal ilaçların kullanımı gözlemsel olarak değerlendirilmiştir. İkinci dönemde, aylık toplantılar düzenlenerek, hekimlere antifungal tedavi ve klinik tanı ve tedavi kılavuzlarına uygunluk konusunda geri bildirim ve eğitim verilmiştir. Son dönemde ise, AFY ekibi oluşturularak antifungal tedavi uygunluğunu değerlendirmek için günlük servis vizitlerine bir klinik eczacının katılımı sağlanmıştır. Üç çalışma dönemi arasındaki antifungal tedavi uygunluğu değerlendirilmiştir. Ayrıca "EQUAL (ECMM Quality) Kandida", "EQUAL Aspergillus" ve "EQUAL Mukormikoz" skorları kullanılmıştır. Tüm çalışma süresince toplam 418 antifungal tedavi dönemi değerlendirilmiştir. Hastalar, temel demografik özellikleri ve komorbiditeler açısından her üç dönemde de benzerlik göstermiştir. Antifungal tedavi için endikasyonlar, hastaların %22,7'sinde profilaksi, %58,6'sında Kandida infeksiyonları ve %18,7'sinde invaziv küf infeksiyonlarıdır. Üçüncü dönemde AFY ekibi tarafından 157 öneri yapılmış, 151 (%96,2) öneri kabul edilmiştir. Antifungal kullanımının genel uygunluğu dönemlere göre değerlendirildiğinde üçüncü dönemde profilaksi (p=0,046) ve hedefe yönelik antifungal tedavi (p<0,001) için anlamlı olarak artmıştır. Tedavi başlangıcında iki set (40 ml) kan kültürü, ekokardiyografi, oftalmoskopi, ilk negatif takip kan kültürü sonrası 14 günlük antifungal tedavi önerilerine uyum oranı geri bildirim/eğitim döneminde ve AFY döneminde artmıştır. Antifungal tedavide uygunluk, bir AFY programının tedavi sürecine entegre edilmesiyle artırılabilir. Fungal etkenlerle infekte hastaların ekip olarak ve bir klinik eczacı tarafından terapötik bir bakış açısıyla değerlendirilmesi, antifungal tedavinin kalitesinin artırılmasına yardımcı olacaktır.

Antifungal ajanlarEczacılarEczacılık+3
Emre Kara
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanser hastalarında erişkin aşılamada tutum ve davranışlar üzerine etki eden faktörlerin belirlenmesi ve eczacı tarafından verilen aşı eğitiminin etkisinin incelenmesi

Kanser hastalarında pnömokok aşısı ile hedeflenen aşılanma oranlarına dünya genelinde henüz ulaşılamamıştır. Bu çalışmada, kanser hastalarına klinik eczacı tarafından verilen pnömoni ve pnömokok aşısı eğitiminin hastaların aşı tutumu, bilgisi ve aşı olma oranlarına etkisinin ve kanser hastaları ile çalışan hekim ve hemşirelerin aşı tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Haziran 2019-Şubat 2021 tarihleri arasında iki üniversite hastanesinin medikal onkoloji polikliniklerinde randomize kontrollü olarak yürütülmüş prospektif bir çalışmadır. Hastalar, klinik eczacı tarafından sözel ve yazılı eğitim verilen müdahale grubu ve standart bakım alan kontrol grubunda yer almıştır. Müdahale grubundaki hastalar pnömokok aşısı yaptırmak üzere hekime yönlendirilmiş ve üç ay sonra tüm hastaların aşılanma durumları, aşı bilgisi ve tutumları sorgulanmıştır. Kontrol ve müdahale grubunda 114'er hasta olmak üzere, 228 hasta değerlendirilmiştir. Eczacı tarafından verilen eğitim öncesinde gruplar arasında Aşı Tutum Ölçeği (ATÖ) puanları ve Aşı Bilgisi Değerlendirme Anketi'ne verilen doğru yanıt sayısı açısından fark bulunmazken (p>0,05), eğitim sonrasında müdahale grubunun ATÖ puanları daha düşük (p=0,007) ve doğru yanıt sayısı daha yüksek (p<0,001) bulunmuştur. Üç ay sonraki görüşmede müdahale grubundaki hastaların %20,2'si (n=23) ve kontrol grubundaki hastaların %6,1'i (n=7) pnömokok aşısı ile aşılandığını belirtmiştir (p=0,003). Bir önceki influenza sezonunda influenza aşısı yaptırmamak (odds oranı: 2,846, %95 güven aralığı, 1,102-7,352, p=0,031) ve yüksek ATÖ puanına sahip olmak (odss oranı:1,176 %95 güven aralığı, 1,095-1,263, p<0,001) aşı yaptırmama davranışı ile ilişkili bulunmuştur. Hekim ve hemşirelerin influenza (%94,28 ve %81,25) ve pnömokok aşısını (%88,57 ve %47,92) daha çok önerdiği saptanmıştır. Klinik eczacının bağışıklama aktivitelerinde aktif rol alması ile erişkinlerin aşılama oranları ve aşı bilgi düzeyleri artmış, aşılara yönelik negatif tutumları ise azalmıştır.

AşılamaAşılarDavranış+7
Nesligül Özdemir
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenidoğan hastalarda ilaç kaynaklı sorunlar

Hastaneye yatışı yapılan yenidoğanlarda ilaç kaynaklı sorunların daha yüksek olmasının, kullanılan ilaçların çeşitliliği ve hastaların yaş, ağırlık ve tanılarındaki farklılıklar ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu tez çalışmasında, Hacettepe İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesine (YYBÜ) Şubat 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında yatışı yapılan hastaların tüm tedavi basamaklarında tespit edilen ilaç kaynaklı sorunların (yan etki, ilaç etkileşimi ve ilaç hatası) risk matrisi kullanarak risk (olasılık ve şiddet) analizini gerçekleştirme, yapay zekâ teknolojisini kullanarak hasta odaklı bir yaklaşımla bu sorunların gerçekleşmeden tahmin edilmesini sağlayan modeller geliştirme ve bu modeller ile optimal farmakoterapinin uygulanması ile klinisyenlerin uyarı yorgunluğunu ve işyükünü azaltma amaçlanmıştır. Aynı zamanda YYBÜ'nden taburcu olan hastalarda malnütrisyon belirteci ekstrauterin büyüme geriliği (EUBG) varlığını tahmin eden bir başka modelin daha geliştirilmesi amaçlanmıştır. Toplam 412 hastanın dahil edildiği çalışmada, 98 (%23,8) hastada saptanan 49 farklı ilaç kaynaklı yan etkiden 6'sı (%12,25) objektif risk analizine göre yüksek riskli bulunmuştur. Bununla birlikte 125 (%30,4) hastada potansiyel ilaç etkileşimi ve bu hastaların 38'inde (%30,3) klinik anlamlı belirteçlere sahip ilaç etkileşimi görülmüştür. Ayrıca 75 farklı klinik anlamlı ilaç etkileşiminden 4'ü (%5,33) yüksek riskli bulunmuştur. İlaç hatalarına bakıldığında ise hastaların 174'ünde (%42,2) hekim kaynaklı (reçeteleme ve monitörizasyon), 235'inde (%57,0) hemşire kaynaklı (hazırlama ve uygulama) en az bir hata türü saptanmıştır. Çalışmaya prospektif olarak dahil edilen hastalar, R programı (caret paketi) kullanılarak 10-kat çapraz doğrulama yöntemi ile randomize olarak 70:30 oranında bütün modellerde train ve test seti olarak ayrılmıştır. Elde edilen yan etki, ilaç etkileşimi, ilaç hatası ve malnütrisyon modellerinin doğru tahmin performansını gösteren AUC değerleri sırasıyla 0,862, 0,929, 0,920 ve 0,884 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak elde edilen risk analizleri ve yüksek performanslı tahmin modelleri ile klinik pratikte kullanılmak üzere geliştirilen web araçlarının; EUBG (http://www.softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER/), yan etki (http://softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Adverse_Effect/), ilaç etkileşimi (http://www.softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Drug_Interaction/) ve ilaç hatası (http://softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Medication_Error/) varlığını tahmin etmede kullanılmaya başlanmasıyla bu sorunların en aza indirileceği tahmin edilmektedir.

Bebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebeklerMakine öğrenmesi+7
Nadir Yalçın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde ilaç kaynaklı akut böbrek yetmezliğinin önlenmesinde klinik eczacının rolü

Akut böbrek yetmezliği (ABY), yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) tedavi gören hastalarda sık gözlenen ve hastaların klinik prognozunu olumsuz yönde etkileyen bir tablodur. İlaç kaynaklı ABY tablolarına klinikte sıklıkla rastlanmaktadır. Günümüzde, klinik eczacı tarafından sağlık ekibine verilen danışmanlık hizmeti, ilaç kaynaklı problemlerin çözümüne ve terapötik sonuçların iyileştirilmesine katkı sağlamaktadır. Bu nedenle çalışmamızda klinik eczacının YBÜ ekibine dahil olmasının ABY insidansı, evreleri ve tedavisi üzerindeki etkilerini göstermek amaçlanmıştır. Çalışma, bir üniversite hastanesi yoğun bakım ünitelerinde müdahale (n=75) (MG) ve kontrol (KG) (n=75) grupları olmak üzere iki hasta grubu ile yürütülmüştür. Klinik eczacı düzenli vizitlere katılarak YBÜ ekibine MG hastalarının tedavileri ile ilgili önerilerde bulunmuştur. KG'de yer alan hastaların tedavilerine ise klinik eczacı tarafından herhangi bir öneri yapılmamıştır. ABY insidansının KG'de MG'ye göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Hastaların en yüksek serum kreatinin değeri ile bazal serum kreatinin değerleri arasındaki farkın MG'de daha az olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). YBÜ'ye yatış nedenleri arasında akciğer ödemi ve akut solunum yetmezliğinin ABY ile anlamlı ve pozitif bir ilişkisi olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bununla birlikte diyabet ve kanser komorbiditelerine sahip olan hastaların ABY açısından riskli hasta gruplarını oluşturduğu görülmüştür (p<0,05). Hastalarda antibiyotikler, anestezikler ve kardiyovasküler sistem ilaç gruplarının kullanımıyla akut böbrek yetmezliği arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Elde ettiğimiz sonuçlar, klinik eczacının yoğun bakım ekibine dahil olmasının hastalarda ABY insidansının azaltılabileceğini ve terapötik sonuçların iyileştirilebileceğini göstermektedir.

Akut böbrek hasarıFarmakoloji-klinikYoğun bakım+1
Eyüp Can Polat
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlı hastalarda antikolinerjik yükün değerlendirilmesi

Yaşlı nüfusu dünyada özellikle son yıllarda artış göstermektedir. Yaşa bağlı fizyolojik, farmakokinetik ve farmakodinamik değişiklikler sonucu yaşlı hastalar ilaçların oluşturacağı yan etkilere, olası ilaç-ilaç etkileşimlerine ve eşlik eden hastalık sayısının artmasının doğal bir sonucu olarak gelişen polifarmasiye karşı daha savunmasızdır. Yaşlı hastaların polifarmasi ilişkili antikolinerjik ilaç yüklerinde artış ise kaçınılmazdır. Antikolinerjik yük, yaşlı hastada birçok istenmeyen yan etki meydana getirmektedir. Bu tez çalışmasının amacı yaşlılarda özellikle antikolinerjik etkileri iyi bilinen ilaçların dışında olası antikolinerjik etkili ilaçları da tespit edip kümülatif yükü değerlendirmek, antikolinerjik yükün düşmeye olan etkisini incelemektir. Bu çalışma kapsamında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran ve en az bir antikolinerjik etkili ilaç kullanan hastalar Ocak-Nisan 2021 tarihleri arasında retrospektif, Mayıs-Ağustos 2021 tarihleri arasında ise prospektif olarak klinik eczacı tarafından değerlendirilmiştir. Hastaların antikolinerjik yükü, antikolinerjik bilişsel yük ölçeğiyle tespit edilmiştir. Prospektif aşamada antikolinerjik yükü tespit edilen herbir hastaya Aachen düşme önleme ölçeği uygulanmıştır. Çalışmaya toplam 601 hasta (389 kadın) dahil edilmiştir. Antikolinerjik yükü yüksek olan hastalarda düşme riskinin 2,50 kat arttığı (OR (%95 GA) 2,503 (1,071-5,852) p= 0,034), var olan düşme öyküsünün ise yüksek antikolinerjik yük riskini 2,02 kat artırdığını tespit edilmiştir (OR (%95GA) 2,026 (1,059-3,876) p=0,033). Ayrıca prospektif kısımda yapılan Aachen düşme önleme ölçeği puanında meydana gelen her bir birimlik artış yüksek antikolinerjik yüke sahip olma riskini %22 artırmaktadır (p=0,028). Prospektif aşamada klinik eczacı tarafından yapılan müdahaleler sonucu antikolinerjik yük anlamlı olarak azalmıştır (p=0,01). Antikolinerjik yükün saptanmasında, azaltılmasında ve meydana gelebilecek yan etkilerin önlenmesinde multidisipliner bir ekibin iş birliği önem arz etmektedir.

EczacılıkGeriatriKolinerjik sistem+3
Hilal Gökçay Saz
Hacettepe University
2022
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Geriatri polikliniğinde sık gözlenen reçeteleme kaskadlarının belirlenmesi

Reçeteleme kaskadları, hastalara daha önce reçete edilen ilaçların meydana getirdiği advers ilaç olaylarını tedavi etmek için yeni bir ilaç reçete edildiğinde ortaya çıkmakta ve özellikle yaşlı hastalar için istenmeyen olaylar dizisine yol açabilmektedir. Bu çalışmanın amacı geriatri polikliniğinde reçeteleme kaskad sıklığı ve ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. 15 Kasım 2015- 15 Kasım 2020 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin geriatri polikliniğine başvuran, en az iki ilaç kullanan ve ≥60 yaş olan hastaların önceki tüm poliklinik ziyaret(ler)ini kapsayan tıbbi kayıtlardaki reçeteleme kaskadları, bir klinik eczacı tarafından geriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Dahil edilen toplam 435 hastanın (%64,4 kadın) Charlson-Komorbidite İndeksi (CKİ) değeri yüksek (≥2 skor) ve yaş ortancası (aralık) 79 (63-99) yıl olarak bulunmuştur. Toplam ilaç sayısı ortancası (aralık) reçeteleme kaskadı olmayan hastalarda 8 (6-9), reçeteleme kaskadı olanlarda ise 10 (8-12) olarak saptanmıştır (p<0,001). Toplamda 208 (%47,8) hastada kaskad ilişkili bir durum tespit edilmiştir. Kaskadlarla ilişkili en yaygın ilaç gruplarının, anti-demans ilaçları (%9,6), kalsiyum kanal blokerleri (%9,0) ve lipid düzenleyici ajanlar (%8,7) olduğu saptanmıştır. Çok değişkenli lojistik regresyon analizine göre reçeteleme kaskadları ile; toplam ilaç sayısı (p=0,001, OR=1.18), CKİ (p=0,03, OR=0,81), geriatri kliniğine ilaç ilişkili başvuru varlığı (p<0,001, OR:11,20), geriatri dışı bir kliniğe ilaç ilişkili başvuru varlığı (p<0,001, OR=7,72) ve Katz günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık indeksi (p=0,003, OR=3,41) önemli ölçüde ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmada yaşlı hastaların reçeteleme kaskadı açısından risk altında olduğu, reçeteleme kaskadı ile çeşitli ilişkili faktörlerin olduğu ve reçeteleme kaskadlarının tespiti açısından klinik eczacıların multidisipliner ekip içinde yer almalarının önemli olduğu sonucuna varılmıştır.

EczacılarEczacılıkGeriatri+7
Sebila Özdemir
Hacettepe University
2022
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Genel Cerrahi hastalarında venöz tromboembolizm riskinin ve tromboprofilaksinin uygunluğunun değerlendirilmesi

Cerrahi işlem sonrası görülen ölümlerin en önemli nedeni venöz tromboembolizm (VTE)'dir. Cerrahi hastalarda VTE riskleri iyi tanımlanmış olsa da bu hastalarda primer tromboprofilaksi (TP) ihmal edilebilmektedir. Bu çalışmada; genel cerrahi hastalarında VTE riskinin ve TP uygunluğunun değerlendirilmesi ile eğitim ve klinik eczacılık uygulamalarının TP uygunluğu üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma, 1 Mart 2021 - 10 Aralık 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Cerrahi Anabilim Dalı servislerinde eğitim öncesi (n=340), eğitim sonrası (n=269) ve klinik eczacı önerili dönem (n=191) olmak üzere toplam 3 dönemde gerçekleştirilmiştir. Eğitim öncesi dönemde ameliyat olan hastaların VTE riski ve TP uygunluğu değerlendirilmiştir. Eğitim öncesi dönemin sonunda TP hakkında kılavuzlar ile ilgili eğitim yapılmış ve servislere eğitim özetini içeren poster asılmıştır. Eğitim sonrası dönemde ameliyat olan hastaların VTE riski ve TP uygunluğu tekrar değerlendirilmiştir. Klinik eczacı önerili dönemde de klinik eczacı, optimal TP almayan hastaların sorumlu hekimlerine, eğitim içeriğinde yer alan önerilerde bulunmuş ve VTE riski ve TP uygunluğu tekrar değerlendirilmiştir. Araştırmamızda eğitim öncesi ve sonrası dönemde hastalara uygulanan optimal TP oranında anlamlı fark yok iken (%40,6 ve. %45,4; p=0,238); klinik eczacı önerili dönemde istatistiksel anlamlı olacak şekilde bu oran %59,2'ye yükselmiştir (p=0,004). Yüksek riskli olup tek çeşit TP uygulanan hastalar, optimal TP uygulanmayan hastaların çoğunluğunu oluşturmuştur. Eğitim öncesi dönem ile eğitim sonrası dönemde yüksek riskli olup tek çeşit TP uygulanan hastaların oranı (%30,6 ve %30,9) benzer iken (p=0,819); klinik eczacı ile bu oran %18,3'e düşürülmüştür (p=0,001). Genel cerrahi hastalarında verilecek klinik eczacılık hizmetlerinin yaygınlaştırılması özellikle optimal TP'nin uygun şekilde sürdürülmesi açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Venöz tromboembolizm, profilaksi, tromboprofilaksi, klinik eczacı, genel cerrahi

CerrahiEczacılarEmboli ve tromboz+3
Zeynep Kübra Karaburç Kiracı
Hacettepe University
2022
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Toplum kökenli pnömoni tanısı ile yatan hastaların tanı ve tedavilerinin kılavuzlara uygunluğunun değerlendirilmesi ve klinik eczacı yaklaşımları

Toplum kökenli pnömoni (TKP), mortalite ve morbiditesi yüksek seyreden, hayatı tehdit edici bir hastalıktır. TKP tanısı ile hastaneye yatırılan hastalarda hastalık etiyolojisinin belirlenmesi, ampirik tedavi yaklaşımlarında kılavuzlara uygunluğu belirlemek için çok önemlidir. Bu çalışmada, TKP tanısıyla tedavi edilen hastalarda tanı ve ampirik antibiyotik tedavisinin kılavuz yaklaşımlarına uygunluğunun incelenmesi ve uygunluğun hasta sonuçları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi ve klinik eczacının bu konudaki rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. TKP nedeniyle Hacettepe Üniversitesi Hastanelerine yatırılan, 18 yaş ve üzeri hastalar retrospektif ve prospektif olmak üzere 2 aşamada değerlendirilmiştir. Çalışmada lokal TKP tanı ve tedavi kılavuzu ve uluslararası geçerliliği olan kılavuzlara uygunluk değerlendirilmiştir. Çalışmaya 423'ü retrospektif, 328'i prospektif dönemde olmak üzere 751 hasta dahil edilmiştir. En sık saptanan bakteriyel patojen H. influenzae (%55,9) olmuştur. TKP ile takip edilen hastaların ampirik tedavilerinin %26,4-36,3'ü uluslararası kılavuzlara uygun olarak değerlendirilmiştir. Prospektif dönemde tedavi yaklaşımlarında uluslararası kılavuzlara uygunluk azalırken, lokal kılavuza uygunluk anlamlı ölçüde artmıştır (p<0,001). Kılavuzlara uygunluk oranı özellikle ağır seyirli hastalarda önemli ölçüde azalmıştır. Kılavuzlara uygun tedavi verilmeyen hastalarda 30 günlük mortalite oranı ve uzun yatış süresine sahip hasta sayısının daha fazla olduğu saptanmıştır. Prospektif dönemde retrospektif döneme göre tedavi süresi anlamlı ölçüde kısalmış (p<0,001), florokinolon tedavi tercihi azalmış (%22,9'a karşı %2,7) ve oral tedaviye geçiş oranı artmıştır (p<0,001). Mortaliteyi azaltmak ve hastanede kalış süresini kısaltmak için kılavuzlara uyumun iyileştirilmesi gerekmektedir. TKP yönetiminin iyileştirilmesi, kılavuzlarda yer alan önerileri uygulamaya yönelik sürekli ve kapsamlı girişimlerle sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Toplum kökenli pnömoni, kılavuzlara uygunluk, antimikrobiyal tedavi

AntibiyotiklerAntienfektif ajanlarEczacılar+4
Pınar Bakır Ekinci
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sepsis ve septik şok yönetimine klinik eczacının katkısının değerlendirilmesi

Sepsis ve septik şokun patofizyolojisinin farmakokinetik üzerindeki etkisi, tedavide kullanılan ilaç sayısı ve hastaların değişken fizyolojisi ilaç ilişkili sorunlara neden olmakta ve septik hastalarda bireyselleştirilmiş tedavi planı yapılması gerekmektedir. "Sepsiste Sağkalım Kampanyası" tedavi kılavuzları, sepsis ve septik şoklu hastaların tedavi yönetimine multidisipliner ekibin dahil olmasının, mortalite oranlarını düşürebileceği belirtilmektedir. Bu tez çalışmasında, sepsis ve septik şok tanılı hastaların tüm tedavi basamaklarında tespit edilen ilaç ilişkili sorunlara yönelik yapılan önerilerle klinik eczacının tedaviye katkısının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Klinik eczacının ilaç tedavilerine önerilerde bulunduğu çalışma grubuna prospektif olarak 65, klinik eczacının bulunmadığı kontrol grubuna ise retrospektif olarak 65 hasta dahil edilmiştir. Çalışma grubunun tedavilerinde ilaçla ilgili tespit edilen 753 soruna yönelik 670 öneri yapıldığı ve bu önerilerin en sık antimikrobiyallerin dozlarına yönelik olduğu saptanmıştır (n=168, %25,81). İki grup arasında tedavi süresince yoğun bakım ünitesinde yatışlarındaki antimikrobiyallerin doz uygunluğu (p<0,001), uygun antimikrobiyale geçiş süresi (p<0,001), tüm hastalardaki günlük antibiyotik maliyetleri (p<0,005) ve böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalardaki antibiyotik maliyetleri (p<0,05) arasında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme bulunmuştur. Bu tez çalışmasında, klinik eczacının günlük takiplerle septik hastaların ilaç tedavilerine yönelik yaptıkları öneriler ve bilgilendirmeler sonucunda; sepsis ve septik şok tedavi yönetimine; ilaç etkileşimlerinin önlenmesi ve yönetilmesi, antimikrobiyal tedavilere daha çabuk başlanması, başta antimikrobiyaller olmak üzere hastaya uygun ilacın ve dozun seçimi, terapötik ilaç izlemi ile tedavinin takibi ve antimikrobiyal ilaçların maliyetlerinden tasarruf edilmesinde katkıları olduğu gösterilmiştir.

EczacılarEczacılıkKritik hastalık+4
Nursel Sürmelioğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Renal transplantasyon hastalarında immunsupresif tedavinin takibi ve tedaviye uyuncun iyileştirilmesi

Renal transplantasyon; daha düşük maliyet, daha yüksek mesleki rehabilitasyon, daha iyi yaşam kalitesi ve diyalize kıyasla daha uzun sağ kalım sağlamasıyla son dönem böbrek hastalığı için en iyi tedavi seçeneğidir. Ancak renal transplantasyon hastaları, ilaç tedavisine yüksek oranda uyunçsuzluk gösterirler. Çok az girişimsel çalışma, ilaç uyuncunu artırmayı amaçlayan yaklaşımları içermektedir. Bu çalışmanın amacı, klinik eczacının davranışsal ve eğitim stratejisinin böbrek nakli hastalarının tedaviye uyunç üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Yeni renal tranplantasyon hastaları (n = 62) iki gruba ayrılmıştır: kontrol grubu (n = 31; rutin nakil eğitimi) ve eğitim grubu (n = 31; rutin nakil eğitimi artı klinik eczacı eğitimi). Üç ay sonra İmmunsupresif Tedaviye Uyunç Ölçeği (İTUÖ) 1., 2. sorularına verilen yanıtların ve toplam ortanca İTUÖ skorunun eğitim grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görülmüştür (sırasıyla; p=0,006, p<0,001 ve p<0,001). Ortalama takrolimus kan düzeyi eğitim grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). Üç ay sonra takrolimus kan düzeyi eğitim grubunda %20 artarken kontrol grubunda %24 azalmıştır. Laboratuvar bulgularında (örneğin böbrek fonksiyonu), hastaneye başvuru sayısı, akut organ reddi, yeni başlayan hipertansiyon varlığı ve yeni başlayan diyabet varlığı sayısında anlamlı fark saptanmamıştır. Bir yıldan fazla süredir nakil olan hastaların (n=175), klinik eczacının eğitimi öncesi ve sonrası olmak üzere karşılaştırması yapılmıştır. Üç ay sonra İTUÖ 1., 2., 4. sorularına verilen yanıtların ve toplam ortanca İTUÖ skorunun eğitim sonrası daha yüksek olduğu görülmüştür (sırasıyla; p<0,001, p<0,001, p=0,025 ve p<0,001). Ortalama takrolimus ve siklosporin kan düzeyinin eğitim sonrasında daha yüksek konsantrasyonlara ulaştığı tespit edilmiştir (p<0,001). Eğitim sonrası takrolimus ve siklosporin kan düzeylerinde sırasıyla %33,33 ve %100 artış görülmüştür. İkinci görüşmede yeni ve eski immunsupresif ilaç dozlarının kan düzeyine göre düzenlenmesi sonucunda günlük takrolimus, siklosporin ve toplam immunsupresif ilaç (takrolimus artı siklosporin) maliyetlerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma sağlanmıştır (p<0,001). Ayrıca kreatinin (p<0,001), kan üre nitrojen (p=0,034), ürik asit (p=0,035) ve hemoglobin (p=0,028) düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme sağlanmıştır. Hastalara uygulanan 26 soruluk ankete verilen yanıtlar değerlendirildiğinde klinik eczacının, yeni ve bir yıldan fazla süredir nakil olan hastalarda nakil sonrası ne yapılması gerektiği konusunda hastanın farkındalığına (sırasıyla 4 ve 12 soruda) anlamlı katkıda bulunduğu belirlenmiştir (p<0,05). Bu tez çalışmasında, renal transplantasyon hastalarının immunsupresif ilaçlar hakkındaki algılarına ve bilgilerine yönelik klinik eczacının davranış ve eğitim stratejisinin bir sonucu olarak immunsupresif tedaviye uyunç önemli ölçüde artmış ve bunun sonucu olarak da tedavi sonuçlarında ve maliyetinde iyileşmeler görülmüştür.

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek nakli+5
Kamer Tecen Yücel
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalarında asemptomatik hiperürisemi yönetimi ve ilaç-ilaç etkileşimlerinin değerlendirilmesi

Kronik böbrek hastalığı (KBH) gözlenme sıklığı hızla artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, KBH olan hastalarda asemptomatik hiperürisemi yönetiminin ve hastaların ilaçları arasındaki ilaç-ilaç etkileşimlerinin incelenmesidir. Ayrıca çalışma kapsamında, klinik eczacının tedavi sürecine katılımı ile KBH hastalarının progresyon riskinin belirlenmesi ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı polikliniğinde prospektif, kesitsel (Ocak 2021 – Ekim 2021) olarak yürütülmüştür. Çalışmaya 91 hasta dahil edilmiştir. Asemptomatik hiperürisemi gözlenen hastalarda ürik asit düzeyi ortalama (± standart sapma) 9,11 (±1,41) mg/dl olduğunda ilaç tedavisine başlandığı gözlenmiştir. Tedavi için tercih edilen ilaç genellikle allopurinol olup ortalama 171,91 (± 53,3) mg/gün dozda kullanılmıştır. En sık karşılaşılan yan etki gastrointestinal şikayetler (advers etki tarifleyen hastaların %53,13'ünde) olarak saptanmıştır. Hastaların yaşam kalitesi alanlarında en düşük ortalama 55,9 (±22,34) ile bedensel alan olarak saptanmıştır. Beş yıl içerisinde böbrek yetmezliği gelişme riski hastaların %41,9'unun düşük; %18,9'unun orta; %39,2'sinin ise yüksek riskli olarak saptanmıştır. İlaç etkileşimleri Drugs.com, Lexicomp ve Stockley's Interaction Checker veri tabanları kullanılarak değerlendirildiğinde, 83 (%91,21) hastada potansiyel ilaç-ilaç etkileşimi (pİİE) saptanmıştır. Klinisyenler arasında asemptomatik hiperürisemi yönetiminde de farklı yaklaşımlar olduğu tespit edilmiştir. Genel olarak, polifarmasi görülme sıklığı fazla olan bu hastalarda potansiyel ilaç etkileşimleri değerlendirilmeli ve multidisipliner bir yaklaşımla tedavi süreci yönetilerek hastalık progresyon riski azaltılmalı ve hastanın yaşam kalitesi artırılmalıdır.

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+2
Melek Kurtaran
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnme geçiren hastalarda yaşam kalitesi ve tedaviye uyunç üzerine klinik eczacının katkısı

İnme, 24 saatten fazla süren bir fokal nörolojik sorunun aniden ortaya çıkması olarak tanımlanan, hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkileyen, depresif semptomlara yol açan, tekrarlayıcı karakterde bir durum olup ve önde gelen maluliyet nedenlerinden biridir. Bu çalışmanın amacı, inme öyküsü olan hastalarda ikinci kez inme gelişim riskinin azaltılmasında, tedaviye uyuncun ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde klinik eczacının katkısının belirlenmesi ve hastaların memnuniyetinin değerlendirilmesidir. Bu çalışma 01 Ekim 2018 ile 01 Temmuz 2019 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Nöroloji Yoğun Bakım, Nöroloji Servisi ve İnme Ünitesi'nde ve Ankara Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı İbn-i Sina Hastanesi Nöroloji Yoğun Bakım ve Nöroloji Servisi'nde prospektif, randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Çalışmaya ilk kez inme geçiren hastalar dahil edilmiş ve klinik eczacı tarafından 3 ay boyunca takip edilmiştir. Çalışmaya 102 hasta dahil edilmiş ve hastalar ile 294 görüşme gerçekleştirilmiştir. Müdahale grubundaki hastalara klinik eczacı tarafından ilaç uyuncu, yaşam kalitesinin artırılması ve inme hakkında sözlü ve yazılı eğitim verilmiştir. Müdahale grubundaki hastaların ilaç uyunçlarının zaman içerisindeki değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Müdahale grubundaki hastaların taburculuk sonrası 1. ve 3. aylarda enerji ve iş/üretkenlik alt ölçeklerinden aldıkları puanlar kontrol grubundaki hastalara göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Müdahale grubundaki hastaların memnuniyetinin kontrol grubundaki hastalardan daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak, klinik eczacı tarafından verilen eğitim ile inme hastaların ilaç uyuncunda ve yaşam kalitesinde iyileşmeler olduğu görülmüştür. Multidisipliner ekibin bir parçası olan klinik eczacıların inme geçirmiş hastaların tedaviye daha iyi uyunç sağlamasında, inme sonrası yaşam kalitelerinde daha hızlı iyileşme olmasında ve ikinci inmeden korunmasında önemli rollerinin olduğu göz önünde tutulmalıdır.

DepresyonEczacılarFarmakoloji-klinik+6
Oğuzhan Fırat
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitelerinde kolistin kan düzeyi izlemi ve değerlendirilmesi

Bu prospektif çalışmada kolistin vadi ve tepe konsantrasyonları ölçülerek, hastalarda akut böbrek yetmezliği gelişme insidansının ve bunu etkileyeceği öngörülen parametrelerin, nefrotoksisite gelişimi ile olan ilişkilerinin değerlendirilmesi amacıyla, 26 Nisan 2017 ile 18 Ekim 2017 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitelerinde yatan, en az 3 gün süreyle intravenöz kolistin tedavisi alan 30 hastanın verileri değerlendirilmiştir. Kolistin tedavisinin 3. gününden sonra her hastadan kolistin verilmeden 10 dk önce (vadi düzeyi) ve infüzyon tamamlandıktan 30 dk sonra (tepe düzeyi) 5'er mL olarak alınan kan örnekleri santrifüjlenerek analiz yapılana kadar -80 °C'de saklanmıştır. Vadi ve tepe düzeyleri sıvı kromatografisi tandem kütle spektrometresiyle tespit edilmiştir. Tedavinin 7. gününde nefrotoksisite gelişen hastaların ortama±ss kolistin vadi düzeyinin 14,50±7,23 μg/mL, tepe düzeyinin ise 45,30±21,04 mg/L olduğu ve tedavi sonunda bu düzeylerin sırasıyla 17,27±2,84 mg/L ve 52,33±27,70 mg/L olduğu saptanmıştır (p>0,05). Kolistin kullanımına başlandıktan sonra nefrotoksisite gelişmeye başlamasına rağmen (7 gün sonra %33, tedavinin sonunda %40), kolistin vadi ve tepe düzeylerinin nefrotoksisite gelişimi üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığı saptanmıştır (sırasıyla p=0,483; p=0,695). Nefrotoksisite gelişen hastalarda günlük (227±67,17 mg; p=0,564) ve kümülatif kolistin dozları (1590±600,833 mg; p=0,682) daha yüksek bulunsa da bu farkın anlamlı olmadığı görülmüştür. Bu çalışmada, nefrotoksisite gelişmesine eşlik eden diğer faktörlerin etkisi saptanmamış olsa da direnç gelişimi ve toksisite açısından kolistinin akılcı kullanımı göz önünde tutulmalıdır.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikKolistin+3
Seray Ecemiş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

İç hastalıkları yoğun bakım ünitesinde intravenöz ilaç uygulamalarında ilaç geçimsizliklerinin değerlendirilmesi

Geçimsizlik, bazı parenteral ilaçların veya karışımların aynı şırınga, tüp veya şişede bir arada uygulanmasıyla iki veya daha fazla ilaç arasında meydana gelen fiziksel ve/veya kimyasal reaksiyonlardır. Yoğun bakım ünitesinde yatan hastalar genellikle sınırlı sayıda venöz erişim yoluna sahiptirler ve birden fazla intravenöz ilaç alırlar. Bu durum ilaç geçimsizlik riskini arttırır. Bu çalışmanın amacı yoğun bakım ünitesinde olası ilaç geçimsizliklerinin sıklığını belirlemek ve çalışma sonunda elde edilen veriler kullanılarak sağlık profesyonellerine olası ilaç geçimsizliklerinin önlenmesi için farmasötik kılavuzlar oluşturmaktır. Çalışma tek merkezli, kesitsel ve prospektif olarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinde 17.08.2022-30.11.2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmaya, 24 saat ya da daha uzun süre yoğun bakım ünitesinde yatan, iki ya da daha fazla intravenöz ilaç tedavisi alan 18 yaş ve üzeri hastaların ilaç istem listeleri dahil edilmiştir. İlaç istem listelerinde yer alan intravenöz ilaçlar ile ilgili olası geçimsizlikler IBM Micromedex® IV Compatibility ve Stabilis 4.0 ilaç bilgi sistemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya toplamda 67 hastanın 338 ilaç istem listesi dahil edilmiştir. İlaç istem listelerinin %68,3'ünde en az bir olası ilaç geçimsizliği tespit edilmiştir. En sık olası ilaç geçimsizliğine sebep olan ilaçlar pantoprazol, insülin ve meropenem iken en sık olası geçimsiz ilaç-ilaç çiftini ise insülin-pantoprazol oluşturmaktadır. Olası ilaç-ilaç geçimsizlikleri uygulama yöntemine göre sınıflandırıldığında, en sık eş zamanlı uygulanan bir sürekli infüzyon ile bir bolus uygulama (%25) arasında meydana gelmiştir. Bu tip uygulama yöntemine göre en sık geçimsizlik insülin(infüzyon)-pantoprazol(bolus) arasındadır. Olası ilaç-ilaç geçimsizliklerine sebep olan ilaçların %40,6'sını ekstrem ilaçlar oluşturmaktadır. Çalışmamıza dahil edilen tüm ilaç istem listeleri incelendiğinde, olası geçimsizlik sayısı ile antimikrobiyal ajanlar arasında orta düzeyde pozitif yönde bir korelasyon (rho:0,404; p:0,001) gözlenmiştir. Micromedex ile Stabilis arasında geçimsizlik kategorisine göre zayıf düzeyde (cohen kappa:0,112) ve anlamlı bir uyum bulunmuştur (p<0,001). Çalışma sürecinde olası ilaç geçimsizliğini önlemek amacıyla toplamda 567 öneride bulunulmuştur. Bu önerilerin, 532'si Y-parça geçimsizliği, 32'si ilaç-seyreltici geçimsizliği ile ilgiliyken, 3'ü ise hastaya yeni bir ilaç uygulama yolu açılmasından oluşmaktadır. Bu önerilerin hepsi kabul edilmiş ve uygulanmıştır. Çalışma sonunda 52 ilaç ile oluşturulan Y-parça geçimsizlik tablosunda, 1326 ilaç çiftinin %13,5'i geçimsiz veri, %8'i çelişkili veri ve %33'ü ise bilinmeyen veri içermektedir. Önemli sayıda test edilmemiş ilaç kombinasyonları için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Klinik eczacılar tarafından yapılan farmasötik müdahaleler, olası ilaç geçimsizliklerinin önlenmesinde ve azaltılmasında önemli rol oynamaktadır.

EczacılıkYoğun bakım üniteleriİlaç etkileşimleri+1
Tülay Kayra
Ankara University
2023
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer transplantasyon hastalarında klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı Karaciğer Nakli Enstitüsü'nde yatan hastalara klinik eczacılık hizmetlerinin sunulması; ilaç ilişkili sorunların (İLİS) saptanması ve çözüm önerilerinin ilgili hekimle ve/veya diğer sağlık personeli ile sözlü olarak paylaşılması yoluyla klinik eczacının katkısının ortaya konmasıdır. Materyal ve metot: Çalışma 1 Mayıs-30 Ekim 2023 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Karaciğer Nakli Enstitüsü'nde yürütülmüştür. Bu zaman aralığında Karaciğer Nakli Enstitüsü'nde servis ve yoğun bakımda yatan, karaciğer nakli alıcısı olan ve en az 1 ilaç kullanan hastalarda gözlenen İLİS'ler prospektif olarak değerlendirilmiştir. Bu sorunların sınıflandırılmasında Avrupa Farmasötik Bakım Ağı (PCNE) v.9.1 sınıflandırma sistemi kullanılmıştır. İLİS tespit edilen ve edilmeyen hastalarda klinik ve demografik veriler kıyaslanmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 373 hastanın 311'inde en az bir İLİS tespit edilmiş ve 373 hastada toplam 620 İLİS kaydedilmiştir. İLİS tespit edilen hastaların kullandığı ilaç sayısının medyan değeri 16 (ÇAA: 12-20), İLİS olmayan hastalarda ise medyan değeri 13.5 (ÇAA: 8-27) olarak bulunmuştur (p<0.05). Çalışmada sorumlu hekim ve hemşireye 620 öneri yapılmış ve bunların 547'sinin (%88,2) kabul edildiği, 73 (%11,8) tanesinin ise kabul edilmediği saptanmıştır. İLİS'lerin nedenlerine göre dağılımı incelendiğinde ''doz seçimi'' (N3) ile ilgili nedenlerin %44,2 ile en sık neden olduğu, bunu %26,1 ile ''ilaç seçimi' (N1) başlığının izlediği görülmüştür. Çalışma kapsamında en az bir komorbidite varlığı, diyabet ve akut böbrek hasarı varlığının İLİS riskini artırdığı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Multidisipliner sağlık ekibinin bir parçası olarak klinik eczacının, İLİS tespitinde ve yönetiminde rol alarak tedavi başarısına katkı sunabildiği görülmektedir.

Sena Güzel Karahan
İnönü University
2024
20
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalarında metabolik parametrelerin sağlık okuryazarlığı ve ilaç uyuncu ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, tip 2 diabetes mellitus (T2DM) hastalarının sağlık okuryazarlığı ve ilaç uyumunu ölçmek ve bunların metabolik parametrelerle ilişkisini incelemektir. Materyal ve metot: Çalışma 1 Mayıs–31 Ekim 2024 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları kliniğinde yürütülmüştür. Altı aydan uzun süredir T2DM tanısı olan, en az bir ilaç kullanan ve 18 yaş üzeri hastalar dahil edilmiştir. Sosyodemografik veriler kaydedilmiş, Türkçeye uyarlanmış sağlık okuryazarlığı ve ilaç uyum ölçekleri uygulanmıştır. Ölçeklerde yüksek puan daha iyi sağlık okuryazarlığı ve uyuma işaret etmektedir. Veriler SPSS 27.0 ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 310 hasta katılmıştır (%54.8 erkek, %45.2 kadın). Ortalama sağlık okuryazarlığı puanı 43.49 ± 10.05, ilaç uyumu puanı 20.4 ± 3.19'dur. Sağlık okuryazarlığı düşük grupta HbA1C %8.3, yüksek grupta %7.6 olup anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.001). İnsülin düzeyi düşük grupta 14.01 mIU/L, yüksek grupta 11.1 mIU/L olup fark anlamlıdır (p=0.004). İlaç uyumu yüksek olanlarda HbA1C düzeyi de anlamlı olarak düşüktür (p=0.001). Diğer parametrelerde fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç: Bu çalışma, T2DM hastalarında sağlık okuryazarlığı ve ilaç uyumunun metabolik kontrol üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu göstermiştir. Bulgular, klinik eczacıların diyabet yönetimine verebileceği katkıları ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: İlaç uyumu, Klinik eczacılık, Sağlık okuryazarlığı, Tip 2 diyabet

Kadir Köseoğlu
İnönü University
2025
10
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Anesteziyoloji ve reanimasyon yoğun bakım servisinde yatan hastalarda tigesiklin kullanımının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) tigesiklin kullanan hastalarda tedavi süresince laboratuvar ve klinik yanıtları değerlendirmek, farklı doz rejimlerinin etkinliği ile hastaların klinik ve sosyodemografik özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Materyal ve metot: Bu retrospektif çalışma, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesinde Ocak 2022 – Aralık 2024 tarihleri arasında yatan ve tigesiklin tedavisi almış hastalar üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya, hastane eczanesi veri tabanı aracılığıyla belirlenen ve hastane bilgi yönetim sisteminden laboratuvar ve klinik kayıtlarına ulaşılan hastalar dahil edildi. Tigesiklin tedavisi almış, ≥18 yaşında olan, YBÜ'nde en az 48 saat yatmış ve tigesiklin tedavisini en az 72 saat almış hastalar çalışma kapsamına alındı. Hastalar düşük doz (50 mg, 12 saatte 1 kez) ve yüksek doz (100 mg, 12 saatte 1 kez) tigesiklin tedavisi alan hastalar şeklinde gruplandırıldı. Hastaların sosyodemografik özellikleri, tedavi süresince bakılan laboratuvar bulguları ve tedavi ile ilgili verileri hasta takip formu vasıtasıyla kayıt altına alındı. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS 27.0 programı ile gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 145 hastanın %68,3'ü erkek, %31,7'si kadın olup, yaş ortalaması 63.9 ± 18.2 yıl olarak saptandı. Tigesiklin tedavisi hastaların %66,9'unda ampirik olarak başlanmış olup %64,1'inde düşük dozda uygulanmaktaydı. Tigesiklin tedavisi süresince laboratuvar parametrelerinin zamana bağlı değişimleri incelendiğinde hemoglobin (HGB), Uluslararası Normalleştirilmiş Oran-International Normalized Ratio (INR), Aktive Parsiyel Tromboplastin Zamanı (aPTT) ve protrombin zamanı (PTZ), Aspartat aminotransferaz (AST), Alanin aminotransferaz (ALT), Gama-glutamil transferaz (GGT), Alkalen Fosfataz (ALP) değerlerinde zamana bağlı olarak anlamlı değişiklik tespit edildi (p<0.05). Ayrıca INR, aPTT, PTZ, GGT, total bilirubin ve direkt bilirubin değerlerinin tedavinin ilk 24 saati ile tedavi bittikten sonraki 24 saati arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). HGB, INR, aPTT, PTZ, AST, ALT, GGT, total bilirubin ve direkt bilirubin değerlerinde düşük doz grubunda zamana bağlı anlamlı değişiklikler gözlenirken; yüksek doz grubunda sadece INR ve PTZ değerlerinde zamana bağlı anlamlı değişim gözlendi. Gruplar arası diğer değerler arasında ALP, trombosit (PLT), serum kreatinin, sodyum, amilaz ve lipaz düzeylerinin zamana bağlı değişimine bakıldığında her iki grupta anlamlı değişiklik saptanmadı (p > 0.05). Sonuç: Bu çalışma, yoğun bakım hastalarında tigesiklin tedavisi süresince özellikle koagülasyon ve karaciğer fonksiyon parametrelerinde belirgin ve klinik açıdan dikkate değer değişiklikler gelişebileceğini göstererek, tedavi boyunca yakın laboratuvar izlemin hasta güvenliği ve tedavi yönetimi açısından zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Enfeksiyon hastalıkları, tigesiklin, yoğun bakım, klinik eczacı

Bülent Dertli
İnönü University
2026
20
Master'sOpen AccessEN

The status of pharmacotherapy content in the professional pharmacy curriculum in Türkiye

Pharmacists require a strong foundation in pharmacotherapy and patient care to effectively manage various diseases across the lifespan. This requires a comprehensive education that extends beyond drug knowledge to encompass patient safety, pharmacogenomics, and individualized treatment approaches. To ensure pharmacy graduates are equipped with the necessary skills to address evolving demands of pharmacy profession, evaluating the current state of pharmacotherapy education is essential. This study assessed pharmacotherapy education in Turkish and North Cypriot pharmacy schools using two methods: a 25-item cross-sectional survey to pharmacy educators, and content analysis of pharmacotherapy syllabus data from official university websites. The survey was developed using a Delphi method and underwent pilot testing. Pharmacotherapy Topics coverage was evaluated using the ACCP toolkit. Of the 39 invited universities, 24 completed the survey. While data from 37 universities were analyzed through website curriculum content. Survey results indicated that only one-third of respondents consistently utilized active learning methods. Almost 50% reported a deficiency in interprofessional education, and approximately 30% deemed pharmacotherapy coverage inadequate, particularly in oncology and infectious diseases. The median number of compulsory theoretical courses was 3 (IQR=1), with a median of 9 ECTS credits (IQR=5). Compulsory practice courses median number was 3 (IQR=1) with 18 ECTS credits (IQR=15), while clinic practice courses were less common, with a median of 1.5 (IQR=1) courses and 5 (IQR=5) ECTS credits. ACCP tier coverage varied significantly, with medians of 29.4%, 3.6%, and 0% for tiers 1, 2, and 3, respectively. The study revealed significant variations in teaching and practical training delivery across Turkish universities. Educators emphasized the need for enhanced practical training and addressed faculty shortages. A standardized curriculum guideline or toolkit with core competencies is essential to foster a more uniform pharmacy workforce equipped to address global health challenges. Keywords: pharmacotherapy, clinical pharmacy, education, curriculum, assessment, continuous professional development

Rawan Nashawı
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Drug prescription patterns and cost evaluation in diabetespatients: A cross sectional study in Northern Iraq

Diabetes presents a significant burden in Northern Iraq, contributing to a high volume of prescriptions in both public and private healthcare facilities. Although medication regulations in the region are less stringent compared to developed countries, generic medications offer substantial cost savings. This study aims to describe medication utilization patterns, treatment outcomes, and prescription costs among diabetic patients in Northern Iraq. A cross-sectional study was conducted involving 400 adults with type 2 diabetes mellitus (T2DM) who had been on stable oral anti-diabetic therapy for at least six months. Patient demographics, clinical data, prescribed medications, costs, and adherence were collected through interviews. Diabetes control and self-care activities were assessed, and the Medication Effect Score (MES) was calculated. Adherence was evaluated using the Kurdish version of the Medication Adherence Reporting Scale (MARS). Females comprised 65% of participants, with a median age of 57, and 68% were obese. Hypertension (34.3%) and hyperlipidemia (20.8%) were common comorbidities. Only 13.8% of patients engaged in regular exercise, and 36.5% scored below 25 on the MARS scale. The median MES was 1.68, and 69.8% of patients had uncontrolled HbA1c levels. Logistic regression identified medication type, cost, and obesity as predictors of glycemic control. Of the 1538 prescribed medications, 48.89% were for diabetes, with 69.1% being generics. Polypharmacy was present in 31.8% of cases. Generic medications were associated with lower costs and better adherence, without significant differences in glycemic control compared to branded drugs. These findings highlight the cost-effectiveness and comparable efficacy of generics, emphasizing their role in improving patient adherence and optimizing healthcare resources.

Laza Saadı Mustafa Senjawı
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Patient and health care provider perspectives on pharmaceutical care delivery by clinical pharmacist in Oman hospitals

Oman's healthcare system has evolved progressively, with the Ministry of Health prioritizing services and extending its health vision to 2050. Significant investments have been made to establish health centers and specialty hospitals, which are managed by regional directorates overseeing both public and private facilities. Despite allocating less than 6.1% of GDP (approximately 1816.88 million USD) to healthcare, Oman's system is recognized by the World Health Organization as one of the best globally. The Ministry of Health places a strong emphasis on continuous evaluation and improvement, utilizing feedback mechanisms and a patient satisfaction hotline to ensure high-quality services for the public. Given the importance of clinical pharmacists within this context, it is essential to assess their services and interactions with the broader medical team. Such an assessment can provide unique insights into the effectiveness of clinical pharmacists in Oman's healthcare system and enhance our understanding of their critical role in improving healthcare delivery. This study aims to evaluate the impact of clinical pharmacists' services in Oman on patient outcomes, focusing on how their expertise contributes to better health results and increased patient satisfaction. The study employed a cross-sectional survey design, utilizing two questionnaires. The first questionnaire gathered data on provider characteristics and their utilization of integrated clinical pharmacist services. The second questionnaire assessed patient perceptions within a clinical pharmacist-managed primary care setting, with a focus on education and satisfaction. Both questionnaires were meticulously translated and validated using a forward-backward translation method and reviewed by an expert panel. The study included responses from 360 patients and 145 physicians. Of the physicians who responded, approximately 54% were female, with the majority aged between 35 and 44 years. Among the patient respondents, 52% were male, with 23% being university graduates and over 25 years of age. The findings reveal that more than half of the physicians reported that clinical pharmacists significantly reduce their workload and the time required for patient education. Additionally, the majority of physicians agreed that clinical pharmacy services have enhanced overall medication use within their practice. On the patient side, around 70% rated their clinical pharmacy services and visits positively. These results suggest that clinical pharmacy services in Oman are associated with positive experiences for both physicians and patients, contributing to improved patient care in tertiary hospitals.

Al-hakam Marwan Madhat Al-bauate
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Knowledge, attitudes, and practices of pharmacy students regarding best practices in hospital pharmacy in Türkiye

Hospital pharmacy practice is shifting from a drug-centered to a patient-centered approach, requiring pharmacists' engagement in clinical decision-making, patient monitoring, and workforce management. The International Pharmaceutical Federation (FIP) Basel Statements provide global standards, yet pharmacy students' preparedness for these guidelines is underexplored. This cross-sectional study assessed knowledge, attitudes, and practices (KAP) of pharmacy students in in Türkiye using a structured, Delphi-validated questionnaire with 26 knowledge items, 28 attitude items, and 25 practice items. Reliability testing showed good internal consistency for the knowledge scale (KR-20 = 0.838) and excellent consistency for the attitude (α = 0.892) and practice (α = 0.982) scales. Out of 600 invited students, only 125 completed the assessment. Participants were mostly female (76%), mean age 23.3 ± 1.7 years; 77.6% were in 4th or 5th year, and only 18.4% had prior Basel Statements awareness. Knowledge results showed that 91.2% rejected the notion of following prescriptions without considering patient needs, while 95.2% recognized the importance of prioritizing the monitoring of high-risk patients in resource-limited settings. Attitudes were largely positive, with 54.4% acknowledging global standards ensure quality care. Practices varied: 53.6% reported that they were involved in monitoring high-risk patients and documentation of this information, while 46.4% reported participating in research. Higher knowledge and attitude scores were associated with upper-year students, those who took ≥2 pharmacy practice courses, and as well with those who have done hospital practice experience course (p < 0.05). These findings indicate moderate to good preparedness but limited prior awareness, highlighting the need for structured education and experiential training to reinforce alignment with international standards.

Maram Shytaya
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

The effects of polypharmacy on plasma concentrations of therapeutic drug monitoring in patients with dependence and bipolar disease: A retrospective study for Turkish population

The aim of the study is to examine the prevalence of polypharmacy and its effects on the changes of therapeutic drug levels and also to examine patient and practice characteristics associated with polypharmacy. Data for all 12.734 registrations pertaining to 1.530 inpatients were from NP Hospitals. Aim of the study is to analyze the changes related to the number of drugs and to detect the risk of potentially serious therapeutic drug levels and biochemical parameters over time. As part of clinical routine; serum levels of antidepressants, antipsychotics, fasting blood sugar, AST, ALT, creatinine, urea were recorded from patients' charts of in-patient and evaluated retrospectively. The mean age for all patients was 35.23 ± 0.12 (Mean ± SEM) years. The average of total prescribed drugs for these hospitalized patients is 6.51 ± 0.26 (range, 1-23) drugs. For male, it is 6.69 ± 0.03 (range, 1-21) and for female it is 6.14 ± 0.04 (range, 1-23) drugs. Firstly, the probable effects of polypharmacy on diagnostic types, age and blood chemistry values were examined. Significant increases were observed about the number of drugs in patients with alcohol dependence (7.86±0.08), substance dependence (6.51±0.03); and also number of drugs were highest in their late years. Greater than 70 years old it was (9.3±0.15) and in 20-29 age group it was (5.97 ± 0.03). The number of drugs did not change the levels of fasting blood glucose. The levels of fasting blood glucose (FBG) were increased significantly in diagnosis of substance dependence groups compared to other diagnosis groups. The effects of number of drugs, age, diagnosis and gender on ALT levels were also analyzed but not observed significant effects on ALT. AST levels were not changed by the number of drugs and age, but the gender and diagnosis of the patients significantly changed AST levels. Creatinine levels were not changed by the number of drugs, but the gender, age and diagnosis changed the levels of creatinine. Pearson correlation coefficients between the number of drugs and creatinine levels were r =-0.27, r =-0.209 of male and female, respectively. The number of drugs, gender, age, and diagnosis indicated significant changes on the levels of urea. In male patients group and patients with bipolar disorder, the number of drugs increased the levels of urea. In female patients group, 13 and upper amount of drugs increased the levels of urea more than the other number of drug groups. Secondly, the effects of number of drug on plasma concentrations of drug were analyzed. The number of drug significantly; increased the plasma concentrations of Aripiprazole in 4-6 and 7-9 drug used groups; decreased the plasma concentrations of Bupropion in 7-9 and 13 and upper amount of drugs used groups; decreased the plasma concentrations of Clomipramine in 4-6, 7-9, 10-12 and 13 and upper amount of drug used groups; increased the plasma concentrations of pregabaline in 7-9, 10-12 and 13 and upper amount of drugs used groups; increased sulpiride plasma concentrations in all drug groups; decreased the plasma concentrations of valproic acid in 7-9 and 10-12 drugs group, except 13 and upper drugs group ; increased the plasma concentrations of Zuclopenthixol in 4-6, 7-9, 10-12 and 13 and upper amount of drugs groups. When examined the plasma concentrations of drug abuse, the number of drugs significantly; increased the plasma concentrations of benzodiazepine in 7-9, 10-12 and 13 and upper amount of drugs used groups; not changed the plasma concentrations of phencyclidine; increased plasma concentrations of ecstasy in all drug groups, except 1-3 drugs used group; not changed the plasma concentrations of opioids in all drug groups. As a conclusion, the study showed that there were significant correlations between the number of drugs and alcohol dependence, and also between the number of drugs and age. The number of drugs did not change FBG and ALT and AST levels, but increased creatinine levels in female patients, and urea levels in both male and females. The number of drugs significantly increased the plasma levels of aripiprazole, bupropion, pregabaline, sulpiride, zuclopenthixol, benzodiazepine, ecstasy and opiate but, decreased clomipramine, valproic acid.

Bipolar disorderDepressionClomipramine+7
Emine Yönel
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Is hyperhomocysteinemia a risk factor for cognitive defects in rats exposed to metformin

Aim: Diabetus mellitus currently is a very wide spread metabolic disorder. Metformin from Biguanides is a commonly used agent in DM treatment with side effects like diarrhea and Vitamin B12 deficiency. Aim of the study was to investigate Metformin's side effect, causing vitamin B12 deficiency on diabetic rats. Furthermore, it is known that deficiency of vitamin B12 leads to hyperhomocysteinemia. I examined how Hyperhomocysteinemia developes due to B12 deficiency due to metformin usage for a certain period of time, and whether cognitive changes might take place. Material and Method: This study is a prospectous and controlled work carried out between February and July 2015 on experimental animals. 24 female Sparque-Dawley rats were grouped in 4 different groups named Metformin-Control, STZ – Control, STZ – Metformin and Control- Control. Rats were daily given 250 mg/kg (p.o.) metformin and 2.5 cc (p.o.) distilled water as placebo treatment and control groups respectively for 21 days. At the end of this period, Passive avoidance test was applied to observe memory loss. After this application, blood was taken from animals, serum was isolated and checked for Homocystein levels. Findings and Result: In this study Passive Avoidance test did not result in a statistically significant change between groups. Homocystein (Hcy) data between treatment and control groups did not give statistically significant change either. Key Words: diabetic rats, metformin, cognitive disease, passive avoidance test

MemoryMemory disordersDiabetes mellitus+7
Vusala Abdullayeva
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Impact of a pharmaceutical care program and evaluation of the quality of life in type 2 diabetic patients at A nursing home setting

The aim of this study was to evaluate the effect of pharmaceutical care services provided by the pharmacist to patients with type 2 diabetes residing at a nursing home as well as to assess diabetes-related quality of life of the patients. The patients with type 2 diabetes residing at the who have been prescribed at least one antidiabetic drug one month prior to the commencement of the pharmaceutical care program were first informed about the study and those who agreed to participate in the study (n=39) were included. During this longitudinal study, patients' data was collected and a patient record was created at the first interview; also, quality of life of the patients was assessed at the first interview. Drug knowledge level and patients' adherence to therapy were assessed at the initial and at the final interview. During the 3-months pharmaceutical care period, the pharmacist provided the patients oral and written education every 15 days. Written education included provision of patient education brochures that were prepared specifically about the drugs each patient was taking for diabetes. The significance of the difference between the initial and the final measures of the continuous variables such as HbA1c, fasting blood glucose, systolic and diastolic blood pressure was tested by paired-samples T-test, while Chi-square test (McNemar) was used for the categorical variables. The pharmaceutical care program showed positive results such as a significant decrease in HBA1C levels (p <0.05), an increase in adherence scores (p <0.01) and an increase in medication knowledge scores (p <0.001); and diabetes-related quality of life was found to be correlated with the presence of social support, absence of severe hyperglycaemia or hypoglycaemia, absence of retinopathy, nephropathy and cardiovascular disease. Moreover, the age of patient's has been shown to associated with their quality of life. Keywords: type 2 diabetes; pharmacist; education; drug information; drug adherence; quality of life; pharmaceutical care

PharmacistsPharmaceuticalsTreatment adherence and compliance+3
Nimet Sağlam
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Diabetic knowledge, self care activities and medication adherence of type 2 diabetic patients in Turkey

ABSTRACT Bader, H (2019). Diabetic Knowledge, Self-Care Activities and Medication Adherence of Type 2 Diabetic Patients in Turkey. Yeditepe University, Institute of Health Science, Department of Clinical Pharmacy, MSc thesis, Istanbul. The aim of this study is to determine the level of medication adherence and self-care activities of type 2 diabetic patients from (Istanbul) Turkey, and assess the effect of some demographic factors like educational level and age on them. 407 questionnaires had been administered as self-completion questionnaires in paper and pencil form, and had been distributed over 36 community pharmacies throughout Istanbul to interview type 2 diabetic patients who come to dispense their prescriptions in these pharmacies in the period between 01\Feb\2018 and 31\Aug\2018. After dividing the participant according to their age into three age groups (<40, 40-65 and >65 years), and according to their educational level into two educational groups (lower education and higher education) The Diabetes Self-Care Activities Measure scores has been calculated and the medication adherence level also have been calculated, and a retrospective analysis was performed to determine the relation between the self-care activities and medication adherence with patient`s age and educational level. The number of days of Self-care activities for diabetic patient was found to be increased significantly as the age decreased. And it also has been found that patients with higher educational level tend to be more adherent to self-care activities than those of lower educational level. The degree of non-adherence decreased significantly as educational level increased (P value <0.01), and increased significantly as age increased. Out of 407 participants only 33 patients were fully adherent to their medication, while the rest were classified as non-adherent to some degree. Key Words: Self-Care Activities, Medication Adherence, Educational level, Istanbul-Turkey.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-type 2Education level+4
Hassan Aun Farag Bader
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of the comorbidity of other diseases associated with diabetes with two different comorbidity scales

Aim: In this study, comorbidity with different diseases is discussed in patients with Diabetes Mellitus. This study aims to determine the comorbidity of other diseases in patients diagnosed with Type 2 diabetes mellitus for a year or more. Materials and Method: Hospitals in 3 different districts in Istanbul were included in the research. Three hundred twenty-nine diabetes patients participated in the study. Research data collection tools include the Charlson Comorbidity Index (CCI) and the Cumulative Illness Rating Scale (CIRS). The data obtained from the participants of the research were analyzed in SPSS 22 Package program. Results: When the findings were evaluated, no significant difference was found in terms of comorbidity in patients with diabetes by age variable, gender, location, history of paternal diabetes, and regular diabetic drug usage (p> 0.05). However, a significant difference was found according to educational status and maternal diabetes history (p <0.05). Conclusion: The similar results obtained with Charlson Comorbidity Index (CCI) and the Cumulative Illness Rating Scale (CIRS) tools show that, the history of maternal diabetes and educational status make a significant difference in the emergence of diabetes mellitus and comorbid diseases. Keywords: Diabetes mellitus, metabolic disease, comorbidity

Diabetes mellitusComorbidityMetabolic diseases+1
Soran Baha Aldın Hassan
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Eczacıların astım farmasötik bakımında bilgi seviyesi, tutum ve davranışlarının araştırılması

Giriş: Astım, önemli derecede morbidite ve mortaliteye yol açan yaygın bir hastalıktır. Günümüzde her yaştan ve her etnik kökenden birçok insanın astımdan muzdarip olduğu görülmektedir. Bu hastalığın hükümete, sağlık sistemlerine, ailelere ve hastalara olan yükünün dünya çapında arttığı görülmektedir. Eczacılar, hastaların astımlarını nasıl izleyeceklerini ve yöneteceklerini anlamalarına yardımcı olmaktadır. Tezin amacı; eczacıların astım hastalığı hakkında algılarını, bilgi seviyelerini, tutumlarını ve astım farmasötik bakım uygulamalarına uyumlarını belirlemektir. Materyal ve Metot: Araştırmamız eczacıların astım farmasötik bakımında bilgi seviyesi tutum ve davranışlarının araştırıldığı tanımlayıcı prospektif bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışmamıza 21 Eylül 2021 – 9 Şubat 2022 tarihleri arasında gerekli bilgilendirme yapıldıktan sonra çalışmaya katılmayı onaylayan 18 yaş üzeri serbest eczane, hastane, kamu ve özel sektörde çalışan eczacılar dahil edildi. Online anket sistemi olarak Google formlar anket sistemi kullanıldı. Katılımcılara anket e-posta veya mesaj olarak dijital ortamda gönderildi. Örnekleme yöntemi olarak ayrımcı olmayan kartopu örnekleme yöntemi kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 32.4±8.86'tür. Astım hastalığı hakkında bilgimin yeterli düzeyde olduğunu düşünme seviyesi 3.27±1,18'dir. Astım bilgi seviyesi ölçüm anketinde katılımcılar tarafından elde edilen bilgi seviyesi ortalama değeri 79.7±12,3 olarak kaydedilmiştir. Astım hastalığı hakkında bilgi seviyesi mesleki deneyimden bağımsızdır. Astım hastalığı hakkında bilgi seviyesi bilgi ortalamasından (70 puan) bağımsızdır. Katılımcılar eczacının dâhil olduğu astım farmasötik bakımında atak sayısının azalacağını belirtmişlerdir. Eczacılar astım hastalarında optimal olmayan ilaç kullanımının önüne geçmek için sağlık uzmanları ile hastalar arasındaki iletişimin geliştirilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Serbest eczacılar tarafından verilen astım farmasötik bakım hizmetinin klinik ve ekonomik sonuçlarda iyileşmeye neden olabileceğini ifade etmiştirler. Sonuç: Elde edilen sonuçlar, eczacıların astım konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunu göstermiştir. Eczacıların astım tedavisine karşı olumlu bir tutum içinde olduklarını bulmuştur. Eczacılara göre, astımın başarılı yönetimi için, hasta ve sağlık ekibi arasında iyi bir iletişimin gerektiği ifade edilmiştir. Yine araştırmaya katılan eczacılar, eczacıların astım bakım ekibinde önemli bir rol oynadığını düşünmektedir. Anahtar Kelimeler: Astım, klinik eczacılık, farmasötik bakım, bilgi seviyesi, tutum ve davranış

AstımEczacı-hasta ilişkileriEczacılar+1
Dilan Çakmak
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Antitrombotik tedavi alan hastalarda klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi

Antitrombotik ilaçlar kardiyoloji servisinde sıklıkla kullanılmaktadır ve bu hastaların ilaç ile ilişkili sorunlara (İLİS) açık olacağı düşünülmektedir. Bu çalışma ile antitrombotik tedavi alan hastalarda İLİS'lerin tespit edilmesi ve önlenmesi konusunda klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, prospektif randomize kontrollü bir çalışma olarak iki grup şeklinde tasarlanmıştır. Bir üniversite hastanesinin Kardiyoloji servisinde Kasım 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Klinik eczacı tarafından İLİS ve nedenleri tespit edilmiştir ve müdahale grubundaki hastalar için klinik açıdan anlamlı gördüğü İLİS'lere yönelik hekimlere önerilerde bulunulmuştur. İLİS sınıflandırması, PCNE (Pharmaceutical Care Network Europe) v9.1'e göre yapılmıştır. Hastalar taburculuk sonrası 1 ve 3 ay içerisinde tekrar hastane yatışları açısından incelenmiştir. Toplam 400 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol ve müdahale grubundaki hastaların yaş ortalaması sırasıyla 67,2±12,2 ve 67,8±12,3 olarak bulunmuştur. Koroner arter hastalığı (%74,5; %74,5) ve hipertansiyon (%70,5; %70) en yaygın hastalıklar olarak görülmüştür. Tespit edilen İLİS sayısı kontrol grubunda 561 ve müdahale grubunda 497 idi. Her iki grupta da en sık tespit edilen sorun tedavi güvenliği (%73,62; %74,25) ile ilişkili bulunmuştur. Sonrasında tedavi etkililiği (%24,06; %23,14) gelmiştir. Başlıca İLİS nedenlerinin ilaç seçimi (%81,11; %80,88) ve doz seçimi (%19,08; %16,10) olduğu belirtilmiştir. Çalışma sırasında klinik açıdan anlamlı görülen 266 İLİS'e yönelik 248 (%93,23) öneride bulunulmuştur. Bu önerilerin 235'i (%94,76) hekimler tarafından kabul edilmiştir. İlaç düzeyindeki girişimler en çok doz değiştirilmesi (%29,65) ve yeni ilaca başlanması (%28,49) şeklinde olmuştur. Gruplar arasında 1 ve 3 ay içerisinde tekrar hastane yatışı açısından anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05) fakat müdahale grubunda sayısal olarak azalma gözlemlenmiştir. Çalışmamızda her iki grupta da İLİS'lerin fazla olduğu görülmüştür. Müdahale grubundaki sorunlara dair önerilerin kabul oranlarının yüksek olması, klinik eczacının İLİS'lerin azaltılmasında pozitif yönde bir katkısı olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, klinik eczacının sağlık ekibine dahil edilmesinin ve sunduğu hizmetlerin yaygınlaştırılmasının, daha kaliteli bir sağlık hizmeti sağlayacağını ortaya koymaktadır. Klinik eczacılar hastanede daha aktif bir rol oynayarak, hastaların tedavi sürecinin daha etkili ve verimli yönetilmesine yardımcı olabilir.

AntikoagülanlarEczacılarEczacılık+6
Damla Sosyal
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Pharmacy SpecialtyOpen AccessTR

Böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda ilaç kullanımının incelenmesi ve klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma ile genel dahiliye servisinde yatmakta olup böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda ilaç kullanımının incelenmesi, ilaç ile ilişkili sorunların (İLİS) tespiti ve çözümünde klinik eczacılık hizmetlerinin değerlendirilmesi ve renal doz ayarı gerektiren ilaçların kullanımında klinik eczacının bilgilendirme ve müdahalesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Kasım 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin Genel Dahiliye servisinde yürütülen prospektif, yarı-deneysel bir çalışmadır. Araştırma üç ardışık dönemde alınan hasta grupları ile yapılmış olup hastalar İLİS tespiti, renal doz ayarı gerektiren ilaçların kullanımı ve uygunluğu açısından incelenmiştir. Klinik eczacı ilk grupta herhangi bir müdahalede bulunmazken ikinci grupta hastaların bakımından sorumlu hekimlere sık kullanılan ilaç gruplarında renal doz ayarlamaları ile ilgili bilgilendirme sunumu yapmış ve hastalar bu sunum sonrası çalışmaya dahil edilmiştir. Üçüncü grupta ise klinik eczacı doğrudan serviste yer alarak hastalardaki İLİS'leri tespit etmiş ve bunların çözümüne yönelik girişimlerde bulunmuştur. İLİS sınıflandırması, PCNE (Pharmaceutical Care Network Europe) V9.1'e göre yapılmıştır. Çalışmaya toplam 160 kişi dahil edilmiştir. Kontrol, eğitim ve müdahale grubundaki hastaların yaş ortalaması sırasıyla 73,1±10,3; 75,6±8,49 ve 74,5±10,1 olarak tespit edilmiştir. Hastalarda en sık görülen komorbiditeler sırasıyla hipertansiyon, diyabet, koroner arter hastalığı, atrial fibrilasyon ve kalp yetmezliği olmuştur. Gruplarda tespit edilen İLİS sayısı sırasıyla 238, 195 ve 169'dur. Çalışma sırasında müdahale grubundaki 80 İLİS'e yönelik 156 öneride bulunulmuştur. Bu önerilerin 154'ü (%98,71) hekimler tarafından kabul edilmiştir. Gruplar arasında toplam İLİS ve renal disfonksiyon ile ilişkili İLİS sayısı açısından sayısal farklılıklar görülse de istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Kontrol ve müdahale grupları arasında renal disfonksiyon ile ilişkili İLİS tespit edilen hasta sayısında ise istatistiksel açıdan anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Çalışmamızda tespit edilen İLİS ve buna yönelik girişimlerin kabul oranının yüksek olması klinik eczacının, böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda ilaç kullanımının ve hasta sonuçlarının iyileştirilmesine katkısı olduğunu göstermektedir. Gruplar arasında toplam İLİS ve renal fonksiyon bozukluğu ile ilişkili İLİS açısından sayısal azalmalar gözlenmiştir. Kontrol ve müdahale grupları arasında renal disfonksiyon ile ilişkili İLİS tespit edilen hasta sayısında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre klinik eczacının özellikle böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastaların tedavisinde, sağlık ekibinin içinde yer almasının hasta sonuçlarının iyileştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Böbrek fonksiyon testleriBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-akut+4
Özge Özmen
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatrik hastalarda eczacı tarafından yürütülen ilaç uzlaşısı hizmetinin uygulanması ve değerlendirilmesi

İlaç hataları ve advers ilaç olayları, çeşitli faktörlere bağlı olarak pediatrik popülasyonda yetişkin popülasyona kıyasla daha sık görülmekte ve daha büyük bir önem taşımaktadır. İlaç uyuşmazlıklarına bağlı hatalar genellikle hastaların yeni ilaçlar aldığı veya mevcut ilaçlarında değişiklik yapıldığı hasta bakım merkezleri arasındaki geçişlerde ortaya çıkmaktadır; bu hataların %60'ı hastaneye kabul, nakil veya taburculuk sırasında meydana gelmektedir. İlaç uzlaşısının, ilaç hatalarını (%70-80) ve advers ilaç olaylarını (%15'in üzerinde) azaltmada etkili bir yöntem olduğu kanıtlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, çocuk sağlığı ve hastalıkları servisine yatış sırasında ve servisler arası geçişlerde ortaya çıkan kasıtsız ilaç uyuşmazlıklarını ilaç uzlaşı hizmetleri ile belirlemek ve sınıflandırmaktır. Ayrıca, yatış sürecinde ilaç incelemesi yapılarak hastaların kullandıkları ilaçların uygunluğunun değerlendirilmesi, ilaçla ilgili sorunların tespit edilip sınıflandırılması amaçlanmıştır. Ağustos 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında prospektif kesitsel bir çalışma olarak gerçekleştirilen çalışmamızda hastaneye yatışta ve servisler arası geçişlerde ilaç uzlaşısı yapılarak kasıtsız ilaç uyuşmazlıkları MedTax'a (The Medication Discrepancy Taxonomy) ilaçla ilgili sorunlar (İLİS) ise PCNE v9.1 kullanılarak sınıflandırılmıştır. Çalışmamıza dahil edilen 105 hastadan 68 (%64,76) hastada İLİS tespit edilmiştir. 68 hastada en az 1, en fazla 8; toplam 204 tane İLİS tespit edilmiştir. Çalışmamıza dahil edilen hastaların %23,8'inde (n=25), servise yatışta veya servisler arası geçişlerde en az bir kasıtsız ilaç uyuşmazlığı saptanmıştır. Toplamda 47 (%9,07) tane bilinçsiz ve amaç dahilinde olmayan uyuşmazlık tespit edilmiştir. Tespit edilen 47 ilaç uyuşmazlığının %80,15'i tamamen ilaç uyuşmazlığı iken %19,15'i kısmi ilaç uyuşmazlığıdır. En sık görülen ilaç uyuşmazlığı ilacın atlanması (n=37) olarak saptanmıştır. İLİS'lerin en sık belirlenen nedeni, örneklem genelinde %41,17 oranında ilaç seçimi olup, bunu sırasıyla doz seçimi ve hasta nakli nedenleri takip etmiştir (%29,41 ve %23,03). Tespit edilen İLİS'lerin %62,74'ü (n=128) ilacın etkinliği, %24'ü (n=49) ilacın güvenliği ve %13,26'sı (n=27) diğer sebeplere bağlı oluşan İLİS'lerdir. İLİS'lerin tespit edilen en yaygın nedeni, örneklem genelinde %41,17 oranında ilaç seçimi iken, sırasıyla doz seçimi ve hasta nakli (%29,41 ve %23,03) nedenleri bu oranı takip etmiştir. Çalışmamızın sonuçları, İLİS'lerin etkili bir şekilde klinik eczacılar tarafından tespit edilebileceğini göstermektedir. Klinik eczacıların İLİS'leri tespit etmesi, akılcı ilaç kullanımının artmasına katkı sağlayacaktır.

Berre Mercümek
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Geriatrik yoğun bakım hastalarında ilaçla ilişkili sorunların belirlenmesi

Çalışmanın amacı, yoğun bakımda yatan geriatrik hastalarda STOPP-START kriterlerini kullanarak uygunsuz ilaç kullanımının yaygınlığını, sınıflandırmasını ve nedenlerini belirlemektir. Çalışma Ocak-Kasım 2024 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Kardiyoloji Enstitüsü yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) yatışı olan hasta verileri kullanılarak retrospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma yerel etik kurul tarafından 2023/187 karar numarası ile etik olarak onaylanmıştır. 1 Ocak 2017 ve 31 Aralık 2022tarihleri arasında en az 48 saat YBÜ'de yatışı olan geriatrik hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların sosyodemografik özellikleri, komorbiditeleri, reçete edilen ilaçlar, rutin laboratuvar verileri detaylı hasta dosyası incelemesi ile elde edilmiştir. Reçete edilen ilacın uygunluğu STOPP/START kriterlerine göre araştırılmış ve Lexicomp® ilaç etkileşim programı ile ilaç-ilaç etkileşimi (DDI) tespit edilmiştir. Geriatrik496 hastanın yaş ortalaması 73,31±6,89 ve hastanede yatış süresi 6,38±5,13 gündür. Hasta başına kullanılan ilaç sayısı 20,52±13,22 ve ortalama DDİ(İlaç-İlaç etkileşimi) sayısı 8,92±5.28, hasta başına düşen D düzeyi DDİ sayısı ise 0,52±0,79olarak kaydedilmiştir. STOPP-START kriterlerine göre 473 (%94,6) hastada en az bir PIM(Potansiyel Uygunsuz İlaç)tespit edilmiştir ve toplam 496 hastada PIM sayısı 1212'tür. STOPP-START kriteri toplam uygunsuzluk sayısı 1162'tir. Bunların 758'inin (%65,23) START kriterleriyle ilişkili olduğu belirlenmiştir. Hasta başına tespit edilen PIM sayısı 2,38±1,23'tür. PIM'lerin START kriterine göre %'89,84'u kardiyovasküler hastalıklarla (Kategori B) ilişkilidir. STOPP kriterine göre % 47,63 'ü yine B kategorisine aittir. Geriatrik hastanın karmaşık özelliği ve YBÜ ünitesinin zorlayıcı ortamları göz önünde bulundurulduğunda PIM'lerde artış görülebilmektedir. Klinik eczacılar potansiyel uygunsuz ilaç kullanımını tespit edebilir, sınıflandırabilir ve önleyebilir. AnahtarKelimeler:Geriatri,KlinikEczacılık,START-STOPPkriterleri, Kardiyoloji, Yoğun Bakım Ünitesi, Potansiyel Uygunsuz İlaç

Zümra Karakurt
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Diyaliz hastalarının pnömokok aşısı olma niyetlerinin incelenmesi

Bu çalışmada; hemodiyaliz hastalarında pnömokok hastalığı ve aşısı ile ilgili bilgi düzeyini tespit etmek, bu hasta grubunda eczacı liderliğindeki eğitim müdahalelerinin; hastaların pnömokok hastalığı ve aşısı ile ilgili tutumları üzerindeki ve eğitim sonrası aşılanma oranları üzerindeki etkisini tespit etmek amaçlanmaktadır. Ayrıca hastalarda pnömokok aşılanma davranışını etkileyen faktörler tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma, Ekim 2023-Mayıs 2024 tarihleri arasında Yunus Emre Devlet Hastanesi'nin diyaliz merkezinde yürütülmüştür. Katılımcılara, pnömokok hastalığı ve aşısı hakkında anket uygulanmış sonrasında eczacı tarafından pnömokok hastalığı ve aşısı hakkında eğitim broşürü dağıtılarak eğitim verilmiştir. Eğitimden 3 ay sonra hastaların pnömokok aşısı hakkındaki tutumu ve aşı olma durumu değerlendirilmiş, aşı olma durumunu etkileyen engeller tepit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada hemodiyaliz hastalarında pnömokok hastalığı ve aşısı ile ilgili önemli düzeyde bilgi ve farkındalık eksikliği tespit edilmiştir. Eczacı liderliğindeki eğitim müdahalesi, katılımcıların hastalık ve aşısı konusundaki farkındalık ve tutumlarını iyileştirmiş (p<0,001) ve bu durum pnömokok aşılama oranının artması (n=44;%29,3) ile sonuçlanmıştır. Aşılamaya karşı en büyük engel ise 'yan etkilerden endişelenmek' (84;%79,2) olarak bulunmuştur. Eğitim sonrası aşı olan ve olmayan hastaların demografik verileri karşılaştırıldığında hastaların yaş (p=0,639), cinsiyet (p=0,355) ve aylık hane geliri (p=0,111) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yokken hastaların eğitim durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir (p=0,015). Eczacıların aşılama pratiğine dahil edilmesi, hemodiyaliz hastalarındaki aşılanma oranlarını artıracaktır. Ayrıca, yanlış bilgilendirme ve aşı kararsızlığının önüne geçmek için daha hedeflenmiş ve etkili halk sağlığı stratejileri geliştirilmelidir. Bu yaklaşım, eksik vi aşılama oranlarını düzelterek, risk altındaki bireylerin sağlığını koruyacak ve halk sağlığı açısından önemli bir kazanım sağlayacaktır Anahtar Sözcükler: Diyaliz hastaları, Pnömokok aşısı, Klinik eczacılık,eğitim müdahaleleri, Eğitim

Songül Aslancı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Palyatif bakım hastalarında psikotrop ilaçlar ile gözlenen ve QT aralığı (QTc) uzamasına neden olan potansiyel ve klinik olarak anlamlı ilaç etkileşimlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, psikotrop ilaçlar ile gözlenen, iki ilaç etkileşimi programı tarafından bulunan potansiyel ilaç-ilaç etkileşimlerinin (pİİE) şiddet seviyelerindeki farklılıkları tanımlamayı ve palyatif bakım alan hastalarda QTc uzamasına neden olan klinik olarak anlamlı ilaç-ilaç etkileşimlerini bulmayı amaçlamaktadır. Çalışma, Ekim 2023 ile Mayıs 2024 tarihleri arasında devlet hastanesinin palyatif bakım ünitesinde yapılmıştır. Micromedex® ve Lexicomp® ilaç etkileşimi programları, pİİE'leri ve bunların şiddetlerini belirlemek için kullanılmıştır. Elektrokardiyogram(EKG), ilaç etkileşim programlarında QTc uzaması riski uyarısı görülen hastalara uygulanmıştır. Ayrıca, QTc uzamasına neden olan klinik olarak anlamlı ilaç etkileşimlerini belirlemek için İlaç Etkileşim Olasılığı Ölçeği(DIPS) kriterleri kullanılmıştır. Bu çalışmaya 120 hasta dahil edilmiştir. Majör pİİE için değerlendiriciler arası güvenilirlik (kappa= −0.034) ve genel değerlendiriciler arası güvenilirlik kötü (kappa= −0.052) olarak sınıflandırılmıştır. QTc uzaması, EKG çekilen hastaların (n=58) %66,7'sinde (n=38) gözlemlenmiştir. DIPS değerlendirmesine göre, 122 klinik olarak anlamlı İİE (63 farklı çift) tespit edilmiştir. 38 hastaya yönelik klinik eczacı tarafından yapılan önerilerin yalnızca 4'ü (%10,5) hekim tarafınmdan kabul edilmiştir. Klinik eczacının önerisinin kabul edildiği 4 hastaya bir hafta sonra EKG çekilmiştir ve QTc uzaması gözlenmemiştir. Bu çalışmanın sonuçları, palyatif bakım hastalarının önemli bir kısmının, QTc uzaması riski ile bağlantılı olan psikotrop ilaçlarla etkileşime girebilecek ilaç kombinasyonları aldığını göstermektedir. Klinik eczacının dahil olduğu multidisipliner bir sağlık ekibi tarafından palyatif bakım hastalarının profesyonel değerlendirmeye dayalı bireyselleştirilmiş hasta izlemi sürdürülmelidir. Anahtar sözcükler: psikotrop ilaçlar, klinik eczacı, ilaç etkileşimleri, palyatif bakım

Fadaın Abıshov
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
20
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının beslenme tüpü yoluyla verilen ilaçlar için güncel kılavuz bilgilerini uygulama niyetlerinin planlı davranış teorisi ile incelenmesi

İlaçların beslenme tüpleri aracılığıyla uygulanması, sağlık profesyonelleri için önemli zorluklar oluşturmaktadır. Bu süreçte yapılacak hatalar, tüp tıkanıklıklarına, ilaç etkinliğinde azalmaya veya toksisiteye yol açabilir. Bu nedenle, enteral yolla ilaç uygulamasına ilişkin güncel kılavuzlara uyum büyük önem taşımaktadır. Bu kesitsel çalışma, hemşirelerin bu kılavuzlara uyma niyetlerini etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçlamıştır. Beslenme tüpüyle ilaç uygulama deneyimi olan devlet hastanesinde görevli hemşirelerden veriler toplanmış; Planlanmış Davranış Teorisi (TPB) temel alınarak geliştirilen geçerli ve güvenilir bir Türkçe ölçek kullanılmıştır. Kağıt tabanlı anket uygulanmış ve niyet puanlarını etkileyen faktörleri incelemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Toplam 149 hemşire çalışmaya katılmış ve %80,0 yanıt oranı elde edilmiştir. Katılımcıların %85,2'si ilaç uygulamalarında kılavuzları takip ettiklerini bildirmiştir. Ancak yalnızca %34,9'u modifiye salımlı tabletlerin, %22,8'i enterik kaplı tabletlerin ve %33,6'sı film kaplı tabletlerin ezilmemesi gerektiğini bilmektedir. Ayrıca, katılımcıların %42,3'ü beslenme tüpüyle ilaç uygulamasına yönelik herhangi bir eğitim almadıklarını ifade etmiştir. Daha yüksek niyet puanları; olumlu tutumlar, geçmiş davranışlar ve destekleyici öznel normlarla anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Sonuç olarak, hemşirelerin güncel kılavuzları uygulama niyetleri; tutumları, önceki deneyimleri ve sosyal destek algılarıyla yakından ilişkilidir. Kılavuzlara uyumu artırmayı hedefleyen müdahaleler bu faktörleri göz önünde bulundurmalıdır. Sağlık profesyonelleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, daha güvenli ilaç uygulamalarına ve hasta bakım kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir.

Nurana Yusıfova
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Eczacılık fakültesi öğrencilerinin kolorektal kanser farkındalığının değerlendirilmesi

Kolorektal kanser (KRK), en yaygın teşhis edilen kanserlerden biridir ve risk faktörleri, semptomlar ve tarama yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmak, erken teşhis için esastır. Çalışma, dördüncü ve beşinci sınıf eczacılık öğrencilerinin kolorektal kanser hakkındaki bilgilerini değerlendirerek, müfredatın düzenlenmesi ve toplum temelli eğitim girişimlerini geliştirmek amacıyla veri sağlamayı hedeflemektedir. Çalışma, 6 Ocak - 9 Mart 2025 tarihleri arasında Türkiye'nin 5 farklı eczacılık fakültesindeki öğrencilerin arasında çevrimiçi kesitsel bir anket çalışmasıdır. Çalışmaya 532 öğrenci katılmıştır. Ortalama KRK risk faktörü puanı (± SD) 11,54 (± 3,58) idi. Öğrencilerin %85,2'si (n=453) riskler hakkında iyi bilgiye sahipti. Ortalama KRK semptom skoru (± SD) 4,39 (± 2,10) idi. Öğrencilerin %60,7'si (n=323) semptomlar hakkında yetersiz bilgiye sahip olduklarını bildirdi. Ortalama KRK tarama puanı 1,44 (± 0,70) idi. Öğrencilerin %93,2'si (n=496) tarama konusunda yetersiz bilgiye sahipti. "Kötü bir sonuç hakkında endişelenmek," gaitada gizli kan testi (GGKT) ve kolonoskopi yaptırmanın birincil engeli olarak belirlenmiştir. GGKT için ikinci engel, "testin utanç verici olduğu düşüncesi" iken, kolonoskopi yaptırmanın ikinci engeli "işlemin acılı olacağı korkusu"ydu. Öğrencilerin yarısından fazlası (n=318, %59,8) KRK hakkındaki bilgiyi fakülte eğitimi sırasında edinmiş olup; bunu aile ve arkadaşlar (n=177, %33,3), sosyal medya (n=174, %32,7), kitaplar, dergiler ve broşürler (n=86, %16,1), televizyon veya radyo (n=75, %14,1) ve doktorlar (n=64, %12,0) takip etmektedir. Fakülteler; KRK farkındalığını artırmak amacıyla kurslar düzenlemeli, sosyal medya, televizyon ve broşür dağıtımı gibi diğer eğitim müdahalelerine daha fazla önem verilmelidir.

Aytaj Alıyeva
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki toplum eczacıları arasında insülin konusunda bilgi, tutum ve uygulamalar

Diyabet yönetimi giderek daha fazla insülinin etkili kullanımına bağlıdır ve toplum eczacıları, hastaların uygun danışmanlık almasını sağlamada önemli bir rol oynamaktadır. Ancak, Türk eczacılarının insülin tedavisini desteklemeye hazırlığına dair kanıtlar sınırlıdır. Bu kesitsel çalışma, Kasım 2024–Nisan 2025 arasında 385 eczacıyla yapılan geçerli bir anketle, Türk toplum eczacılarının bilgi, tutum ve uygulamalarını (KAP) değerlendirmiştir. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare, ANOVA, korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizleriyle incelenmiştir.Sonuçlar, genel bilgi düzeyinin yalnızca kabul edilebilir olduğunu göstermiştir (ortalama = 14.239, p < 0.001). Katılımcıların yalnızca %25,2'si "iyi" düzeye ulaşmış, hipoglisemi (%44,7) ve diyabetik ketoasidoz (%44,4) yönetiminde belirgin eksiklikler bulunmuştur. Yaş anlamlı bir faktör olarak öne çıkmıştır; genç eczacılar (20–40 yaş) en yüksek, ≥61 yaş grubu ise en düşük puanları almıştır (F = 33.683, p < 0.001). Bu durum, güncel müfredatın etkisini ve sürekli eğitimin gerekliliğini göstermektedir. Tutumlar genellikle nötrden pozitife yönelmiş (ortalama = 3.375, p < 0.001) ve insülinin etkinliği ile hasta eğitiminin önemi vurgulanmıştır. Uygulamalar orta–iyi düzeyde bulunmuştur (ortalama = 3.85, p < 0.001); eczacılar depolama ve uygulama konularında daha güvenli hissederken, komplikasyon yönetiminde daha az güven bildirmiştir. Korelasyon ve regresyon analizleri, bilgi ile hem tutum hem uygulama arasında zayıf ama anlamlı ilişkiler göstermiştir; bu da bilginin tek başına davranışı belirlemede yetersiz olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, genç eczacıların daha yüksek bilgi düzeyine sahip olduğu belirlenmiş ve sürekli mesleki eğitimin, tutarlı danışmanlık ve daha iyi diyabet bakımının temelini oluşturduğu vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: toplum eczacıları, insülin, diyabet mellitus, KAP, Türkiye, eczacılık uygulamaları

Yusra Saad Salıh Al Bayatı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
10
Master'sOpen AccessTR

Turistlerin Türkiye'deki toplum eczanelerinde karşılaştığı zorluklar

Türkiye, her yıl farklı ülkelerden milyonlarca uluslararası turisti ağırlayan, dünyanın en çok ziyaret edilen ülkelerinden biridir. Türkiye'de bulundukları süre boyunca turistler, farmasötik bakım gerektiren sağlık sorunlarıyla karşılaşabilmektedir. Toplum eczacıları, kolay erişilebilir sağlık hizmeti sunucuları olup, turistlerin ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir rol üstlenmektedir. Ancak, uluslararası turistlerin Türkiye'deki toplum eczanelerindeki deneyimleri yeterince araştırılmamıştır. Bu nedenle bu çalışma, turistlerin karşılaştıkları engelleri, zorlukları ve güçlükleri algılayışlarını; yaşadıkları deneyimlere dayalı olarak hizmet kalitesine ilişkin algılarını; ve toplum eczacılığı hizmetlerinin algılanan kalitesini artırmaya yönelik önerilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, sağlık hizmetlerine erişimin beş boyutundan oluşan Penchansky ve Thomas modelinden (erişilebilirlik, Bulunabilirlik, karşılanabilirlik, uyum sağlama ve kabul edilebilirlik) yararlanılarak yürütülmüştür. Nitel bir yöntem kullanılmış olup, Türkiye'de kaldıkları süre boyunca bir toplum eczanesini ziyaret etmiş ve deneyim yaşamış 19 farklı ülkeden 25 yetişkin turist ile yarı yapılandırılmış yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiş ve belirlenen tema ve alt temalar, sağlık hizmetlerine erişim modelinin beş boyutu çerçevesinde düzenlenmiştir. Bulgular, çeşitli zorlukları ortaya koymuştur. En belirgin zorluk ise dil engelleridir. Bunun yanı sıra, belirli ilaçların bulunabilirliği, eczanelere mesai saatleri dışında ve Pazar günleri erişim, ilaç fiyatlandırması ve eczane hizmetlerinin kalitesine ilişkin memnuniyet düzeyi gibi unsurlar da turistlerin deneyimlerini etkilemiştir. Toplum eczacılarının rolü, eczacıların empati düzeyleri, iletişim becerileri ve mesleki destekleri ile eczacılara duyulan güven ve güvenilirlik algısı da dikkat çeken diğer unsurlar arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın bulguları; dil desteğinin artırılması, kültürel açıdan yetkin eczacılık uygulamalarının benimsenmesi, eczane hizmetlerine yönelik bilgilendirici materyallerin erişilebilirliğinin geliştirilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır. Ayrıca, eczanelerde sunulan hizmetlerin iyileştirilmesi adına paydaşlarla ortak hareket edilerek uluslararası ziyaretçilerin deneyimlerinin güçlendirilmesi ve Türkiye'deki genel turistik deneyimlerine olumlu katkı sağlayacak yüksek kaliteli eczacılık hizmetlerinin sunulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeleri: toplum eczaneleri, sağlık hizmetlerine erişim,Turistlerin ilaç erişimi engeller,Uluslararası turistler.

Wed Saad Salıh Al-bayatı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00