Anadolu University
Anabilim Dalı

Resim Anasanat Dalı

Anadolu University

828

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bauhaus ekolü ve günümüz Türkiye güzel sanatlar eğitimindeki rolü

Bauhaus, 1919-1933 yılları arasında Almanya'da faaliyet göstermiş olan bir sanat okuludur. Bauhaus, modern mimari, tasarım, sanat ve el sanatları alanlarını bir araya getirerek disiplinlerarası bir yaklaşım benimsemiştir. Ekol, işlevselliği ve endüstriyel üretimi vurgulayarak sanat ile yaşam arasında bir bağ kurmayı hedeflemiştir. Bauhaus'un güncel Türkiye Güzel Sanatlar Eğitiminde ki rolü, özellikle modern mimari ve tasarım alanlarında etkisini göstermektedir. Bauhaus'un felsefesi ve prensipleri, Türkiye'de ki güzel sanatlar eğitiminde ve uygulamasında da zamanla etkili olmuştur. Bauhaus'un vurguladığı işlevsellik, estetik ve endüstriyel üretim prensipleri, Türkiye'deki mimarlık ve tasarım eğitiminde ve temel sanat derslerinde önemli bir rol oynamıştır. Türkiye'de Bauhaus etkisi, özellikle Cumhuriyet Dönemi mimarlık ve tasarım eğitiminde kendini gösterir. Cumhuriyet Dönemi Türkiye'sinde modernleşme çabalarıyla birlikte mimarlık ve tasarım alanlarında yenilikçi yaklaşımların benimsenmesi hedeflenmiştir. Bu dönemde Türk mimarlık eğitimi, Bauhaus'un işlevsellik ve estetik anlayışından etkilenmiştir. Bauhaus'un minimalist, geometrik ve fonksiyonel yaklaşımı, Türkiye'de modern mimarlık anlayışının gelişmesine katkıda bulunmuştur. Günümüzde Türkiye'de Bauhaus'un etkisi, mimarlık ve tasarım eğitiminde ve uygulamasında hala hissedilmektedir. Birçok üniversitede Güzel Sanatlar Fakülteleri ve mimarlık bölümlerinde Bauhaus prensipleri ve tasarım ilkeleri öğretilmektedir. Bauhaus'un işlevsellik, estetik ve endüstriyel üretim odaklı yaklaşımı, Türkiye'de ki mimarlık ve tasarım projelerinde de sıklıkla görülmeye başlamıştır.

BauhausBauhaus EkolüTasarım
Buse Fulürya
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

19. yüzyıldan günümüze plastik sanatlarda sandalye nesnesinin temsiliyetleri

Bu tez çalışmasında sandalye imgesinin ve sandalye nesnesinin sanat tarihi içerisinde 19. yüzyılda bir imge olarak, günümüz sanatında ise bir nesne olarak nasıl kullanıldığı, neleri temsil ettiği incelenmiştir. Sanatın farklı dönemlerinde ve farklı pratiklerde kullanılan sandalye, sanatçıların yeni temsiller yarattıkları bir nesne olmuştur. I. Bölümde ilk olarak sandalyenin tarihçesine, tanımına ve işlevsel olarak kullanım amaçlarına yer verilmiştir. II. Bölümde 19. Yüzyılın sonlarından başlayarak 1960 yılı aralığında olan tarihsel süreçte sandalyenin resimde bir imge olarak kullanımına yer verilmiştir. Van Gogh'un eserleri ile başlayan inceleme, plastik sanatlarda günlük kullanım nesnelerinin bir sanat nesnesi ya da malzemesine dönüşümüne katkı sağlayan Picasso'nun kolaj oluşturması ve Duchamp'ın hazır nesne kavramı ile devam etmektedir. II. Bölümün devamında ise 1960 ve sonrası sanat pratiklerinde sanatçıların, sandalyeye bir nesne olarak yaklaşımları bulunmaktadır. Bu dönemde Rauschenberg'in tuval ve nesneyi birleştiren asamblajları, Kosuth'un temsiliyet için alternatif olarak dil, fotoğraf ve nesne kullanarak enstalasyon oluşturması gibi yine plastik sanatlarda önemli etkileri olan eserlere yer verilmiştir. II. Bölümün son kısmında ise 1980 ve günümüze uzanan süreçte, özellikle Duchamp, Kosuth ve Beuys'tan etkilenerek sandalye kullanan sanatçılara yer verilmiştir. II. Bölümün son kısmında ise, Füsun Onur, Sarkis gibi sandalyeyi insan ve sanatçı ile ilişkilendiren eserlere ve İsmet doğan gibi temsil sorununu sorgulamak için sandalye kullanan eserlere yer verilmiştir. III. Bölümde sandalyeyi bir imge, bir temsil ve de bir nesne olarak kullanan sanatçılardan etkilenerek ürettiğim resimlerime yer verilmiş, kendimi bu nesneyi kullanarak ne ifade etmek için kullandığım açıklanmıştır. Örnek olarak verilen eserlerin seçilme sebebi, figür bulunmayan yani insanı temsilen sandalyenin kullanıldığı eserlerdir. Eserleri tek tek inceliğimizde, konusu değişmekte ancak akla gelen ilk şeylerden biri bu olacaktır. İnsan ve insana özgü problemlerin altını çizmeye çalışan sanatçıların sandalye nesnesini seçtiği görülmüştür. Bazı sanatçıların ise temsil, imge, nesne gibi sanata özgü problemleri yine sandalye nesnesi veya imgesi kullandığı görülmüştür. Çalışmada kronolojik bir sırayla yer alan eserler, konusu ve biçimi bakımından birbirine benzeyen eserler ile karşılaştırılmış ve çalışmada belirtilmiştir. Eserler, resim ya da enstalasyon olarak sınırlandırılmamış resim, kolaj, tiyatro oyunu, enstalasyon eserlerden örnekler verilmiştir. Sonuç olarak, modern dönemden günümüze kadar farklı disiplinlerde sandalye temsili sıkça yapılan bir nesne olmuştur.

Görsel imgeHazır nesneNesne+1
Nurdan Coşkun
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Günümüz çağdaş Türk sanatında atık malzemelerden nesnenin sürdürülebilir sanat eserine dönüşüm süreci / asamblaj

20. yüzyıldan itibaren endüstrinin gelişip büyümesiyle üretim tüketim dengesi içinde ileri dönüşüm ve geri dönüşüm nesnelerinin günlük hayatımızda yer edinmesi sonucunda çağdaş sanatçıların büyük bir kısmı eserlerini tasarlarken atık malzemelerden faydalanarak iki boyutlu kolaj sanat ürünleri ile üç boyutlu buluntu nesnelerden faydalanarak asamblaj eserleri çalışmalarına önem vermeye başlamışlardır. Atık malzemelerin artık kullanılamaz hale gelmesiyle ve nesnelerin doğada dönüşüm süreci içerisine girmeye başlamasıyla çöp kavramı sorunlarıyla birlikte çözümler arayışı içine gidilmeye çalışılmıştır. Bazı sanatçılar, eserlerinde kavramların ifade edilmesine katkı sağlayan ve kendi anlatım tasarımlarıyla sanat olgusunun anlam kazanmasına ve hızlanmasına yardımcı olan atık nesneler veya atık malzemeleri kullanmaya daha fazla önem vermişlerdir. Modern sanatta sanatçıların kolaj ve asamblaj sanat ürünleri ile hem çevre sorununa hem de atıkların dönüştürülebilmesi döngüsüne katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Bu yenilikçi çözümlerin yaşamda yer alan tüm canlılara ve türlere bir çözüm sunarak modern bir bakış açısı sunduğunu görebilmekteyiz. Bu araştırma konusuyla ileri dönüşümcü (upcycle) ve geri dönüşümcü (recycling) yöntemiyle modern sanatın içinde yer edinmiş önemli sanatçıların eser oluşturma süreçleri konusu incelenmiş, dönüştürülebilir atık nesne ve malzemelerden eserler yaratan sanatçıların eserleri konularıyla ele alınmıştır.

Gıyasettin Gezgin
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sanatsal üretim bağlamında ilkel bilincin etkisi ve resim sanatına yansımaları

20. yy.ın ikinci yarısından itibaren sanat akımlarında kabul gören primitif yaklaşımın, resim sanatında geleneksel olana karşı duruş ve gerçekçilik arayışı ile ortaya çıktığı savunulmuştur. Primitif yaklaşımlar, resimlerde oluş ve görünüş biçimlerinin nasıl gerçekleştiğine dair soruları beraberinde getirmiştir. Ressamlar, resimlerini oluştururken, ifade biçimini güçlendirmek amacıyla kimi zaman ilkel insanın imge ve sembollerinden yararlanmış; kimi zaman ise ilkel insanın eylemini ortaya koyarak resimlerini yapmışlardır. Bu ifade biçiminin resimlerde, nasıl devreye girdiği, esere ne şekilde dahil olduğu merak konusu oluşturmuştur. Çalışma, ilkel insanın yaratıcı ediminin nasıl geliştiği ile başlamıştır. "Analitik Psikoloji" yaklaşımıyla modern resim sanatı içerisinde primitif sembol ve imgelerin kullanımının nedenleri hakkındaki araştırmalar ile devam etmiştir. Primitif ve ifadeci yaklaşımının yoğun olduğu ressamların eserlerinde, Jung'un "Analitik Psikoloji" kuramının yardımıyla bilinç ve bilinç dışı kavramların hangi resimlerde ortaya çıktığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Primitif eğilimlerin nasıl oluştuğu ve eserlerin nasıl izlenmesi gerektiğinin anlaşılabilmesi için alanında bir kaynak olabileceği düşünülmektedir.

Elif Okumuş
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Jenny Saville ve Cecily Brown'un resimlerinde figür-mekân ilişkileri

Resim sanatının tarih boyunca en önemli unsurlarından biri figür-mekân ilişkileri ve buna bağlı olarak kompozisyon olmuştur. Toplumsal inançlar ve düşünsel yaklaşımlar ekseninde şekillenen mekân kavramının değişimi farklı dönemlerde ortaya koyulan eserlerde görülebilmektedir. Geç Rönesans döneminde örneğin, kavramsallığa dayanan mekân anlayışı yerine, resimde üç boyutlu bir etki yaratmaya yönelik yanılsamacı mekân anlayışı yaygınlaşmıştır. Zaman içerisinde sanatta mekân kavramı daha da sorgulanır duruma gelmiştir. Diğer Modernizm akımlarında olduğu gibi, Dışavurumculuk ve sonrasında ortaya çıkan Yeni Dışavurumculuk hareketinde de resimde figür-mekân ilişkileri farklı bir boyut kazanmıştır. Bu çalışmada, Yeni Dışavurumculuk akımının en önemli sanatçılarından olan Jenny Saville ile Cecily Brown'un çalışmaları bu değişen figür-mekân ilişkileri etrafında incelenmiştir. Çalışmanın ilk kısmında, resim sanatında genel olarak figür ve mekân ilişkisine değinilmiş ve sanat tarihi boyunca bu ilişkinin hangi aşamalardan geçtiği ele alınmıştır. Daha sonra, Yeni Dışavurumculuk hareketinden bahsedilmiş ve bu hareketin tarihi gelişimi ile figüratif resimdeki yansımalarına odaklanılmıştır. Akımın önemli temsilcilerinden Jenny Saville ile Cecily Brown'un hayatı, sanatsal duruşu ve eserleri ise resimlerindeki figür-mekân ilişkileri bağlamında değerlendirilmiştir.

Defne Durukan
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Resim sanatında disiplinlerarası etkileşim: Müzik, dans ve tiyatro

İletişim aracı olarak görülen sanat, zaman içerisinde çeşitliliği artarak zenginleşmiştir. Yaşanan toplumsal, dini, ekonomik vb. olaylardan sanatlar da etkilenmekte ve ifade gücü oluşturmaktadır. Farklı sanat disiplinlerinin resim sanatıyla eşgüdümlü ilerlemesi sayesinde yeni ifade dilleri meydana gelmektedir. Resim sanatında müzik, dans ve tiyatro etkileşimi, birbirleriyle olan ilişkileri bağlamından süregelmektedir. Müzik, dans ve tiyatroda, resim sanatına yansıyan ifade dillerinin, görsel sanatlar alanında belirlenen dönem ve belirlenen sanatçılar dahilinde eser incelemeleri ve görüşlerle irdelenmektedir. Sanat tarihçilerinin, sanat eleştirmenlerinin ve sanatçıların bu bağlamdaki düşüncelerine yer verilmektedir.

Güzel sanatlar
Merve Çiftçi
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1960 sonrası mekanın iki boyutlu yanılsamasından reel mekana uzanan temsilleri

Mekân, insanı saran dönüştüren ve sınırlayan bir etkendir. Tarih boyunca insan, inançlarından ve kendilerine sordukları sorulara bilgileri yettikçe açıklamaya çalışmışlar bu doğrultuda yaptıkları resim ve heykellere bunu yansıtmaya çalışmışlardır. Mağara duvarlarına çizdikleri resimleri ya da doğaya bıraktıkları dev sembolleri inançları doğrultusunda yapmışlardır. Avrupa Orta Çağında da sanat buna benzer ilkeler gütmüştür. 13. Yüzyıl görme psikolojisinde güzel olanın gerçek gibi görünmesi gerektiği üzerine eserler verdiğini görmekteyiz. Resimdeki mekân kaygısı güdülmesi onun çözümlene bilirliği konusundaki Giotto'nun ortaya koyduğu fikirler doğrultusunda gelişecek perspektif anlayışının önünü açmıştır. Rönesansla birlikte mekandaki dini anlayış sona ermiş akılla birlikte iki boyutluluğun yerini mekân derinliği ve üç boyut yanılsamasına bırakmıştır. Fotoğrafın icadı resimdeki mekân gerçekliği algısını derinden sarsmıştır. Empresyonizmle birlikte resimsel algının kırılımı olarak hızlı ve anlık çalışmalar mekânın ve ışığın önem kazanmasıyla birlikte renk araç olmaktan çıkarak, mekânı yansıtmada en büyük amaç haline gelmiştir. Nesneler mekandaki zamana bağlı olarak ışığın etkisiyle değişime uğraması yeni arayışları da beraberinde getirmiştir. Matisse'nin mekandaki renkler üzerinde ışık yanılsamasını kaldırarak rengin özüne inerek saf hallerini kullanarak hacim ve kütleyi yok saymıştır. Bu zaman ve mekân kavramları birbirine bağımlı olduğu gerçeği Kübizmle birlikte resmin içerisine girdi. Artık resimde "zaman" kavramı çok önemliydi. 1960'lardaki "biçimsizlik" anlayışıyla birlikte nesnenin ve mekânın sorgulandığı yeni bir döneme girildi. Bu anlayış resim heykel tanımlamasını ortadan kaldırarak resmin ve heykelin iç içe geçtiği ve mekanla birlikte algılanması gerektiği önem kazanmıştır. Frank Stella'nın heykelsi tuvalleri bu duruma kanıt niteliğinde olup heykelde kaide geleneğini de kaldırmıştır. "Beyaz Küp" kavramıyla galeri mekanının gerçekliği sorgulanarak tuval yüzeyindeki sınırların aşıldığı gibi galeri mekanının da sınırları aşıldı. Arazi sanatı, Doğa sanatı gibi yalnızca doğada yapılabilen sanat akımlarını da beraberinde getirdi. Böylece doğa sanata, sanatta doğaya dönmüştür. I. bölümde, mekânın tanımı açıklanmıştır. Milattan Önce insanların mağaralara, büyük arazilere ve duvarlara yaptıkları resimler incelenmiştir. Rönesans'ın doğuşuyla perspektifin mekân üzerindeki etkisi üzerinde durulmuştur. 18. Yüzyıla kadar olan süreçte sanatçıların eserlerindeki mekân kullanımı incelenmiştir. II. Bölümde, 1960 sonrası sanattaki önemli kavramlardan bahsedilmiştir. Değişen galeri mekanının tanımı üzerinde durulmuştur. 1960'tan 21. Yüzyıla kadar mekân üzerinde sorgulamalar yapan sanatçıların eserleri incelenmiştir. III. Bölümde, 21. Yüzyıldan günümüze, sanatçıların eserlerindeki mekân kullanımları incelenmiştir. IV. Bölümde Türk sanatçıların eserlerinde mekânın kullanımı incelenmiştir. İrem Koçan'ın, eserlerindeki mekânın kullanımı eser okuması üzerinden incelenmiştir. Sonuç olarak, galeri mekanının terk edilmesiyle doğaya taşınan sanatın sınırları kalkmıştır. 21. Yüzyıl sanatçısı için sanat ve mekânda kalıcılığın önemi kalmamıştır. Bilim ve teknoloji alanındaki yeniliklerle, değişim sürecinin devam edeceği sonucuna varılmıştır.

İrem Koçan
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Palempsest kavramının katmanlı yapısının resim sanatı üzerindeki etkileşimleri

Palempsest kavramı Eski Mısır döneminde MÖ. 3000 yılında başlayarak günümüzü kadar ki bir süreçte varlığını devam ettirmesi, güncelliğini koruması açısından oldukça önemlidir. Nitekim yapısında "eski ile yeni yazı" arasında bir bütünlük oluşturması anlamsal açıdan yazının değerini korumasının en önemli parametrelerinden biridir. Her ne kadar günümüzde bu kavram daha çok mimari, jeoloji, paleontoloji, psikoanalitik, vb. birçok alan üzerinden açıklayıcı bir yapı içerse de; palempsest, geçmiş ve geleceğin birbiriyle bağlı olması, yaşanmışlıkların izlerini içerisinde barındırması açısından bugünün dijital teknoloji çağında disiplinler üstü bir kavrama evrilmiştir. Sanat tarihinde ikonlaşan resimler arasında karşılıklı olarak gerçekleşen alışveriş işlemlerinin başlangıcı 17.yüzyıla dayanmaktadır. Sanatta disiplinlerarası-göstergelerarası diyalogların biçimsel değişiminin anlamsal dönüşüme olan etkisi doğrultusunda yeniden anlam kazanması palempsest kavramı açısından da zengin bir araştırma konusu oluşturmaktadır. Nitekim görsel sanatlar alanında sanatçıların yorumları doğrultusunda döneme ilişkin üretilen eserlerde yapılan alıntılamalarla, yansılamalarla ve taklit etmelerle sanata yeni bir bakış açısı kazandırmışlardır. Bu anlayışla ortaya çıkan yenidenüretim süreci kapsamında oluşan özgün üslup, en basit anlamda "üst üste binmiş resimler" şeklindeki basitleştirilmiş olan tanımlamanın çerçevesinin biçimsel, içeriksel ve anlamsal dönüşüm şeklinde yepyeni bir yapıya dönüşmüştür. Nitekim bu yapı dünden bugüne gelişim, değişim ve dönüşüm sürecini sorgulama yelpazesini genişleterek devam ettirmektedir. Öyle ki, sanat tarihinin büyük ustalarına ait pek çok eserin farklı zamanlarda farklı sanatçılar tarafından yeniden yorumlanmasıyla özellikle postmodern sanatta yeni bir ifade biçimi ortaya koyulmaktadır. Sanatçıların tercih ettikleri alıntılama yöntemi sayesinde resim sanatı, kendi tarihsel sürecinde geleneklerin, anlayışların hatta akımların dahi yeniden sorgulanmasının kapısını aralamıştır. Bu bağlamda yapıtlar arasındaki alışveriş işlemlerinin araştırılması, sorgulanması, yorumlanması postmodern sanat anlayışının üretim sürecinin temelini oluşturmaktadır. Dolayısıyla postmodernizmin önemli bir kazanımı olan resimsel alıntının, resimlerarasılık bağlamında palempsest kavramıyla benzerliklerinin olduğunu 'metinlerarasılık - göstergelerarasılık' bağlamında iddia edebiliriz. (............. ............ başlıklı tez, resimlerarası bakış açısıyla palemsest kavramını incelemeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Palempsest, Postmodernizm, Resimlerarasılık, Göstergelerarasılık, Yenidenüretim, Alıntı ,Pastiş, Parodi

Gizem Altun
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Artırılmış gerçeklik teknolojisinin resim sanatındaki rolü ve bir sergileme yöntemi olarak kullanılması

Sanat, tarih boyunca teknolojik gelişmelerden etkilenerek farklı biçimlere evrilmiş ve sanatçılar için yeni ifade alanları sunmuştur. Özellikle günümüzde dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, Artırılmış Gerçeklik (AR) teknolojisi sanatta yeni anlatım biçimlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. AR, fiziksel ve sanal dünyayı birleştirerek izleyiciye geleneksel sanat deneyimlerinden farklı, daha dinamik ve etkileşimli bir deneyim sunmaktadır. Çalışmada, öncelikle AR teknolojisinin temel yapısı, gelişimi ve kullanım alanları ele alınarak bu teknolojinin sanatla nasıl bütünleştiği ortaya konmuştur. AR'nin yalnızca görsel bir yenilik değil aynı zamanda sanatı daha katmanlı, etkileşimli ve deneyimsel bir hale getirdiği vurgulanmıştır. Bu kapsamda, AR teknolojisini eserlerinde kullanan sanatçılar incelenmiş ve bu yeni teknolojiyi eserlerine nasıl entegre ettikleri analiz edilmiştir. Ayrıca müzelerde kullanılan AR uygulamaları, sanatın sergilenme biçimini ve izleyicinin sanat eserleriyle olan etkileşimini nasıl değiştirdiğini göstermek amacıyla değerlendirilmiştir. Artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisi hem sanatçılar hem de izleyiciler için yeni ifade olanakları sunmuştur. Sanatçılar, fiziksel ve dijital unsurları birleştirerek daha yenilikçi ve etkileşimli eserler üretirken, izleyiciler bu sayede sanatla daha derin ve kişisel bir bağ kurabilmektedir. Örneğin, Alex Mayhew'in "Reblink" projesi ve Scarlett Raven'ın "The Danger Tree" adlı çalışması, klasik sanat eserlerini AR ile yeniden yorumlayarak izleyiciye çok katmanlı deneyimler sunmuştur. Keiichi Matsuda ve Hito Steyerl gibi sanatçılar ise AR'yi toplumsal eleştiri ve teknolojik dönüşüm aracı olarak kullanmıştır. Ayrıca, Hindistan'da toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla geliştirilen "Priya's Shakti" gibi projeler AR'nin potansiyelini ortaya koymaktadır. Türkiye'den Sema Tecen ve Ahmet Rüstem Ekici gibi sanatçılar da bu teknolojiyi kullanarak dijital çağa uygun sanat üretimleri gerçekleştirmektedir. Tüm bu örnekler, AR teknolojisinin sanatın sınırlarını genişlettiğini, izleyiciyle kurulan ilişkiyi dönüştürdüğünü ve resim sanatını çağdaş bir anlatım diliyle yeniden tanımladığını göstermektedir. Tez kapsamında, AR'nin sanat üzerindeki etkisini daha kapsamlı bir şekilde incelemek adına, araştırmacı tarafından özgün bir AR uygulama projesi geliştirilmiştir. Bu proje, sanat eserlerini hareketli katmanlarla zenginleştirerek izleyicinin eserle kurduğu ilişkiyi güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Geleneksel sanat eserleri, AR teknolojisi ile dijital içeriklerle desteklenmiş ve böylece izleyicinin yalnızca bir gözlemci olmaktan çıkıp, eserle doğrudan etkileşime girdiği bir deneyim ortamı yaratılmıştır. AR teknolojisinin, sanat eserlerini yalnızca sergilenen bir nesne olmaktan çıkarıp, izleyicinin katılımıyla yaşayan ve sürekli dönüşen bir yapıya büründürdüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma, Artırılmış Gerçeklik teknolojisinin sanat alanındaki dönüşümü incelenmiş ve bu yeniliğin sanatçılar, müzeler ve izleyiciler açısından sunduğu olanaklar değerlendirilmiştir. AR'nin sanat eserlerine sağladığı hareketli katmanlar, sanatın daha kapsayıcı ve etkileşimli hale gelmesini sağlamıştır. Böylece izleyici artık yalnızca bir gözlemci değil aynı zamanda deneyimin aktif bir parçası haline gelmiştir. Ayrıca, dijitalleşmenin sanatın geleceği üzerindeki olası etkileri tartışılmış ve AR teknolojisinin sanatın dönüşümünde nasıl katkıda bulunabileceği üzerinde durulmuştur.

Kübra Yıldız
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Manzara resminde fantastik unsurlar

Bu tezin konusu, manzara resimlerinde kullanılan fantastik unsurların etkilerini ve izleyicilere sunulan görsel deneyimi nasıl değiştirdiğini incelemektedir. Fantastik unsurların izleyici üzerindeki etkileri ve sanatçıların bu unsurları başarılı bir şekilde eserlerine nasıl entegre edebilecekleri detaylı bir şekilde açıklanmaktadır. Fantastik sanat, gerçeklikten saparak hayal gücüne dayalı imgeleri ve konseptleri içerir. Sanatçılar, mitolojik öğeler, masalsı varlıklar, fantastik peyzajlar veya bilim kurgu temaları gibi unsurları kullanarak gerçek dışı, fantastik dünyalar yaratırlar. Bu tür eserler, izleyiciye doğanın güzelliğini daha önce düşünmediği bir perspektiften deneyimleme fırsatı sunar. Fantastik resim, izleyiciyi gerçek dünyadan uzaklaştırarak hayal gücünü serbest bırakma ve farklı bir gerçeklik algısı yaratma amacını taşır. Ayrıca, mistisizmle fantastik resim arasındaki ilişki incelenmiş, mistik deneyimlerin fantastik imgelerle ifade edilebileceği veya fantastik eserlerin mistik deneyimlere ilham kaynağı olabileceği vurgulanmıştır. Fantastik gerçekçi sanatçıların derinden etkileyen düşünceleri, manzara resimlerine farklı bir bakış açısı kazandırarak, gerçeklik algısının sınırlarını zorladıkları ve manzara resimlerini fantastik biçimde gerçekten kopmadan, daha güzel resmetmeye çalıştıkları belirtilmiştir. Bu çalışma, fantastik sanatın manzara resimleri üzerindeki etkilerini ve sanatçıların bu tür unsurları nasıl başarılı bir şekilde kullanabileceklerini derinlemesine incelemektedir. Bu tür çalışmalar, manzara resimlerini fantastik öğelerle birleştirerek izleyicide hem tanıdık hem de sıra dışı bir deneyim yaratmayı amaçlar. Fantastik manzara ressamları, gerçeklik algısının sınırlarını zorlayarak, manzara resimlerinde düşünsel bir içerik kazandırmak için manzaranın saf taklidinden çıkarak, hayal dünyalarındaki ütopik evreni yaratma çabası içerisindedirler.

Burak Uyanmaz
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Günümüz resim sanatında mekânda gölge imgesi

Bu tez, "Günümüz Resim Sanatında Mekânda Gölge İmgesi" başlığıyla, gölgenin yalnızca fiziksel bir olgu değil, aynı zamanda felsefi, psikolojik, kültürel ve kavramsal yönleriyle ele alındığı çok katmanlı bir sanat imgesi olarak nasıl evrildiğini incelemektedir. Sanat tarihinde başlangıçta yardımcı bir teknik öğe olarak değerlendirilen gölge imgesi, zamanla farklı sanatsal, düşünsel ve kültürel açılımlarla anlamını derinleştirmiştir. Mağara resimlerinden itibaren izlenen bu serüven, modern ve çağdaş sanatta sınırların ortadan kalkmasıyla daha özgür, deneysel ve kavramsal bir biçime ulaşmıştır. Gölge, artık yalnızca ışığın ulaşamadığı bir alan değil; anlatı, temsil ve metaforun alanı olarak sanatçının öznel dünyasının bir uzantısı haline gelmiştir. Bu bağlamda tez, gölge imgesinin fiziksel tanımının ötesine geçerek, tarihsel gelişimini, farklı anlam katmanlarını ve günümüz resim sanatında gölgeyle çalışan sanatçıların yaklaşımlarını örnekler üzerinden analiz etmektedir. Gölgenin mekânla ilişkisi doğrultusunda ele alınışı, onun yalnızca görsel bir biçim değil; aynı zamanda mevcudiyetin, yokluğun, belleğin ve algının sınırlarında dolaşan bir olgu olduğunu göstermektedir. Gölge, mekânda bir iz, bir uzam, hem sürekliliği hem geçiciliği temsil eden bir görsel düşünce aracıdır. Bu yönüyle gölge, zamansal, duyusal ve kavramsal bir düzlemde değerlendirilmekte; izleyiciyle kurduğu ilişki, yalnızca optik değil, düşünsel ve psikolojik bir boyut kazanmaktadır. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, gölgenin fiziksel doğasına dair bilimsel ve algısal tanımları ortaya koyarken; aynı zamanda mitolojik, dini, felsefi, psikolojik ve edebi bağlamlar aracılığıyla gölgenin çok katmanlı doğasına odaklanmaktadır. Sanat tarihinin farklı dönemlerinden seçilen örneklerle gölgenin resim sanatı içindeki bağlamsal dönüşümü aktarılmıştır. Mağara resimlerinden Rönesans'a, Realizm ve Empresyonizm'den Modernizm'e kadar gölgenin, nesneleri hacimlendiren ve gerçeklik duygusunu pekiştiren bir unsurdan, simgesel ve anlatı odaklı bir öğeye dönüşüm süreci açıklanmıştır. Bu süreçte De Chirico, Picasso gibi sanatçılarla birlikte gölgenin bilinçdışı, belirsizlik ve gerilim gibi duygularla ilişkilendirildiği görülmüştür. İkinci bölüm, mekân kavramının tanımını, tarihsel gelişimini ve sanattaki işlevini ortaya koymakta; espas kavramı üzerinden mekânın yalnızca fiziksel değil, düşünsel, psikolojik ve kavramsal bir alan olduğunu vurgulamaktadır. Bu bölümde Henri Lefebvre gibi düşünürlerin mekân teorileriyle birlikte, gölgenin mekânı nasıl dönüştürdüğü ve yeniden tanımladığı ele alınmaktadır. Mekân ve gölge arasında kurulan bu ilişki, izleyicinin algısında yeni bir düşünsel alan açmakta, sanat eserinin yalnızca görünen yüzüyle değil; görünmeyeniyle de etkileşim kurmasını sağlamaktadır. Üçüncü bölümde, Andy Warhol, David Hockney ve Francis Bacon gibi sanatçıların eserleri üzerinden gölgenin mekânla kurduğu ilişki güncel örneklerle incelenmiştir. Warhol'un Shadows serisi, gölgenin artık nesnesinden ve ışık kaynağından bağımsız, başlı başına bir sanat nesnesi olarak ortaya çıktığını gösterirken; Hockney'nin resimlerinde gölge, mekânsal derinlik ve psikolojik anlatımın bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bacon ise gölgeyi, insan figürünün psikolojik gerilimini ve varoluşsal yalnızlığını derinleştiren bir unsur olarak kullanmaktadır. Ayrıca, tezde Ayça Ay'ın kendi sanat pratiği üzerinden gölge imgesiyle mekânın nasıl diyalog kurduğu, çağdaş sanattaki bireysel yaklaşımı temsil eden bir örnek olarak yer almaktadır. Bu çalışma, gölgeyi yalnızca ışığın karşıtı olarak değil; aynı zamanda benliğin, bilinçdışının, toplumsal belleğin ve mekânın bir bileşeni olarak değerlendirmekte; resim sanatında gölgenin görsel bir araçtan kavramsal bir ana karaktere dönüşümünü ortaya koymaktadır. Literatür taraması, arşiv ve belge analizi gibi yöntemlerle yürütülen bu tez, gölge ve mekân kavramlarının günümüz resim sanatındaki dönüşümünü anlamaya yönelik kapsamlı bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler : Gölge, Resim, Mekân, Chirico

Ayça Ay
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pieter Bruegel resimlerinde maneviyat ve hiçlik

Rönesans konu edildiğinde genellikle akla ilk önce İtalyan Rönesansı gelir; oysa 15. yüzyılda kıta Avrupa'sının kuzeyinde yaşanan dinamikler de eşzamanlı olarak toplumsal dönüşümlerle her alanda köklü değişimlere neden oluyor, Kuzey Rönesansı'nı şekillendiriyordu. Köken itibarıyla aynı entelektüel tohumdan beslense de Kuzey Rönesansı, yirminci yüzyıl kapitalizminin siyasi, ticari, sanatsal hatta dini öncüllerini oluşturan dalları filizlendiriyordu. İtalyan çağdaşının aksine mistisizme daha çok yönelen ve örtük bir sembolizm geliştiren Kuzey Rönesansı, meslek örgütlenmesinden sanatçı mesenliğine, yaşamın gerçekliğini kavrayıştan bunu fikri ve sanatsal olarak ifade edişe dek pek çok alanda ciddi farklılıklar gösteren bir kültür dünyasını inşa ediyordu. Kuzey Rönesansı'nın önemli temsilcileri arasında yer alan Jan van Eyck, Robert Camling, Hans Memling, Albrecht Dürer, Pieter Bruegel, Hieronyms Bosch ve Hans Holbein gibi isimlerin öncülüğünde gelişen bu sanat üslubu içerisinde özellikle Pieter Bruegel'in, alegorik anlatımı ustalıkla kullanarak sadece güzel manzaralar çizen bir ressam olma gayesinde değil, aynı zamanda derin toplumsal eleştiriler yapan bir sanatçı olduğu görülür. Bruegel, resimlerinde özellikle insan doğasının zayıflıklarını, dönemin dinî ve politik yozlaşmasını, bireysel hırsları ve tarihsel olayları alegorik bir dille işlediği yapıtları ile dikkat çekiyordu. Kuzey Rönesansı ve Pieter Bruegel Resimlerinde Maneviyat ve Hiçlik başlıklı bu tez çalışması içindekiler, ön söz ve giriş dışında üç bölüm başlığı altında hazırlandı. Bölümler Pieter Bruegel biyografisi, Bruegel yapıtlarının kodları ve indeksi ile kaynakça dizininden ibarettir. Pieter Bruegel resimlerinin incelendiği bu araştırmada Kuzey Rönesansı'nında öncü isimlerinden olan sanatçının eskiyi terk ederek "yeniden doğuş" yaşayan Avrupa'da genel olarak sanatın bu dönemdeki yapılanmasına da değinilmiş olacak. Ortaçağ sonrası batı sanatında sıklıkla görülen Antik Yunan ve Roma Mitolojisi kompozisyonları yaşamın gerçekliğinden ne kadar uzaksa Bruegel yapıtları tam tersi o kadar yaşamın gerçekliğini yansıttığı konuları işlemiştir. Rönesans dönemi denildiğinde akıllara gelen simetri, anatomi, perspektif gibi kavramlar kuzeyde yerini detay, ayrıntı-gerçekçilik, duvar halıları, kıyafet desenleri ve en önemlisi sembol ve ifade kavramlarına bırakmıştır. Kuzey Avrupa'da yağlıboya kullanımı, dini gelişmeler ve ticaretin artması sonucunda, sanatçılar keskin detaylara, natüralizme ve doğru perspektife sahip, yoğun bir gerçeklik içeren imgeler oluşturdular. Eserlerde tema olarak; dindarlık ve dürüstlük, sadakat vurgulanırken günlük yaşamın önemine de dikkat çekildiği görülür.

Erkan Doğanay
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Modern resim sanatta balık imgesi

Bu tez, modern resim sanatında balık imgesinin tarihsel gelişimini ve sanatsal kullanımını incelemektedir. Balık sembolü, tarih boyunca çeşitli kültürlerde farklı anlamlar taşımış ve sanatta çeşitli biçimlerde temsil edilmiştir. Antik dönemlerden Ortaçağ'a, Rönesans'tan modern sanat akımlarına kadar balık imgesi, dini, mitolojik ve estetik açıdan farklı anlamlar yüklenerek evrim geçirmiştir. Bu çalışma, balık imgesinin modern sanat akımlarındaki yerini belirleyerek, fovizm, sürrealizm, soyut sanat gibi akımlar içerisinde nasıl yorumlandığını analiz etmektedir. Sanatçıların balık figürünü nasıl bir anlatım aracı olarak kullandıkları, bu motifin bireysel ve toplumsal anlamlarla nasıl yüklendiği tartışılmaktadır. Ayrıca, balık imgesinin ekolojik, politik ve psikolojik temalarla ilişkisini ele alarak modern sanat içerisindeki çok yönlülüğünü ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu tez, balık motifinin modern sanattaki kullanımını kapsamılı bir şekilde ele alarak sanat tarihine ve görsel kültüre katkı sağlamaktadır. Bu analiz, sanatçılar, sanat tarihçileri ve sanat kuramcıları için yeni bakış açıları sunmayı amaçlamaktadır.

Göknur Yavuzcan
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gravürde acı ve ölüm teması

İnsanlığın ortak ve en gerçek yanlarından biri ölümlü olmasıdır. Ölüm, insanlara ayrılığı ve acıyı getirir. Yüzyıllardır ölüme karşı tepkiler değişkenlik göstermiştir. Kimi zaman ölüm güzellikle, mutlulukla kutsanmış kimi zaman ardından ağıtlar yakılıp yas tutulmuştur. 21. yy'da ölüm, acı ve hüzünle karşılanan bir durumdur. Tüm insanlığın kaçınılmaz şekilde yaşayacağı bu iki durum plastik sanatlara yansımış ve çeşitli şekillerde renge ve çizgiye bürünmüştür. Yapılan çalışmada ilk olarak Dürer ve Rembrandt'ın dini konulu baskıresimleri, acı ve ölüm teması altında incelenmiştir. Dini baskıresimler üzerinde yapılan incelemelerin ardından toplumsal problemler ve savaşın getirdiği acı ve ölüm teması araştırılmış ve görsellerle desteklenmiştir. Bu konuda Francisco Goya,, Otto Dix gibi sanatçıların savaş konulu eserleri, Kathe Kollwitz ve Frans Masereel gibi sanatçıların da toplumsal sorunlara yaptıkları eleştirel baskıresimler üzerinden tahliller yapılmıştır. Ve ardından 1950 sonrası baskıresim sanatçılarının acı ve ölüm konusunu ele alışındaki farklılık dile getirilmiştir. Albrecht Dürer'den günümüze kompozisyonda, ışık-gölgede, biçimde ve konu anlayışında gözlemlenen değişim vurgulanmıştır. Gerçekçi, vahşi savaş sahneleri dışavurumcu tarzda işlenmiş, insanî acıların resmedildiği sahnelere dönüşmüş; konu sadece insanla kalmamış hayvan ölümleri de dikkat çekmeye başlamıştır. Baskıresim sanatçılarının toplumda yaşanan olaylara karşı duyarlı tutumuna dikkat çekilmiştir. Yapılan tez çalışmasında amaç Hristiyanlığın temel figürlerinden biri olan İsa ve yaşananların betimlemeleriyle başlayıp, günümüze uzanan ölümü anlatan baskıresim eserlerini "Acı ve Ölüm" teması altında toplayıp netleştirmek ve eser seçkileri üzerinden analiz yapmaktır. Çalışma sırasında literatür taraması yapılmış, toplanan veriler incelenmiş ve düzenlenmiştir. Toplanan görsel veriler analiz edilmiş, sonuçlar tez çalışmasına eklenmiştir.

BarokBaskı resimEkspresyonizm+4
Şule Zaimoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gustav Klimt'in resimlerinin sembolik anlamı

Bir sanat eseri, onu oluşturan sanatçının yaşantısından izler taşır. Sanatçı yaşadığı tarihsel olayları, sosyal ortamı, toplumun kültür ve kendi inancını eserinde yansıtır. XIX yüzyılın sonunda ve XX yüzyılın başında gelişen buluşlar, tarihsel ve toplumsal gelişimler, sanatçılarda farklı arayışlara ufuk açıp yeni girişim yollarına sebep olmuştur. Sanayileşme, fotoğraf ve sinema makinelerinin icadı, Sigmund Freud'un psikanaliz üzerindeki yeni teorileri, savaşların ardından A vrupa'nın haritasının yeniden biçimlenmesi, uluslararası hızlı ulaşım ve haberleşme, Avrupa'da Japon estamplarının yayılması sonucu sanatçıların Uzak Doğu sanatına ilgi duymaları, köylerden şehre doğru göçler gibi gelişmeler, çeşitli sanat akımlarının çıkmasına neden olmuştur. Bunların arasından art nouveau'yu, diğer adı ile art and crafts'ı, Viyana secession'unu ve jugendstil'i sayabiliriz. Art nouveau akımının kuruculardan birisi ve önemli temsilcisi Avusturyalı Gustav Klimt'tir. Art nouveau akımı dekoratif sayılmaktadır. Bu yüzden Gustav Klimt'in resimlerinde dekoratif unsurlar bulunmaktadır. Bu unsurların çıkış noktaları ve sanatçının altın rengi kullanmasının temelindeki düşüncesinin kaynağı, Bizans mozaik sanatıdır. Sanatçı, XX yüzyılın başlarında İtalya'nın kuzeyinde bulunan Ravenna'yı ziyaret eder. Buradaki San Vitale Kilisesi'ndeki Bizans mozaiklerini görüp, daha sonra oluşturduğu eserlerinde bu gezinin etkilerini yansıtmaya başlar. "GUSTAV KLİMT'İN RESİMLERİNİN SEMBOLİK ANLAMI" adlı bu çalışma, Bizans mozaiklerinin Gustav Klimt'in sanatını hangi yönü ile etkilediği ve nasıl yansıdığı konusunda yapılan bir araştırmadır. Anahtar Kelimeler: altın, art nouveau, Bizans, Klimt, mozaik, resim, Theodora.

Klimt, GustavResim sanatıSanatçılar+1
Meryem Zeynep Özbay
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Resim sanatında modernizm akılcılığı ve postmodern yönelimler

Postmodernizm, modernizmin akılcı yaklaşımlarının toplumlarda yaratmış olduğu hayal kırıklıklarına karşı insanların vermiş oldukları tepki olarak ikinci dünya savaşından sonra doğmuş yaşantısal, kültürel, sanatsal durumların bir özeti olarak ele alınmaktadır. Çağın yarattığı hız unsuru içinde toplulukları modernizmin önerdiği olması gereken idealler içinde tutmanın bir imkânının kalmadığı görülmektedir. Postmodernizm olanın çeşitliliğinin bir ardalığı, insan topluluklarının irrasyonel durumlarını da içeren yaşamlarıyla bir varoluşu önermektedir. Bu durum doğal olarak modernite ve onun en belirleyici özelliği olan akıl ile de bir hesaplaşmayı beraberinde taşımaktadır. Postmodernizm eleştiri gücünü modernizmin ortaya koymuş olduğu bütün maddi manevi kültürel kalıplardan alarak tekrar ona yöneltmektedir. Bu eleştirisel bakış yer yer bir reddediş hali de alabilmektedir. Artık büyük anlatılar devri yerini yerel olan küçük anlatılar ile paylaşmak zorunda kalmıştır. Olması gerekenin değil, olanın sanata katılımı, süreci oluşturmaktadır. Postmodern düşünce; görüntü yayımının, iletişim araçlarının, ulaşım çeşitliliğinin ekonomik globalizasyonun hızı ile ilgili yaratmış olduğu sorunlara insani bir çözüm olarak önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Akılcılık, Modern, Postmodern, Sanat.

Modern resim sanatıModern sanatModernizm+4
Doğan Yıldırım Erdem
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Günümüz Türk resminde şamanist göndermeler

Yapılan bu araştırma ile Türk kültürünün eski inanç sistemi olan Şamanizm'e ait unsurlar incelenmiş ve sanat yapıtlarında kullanılarak günümüze kadar getirildiği görülmüştür. Günümüz resim sanatında Şamanist anlayışın her alanda olduğu gibi Çağdaş Türk resminde ve plastik sanatlarında da etkisi görülmektedir. Çağdaş Türk resminde millî geleneklerden yarlanarak yeni oluşumlar 1940 yılında güçlü bir tepki olarak doğmuştur. 1950'de ise daha yerel değerlerle beslenebilme anlayışı giderek önem kazanmıştır. Bu nedenle Türk kültürünün özünü oluşturan Şamanizm'e ait motifler görsel bir belge niteliği taşımaktadır. Tez konumda, günümüz Türk resminde Şamanist göndermelerin tespiti amaçlanmıştır. Bu kapsamda Bedri rahmi Eyüboğlu, Süleyman Saim Tekcan, Ahmet Yeşil, Rauf Tuncer, Hüsamettin Koçan, Devrim Erbil ve Balkan Naci İslimyeli'nin yapıtlarda sembol, figür, renk gibi imgeleri kullandıkları ve Şamanizm inancına ait göndermeler yaptıkları gözlenmiştir. Yapıtların incelenmesi sonucunda Şamanist inançtan kaynaklı birçok imgeye sanatçıların eserlerinde gerek biçim gerekse içerik olarak rastlanılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Şamanist, Şamanizm, Türk kültürü, Sim

Resim sanatıTürk kültürüTürk resim sanatı+1
Uğur Pekcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1980 sonrası çağdaş Türk manzara resmi

Tarih boyunca Resim sanatında Manzara resmi farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Manzaraya öykünerek resim yapmak birçok sanatçı için sanatsal ifadenin en güzel aktarımıdır. Resimde Manzara teması 20 y.y' da da konu olarak önemini yitirmemiştir. Resimde Manzara teması 1980 sonrası ve günümüze kadar sanatta yaşanan değişimlerden etkilenmiştir. Türk Resminde konu olarak doğa ve etkileşimini biçim ve içerik bakımından yorumlayan bir anlayış bulunmaktadır. Sanatçıların doğaya ekolojik yönden bakıp eserlerine düşünsel ve eleştirel olarak yansıtmaları eserlerde görülmektedir. Eserlerin diğer boyutunda ise sanatçıların yaşadığı kültürel ortam belleklerinin etkili olduğu gözlenmiştir. İlk manzara betimlemelerine Mezopotamya ve mısır uygarlıklarında rastlanmakla birlikte, konuya yardımcı olan fon niteliğindedir. Osmanlılar'da manzara resminin ilk örnekleri tarihsel konulu el yazmalarındaki Topografik resim niteliğinde minyatürlerdir. Manzara, 18 yy'ın ikinci yarısında minyatür sanatının yerini alan duvar resminde de başlıca konudur.19.y.y. askeri ve sivil kökenli ressamlarımız da manzarayı temel konu olarak almışlardır. 19.yy. ile 20.yy. arasında bir köprü kuran 1914 Kuşağı ise manzara resminde nesnel yaklaşımdan uzaklaşan daha özgür bireysel yorumları görmekteyiz.Bu bağlamda sanat doğa ilişkisi Müstakiller ve D gurubu sanatçıların çalışmalarında ortaya çıkmaya başlamıştır. Manzara resim sanatının gelişiminde etken olan cumhuriyetin ilanıyla da daha çok çağdaş sanatın izlerini taşıyan eserler süregelmiştir. Bireysel soyut eğilimlerin 1950'den sonra başladığını görürüz. Üçüncü bölümde soyutlamanın sosyo-ekonomik temel üzerinde manzara temasıyla ele alınışları irdelenmiştir. Resim ve plastik sanatlarda semboller ve formlar kullanarak dile getiren ressamlarımızda da manzara temaları karşımıza çıkmıştır. Ayrıca doğaya karşı artan duyarlılıkta kent manzaralarını eleştirel bir dil geliştiren sanatçılar ve eser örnekleri ele alınmıştır. 1980 sonrası Türk resminde manzara temalı resimler, soyut eğilimlerde manzara resmi, simgeci ve ifadeci manzara resmi ve kent görünümleri olarak sınıflandırılabilir. Günümüzde manzara dediğimiz zaman artık sadece döneme ait doğa manzaraları değil, köyler, kasabalar, kentler, sokaklar ve dünyanın değişmesi, nüfusun artması, çarpık kentleşmeler, sosyal, siyasal, ekonomik yapıdaki gelişmeler, değişmeler, savaşlar, kuraklık, çevre kirliliği, doğaya karşı duyarsızlaşma gibi farklı başlıklar ile ele alınmaktadır. Manzara resmi çevreye dair bir takım sembollerin kullanıldığı karmaşık bir yapı halini almaktadır. Teknolojinin hızlı bir değişime uğrattığı görsel algımız ise sembollere dair anlamları sürekli olarak yinelemektedir artık bu karmaşada bir manzara resmini yalnızca bir manzara resmi olarak ele almak olanaksız hale gelmektedir. Günümüzde de manzara resim sanatı eserleri incelendiğinde sanatçıların kişisel ve özgün özellikler gösterdiği görülmektedir. Sanatçıların kendilerine özgü felsefi ve düşünsel amaçlarla içerik ve biçim bakımından yaratıcılıklarını ortaya koymuşlardır. Teknik ve malzeme açısından sınırlamanın getirilmediği manzara resim sanatında yeni anlamlar ve kavramlar üretildiği gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğa, Manzara resmi, Çağdaş Türk Resmi

1980 öncesiManzaraModern resim+3
Seda Atalay
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cumhuriyetin ilanından günümüze Türk resminde kadın imgesi ve biçimsel yaklaşımlar

Kadın imgesi; dini bir figür, saraydan biri, veya gündelik hayatın içinden bir figür olarak resim tarihi boyunca farklı amaçlar içinde konu edinilmiştir. Türk resim tarihi içinde ise plastik anlamda bir kadın figürü, cumhuriyet döneminin biraz öncesinde Osman Hamdi Bey' le başlar. Sanayi-i Nefise Mektebi' nin kurulmasıyla birlikte eğitim güçlenerek daha geniş bir kitleye yayılır. Sonrasında devletin sanatı desteklemesiyle Avrupa' ya sanat eğitimi için gönderilen ressamlarla Türk resim sanatı farklı akım ve üsluplarla zenginleşmeye başlamıştır. Çağdaş Türk resminin ilk kadın ressamı olan Mihri Müşfik Hanım' ın da çabalarıyla İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi 1914 yılında kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde kadınlara tanınan haklar ve oluşan eşitlik alanıyla 1920' li yıllarda İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, Sanayi-i Nefise Mektebiyle birleşerek kadın-erkek birlikte eğitim görmeye başlamıştır. Kadın resmin içinde model olmak dışında sanat üreten birey olarak da yer edinmiştir. Böylelikle bir kadının sanatçı olarak kadın imgesine yaklaşımı ve duyarlılığı görülmüştür. Bu araştırmada, figüratif resmin öncüsü kabul edilen Osman Hamdi Bey' le başlayarak günümüze kadar Türk resim sanatında kadın imgesinin farklı ressamlar tarafından işlenişi konu edinilmiştir. Osman Hamdi Bey ve dönemi ressamları yurtdışında aldıkları eğitimle figüre akademik bir şekilde yaklaşmışlardır. Biçime önem vermişlerdir. Çallı kuşağıyla birlikte günlük hayattan sahneler, renkli bir palet ve belirgin fırça tuşlarıyla işlenmiştir. Genellikle doğada ve hızlı çalışmışlardır. Güzel Sanatlar Birliği, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği gibi gruplar ortak biçimsel anlayış dışında bir araya gelmiş gruplardır. Güzel Sanatlar Birliği göze hoş görünen doğa kopyaları yapmayı amaçlamıştır. Müstakil Ressamlar ise sanatçıların ekonomik özgürlüğünü savunmuşlardır ve farklı eğilimlerdeki ressamların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. D Grubu ressamları, empresyonist eğilimlere karşı gelerek, kübist konstrüktivist anlayışta resimler üretmiştirler. Resme rasyonel yaklaşmış, geometrik yapıyı önemsemişlerdir. Liman (yeniler) Grubu ise D Grubu' nun biçimciliğine karşı, toplumsal içeriğin önemini vurgulamıştır. İnsanı ve çevreyi duyarlı bir biçimde yeniden resmin konusu yapmayı amaçlamıştır. Liman Grubu, insanı konu edinirken genel olarak deseni ön planda tutmuştur. Herhangi bir grup içinde değerlendirilemeyen ressamlar da bir başlık altında toplanarak incelenmiştir. Bunlar arasında soyutlama yapanlar, kübist çalışanlar, renk veya açık-koyuya öncelik tanıyan farklı üsluplardaki ressamlar vardır. Günümüz resim sanatında, daha çeşitli üsluplar görülmektedir. Realist, ekspresyonist, hiperrealist, pop sürreal türlerinde üretim yapan ressamlar vardır. Konuya yaklaşımlar günlük hayatın içinden, düşsel bir sahne veya romantik şekillerde olmuştur. Bu sanatçılarda kadın imgesine yaklaşım genel bir tavır olmaksızın, farklı plastik elemanlarla işlenmiştir. Türk resmindeki bu farklı dönemler ve bu dönemlerdeki eğilimlerle birlikte ressamların biçimsel yaklaşımları verilen örneklerle incelenmiştir. Resimlerin hakim sanat akımı dışında ressamların kişisel duygunluklarıyla konuya yaklaşımları da üretimlerine çeşitlilik kazandırmıştır. Resimler incelenirken içeriğin yorumlanmasının yanında plastik elemanlar açısından değerlendirilmeye önem verilmiştir.

BiçimKadın imajıKadınlar+4
Ömer Yüksek
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Paleolitik Dönem resim sanatının günümüz resim sanatına yansımaları

Paleolitik Dönem Resim Sanatının Günümüz Resim Sanatına Yansımaları adlı tezde, mağara duvarlarındaki resimlerin günümüz resim sanatına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için üç ayrı mağara seçilmiş ve mağara resimleri incelenmiştir. Seçilen mağaralar; İspanya'daki Altamira mağarası, Fransa'daki Lascaux ve Chauvet mağaralarıdır. Tarih sıralaması olarak mağara resimlerinin birbirlerinden hangi konularda farklı oldukları, resimleri yapan Paleolitik dönem insanlarının nasıl bir içgüdüyle ve inançla bu resimleri yapmış olabilecekleri uzman görüşleriyle desteklenerek bir araya getirilmiştir. Doğal afetlerden ve uzun zaman diliminden sonra birçoğu yok olmuş olan mağara resimlerinin günümüze kadar gelebilmiş olanları incelendiğinde şaşılacak derecede güzel çizilmiş olduklarını, perspektif kullanıldığını, hatta üç boyutlu etkisi verebilmek için mağaranın kolonlarının kıvrımlarının kullanıldığını görmekteyiz. O dönemin şartlarında yapılan resimlerle, günümüzde yapılan resimler arasında fark olmaması şaşırtıcıdır. Binlerce yıl önce yapılan bu resimlerin günümüz resim sanatına nasıl yansıdığı konusunda araştırma yapılmış, mağara resimlerinden etkilenerek çalışmalarını sürdüren sanatçılarla görüşülmüştür. Görüşülen sanatçılar; Alison Dearborn, Hasan Çağlayan, Neslihan Kıyar, Teyjah McAren, Thomas Allen'dır. Görüşme sırasında sanatçılara 11 tane soru yöneltilmiştir. Sanatçıların resimlerinden örnekler gösterilerek, röportaj sorularına verdikleri cevaplar yorumlanmıştır. Günümüz sanatçılarının resimlerinde Paleolitik dönem resimlerinin etkisi aranmış, geçmiş dönemde yapılan bu resimlerin günümüz ressamlarının yaratıcılığına etkisinin önemi irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Paleolitik Dönem, Mağara Resimleri, İlkel Sanat, Çağdaş Mağara Resimleri.

Mağara resimleriModern resim sanatıPaleolitik Dönem+2
Esen Süle
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güncel sanatta bir ifade aracı olarak kolaj

''Güncel Sanatta Bir İfade Aracı Olarak Kolaj'' isimli bu çalışmada, 20. yüzyıldan itibaren gelişim gösteren kolaj, farklı birikimlere ait sanatçılar üzerinden incelenmiştir. Bu bağlamda, kolajı sanat hayatının önemli bir olgusu haline getiren sanatçıların özgün çalışmalarına yer verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, kolajın sanat tarihindeki ilk kullanımı ve tarihsel gelişimi, farklı sanatçı örnekleri üzerinden ele alınmıştır. İlk kullanımları 15. yüzyıla kadar uzansa da sanat tarihine en belirgin şekilde Kübizm akımıyla girdiği görülmüştür. Daha sonrasında Fovizm akımının öncülerinden Henri Matisse'le ivme kazandığı, Sürrealizm, Dadaizm ve Pop Art akımlarıyla altın çağını yaşadığı vurgulanmıştır. İkinci bölümde, soyut sanatın tüm dünyayı etkisi altına almaya başlamasıyla kolajın soyut sanat içinde kendine özgü bir dil oluşturduğuna ve sadece bir teknik olarak anılmaktan kurtulduğuna yer verilmiştir. 1940 sonrasında üretilen kolajların genellikle dışavurumcu bir etkiye sahip olduğu ve savaş sonrasında tamamen değişen dünyanın travmatik izlerini taşıdığı ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde, kolajın Türk resim sanatıyla ilişkisi, Burhan Doğançay, Özdemir Altan ve Bahar Kocaman gibi birbirinden farklı üsluptaki sanatçıların 2000 sonrası üretimlerine dayanarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde, kolajın günümüz sanatında kendi başına bir ifade biçimine dönüştüğü ve sadece bir teknik olarak anılmaktan kurtulduğu, Sergei Sviatchenko, Jazoo Yang, İrfan Önürmen, Daniel Otero Torres ve Karin Olah gibi farklı kökenlere sahip güncel sanatçılar üzerinden açıklanmıştır. Kolajın, günümüze dair problemleri konu aldığı ve sanatçının hayatına, kimliğine, cinsiyetine, deneyimlerine ve savunduğu düşünce biçimlerine göre şekillendiği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Kolaj, Güncel Sanat, Soyut, Kâğıt

Güncel sanatKağıtKolaj+5
Furkan Öztekin
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş sanatta bir ifade aracı olarak desen

Çizgiyi oluşturan en küçük birim olan nokta, deseni oluşturmaktadır. Çizgi, insanlığın varoluşundan beri diyalog kurmak için iletişim aracı olarak her çağda önemini korumuştur. Bu çalışmadaki amaç, mağara duvarlarına yapılan desenlerden ve işaretlerden yola çıkarak, desenin günümüz sanatındaki ifadesinin gelişmesini ve değişmesini ve nasıl bir sanatsal anlatım haline dönüştüğünü açıklamaktır. Biçimsel ifadesi değişen desen, yapılan en ilkel çizimlerden; kâğıtlara, iç mekânlara, sokaklara, bina duvarlarına hatta insan bedenini de içine katarak dönüşümü örnekler verilerek incelenmiştir. Desenin sanat tarihindeki rolüne baktığımızda ön hazırlık sürecinin bir parçası halinde olduğunu bilmekteyiz. Zaman içinde toplumsal olayların, özgürlüklerin ve kişisel biçimsel yaklaşımların desendeki ifade özgürlüğü kazanmasının yansımalarını görmekteyiz. Değişen ifade biçimi ile günümüz sanatında da malzemelerin ve teknolojik araçların da kullanılmasıyla üretilen desenler sınırsız ifade özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu özgürlük ile desen artık kendi başına yapıt olma durumunu kazanmıştır. Çağdaş sanatta farklı ifade biçimleriyle oluşturulan çizginin gücü hala ilk atılan çizgi kadar güncel ve ifadesinin güçlü olduğunu görmekteyiz. Çağdaş sanat müzelerinde sergilenen eserlerin büyük bir kısmını bugünün deseni olarak nitelendirebiliriz. Bu da bize desenin artık kendi başına bile sanat yapıtı olduğunun bilgisini vermektedir. Günümüzde üretilen desenlerin hangi malzemeyle üretildiğinin çok öneminin olmadığı ve artık sanatın düşünsel ve yaşayan bir kavram olduğunu görebiliyoruz. Desenin mağara duvarlarındaki yalın anlatıma geri döndüğünü üretilen yapıtlardan da anlayabiliyoruz. Bu çalışmada desenin çağdaş sanatta kazandığı kavramsal anlamı örneklendirilerek incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Sanat, Desen, Resim

DesenModern resimModern resim sanatı+3
Levent Yıldırım
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şamanist imgelerin resim sanatına yansımaları

Bu araştırmada, Şamanist imgelerin resim sanatına olan yansımalarını sanatçı yapıtları üzerinden ortaya koymak amaçlanmıştır. Şamanizm dünyada evrensel ve yerel ritüelleri bulunan, sahip olduğu güçlü ve geleneksel unsurları ile toplumların kültürlerinde etkili olmakla beraber sanat üzerinde de güçlü tesirlerinin olduğu görülmektedir. Şamanizm konusu derinlemesine ele alınarak kavramsal çerçevesi oluşturulmuştur. Şamanizm, Animistik ve İnisiyasyon kavramlarını içinde barındıran bir düşünce sistemidir. Şamanizmin doğuşu milattan öncesi dönemlerden itibaren günümüze kadar geldiği kabul görmektedir. Şamanizm Güney ve Kuzey Amerika'da, Endonezya'da, Avustralya yerlilerinde, Güneydoğu'da Asya, Tibet, Çin ve Japonya'da görülmüştür. Şamanizm, Kuzey Asya ve Orta Asya kökenli olarak kabul edilmektedir. Şamanizm, Tanrı ve ruhlarla iletişimi sağlayan bir düşünce sistemidir. Şaman adayı trans haline girerek birtakım şaman tekniklerinin gizli bilgilerini öğrendikten sonra esrime (inisiyatik ölüm) denilen aşamada sırra ermekte ve şamanlık eğitimini tamamlamaktadır. Şaman bulunduğu toplumun geleneklerine göre bir rehber gibi ruhlarla gökyüzü katmanlarına çıkabilen, yer altına inen, öte alemleri görebilen, aynı zamanda Tanrı ya da ruhlarla konuşabilen, nitelikli yetkinliğe sahip kişidir. Şamanın görevi insanların karşılaştığı baş edemeyeceği güçlüklere karşı yardımcı olmaktır. Öğrendiği şamanlık teknikleri, Şaman'ı güçlü kılmaktadır. Bu durum sayesinde Şaman, insanların başvurduğu bir kimlik kazanmaktadır. Çalışmada görsel sanat yapıtlarında Şamanizm'e doğrudan veya dolaylı olarak gönderme yapan, etkileşimde bulunan sanatçılar eser analizi yöntemi üzerinden araştırılmıştır. Şamanizm'i bir imgelem olarak kullanan görsel sanatçılar belirlenerek yapıtları incelenmiş, ardından estetik yorumlamalarla sanatçıların resimleri sanatçının kişisel yaklaşımı ile betimlenip ortaya koyma biçimleri Şamanist imgelerin resim sanatındaki yaratıcı etkisiyle açıklanmağa çalışılmıştır. Sonuç olarak Şamanizm, Batı merkezli sanat anlayışında Neo Şamanizm tanımlamasıyla yenilikçi Ezoterik bakış açısı ile yorumlanmaktadır. Bu kapsamda Jasko Soos, Pablo Amaringo, Joseph Beuys, Nam June Paikay, Jasko Soos, Norval Marrisseau, Pat Stacy, Susan Seddon Baulet, Nil Yalter, Timofei Stepanov, Gilah Yelin Hirsch sanatçılar ve eserleri ele alınarak incelenmiştir. Çağdaş Türk sanatında sanatçıların eserlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak Şamanist etkilerin olduğu görülmektedir. Bu sanatçılar Bedri Rahmi Eyüboğlu, Neşet Günal, Gencay Kasapçı, Süleyman Saim Tekcan, Can Göknil, Hüsamettin Koçan, Rauf Tuncer, Hasan Kıran, Ramazan Can olarak belirlenmiştir ve sanatçıların yapıtlarında, Şamanizm kültürünün geleneksel bir yansımasının yorumlandığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Şaman, İmge, Kültür, Sembol, Ritüel

KültürResim sanatıResimler+4
Çiğdem Kardan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilgisayar teknolojisi etkisinde plastik sanatlar

19.yüzyıl ve sonrasında ortaya çıkan bilgisayar sistemleri öncülüğündeki teknolojik sistemler, sanat alanı içerisinde yenilikler oluşturmuşlardır. Fotoğrafın icadıyla meydana gelen sistemler, sanatçıların dikkatlerini üzerine çekerek sanat alanı içerisinde güncellemeler meydana getirmiştir. Bilgisayar sistemlerinin çok kısa süreçler içerisindeki yayılımı ve kişiselleşmesi, sanatçılar bağlantısıyla plastik sanatları dönüşümüne neden olmuştur. Günümüzde sanatçılar hangi ifade biçimini kullanırsa kullansın, üretimlerinin herhangi bir basamağında teknolojik sistemlerden faydalanmaktadır. Bu durum teknolojik sistemlerin önceki dönemlerde olmadığı kadar ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Günümüzde teknolojik sistemlerin beraberinde getirdiği hız, tüm hayat ile beraber sanat yapısının da sahip olduğu niteliklerini akıl almaz bir devinimle güncelleyip dönüştürmektedir. Bununla beraber sanatçıları kendi yapısı içerisine yönlendirmekte ve güncel prosedürlerin, düşüncelerin, beğenilerin, ifade biçimlerinin meydana getirilmesine neden olmaktadır. Tüm bunların sonucunda güncel sanat ortamı, Siber Sanat dönemini deneyimlemektedir. Tez çalışmasının birinci bölümünde, bilgisayar sistemlerinin ortaya çıkışı incelenmiştir. İnceleme sonucunda teknolojik sistemlerin hayatın her katmanıyla beraber sanatçıların bağlantılarını kullanarak sanat alanı içerisinde görülen etkilerine ulaşılmıştır. Tez çalışmasının ikinci bölümünde, teknolojik sistemlerin gelişimi, sanat alanına sağladığı güncel prosedürler ile sanatçıların ifade biçimlerinde gerçekleşen değişimlere değinilmiştir. Bunun sonucunda teknolojinin sanat yapısını dönüşüme zorladığı ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde, meydana gelen teknolojik sistemler sonucunda ortaya çıkan Sanal Sanat yaklaşımları incelenmiştir. İncelenen bu yaklaşımlar arasında Yeni Medya Sanatı, Net Art, Yazılım Sanatı, Glitch, Dijital Baskıresim, Hacktivizm, Biyo Sanat bulunmaktadır. İnceleme sonucunda teknolojik sistemlere ait olan niteliklerin sanatçılar tarafından farklı biçimlerde yorumlanarak yeni ve farklı yaklaşımların, prosedürlerin ortaya çıkmasına neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dördüncü bölümde, Sanal Sanat adı altında üretim gerçekleştiren öncü sanatçıların yaşamları, eserleri incelenmiştir. Bu bölümde bahsedilen sanatçılar arasında Shawn Brixey, Miha Strukelj, Hiroshi Kawano, Dan Hays, Adrian Cain, Kenneth Snelson, Nick Gentry, Jean Pierre Yvaral, Maurizio Bolognini, Konstantin Khudyakov bulunmaktadır. İnceleme sonucunda teknolojik sistemlerin sanat yapısını ve sanatçıları etkisi altına alarak tanımlamaları, ifadeleri ve prosedürleri geri dönüşü olmayan bir biçimde dönüştürdüğü ortaya konulmuştur. "Bilgisayar Teknolojisi Etkisinde Plastik Sanatlar" adlı tez çalışması neticesinde, bilgisayar teknoloji sistemlerinin meydana getirildiği ilk dönemden günümüze değin toplumsal yapıların her katmanına adapte olduğu, sanat yapısını etkileyerek güncel yönelimleri meydana getirdiği, sanatçıları dönüştürerek yeni ifade ile estetik olgusunu ortaya çıkardığı ve günümüze kadar bilinen sergileme şekli ile ortamını geri döndürülemez biçimde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilgisayar, İnternet, Sanat, Sistem, Teknoloji

Bilgisayar teknolojisiBilgisayarlarPlastik sanatlar+3
Ahmet Emre Sözen
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş Türk resim sanatında gelenek

Bu araştırmanın amacı; Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda gelenek kavramının yansımalarını, sanatçıların ve konuyla ilgili uzmanların görüşleri ile saptamaktır. Bu amaç doğrultusunda, araştırmada gelenek ve resim sanatı ilişkisine yer verilmiştir. Araştırmada geleneğin Çağdaş Türk Resim Sanatı'ndaki, yansımaları değerlendirilmiştir. Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda gelenek kavramı ile ilgili uzmanların belirttikleri görüşler, analiz edilmiştir. Sanatçıların eserleri gelenek bağlamında ele alınıp, betimsel olarak değerlendirilmiştir. Gelenek, insanları tarihle bütünleyen, insan kültürüyle ilerleyen bir olgudur. Geleneğin insanları bütüncül bir bakış açısıyla aynı çatı altında topladığı söylenebilir. Küreselleşme ile geleneğin toplumdaki baskın rolü, değişmiştir. Küreselleşme kültürlerarası etkileşimi artırmıştır. Gelenek kimi zaman küreselleşmenin karşıtı olarak görülmüştür. Küreselleşme güncel sanatın çerçevesini olabildiğince genişletmekte ve yeni kavramlar, malzeme ve düşünceler sanatçının yaratıcı itkisine müdahil olmaktadır. Bu bağlam da Çağdaş Türk Resim Sanatı içerisinde, sanatçının gelenek ile ilişkisini araştırmak araştırmanın ereklerinden biridir. Sanat eleştirmenlerinin ve sanatçıların görüşlerinden, Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda geleneğin farklı boyutlarını ve çağdaş sanata yansımalarını çözümlemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Gelenek, Türk Resmi, Sanatçı

GeleneklerResim sanatıResimler+2
Duygu Abatay
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Distopik anlatımın 1950 sonrası Türk resim sanatına yansıması

Bu çalışmada 'ütopya' ve 'distopya' kavramları incelenerek, tarihte litarütüre ilk girdikleri dönemden günümüze kadar sanatçıları nasıl etkiledikleri, distopyanın 1950 yılı sonrası Türk resim sanatına olan yansımaları ve Türk resim sanatında distopik anlatım ögelerine rastlanıp rastlanmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda ilk olarak ütopya kavramı ele alınmış ve tanımı yapılmıştır. Tarih sahnesinde birçok filozof, siyasetçi, sanatçı ve bilim insanının ana sorunsalını oluşturan ideal toplum düzeni oluşturma çabası günümüze kadar ulaşmış olan eserler aracılığıyla incelenmiş, Sanayi Devrimi ve modernleşme ile birlikte ütopyanın distopyaya nasıl evrildiği tespit edilmiştir. Distopyanın tanımı yapıldıktan sonra distopya ve ütopyanın birbiriyle olan ilişkisi incelenerek ütopyanın distopyaya neden olduğu ve aynı zamanda distopyanın da içinde ütopyayı barındırdığı soncuna varılmıştır. Distopyanın tarisel sürecine değinildikten sonra edebiyat alanında yazılmış distopik eserler den alıntılar yapılarak distopik anlatım ögeleri belirlenmiş ve bu anlatılarla resim sanatı eserleri ilişkilendirilmeye çalışılmıştır. Belirlenen distopik anlatım ögelerinin 1950 yılı sonrası Türk resmine yansımaları yapılan seçkiyle incelenmiş eserlerinde distopik anlatım ögeleri tespit edilen santçıların sanat yaklaşımları, yapıtları üzerinden incelenerek konu bağlamında bir litarütür oluşturulmuştur. Çalışmanın son bölümünde günümüz toplum yaşantısında oldukça fazla hissetmeye başladığımız distopyanın kişisel çalışmalarıma yansımaları incelenmiştir.

DistopyaResim sanatıTürk resim sanatı+1
Öner Kâmil Gökkaya
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

17. yüzyıldan günümüze resim sanatında limon imgesi

Natürmort türünde hemen hemen her resimde yer alan limon imgesi, kendisine yeni anlamlar yüklenen bir anlatım aracı olarak varlığını sürdürmektedir. 17. yüzyıldan günümüze kadar geçen süreçte ressamların resimlerinde limonu nasıl ve hangi amaçla resmettikleri çeşitlilik göstermiştir. Ressamlar kendilerine ait üsluplarıyla, limonu eserlerinde kullanmışlardır. 17. yüzyıldan önce limon objesine pek fazla rastlanılmasa da, 17. Yüzyıldan sonra natürmort türünde karşımıza sıklıkla çıkmaktadır. Günümüzde de limon objesi sanatçılara esin ve ışık kaynağı olmaktadır. Limonun dokusu, içerisindeki asimetrik dilimler, kabuğu ve rengi ile ressamların her zaman ilgisini çekmektedir ve çekmeye de devam etmektedir. 17. yüzyıldan günümüze imge olarak limonun yerini ve önemini ortaya konulmuş ve bu çerçevede yapılan kişisel limon imgelerinin yorumları paylaşılmıştır. Tez çalışmasında giriş bölümünün ardından alt bölümler olan, problem, varsayım cümlesi, tezin amacı, evren ve örneklem, yöntem ve teknik, verilerin toplanması oluşturmaktadır. Birinci bölümde natürmortun tanımı üzerinde durularak, natürmortun tarihini açıklanmıştır. Dönemin önemli sanatçıları hakkında bilgiler verilip, eserlerinden örnekler bulunmaktadır. Sanatçıları natürmort yapmaya teşvik eden nedenler üzerinde durulmuştur. Resim sanatı tarihinde natürmortlar seyirciye, dönemin ekonomik, sosyolojik, dini konularıyla o dönem hakkında bilgi verirler. İkinci bölümde 17. ve 18. yüzyıl resim sanatında limon imgesine ait bilgiler ve 17. 18. yüzyılda resim sanatında limon çalışan ressamlara ilişkin bilgiler ve eserleri bulunmaktadır. Üçüncü bölümde 19. ve 20. yüzyıl resim sanatında limon imgesine ait bilgiler ve 19. 20. yüzyılda resim sanatında limon çalışan ressamlara ilişkin bilgiler ve eserlerine yer verilmektedir. Türk resminde natürmort ve limon imgesi de dördüncü bölümde yer almaktadır. Bu bölümde hem Türk ressamların eserleri incelenmiş hem de sanatçılara ait kısa bilgiler bulunmaktadır. Dördüncü bölümde günümüz sanatında limon çalışan ressamlara ilişkin bilgiler ve eserlerine yer verilmektedir. Tezin son bölümünde çalışmaya ilişkin sonuç ve değerlendirmeler yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Natürmort, Limon, İmge, Işık-gölge

17. yüzyılGölgeIşık+6
Gülay Ergindir
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş resim sanatı içerisinde Graffiti ve Sokak Sanatı'nın konumu

Graffiti ve Sokak Sanatı günümüz çağdaş sanat uygulamalarından biri olarak nitelendirilmektedir. İnsanın kendini var etme kaygısı ile ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Graffiti ve Sokak Sanatının; Sanatın başlangıcı olarak kabul gören mağara resimleri ile olan biçimsel ve anlamsal olarak benzerlikleri görünmektedir. Sanatın bugünkü tanımlaması ise Modernizm sonrası üretilen yapıtlar olarak tanımlanmaktadır. Modernizm öncesi, sanatın 'tarihsel' bir süreci olarak kabul görmüştür. Tez incelemesinde bugünü daha iyi anlamak adına duvar resminin semantik süreçleri de konu dahilinde incelenmiştir. Graffiti ve Sokak Sanatı, insanın duvar aracılığıyla, doğa ve içinde bulunduğu toplumsal yapı arasında kurmuş olduğu varoluşsal bir etkileşimi temsil etmektedir. Graffiti ve Sokak Sanatı bireyin kendisini doğa karşısında özgür bir şekilde ifade etme, anlama ve yaratma sürecinin ilk eylemleridir. Özellikle modernizm ve postmodernizm tanımları içerisinde bireyin tekilliğini daha çok öne çıkarmıştır. Graffiti ve Sokak Sanatının da davranış olarak kişinin bireyselliği, sanatın geleneksel tarafını reddetmesi gibi ortak yanları olduğunu görmekteyiz. Çağdaş sanat üretimleri arasında görülen Graffiti ve Sokak Sanatı artık günümüzde müze, sergi ve kamusal alanlarda yer bulmaktadırlar. Bu ifade zaman içinde bazı sanat akımlarından da etkilenerek kendisini geliştirmiştir. Bu çalışmada Graffiti ve Sokak Sanatını, çağdaş sanat içerisinde tanımlamak ve sanata kazandırdığı özgürlükçü ifadenin önemini göstermek için araştırmalar yapılmıştır.

GraffitiModern resimModern resim sanatı+3
Engin Adeka
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Modern resimde espri kopyası ve Manolo Valdes'in plastiği

Fotoğraf makinesinin icat edilmesiyle birlikte sanatçılar yeni konular ve modern teknikler araştırarak üretmeye başlamışlardır. Doğanın, figürlerin veya nesnelerin birebir resmedilişinden ayrılarak boya dokularını ve fırça darbelerini ön plana çıkararak, yeni bir bakış açısıyla tasarlamışlardır. Bu dönem ile birlikte sanat özünü konu haline getirmeye başlamıştır. Sanatçılar, doğanın tuval üzerinde yeniden üretiminden ayrılarak sanatın bizatihi kendisinden beslenmişlerdir. Usta ressamların eserlerinden beslenen modern sanatçılar, bu yapıtları yeniden yorumlayarak "espri kopyası" türünde eserler ortaya çıkarmışlardır. Bu tezde, günümüzde yaşayan önemli sanatçılarından biri olan ressam ve heykeltıraş Manolo Valdes'in etkilendiği sanatçılardan aldığı kompozisyonlar ile kendi biçimini nasıl yarattığı araştırılmıştır. Valdes; Peter Paul Rubens, Diego Velázquez, Rembrandt Harmenszoon van Rijn, Henri Matisse, Pablo Picasso gibi birçok sanatçının eserlerinden etkilenerek; espri kopyası, matter painting (madde boyama), impasto ve kolaj tekniğinden yararlanarak kendi üslubunu yaratmıştır. Çalışmalarının temel unsurlarını şekil, renk, ışık ve özellikle plastik dokular oluşturmaktadır. Eserlerini; yalın, detayların en aza indirgendiği figürler, yoğun boya katmanları, kumaş, kâğıt, bant, ayna, çuval bezi ve toz pigment gibi malzemeler oluşturmaktadır. Geçmişten günümüze birçok sanatçının eserleri, Manolo Valdes'in eserlerinde yeniden yorumlanmıştır. Ana konudan ayrılmadan sanat tarihini gözden geçirerek; malzemeler ve teknik ile kendi üslubunu yaratmıştır. Bu tez, sekiz bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Manolo Valdes'in çalışma yöntemi, ikinci bölümde modern sanat, üçüncü bölümde postmodern sanat, dördüncü bölümde bir sanat eserini yeniden üretme yolları, beşinci bölümde Manolo Valdes'in hayatı ve eserleri, altıncı bölümde Manolo Valdes'in heykel çalışmaları, yedinci bölümde Valdes'in etkilendiği sanatçılar ile kendi çalışmalarının karşılaştırmaları, sekizinci bölümde araştırmacının kendi çalışmaları yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Modern Sanat, Espri Kopyası, Manolo Valdes, Kompozisyon, Teknik

HeykelHeykel sanatıKompozisyon+6
Burcu Tayhan Yılmaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Resim sanatında sürrealizm akımının etkisinde peyzaj

20. yüzyılın başlarında yaşanmış olan I. Dünya Savaşının insanlar üzerinde bıraktığı derin travmaların izlerine rağmen hayatın her alanda yaşanılan yenilik, değişim ve gelişimler topluma yansımıştır. Şehirleşme ve sanayileşmenin hızla ilerlemesi toplumda iz bırakan bir başka etkendir. Toplumun bir parçası olan sanatçılar ise bu yeni ortamda çalışma hayatlarını sürdürdükçe hassas bir duyarlılıkla eserlerinde hissettiklerini yansıtmışlardır. Böylece XX. yüzyılın ilk yarısında birçok sanat akımı ile birlikte etkenliğini yıllarca sürdüren sürrealizm akımı ortaya çıkmıştır. Paris gibi Batı Avrupa'nın sanat merkezlerinde sanatçılar yaratıcılıklarını sınırsızca kullanarak eserler vermişlerdir. Ancak şehirde yaşamalarına rağmen doğadan kopmadıklarını gösterip oluşturdukları eserlerde peyzaj tasvir etmişlerdir. "Resim Sanatında Sürrealizm Akımının Etkisinde Peyzaj" isimli bu çalışmada, sürrealizm akımının oluşum sürecine ve doğa konulu çalışmalar yapmış sanatçıları araştırıp onları etkileyen faktörlere değinilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde sürrealizm akımının çıkış nedenleri, kaynakları ve öncülük etmiş sanatçıları, ilke ve nitelikleri sunulduktan sonra ilerleyen bölümlerde, Sigmund Freud'un rüya ve bilinçaltı kuramından etkilenen sanatçılar ve çalışmalarına bu olguları nasıl yansıttıkları örneklerle açıklanmıştır. Böylece bilinçaltının derinliklerini keşfeden sanatçılardan bazıları, doğadaki nesnelere yönelerek, bunları zihin süzgecinden geçirerek resimlerine nasıl yansıttıkları gösterilmiştir. Ayrıca sürrealist sanatçıların eserlerini araştırılarak inceleyip analiz ettikten sonra sonuç olarak sürrealizm akımı ve manzara arasındaki etkileşimi açıklamıştır. Anahtar Sözcükler: Resim, Sanat, Sürrealizm, Metafizik, Peyzaj

PeyzajResim sanatıSanat akımları+1
Bedriye Erbaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çevresel problemlerin, arazi sanatı ve atık malzemeler ile yapılan sanat bağlamında plastik sanatlara yansıması

İnsanların var olmaya başladığı dönemlerden günümüze kadar geçen zamanda insanın doğa ile olan ilişkisi, belli başlı tahribatların oluşmasına sebep olmuştur. Savaşlar, sanayileşme, nüfus artışı, kentleşme ve tüketim gibi problemler, üzerinde yaşadığımız gezegenimiz olan Dünya'nın kalıcı hasarlar almasını sağlamıştır. 20. yy'dan sonra bu tahribatın artık göz ardı edilemeyecek seviyeye gelmiş olması, sanatçıların bakış açısının değişmesine ve bu döneme kadar sanatta yer edinmiş doğa tasvirinin değişmesine yol açmıştır. 1960'lı yıllarda doğa ile iç içe yapılan sanat çalışmalarının artması ve fikir temelli üretimin yoğunlukta olması, malzeme ve mekan kullanımında değişikliğe gidilmesini doğurmuştur. Sanat mekanları olarak doğayı benimseyen ve doğal malzemeler ile çalışmalar yapan Arazi Sanatı sanatçılarının, tabiata verilen zarara eleştiri niteliğinde işler ortaya koydukları görülmektedir. Bunun yanı sıra oluşan tahribata, doğaya ait olmadığı halde doğaya atılan atık malzemeler ile çalışmalar yaparak tepki gösteren sanatçılar da mevcuttur. Atık malzemeler ile yapılan sanat çalışmaları, toplumun fazla üretim ve tüketim problemini, çevre kirliliği sebebiyle oluşan ekolojik bozulmaları ve diğer canlıların habitatının kısıtlanması durumunu eleştirmektedir. 1960'lardan beri çevresel hassasiyet barındıran çalışmaların günümüze kadar çoğalarak devam ettiği görülmektedir. Yeni kavramların meydana gelmesi ve mevcut kavramların tanımlamalarının derinleşmesiyle birlikte, önceden üretilmiş olan ve süreci devam eden çalışmalar güncel kavramlar ile yeniden değerlendirilmektedir. Yapılan bu çalışmada, gelişmekte ve biçim değiştirmekte olduğu görülen kavramların, bu süreç içinde yapılan çalışmalara nasıl entegre olduğu incelenmiştir. 1960 sonrası sanatçıları ve akımları konusunda gelişim süreci devam eden sınıflandırmalar yapılmış olup, değişen Dünya düzenine yapılan doğrudan ya da dolaylı eleştirilerin, sanat çerçevesinde nasıl ele alındığı araştırılmıştır. Sanat değeri olmayan neslerin bir imgeleyen pozisyonunda izleyiciye sunulması, eser, sanatçı ve izleyici üçgenini daha çok vurgular hale getirerek, izleyicinin asıl özne olduğunun altını çizmiştir.

Arazi sanatıAtık nesneAtıklar+5
Fatma Tuğçe Uslu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Biçimsel ve kavramsal bağlamda 1950 sonrası soyut resimde espas

Biçimsel ve Kavramsal Bağlamda 1950 Sonrası Soyut Resimde Espas isimli çalışma, soyut resim sanatında diğer resimlerden farklılaşan espas kavramını inceler ve çözümleme arayışına girer. Çalışmanın amacı, soyut resimdeki espası analiz etmektir. Soyut resimde espas çözümlenirken, seçilen sanatçıların 1950 sonrasındaki yapıtları analiz edilerek yüzey espası, çağdaş espas ve kavramsal espas olarak incelenmiştir. Espas; boşluk, mekan veya uzay anlamlarına gelmektedir ve görsel sanatlarda kullanılan biçimlendirme ögelerinden biridir. Bu çalışmada biçimlendirme öğesi olarak espas kullanımının yapıtlar için önemi, kavramsal bir amaç ile ilişkilendirilmiştir. Araştırmada resimde espas çeşitleri açıklanarak soyut resimde seçilen sanatçıların üretimleri; uzam, boşluk, mekan öğeleri değerlendirilerek incelenmiştir. Espas çeşitleri sıralanırken, klasik espastan kavramsal boyuta geçiş araştırılmıştır. Çalışmada espasın geçirdiği değişim, farklı yüzey denemeleri incelenerek çözümlenmiştir. Eserlerin değerlendirilmesi ve çözümlenmesi yalnızca resim yüzeyindeki plastik öğeler üzerinden değil, sanatçıların yaratım amaçları, genel yapısı, sergileme, boyutlar ve eserlerin oluşturulma çeşitleri değerlendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır.

BiçimEspasFigürasyon+4
Aslıhan Mumcu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk resim sanatında 1980 sonrası esinlenme

Bu araştırmada, Türk Resim Sanatı'ında, 1980 sonrası yapıt üreten sanatçıların esin kaynakları incelenmiştir. Esinlenme, sanatçılar için olarak olumlu yönleri de olan çok önemli bir kavramdır. Her sanatçının esin kaynakları vardır. Bunlar kültür, yerel kaynaklar ve sanatçıyı etkileyen somut ya da soyut varlıklardır. Sanatçıların esin kaynaklarını analiz etmemiz sayesinde sanatçı eserlerini daha iyi anlayabiliriz. Sanatçıların, esin kaynaklarından nasıl yaralandıklarını ve onların kendi çalışmalarını hangi yöntem ve teknikle sentezlediklerini öğrenmemiz, bizlere sanatçının eserlerindeki estetiği daha iyi anlayarak, yorumlamamızı sağlayabilir. Yapılan tez çalışmasında, nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Akademik yayınlar, dergiler, makaleler, kitaplar, süreli yayınlar ve sanal kaynaklardan yararlanılarak literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca sanatçı eserleri analiz edilerek esinlenme yönleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu araştırma, bölümlerden oluşmaktadır. Tez bütününde esinlenme ve beraberinde gelen kavramlar açıklanarak, resim sanatında üretim yapmış, yapmakta olan, sanatçı eserlerinden, esinlenme kaynakları sanatçıların kendileri veya eleştirmenlerce, ifade edilen eserler seçilmiştir. Çalışma, Türk sanatı içinde 1980 sonrası eser üreten on yedi sanatçıyla sınırlandırılmıştır. Seçilen sanatçıların eserlerinde, esinlenmenin varlığı görülmüştür. Esinlenme ilişkileri literatür bağlamında da açıklanmaya çalışılmıştır. Esinlenmelerinin genel analizi yapılmak istendiğinde genel bir yargıda bulunmanın mümkün olmadığı ancak, gelenekten yararlanmanın bir esinlenme kaynağı olarak etkili olduğu, sanatçıların esinlemelerine ragmen kendi sanat biçimlerini son derece özgünleştirdikleri söylenebilir.

1980 sonrasıEsinlenmeResim sanatı+3
Merve Yazıcı
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Resim sanatında doğa görünümlerinin soyut ve soyutlama kavramları üzerinden incelenmesi

"Resim Sanatında Doğa Görünümlerinin Soyut Ve Soyutlama Kavramları Üzerinden İncelenmesi" isimli tez çalışmasında, tüm zamanlarda sanat için verimli bir kaynak haline gelen doğanın resim sanatı içerisindeki önemi anlatılmıştır. Somut gerçekliğe bağlı doğanın sanatın evrimiyle beraber soyut ve soyutlayıcı ifadeyle yansıtılmış temsilleri incelenerek sanatçıların nesnel gerçeklikten uzaklaşmalarının nedenleri araştırılarak bu yeni kimliğin altında yatan öz nitelikler değerlendirmeye alınmıştır. İkinci bölümde, resim sanatına her dönemde kaynaklık etmiş olan doğa algısı incelenmiş, soyut sanatın iki farklı çözümleme yöntemi olan geometrik saf soyut ve natüralist soyutlama iki başlıkla anlatılmıştır. Çözümleme yöntemleri ile ilintilenen görünümü karakterize ederek anlatımı güçlü kılmaya yardımcı stilizasyon, deformasyon gibi biçimsel ögeler açıklanmıştır. Saf biçimsel ve natüralist yaklaşım irdelendiğinde resim sanatına her dönemde ilham kaynağı olmuş doğa motifleri ve doğa görünümlerinin sanatçılar için güçlü bir ifade aracı olduğu görülmüştür. Duyguların doğa aracılığı ile ifadesi ve soyutlanmış biçimlerle olan birliğinin eseri duyusal ifade aracına dönüştürerek benzersiz sanat yapıtı olmasında etkin rol üstlendiği sonucuna varılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde, içsel yönelim ile oluşan biçimsel yapılanmanın soyut biçimlere ulaşma rolünü üstlenen imge, tinsellik, ve otomatist yaklaşım incelenmiştir. Duygusal ve manevi duyguların doğa aracılığı ile soyut bir ifade aracına dönüştüğü, duyulara yönelmenin sanatsal potansiyelin tümüyle ortaya koyulmasında etkin rol üslendiği saplanmıştır. Dördüncü bölümde Worringer ve Kandinsky'nin mutlak olana ulaşmak üzerine kuramsal araştırmaları değerlendirmeye alınmıştır. Tinsellik ve manevi duygulara yönelmenin sanat içinde üstün rol oynadığı, görsel bir deneyimin ötesine geçerek eseri ruhsal ve duyusal olarak benzersiz bir biçime kavuşturduğu ve farklı bir gerçeklik dünyası sunarak yüzeysel görünümün ötesinde ruhani boyutta izleyiciyi etkisi altına aldığı gözlemlenmiştir. Beşinci bölümde, resim sanatında lirik soyut yaklaşımı benimsemiş 14 yerli ve yabancı sanatçının eserleri incelemeye alınmış, eserler biçimsel analiz, eser yorumlama üzerinden değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, duygusal ve manevi duyguların doğa aracılığı ile soyut bir ifadeye aracına dönüştüğü, duyusal ifadeye yönelmenin sanatsal potansiyelin ortaya koyulmasında üstün rol üstlendiği netlik kazanmış. Sanatçının içten gelen manevi duyguların ifadeyi güçlendirerek eseri özgür ve bağımsız kıldığı aynı zamanda, sanat nesnesinin görünür olanın dışında daha geniş kavramları ifade etmesine olanak sağladığı sonucuna varılmıştır.

DeformasyonDoğaDoğalcılık+5
Hayal Özcan Sönmez
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

20. yüzyılda Amerika'da baskı resimde toplumsal eğilimler

Baskı Resim, grafik ve resmin bir yan dalı olarak kabul edilse de oldukça eski bir geleneğe sahip olmasının yanı sıra; deneyselliğe açık, uyarlanabilen, geliştirilebilen yapısı ile anasanat dalı olarak zaman içinde kendine yer edinmiş özgün bir sanat disiplinidir. Fotoğrafın ortaya çıkışına kadar kendi içinde geleneklerini koruyarak yüzyıl boyunca tasvir, reprodüksiyon, kopya etme ve çoğaltma aracı olarak görsel kültürün ve toplumsal belleğin oluşumunda önemli bir mirasın taşıyıcısı olmuştur. Baskı resim sanatçıları ise: Bu görsel ve estetik kültürün oluşumunu sağlayan, tarihe tanıklık eden ve toplumsal olayları eleştirel bir bakış açısıyla gerçekçi, zaman zaman sıra dışı imgelemlerle yansıtan protest üslupları ile baskı resim sanatını zamanın ötesine taşımışlardır. Bu yapısı ile baskı resim kültür ve sanat tarihinde sanatçıların yanı sıra toplumunda odak noktası olmayı her yüzyılda sağlamıştır. Endüstri Devrimi ve sonrasında toplumsal bilinçlenme hemen hemen her alanda varlığını gösterirken sanattaki yansıması, toplumun ihtiyaçlarını gözeterek savunuculuk ve çözüm arayışları temelinde olmuştur. I. Dünya Savaşı sonrasında bütün dünyayı etkileyen, toplumsal değişimlere sebep olan özellikle sanayileşmiş ülkelerde yıkıcı etkileri olan Büyük Buhran döneminin ardından II. Dünya Savaşı'nın yaşanması sanata ve sanatçılara derinden etki etmiştir. Savaşın ağır ve travmatik bir sonucu olarak Avrupa kıtasından Amerika Birleşik Devletleri'ne göçlerin başlaması; farklı kültürden insanların bir araya gelmesi, işsizlik, barınma gibi toplumsal açıdan birçok sorunu beraberinde ortaya çıkarmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında, New York'ta düzenlenen İzlenimci, Fovist, Post-Empresyonist ve Kübist sanatçıların eserlerinden oluşan "Armory Show Sergisi" Modern Amerikan sanatı ve sanatçıları açısından Avrupa sanatının tanınması ve anlaşılması için bir dönüm noktası olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri'nde göçlerle birlikte siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarda yaşanan büyük değişimlerin sebep olduğu çöküşten kurtulmak için 'Yeni Düzen' olarak yürürlüğe giren bir dizi yerli program oluşturulmuştur. Bu program çerçevesinde 'Federal Sanat Projesi' adı altında grafik sanatlar atölyeleri kurulmuştur. Sanat atölyelerinin kuruluşu ile birçok sanatçıya yeni istihdam alanları oluşturularak iş imkanı sağlanmıştır. 1940 sonrasında Amerika Birleşik Devletleri'nde kısıtlı sanatsal faaliyetler, Avrupa'dan göç eden sanatçılarla hareketlenmiş, sanatın merkezini Paris'ten New York'a taşımıştır. İkinci Dünya savaşı sonrası Paris'te bulunan Atölye 17'nin Amerika Birleşik Devletleri'ne taşınması ile Avrupalı ve Amerikalı sanatçıların işbirliği içerisinde çalışmalarının önü açılmıştır. Bu gelişmenin ardından Universal Limited Art Editions'da farklı alanlarda eser üreten sanatçıları bir araya getirilerek şiir ve baskı resimden oluşan özgün bir sanat koleksiyonu oluşturmuştur. Bu galerilerin yürüttüğü öncü çalışmalar ve sergiler ile sanat faaliyetlerine ilgi artmış baskı resim önemli bir gelişim göstermiştir. Pop Art'ın ortaya çıkışı ve önem kazanması ile birlikte tüketim kültürüne dikkat çekilerek popüler kültür imgeleri sunulmuş, gündelik yaşamda kullanılan en basit nesneleri, kitlesel medya ve televizyon/medya figürlerinin baskı resimde de bir ifade aracı haline gelmesine yol açmıştır. 20. yüzyılda yaşanan gelişmeler baskı resim sanatının gündelik hayatın her alanına girmesine katkı sağlamıştır. Sanatçılar içinde bulundukları dönemin düşünce yapısını etkileyecek şekilde topluma yön vermesi açısından da önemli roller üstlenmişler, toplumsal mesajlarını geniş kitlelere aktarma fırsatını bulmuşlardır. Sosyal açıdan gelişen bu süreç ile birlikte baskı resim sanatının teknik gelişimi açısından deneysel ve özgün çalışmalar değişimlerin doğuşuna ve modern sanatın ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Amerika, Baskı resim, Toplumsal, Sanat

20. yüzyılAmerika Birleşik DevletleriAmerikan sanatı+2
Seda Nur Yıldız
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam yazı sanatının Erol Akyavaş eserlerindeki soyut sanat anlayışına etkisi

İnsanlar var olduklarından bu yana farklı iletişim yolları aramışlardır. Ama en verimli iletişimini sağlayacak olan görsel anlatım biçiminden faydalanmışlardır. İlk zamanlardan günümüze kadar gelen mağara resimleri ise bunun kanıtı niteliğindedir. Bu resimlerde ise en çok göze çarpan dertlerini anlatabilmek için çizdikleri şeyleri olağanca sadeleştirmeleridir. Dünyada soyut sanatın doğuşu bu mağara resimlerinden ortaya çıkmaktadır. Türkler İslamiyet öncesi dönemlerinde de kendileri için kutsal saydıkları gök, doğa, ay, yıldız, güneş, Türk mitleri gibi unsurlardan faydalanarak savaş aletlerinin, yemek kaplarının, çadırların, kıyafetlerinin bezemesinde de soyut bir yaklaşımda bulunarak, kültürlerini sergilemişlerdir. Ülkemizde modern sanat anlayışı Batılı tekniklerin alınıp ülkeye getirilmesiyle oluşturulmuştur. Zamanla çeşitli akımlarda eserler veren sanatçılar çok geçmeden kendilerini, kültürel yapılarını ortaya koyacak eserler üretmeye başlamışlardır. Eserlerinde köklerine inmeye ve geleneksel motiflerin yanı sıra geleneksel sanatların birçok dalını resim sanatıyla sentezlemişlerdir. Bunların arasında en çok etkinlik gösteren geleneksel sanat ise İslam yazı sanatıdır. Bu sanatçıların özüne dönerek kendini bulma yolculuğunda gelenek ve öz önemli bir yere sahip olmuştur. Yapılan bu çalışmada Türk resim tarihinden başlanılarak modern resme geçiş ve daha sonrasında Türk soyutunu oluşturma gayretlerinden bahsedilmiştir. Daha sonra sanatçı Erol Akyavaş'ın sanatında eserleri üzerinde İslam yazısının soyut sanat anlayışına nasıl destek verdiğine dair kapsamlı bir araştırma yapılmıştır.

Akyavaş, ErolSoyut resimSoyut sanat+4
Berrin Us Gündüz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk gravür sanatında hayvan imgesi

Tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar uzanan bir süreçte, yazı, çizgi, resim ve sanatın varlığına dair ilk izler tespit edilmiştir. Bu izler, özellikle tarih öncesi dönemlere ait mağara duvarları üzerinde bulunan yazılı, çizgisel ve görsel ifadelerle somutlaşmaktadır. Bu tür ifadeler, insanlık tarihindeki erken dönemlerde, iletişim, anlatım ve anlamlandırma amacıyla kullanılmıştır. Tarih öncesi dönemlerin yaşam biçimi, inançları ve deneyimleri, bu yazı, çizgi, resim ve sanat eserleri aracılığıyla yorumlanmış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bu nedenle, bu tür ifadeler sadece tarihsel bir öneme sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda insanlık kültürünün gelişimine ve evrimine ışık tutmaktadır. İnsanların mağara duvarlarına kazıdıkları av sahneleri, hayvan figürleri ve insan figürleriyle başlayan kazımalar ve oymalar o dönemin birer kimliği haline gelmiştir. Bu kimliğe baktığımızda insanların isimleri, kendilerine sesleniş biçimleri, besin kaynağı için avladıkları hayvanları, belki de bir insanın kendine yakın hissettiği başka bir insanın figürleri görülmektedir. Bu eserler insanın duygularını, fikirlerini yansıtarak bir sanat yolculuğu başlatmıştır. Bu sanat yolculuğu Sümerlerin çivi yazısını bulmasıyla devam etmiş ve yavaş yavaş gravür baskı tekniği oluşmaya başlamıştır. 15. yüzyıl zamanlarında daha çok kuyumcuların kullandığı bu tekniğe, Rönesans ile birlikte sanatçılarında ilgisi artmış ve birçok ünlü sanatçı baskılarıyla bir sonraki sanatçılara ışık olmuşlardır. Bu teknik günümüze kadar gravür baskı adı altında gelmiştir. Bu tez çalışmasının birinci bölümünde, ilk sanatsal olgular, mağara resimleri, baskı sanatları ve gravür sanatının tarihi süreci incelenmiştir. Tez çalışmasının ikinci bölümünde, gravür sanatında hayvan imgesinin kullanımı ve çalışmalarında hayvan imgesine yer veren yabancı sanatçılardan örnekler verilmiştir. Üçüncü bölümde, gravür sanatında hayvan imgesini konu edinen ve çalışmalarında ağırlıklı olarak hayvan figürleri çalışmış Türk baskı sanatçıları araştırılmıştır.

Mehmet Samet Şişek
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batı resminde ameliyat teması

Rönesans öncesi dönemlerde tıp ve sanat ilişkisini konu alan eserler oldukça kısıtlıdır. Bu döneme ait çalışmalar genellikle tıbbi müdahalelerin veya tedavi yöntemlerinin tasvir edildiği çizimlerden oluşmaktadır. Ancak Rönesans dönemi, aydınlanma hareketlerinin etkisiyle tıp ve sanat alanları arasındaki ilişkide önemli bir dönüşümü beraberinde getirmişti. Bu dönemde insan anatomisi üzerine yapılan çalışmalarda büyük bir ilerleme gözlemlenmektedir. Bu gelişme, tıbbi çalışmaları içeren sanat eserlerinin ortaya çıkmasının önünü açtı. Özellikle ameliyat sahneleri, kadavra incelemeleri ve cerrahi müdahalelerin detaylı bir şekilde betimlendiği sanat eserlerinde artış görülmektedir. 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ise anestezinin keşfi, cerrahi müdahalelerde büyük ilerlemelerin önünü açtı. Anestezinin kullanımıyla ameliyatlar daha az ağrılı hale geldi ve bu da cerrahi işlemlerin daha karmaşık ve uzun süreli olmasına olanak sağladı. Bu dönemde cerrahlar, daha önce mümkün olmayan şekillerde hastalıklara müdahale etmeye başladı. Bu tıbbi gelişmeler, sanat alanını da etkiledi ve ameliyat temalı eserlerin doğmasına neden oldu. Bu tez çalışması, batı resim sanatında ameliyat temalı sanat eserlerinin incelenmesini konu almaktadır.

Ahmet Kadir Özcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yerleştirme sanatında göç kavramı

Göç kavramı insanlık tarihi kadar köklü bir olgudur. Göç olgusu, yaşamın tüm döneminde etkin bir role sahip olarak, sanayi ve teknolojik gelişmelerin sonucunda insanların ekonomik, coğrafi ve psikolojik sebeplerden kaynaklı kırsal alanlardan kentsel bölgelere doğru göç etmelerine neden olmuştur. Sürecine ve nedenine göre çeşitlendirilen göç olgusu, 1950'li yıllardan itibaren global bir hareketlilik kazanmıştır. Türkiye'de tarımda ve sanayi alanlarında atılan yenilikler, insanların iktisadi, psikolojik, üst kimlik arayışı aynı zamanda sosyo-kültürel etkileşim istemeleri üzerine kırsal bölgelerden kentsel bölgelere göç etmelerine neden olmuştur. Değişime uğrayan siyasi yapının sanat üzerindeki etkileri, 50'li yıllardan itibaren kendini göstermeye başlamıştır. Dünya genelinde gerçekleşen savaşlar, yenilenmeler ve yapılan göç hareketlerinin sonucunda değişen kültürel kimlik, entegrasyon süreci gibi neticelerin sanat alanında da bazı kırılmalara neden olduğu görülmektedir. Sanatçılar bu dönemde sanata karşı açısını değiştirerek, klasik resim üslup biçiminin dışına çıkmaya yönelik denemelerde bulunmuştur. Bu durum başta dada hareketi olmak üzere 20. Yüzyılın başından günümüze kadar gelen çağdaş sanat hareketlerinde de görülebilmektedir. Çağdaş sanatın içinde bulunan sanat türlerinden biri olan yerleştirme sanatında göç kavramının irdelendiği bu çalışmanın birinci bölümünde göç kavramı, çeşitleri, teorileri ve Türkiye'de gerçekleşen göç dönemleri üzerinde durulmuş, ikinci bölümde yerleştirme sanatı, çeşitleri, mekan mekan-nesne ve izleyicinin birbirleri üzerindeki etkilerinden bahsedilmiş, son bölümde ise yerleştirme çalışmalarında göç kavramını irdeleyen sanatçıların çalışmaları üzerinden göç kavramı eser analizi yapılarak çözümlenmiştir. Bu araştırma, farklı bölümlerden oluşturulmuştur.Tezin genelinde göç kavramının yerleştirme sanatı üzerindeki gösteriliş biçimi ve kavramın alt başlıkları olan aidiyet, uyum, hafıza ve bellek gibi beraberinde gelen kavramları sanatçılar eserlerinde kullanmışlardır. Tez çalışması yerleştirme sanatında göç kavramını işleyen toplam yirmi sanatçı ile sınırlandırılmıştır. Sanatçıların çalışmalarında, göç kavramı sanatçının kavrama yüklediği anlam, mekanın konumu veya kullanılan malzemenin yapısı ile çalışmaya aktardıkları saptanmıştır. Göç kavramının genel detay analizi yapılmak istendiğinde göç kavramının sadece bir neden sonuç ilişkisine bağlı olan demografik bir yer değiştirme hareketinden öte bir kavram olduğu, etkilerinin zaman içinde kaybolmayan tarafı ile yerleştirme çalışmalarında sıklıkla ele alınan ve her sanatçının kendi yaşadığı tecrübeler neticesinde eserlerine yansıttıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Sanat, Göç, Mekan, Sanat Nesnesi, Yerleştirme Sanatı

Büşra Yıldız
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

20. yüzyıl portre resimlerinde ekspresif yaklaşımlar

Antik Roma'dan günümüze portre sanatının evrimi, tarihsel ve kültürel dinamiklerle şekillenmiştir. Bilinen en eski portre örneklerinden olan Fayyum Portreleri, ölen kişinin varlığını ebediyen temsil etmek amacıyla yapılmıştır. Ancak Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte portrelerin anlamı değişmiş ve krallar ve papaların otoritesini simgeleyen bir araç halini almıştır. Portre resimlerinin gelişiminde aynanın rolü büyüktür. Aynalar, sanatçının yüzlerini keşfetmelerine olanak tanımış ve otoportrelerin yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır. 20 yüzyılda akademik normları reddeden sanatçılar, yeni arayışlara birlikte ekspresyonizm akımını ortaya çıkarmışlardır. Bu akım, sanatçıların duygusal ve içsel dünyalarını resmetmelerine olanak tanımıştır. Sanatçıların farklı perspektiflerden bakmaları, üslup farklılıklarını doğurmuştur. Aynı dönem ve koşullarda yaşayan sanatçılar, Ürettikleri eserlerde bu farklılıkları yansıtmıştır. 18. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan duygu kavramı sanatçıların içsel dünyalarını eserlerine yansıtmalarını olanak tanımış, Benzetme kaygısı ortadan kalkmış ve duyguların ön planda olduğu eserler ortaya çıkmıştır. 19. Yüzyılın sonlarında Avrupa'nın buhranlı dönemi ve 20. yüzyılın ilk yarısında gerçekleşen iki büyük savaş, toplum ve bireylerin içsel dünyasını tamamen değiştirmiştir. Bu dönemde yapılan portreler, değişen dünya ve dramatize olan sosyal yaşantıyı yansıtmaktadır. 20 yüzyıla gelindiğinde sanatçılar, portrelerinde kendileriyle içsel bir hesaplaşma ve tinselliği aktarma amacı gütmüşlerdir. Ekspresyonizm sadece bir dönemden ibaret değildir. Geçmiş dönemlerde de dışavurumculuk izlerini görmek mümkündür. Bu bağlamda, dışavurumculuk bir sanat akımı olmanın ötesinde, bir eğilim ve eylem olarak da değerlendirilebilir. 20. yüzyıl boyunca, farklı sanat akımlarında eser üreten sanatçılar, ekspresif etkiler altında portreler üretmiş ve bireylerin iç dünyasını, toplumsal statüsünü ve dönüşümlerini sanatlarına yansıtmışlardır. 19. Yüzyılda fotoğrafın icadı,, portre sanatına yenilikler getirmiştir. Fotoğraflar, insanların bakış açısını değiştirmiş ve dünyayı farklı bir perspektiften görmelerine yardımcı olmuştur. Fotoğrafın portre sanatında kullanılmasıyla doğalcı portre yöntemleri etkisini yitirmiş, sanatçının iç dünyasını ve toplumsal statüsünü yansıtan bir ifade aracı haline gelmiştir. 20. Yüzyıla gelindiğinde, sanatçılar akademik normlardan uzaklaşarak yeni arayışlara yönelmiş ve ekspresyonizm gibi yenilikçi sanat akımlarını ortaya çıkarmışlardır. Bu dönemde üretilen portreler, sanatçının duygusal ve içsel deneyimlerini yansıtan eserler haline gelmiştir. Benzetme kaygısının ortadan kalkmasıyla sanatçılar, görünenin ötesinde tamamen hissettiklerini resmetmeye odaklanmışlardır. Ekspresyonist portreler yoğun duygu ifadeleri, dramatize renk paletleri ve deforme edilmiş biçimlerle karakterize edilmektedir. Dışavurumculuk, yalnızca bir dönemle sınırlı kalmayıp, geçmiş dönemlerde de izlerini göstermiştir. Bu bağlamda, dışavurumculuk yalnızca bir akım olarak değil, bir eğilim olarak da anlam kazanmaktadır. 20. Yüzyıl boyunca, birbirinden farklı sanat akımlarında eser üreten sanatçılar, ekspresif etkiler altında portre resimleri üretmiş ve kişilerin iç dünyasını, toplumsal statüsünü ve dönüşümlerini sanatlarına yansıtmışlardır.

Aleyna Çevik
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa resim sanatında spiral formun kompozisyon bağlamında kullanılması

Sanat, sanatçının içerisindeki duyguları aktarması için bir araçken aynı zamanda toplum içinde tarihi belge niteliği taşımaktadır. Doğada bulunan en yaygın geometrik eğrilerinden biri olan spiral formlar, tarih öncesi çağlardan bu yana çeşitli biçimlerde yer almaktadır. Sanat, bilim, tıp gibi birçok alanda yer alan spiral form, düz bir düzlemin merkez noktasının etrafında eksen oluşturacak şekilde kademeli biçimde genişleyen veya sıkılaşan bir eğri olarak karşımıza çıkmaktadır. "AVRUPA RESİM SANATINDA SPİRAL FORMUN KOMPOZİSYON BAĞLAMINDA KULLANILMASI" adlı bu çalışma da resim sanatında spiral formun kompozisyon bağlamında kullanılması konusunda yapılan bir araştırmadır. Anahtar kelimeler: Resim, sanat, altın oran, fibonacci, spiral.

Gizem Şafak
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dışavurumcu eğilimler bağlamında resimde figüratif soyutlama

"Dışavurumcu Eğilimler Bağlamında Resimde Figüratif Soyutlama" başlığını kapsayan bu araştırmanın temel amacı, 19. ve 20. yüzyılda ortaya çıkan dışavurumcu yaklaşımların, özellikle empresyonizme karşı gelişen, sanatta görünenin ötesindeki gerçeği, sanatçının içsel duygularını vurgulayan eğilimleri anlamaya çalışmaktır. Bu yaklaşımlarda sanatçının, psikolojisi ve yaşantısını, öznel bakış açısıyla yorumlamayarak eserlerine aktarması önemlidir. Sanatçı, eserlerini oluştururken deneyimlerini ve bilinçaltındaki izlenimleri yansıtmayı amaçlar. Araştırmada, figüratif imgeler üzerine odaklanan sanatçıların, içsel yaşantılarını, figür nesneleri aracılığıyla nasıl soyutladıkları ve çözümlendikleri ele alınmıştır. Bununla birlikte sanatçıların dışavurumcu bağlamında nasıl bir yaklaşım sergiledikleri ve içsel dünyalarını nasıl ifade ettikleri incelenmeye çalışılmıştır. Dışavurumcu anlayış, sanatçının öznel ifadesini bulduğu bir anlatımdır. Figüratif resim, dışavurumcu ifade biçimlerinden biridir ve sanatçının eserlerinde kendine özgü bir dil geliştirmesini sağlar. Sanatçı, soyutlama ve dışavurum aşamasında içsel dürtülerinin izlerini resimlerine yansıtır. Araştırmada, sanatçının eserindeki içsel unsurların yansımasına odaklanılarak resimsel soyutlama aşamasındaki figüratif ifadeler çözümlenmekte ve soyut dışavurumcu etkilerin resimsel çerçevede incelenmesine odaklanılmaktadır. Yapıtların soyutlama süreçleri ile sanatçıların içsel dünyaları arasındaki bağları öne çıkaran bu çalışma, dışavurumcu anlayışla birlikte kişisel üretim sürecini destekleyen ayrıntıları inceleyen ve anlamlandıran bir çabayı içermektedir. Bu araştırma, Dışavurumcu etki altındaki sanatsal akımların evrimini inceleyerek, Dışavurumculuk akımının doğuşundan başlayıp Soyut Dışavurumculuk ve Yeni Dışavurumculuk içindeki soyutlama etkisinin anlaşılmasına odaklanmaktadır. Bunu anlamak için dışavurumcu akımların tarihsel ve temel özellikleri incelenmiş, soyut dışavurumcu etkinin sanatsal evrimi araştırılmış, özellikle soyut dışavurumcu akımın ortaya çıkış sürecinde etkili olan Fovizm, Dadaizm ve Sürrealizm gibi akımlara da değinilmiştir. Araştırmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve Dışavurumcu bağlamda soyut figüratif çalışmalar yapan belli başlı sanatçıların eserleri üzerinde analizler yapılarak çalışma sınırlandırılmıştır.

Selin Başağ
Süleyman Demirel University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Resim sanatında form olarak spiralin kullanımı

Gerçekleştirilen bu tez aşamasında, resim sanatında form olarak spiralin kullanımı araştırılmıştır. Spiral formu tarih öncesi çağlardan bu yana toplumun farklı disiplinlerde nasıl ve hangi amaçla ele aldığı, resim sanatına katkıları, asıl esin kaynağının ise "doğa" olduğu ele alınmıştır. Bu bağlamda, spiral formun tarihsel, kültürel ve sanatsal yönleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiş, hem matematiksel tanımları hem de altın oran gibi geometrik kavramlardaki yeri ele alınmıştır. Ritüellerde ve dini inançlarda sahip olduğu sembolik anlamlar, toplumların dünya görüşlerini şekillendirme ve sanat üretimlerini etkileme biçimleriyle değerlendirilmiştir. Aynı zamanda Türk ve Avrupa sanatındaki örnekler üzerinden spiral formun estetik ve kavramsal bir araç olarak kullanımı araştırılmış, doğanın döngüselliği ve sonsuzluk kavramlarına yapılan vurgularla bağlantısı ortaya konulmuştur. Bu araştırma, sanatın doğadan ilham alarak oluşturduğu formların hem geçmiş hem de günümüz sanat pratiklerine etkisini kapsamlı bir perspektifle sunmuştur. Sonuç olarak nitel araştırma yöntemlerinden literatür tarama kullanılarak elde edilen bulgular, spiral formun tarihinin antik çağlar öncesine dayandığını ve zamanla korunarak yeni anlamlar kazandığını göstermektedir. Bu form, ilk anlamlarını muhafaza ederek, farklı disiplinlerde ve günlük yaşamımızda sürekli olarak karşımıza çıkan bir motif olmuştur. Doğa var olduğu sürece, matematiksel olarak tanımlanabilen ve birçok farklı biçimde kendini gösteren spiral, varlığını sürdürecektir. Bu çalışmada her dönemde ve her toplumda kullanılan bu formun nasıl bir evrenselliğe ulaştığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, evrenselliği kanıtlanmış bu şeklin farklı disiplinlerde ve özellikle resim alanında ne denli yaygın bir şekilde kullanıldığı vurgulanmış ve modern dünyada bu kullanımın süregeldiği gibi gelecekte de devam edeceğine dikkat çekilmiştir.

Resim sanatıSpiral
Kübra Göçer
Süleyman Demirel University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2024
00
Sanatta YeterlikAçık ErişimTR

Resim sanatında deformasyonun tarihsel boyutu (1500-1998)

Resim sanatında deformasyon, yalnızca fiziksel bozulmaları değil aynı zamanda estetik, kültürel ve toplumsal mesajların da iletilmesine katkıda bulunan önemli bir sanatsal tekniktir. Bu teknik yıllar boyunca pek çok sanatçı tarafından yaşadıkları dönemlere bağlı olarak değişimler geçirmiştir. Ancak deformasyon sadece sanatçıların akım dayanaklı ortaya koydukları biçim bozumundan başka bireyin bedeninde gerek doğuştan gerekse sosyal, kültürel ve patalojik pek çok nedene bağlı olarak da varlığını ortaya koymaktadır. Buna bağlı olarak nitel araştırma yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışmada 1500-1998 yılları arasında figüratif sanatın deformasyon bağlamında farklı dönemlerde nasıl evrildiği ve sanatçıların deformasyonu estetik bir araç olarak nasıl kullandıkları üzerine durulmuştur. Tezin amacı, deformasyonun resim sanatında nasıl kullanıldığını ve bu kullanımın sanatsal ve toplumsal bağlamlarda ne tür anlamlar içerdiğini ortaya koymanın yanı sıra deformasyonun hem gerçek hem de hem de sanatçının isteği dışında gelişen durumlarının resim sanatı içerisinde kullanımlarını analiz etmektir. Çalışmanın ilk bölümleri, Rönesans'tan modern sanata kadar figüratif deformasyona bağlı olarak bedenin durumu genel olarak incelemektedir. Bu süreçte sanatçılar, figürleri deformasyon teknikleriyle yeniden şekillendirerek estetik sınırları zorladıkları görülmüştür. Bu incelenemeden sonra deformasyon ve deformasyonu ortaya çıkaran diğer yardımcı kavramlar açıklanmıştır. Gerekli açıklamaların ardından diğer bölümlerde, tezin bulgularıyla deformasyonun sadece estetik bir unsurun ötesinde, toplumsal ve bireysel mesajların güçlü bir araç olduğu görülmüştür. Ayrıca engellilik, biyolojik ve patolojik deformasyonlar, sanatçılar tarafından estetik bir bakış açısıyla ele alınmış, figürler aracılığıyla toplumsal eleştiriler yapılmıştır. Son bölümde ise yazarın kendi sanatsal çalışmaları, deformasyon temasına dayanarak analiz edilmiş, deformasyonun resim sanatında estetik, toplumsal ve bireysel anlamlarını irdelenerek figüratif sanatın geniş anlatım olanaklarını vurgulanmaya çalışılmıştır.

Uğur Karabulut
Süleyman Demirel University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Plastik ifadenin bir aracı olarak Gustave Courbet'nin palet bıçağı tekniğinin incelenmesi

Gustave Courbet, 19. yüzyıl sanatının en önemli temsilcilerinden biri olarak öne çıkmıştır. Sanat anlayışıyla dönemin geleneksel anlayışına meydan okuyan Courbet, resimlerinde fırça yerine palet bıçağı kullanarak kendine özgü bir üslup yaratmıştır. Palet bıçağı tekniğini kullanarak güçlü bir doku ve biçim etkisi elde etmiş, yüzeye gerçekçi bir şekilde hareket ve canlılık kazandırmıştır. Bu teknik hem Courbet'nin anlatım dilinde hem de Realizm akımının gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışma, Gustave Courbet'nin palet bıçağı tekniğini plastik ifade açısından incelemeyi ve bu tekniğin hem sanatçının anlatımına hem de dönemin sanatsal gelişimine olan katkılarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada nitel yöntem ve plastik analiz yöntemi kullanılarak Courbet'nin eserleri tematik bir sırayla analiz edilmiştir. Ayrıca bu analizlerden yola çıkılarak palet bıçağı tekniğinin uygulamada nasıl kullanılabileceği ele alınmış ve bu bağlamda değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca Courbet'nin bu yenilikçi yaklaşımı yalnızca Realizm akımını etkilemekle kalmamış aynı zamanda modern sanatın şekillenmesinde de önemli bir mihenk taşı olduğu görülmüştür. Bu nedenle bu çalışma Courbet'nin resimlerinde kullandığı bu teknik üzerinden Realizm' in derinliğini ve dönemsel etkilerini anlamayı da hedeflemektedir.

Ayşe Nihal Karataş
Süleyman Demirel University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fahrelnissa Zeid resimlerinde kadın figürlerinin renk, doku ve geometrik form bağlamında incelenmesi

Bu tez çalışmasında, Osmanlı döneminden Cumhuriyet'in kuruluşuna kadar uzanan döneme şahitlik etmiş, gelişmeleri ve kültürü yakından deneyimlemiş ayrıca Sanayi-i Nefisse Mektebi'nin ilk kadın öğrencilerinden biri olarak karşımıza çıkan Fahrelnissa Zeid ve eserleri ele alınmıştır. Sanatçı, o dönemlerde toplumda yer alan güçlü bir kadın figürü olmanın yanı sıra çok yönlü oluşuyla eserlerini üretmiş ve başarılarıyla tarihte önemli bir yere sahip olmuştur. Bu doğrultuda tezin amacı Fahrelnissa Zeid resimlerinde kadın figürlerinin renk, doku ve geometrik form bağlamında incelenmesi olarak belirlenmiştir. Yapılan alan taraması sonrasında alanda çalışılmak istenen konu ile ilgili herhangi bir çalışma olmadığı görülmüştür. Zeid gibi resim sanatına eserleriyle katkıda bulunan bir sanatçının alandaki önemine vurgu yapmak amacıyla sanatçının eserleri incelenmiştir. Fahrelnissa Zeid'in, renkli hayatından ve sanat yolculuğundan bahsedilip sanatın farklı dalları ile ilgili olan aile fertlerine de kısaca değinilmiştir. Daha sonra resim sanatında geçmişten günümüze kadın figürü kavramı üzerinde durulmuştur. Sanat elemanlarından olan renk, doku ve geometrik form açıklanarak resim sanatı tarihine katkıda bulunmuş sanatçıların eserleriyle sanat elemanları örneklendirilmiştir. Açıklaması yapılmış olan renk, doku ve geometrik formun Fahrelnissa Zeid resimlerinde uygulanış biçimleri incelenmiştir. Ve bu inceleme sonrasında sanatçının eserlerinden esinlenilerek sanatsal üretim yapılmıştır.

Cansu Öz
Süleyman Demirel University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yalvaç Pisidia Antiokheia bölgesindeki mimari parçaların üzerindeki imgelerin resim sanatında deneysel üretime katkısı

Isparta ilinin Yalvaç ilçesinde bulunan Pisidia Antiokheia'nın, bulunduğu çevreye kültürel değer kattığı görülmektedir. Geçmişten günümüze uzanan bir köprü niteliği taşıdığı düşünülen antik kentte yapılan kazı çalışmaları sonucunda bir zamanlar kenti oluşturmuş olan mimari parçalara ulaşıldığı gözlemlenmektedir. Mimari parçaları incelemek maksadıyla Yalvaç müzesi ve antik kentte gezi ve gözlemler yapılmıştır. Yapılan gezi ve gözlemlerin neticesinde Yalvaç Pisidia Antiokheia bölgesindeki mimari parçaların üzerinde çeşitli imgelerin bulunduğu görülmüştür. Antik kentteki mimari parçaların üzerinde bulunan imgeleri resim sanatıyla ilişkilendirerek üretimde bulunmak için disiplinlerarası bir yaklaşımla hareket edilmiştir. Tez çalışmasında Yalvaç Pisidia Antiokheia bölgesindeki mimari parçaların üzerindeki imgelerin resim sanatında deneysel üretime katkısının bulunup bulunmadığı sorusuna yanıt aranmıştır. Yapılan literatür taraması sonucunda konuyla ilgili herhangi bir çalışmanın bulunmadığı görülmüştür. Alana pozitif katkı sunacağı düşünülen çalışmada Yalvaç Pisidia Antiokheia bölgesindeki mimari parçaların üzerindeki imgeler incelenmiştir. Mimari parçaların üzerinde bulunan pek çok imgenin arasından ranke, inci-boncuk dizisi, diş dizisi, ion-kymation, bezeme, rozet ve akanthus imgeleri deneysel üretimde kullanılmak üzere belirlenmiştir. Mimari parçaların üzerindeki imgelerin resim sanatında kullanılmasıyla yapılan deneysel üretimlerle Pisidia Antiokheia'nın önemine dikkat çekilmesi amaçlanmaktadır.

Buse Aybüke Uyanık
Süleyman Demirel University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Resim sanatında parçadan bütüne gidiş (Dijital resim sanatı örneği)

Bu tez çalışmasında, sanat içerisinde dijitalleşmenin resim sanatına etkilerini kuramsal ve kavramsal düzlemde ele alınmaktadır. Dijital teknolojilerin sanat üretim süreçlerine dahil edilmesi ile ortaya çıkan yeni ifade biçimleri "parçadan bütüne gidiş" anlayışı çerçevesinde incelenmektedir. Sanat tarihinin geleneksel çizgisinden farklı olarak dijitalleşmeyle birlikte sanat, yalnızca fiziksel bir üretim nesnesi olmaktan çıkarak yazılım, veri ve görsel kodlar aracılığıyla şekillenen, çok katmanlı ve çoğaltılabilir bir yapı olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda dijital sanat, estetik üretimin hem anlamını hem de sunum biçimini değiştirmektedir. Tezin kuramsal çerçevesi; dijital sanatın kavramsal temelleri, geleneksel sanatla olan ilişkisi ve ayrışma noktaları, dijital araçların sanatçının ifade olanaklarını nasıl genişlettiği gibi temel sorular üzerinden ele alınmaktadır. Özellikle 20. yüzyıl modern sanat akımlarının dijital estetik üzerindeki etkileri, dönemin toplumsal ve teknolojik koşullarıyla birlikte incelenmekte, bu etkilerin dijital araçlarla yeniden üretildiği ve yorumlandığı süreç analiz edilmektedir, ayrıca çalışmada yapay zekâ, artırılmış gerçeklik ve yazılım tabanlı üretimlerin sanat alanındaki yeri ele alınmakta, izleyici ile eser arasındaki ilişkinin dönüşümüne dikkat çekilmektedir. "Parçadan bütüne gidiş" yaklaşımı ise dijital sanatın yapısal özelliklerini açıklamak adına ele alınmakta, dijital platformlarda parçalı görsel öğelerin nasıl bütünsel ve anlamlı kompozisyonlara dönüştüğü analiz edilmektedir. Sonuç olarak tez, dijitalleşmenin sanatı salt teknolojik bir değişim alanı olarak değil, aynı zamanda düşünsel, estetik ve toplumsal dönüşümün göstergesi olarak ele alınması gerektiğini savunmakta ve günümüz sanat üretiminde dijital yapının belirleyici rolünü vurgulamaktadır.

İlayda Erdoğan
Süleyman Demirel University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Feminist manifestolar ve Türk sanatındaki yansımaları: Tomur Atagök eserlerinin feminist ideoloji ile etkileşimi

Bu tez, feminist manifestoların ve feminist ideolojinin Türk resim sanatına etkilerini incelemeyi ve bu etkinin Tomur Atagök'ün eserleri üzerinden nasıl şekillendiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında güçlenen feminist hareketler, sanatta kadın kimliği, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın temsiline yönelik kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Türkiye'de feminist düşüncenin sanata yansımaları, Batı'daki gelişmelerle paralel biçimde oluşmuş; özellikle 1980'lerden sonra feminist teori sanat pratiğinde daha belirgin hale gelmiştir. Bu bağlamda Tomur Atagök, feminist ideolojiyi eserlerine entegre eden ve kadın figürünü güçlü, bağımsız bir özne olarak tanımlayan önemli sanatçılar arasında yer almaktadır. Atagök'ün çalışmalarında feminist manifestoların izleri; geleneksel kadın temsillerini dönüştürme, kadın bedenini edilgen bir nesne olmaktan çıkarma ve kadın kimliğini direnç, güç ve özneleşme kavramlarıyla yeniden kurma biçiminde ortaya çıkmaktadır. Tez kapsamında feminist düşüncenin tarihsel gelişimi, Türk sanatına etkileri ve feminist söylemin sanatsal pratiklere nasıl entegre edildiği ele alınmaktadır. 1960'lardan itibaren Batı'da ivme kazanan feminist hareketlerin sanatta yarattığı dönüşüm, kadın kimliği ve toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eleştirel bir alan oluşturmuştur. Türkiye'de aynı süreçte kadın sanatçıların feminist söylemi güçlendiren üretimleri artmış ve toplumsal cinsiyet temelli sorunlara yönelik sanatsal duyarlılık görünür hale gelmiştir. Atagök'ün eserlerindeki feminist temaların değerlendirilmesi, feminist ideolojinin Türk resmine katkılarını anlamak açısından önemli bir perspektif sunmaktadır.

Feminizm
Neslişah Sarıkaya
Süleyman Demirel University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Resim sanatında volkanik dağ teması

Volkanik dağların, yeryüzündeki yaşamı biçimlendiren başlıca doğal unsurlardan biri olduğu bilinmektedir. Volkanik dağlar insanlık tarihinin erken dönemlerinden itibaren birçok kültür ve inanç siteminde, yarattığı yıkım ve korku nedeniyle tanrı/tanrıların gazabının bir sembolü olarak görülmüştür. Söz konusu bakış açısıyla, volkanik dağlar tarihsel süreçte çeşitli sanatçılar tarafından eserlere konu olmuştur. Bu kapsamda yapılan araştırmada, resim sanatında volkanik dağ temasının nasıl temsil edildiğinin sanatsal, tarihsel ve kültürel bağlamda ortaya konulması düşünülmüştür. Bu bağlamda araştırmanın amacı, XVIII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren günümüze kadar uzanan süreçte volkanik dağ temasını kendilerine konu edinen sanatçıların eser örneklerini incelemek ve elde edilen bulgu ve yorumlarla ilgili literatüre katkı sağlamaktır. Araştırma, nitel yöntemle yürütülmüş olup, tarihsel bağlam, kültürel arka plan ve sanatsal yaklaşımlar dikkate alınarak temaya odaklanan seçili eserler çözümlemeye tâbi tutulmuştur. Araştırmada Pierre-Jacques Volaire, Joseph Wright of Derby, Johan Christian Dahl, Ivan Aivazovsky, Charles Furneaux, Jules Tavernier, David Howard Hitchcock, Dr. Atl, Max Ernst ve Keith Grant gibi farklı dönem ve coğrafyalarda üretim yapmış sanatçıların eserleri değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, özellikle XVIII. yüzyılda Avrupa'da meydana gelen volkanik patlamaların ardından bu temaya yönelik ilginin arttığı görülmüştür. Konu kapsamında incelenen sanatçıların hepsinin volkanik dağlara eserlerinde plastik bir ifade aracı olarak yer verirken çoğunluğa yakın bir kısmının ise doğrudan tanıklık ettikleri bu doğa olayına eserlerinde görsel belge niteliği taşıyan üretimler olarak da yer verdikleri saptanmıştır.

Senem Aslan
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00