
41
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye'de demiryollarının serbestleştirilmesi sürecinin iç ve dış dinamikler bağlamında değerlendirilmesi
TÜRKİYE'DE DEMİRYOLLARININ SERBESLEŞTİRİLMESİ SÜRECİNİN İÇ VE DIŞ DİNAMİKLER BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ Türkiye'de 1980 yılı sonrası Avrupa Birliği, Dünya Bankası ve IMF'nin etkisiyle serbest piyasa ekonomisi benimsenmeye başlanmış ve ekonomide devlet müdahalelerini azaltmak, devleti küçültmek için reform çalışmaları yürütülmüştür. Bu dönemde devletin ekonomiden elini çekmesi sürecindeki en önemli uygulama özelleştirme serbestleştirme uygulamaları olmuştur. Tezin birinci bölümünde Türkiye'deki planlı ekonomi politikaları ve Kamu İktisadi Teşebbüsleri anlatılmış, devamında Türkiye ekonomisinin dönüşümü ve serbest piyasa ekonomisinin benimsenmesi süreci, iç ve dış nedenleriyle birlikte açıklanmıştır. Türkiye'de devletin küçültülmesi ve kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması sürecinin bir parçası olan KİT'lerin özelleştirilmesi-serbestleştirilmesi sürecinin anlatılmasıyla birinci bölüm tamamlanmıştır. İkinci bölümde Avrupa demiryolu reformu örnek alınarak gerçekleştirilen, demiryolu sektörünün ve TCDD'nin yeniden yapılandırılması anlatılmıştır. 2013 yılında çıkarılan 6461 sayılı Türkiye'de Demiryolu Ulaştırmasının serbestleştirilmesi Hakkında Kanun'la hukuki olarak tamamlanan demiryolunu serbestleştirme sürecinin yirmi yılı aşkın bir altyapısı bulunmaktadır. Avrupa Birliği ve Dünya Bankası rehberliğinde hazırlanan reform raporları ve Türkiye ekonomisinin dönüşümü ışığında irdelenen demiryolları serbestleşme sürecinin 2017 yılı itibariyle mevcut durumu, riskleri ve sorunları da değerlendirilmiştir.
Türkiye'de geçici koruma kapsamında bulunan Suriyelilere yönelik politikaların sosyal hizmetler açısından değerlendirilmesi
2011 yılında Ortadoğu halkları tarafından mevcut yönetimlere karşı insan hakları, sosyal adalet, demokrasi ve refah gibi çeşitli reform talepleri nedeniyle ayaklanmalar baş göstermiştir. Arap Baharı olarak adlandırılan bu hareketlilik sonucunda patlak veren Suriye krizi bir iç savaşa dönüşmüştür. Etkileri halen sürmekte olan Suriye iç savaşında birçok terör örgütü, dış aktörler ve rejim arasında ortaya çıkan çatışmalar devam etmektedir. Birçok Suriyeli meydana gelen iç savaş ve terör saldırıları nedeniyle yaşamını yitirmiş, travma geçirmiş veya ülkelerini terk ederek başka ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır. Suriye halkının göç konusunda en çok tercih ettiği ülkelerin başında şüphesiz Türkiye gelmiştir. Bunun sebebi Türkiye'nin Suriyelilere yönelik geliştirdiği açık kapı politikası itibariyle hedef bir ülke olması ve Asya ile Avrupa arasında geçişlerin rotasında bulunmasıyla ilgilidir. Türkiye, Suriyelilere kapılarını açarak onlara ev sahipliği yapmış ve ihtiyaç duydukları her alanda çeşitli haklar tanıyarak birçok hizmet sunmuştur. Türkiye'nin Suriyelilere yönelik göç politikaları ile bu kapsamdaki sosyal politikaları ve bu politikalar doğrultusunda sunduğu sosyal hizmetleri bulunmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin ve AB'nin Suriye dış politikası ile Suriyelilere yönelik göç politikaları ele alınmıştır. Bir sosyal afet olarak göç olgusu irdelenmiş, afet ve göç olguları ile sosyal hizmetler ilişkilendirilmiştir. Çalışma literatür taraması şeklinde hazırlanmıştır. Bu doğrultuda ulusal mevzuat ve uluslarası müktesebat ile kurumsal faaliyet raporları ve alan araştırması verilerinden yararlanılmış ve özgün şekiller oluşturulmuştur. Türkiye'nin Suriyelilere yönelik politikaları sunduğu sosyal hizmetler açısından değerlendirilmiş ve politik, hukuki, pratik, kavramsal sorun ve aksaklıklar hakkında çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
112 acil sağlık hizmetleri istasyonlarında görevli sağlık personellerinin afetlerde ilk yardım uygulamalarının bilgi düzeylerinin ölçülmesi: Bitlis örneği
Tüm dünyada olduğu gibi ve Ülkemizde de her yıl yaşanan afetler yüzünden çok sayıda insan hayatını kaybetmekte veya yaralanmaktadır. Afetler sırasında acil sağlık hizmetlerinin yerinde ve zamanında müdahalesi afetlerle mücadelede oldukça önemlidir. Bu nedenle acil sağlık ekiplerinin afet tıbbı konusunda yeterince bilgi ve beceriye sahip olmaları gerekir. Bu tezin amacı 112 acil sağlık personellerinin afetler sırasındaki ilk yardım konusunda bilgi ve becerilerini ölçmektir. Bu amaçla Bitlis ili kapsamında sağlık çalışanları üzerinde bir anket çalışması yürütülmüştür. Bu anket çalışmasında yaş, cinsiyet, meslek, eğitim gibi tanımlayıcı sorularının yanında bilgi düzeylerini ölçmek için 20 adet çoktan seçmeli soru sorulmuştur. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi için bir dizi istatiksel analizler yapılmıştır. Öncelikle örneklerin dağılımlarının normal dağılıma uyup uymadığı test edilmiştir. Daha sonra, normal dağılıma uyan örnekler üzerinde parametrik testler, normal dağılıma uymayan örnekler üzerinde ise parametrik olmayan (non-parametrik) testler uygulanmıştır. Analizler sonucunda, yaş, tıbbi eğitimi, tecrübe gibi değişkenlerinin acil sağlık çalışanlarının başarı düzeyleri açısından anlamlı şekilde farklılaştığı görülmüştür. Sonuç olarak, afetler sırasında daha etkin bir acil müdahale için acil sağlık çalışanlarının teorik ve uygulamalı eğitimlerine ağırlık verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bitlis ili devlet hastanelerinde çalışan hemşirelerin afet hazırlığı ve hazırlık algısının incelenmesi
Bu araştırma, hemşirelerin afetlere yönelik hazırlığı ve hazırlık algılarını incelemek üzere yapılmıştır. Çalışma, Bitlis İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı sağlık tesislerinden Bitlis Devlet Hastanesi, Tatvan Devlet Hastanesi, Ahlat Devlet Hastanesi, Adilcevaz Onkoloji Hastanesi, Güroymak Devlet Hastanesi, Hizan Devlet Hastanesi ve Mutki İlçe Hastanesi'nde kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın evreni Bitlis İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı devlet hastanelerinde görev yapan 424 hemşire oluşturmuştur. Herhangi bir örnekleme yapılmadan evrenin tamamı alınmıştır. Ancak çalışma 330 hemşire ile tamamlanmıştır. Araştırmacı tarafından verilerin toplanmasında "Bireysel Bilgi Formu" ve Özcan tarafından geliştirilen "Hemşirelerde Afete Hazırlık Algısı Ölçeği"nden yararlanılmıştır. Veriler 09.07.2018-23.08.2018 tarihleri arasında hafta içi günlerde hastanelere gidilerek yüz yüze görüşme tekniğiyle derlenmiştir. Verilerin analizinde aritmetik ortalama, sayı, yüzde, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney testi kullanılmıştır. HAHAÖ (Hemşirelerde Afete Hazırlık Algısı Ölçeği)'ya göre hastanelerde çalışan tüm hemşirelerin hazırlık algıları yüksek bulunmuştur. Mutki İlçe Hastanesi'nde çalışan hemşireler en yüksek hazırlık algısına sahip iken; Tatvan Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşireler ise en düşük hazırlık algısına sahiptir. Çalışmada afetle ile ilgili eğitim alan hemşirelerin, afet eğitimi almayan hemşirelere göre hazırlık algıları daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmada afet deneyimi yaşayan hemşirelerin afet deneyimi yaşamayan hemşirelere göre afet hazırlık algısı yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak; hemşirelerin hazırlık algılarının yüksek, müdahale ve afet sonrası algıları ise orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Ancak hemşirelerin bireysel özelliklerinde ise afete kısmen hazır olduğu görülmüştür.
Afet yönteminde arama kurtarma ekiplerinin rolü: Adana AFAD örneği
Afetin birçok tanımı yapılması karşın en genel tanımı toplumun tamamı veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan, etkilenen toplumun baş etme kapasitesinin yeterli olmadığı doğa, teknoloji veya insan kaynaklı olay olarak nitelemiştir. Afetleri en zararla atlatabilmek için oluşturulan afet yönetimi sisteminin afet ve acil durum öncesi, sırası ve sonrasında yapılması gereken çalışmaların, planlanması, yönlendirilmesi, koordine edilmesi, desteklenmesi ve uygulanabilmesi için toplumun tüm kurum ve kuruluşlarıyla, kaynakların bu ortak hedefler doğrultusunda yönetilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada Adana ili afet müdahale planı başta olmak üzere afetlerle ilgili tüm yerel planlar incelenmiştir. Adana il Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ve afetlerde işbirliği içeresinde olması gereken tüm kamu kurum kuruluşlarının, afet ve acil durumlarda gereken mücadelede hazırlık, müdahale süreçleri araştırılarak afet ve acil durum anında, insan hayatı ve maddi kayıpların en aza indirgenebilmesi için gerekli tedbirlerin aldırılması ve daha etkin bir afet müdahale sistemi oluşturmak amaçlanmıştır.
Afetlerde karekod sistemi ile risk gruplarına erken müdahale
Afetler, insanların kendi kapasiteleriyle baş edemedikleri durumken başkasının bakımına muhtaç olan risk gruplarının bundan etkilenmemesi olanaksızdır. Ülkemiz jeopolitik konumu, düzensiz nüfus artışı, gelişmekte olan bir ülke olması, sanayileşmenin artması, alt yapı yetersizlikleri ve sayılabilecek pek çok neden dolayı sıklıkla afetlere maruz kalmaktadır. Yardıma ihtiyaç duyan dezavantajlı toplum bireylerinin afet anında kolay erişilebilir ve kimliklendirilebilir konumda olmaları oldukça önemlidir. Bu tez çalışmasının temel amacı en hızlı, doğru ve güvenilir bilgiyle yalnız yaşayan yaşlılara, olay sırasında anne-babasını kaybetmiş çocuklara, kadınlara, kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri her hangi bir noksanlık sonucu yapamayanlara, kendi hastalığı olan ve afetler de zarar görmüş kronik hastalığı bulunanlara gerekli müdahaleyi sağlayacak bilgilerin önceden depolanmasını sağlamaktır. Bu çalışmada afetlerden etkilenecek risk grupları belirlenmiş ve bu kişilere ait veriler karekod sistemine aktarılmıştır. Öncelikle risk gruplarındaki (engelliler, kronik hastalar, yaşlılar, çocuklar ve kadınlar) bireyler belirlenmiş ve daha sonra web sitesi üzerinden karekod oluşturulmuştur.
Batman ili 112 Acil Sağlık Hizmetleri çalışanlarının afet bilinci konusundaki bilgi düzeyleri
Dünya tarihi boyunca her dönemde insanoğlunun karşılaştığı en büyük sorunlardan biri afetler olmuştur. Gelişen dünya ve artan nüfus etkisiyle gün geçtikçe daha fazla afet çeşidi ortaya çıkmış olup zarar verici etkileri artmıştır. Afet sonrası görülen etkiler, toplumda fiziksel, ruhsal ve ekonomik olarak ciddi kayıplara neden olmaktadır. Afet; ekonomik, sosyal ve fiziksel kayıplara yol açan, gündelik hayatı ve günlük faaliyetleri kesintiye uğratarak veya durdurarak toplumları etkileyen durumlardır. Afetler etkisi altına aldığı toplumun üstesinden gelemeyeceği olaylardır. Afet yönetimi, zararlarının azaltılabilmesi ve afetlerin önlenmesi için afet öncesi, afet anı ve afet sonrasında yapılması gereken teknik çalışmaları ve ilgili yasaları belirlemektedir. Afet yönetim sisteminde yer alan acil sağlık personellerine önemli görevler düşmektedir. Sağlık personellerinin afet, afet bilinci ve afet yönetimi hakkında bilinçli olmaları büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple sağlık personelinin afet bilinci konusunda yeterli bilgiye sahip olup olmadıkları yapılan çalışmayla ortaya konacaktır. Yapılan çalışmada Batman 112 Acil Sağlık Hizmetlerinde çalışan sağlık personellerinin bilgi düzeyleri, tutum ve davranışları incelenmiştir. Analizler için IBM SPSS 25.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Veriler incelendiğinde, katılımcıların %6,9'u 25 yaş ve altı, %49,4'ü 26-35 yaş grubunda bulunduğu görüldü. Katılımcıların %10,9'u lise, %37,4'ü ön lisans, %24,1'i lisans, %19'u lisans tamamlama ve %8,6'sı lisansüstü eğitim mezunu olduğu saptandı. Katılımcıların %43,7'si erkek, %56,3'ü kadındır. Katılımcıların büyük bir oranının acil tıp teknisyeni (%55,7) ve acil bakım ambulans teknikeri (%20,1) olduğu görüldü. Katılımcıların %13,2'si 1-5 yıl, %32,2'si 6-10 yıl ve %21,8'i 16 yıl ve üzeri mesleki deneyime sahip olduğu görüldü. Katılımcıların (%39,3)'ü devleti, afet öncesi tedbir alma konusunda sorumlu görmektedir. Katılımcıların afet tatbikatlarının etkili ve eğitici olmalarını düşünmelerine (%56,9) karşın, kurumda yapılan afet tatbikatların (%37,4) yetersiz olduğu belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Acil Sağlık Hizmetleri, Afet Bilinci, Afet, Acil Durum, Afet Yönetimi.
Nemrut Dağının oluşturabileceği risk faktörlerinin incelenmesi
Nemrut Volkanik Dağının Risk Faktörlerinin İncelenmesi tez çalışması ile özelde Bitlis ilimizin Nemrut sönmüş volkanik dağının genelde Türkiye ve Dünya üzerinde bulunan volkanik dağların insan yerleşim yerlerine ve tabiatta yaşayan tüm türler ve ekosistem üzerinde oluşturacağı muhtemel riskleri araştırmak ve bunun tüm izlenebilir süreçleri ile birlikte raporlamasını tamamladıktan sonra, geliştirilebilir daha başka çalışmalara örnek olabilecek hale getirmektir. Kapsam bakımından küresel bir yönü bulunan Dünya üzerindeki tüm volkanik dağları izleyebilecek ve diğer paydaş bilim insanları ile birlikte yine Dünyanın oluşumu ve şekillenişini ayrıca iklim üzerindeki etkilerini anlamaya katkı sunacak birçok aşamayı kapsamaktadır. İnsanlığın Dünya'ya gelişi güzel yerleşmesi yerine, planlanmış, tabiatı tahrip etmeyen ve muhtemel felaket senaryolarına hazırlıklı, küresel anlamda tatmin edici şehircilik planlamaları yapılmalıdır. İnsanlığın tarih boyunca maruz kaldığı yanardağ püskürmelerine bağlı felaketler, kutsal kitaplara ve diğer tüm dünya klasiklerine yansımıştır. Bu yönüyle bakıldığında bile sorunun küresel bir yerleşim sorunu halini aldığı müşahhas örnekleri ile karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu volkanik riskleri ve özelde Nemrut Volkanik Dağının Risk Faktörlerini minimum düzeye indirmek modern insanın kolaylıkla yapabileceği bir şeydir. Bu tez çalışması ile Nemrut Volkanik dağının yeniden aktif hale geçmesi durumunda, volkanik patlamanın patlama öncesi, patlama anında ve patlama sonrasında yapılacak tüm planlamalara örnek olması düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kaldera, Nemrut Volkanik Dağı, Volkanik Patlama, Yanardağ
Bitlis ili itfaiye çalışanlarının afet bilgi düzeyi ve afetlere hazırlık durumunun araştırılması
Bu araştırma, Bitlis ili itfaiye çalışanlarının afet bilgi düzeyi ve afetlere hazırlık durumunu kapsayan nicel verilere dayalı betimsel tarama modelinde bir araştırmadır. Araştırmanın kurgulanan kuramsal modeline göre ana problem ekseninde altı adet alt problem oluşturulmuştur. Araştırmanın çalışma evrenini Bitlis ili itfaiye çalışanları oluşturmaktadır. İtfaiye çalışanları evrenden basit tesadüfi örnekleme alma yöntemiyle seçilmiştir. Araştırmada daha önce geliştirilen bir ölçme aracı kullanılmıştır. Araştırmada ölçeğe ilişkin doğrulayıcı faktör analizi ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Araştırmada katılımcılardan bilgi toplamak amacıyla toplamda 40 soruluk anket formu hazırlanmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların görüşlerinden; Türkiye'ye özgü afet türünün sırasıyla deprem (%87,5) ve yangın (%25,0), Bitlis'e özgü en önemli afet türünün sırasıyla orman yangını (%35,3) ve yangın (%32,5) olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmaya katılanların tamamı erkeklerden ve %65,5'i ortaöğretim mezunlarından oluşmaktadır. Afet/acil durumlara hazırlık deneyimlerine ilişkin olup afet müdahale planı bünyesinde düzenlenen tatbikata itfaiye çalışanlarının %55'inin ve mesleki spor faaliyetlerine %67,5'inin katılmadığı saptanmıştır. Araştırmanın genelinde itfaiye çalışanlarının afet ve acil durum bilgi düzeyleri ile hazırlık ve müdahale için aldıkları eğitimlerin nitelikli olarak artırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Bitlis İtfaiye Çalışanları, Afet Bilgi Düzeyi, Afete Hazırlık Durumu. ha sonra doldurulacaktır
Diyaliz hastalarında yaşam kalitesinin incelenmesi
Dünya genelinde 1 milyon kişi içerisinden yaklaşık 20 ile 250 arasında kişi Kronik Böbrek Yetmezliği hastalığına yakalandığı bilinmektedir. Kronik Böbrek Yetmezliği birçok hastalık ve nedene bağlı olarak gelişebilen geri dönüşümü zor hatta bazı durumlarda geri dönüşümü olmayan bir hastalık tablosudur. Nefron hasarı 3 ay ve daha fazla süreçte devam ederse ilerleyici nefron kaybı ile sonuçlanabilir. Nefron hasarı, çok yönlü ve karmaşık bir durum olması nedeniyle farklı müdahaleler gerektirmektedir. Kronik böbrek yetmezliği hastalığının tedavisinde en önemli tedavi seçeneği diyalizdir. Diyaliz tedavisi; hastayı, aile üyelerini ve çevresini sosyal, psikolojik ve ekonomik açıdan kötü etkilemektedir. Bu durum bireylerde yaşam kalitesini düşürmektedir. Ayrıca renal replasman tedavi seçenekleri bireylerin iyi olma halini, gün içerisindeki performasını ve gerçekleştirebildiği günlük aktivitelerinde bağımsız olabilme durumunu olumsuz yönde etkilemektedir. Yaşam kalitesinin düşmesi kişilerde morbidite ve mortalite oranının artmasına sebep olabilmektedir. Bu tez araştırmasında, hastanelerde tedavi gören diyaliz hastalarının yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin saptanması ve bu faktörlerle baş etmede uygulanan yöntemlerin etkinliğini belirlemek amaçlanmıştır. Yaşam kalitesinin ne düzeyde olduğu, hastanın bağımlılık düzeyi ve bunlarla baş etme yöntemlerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırmada Short From 36 Ölçeğinden yararlanılmıştır.Araştırma, tanımlayıcı tipte planlanmıştır. Araştırma evrenini, Bitlis Devlet Hastanesi, Güroymak Devlet Hastanesi ve Bitlis Tatvan Devlet Hastanesi'nde diyaliz tedavisi almakta olan toplam 113 diyaliz hastası oluşturmaktadır. Veriler Katılımcı Bilgi Formu ve Yaşam Kalitesi Ölçeği (Short From-36) ile toplandı. Katılımcıların %49,5' inin kadın, %50,5'inin ise erkek olduğu saptandı. Diyaliz tedavisi alma sürelerine bakıldığında; katılımcıların %16,5'inin 0-1 yıl, %27,8'inin 1-3 yıl, %35,1'inin 3-10 yıl ve %20,6'sının ise 10+ yıl diyaliz tedavisi aldığı anlaşıldı. Yaş gruplarına göre Fiziksel Fonksiyon puanlarının anlamlı bir farklılık gösterdiği gözlendi. Çocuk sahibi olmayan ve 1-2 çocuğa sahip katılımcıların Fiziksel Fonksiyon ve Fiziksel rol güçlüğü puanları, 3 ve daha fazla çocuğa sahip katılımcıların puanlarından anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi. Araştırma kapsamında, diyaliz hastalarının yaşam kalitesinin düşük düzeyde bulunduğu anlaşılmıştır. Kronik böbrek yetmezliği tanısı konulduktan sonra hastaların yaşam kalitelerini etkileyen birçok faktör mevcuttur. Bu süreçte hastalığın yönetimi oldukça önemlidir. Hastaların mevcut durumlarını iyileştirecek fırsatlar değerlendirilmelidir. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen faktörlere önleyici stratejiler uygulanmalıdır. İmkânlar çerçevesinde kaynaklar doğru planlanmalıdır.
COVID-19 pandemi sürecinde Batman Bölge Devlet Hastanesi'nde alınan önlemlerin ve uygulamaların incelenmesi
Korona virüsün 31 Aralık 2019 tarihinde Çin'in Vuhan kentinin hayvan pazarında ortaya çıktığı düşünülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü Çin ülke ofisinin yaptığı açıklamada, nedeni belli olmayan pnömoni vakaları ortaya çıkmış ve daha önce insanlarda görülmemiş olan yeni bir korona virüs tespit edildiği belirtilmiştir. Bu hastalık ilk zamanlarda 2019 ncov olarak ifade edilirken ilerleyen zamanlarda Covid-19 olarak adlandırılmıştır. Çin de ortaya çıktıktan yaklaşık 3 ay sonra bütün dünyaya yayılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü bu salgını 12 Mart 2020 tarihinde Covid-19 salgını ilan etmiştir. Bu salgın; ruhsal, sosyal ve fiziksel açıdan dünyada risk oluşturmaya devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün pandemi ilan ettiği 12 Mart 2020 tarihinden bu yana olan verilerine göre 170 milyon 217 bin 299 Covid-19 vakası tespit edilmiş ve bunların 3 milyon 539 bin 727 hayatını kaybettiği belirtilmiştir. Türkiye'de 11 Mart 2020 tarihinde ilk Covid19 vakası tespit edilmiş ve o tarihten 29 Mayıs 2021 tarihine kadar geçen süreçte 53 milyon 478 bin 278 vaka tespit edilirken bunların 47 bin 134'ünün hayatını kaybettiği kayıtlara geçmiştir. Bu çalışmanın amacı Batman Bölge Devlet Hastanesinde korona virüs önlemlerine uyulup uymadığını araştırmaktır. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığının hastanelerde çalışma rehberi baz alınarak araştırmalar yapılmıştır. Ayrıca Batman Bölge Devlet Hastanesinde alınan korona virüs önlemlerinin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koymak için Çin'de bir hastane ile karşılaştırma yapılmıştır.
Yaşlı bireylerin afetler karşısındaki konumunun sosyal hizmet açısından değerlendirilmesi: COVID-19 ve Suluova Hacı Muammer Koca Huzurevi yaşlı bakım ve rehabilitasyon merkezi örneği
Covid-19 (Koronavirüs) salgını ilk olarak 2019 yılının aralık ayında Çin'in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde görülmüş ve kısa sürede tüm dünyaya yayılmıştır. Dünya tarihinde şu ana kadar yayılım hızı en yüksek salgın olarak kayda geçen hastalık çok kısa süre içinde küresel bir salgına dönüşmüştür. Çok hızlı bir zaman diliminde tüm dünyaya yayılan salgın Türkiye'de de 11 Mart 2020 tarihinde Çin menşeili bir çalışanına temas eden genç bir bireyde tespit edilmiştir. Birkaç ay gibi kısa bir süre zarfında Türkiye'nin hemen hemen tüm şehirlerinde bildirilen vaka sayıları çeşitli tedbirler ve kısıtlamaları gerekli kılmış ve 'yeni normal' ler ile hayat devam etmeye başlamıştır. Bunun ile birlikte bu salgının mortalite değerleri üzerinden yaşlı bireylerin daha çok etkilendikleri tespiti yapılmıştır. Bu önemli tespit yaşanan salgında yaşlı bireylerin 'Dezavantajlı birey' olarak değerlendirilmesini gerekli kılmış bu bağlamda yaşlı popülasyonuna yönelik kamu idareleri tarafından birtakım tedbirler, kısıtlama kararları ve sosyal hizmet müdahaleleri ortaya konulmuştur. Salgınların bir afet olarak değerlendirildiği bilgisi ışığında bu çalışma Türkiye'de Covid-19 pandemisinde dezavantajlı grup olarak adlandırılan yaşlıların afetler karşısındaki konumunun sosyal hizmet açısından değerlendirilmesi ve huzurevlerinde kalan yaşlı bireylere sağlanan hizmetin onlar tarafından kritize edilmesi amacını taşımıştır. Alan araştırması kapsamında, Amasya ili Suluova ilçesi Suluova Hacı Muammer Koca Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde kalan 14 katılımcı ile mülakat yapılmıştır. Araştırmanın amacı kapsamında; elde edilen veriler incelenip tasnif edilmiş ve kategorilere ayrılmıştır. Verilerin yorumlanmasında, nitel araştırma yönteminin betimsel analiz ve sistematik analiz tekniğinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak yapılan araştırma ile Covid-19 salgınının etkisi ve genel duygu durum, yalnızlık, kaygı, sosyal hayat ile salgın ve sosyal çalışma disiplini, Covid-19 salgını sürecinde sağlanan sosyal hizmete bakış ve yaşlı bireylerin bu süreçte en çok kimden destek gördükleri, huzurevinde kalan yaşlı bireyler ile kendi evlerinde kalan yaşlılar arasındaki farklar şeklinde 12 ana başlıkta kategorileştirilmiş ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Afet, Yaşlı, Sosyal Hizmet, Huzurevi, Covid-19 Pandemisi. Covid-19 (Koronavirüs) salgını ilk olarak 2019 yılının aralık ayında Çin'in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde görülmüş ve kısa sürede tüm dünyaya yayılmıştır. Dünya tarihinde şu ana kadar yayılım hızı en yüksek salgın olarak kayda geçen hastalık çok kısa süre içinde küresel bir salgına dönüşmüştür. Çok hızlı bir zaman diliminde tüm dünyaya yayılan salgın Türkiye'de de 11 Mart 2020 tarihinde Çin menşeili bir çalışanına temas eden genç bir bireyde tespit edilmiştir. Birkaç ay gibi kısa bir süre zarfında Türkiye'nin hemen hemen tüm şehirlerinde bildirilen vaka sayıları çeşitli tedbirler ve kısıtlamaları gerekli kılmış ve 'yeni normal' ler ile hayat devam etmeye başlamıştır. Bunun ile birlikte bu salgının mortalite değerleri üzerinden yaşlı bireylerin daha çok etkilendikleri tespiti yapılmıştır. Bu önemli tespit yaşanan salgında yaşlı bireylerin 'Dezavantajlı birey' olarak değerlendirilmesini gerekli kılmış bu bağlamda yaşlı popülasyonuna yönelik kamu idareleri tarafından birtakım tedbirler, kısıtlama kararları ve sosyal hizmet müdahaleleri ortaya konulmuştur. Salgınların bir afet olarak değerlendirildiği bilgisi ışığında bu çalışma Türkiye'de Covid-19 pandemisinde dezavantajlı grup olarak adlandırılan yaşlıların afetler karşısındaki konumunun sosyal hizmet açısından değerlendirilmesi ve huzurevlerinde kalan yaşlı bireylere sağlanan hizmetin onlar tarafından kritize edilmesi amacını taşımıştır. Alan araştırması kapsamında, Amasya ili Suluova ilçesi Suluova Hacı Muammer Koca Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde kalan 14 katılımcı ile mülakat yapılmıştır. Araştırmanın amacı kapsamında; elde edilen veriler incelenip tasnif edilmiş ve kategorilere ayrılmıştır. Verilerin yorumlanmasında, nitel araştırma yönteminin betimsel analiz ve sistematik analiz tekniğinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak yapılan araştırma ile Covid-19 salgınının etkisi ve genel duygu durum, yalnızlık, kaygı, sosyal hayat ile salgın ve sosyal çalışma disiplini, Covid-19 salgını sürecinde sağlanan sosyal hizmete bakış ve yaşlı bireylerin bu süreçte en çok kimden destek gördükleri, huzurevinde kalan yaşlı bireyler ile kendi evlerinde kalan yaşlılar arasındaki farklar şeklinde 12 ana başlıkta kategorileştirilmiş ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Afet, Yaşlı, Sosyal Hizmet, Huzurevi, Covid-19 Pandemisi. Covid-19 (Koronavirüs) salgını ilk olarak 2019 yılının aralık ayında Çin'in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde görülmüş ve kısa sürede tüm dünyaya yayılmıştır. Dünya tarihinde şu ana kadar yayılım hızı en yüksek salgın olarak kayda geçen hastalık çok kısa süre içinde küresel bir salgına dönüşmüştür. Çok hızlı bir zaman diliminde tüm dünyaya yayılan salgın Türkiye'de de 11 Mart 2020 tarihinde Çin menşeili bir çalışanına temas eden genç bir bireyde tespit edilmiştir. Birkaç ay gibi kısa bir süre zarfında Türkiye'nin hemen hemen tüm şehirlerinde bildirilen vaka sayıları çeşitli tedbirler ve kısıtlamaları gerekli kılmış ve 'yeni normal' ler ile hayat devam etmeye başlamıştır. Bunun ile birlikte bu salgının mortalite değerleri üzerinden yaşlı bireylerin daha çok etkilendikleri tespiti yapılmıştır. Bu önemli tespit yaşanan salgında yaşlı bireylerin 'Dezavantajlı birey' olarak değerlendirilmesini gerekli kılmış bu bağlamda yaşlı popülasyonuna yönelik kamu idareleri tarafından birtakım tedbirler, kısıtlama kararları ve sosyal hizmet müdahaleleri ortaya konulmuştur. Salgınların bir afet olarak değerlendirildiği bilgisi ışığında bu çalışma Türkiye'de Covid-19 pandemisinde dezavantajlı grup olarak adlandırılan yaşlıların afetler karşısındaki konumunun sosyal hizmet açısından değerlendirilmesi ve huzurevlerinde kalan yaşlı bireylere sağlanan hizmetin onlar tarafından kritize edilmesi amacını taşımıştır. Alan araştırması kapsamında, Amasya ili Suluova ilçesi Suluova Hacı Muammer Koca Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde kalan 14 katılımcı ile mülakat yapılmıştır. Araştırmanın amacı kapsamında; elde edilen veriler incelenip tasnif edilmiş ve kategorilere ayrılmıştır. Verilerin yorumlanmasında, nitel araştırma yönteminin betimsel analiz ve sistematik analiz tekniğinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak yapılan araştırma ile Covid-19 salgınının etkisi ve genel duygu durum, yalnızlık, kaygı, sosyal hayat ile salgın ve sosyal çalışma disiplini, Covid-19 salgını sürecinde sağlanan sosyal hizmete bakış ve yaşlı bireylerin bu süreçte en çok kimden destek gördükleri, huzurevinde kalan yaşlı bireyler ile kendi evlerinde kalan yaşlılar arasındaki farklar şeklinde 12 ana başlıkta kategorileştirilmiş ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Afet, Yaşlı, Sosyal Hizmet, Huzurevi, Covid-19 Pandemisi.
Türkiye'de 1999 Marmara Depremi'nden itibaren afet ve acil durumlarda psikososyal destek uygulamalarının gelişimi
Yaşamı olumsuz etkileyen ve çok yönlü sorunlara neden olan afet ve acil durumlardan korunmak ve etkilerini azaltmak amacıyla, birçok disiplin tarafından çalışmalar yürütülmektedir. Afet ve acil durumlarda psikososyal destek ile ilgili çalışmaların önemi ise 1999 Marmara Depremi sonrasında hissedilmiştir. 1999 yılı ve sonrasında yaşanan afet ve acil durumlarda psikososyal destek uygulamaları yapılmış ancak afet ve acil durumların özgünlüğü ve afet yönetiminin yapısal sorunları nedeniyle, sunulan hizmetlerde bir standartlaşma sağlanması mümkün olmamıştır. 2009 yılında, Afet ve Acil Durum Yönetim Dairesi Başkanlığı'nın (AFAD) kurulması ile birlikte afet yönetiminde yaşanan değişimler, psikososyal destek uygulamalarına da etki etmiştir. Afet yönetimi alanında yaşanan bu gelişmelerin, bir alt disiplin olarak, psikososyal destek uygulamalarına yaptığı etkinin değerlendirilmesi ihtiyacı oluşmuştur. Bu çalışmada, afet ve acil durumlarla ilgili kavramlar ile psikososyal desteğin kapsamı belirtilerek, 1999 Marmara Depremi'nden günümüze kadar gerçekleştirilen psikososyal destek çalışmaları, kurumsal raporlar, alan araştırmaları ve internet kaynaklarından elde edilen veriler doğrultusunda değerlendirilmiştir. Psikososyal destek çalışmalarının zayıf yönleri tespit edilerek, çalışmaların geliştirilebilmesi için önerilere yer verilmiştir.
Coğrafi bilgi sistemleri ile analitik hiyerarşi yöntemi kullanılarak Bitlis ilinin afet risk analizi
Nüfus ile birlikte beşeri faaliyetlerin atması dünyadaki doğal afetleri ve beraberinde afet risklerinin de artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle de doğal afet risklerinin önceden belirlenmesi afet ve risk yönetimi bakımından oldukça önemlidir. Değişken iklim ve yerkabuğu özelliklerine sahip ülkemizde deprem, taşkın, heyelan, çığ, kaya düşmesi gibi doğa olayları sıkça gerçekleşmektedir. Gelişen teknoloji ve yeni teknikler sayesinde günümüzde afetlerin belirlenmesi ve risk haritalarını oluşturulmaması üzerine birçok çalışma yapılmaktadır. Bu tez çalışmasında Analitik Hiyerarşi Yöntemi (AHY) ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) yardımıyla Bitlis İlinin afet profili çıkartılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla deprem, heyelan, taşkın ve çığ gibi afet türlerinin her biri için tehlike/risk haritaları oluşturulmuş ve bu haritalar yorumlanmıştır. Diğer benzer çalışmalardan farklı olarak kullanılan yöntemle bu alanın ilk kez çalışılmış olması ve birden çok afet türünün bir arada incelenmesi tezin ana özgün yanlarını oluşturmaktadır. Çalışma sonuçlarının Ülkemiz geneli ve Bitlis özelinde etkili bir acil durum ve afet yönetimi için ilgili kurum ve kuruluşlara fayda sağlaması ve sonraki benzer çalışmalara ışık tutması beklenmektedir.
Tokat ili Niksar ilçesi belediye İtfaiye Müdürlüğünün afet ve acil durumlara hazırlığının değerlendirilmesi
Son yıllarda ülkemizde meydana gelen afet ve acil durumlardaki artış itfaiye teşkilatlarının afet ve acil durumlardaki görevlerinin, yeterliliğinin ve öneminin kamuoyunda gündeme gelmesine neden olmuştur. 24 Ocak 2020 Elazığ depremi, 30 Ekim 2020 Ege Denizi depremi, 22 Ağustos 2020 Giresun Dereli ilçesinde yaşanan sel ve su baskınları, 21 Temmuz 2021 Rize ve Artvin illerinde yaşanan sel ve su baskınları, 28 Temmuz 2021 Antalya'nın Manavgat ilçesinde başlayan ve birçok ilimizi etkileyen orman yangınları, 11 Ağustos 2021 Bartın, Kastamonu, Sinop illerini etkileyen sel ve su baskınları fiziksel, sosyal ve ekonomik kayıplara neden olmuştur. Yaşanan bu afetlerde TAMP kapsamında AFAD koordinasyonunda birçok ilin itfaiye teşkilatları müdahale çalışmalarında önemli görevler almıştır. Bu tez çalışmasının amacı itfaiye teşkilatlarının afet ve acil durumlara hazırlığının Tokat ili Niksar ilçesi İtfaiye Müdürlüğü özelinde değerlendirilmesidir. Çalışmada anket ve gözlem yöntemleri uygulanmıştır. Anket çalışması Niksar ilçesi Belediye İtfaiye Müdürlüğünde görevli 30 personelden 25'ine uygulanmıştır. Çalışma evrenin tamamına değil %83,33'üne uygulanmıştır. Gözlem yöntemiyle Niksar Belediye İtfaiye Müdürlüğünde çalışan personel sayısı, bulunan araç, malzeme, ekipmanlar incelenmiş ve Belediye İtfaiye Yönetmeliği'ne göre değerlendirilmiştir. Katılımcılara göre Tokat bölgesini tehdit eden en önemli afet türü %92 oranla depremdir. Temel afet bilgisi ve kurtarma faaliyetleri eğitimini almış katılımcı oranı ise % 84'tür. Fakat katılımcıların müdahalede görev aldığı afet ve acil durumların dağılımı incelendiğinde depreme müdahalede görev alan katılımcı bulunmadığı görülmektedir. Katılımcıların afet / acil durumlara müdahalede beden gücünü / fiziksel durumunu yeterli bulma oranı %64'tür. Afetlerde can ve mal kayıplarını en aza indirmek için itfaiye teşkilatları her türlü afet ve acil duruma müdahalede personel, araç, malzeme ve ekipman bakımından yeterli seviyeye getirilmelidir.
CCOVID-19 pandemisi döneminde geliştirilen kamu politikaları: Karşılaştırmalı bir inceleme
Aralık 2019'da Çin'in Wuhan bölgesinde ortaya çıkan Covid-19 kısa sürede diğer ülkelere ardından da tüm kıtalarda yayılım göstererek küresel bir pandemi halini almıştır. Covid-19 son yüzyılda gerçekleşen en ciddi sağlık krizlerinden birine neden olmuştur. Covid-19 ile mücadele edebilmek adına devletler çeşitli önlemler almışlardır. Tüm dünya devletlerinde olduğu gibi Türkiye'de de çeşitli Covid-19 ile mücadele amacıyla önlemler alınmıştır. Devletlerin aldıkları Covid-19 önlemleri birbirlerinden farklılıklar gösterse de hepsinin temel amacı salgının en kısa sürede kontrol altına alınmasına yöneliktir. Covid-19 sürecinde devletlerin otoriter rejim ya da demokratik rejimlerinin salgınla mücadele noktasında etkilerine yönelik kıyaslamalar yer almıştır. Hangi yönetim anlayışının salgınla mücadelede daha başarılı bir görünüş izlediği tartışmalı bir konu olmuştur. Devletlerin otoriter rejim ya da demokratik rejim olan yapılarının yanında salgınla mücadelede ortaya çıkan yönetim sistemi farklılıkları, devlet kapasiteleri, siyasi liderlerin tutumları vb. farklılıklar araştırmanın otoriter rejimler ve demokratik rejimler ayrımının incelenmesini zorlaştıran faktörler olmuştur. Salgının ilk görüldüğü ve kısa sürede kontrol altına alınan Çin otoriter rejimlerin salgın sürecinin yönetilmesinde daha başarılı olduğunu belirten örneklerin başında gelmiştir. Güney Kore ise demokratik sistemlerin salgın süreci yönetiminde başarılı sayılan ülke sınıfındadır. Bu tez araştırmasında, cevabı aranan sorular, salgınla mücadelede demokratik yönetimler mi yoksa otoriter rejimler mi daha başarılı olmuştur ve Türkiye'nin izlediği salgınla mücadele politikalarında hangi noktada yer aldığına cevap vermektir. Araştırmanın yapılabilmesi adına belirlenen farklı demokrasi sınıfında yer alan ülkelerdeki salgının seyri izlenmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda devletlerin demokratik ya da otoriter rejimlerle yönetilmesinden çok salgın sürecinin yönetilmesinde başarılı bir görüntü izlenmesinde kamu kurum ve kuruluşlarının yapılanması ve hükümet sisteminin hızlı karar alabilen bir yapıya sahip olması, devlet kapasitesi ve halkın devletin kararlarına kendi isteği ile uyma derecesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Elazığ depremi yaşayan genç bireylerin fiziksel aktiviteye katılım motivasyonu sağlıklı beslenme düzeyinin incelenmesi
Deprem olgusu, insanlarda kritik stres yaratan bir durumdur. Depremin şiddetinin yanı sıra kişinin yaşı, depreme hazırlıklı olma durumu, bir yakınını daha önce benzer bir nedenle kaybetmiş olması gibi faktörler kişinin stres düzeyini belirleyen önemli faktörlerdir. Depremler genellikle insani sonuçları olan olaylar olarak düşünülse de birçok sosyolojik ve psikolojik soruna da neden olmaktadır. Çünkü deprem yaşayan toplumlarda hem sosyo-kültürel hem de dini değerlerde, doğada ve yaşamda farklılıklar olduğu gözlemlenmektedir. 24.01.2020 yerel saatle 20:55'te merkez üssü Elazığ-Sivrice olan ve Mw 6.8 büyüklüğünde çok şiddetli sığ bir deprem meydana gelmiştir. Bu deprem sonrasında binlerce insan çadırda ve konteynerlerde barınmak zorunda kalmıştır. Bu dönemde özellikle genç depremzedeler fiziksel aktivitelerden yoksun Elazığ merkezinde yaşayan fiziksel aktivitelere katılan genç bireylerin deprem sonrası sosyal hayata adaptasyonunda Fiziksel aktivitelerin etkisi belirlemek ve fiziksel aktivitenin sağlıklı beslenme üzerindeki etkisi belirmek amacıyla 05 Haziran 2021 tarihinde fiziksel aktiviteye katılım motivasyonu ve sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum Ölçek google/form üzerinden katılımcılara ulaştırılmıştır. Katılımcılara sosyal medya, spor merkezlerinde tanıtımı yapılarak ölçeğe katılımları sağlanmıştır. Katılımcılardan 546 adet ölçek değerlendirmeye alınmıştır. Google/formdan alınan verilerin kodlanarak elde edilen veriler SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak; Katılımcıların çevresel nedenlerle fiziksel aktiviteye katılım motivasyonu ortalama düzeyinde olduğu, fiziksel aktiviteye katılım motivasyonunda en yüksek bireysel nedenlerle, en düşük ise çevresel nedenlerden dolayı olduğu bulunmuştur. Cinsiyetin fiziksel aktivitelere katılım motivasyonlarını etkilemezken, Eğitim düzeyi. Spor yapma ve spor yapma süresi ektili olarak bulunmuştur. Sağlık beslenmeye ilişkin tutum, bilgi ve tutum düzeylerinin yüksek olduğu fakat beslenmeye yönelik duygu düzeylerinin düşük olduğu görülmüştür. Fiziksel Aktiviteye Katılım Motivasyonlarının Sağlıklı Beslenmeye ilişkin tutum arasında yaklaşık %16 oranında pozitif yönlü bir etki söz konusudur. Ayrıca Fiziksel Aktiviteye Katılım Motivasyonlarının Sağlıklı Beslenmeye ilişkin tutumu %2.6 oranında arttırdığı görülmektedir.
Türkiye`de sivil havacılık ve havalimanlarında acil durum planlaması: Batman ve Diyarbakır Havalimanları örneği
Havacılık sektörü, ilk kontrollü uçuş ile beraber hızla önemli bir ulaşım yolu olmuştur. Modern hava araçlarının geliştirilmesi, havacılığın farklı kollarda büyümesini sağlamıştır. En önemli kollarından biri olan sivil havacılığın hızla iyileşmesi havayollarına olan ilgiyi artırmaktadır. Sivil Havacılığın sektörel bazlı büyümesi, bazı olumsuz durumların meydana gelmesine neden olmuştur. Bu olumsuzlukların başında gelen uçak kazası, büyük bir sorun olmaktadır. Hava aracı kazalarının yaygınlaşması nedeniyle de ülkelere bağlı, havacılığın idamesi için gerekli sorumluluğu üstlenen kurumlar oluşturulmuştur. Türkiye`de ise bu sorumluluğu Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) üstlenmektedir. Devlet Hava Meydanları İşletmesine (DHMİ) bağlı havalimanları, oluşacak acil durumun çeşidine göre planlar hazırlamaktadır. Bu tez çalışması iki ana temadan oluşmaktadır. İlkinde Türkiye`de hızla gelişim gösteren sivil havacılık faaliyetleri irdelenerek tüm çalışmaların detaylıca incelenmesi sağlanmıştır. Diğer ana temasında ise Batman ve Diyarbakır Havalimanlarında doğabilecek tüm olumsuz şartlara yönelik yapılan acil durum planlamasının kapsamı ve etkinliği değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde sivil havacılığın doğuşu ve uluslararası sivil havacılık faaliyetlerinin idamesi için çalışmalar yapan kurum, kuruluşların misyon ve vizyonları incelenmiştir. İkinci bölümde, Türkiye`de sivil havacılığın gelişimi ve bu gelişime etki eden tüm etkenler üzerinde durulmuştur. Tez çalışmasının üçüncü bölümünde ise Batman ve Diyarbakır Havalimanlarında meydana gelebilecek olay ya da afetlere etkin ve doğru müdahalenin yapılabilmesini sağlayan çalışmalar dikkatlice analiz edilmiştir.
Gaziantep ilinin doğal afet çeşitliliğinin değerlendirilmesi
Gaziantep ili gerek Doğu Anadolu Fay hattına yakınlığı gerekse Jeomorfolojik yapısı sebebiyle birçok doğal afet meydana gelmektedir. Fakat bu bölgede şimdiye kadar yeterli derecede afet türleri çalışması ve bununla ilişkili olarak risk çözümlemeleri yapılmamıştır. Bu çalışmada Gaziantep ilinde gerçekleşmiş olan deprem, heyelan, sel ve kaya düşmesi gibi birtakım afetlerin mekânsal ve zamansal çözümlenmesi uygulanmıştır. Risk sınıflandırması, afetler sebebiyle meydana gelen zararlar dikkate alınarak yapılmıştır. Fine-Kinney metodundan yararlanma amacıyla frekans, şiddet ve olasılık parametreleri kullanılmış ve risk çözümlemesi uygulanmıştır. Kaya düşmesi ve heyelan olaylarının topografyanın eğiminin arttığı yerlerde fazla yağış ile birlikte meydana gelme riski artmaktadır. Batısında bulunan Doğu Anadolu Fay hattı büyük tehlike arz etmekte ve ihtimal dahilinde gerçekleşen bir afette acil durum eylemlerinin yerine getirilmesi tavsiye edilmektedir. Bununla beraber sel olayları ciddi bir tehlike arz etmektedir.
Kamu hastanelerindeki yöneticilerin afet yönetimi açısından değerlendirilmesi: Van ili örneği
Afetler beklenmedik anlarda karşımıza çıkmaktadır. Çıktıkları durumlarda artık başa çıkılması daha zor bir durum meydana gelmektedir. Nitekim ülkemizde yakın zamanda tamda bu sebeple kriz yönetiminden risk yönetimine geçilmiştir. Afetlerin meydana getirdiği yıkımlar can ve mal kayıpları afetlerin büyüklüğüne göre değişmektedir. Ülkemiz maalesef birçok afetle karşı karşıya kalmaktadır. Afet nedeniyle meydana gelen can kayıpları ve yaralanmaların ise ilk uğrayacakları yer hastanelerdir. Ülkemizin hastane sayılarına baktığımızda büyük rolün kamu hastanelerine düştüğünü görmekteyiz. Ülkemizdeki hastaneler zaten yeterince yoğun çalışmaktadır, ancak afet durumlarında ciddi kapasite ve performans artışına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada afet ve acil durum konusunda bilgili hastane yöneticilerinin afet esnasında bilgi, tutum ve davranışları önemlidir. Van ilimiz ise önemli afetlerle karşı karşıyadır. Bizde çalışmamızda Van ilinde görev yapan kamu hastaneleri yöneticilerinin bilgi, tutum ve davranışlarını ölçmeyi amaçladık. Çalışmamızda nicel araştırma yöntemi ve genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma, Van ili kamu hastaneleri yöneticilerinden müdür yardımcısı ve daha üst pozisyonlarda görev yapan 47 kişiden oluşmaktadır. 2021 yılında çalışmaya başlanmış olup evrenin tamamına (N=65) ulaşım hedeflenmiştir ancak ülkemizde hala yaşanan Covid-19 pandemisi nedeniyle sağlık personelleri çok yoğun olarak çalışmaktadır. Dolayısıyla evrenin %73'lük (n=47) kısmına ulaşılabilmiştir. Verilerin elde edilmesi için surveey.com isimli uygulamadan dijital ortamda veriler toplanmıştır. Anket 2 bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde demografik özellikler, ikinci bölümde ise Kiraz'ın (2018) tezinde kullanmış olduğu 5'li likert tipinde 3 alt boyuttan ve 38 sorudan meydana gelen Afet Hakkında Bilgi, Tutum ve Davranış ölçeği kullanılmıştır. Yaptığımız çalışmanın sonucunda araştırmaya katılanların afetlere hazırlık düzeyi yeterli seviyede görülmektedir. 31-40 yaş aralığında bulunanların tutumlarının diğer yaş gruplarına göre anlamlı bir şekilde yüksek çıktığı sonucuna varılmıştır (p<0.05). Bunun dışındaki demografik özelliklere göre bilgi, tutum ve davranışların anlamlı seviyede değişkenlik göstermediği saptanmıştır. Afet konusunda eğitim alma oranlarının yüksek seviyede olduğu, ancak afet ve acil durum çantası bulundurma oranlarının düşük olduğu görülmüştür. Çalışmamızda bilginin artışıyla tutum ve davranışta orantısal olarak artış olduğu görülmüştür.
Hepatit c virüsü şüpheli hastaların 2018 yılı seroprevalansı: Malatya ili örneği
Hepatit C Virüsü (HCV), kronik karaciğer hastalığının önde gelen nedenlerinden biridir. Bu çalışmada, 2018 yılında Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarına, anti-HCV antikoru yönünden araştırılmak üzere gönderilen numune örneklerinde anti-HCV seroprevalansı araştırıldı. Yaptığımız çalışmada, anti-HCV açısından değerlendirilmek üzere 330 hastanın kan serum örneği incelenmiştir. Elde edilen örneklerde serum anti-HCV, kemilüminesans enzim immünoassay (Roche Modular Analytics, cobas 6000 analizörü (Roche Diagnostics, Mannheim, Germany)) ile analiz edildi. Hasta plazma örneklerinden, üreticinin önerileri doğrultusunda QIAsymphony DSP Virus/Pathogen Midi Kit (QIAGEN, Hilden Germany) ile QIAsymphony SP/AS cihazı (QIAGEN, Hilden Germany) kullanılarak viral nükleik asitler saf olarak elde edilmiştir. Bu işlem sonrasında Rotor-Gene Q (QIAGEN, Hilden Germany) cihazı ile PCR aşaması gerçekleştirilmiştir. Anti-HCV değeri pozitif olan 15'i (%41.7) kadın, 21'i (%58.3) erkek toplam 36 hasta tespit edilmiştir ve anti-HCV seroprevalans değeri %10.90 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, HCV enfeksiyonu küresel boyutta hâlâ ciddi sorunlar teşkil etmektedir. HCV enfeksiyonunu önleyecek bir aşı henüz bulunamadı. HCV enfeksiyonun yayılmasını önlemek amacıyla hastaların ve risk altında olan kişilerin düzenli olarak anti-HCV taramalarının yapılması ve izlenmesi önem arz eder.
Hemşirelerin akılcı ilaç kullanımı; Muş Devlet Hastanesi örneği
Amaç: Bu araştırma ile hastanelerde hizmet veren hemşirelerin akılcı ilaç kullanımı ile ilgili bilgi ve davranışları incelenip, atılması gereken adımların belirlenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Araştırma, 01.08.2020- 01.03.2021 tarihleri arasında Doğu Anadolu Bölgesinde bulunan bir devlet hastanesinde çalışan 254 hemşire ile yapılmıştır. Çalışmada 18 soruluk anket formu araştırmacı tarafından hemşirelere uygulanarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, azalma, standart sapma), Independent Sample t -Testi, ikiden fazla grup için ANOVA ve ki-kare analizi uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda, Hasta adına istenilen ilaçlarda yanlış veya etkileşim olabileceği düşünülen durumlarda hemşirelerin %93,3'ünün hekim /eczacı ile iletişime geçtikleri; %87,3'nin hizmet içi eğitim aldığı; %67, 3'ünün uygulama öncesinde hastanın ilaç ve besin allerjisi olup olmadığını sorguladığı belirlenmiştir. Ayrıca %74,0'nün ihtiyaç halinde kullanılmak üzere bulundurulan ilaçları saklama koşullarına uygun şekilde sakladığı, %86,6'sının son kullanım tarihi takibini yaptığı, %71,7'nin hastaya ilaçların kullanım şekilleri ile ilgili eğitim verdiği ve %38,6'sının beklenmeyen yan etki bildirimini yaptığı saptanmıştır. Yapılan istatiksel analizde hemşirelerin yaşı, eğitimi, deneyimli olma durumu ile akılcı ilaç kullanımı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca poliklinikte görev alan hemşire ile yoğun bakım da görev alan hemşirenin akılcı ilaç kullanımı arasında anlamlı bir farklılık olduğu, hemşirenin ilaç uygulamadan önce hastanın ilaç ve besin alerjisi öyküsünün sorgulama durumları ile çalıştıkları birim arasında anlamlı zayıf bir farklılık olduğu, yapılacak ilaç uygulamasından önce hastanın ilaç ve besin alerjisi öyküsünün sorgulama durumu ile hizmet içi eğitime katılma durumu arasında zayıf fakat anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.005). Hizmet içi eğitime katılan hemşirelerin %90,6' sının, ilaç uygulama öncesinde hastanın anamnezinde ilaç ve besin alerjisi öyküsü sorguladığı belirlenmiştir. Sonuç: Hemşirelerin akılcı ilaç kullanımı konusunda bilgi eksikliği ve ilaç uygulama hataları bulunmaktadır. Hastanede yoğunluğu fazla olduğu birimlerde sürekli olarak danışman eczacılık hizmeti sunulması ya da akılcı ilaç danışma birimlerinin kullanarak bu birimlerin aktif kullanılmasının sağlanması önerilebilir, hata oranlarını düşürerek hasta güvenliği ve maliyet etkin pozitif katkılar sağlayacağı önerilmektedir. Kurulacak olan bu birimler hata oranlarını düşürecek, hasta güvenliğini artıracak ve hizmetin maliyet etkin verilmesini kolaylaştıracaktır. Anahtar Kelimeler: Akılcı İlaç Kullanımı, Hemşire, Hastane
Kriz ve afetlerde kurum içi iletişimin yönetsel fonksiyonlar üzerindeki etkisi ve bir araştırma
Bu araştırmada kriz ve afet durumlarında kamu çalışanlarının kurum içi iletişim algılarının yönetsel fonksiyonlar üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu kapsamda nicel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ana kütlesini Bitlis Valiliğine bağlı kamu kurum çalışanları oluşturmaktadır. Örneklem olarak rassal örneklem yöntemi benimsenmiştir. Veri toplamak için anket tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmaya ana kütle içerisinden 448 personel katılım sağlamıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 paket programına işlenmiştir. Araştırma kapsamında güvenilirlik, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile frekans, korelasyon ve çoklu regresyon analizleri yapılmıştır. Hipotez testleri sonucunda; kurum içi iletişimin çalışma arkadaşları iletişim ile yöneticiler ile iletişim alt boyutlarının yönetimin yöneltme ve denetim fonksiyonları üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca kurum içi iletişimin çalışma arkadaşları iletişim ve yöneticiler ile iletişim alt boyutlarının yönetimin örgütleme ve yöneltme fonksiyonları üzerinde anlamlı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Son olarak kurum içi iletişimin sadece yöneticiler ile iletişim boyutunun yönetimin planlama fonksiyonu üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Analiz sonuçlarına göre; katılımcılarının kurumlarına ilişkin iletişim kalitesi ile kurumlarında kriz ve afet durumlarında yönetim fonksiyonlarının uygulanabilirliğine ilişkin algı ve bilgi düzeylerinin iyi olduğu söylenebilir. Ancak yönetim fonksiyonlarından yöneltmenin düşük ortalamaya sahip olması, çalışanların kurumlarındaki yöneticilerin kriz ve afet yönetimi sürecinde kendilerini iyi motive edemedikleri, etkin bir liderlik gerçekleştiremedikleri şeklinde değerlendirilebilir
Van Gölü kirlilik durumu, geleceği ve meydana gelebilecek afetlerden etkilenme durumu üzerine bir araştırma
Yeryüzünde, çeşitli sebeplerden ötürü afetler meydana gelmektedir. Afetlerden başta insanlar olmak üzere tüm çevre olumsuz etkilenmektedir. Özellikle bulunduğumuz zaman diliminde oluşan afet sayısındaki artış dikkatleri üzerine çekmektedir. Ülkemizin 26 havzasından biri olan Van Gölü Havzası, içinde bulundurduğu Van Gölü başta olmak üzere çeşitli özelliklerden ötürü çok önemli ve değerlidir. Kapalı havza özelliğinde olan bu alanda yer edinen Van Gölü, havzada meydana gelen tüm faaliyetlerden (doğa ve antropojenik) olumlu ya da olumsuz etkilenmektedir. Bu çalışma, Van Gölü'nün mevcut durumu ve önemi temelinde, geleceği ve meydana gelebilecek afetlerden etkilenme durumunu ortaya koyma amacı ile yapılmıştır. Mevcut çalışmada, literatür taraması yöntemi kullanılarak derleme türünde bir araştırma şeklinde yapılmıştır. Ayrıca, çalışma alanında araştırmacı tarafından gözlemler yapılarak, fotoğraf çekimleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan araştırmalar ve gözlemler sonucunda; Van Gölü'nün çevresinde gün geçtikçe insan popülasyonun artması ile birlikte görünür bir kıyı kirliliği problemi baş göstermiştir. İnsan popülasyonu ve muhtemel küresel ısınmadan kaynaklı gölün su seviyesinde görünür değişimler olmaktadır. Havzanın kapalı olmasından dolayı, alanda yapılan maden faaliyetleri başta olma üzere tüm gelişmeler gölü etkilemektedir. Gölün etrafındaki dağlardaki bitki örtüsünün zayıf olmasından kaynaklı özellikle gölün çevresi çığ, heyelan, kaya düşmesi ve sel afetlerinden etkilenmektedir. Bölgenin deprem fay hatları üzerinde bulunmasından ötürü, deprem anında göl çevresindeki yapılaşmalar başta olmak üzere havzadaki alt yapı problemleri ile birlikte gölün olumsuz etkilenmesi söz konusu olacaktır. Bu çalışmanın, gerek ülkemiz ve gerekse dünya için önemli bir yeri olan Van Gölü'nün mevcut durumunun (kirlilik ve afetlerden etkilenme) ortaya konması ve tüm bu senaryoların göz önünde bulundurularak Van Gölü'nün korunması ve sürdürülebilirliği bakımından yapılacak çalışmalara katkı sunacağı öngörülmektedir. Ayrıca, mevcut çalışmanın Van Gölü özelinde artan nüfus ve gelişen teknoloji ile birlikte yeryüzü ekosisteminin kullanılma şekli ve oluşan/oluşacak her türlü afetten etkilenmesi ve geleceğimiz konulu çalışmalara ışık tutacağına inanılmaktadır.
Göçmen Ahıska Türklerinde obezite sıklığı, beslenme alışkanlıkları ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi: Bitlis ili Ahlat ilçesi örneği
Araştırmamız Bitlis İli Ahlat İlçesine yerleştirilen Göçmen Ahıska Türklerinin obezite sıklığı, beslenme alışkanlıkları ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmış nicel bir araştırmadır. Çalışmaya 62 erkek, 58 kadın olmak üzere 120 kişi katılmıştır. Katılımcılar 18-72 yaş arasında olup, yaş ortalaması 41,32'dir. Katılımcıların BKİ değerleri %25,0'i normal, %60,8'i hafif şişman ve %14,2'si obez olduğu tespit edilmiş olup obez erkeklerin oranı (%20,7) kadınlardan(%8,1) daha yüksektir. Vücut ağırlığından memnun olanların oranı %73,3'dür. Araştırmaya katılan göçmenlerin %75,8'i hiç spor yapmadığı, %82,5'inin günde 3 öğün yemek yediği ve %60,0'ının günde 6-8 bardak su içtiği belirlenmiştir. %74,2'si yemeklerde ayçiçek yağı kullanılmaktadır. Yağ tüketim şekilleri katılımcıların %33,1'i doğrudan, %34,9'u yakmadan %32,0'ı ise yakarak kullanmaktadır. Katılımcıların %80,8'i obeziteyi bir sağlık sorunu olarak görmektedir. Kadınların yaşam kalitesi ölçeği fiziksel işlev alt boyut ortalaması (80 ± 29,27) erkeklerden (68,30 ± 29,69) daha yüksektir. Genel sağlık alt boyut ortalaması erkeklerde (55,69 ± 12,92) kadınlardan (49,51 ± 9,39) daha yüksektir. Yaşamsallık alt boyut ortalamaları erkekler (55,34 ± 7,48) ve kadınların(54,67 ± 8,95) benzer olduğu, sosyal işlev alt boyutunda erkekler (57,97 ± 20,50) kadınlardan (52,62 ± 15,86) daha aktif iken benzer şekilde mental rol alt boyutunda da erkekler (70,69 ± 43,29) kadınlardan (58,06 ± 46,72) daha güçlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Mental sağlık alt boyutunda ise erkeklerin ortalaması daha yüksektir. Ahlat'a yerleştirilen Ahıskalıların BKİ değerleri ortalama olarak yapılan ölçümlerin sonucuna göre yüksek çıkmıştır. BKİ değerleri ortalamanın üstünde olan toplumların sağlıklı beslenmediği, kronik hastalıklara karşı savunmasız olduğu bu nedenlerden dolayı yaşam kalitelerinin de düşük olması yaptığımız çalışmanın analizler sonucu ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlara göre göçmenlerin olası afetlere karşı dirençsiz bir toplum olduğu söylenebilmektedir. Göçmenlerin afetlere karşı dirençli bir toplum olabilmesi için; ekonomik olarak desteklenmeli, günlük sosyal faaliyetlere katılımları teşvik edici programlar arttırılmalı, doğru beslenme konusunda bilinçlendirilmeli, spora teşvik sağlanmalı eğitim kursları başta okuma yazma olmak üzere mesleki eğitimlere katılımların daha çok olması için yönlendirme bilinçlendirmeler yapılmalıdır.
112 acil çağrı merkezine yapılan aramalar, görev yapan personeller ve yönlendirilen müdahale araçlarının kullanımının değerlendirilmesi: Bitlis ili örneği
Acil yardım hizmetlerinin, diğer hizmet ve sektörlerden önemli bazı farklılıkları vardır. Bunlar içerisindeki en önemli farklardan biri ise acil yardım ve müdahale hizmetlerinin ikame edilemez ve ertelenemez özelliğidir. Türkiye'de mağduriyet yaşayan, sağlık yardımı talep eden, can ve mal güvenliği tehlikeye girmiş olan, kısacası ilgili ve profesyonel ekiplerin yardımına ihtiyacı olan tüm bireylerin acil yardım hizmetlerinden faydalanabilmesi önem arz etmektedir. Bu öneme binaen teknolojinin sunmuş olduğu imkânlardan yaralanarak zamanla yeni sistem organizasyonlarına başvurulmaktadır. Bu çalışmada acil yardım hizmetlerine yönelik geliştirilen yeni sistem organizasyonu ve kurumsal çalışmaların bir sonucu olarak ortaya çıkan, 2021 yılı itibariyle Türkiye'nin 81 ilinde hizmete alınarak tamamlanan Yeni Nesil 112 Acil Çağrı Merkezleri Projesinin Bitlis ili özelinde değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Bitlis 112 Acil Çağrı Merkezi hedef alınarak 112 acil çağrı merkezine yapılan aramalar, görev yapan personeller ve yönlendirilen müdahale araçlarının kullanımının değerlendirilmesi başlıklı bir inceleme çalışması yapılmak istenmiştir. Bu kapsamda yeni sisteme, işleyişe ve çağrıların birinci muhatapları olmaları sebebiyle çağrı karşılama ve çağrı yönlendirme personellerine nitel araştırma yöntemine başvurularak tez çalışması için hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formundaki 30 soru yöneltilmiştir. Çalışmaya katılma rızası gösteren 44 personelden alınan cevaplar araştırmacı tarafından not edilmiş ve bulgular tematik olarak analiz edilmiştir. Çalışma genel olarak üç başlık altında toplanmaktadır. Acil çağrı merkezine yapılan aramalar başlığı altında, çağrı merkezinin iş akış şemasına dair gözlemlere yer verilmekte ve çağrı verileri detaylı olarak değerlendirilmektedir. Görev yapan personeller başlığı altında, sistemin işleyişine ve yeniliklerine dair katılımcılara yöneltilen görüşme sorularına, katılımcılardan alınan cevaplara ve analizlere yer verilmektedir. Son olarak müdahale araçlarının kullanımının değerlendirilmesi başlığı altında ise vakaya dönüşerek müdahale ekibi yönlendirilen çağrıların istatiksel verileri incelenmektedir. Acil yardım hizmetlerinin dünyadaki hızlı gelişime paralel olarak modern ve güncel tutulması amacıyla yeni sistemin avantajları ve eksik noktaları tartışma ve sonuç kısımlarında ele alınarak, bu hususta alınabilecek tedbirlere ve tavsiyelere yer verilmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Tek acil çağrı numarası uygulaması, Yeni nesil 112 acil çağrı merkezleri projesi, Acil çağrı numaraları, 112 Acil sağlık hizmetleri
İtfaiye personellerinin küresel ısınma tutumlarının incelenmesi: Trabzon ili örneği
Bu araştırma, Trabzon Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı bünyesinde çalışan itfaiye personellerinin küresel ısınma tutumlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 200 itfaiye personeli oluşturmaktadır. İtfaiye personellerinden anket ve ölçek verileri yüz yüze görüşülerek elde edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan 13 soruluk anket formu ve literatürden alınan ''Küresel Isınma Tutum Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirmesi t testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi ile yapılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, itfaiye personellerinin küresel ısınma tutumlarının yaş gruplarına, toplam hizmet yılına ve öğrenim durumuna göre istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. İtfaiye personellerinin küresel tutumlarının; medeni durum, çalışılan yerdeki konum ve ikamet edilen yerlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Bunların yanında itfaiye personelinin küresel ısınma tutumunun yüksek olduğu tespit edilmiştir. İtfaiye personellerinin bir kısmının orman yangınlarına müdahaleye hazır olma durumlarının zayıf olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca itfaiye personellerinin küresel ısınma konusundaki bilgi eksiklerinin de olduğu saptanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre değerlendirmeler yapılarak önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de afetlerde sosyal hizmet uygulamaları: 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri örneği
Afetler ve afetlerle mücadele günümüzde üzerinde en çok çalışılan konular arasında yer almaktadır. Afetler içerisinde depremler ise insanların en fazla karşılaştıkları afet türlerinden bir tanesidir. Depremler aniden ve beklenmedik zamanlarda gerçekleşerek insan yaşamını birçok yönden etkilemektedir. Depremler toplumsal yaşamı kesintiye uğrattığı gibi farklı kurumların kolektif çalışmalarıyla depremlere müdahale edebilmek mümkündür. Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremlere yönelik olarak sunulan sosyal hizmet uygulamalarını kategorik olarak belirlemektir. Bu bağlamda afet kavramı ve türleri tanımlanmakta, afet yönetimi ele alınmakta, sosyal hizmet kavramı ve uygulamaları açıklanmakta, afet öncesi, esnası ve sonrasında sunulan sosyal hizmet uygulamaları anlatılmaktadır. Çalışma teorik çerçevede hazırlanmış olup ulaşılan sonuçlara yönelik birtakım önerilerde bulunulmaktadır.
Din görevlilerinin bir afet biçimi olarak deprem hakkındaki algıları: Tatvan ilçesi örneği
Bu çalışmanın temel amacı Bitlis ili Tatvan ilçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde çalışan imam ve Kur'an kursu öğreticilerinin bir afet biçimi olan depremi nasıl anlamlandırdıklarını ve algıladıklarını öğrenmeye çalışmaktır. Çalışmada depremin; kader, tevekkül, irade ve sorumluluk gibi dini kavramlarla ilişkisi tartışılmış ve bir durum tespiti yapılmak istenmiştir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntem ve tekniklerinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda 9 imam ve 6 kadın Kur'an kursu öğreticileri olmak üzere 15 kişi ile görüşme/mülakat gerçekleştirilmiştir. Tezin amacına uygun yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmış, konu bağlamında 5 temel ve 17 alt soru olmak üzere 22 soru ile din görevlilerinin deprem hakkındaki düşüncüleri/algıları anlamaya çalışılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda görüşme yapılan katılımcılar; kader ve tevekkül kavranmalarının toplumda bağlamından koparılarak Allah'ın tavsiye ettiği sorumluluk bilincinden soyutlanarak kullanıldığını ifade etmişler. Ayrıca din görevlilerine deprem hakkındaki görüşleri sorulmuş, yapılan görüşme sonucunda din görevlilerinin bir kısmı depremin daha çok ceza, uyarı ve imtihan gereği meydana geldiğini belirtirken bir kısmı da depremin İlahi Kanunlar/Adetullah kapsamında meydana geldiğini ifade etmişlerdir. Depremlerin Adetullah Kanunu gereği meydana gelmesinin olağan olduğu ve önemli olan Allah'ın vermiş olduğu akıl ve irade ile insanların sorumluluklarının bilincinde olması, depreme karşı gerekli önlem ve tedbirleri alınması gerektiğini belirtmişler. Zira dini inanç bağlamında din görevlilerinin kader ve tevekkülün insana bir sorumluluk yüklediği vurgusu yaptığı görülmüştür. Yapılan görüşmelerde bazı din görevlilerinin deprem gibi olayların afete dönüşmesinde insanların sorumsuzluğu ve tedbirsizliklerinin neden olduklarını belirttiği tespit edilmiştir.
Sağlık personellerinin afet farkındalığı ve afetlere yönelik tutumlarının incelenmesi
Afetlerin olumsuz etkilerini azaltmak, başarılı bir afet yönetimi ve toplumların afetlere karşı farkındalığının artırılmasıyla mümkündür. Bu araştırma Diyarbakır ilinde görev yapan sağlık personellerinin afet farkındalığı ve afetlere yönelik tutumlarını değerlendirilmek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan araştırmanın evrenini Diyarbakır ilinde görev yapan sağlık personelleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise rastgele örneklem seçimi yöntemiyle gönüllü olarak katılan 284 sağlık personeli oluşturmaktadır. Araştırma grubuna çevrim içi yöntem ile ölçek formları araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Araştırmada veri toplama formu olarak bireylerin demografik özellikleri elde etmek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formunun (cinsiyet, yaş, medeni durum, afete maruz kalma, afet eğitimi alma, ilk yardım eğitimi alma, "Evinizde afet ve acil durum çantası var mı?", "Kişisel veya aile afet planınız var mı?", afet bilgi kaynağı) yanı sıra Türkan ve Kılıç (2017) tarafından geliştirilen 3 boyutlu Afet Tutum Ölçeği (ATÖ) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde," Independent Sample T-Testi" ve "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)" kullanılmıştır. "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)" yapılan testlerde ortaya çıkan anlamlı farklılık sonuçlarının hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için "Post- Hoc" testi uygulanmıştır. Verilerin homojen olmasından ve örneklem sayısının eşit olmamasından dolayı bu testlerden "Scheffe" uygulanmıştır. Bu araştırmada Diyarbakır ilinde görev yapan sağlık personelinin genel olarak afetlere yönelik tutumu orta düzeyin üzerinde olduğu tespit edilmiştir.
Marmara Denizinde oluşan afet niteliğindeki musilajın etkileri ve çözüm yolları üzerine bir araştırma
Türkiye'nin iç denizi konumunda olan Marmara Denizi, yurt içi ve uluslararası deniz taşımacılığında son derece büyük öneme sahip olmakla beraber yoğun nüfuslu illere ve birçok farklı kollardaki endüstriyel tesislere kıyısı bulunmaktadır. Bu durum, Marmara Denizi'nin dış etkilere maruz kalmasına neden olmaktadır. Marmara Denizi'nin maruz kaldığı dış etkiler müsilaj oluşumu ile kendini göstermiştir. Marmara Denizi, üzerinde birden fazla noktada büyük kütleler halinde hareket eden müsilaj, yapışkan ve köpüksü yapısıyla denizin güneş ışınlarından ve oksijenden faydalanmasını engelleyerek deniz canlılarının yaşam alanlarını kısıtlamakta ve ölümlerine neden olmaktadır. Bu çalışmada, Marmara Denizi'nde oluşan müsilaj olayının oluşum nedenleri, deniz ekosistemine, insanlara etkileri ve oluşturduğu maddi-manevi zararlar; deniz ulaşımında ve taşımacılığında kullanılan motorlu araçlara olan etkileri araştırılmış, müsilajın sebepleri ve oluşumunu engelleyecek çözüm yollarının bulunması amaçlanmıştır. Mevcut çalışma, literatür taraması yöntemi kullanılarak derleme türünde bir araştırma şeklinde yapılmıştır. Ayrıca, Marmara Denizi'nde meydana gelen müsilaj olayı ile dünyanın farklı bölgelerinde meydana gelen müsilaj olayların benzerlik durumuna ve oluşturdukları tahribata değinilmiştir. Sonuç olarak, müsilaj oluşumunu tekitleyen su akım hızının düşük olması veya durağan olması, deniz suyu sıcaklığının artması ile baskın tür olayının gerçekleşmesi, denizin kaldırabileceği kirlilik yükünden daha fazla kirletilmesi gibi faktörlerin ana kaynak problemler olduğu saptanmıştır. Bu araştırmanın, gerek ülkemiz gerek uluslararası için önemli bir yeri olan Marmara Denizi'nin sürdürülebilirliği, sonraki nesillere temiz bir şekilde aktarılması ve korunması açısından kaynaklık edeceği düşünülmektedir.
Kitlesel göç hareketlerinin Türkiye ekonomisine yansıması: Mersin ili örneği
Kitlesel göç hareketleri insan kaynaklı sosyal bir olgudur. Bu çalışmada bir afet olan göç kavramı açıklanmıştır. Göçlere neden olan ekonomik, sosyokültürel, siyasi ve doğal faktörler açıklanarak Türkiye'nin almış olduğu göçler tarihsel anlamda incelenmiştir. Araştırma sonucunda Türkiye'nin geçmişten günümüze göç hareketlerinin hedefi olduğu görülmüştür. Türkiye'ye yapılan göçlerle ilgili sayısal veriler paylaşılmış olup bu göç dalgalarının Türkiye ekonomisini nasıl etkilediği araştırılmıştır. Kitlesel göç hareketleri genelde Türkiye, özelde Mersin ili ele alınarak derinlemesine incelenmiştir. Kitlesel Göç hareketleri ülke ekonomilerini farklı alanlarda olumlu veya olumsuz olarak etkileyebilmektedir. Türkiye'nin hedefi olduğu kitlesel göç hareketlerinin ekonomik büyüme, enflasyon, istihdam ve kamu maliyesi üzerinde yarattığı olumlu ve olumsuz etkiler ele alınmıştır. Mersin ilindeki göçmen sayısı, yabancı ortaklı kurulan firmalar ve bu firmaların ekonomi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Göçmenlere verilen eğitim ve sağlık hizmetleri hakkında bilgi verilmiştir. Kitlesel göç hareketleri Mersin ilinde ticari faaliyetlere katkı sağlayarak ihracat miktarını artırmış ve buna bağlı olarak ekonomik büyümeyi artırmıştır. Kayıt dışı istihdam nedeniyle yerli halk iş bulmakta zorlanmış fakat öte taraftan kurulmuş olan göçmen sağlığı merkezlerine alınan personeller sayesinde istihdam olumlu etkilenmiştir. Özellikle eğitim ve sağlık harcamaları kamu maliyesi üzerinde etki yaratmıştır. Anahtar Kelimeler: Kitlesel Göç, ekonomi, afet.
Bir acil durum olarak kadına yönelik şiddet alanında çalışan profesyonellerin deneyimleri
Kadına yönelik gerçekleştirilen şiddet ulusal ve uluslararası düzeyde önemli bir insan hakkı ihlali ayrıca toplumsal sorun olarak kabul edilmektedir. Tez çalışmasında, kadına yönelik şiddetin tanımına, tarihsel gelişimine, türlerine ve farklı boyutlarına odaklanarak kapsamlı bir inceleme sunmaktadır. Araştırmanın amacı, kadına yönelik şiddetin bir acil durum olduğunu anlamak ve bu sorunun çözümüne yönelik geliştirilmiş teorilerin ve yaklaşımların etkinliğini değerlendirmektir. Tez, şiddetin tanımında kullanılan çeşitli teorilerin ve yaklaşımların, kadınların sadece cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldıkları hak ihlallerinin ulusal ve uluslararası metinlerdeki yeri ve önemini ortaya koymaktadır. Kadına yönelik şiddet, dünya genelinde acil bir sorun olarak görülmekte olup, etkin müdahale yöntemlerinin belirlenmesi önem arz etmekte olup ülkelerin bu mücadelede süreçlerinde stratejilere, yöntemlere yer verilmiştir. Araştırma sürecinde, kadına yönelik şiddet konusunda başarılı uygulama örnekleri incelenmiş ve Türkiye'de bu alanda hizmet sunan kamu profesyonelleri ile kadın hakları üzerine çalışan sivil toplum örgütü üyeleri ile görüşmeler yapılmıştır. Katılımcılar arasında yönetici pozisyonundaki çalışanlar, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, çocuk gelişim uzmanları, sosyologlar, avukatlar, baş vaizler ve kolluk kuvvetleri yer almakta olup 23 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeler sonucunda elde edilen veriler, kadına yönelik şiddetle mücadelede karşılaşılan aksaklıklar, eksiklikler, mevcut uygulamalar ve örnek iyi uygulamalar hakkında kapsamlı bilgiler sunmaktadır. Çalışmanın sonuçları, kadına yönelik şiddetle mücadelede yaşanan sorunları ve uygulama eksikliklerini belirlemiş; ayrıca etkili projeler ve iyi uygulama örnekleri sunmuştur. Araştırma, kadınların ihtiyaçlarına yönelik hizmetlerin planlanmasının önemine vurgu yaparak, bu alanda daha etkili ve kapsamlı müdahale stratejilerinin geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunmaktadır.
Afete müdahale ekiplerinin duygusal emek bağlamında yaşam deneyimlerinin incelenmesi
Afetler toplumları ekonomik, sosyal, demografik ve psikolojik yönden etkileyen olaylardandır. Afetler hem doğal hem de doğal olmayan nedenleri bağlamında yıkıcı etkilere sahiptir. Afet türlerinden deprem ise fiziki yıkıcılığı en çok hissedilenler arasındadır. Özellikle şiddetli depremleri deneyimleyen bireyler fiziki tahribatın yanı sıra sosyal ve psikolojik tahribatında öznesi olabilmektedir. Türkiye'de 6 Şubat 2023 gerçekleşen depremler ülke tarihinin en yıkıcı depremleri arasında yer almaktadır. Türkiye'de yaşanan şiddetli depremler sonrasında baş etme stratejileri arasında afetzedelere psikososyal destek hizmeti sunma önemli müdahale stratejileri arasında yer almaktadır. Genellikle psikososyal destek ekipleri deprem bölgesine ilk intikal eden müdahale ekipleri arasında yer almaktadır. Buradan hareketle psikososyal müdahale ekiplerinin depremin yaşandığı ilk zamanlardaki kaotik ortamı depremzedelerle birlikte deneyimledikleri ve çoğu kez onlarla aynı zorlukları tecrübe ettikleri görülmektedir. Psikososyal müdahale ekiplerinin yaşamış olduğu söz konusu zorluklar sonraki süreçlerde onların mesleki ve sosyal yaşamlarını etkileyebilmektedir. Bu tez çalışması psikososyal destek ekiplerinin deprem bölgesinde yaşamış oldukları durumları duygusal emek yaklaşımı bağlamında açığa çıkartmayı hedeflemiştir. Mesleki bir sorumluluk olarak psikososyal destek ekipleri depremzedelere hizmet sunarken kendi yaşamış oldukları şok, korku, endişe, acı vb. gibi yoğun duyguları hizmet alanlara yansıtmamalı ve duygusal olarak güçlü kalmayı başarabilmelidir. Profesyonel olarak deprem bölgesine görevlendirilen psikososyal destek ekiplerinin hizmet sunarken vermiş olduğu mesleki tepkiler bu tezde duygusal emek bağlamında değerlendirilmektedir. Bir başka ifadeyle psikososyal müdahale ekiplerinin profesyonel olarak sergilediği bu tepkileri nasıl anlamlandırdıkları bu tez konusunun temel argümanı olarak konumlanmaktadır. Bu tez çalışmasında nitel araştırma yöntemlerinden tematik analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda veri toplama tekniklerinden yarı yapılandırılmış görüşmeye başvurulmuştur. Katılımcıların ifadeleri içerik analizi yöntemiyle analiz edilerek analizler sonucunda alt tema ve kodlara ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında psikososyal destek ekiplerin deprem bölgesine ilk intikal süreçlerinin fiziksel ve psikolojik açıdan zorlayıcı olduğu, yaşadıkları olayların hem kişisel hem de mesleki hayatlarını etkilediği, hizmet sunarken hissettikleri duygularla sergiledikleri duyguların uyumsuz olduğu görülmektedir. Ayrıca profesyonellerin bazı durumlarda mesleki sorumluluklarının dışında kalan hizmetleri de sunmak zorunda kaldıkları ve deprem bölgesinde yaşamış oldukları zorlukları aşmada birtakım stratejiler geliştirdikleri de saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Yönetimi, Psikososyal Müdahale, 6 Şubat 2023 Depremleri, Duygusal Emek.
İnsanlık için yapay bir tehdit unsuru: Nükleer silahlar
Nükleer silahların kullanılmasına karşı alınması gereken önlemler, uluslararası güvenlik ve barışın korunması için kritik öneme sahiptir. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) gibi mevcut uluslararası anlaşmaların güçlendirilmesi ve tüm ülkeler tarafından tam anlamıyla uygulanması önemlidir. Bu anlaşmaların denetim mekanizmalarının sıkılaştırılması ve ihlallerin caydırıcı yaptırımlarla karşılanması gerekir. Nükleer kapasiteye sahip ülkelerin nükleer faaliyetlerinde şeffaflık göstermeleri ve uluslararası toplumla iş birliği yapmaları teşvik edilmelidir. Bu, nükleer malzemelerin izlenmesini ve kontrol altında tutulmasını kolaylaştırır. Nükleer silahların azaltılması ve sonunda tamamen ortadan kaldırılması yönünde adımlar atılmalıdır. Nitekim bu adımlar hem bölgesel hem de küresel düzeyde güvenlik ve istikrarı artıracaktır. Yapılan çalışmanın amacı, Nükleer silahların kullanılmasına karşı alınması gereken önlemlerin açıklanması ve önerilerde bulunulmasıdır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş olup literatür taraması yapılmıştır. Yapılan çalışma kapsamında Nükleer silahların kullanılmasına yönelik alınmış olan kararların ve imzalanmış olan sözleşmelerin geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca nükleer silahların kullanımının engellenmesi noktasında eğitimin önemli olduğu, işbirliklerinin geliştirilmesi gerektiği, iletişimin daha açık ve ılımlı olmasının önemli olduğu önerileri çalışmada yer almıştır.
Bitlis ili acil sağlık çalışanlarının afet müdahalesinde karşılaştığı zorluklar: Kahramanmaraş depremi örneği üzerine nitel bir çalışma
Altı Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremin ardından Adıyaman iline görevlendirilen sağlık personeli, afet müdahale sürecinde çok boyutlu zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu çalışma, hastane öncesi acil sağlık hizmetleri personelinin bu süreçte yaşadığı deneyimleri betimleyerek mevcut durumu anlamaya yönelik nitel veriler sunmaktadır. Literatürde, afet sonrasında sahada görev yapan sağlık çalışanlarının yaşantılarını doğrudan ele alan çalışmaların sınırlı olması, araştırmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bitlis İl Sağlık Müdürlüğü'nden görevlendirilen 19 sağlık personeliyle gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler, tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiş; analiz süreci MAXQDA 2022 yazılımı ile yürütülmüştür. Bulgular, afet müdahalesi sürecinde yaşanan zorlukların ulaşım, iletişim, temel ihtiyaçlara erişim, koordinasyon eksiklikleri, görev tanımı belirsizlikleri ve toplumsal etkileşim gibi temalarda yoğunlaştığını göstermektedir. Katılımcılar aynı zamanda, müdahale kapasitesinin artırılması için lojistik destek, afet eğitimi, görev planlaması ve kurumlar arası iş birliği gibi alanlara yönelik çözüm önerileri sunmuştur. Elde edilen bulgular, sahadan edinilen deneyimlerin afet yönetimi uygulamalarında dikkate alınmasının önemine işaret etmekte ve afet anında hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik doğrudan bir zemin sunmaktadır.
Sağlık çalışanlarının tıbbi atık bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi
Sağlık hizmetleri sağlığımızı, yaşamımızı ve refahımızı sürdürmek için hayati öneme sahip olmasına rağmen sağlık hizmetlerinin sürdürülmesi sırasında ortaya çıkan atıklar; hastalık yayma potansiyelinin yüksek olması nedeniyle tehlikeli olabilir. Tıbbi atıkların verimli bir şekilde yönetilip bertaraf edilebileceği konusunda gerekli eğitim ve atık planının yapılması hedeflenmelidir. Bu çalışmada sağlık personelinin tıbbi atık bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi hedeflendi. Çalışma kesitsel tanımlayıcı tipte gerçekleştirildi. Araştırma toplam 484 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcıların %53,9 oranla kadınlar oluşturmakta olup, %46,1'lik kısmını erkek katılımcılar kapsamaktadır. Yaş dağılımlarının büyük bir kısmını %49,8'lik bir oran ile 32 yaş ve üzeri yani orta yaş grubu oluşturmaktadır. Katılımcıların büyük çoğunluğunu lisans mezunu olup lisansüstü eğitim alanların oranı %12,2'dir. Katılımcıların görev dağılımlarına bakılacak olursa, %86,8'i sağlık personeli olarak çalışırken, katılımcıların %58,9'u 7 yıl ve üzeri süredir görevine devam etmekte olup, 4-6 yıl çalışanların oranı ise %22,7 iken, 3 yıl ve altı çalışanların oranı %18,4'tür. Özet olarak, bu çalışmaya ait sosyo-demografik veriler, çalışmanın uygulandığı sağlık alanındaki katılımcıların çeşitli yaş gruplarına, eğitim düzeyleri ve deneyim seviyelerine sahip olduğunu göstermektedir. Buna ek olarak kadınların ve tecrübeli personelin çalışmada ağırlıklı bir yer tuttuğu da söylenebilmektedir. Çalışma kapsamında elde edilen verilerin analizleri için SPSS 25 paket programı kullanılmıştır. Demografik özelliklerin belirlenmesi için frekans ve yüzde analizi kullanılmıştır. Elde edilen puanlamada çalışan düzeylerinin belirlenmesi için ortalama-standart analizi yapılmıştır. Verilerin dağılımı için merkezi limit teoremi ve basıklık-çarpıklık analizi yapılmıştır. Ölçeğin güvenirliliği için Cronbach Alpha analizi yapılmıştır. Ölçeğin demografik parametrelere göre farklılaşma olup olmadığını test etmek için bağımsız T testi ve tek yönlü Anova analizi yapılmıştır. Araştırma kapsamında toplam 484 sağlık çalışana ulaşılmış olup çalışanların %53.90'ının kadın (n=261) ve %46.10'unu erkek (n=223) oluşturmaktadır. Yapılan analiz sonuçlarına göre demografik bilgi açısından; cinsiyet, yaş, eğitim durumu, katılımcının görevi ve çalışma sürelerinde anlamlı farklılık olmadığı tespit edilmekteyken katılımcıların görev yeri ile tıbbi atık bilgi, tutum ve davranış arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir.
Afet yönetiminde hastane öncesi acil sağlık hizmetleri çalışan personelin afetlere hazırlık algılarının incelenmesi: Van ili örneği
Afetler, medeniyetlerin oluşumu ile beraber daima meydana gelmiştir. Teknolojik alanlardaki gelişmelerle beraber, kalkınma girişimleri çok sayıda altyapının yapılması ve yerleşik hayata geçmesiyle tezahür etmiştir. Bununla birlikte, afetlerin toplumlarda can, mal ve çevre üzerinde yarattığı tahribatlar giderek artış göstermiştir. Özellikle, ülkemizin de afetlerin yoğun yaşandığı bir bölgede yer alması, her yıl binlerce insanın etkilenmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, ülkemizde afetlerin neden olduğu kayıpların azaltılması ve tıbbi bakım gereksinimlerinin karşılanması için afetlere karşı hazırlıklı olunması ve gerekli tedbirlerin alınması önemlidir. Nitekim, afetlere karşı malzeme ve tıbbi ekipmanların yeterliliğinin yanı sıra, sağlık hizmetlerinin ön safında görev yapan hastane öncesi acil sağlık personelinin de afetlerde etkili ve koordineli müdahale becerilerine sahip olması gerekmektedir. Dolayısıyla, sağlık personelinin bu etkinliğini ve müdahale becerilerini geliştirmek için afet hazırlık algılarının değerlendirilmesi son derece önemlidir. Bu çalışmada hedeflenen, Van ilinde faaliyet gösteren hastane öncesi acil sağlık personelinin afetlere hazırlık algısını irdelemek, bu algının demografik ve mesleki değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını değerlendirmektir. Bu niyetle, çalışma Van ilinde; İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı İl Ambulans Servisi Başhekimliği çatısı altında görev yapan 271 sağlık personeli ile gönüllülük esasına dayalı yapılmıştır. Çalışmada, nicel araştırma yöntemi kullanılmış; çevrimiçi olarak düzenlenen bir anketle personellere ulaştırılmıştır. Anketin çevrimiçi toplanan verileri, içerik analizi ve istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, personelin yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, mesleği, çalıştığı birim, afet yaşama ve müdahale etme durumu ve algılanan hazırlık düzeylerinde anlamlı farklılıklara ulaşılmış olsa da hizmet süresi bakımından anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Ancak, yapılan literatür taramasında bu farklılıkları hem destekleyen hem de desteklenmeyen sonuçların olması, bu değişkenlerin afetlere hazırlık algısı üzerindeki etkilerinin çelişkili olduğu sonucunu ortaya çıkarmıştır. Bu bağlamda, afetlere hazırlık konusunda daha bilinçli ve etkili olabilmek için, personelin her düzeyde bilgi ve yeterliliklerinin geliştirilmesi önerilmektedir.
Doğal afetlerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: 5 kıta üzerine ampirik bir inceleme
Doğal afetler, yirmi birinci yüzyılda sürdürülebilir kalkınmanın önündeki en temel sınamalardan biri olarak küresel gündemdeki yerini korumaktadır. Bu olayların ekonomik büyüme üzerindeki net etkisinin yönü ve kalıcılığı, literatürde negatif bir şok olarak gören yaklaşımlarla, teknolojik yenilenme fırsatı yaratan "yaratıcı yıkım" hipotezi arasında süregelen bir tartışma konusudur. Bu çalışma, doğal afetlerin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini, literatürdeki bu teorik ikilemi ve ampirik belirsizliği dikkate alarak, kıtalararası karşılaştırmalı bir perspektifle ampirik olarak incelemeyi hedeflemektedir. Bu amaç doğrultusunda, 2000-2023 dönemini kapsayan verilerle beş kıta (Asya, Avrupa, Afrika, Amerika ve Okyanusya) özelinde, ekonomik büyümeyi temsilen kişi başına GSYİH ile afetleri temsilen etkilenen kişi sayısı ve toplam hasar değişkenleri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Analiz sonuçları, afet göstergelerinden (etkilenen kişi sayısı ve toplam hasar) ekonomik büyümeye doğru istatistiksel olarak anlamlı ve tek yönlü bir nedensellik ilişkisinin varlığını ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, afetlerin ekonomik sistemler için dışsal ve negatif bir şok olarak işlediğini göstermekte ve afet yönetiminde reaktif "kriz yönetimi" anlayışından, proaktif "risk azaltma" stratejilerine geçişin kritik önemini vurgulamaktadır. Bu çerçevede, afet riskini azaltmaya yönelik yatırımların ve toplumsal dirençliliği artırmaya yönelik politikaların, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın ayrılmaz bir parçası olduğu sonucuna varılmıştır.
Bedensel engellilerin deprem afeti ile baş etme stratejileri: Bitlis ili örneği
Bedensel engellilerin deprem afeti ile baş etme stratejileri, toplumun diğer bireyleri baz alındığında farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıkları şekillendiren de bazı faktörler bulunmaktadır. Bu çalışma, afet olgusunun ve depremin temel niteliklerinin yanı sıra engellilik bağlamını ele alarak, Bitlis ilinde yaşayan bedensel engelli bireylerin deprem karşısında geliştirdikleri baş etme stratejilerini irdelemektedir. Araştırma sürecinde, bireylerin afetlere ilişkin risk algıları, hazırlık düzeyleri, deprem anında ve sonrasında karşılaştıkları güçlükler, yaşadıkları psikolojik etkiler ile toplumsal ve kültürel etmenlerin rolü incelenmiştir. Elde edilen veriler ışığında, mevcut durumun anlaşılmasına katkı sunacak değerlendirmeler yapılmış ve geleceğe yönelik iyileştirme önerileri geliştirilmiştir. Etkili ve adil bir afet yönetim politikası oluşturmak isteyen bir toplum yapılanmasının neleri göz önünde bulundurması gerektiğini göstermekte olan bu çalışma tüm bu sürece etken psikolojik, sosyolojik ve fiziksel etmenleri gözler önüne sermektedir. Araştırma sürecinde bedensel engelliler ve depreme dair literatür araştırmaları yapılmış olup baş etme süreçlerine dair de bir takım incelemeler yapılmıştır. Çalışma nitel araştırma yaklaşımına dayalı olarak yapılandırılmış ve fenomenolojik desen kullanılarak yürütülmüştür. Bitlis İlinde yaşayan 27 katılımcıdan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak bir takım bulgular elde edilmiştir. Çalışma sonuç olarak göstermiştir ki, baş etme stratejileri temel olarak duygusal ve fiziksel olarak şekillenmiştir. Dini baş etme stratejileri uzun süreli etkinlik göstermese de ilk başvurulan strateji tipi olmuştur. Bununla beraber problem odaklı baş etme stratejileri de etkin olarak kullanılan diğer bir strateji olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal yapı, afet yönetimi politikaları ve yerel yönetimlerin desteği bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Bilinçlendirici eğitimler, afet senaryolarına dayalı uygulamalı tatbikatlar, fiziksel mekânların erişilebilir hâle getirilmesi ve duygusal-sosyal destek sistemlerinin güçlendirilmesi, bedensel engellilerin afetlere dirençli bir birey olarak yaşamlarını sürdürebilmeleri açısından temel gerekliliklerdir. Anahtar Kelimeler: Bedensel engelli, deprem, baş etme, Bitlis ili, afet yönetimi
Afet eğitiminin diyabetli hastaların afet bilinci üzerindeki etkisinin incelenmesi
Afetler, toplumların sağlık sistemlerini ve sosyal düzenini çok boyutlu biçimde kesintiye uğratan durumlardır. Özellikle diyabet gibi kronik hastalıklara sahip bireyler, afet ortamlarında ilaç temini, insülin uygulaması ve beslenme gibi hayati konularda risk altındadır. Bu çalışma, diyabetli bireylerin afetlere hazırlık düzeyini artırmak amacıyla temel afet eğitimi verilmesini hedeflemiştir. Araştırma, afet eğitiminin diyabet hastalarının afet bilinci üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma yarı deneysel, ön test–son test kontrolsüz müdahale tasarımına sahiptir. Evreni, Kozluk Devlet Hastanesinde yatan veya ayaktan tedavi gören diyabetli hastalar oluşturmuştur. Örneklemi ise, dahil olma kriterlerini taşıyan ve gönüllü olarak katılım sağlayan 255 bireyden oluşmuştur. Veriler Nisan-Eylül 2025 tarihleri arasında yüzyüze toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak Katılımcı Bilgi Formu ve Afet Bilinci Algı Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma kapsamında tüm katılımcılara araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan eğitim materyali kullanıldı. Eğitim, 18 yaş üstü yetişkin diyabetli bireylere dönük 30- 40 dakikalık olup, yüzyüze verilmiştir. Toplam 38 slayttan oluşan eğitim programında afet, afet türleri, afet öncesi, afet anı, afet sonrası hazırlık çalışmaları, diyabet hastalığı, afet durumunda diyabet hastalarına dönük kolaylaştırıcı unsurlar, sağlık merkezlerine erişim konuları işlenmiştir. II Eğitimin günlük yaşama aktarılabilmesi için 4 haftalık uygulama süresi tanınmış, ardından formlar tekrar doldurulmuştur. Çalışma öncesinde etik kurul onayı, kurum izni ve gönüllü onam formu ile katılımcı izni alınmıştır. Sonuçlar, afet eğitiminin katılımcıların, genel afet bilgisi, iletişim, diyabet ve afet konularında konularda farkındalıklarını artırdığını göstermektedir.