
3,131
Archived Theses
9
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Demokrasi ve iktisadi büyüme ilişkisi üzerine ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada 2013-2021 yılları için 65 adet ülke göz önünde bulundurularak demokrasinin iktisadi büyüme üzerindeki etkisi Barro (1990)'a dayanan içsel büyüme modeli çerçevesinde incelenmiştir. Yatay kesit analizi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen tahmin sonuçlarına göre demokrasinin iktisadi büyüme üzerinde etkili olmadığı ortaya çıkarılmıştır. Agnostik görüşü destekler bulgular elde edilmiştir.
Dünyada merkez bankaları: ABD, AB ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankaları karşılaştırması
Günümüz çağdaş ülkelerinde fiyat istikrarının sağlanmasına ve ekonominin belirli bir düzen içerisinde işlemesine katkı sağlayan en önemli kurumlardan biri de hiç kuşkusuz merkez bankalarıdır. Geçmişten günümüze kadar olan süreçte merkez bankaları çok önemli ilerleme kaydetmiştir. Geçmişte genel olarak savaş finansmanlarını ve ülkelerin ekonomik olarak kalkınma sürecini hızlandırma amaçlı olarak kurulan merkez bankaları, günümüzde daha fonksiyonel bir yapıya doğru evrilmiştir. Bu çalışma kapsamında, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ile Amerika Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) arasındaki karşılaştırma incelenmiştir. Yapılan incelemenin neticesinde, TCMB ve FED karşılaştırıldığında birbirinden oldukça farklı iki merkez bankası olduğunu söylemek mümkündür. Kontrol edilen para miktarından, bankaların kendine özgü yapısına varana dek pek çok yönden birbirinden oldukça farklıdır. AMB ile TCMB karşılaştırıldığında, bilhassa para politikaları konusunda bazı benzerliklerin olduğunu söylemek mümkündür. TCMB ve AMB kıyaslamasında bağımsızlık, şeffaflık ve hesap verebilirlik en temel unsurlardır. AMB açısından temel kriter bağımsızlıktır. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve saydamlık konusunda TCMB daha esnek bir yapıya sahip olduğu, AMB'nin ise daha kapalı bir yapıda olduğu tespit edilmiştir.Araştırmanın amacı ve problemleri de dikkate alındığında nitel araştırma yöntemlerinden biri olan kaynak tarama modelinde bir çalışma tercih edilmiştir. Araştırmanın başlığını oluşturan merkez bankaları uygulamaları ile ilgili literatürdeki veriler incelenerek, aradaki farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır.
Döviz kuru değişkenliğinin bazı makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisi: Türkiye ekonomisi için analiz
Belirsizliğin iktisadi kararlar üzerindeki etkisi kuramsal ve ampirik olarak incelenmiştir. Bu çalışmada belirsizlik ölçüsü için standart sapma olarak döviz kuru oynaklığı seçilerek büyüme, ihracat, ithalat, yatırım, tüketim değişkenleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Türkiye ekonomisi üzerine yapılan çalışmada 2003:1-2018:4 dönemleri arası üçer aylık verilerden yararlanılmıştır. Basit regresyon analizi ve Granger nedensellik analizi yapılmıştır. Örneklemin tamamı olan 2003:1-2018:4 dönemi için döviz kuru oynaklığının yatırıma, ithalata ve tüketime negatif yönde etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Fakat 2018 yılında döviz kurunda sıra dışı hareketlilik gözlemlenmiştir. 2018 yılı dışlandığında anlamlı bir etki ve istatistiki olarak nedensellik ilişkisi çıkmamıştır. Bu sonuca göre döviz kuru değişkenliğinin Türkiye' de incelenen dönem itibari ile büyüme, ihracat, ithalat, yatırım ve tüketim değişkenleri üzerinde belirleyici bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılamamıştır. Dolayısıyla Türkiye ekonomisi için sabit döviz kuru sisteminin fayda sağlayabileceği ya da esnek döviz kuru sisteminin olumsuz bir etkisinin olabileceği görüşü desteklenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Döviz Kuru DeğiĢkenliği, Regresyon Analizi, Granger Nedensellik Testi, Büyüme, Ġhracat, Ġthalat, Yatırım, Tüketim, Türkiye
Financing of Syrian SMEs in Gaziantep a case study
As SMEs increase employment and GDP, it is an important issue in developing economies. Aware of the vital role of SMEs in economic development, the Government is making various arrangements to support SMEs in all sectors. Particularly, the difficulties faced by SMEs in obtaining capital during the establishment stage make them face some bottlenecks. Syria SMEs, which contribute to the construction of Turkey's economy with over 10 thousand SMEs. Syrian SMEs independently they want to start work in Turkey. however, the majority of these SMEs do not have access to the financing market. The aim of this study is to reveal the expectations of Syrian SMEs who are or want to establish business in Gaziantep from the financial support and credit facilities of the state. For this purpose, case analysis was conducted and various questions were asked to KOSGEB along with 10 selected SMEs. KOSGEB support is the most important financial institutions in Turkey. An evaluation was made on the answers to the questions asked.
Ekonomik kalkınma bağlamında yerel yönetimlerin özerkliği
Çalışmanın amacı, yerel yönetimlerin özerkliği ile kalkınma arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Kalkınma kavramının yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlaması aydınlanma dönemine dayanır. Aydınlanma düşüncesi bilimsel yaklaşımda getirdiği dönüşümle birlikte üretim biçimi ve ekonomiyi de etkilemiştir. Bugüne kadar etkisi ile modern kalkınma anlayışının biçimlenmesinde çok etkili olmuştur. Ülkeler üretim faktörlerini doğru şekilde kullanarak, vatandaşların refah seviyesini yükseltmek amacındadırlar. Bunun için ülkenin teknik altyapı seviyesi, kalkınmanın daha hızlı ve etkili olmasını sağlayacak önemli unsurlardandır. Ekonomi literatüründe önemli bir kavramsal ayrım dikkati çekmektedir. Büyüme ve Kalkınma kavramları bazı dönemlerde aynı anlama geldikleri düşünülerek kullanılagelmişlerse de büyüme kavramı, sadece Gayri Safi Milli Gelir'deki oransal artışı ifade ederken, kalkınma ise, üretim ve teknolojideki yenilikler ile ortaya çıkan sosyo-ekonomik ilerlemeleri de içerir. Bölgelerin ve yerel birimlerin yol, su ve elektrik gibi alt yapı ihtiyaçlarının karşılanma düzeyi bölgenin gelişmişlik düzeyini belirlemek için önemli bir değişkendir. Sınırlı bir coğrafyada yaşayan görece küçük bir topluluğun ortak ihtiyaçlarını karşılamak içim oluşturulan idari birimler yerel yönetimler diye adlandırılmaktadır. Yerel yönetimlerde özerklik, hizmeti yerelde en yakın birimin sunmasının hizmet sunumunun daha verimli olacağı kabulünden dolayı kamu hizmetlerinde maliyet düşürücü bir etkiye sahiptir. Aynı zamanda yerel yönetimlerin yasalarla sorumlu oldukları hizmet alanlarının ekonomik büyüklükleri ve doğrudan veya dolaylı olarak ekonomiye etkileri bulunmaktadır. Bu çalışmada yerel yönetim hizmetlerinin bölgesel kalkınma üzerindeki etkisine dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla görüşme grubundan elde edilen veriler, görüşmecilerin açık veya örtülü olarak vurguladıkları kavramlar kodifiye edilmek suretiyle incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre yerel yönetimlerin bölgesel kalkınmada etkin bir rolü olduğu, ekonomik kararları alma konusunda yetkilerle güçlendirilmelerinin kalkınma üzerinde olumlu etkisi olduğu sonucuna varılmıştır.
Göçün gelir ve tüketim kalıpları üzerindeki etkileri: Gaziantep'te ikamet eden Suriyeli göçmenler üzerine bir araştırma
Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu ülkelerinde meydana gelen siyasal gelişmeler kısa sürede geniş bir etki alanına ulaşarak domino etkisi oluşturarak Suriye Arap Cumhuriyetini de etkilemiştir. Suriye Arap Cumhuriyeti yaşanan bu dönüşüm ikliminden 2011 yılından günümüze dek etkilenmiş ve etkilenmeye devam etmektedir. Bu iç savaştan dolayı ülke nüfusunun yaklaşık yarısı göç etmek zorunda kalmış ve başta komşu ülkeler olmak üzere çeşitli ülkelerde mülteci statüsünde yaşama tutunmak zorunda kalmıştır. Bu göç dalgası sonucu birçok insan yaşadığı evi, mahalleyi, kenti ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Göç sonrası ulaşmış oldukları ülke şartlarına ve yasalarına tabi olmak zorunda olan bu kişiler sahip oldukları sosyal statülerini, tüketim alışkanlıklarını, sosyal çevrelerini ve refah düzeylerini çoğu zaman geride bırakmak zorunda kalmışlardır. Bu çalışma kapsamında Suriye'de meydana gelen iç savaştan dolayı Gaziantep ilinde göç ile gelen Suriyeli doktorların kriz ve belirsizlik durumlarında tüketim kalıpları, davranışlarında ve tüketim kararlarında meydana gelen farklılaşmayı incelemek adına 12 farklı Suriyeli doktorla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği ile mülakat yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen temel bulgu, kriz ve belirsizlik durumu sonucunda Suriyeli doktorların tüketim davranışı konusunda ortaya koymuş oldukları davranış biçiminde farklılaşma olduğu tespit edilmiştir.
Küreselleşme bağlamında Kuşak ve Yol Girişimi Çin eksenli bir analiz
Günümüz dünyasında küreselleşme süreci bir dönüm noktasındadır. II. Dünya savaşından sonra ortaya çıkan ekonomik problemlerin çözümünde kullanılan Batı merkezli iktisadi çözümler 2008 finansal krizinden sonraki ekonomik sorunları çözmede yetersiz kalmışlardır. 2008 finansal krizi ile birlikte Batı dünyası ve ABD' de küreselleşme karşıtı ve korumacı politikalar artmıştır. Bu gelişmelerin yanı sıra, BREXIT süreci ile birlikte küreselleşmenin geleceği ile ilgili ciddi soru işaretleri ortaya çıkmıştır. Özellikle son yüzyılda dünya ekonomisi ve politikasına yön veren uluslararası liberal düzen ve kurumları, onları ortaya çıkaran sahipleri ile birlikte güç kaybetmeye başlamışlardır. Bu çalışmanın konusu, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi projesinin küreselleşme süreci üzerindeki etkilerinin analiz edilmesidir. Çalışma ile Çin'in geliştirdiği Kuşak ve Yol Girişimi'nin kavramsal çerçevesi çizilecektir. Bunun yanında KYG'nin ekonomik ve siyasal konjonktürel dünya düzenini nasıl değiştireceği ve ülkeleri ne yönde etkileyeceğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın Kuşak ve Yol Girişimi konusunda çalışan ve konu hakkında bilgi sahibi olan çeşitli sektörlerdeki katılımcılarla yapılan anket çalışması sonucunda elde edilen verilerin Mann Whitney U ve Kruskal-Wallis testlerine tabi tutulması ile ulaştığı bulgular; Kuşak ve Yol Girişimi'nin küreselleşme sürecini ekonomik ve siyasi açılardan etkileyeceği, Kuşak ve Yol Girişimini'nin Türkiye açısından büyük ekonomik fırsatlar ortaya çıkaracağı ve siyasi konjonktürde Türkiye'nin küresel ölçekte dengeli bir yol izlemesi gerektiği yönünde ortaya çıkmıştır.
Katılım ekonomisinde sigorta uygulamalarının karşılaştırmalı analizi
Bu tez, Türkiye'de katılım bankacılığı ve Tekafül sigortacılığının bankacılık ve sigorta sektörlerindeki yerini incelemeyi, bu alanlardaki büyüme potansiyelini ve sektörel dinamikleri analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, katılım bankalarının ve Tekafül sigortacılığının konvansiyonel bankacılık ve sigortacılık sistemleriyle karşılaştırılması yapılmış, sektörün gelişim süreci ve mevcut durumu değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda, katılım bankalarının sektördeki payının son yıllarda artış gösterdiği, özellikle 2023 yılında belirgin bir büyüme kaydedildiği tespit edilmiştir. Aynı şekilde, Tekafül sigortacılığı da bazı branşlarda önemli pazar payları elde etmiş, ancak genel olarak konvansiyonel sigortacılığın sektörde daha büyük bir hakimiyete sahip olduğu belirlenmiştir. Türkiye'nin sigorta prim üretiminin her yıl artış gösterdiği ve sigorta sektörünün genel olarak büyüme eğiliminde olduğu gözlemlenmiştir. Ancak, Türkiye'nin kişi başına düşen sigorta prim üretimi dünya ortalamasının altında kalmakta, bu da sigorta bilincinin artırılması gerektiğine işaret etmektedir. Tezde ayrıca, bireysel emeklilik sisteminde dağıtım kanallarının etkisi incelenmiş, bireysel direkt satış ve bankaların en yaygın kanallar olduğu, ancak dijital ve mobil platformların kullanımının artırılması gerektiği vurgulanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde sigorta sektörünün daha yavaş bir büyüme gösterdiği, bu nedenle bu ülkelerde sigorta bilincinin artırılması ve erişimin kolaylaştırılması gerektiği de çalışmanın önemli bulguları arasında yer almaktadır. Neova Sigorta'nın prim üretimi üzerine yapılan detaylı analizlerde ise, şirketin bazı branşlarda önemli büyümeler kaydettiği, ancak nakliyat branşında düşüşler yaşadığı belirlenmiştir. Bu bağlamda, stratejik yeniden yapılandırma ve yeni pazarlama stratejileri geliştirilmesi önerilmektedir. Sonuç olarak, bu tez, katılım bankacılığı ve Tekafül sigortacılığının Türkiye'deki mevcut durumunu ve bu alanlardaki gelişim potansiyelini ortaya koymakta, sigorta sektöründe daha geniş bir pazar payına ulaşmayı ve sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için öneriler sunmaktadır. Tekafül sigortacılığının global pazarda tanıtımının artırılması ve konvansiyonel sigortacılıkta yenilikçi ürün geliştirme stratejilerinin uygulanması, sektörün gelecekteki büyüme trendleri açısından kritik öneme sahiptir. Tekafül Türkiye'de büyük bir potansiyele sahip olduğu ve çeşitli alanlarda önemli katkılar sağlayabileceği görülmektedir. Ekonomik büyüme, istihdam artışı, finansal kapsayıcılık ve toplumsal güven gibi alanlarda tekafülün olumlu etkileri bulunmaktadır. Ancak, bilgi eksikliği, yasal düzenlemeler ve operasyonel maliyetler gibi zorluklar da göz önünde bulundurulmalıdır. Tekafülün gelecekteki başarısı, hükümet desteği, eğitim ve farkındalık kampanyaları, medya yoluyla bilgilendirme ve teknolojik yeniliklerin etkin bir şekilde kullanılması ile yakından ilişkilidir. Eğitim ve farkındalığın artırılması, finansal ürün çeşitliliği ve hizmet kalitesinin artırılması, hükümet desteği ve yasal düzenlemeler, tekafülün başarısını belirleyecek başlıca faktörlerdir. Teknolojik yenilikler ve dijitalleşme, tekafülün daha geniş kitlelere ulaşmasını ve kabul görmesini sağlayacaktır. Genç nüfusun artan ilgisi ve finansal krizler döneminde tekafülün güvenilir bir seçenek olarak görülmesi, bu sistemin gelecekteki başarısını daha da pekiştirecektir.
Döviz kuru ve oynaklığının ticari bankaların performansı üzerine etkisi: Türkiye üzerine bir uygulama
Esas amaçları kar elde etmek olan bankalar tasarruf fazlası olan kişi ve kuruluşlardan mevduat adı altında topladıkları fonları yatırımcılara ulaştırmada aracılık rolü üstlenmektedir. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bankalar bu fonları çoğunlukla yurtdışından borçlanarak elde etmekte ve yurtiçine kredi olarak kullandırmaktadır. Bu nedenle banka bilançolarında yabancı para birimi cinsinden varlık ve yükümlülükler olabilmektedir. Bu durum bir finansal aracı olarak ticari bankaları döviz kuru riskine maruz bırakmaktadır. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar, uluslararası piyasalarda yabancı para birimi ile işlem yapan bankaları doğrudan etkilemektedir. Döviz kurlarındaki değişim bankaları uluslararası işlemler dışında dolaylı olarak müşterilerinden, yabancı piyasalarda rekabet, kredi talebi ve diğer bankacılık faaliyetleri üzerinden etkilemektedir. Döviz kurlarının banka karlılığı üzerindeki etkisini bilmek, uygun bir başa çıkma stratejisi oluşturmak açısından önemlidir. Bu çerçevede çalışmada; 2003:q1-2018:q3 dönemi aralığında Türkiye Bankacılık Sisteminde faaliyette bulunan mevduat bankalarının karlılığı üzerinde döviz kuru ve oynaklığının etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla çalışmada üç farklı banka grubu için üç farklı model oluşturulmuştur. Bu modeller Arellano (1987), Froot (1989) ve Rogers (1993) tarafından geliştirilen tahmincilerle analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, reel döviz kuru ile ticari bankalarının performansı (ortalama aktif karlılığı, ortalama özkaynak karlılığı ve net faiz marjı) arasında istatistiki açıdan anlamlı ve pozitif ilişki olduğunu göstermiştir. Bulgular ayrıca, döviz kuru oynaklığı ile ortalama aktif karlılığı ve ortalama özkaynak karlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını, ancak özellikle yabancı sermayeli bankaların net faiz marjı ile döviz kuru oynaklığı arasında anlamlı ve negatif bir ilişki bulunduğunu göstermiştir.
Hanehalkı tasarruf eğiliminin belirleyicileri: Türkiye üzerine bir uygulama
Bu çalışmada 2002-2013 dönemi TÜİK Hanehalkı Bütçe Araştırması mikro verileri kullanılarak Türk hanehalkının tüketim ve tasarruf davranışı modeli analiz edilmiştir. Hanehalkı Bütçe Araştırmaları; hanehalkının sosyal, ekonomik ve demografik özellikleri hakkında bilgi sağlayan tekrarlı yatay kesitsel araştırmalar olarak düzenlenmiştir. Bu doktora tezinin amacı Türk hanehalkının gelir dinamiğini, tüketim ve tasarruf davranışlarını anlamaya katkıda bulunmak ve Türkiye ekonomisinde Yaşam Döngüsü Hipotezi ve İhtiyati Tasarruf Hipotezi'nin geçerliliğini sınamaktır. Çalışmada ekonometrik yöntem olarak öncelikle yatay kesitsel analiz ve sentetik kohort teknikleri kullanılmış ve ayrıca iki aşamalı Sistem-GMM tekniği ile log doğrusallaştırılmış Euler denklemi tahmin edilmiştir. Bunu yapmak için ilk olarak yaş, kohort ve zaman etkileri ile ilgili tanımlama kısıtı altında yaş-gelir, yaş-tüketim ve yaş-tasarruf profilleri tahmin edilmiştir. Elde edilen tüm tahmin sonuçları tüketimin gelire aşırı duyarlı olmasından dolayı Türkiye için Yaşam Döngüsü Hipotezi'nin geçerli olmadığını göstermektedir. Son olarak Türkiye için log doğrusallaştırılmış Euler denklemi ile İhtiyati Tasarruf Hipotezi'nin geçerliliği test edildiğinde, sonuçlar (gelecek işgücü belirsizliği gibi) belirsizlik oluştuğunda hanehalkının yaşam boyu tüketimlerini sabit tutmak için cari tüketimlerini erteleyeceklerini ve tasarruf düzeylerini artıracaklarını göstermektedir. Bu nedenle ampirik analiz sonuçları Türkiye için İhtiyati Tasarruf Hipotezi'nin geçerli olduğu yönündedir.
Türkiye'de çocuk bakımının kadın işgücü üzerinde etkileri ve hukuki düzenlemeler
Kadınların işgücü istihdamına baktığımızda dünya genelinde artmakta olduğunu görmekteyiz. Toplumdaki sosyal değişimler, eğitim seviyelerinin artması, yasal düzenleme ve yeni çalışma şekilleri kadınların işgücü piyasasında daha çok yer almasını sağlamıştır. Bu tüm toplumlar için olumlu bir gelişmedir. Ancak, kadınlar çalışma yaşamında, cinsiyet ayrımcılığının bir sonucu olarak, erkek işgücüne nazaran daha düşük işgücü seviyesine sahip olmaktadırlar. Bununda en önemli sebebi çocuk bakımında anneye ihtiyaç duyulmasıdır. Bu sorunları çözümlemek ve toplumda sosyal adaleti, sosyal refahı sağlamak için uluslararası örgütler, hükümetler, sendikalar politikalar geliştirmişlerdir. Bu çalışmada, çocuk bakımı ve çalışma yaşamında kadın işgücü sorunları incelenmiş olup, sorunları çözümlemeye yönelik geliştirilen politikalara yer verilmiştir.
Gaziantep'teki Suriyeli göçmen girişimciler üzerine bir araştırma
Suriye'de 2011'de başlayan iç savaş nedeniyle meydana gelen göçmen dalgası göçmen hareketlerinin en geniş kapsamlı olanlarındandır. Göç dalgasından en fazla etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülkesi konumundadır. 2018 yılı sonu itibariyle, Türkiye'ye iltica eden kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı 3,6 milyonun üzerindedir. Suriyeli göçmenlerin Türkiye'ye göçünün ardından göçmenlerin Türkiye'ye entegrasyonu çeşitli kanallardan sağlanmakta ve bunların başında ekonomik faaliyetler gelmektedir. Türkiye'nin çeşitli illerinde yaklaşık 8000 yeni şirket kurduğu, ev sahibi ülkede işletme kurarak kendilerini destekleyebildikleri gözlemlenmektedir. Bu çalışma Gaziantep ilinde bulunan 210 Suriyeli göçmen girişimciler tarafından kurulan KOBİ'leri işleten iş insanlarıyla gerçekleştirilen kapsamlı ve şahsen yapılan anketlerden oluşmaktadır. Yapılan 210 anketten 188'ine dönüş sağlanmıştır. Çalışmada Suriyeli göçmenlerin bölgesel piyasada ekonomik etkileri araştırılmaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgular Suriyeli Mültecilerin sadee ekonomik bir yük olarak değerlendirilemeyeceği, aynı zamanda girişmcilik faaliyeti ekonomiye yeni istihdam alanları kazandıracağından ve dolaylı olarak ülke ekonomisine katkı sağlayacağından dolayı, Suriyeli göçmen girişimcilerin kurmuş oluğu işletmelerde bölge ekonomisine katkı sağladığını göstermiştir. Yapılan anket sonuçlarına göre Suriyeli göçmenlerin, girişimcilik faaliyetleri ve ekonomideki aldıkları rol nedeniyle, kurmuş olduğu işletmeler kanalıyla yeni istihdam alanları, ekonomik bağımsızlığı olan işletmeler sayesinde yerleşiklerle rekabet eden bir yapıyla bölge ekonomisine katkı sağladığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, Suriyeli mülteciler, Türkiye Ekonomisi, Girişimcilik.
İslam İşbirliği Teşkilatı ülkelerinin ithalatında kaynak ülke çeşitlendirmesinin yoğunlaşma oranı, Herfindahl-Hirschman ve entropi endeksleri aracılığıyla ölçümü
Küresel ticaret sisteminde artan jeopolitik gerilimler, arz zinciri kesintileri ve ekonomik belirsizlikler, ülkelerin ithalat yapılarında kaynak ülke çeşitliliğinin önemini giderek artırmaktadır. Özellikle dış şoklara karşı dirençli ve sürdürülebilir bir ticaret yapısı inşa etme çabaları, gelişmekte olan ülkeler açısından stratejik bir gereklilik hâline gelmiştir. Bu bağlamda, ithalatın belirli ülkelere yoğunlaşması, ekonomik güvenlik açısından önemli bir kırılganlık kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelerin ithalatında kaynak ülke çeşitlendirme düzeyini ölçmeyi ve ülkeler arası yoğunlaşma oranlarını karşılaştırmalı olarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın kapsamını, 2014-2023 yılları arasında ithalat verilerine eksiksiz biçimde erişilebilen İİT üyesi 31 ülkeye ait ithalat verileri oluşturmaktadır. Söz konusu veriler Trade Map veri tabanından temin edilmiştir. Araştırmada kullanılan yöntemler arasında Herfindahl-Hirschman Endeksi (HHI), Entropi Endeksi (EI), CR4ve CR8 yoğunlaşma oranları yer almaktadır. Bu endeksler aracılığıyla, her ülkenin ithalatının ne derece çeşitlendiği ya da birkaç ülkeye bağımlı olup olmadığı yıllar bazında analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları, Türkmenistan, Somali, Kırgızistan gibi ülkelerin yüksek yoğunlaşma düzeyine sahip olduğunu, buna karşın Tunus, Fas, Ürdün gibi ülkelerde orta ya da düşük yoğunlaşma düzeylerinin daha yaygın olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, sömürge geçmişine sahip ülkelerde yoğunlaşma oranlarının yüksek seyretmesi dikkat çekici bir bulgu olarak değerlendirilmektedir. Çalışma, İİT ülkelerinde uzun vadeli ve yapısal nitelikli çeşitlendirme stratejilerine ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır.
Uluslararası rekabet gücünü belirleyen faktörler: OECD ülkeleri için panel veri analizi
1950'lerden itibaren uluslararası ticarete yönelik korumacı politikaların zamanla serbestleşmesi ve küreselleşmenin de daha derin bir hal alması, uluslararası rekabetin şiddetini arttırmıştır. Küreselleşme, ülkelerin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi vb. birçok alanda birbirine yakınsamasına neden olurken, ülkelerin talep yapıları da birbirine benzemeye başlamıştır. Birbirine benzeşen talep yapılarına paralel olarak, ülkeler de uluslararası piyasanın taleplerine cevap vermek ve dış ticaretten daha fazla pay almak için benzer ürünler üretmeye başlamıştır. Bu şartlarda, bir ülkenin rakiplerine karşı uluslararası rekabet gücünü arttırması, dış ticarete konu olan malları daha kaliteli ve daha uygun maliyetle üretip, uluslararası piyasalara diğer ülkelere göre daha ucuza sunması gerekmektedir. Dolayısıyla, ülkelerin uluslararası rekabet gücünü attırmak için, küresel talep yapısındaki değişmeleri takip etmeleri ve kendi ihracat yapılarını da iyi analiz etmeleri gerekmektedir. Bu noktadan hareketle, çalışmanın amacı, uluslararası rekabet gücünü belirleyen faktörleri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın iki aşamada ele alındığı ifade edilebilir. Birinci aşamada OECD ülkelerinin ihracat rekabet gücü, teknoloji yoğunluklarına göre Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler İndeksi ile analiz edilmiştir. Böylelikle ülkelerin sahip olduğu ihracat yapısı ve uluslararası rekabet gücü düzeyi ortaya konulmuştur. İkinci aşamada ise, uluslararası rekabet gücünü belirleyen faktörler (GSYH, döviz kuru, dışa açıklık, DYY, sermaye stoku, beşeri sermaye, patentler) panel veri analizi ile incelenmiştir. Analizler 1994-2017 dönemini kapsayan verilerle 18 OECD ülkesi için gerçekleştirilmiştir. Ekonometrik analizlerde, önceki aşamada ülkelerin rekabet gücü düzeyini gösteren AKÜ indeksi ile elde edilen katsayı değerleri uluslararası rekabet gücü göstergesi olarak ele alınmıştır. Ekonometrik uygulamalar, öncelikle modellerin yatay kesit bağımlılığı ve homojen-heterojenlik testi ile başlanmış, daha sonra AMG katsayı tahmin yöntemi ve panel nedensellik testi ile devam edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, ele alınan makroekonomik göstergelerin, uluslararası rekabet gücü üzerinde anlamlı etkilere sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Sosyal koruma harcamaları ile yoksulluk ilişkisi
Sosyal refahın ana kıtası olan Avrupa ülkelerinde de kendisini hissettiren yoksulluk, zamanın ve mekanın daraldığı bu dromokratik yüzyılda küresel bir problem olarak devletler ve dünyaya yön veren uluslararası kuruluşlar için çözülmesi gereken başlıca problemler arasındadır. Kıta Avrupası' nda bulunan, vatandaşlarının ortalama bir yaşam kalitesi sürdürebilmelerini amaç edinen sosyal refah devletlerinde de çözülmesi gereken başlıca problemler arasında yer alan yoksulluğun ortadan kaldırılmasına veya azaltılmasına ilişkin değişik politikalar uygulanmaktadır. Sosyal refah devletlerinde uygulanmakta olan bu politikalar literatürde sosyal politikalar olarak adlandırılmaktadır. Sosyal politikaların en önemli enstrümanı ise sosyal koruma harcamalarıdır. Çalışmada, Kıta Avrupasında bulunan sosyal refah devletleri olarak Avusturya, Çekya, Finlandiya, Yunanistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Letonya, Litvanya, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya ve İngiltere olmak üzere on altı Avrupa ülkesinde sosyal koruma harcamaları ile yoksulluk arasındaki ilişki ele alınmıştır. OECD' in 2008 - 2021 yıllarına ait on dört yılı kapsayan sosyal koruma harcamalarının GSYH içindeki payı ve piyasa gelirine bağlı yoksulluk oranına ait istatistiki veriler panel veri yöntemi ile analiz edilmiştir. Analizde, sosyal koruma harcamaları ile yoksulluk arasındaki ilişkinin yönü ve düzeyini belirlemek için, Granger ve Dumitrescu-Hurlin testleri, Ortak İlişkili Etkiler (CCEMG) ve Genişletilmiş Ortalama Grup (AMG) Eş-Bütünleşik Katsayı Tahmincileri kullanılmıştır. Analiz sonucunda, Slovakya haricinde yoksulluk ile sosyal koruma harcamaları arasında pozitif karşılıklı (çift yönlü), Slovakya ülkesinde ise negatif karşılıklı (çift yönlü) nedensellik tespit edilmiştir. Bu bağlamda (Slovakya hariç) genel olarak sosyal koruma harcamaları ile yoksulluğun karşılıklı olarak birbirlerinin artışına neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksullukla mücadelede iktisat politikaları: Seçilmiş OECD ülkelerinde ekonometrik bir analiz
Gelir dağılımı eşitsizliği ve beraberinde getirdiği yoksulluk tüm dünyanın karşılaştığı en büyük sorunlardandır. Gelir dağılımının sadece ekonomik olarak bir gösterge olmaması aynı zamanda ülkelerin refah düzeylerini arttırma amaçları için öncü olması gelir dağılımını ve yoksulluk kavramını önemli kılmaktadır. Bu sebeple gelir dağılımını ve beraberinde getirdiği yoksulluğa etki eden faktörlerin incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluğun boyutları incelenip bu sorunlara karşı mücadele politikaları değerlendirilecektir. Bu politikalar kapsamında dolaysız vergiler ve transfer harcamaları üzerinde durulup ekonometrik analizler yapılmıştır. Türkiye'nin de içinde bulunduğu 22 OECD ülkesinden oluşan 2008-2017 yılları arasındaki veri seti kullanılmıştır. Gelir dağılımı adaletsizliği ile dolaysız vergiler ve transfer harcamaları arasındaki ilişki panel veri yöntemiyle ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Gelir dağılımının bir ölçütü olduğu Gini katsayısı bağımlı değişken, toplam vergiler içerisindeki dolaysız vergilerin yüzdelik payları, sübvansiyon ve diğer transfer harcamalarından oluşan transfer harcamalarının toplam kamu harcamaları içindeki yüzdelik payları bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Gini katsayısı ile dolaysız vergiler arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi bulunmamaktadır. Dolaysız vergilerden transfer harcamalarına doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi görülmektedir. Ayrıca Gini katsayısından transfer harcamalarına doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi görülmektedir.
İşletmelerin profesyonel yönetime geçiş süreci ve Gaziantep sanayisinde uygulama
ÖZET İŞLETMELERİN PROFESYONEL YÖNETİME GEÇİŞ SÜRECİ VE GAZİANTEP SANAYİSİNDE UYGULAMA AKÇACI, Taner Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Şubat, 2000, 217 sayfa İşletmelerin büyümesi, ve yapısının karmaşık bir hal alması, bu kuruluşların yönetimini zorlaştırmıştır. Ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmeler sonucu, işletme sahipleri ile yöneticileri ayrılmış ve yönetim başlı basma bir disiplin haline gelmiştir. İşletmelerin, mevcut iş ortamında ayakta durabilmeleri ve uzun vadede başarılı olabilmeleri için, var olan yönetim tekniklerinde değişiklikler yapmaları kaçınılmaz olmuştur. Yöneticilik görevi, işletmeyi ilgilendiren bütün konularda, geniş bir bilgi, bu bilgileri başarıyla uygulayabilecek iyi bir yetenek ve kazanılmış bir çok tecrübeyi gerektirir. Bütün bu açıklığa ve gerekliliğe rağmen, profesyonelleşme istenilen düzeyde gerçekleşmemektedir. Bu tezin amaa, işletmelerin profesyonel yönetime geçiş sürecini araştırmaktır. İşletmelerin başarılı olabilmeleri için, sistematik bir yönetim düzeninin oluşturulması, bu sistemin işletilmesinde profesyonel yöneticilere görev verilmesi, ve bilgi destek sistemlerinin etkin bir şekilde kullanılması gerekir. Bu tez, teorik ve uygulama olmak üzere iki ana kısımdan oluşmaktadır. Teorik kısım ise, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, profesyonel yönetim, profesyonel yönetici ve örgütsel değişim hakkında kavramsal boyutla açıklamalar bulunmaktadır. İkinci bölümde, işletmeleri profesyonel yönetime yönelten faktörler, profesyonel yönetime geçiş sürecinde karşılaşılan güçlükler ve her aşamada oluşacak dirence karşı alınabilecek tedbirler üzerinde durulmaktadır. Tezin ikinci kısmı, Gaziantep Sanayi Bölgesindeki işletmelerin, profesyonel yönetime geçiş düzeyini belirlemeye yönelik hipotezlerin test edildiği uygulamalı bir çalışmayı kapsamaktadır. Bilim Dalı Sayısal Kodu: EKON 590
Avrupa Birliği ve Türkiye bölgesel kalkınma politikaları: Uygulamalar ve alınan sonuçlar
ÖZETAVRUPA B RL Ğ ve TÜRK YE BÖLGESEL KALKINMA POL T KALARI:UYGULAMALAR ve ALINAN SONUÇLARB LD R R, H.NisaYüksek Lisans Tezi, ktisat ABDTez Danışmanı: Prof. Dr. smail H. ÖZSABUNCUOĞLUAğustos 2005, 134 sayfaAvrupa Birliği, kurulduğu tarih itibariyle genişleme stratejisi belirlemiş vesonrasında farklı sosyo-ekonomik yapılara sahip ülkeleri bünyesine almıştır. Bu stratejinin birsonucu olarak kurulduğundan bu yana, hem Birlik bünyesinde hem de üye ülkeler bünyesindebölgesel farklılıklar sorunu ile karşı karşıya kalmıştır. Bölgesel farklılıkların yarattığı olumsuzsonuçları gidermek, bölgeler arasındaki uyum ve dayanışmayı güçlendirmek ve ekonomikentegrasyonu sağlamak adına Birlik, ?Avrupa Birliği Bölgesel Politikası?nı oluşturmuştur.Tüm ülkelerde var olan bölgelerarası farklılık, Türkiye'nin de aşması gereken ciddibir sorundur. Avrupa Birliği'ne tam üye olabilmesi için Türkiye'nin kendi içindeki bölgeseldengesizliklerini gidermesi, Birlik'e üye olduktan sonra ise Birlik dahilindeki konumunuiyileştirme yönünde kat etmesi gereken uzun bir yol bulunmaktadır. Bölgesel politikayı Birlikile yakınlaştırmak için kavramsal, idari ve hukuki bakımdan değişim gerektiren uyumsürecinde Türkiye, kendi olanaklarının yanında Birlik'in aday ülkelere, katılım öncesidönemde sağladığı teknik ve mali kaynaklardan da yararlanma imkanına sahiptir.Türkiye, Avrupa Birliği'nin Katılım Ortaklığı Belgesi ve lerleme Raporlarıçerçevesindeki beklentilerini karşılamak için, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesinelişkin Ulusal Program'da ?Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu? başlığıaltında çalışmalarını başlatmıştır.Anahtar kelimeler: Bölgesel farklılıklar, Bölgesel kalkınma, Türkiye ve AB bölgeselpolitikaları, Ekonomik entegrasyon.
1990-2004 yılları arasında Türkiye ile Ortadoğu ülkelerinin ekonomik ilişkileri
ÖZET1990-2004 YILLARI ARASINDA TÜRK YE LE ORTADOĞUÜLKELER N N EKONOM K L ŞK LERD REZ NC , AykutYüksek Lisans Tezi, ktisat ABDTez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. brahim ÖRNEKEylül 2005, 158 sayfaOrtadoğu'ya ismini veren anlayış Avrupa kaynaklı bir yorumdur. Ortadoğu;Türkiye, ran, Mısır üçgeni ve bu üçgenin içinde kalan Arap yarımadasındaki ülkelerikapsamaktadır. Ayrıca Ortadoğu, bu devletleri ve bunlara komşu olan çevreMüslüman ülkeleri yani Kuzey Afrika, Sudan, Somali ve Afganistan'ı içinealmaktadır. Akademik çevrelerde ise, genellikle Türkiye, ran, Mısır, srail, Irak,Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Lübnan, Suriye, Suudi Arabistan, Yemen, Ürdünve Umman'ı içine alan bir kombinasyon olarak kabul görmektedir.Bu çalışma, Türkiye ile Ortadoğu ülkelerinin dış ticaret ilişkilerinikapsamaktadır. Elde edilen bulgular sonucunda, Ortadoğu'ya ihraç edilen mallarınfarklılığının ithal mallarına oranla değişiklik arz ettiği, Ortadoğu ülkelerinin ihraçmallarının yeraltı zenginliklerinden ve tarım ürünlerinden oluştuğu, sadece birkaçOrtadoğu ülkesinin ihraç kalemleri arasından diğerlerine oranla daha avantajlı birkonuma sahip olduğu tespit edilmiştir. Bölge ülkelerinin iktisadi yapılarınıngelişmemiş olması ve sanayileşme konusunda yeterli alt yapıyı oluşturamamışolmaları nedeniyle de ticaret yapılan diğer ülkelerle rekabet edebilme güçlerininolmadığı görülmüştür. Ayrıca Türkiye'nin Ortadoğu'yla 1990-2004 yılları arasındayapmış olduğu dış ticaret yapısı Avrupa Birliği Ülkeleri ile karşılaştırıldığı zaman,Ortadoğu'ya yapılan dış ticaret dengesinde Türkiye'nin lehine bir artış söz konusuiken Avrupa Birliği Ülkeleri ile yapılan dış ticaret dengesinde Türkiye'nin aleyhinebir durum yaşandığı görülmüştür.Anahtar kelimeler: Ortadoğu, Dış ticaret, Uluslararası ticaret, hracat, thalat.
Avrupa Birliği ortak ekonomik politikaları içinde ortak dış ticaret politikası ve Türkiye`nin uyum çabaları
ÖZETAVRUPA B RL G ORTAK EKONOM K POL T KALARI Ç NDE ORTAKDI T CARET POL T KASI VE TÜRK YE'N N UYUM ÇABALARIMEM , DeryaYüksek Lisans Tezi, ktisat ABDTez Danı manı: Yrd. Doç. Dr. Seyhan TAEylül 2005, 210 sayfaOrtak Ticaret Politikası (OTP) Avrupa Birli i'nin geli tirdi i ortakpolitikalardan birisidir. Bu çalı mada OTP'nin amaçları ve araçları belirtilmi tir.Olu turulan bu araçlarla birlik üyesi ülkelerin kendi arasında serbest ticaretgeli tirilmi , üçüncü ülkelerle dı ticaretinde ortak kurallar olu turulmu tur. AB için,üçüncü bir ülke olan Türkiye, Ankara Antla ması ile beraber tam üyelik için gerekliprosedürlerden birisi olan politikalara uyum sürecine girmi tir. Ticaret politikasıalanında uyumla tırmaya sa lamak için Türkiye ve AB arasında GB olu turulmu tur.Ayrıca Türkiye aday ülke konumundayken, GB giren tek ülkedir. Çalı madaTürkiye'nin 1963 yılından bu yana OTP kapsamında uyum sa ladı ı veyasa layamadı ı amaç ve araçlar belirtilmi , üçüncü ülkelerle olan ticari ili kileri OTPkapsamında incelenmi tir.Anahtar kelimeler: Avrupa Birli i, Ortak ticaret politikası, Türkiye
Piyasaya girişi belirleyen unsurlar: Türk imalat sanayi üzerine bir uygulama
Küreselleşen dünyada rekabet unsuru, ekonomik açıdan ülkelerin kaçınılmaz bir gerçeği olmuştur. Piyasaya girişlerin ve çıkışların serbest olması, endüstrinin gelişmesine, yeniden yapılanmasına ve rekabet sisteminin daha iyi çalışmasına imkan tanırken, piyasaya giriş engellerinin bulunduğu da bir gerçektir. Yerleşik firmalar, bulundukları piyasada bir takım giriş engelleri yaratarak durumlarını korumak isterken, bu durum, potansiyel firmaları bu engelleri aşmak için teşvik etmekte ve yerleşik firmalardan daha yenilikçi ve daha üstün stratejiler üretmelerini sağlamaktadır. Endüstrinin gelişmesinde ve yeniden yapılanmasında şart olan piyasaya giriş ve çıkışların serbest olması için piyasaya giriş ve çıkış engellerinin olmaması gerekmektedir. Bu çalışmada, piyasaya girişi etkileyen çeşitli değişkenlerin ve bunun yanı sıra önceki döneme ait giriş ve çıkış davranışının cari dönem giriş üzerindeki etkisi analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu analiz bir panel veri analizidir. 1996- 2001 yılları arasında, 60 Türk imalat sanayindeki veriler panel veri tahmin yöntemine uygun şekilde bir araya getirilmiştir. Uygulamada, bağımlı değişken, cari dönemdeki giriş oranı, bağımsız değişkenler, bir dönem önceki giriş oranları, bir dönem önceki çıkış oranları, geçmiş karlılık oranı, endüstri büyüme oranı, reklam harcamaları ve arge harcamalarıdır. Sonuçlar bu değişkenlerden öncelikle önceki dönem giriş, kârlılık, endüstri büyüme oranı gibi değişkenlerin cari dönem girişi açıklamada önemli ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra, reklam ile ar-ge harcamalarının etkisiz olduğu gözlenmiştir. Bu durum, reklam ve ar-ge harcamalarının nisbi düşüklüğü nedeniyle Türk imalat sanayinde önemli bir giriş engeli oluşturmadığı anlamına gelmektedir.
İhracat teşviklerinin işletmeler üzerindeki etkileri: Gaziantep'te bir uygulama
İhracat teşvikleri gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından dış ticaret dengesini lehine döndürmek için ortaya konan ve uygulanan devlet yardımlarından oluşmaktadır. Devlet Yardımları; Yatırım destekleri ve İhracat destekleri olarak iki kısımda kendini göstermektedir. Yatırım desteklerinde bölgesel farklılıkların kaldırılması esas alınırken, ihracat desteklerinde tüm ülke geneli uygulamalar ortaya konmaktadır. İhracatın artması, kapasite artırımı, istihdamın artması, gelirin artması ve refah düzeyin artması ile yakından ilgilidir. İşsizliğin çözümü ve milli gelirin artması ihracat rakamının artmasından geçmektedir. Dolayısıyla, devletin ihracatın artmasında ki rolü yadırganmamalı ve destekler daha etkin hale getirilmelidir. Mevcut durumu da göz önünde bulundurarak Gaziantep ilinde İhracatçı firmalar nezdin de yapılan anket çalışması mevcut durumu ve bu alanda yapılması gerekenleri ortaya koymuştur. Çalışmamızın son kısmında nelerin yapılması gerektiği ifade edilmektedir.
Türkiye - Suriye ekonomik ilişkilerinde Gaziantep'in yeri
90 yıllık aradan sonra birbirlerine yakınlaşan Türkiye ve Suriye ülkeleri arasında sosyal, siyasal, ticari, kültürel ve bilimsel alanlarda birçok işbirliğine gidilmiştir. İki ülke arasındaki coğrafi yakınlığın yanı sıra tarihi ve kültürel bağlar da ticaret hacminin artırılmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle Türkiye ile Suriye arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi doğrultusunda imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması ile iki ülke arasında ticareti engelleyen faktörlerin ortadan kaldırılması amaçlanmış; böylelikle ticarete hızlı bir ivme kazandırılmıştır. Ayrıca Suriye ile mevcut sınır kapılarında kurulması hedeflenen Sınır Ticaret Merkezleri de, iki ülke sınır ticaretini iyi bir noktaya getirerek Türkiye-Suriye dış ticaretinin daha da gelişmesini sağlayacaktır.Gelişmiş sanayi yapısı ve yüksek ticaret hacmi ile geniş bir bölgesel pazara hitap eden Gaziantep İli, komşu ülke Suriye ile Karkamış Sınır Kapısı'ndan sınır ticaretini gerçekleştirmekte; sanayi yönünden olduğu kadar ticaret yönünden de dikkatleri çekmektedir.Tarih boyunca ortak bir kültürü paylaşmış olan Gaziantep-Halep İlleri arasında var olan ortak kültürün devamlılığı ve kültürel altyapının geliştirilmesine yönelik gerçekleştirilen projelerle birlikte; ekonomi, ticaret, sanayi, ulaşım, turizm, enerji, basın ve eğitim alanlarındaki ikili işbirlikleri hızla devam edecek ve bu illerin gelişmesine katkıda bulunacaktır.
Sınır ticaretinin geliştirilmesi ve sınırların serbest yerler haline dönüştürülmesi
Dış ticaret rejiminden farklı kendine has gümrük rejimi ve vergi tarifeleri olan sınır ticareti, sınır illeri ile bu illere komşu ülke illerinin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, karşılıklı olarak yapılan özel bir ticarettir.Sınır ticaretinin amacı, sınır illerimizde yaşamını sürdüren insanların ihtiyaçlarının kolayca temin edilmesi, sınır bölgelerinde karşılıklı güven ortamının artmasına katkıda bulunulması, sınır bölgelerinin refah düzeyinin artırılması, kaçakçılığın en az seviyeye indirilmesi, bürokratik işlemlerin azaltılması yoluyla dış ticaret hacminin genişletilmesi,sınır ticareti yoluyla dış ticaretle uğraşan insanımızın müteşebbis ruhunun oluşumuna katkıda bulunulması, işsizliğin azaltılması vb dır.Türkiye'de ilk sınır ticareti 1978 yılında Ağrı ilimiz ile İran arasında yapılmıştır.Serbest Ticaret Bölgesi, Türkiye Hükümeti sınırlarının içinde olmasına rağmen, pratik olarak sınır dışında gibi kabul edilmektedir. Hükümet serbest ticaret bölgesi politikasını ihracatı ve şirketlerin rekabet güçlerini artırmak için uygulamaktadır.
Gelişen piyasa ekonomilerinin uygulamış olduğu ekonomi politikaları: Türkiye ve BRIC ülkeleri karşılaştırılması
Bu çalışmada gelişen piyasa ekonomileri hakkında bilgi verilmiş ve bu ülkelerin özellikleri üzerinde durulmuştur. Küreselleşmenin piyasa ekonomisine ve ülkelerin gelişmesine nasıl etki yaptığı incelenmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin uygulamış oldukları iktisat politikalarına değinilmiş ve bu politikaların ülkelerin ekonomilerini ne yönde etkilendiğinin anlaşılması için ülke örnekleri verilmiştir. Daha sonra da hızla gelişmekte olan ülkeler içerisinde yer alan ve diğer gelişmekte olan ülkelerden farklı olan ve BRIC ülkeleri olarak da bilinen son yıllarda yükselen ekonomiler olarak da anılan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin üzerinde durulmuştur. Bu ülkelerin ekonomilerinin son yıllarda özellikle de 1980 yılından itibaren nasıl geliştiğini ve bu kadar hızlı gelişmelerinde etkili olan iktisat politikalarının neler olduğu incelenmiştir.BRIC ülkeleri incelendikten sonra Türkiye'nin uygulamış olduğu iktisat politikalarına değinilmiş ve bu politikaların ülke ekonomisini nasıl etkilediği açıklanmaya çalışılmıştır. Nihayetinde de BRIC ülkeleri ile Türkiye Ekonomisi makro ekonomik göstergeler ile karşılaştırılmış ve Türkiye'nin bu ülkeler düzeyine gelmesi için neler yapılması gerektiği tespit edilmiş ve bunlar üzerinde durulmuştur
Enflasyon teorileri
Enflasyon, ülkelerin ve ekonomilerin önemli istikrar göstergelerinden biridir. Bu yüzden iktisat tarihinin her döneminde ekonomiler para ve enflasyon ile yakından ilgilenmişlerdir. Fiyatlar genel seviyesindeki sürekli ve hissedilebilir artış olarak tanımlanan enflasyon, ekonominin yapısına ve içinde bulunduğu koşullara göre çok çeşitli kaynaklardan meydana gelmektedir. Günümüze kadar çeşitli ekoller tarafından analiz edilen enflasyon, ilk olarak Klasik ekol ile açıklanmıştır. Daha sonra Keynes, Monetarist ve Yapısalcı ekoller tarafından farklı açıdan ele alınmıştır. Her ekolün savunduğu hipotez birbirinden farklı olmasına rağmen birleştikleri ortak nokta ekonomik istikrarın sağlanmasında atılacak ilk adım fiyat istikrarının sağlanması olmuştur.
Çin Halk Cumhuriyeti ödemeler bilançosunun analizi
Tarih boyunca dünya ekonomisinde söz sahibi olan Çin Halk Cumhuriyeti Avrupa'da sanayi devriminin başlamasıyla dünya ekonomisindeki önemini kaybetmeye başlamış, 1949 yılında Mao ZEDUNG' un Çin Halk Cumhuriyeti'ni ilan etmesiyle kendi içerisine kapanarak dış dünyadan izole olmuştur. 1976 yılında Mao ZEDUNG'un ölmesi üzerine ülkenin yönetimine geçen Deng Xiaoping ekonomik ve siyasi anlamda birçok reforma imza atmış ülkeyi ve ekonomiyi dış dünyaya açarak ülkenin bugünkü duruma gelmesinde önemli rol üstlenmiştir. 1980 öncesi tarıma dayalı bir ekonomi izlenimi veren Çin, günümüzde karmaşık elektronik ürünlerin üretiminde bile söz sahibi olan ve dünyanın en büyük ekonomisi olma yolunda hızla ilerleyen bir konuma gelmiştir. Dış ticarete dayalı bir büyüme stratejisi izleyen Çin, gerek yaptığı ihracat hacmi, gerekse aldığı doğrudan yabancı sermaye miktarlarıyla her geçen gün dünya ekonomisinde önemini artırmaktadır. Birçok gelişmekte olan ülkenin aksine Çin Halk Cumhuriyeti ödemeler bilançosu dengesinde sıkıntı yaşamamış, izlenen politikaların başarılı olması sayesinde ülkenin hem Cari işlemler dengesi hem de sermaye hesabı dengesi sürekli olarak fazla vermiştir. Ülke ekonomisinde dış ticaretin önemli bir paya sahip olmasının yanı sıra ülke ekonomisinin dünya ekonomisi içerisindeki önemini her geçen gün arttırması sayesinde, ülkenin ödemeler bilançosunun seyri dünya ekonomisinin seyrine yön vermekte ve önemini her geçen gün arttırmaktadır.
Finansal globalleşme ve ekonomik krizler, 1990 sonrası Türkiye örneği
ÖZET FİNANSAL GLOBALLEŞME VE EKONOMİK KRİZLER, 1990 SONRASI TÜRKİYE ÖRNEĞİ YANAR, Rüstem Yüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim Dalı Tez Danışmam: Prof. Dr. Ömer ABUŞOCLU Temmuz, 2002, 191 sayfa Bu çalışmada, gelişmekte olan ülkelerde, 1990 sonrası yaşanan krizlerin sermaye hareketleri ile ilişkisi ve Türkiye örneği ele alınmıştır. 1980'li yıllarda globalleşme eğiliminin hız kazanmasıyla birlikte, mali piyasalarını gerekli ekonomik ve kurumsal altyapıyı hazırlamadan liberalleştiren gelişmekte olan ülkeler. 1990'lı yıllardan itibaren önemli ölçüde kısa vadeli yabancı sermaye (hot money) girişine sahne olmuşlardır. Hareketliliği yüksek olan kısa vadeli sermaye, ekonomide suni şişkinlikler (bubble) oluşturarak, tüketim harcamalarını ve prodüktif olmayan yatırımları arttırmış; sabit döviz kurunun uygulanması nedeni ile ulusal paralar değer kazanarak, cari işlem açıklan artmaya başlamıştır. Kısa vadeli yabancı sermayenin, ekonomik, siyasi ve sosyal olaylara aşırı duyarlılığı ve spekülatif ataklar nedeni ile kısa sürede ülkeyi terk etmesi, son -on yılda yaşanan ekonomik krizlerin temel nedeni oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri. Finansal Liberalleşme, Türkiye Ekonomisi, Ekonomik Kriz, Gelişmekte Olan Ülkeler. Bilim Dalı Sayısal Kodu: 1 140
Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye`nin AB ülkeleriyle dış ticareti
Küreselleşme hareketlerinin giderek hız kazanması ve bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, uluslararası düzeyde bütünleşen ekonomik topluluk ve kutuplaşmaları da beraberinde getirmiştir. Türkiye'nin çeşitli ekonomik bütünleşme alternatifleri arasında, Avrupa Birliği'ni tercih etmesi rasyonel bir seçim olmuştur. Türkiye, Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin bulunduğu bu bölgesel gelişme grubuna tam üye olmak amacıyla 1959 yılından bu yana çaba göstermektedir. Bu birleşme sürecinin Türk dış ticareti üzerindeki etkileri bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinde, Türkiye, Katma Protokol' le hedeflenen Gümrük Birliği'nin gerçekleştirilmesi ve üçüncü ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi'nin uygulanması amacıyla 1971 yılından itibaren üstlendiği yükümlülükleri, 6 Mart 1995 tarihinde somutlaşan Gümrük Birliği'nin 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesiyle yerine getirmiştir. Gümrük Birliği'nin gerçekleşme sürecinde Türkiye-AB ilişkilerinin dış ticaretimiz üzerinde oluşturduğu statik ve dinamik etkilerin boyutlarını belirlemek ve bu etkileri ölçmek amacıyla modeller oluşturulmuş ve etkilerin hangi yönde olabileceği analiz edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Türkiye-AB Gümrük Birliği sürecinin Türk ekonomisi üzerinde ne gibi etkileri yarattığı, bu sürecin Türkiye'nin çeşitli sektörleri üzerindeki etkileri incelenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gümrük Birliği, Avrupa Birliği, İthalat, İhracat, Döviz Kuru Bilim Dalı Sayısal Kodu: EKON 590
Türkiye'de boşanma olgusu ve Gaziantep ili üzerine bir uygulama
Türk hukukunda boşanma, kanunda sayılan belli nedenlerin varlığı halinde ve hâkim kararı ile mümkündür. Evlenme sonucunda eşlerin bölgesel, ekonomik, sosyal, kişisel ve hukuksal statülerinde önemli bazı değişiklikler ve yenilikler meydana geldiği gibi boşanma sonucunda da, aynı şekilde boşanan eşlerin bölgesel, sosyal, ekonomik, kişisel ve hukuksal statülerinde önemli bazı değişiklikler ve yenilikler meydana gelmektedir. Toplumsal ve bölgesel değişim sürecinde boşanma olgusu, boşanmaya neden olan sosyo-kültürel etmenler, Gaziantep ve Türkiye'de evlilik ve boşanma, boşanma ve kadın statüsü konuları araştırmanın kuramsal çerçevesini oluşturan başlıklardır.
Karşılaştırmalı Türk gelir vergisi sistemi
Türk vergi sisteminde, toplam vergi gelirleri içerisinde en büyük paya sahip olan vergi, gelir vergisidir. Gelir vergisi modern anlamda 1950 yılında düzenlenerek yürürlüğe girmiş ve ilk defa 1951 yılı kazançlarına uygulanmıştır. 1998 yılında 4369 sayılı kanunla değişiklik yapılana kadar, gelir vergisinin ilk düzenlenişi sırasında yapılan vergilendirilebilir gelir tanımlaması üzerinde hiç durulmamıştır. 4369 sayılı kanunla gerçekleştirilen düzenlemeden sonra vergilendirilebilir gelirin ne olması gerektiği konusu gündeme gelmiştir. Vergiler tarih boyunca kamu giderlerinin finansmanını karşılamada en önemli gelir kaynağı olmuştur. Kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli finansmanı sağlamak, vergi sisteminin temel fonksiyonu olmakla birlikte, tasarrufların ve sermaye birikiminin artırılması yoluyla ekonomik büyümenin teşviki de, vergi sisteminin üstlendiği bir fonksiyondur. Ayrıca tek bir Avrupa pazarının yaratılabilmesi için, üye ülkeler arasında işgücünün ve sermayenin serbest dolaşımının sağlanması gerekir. Bu bağlamda üye ülkelerin dolaysız vergileri arasındaki farklılıklar, işgücünün ve sermayenin serbest dolaşımını engelleyen önemli unsurlardan biridir. Bu tez çalışmasında, Türk gelir vergisi sistemi ve AB ülkelerinin gelir vergisi sistemleri karşılaştırılarak, Türkiye'nin AB'ne katılma sürecinde vergi uyumlaştıııııası konusunda neler yapılabilir sorusuna cevap aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Gelir Vergisi, Uyumlaştınna, Türk Gelir Vergisi Sistemi. Bilim Dah Sayısal Kodu: EKON 590
1990 sonrası Türkiye`de uygulanan bütçe politikaları
ÖZET 1990 SONRASI TÜRKİYE'DE UYGULANAN BÜTÇE POLİTİKALARI BOZGEYIK, Yusuf Yüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim Dalı Tez Danışmam: YrAnahtar Kelime: 1990 sonrası = After 1990 ; Bütçe = Budget ; Bütçe politikaları = Budget policies
Türkiye'de enerji tüketimi, büyüme ve cari açık ilişkisi
Enerji tarih boyunca insanoğlunun en önemli gereksinimi olmuştur. Bu gereksinim, endüstri devrimi ve makineleşmeyle birlikte hız kazanmıştır. Enerji günümüzde dünyanın en önemli stratejik kaynağı konumundadır.OPEC ülkelerinin dünyada monopol olması, petrol zengini olmayan ülkeleri dışa bağımlı hale getirmiştir. Bu durum petrol zengini olmayan ülkeler için dışa bağımlılığı artıran bir unsur olmuştur.Bu çalışmada Dünya'da ve Türkiye'de, enerji kaynaklarına uygulanan politikalara değinilmiş. Ayrıca Türkiye ekonomisinde büyüme, enerji tüketimi ve cari açık ilişkisi analiz edilmiştir. Yapılan ekonometrik analizin sonucu olarak, enerji tüketiminde meydana gelen artışların, ekonomik büyümeyi de arttırdığı, bu durumun ise, cari açığı arttırıcı etki yaptığı görülmüştür.
Türkiye'de 1980 sonrası yaşanan krizlerin dış ticarete etkileri: Ekonometrik bir uygulama
Türkiye ekonomisi 1980'den itibaren küresel piyasalara eklemlenmeyi hedeflemiş ve bunu başarmayı teminen dışa açılma politikalarını benimsemiştir. Küreselleşmenin olumlu katkıları yanında olumsuz katkıları da vardır. Bunlardan birisi de uluslararası piyasalarda yaşanan ekonomik dengesizliklerin iç piyasaları hızlı bir şekilde etkilemesidir. Türkiye ekonomisi de dışa açılmasının sonucunda bu olumsuz sonuçlardan etkilenmiştir. Özellikle 2001 ve 2007 yıllarında gerçekleşen küresel durgunluk Türkiye'yi de olumsuz etkilemiş ve 2001 ve 2008-2009 ekonomik krizleri küresel piyasalardaki dengesizliğin yansıması olarak yaşanmıştır. Türkiye ekonomisinde, 1980, 1994 ve 2001 krizlerinde devalüasyon gerçekleştirilmiştir. 2008-2009 krizinde ise uluslararası piyasadaki durgunluk dış ticareti ve reel sektörü olumsuz etkilemiştir.Bu çalışmada kriz kavramı, nedenleri ve Türkiye'de 1980 sonrasında yaşananiktisadi krizlerin dış ticarete etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca döviz kurlarının dış ticarete etkisinin olup olmadığı VAR modeli kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Analiz sonucunda döviz kurlarıyla dış ticaret arasında kuvvetli bir bağın olmadığı görülmüştür. Ancak ihracat ve ithalat arasında korelasyon tespit edilmiştir.
Bankalardaki ticari kredi uygulamalarında mali tahlil ve istihbaratın etkinliği (Gaziantep halıcılık sektörü uygulaması : 1999-2004)
ÖZETBANKALARDAKİ TİCARİ KREDİ UYGULAMALARINDAMALİ TAHLİL VE İSTİHBARATIN ETKİNLİĞİ(GAZİANTEP HALICILIK SEKTÖRÜ UYGULAMASI: 1999-2004)ÖZTÜRK, İsmetYüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim DalıTez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Metin YILDIRIMTemmuz 2005, 153 sayfaBankalarda ticari kredi uygulamalarının en önemli süreçlerden biri, kredi talep edenfirmalar için yapılan mali tahlil ve istihbarat raporlarıdır. Mali tahlil ve istihbarat; kredi talebindebulunan firmanın karakteri, kapasitesi, likiditesi, mali durumu, kârlılığı ve sektörel faaliyetlerihakkında edinilen bilgiler aracılığı ile firmanın kredibilitesinin olup olmadığını tespit etmek içinyapılan çalışmaların tamamıdır.Bankalar firmaları kredilendirirken; güvence, likidite ve kârlılıktemel prensiplerine göre hareket etmektedir. Bu prensipler doğrultusunda kredinin geri ödemekoşulları, miktarı, vadesi, teminatları ve fiyatlama konularında müşteri ihtiyaçlarının doğru tespitedilmesi gerekmektedir. Bankalar bu tür uygulamalarla olası risklerin hafifletilmesiniamaçlamaktadır.Çalışmada örnek firma için yapılan mali tahlil ve istihbarat çalışması iki dönemhalinde ele alınmaktadır. Firmanın mali analizi, 1999-2004 yıllarına ait vergi dairesi onaylıbilanço ve gelir tabloları baz alınarak yapılmaktadır. Çalışmada 1999-2000-2001 yıllarına aitmali tahlil birinci dönem olarak ele alınmakta olup, 2002-2003-2004 yıllarına ait mali tahlil iseikinci dönem olarak incelenmiştir.Anahtar kelimeler: Mali tahlil ve istihbarat, Ticari krediler, Halıcılık sektörüABSTRACTTHE EFFECTIVENESS OF CREDİT ANALYSIS AND INTELLIGENCE INCOMMERCIAL BANKING CREDITS(APPLICATION: GAZİANTEP CARPETING SECTOR, 1999-2004)ÖZTÜRK, İsmetM.A. Thesis, Department of EconomicsSupervisor: Assist Prof. Dr. Metin YILDIRIMJuly 2005, 153 pagesOne of the most important procedures of commercial credit applications in banking isthe credit analysis and intelligence reports prepared for the firms applying for credit. The creditanalysis and intelligence is a comprehensive study to assess the credibility of the firm by theinformation about the character, capacity, liquidity, financial position, profitability and sectoralactivities of the firm. When evaluating a credit application, the decision mainly depends on thesecurity, liquidity and profitability principles. Repayment period and conditions, collaterals,credit amount, and pricing must be carefully selected based on the needs of the client. Thesemeasures help minimize the risks taken by the bank. The financial analysis and intelligence studyof our case firm is based on the balance sheets and income statements approved by the Ministryof Finance between 1999 and 2004. The financial analysis study involves two periods, the firstone covering the years 1999 through 2001 while the second one covering the years 2002 through2004.Keywords: Credit analysis and intelligence, Commercial credit, Carpeting sector
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ekonomik kalkınmasında beşeri sermayenin önemi ve mülki idare amirlerinin algısı
Günümüzde ülkelerin en önemli hedefleri kalkınmışlık düzeylerini artırmak ve bölgelerarası gelişmişlik farklarını en aza indirmektir.Geri kalmış bölgelerde hızlı ve devamlı bir kalkınma için pek çok araç kullanılabilir. Beşeri sermaye teorisine göre, bu araçlar arasında en etkili olanı nitelikli insan gücü yatırımlarının bu bölgelere yapılmasıdır. Bu çalışmada Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin gelişmesinde en önemli unsurlardan birinin nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi olduğu üzerinde durulmuştur.İçsel büyüme modellerinde büyümenin itici gücünün beşeri sermaye olduğu belirtilmektedir. Beşeri sermayenin temel bileşenleri arasında eğitim ve sağlık yer almaktadır. Gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler arasındaki temel farklardan biri de beşeri sermayeye olan yatırımların miktarı ve bunun sonucunda nitelikli insan gücü stokundaki farklılıklardır. Gelişmiş ülkeler eğitim süreçlerini insanın niteliğine katkıyapacak biçimde planlamaktadırlarEğitim ve sağlık alanındaki yatırımların, Güneydoğu Anadolu Bölgesi açısından son derece önemli olduğu görülmektedir. Yapılan anket çalışmasının sonucunda bölgenin eğitim yapısındaki temel sorunlar arasında, alt yapı ve eğitici personel eksikliğiyle beraber, gelenek görenek, inanışlar, niteliksizlik ve güvenlik sorunlarının yer aldığı görülmüştür. Türkiye'de özellikle devletin planlama aracıyla kalkınmayı sağlamaya çalıştığı durumlarda, planlama yapılırken bölgenin nitelikli insan gücü miktarının dikkate alınması çok önemlidir.Anahtar Kelimeler: Ekonomik Kalkınma, Az Gelişmişlik, Beşeri Sermaye, Güneydoğu Anadolu Bölgesi
1980 sonrası Türkiye'de ekonomik krizler ve istikrar programları
Türkiye, 1970'lerden itibaren krizlere yabancı değildir. Türkiye ekonomisi 24 Ocak 1980 Kararları ile yeni bir iktisat politikası arayışı benimsemiştir. İthal ikameci iktisat politikası yerine ihracata dönük sanayileşme politikası uygulamaya başlamıştır. Finansal serbestleşmeyi 32 Sayılı Karar ile sağlayan Türkiye ekonomisi, 1994 yılı ile birlikte ciddi yeni bir krize girmiş, ardından da 5 Nisan 1994 Kararları'nı uygulamaya koymuştur. Türkiye ekonomisi 1997 Güneydoğu Asya, 1998 Rusya Krizleri ve 1999 Marmara depreminin ardından yeni bir krize maruz kalmıştır. Bunun sonucunda 9 Aralık 1999'da IMF ile yeni bir Stand-by Anlaşması yapmıştır. Kasım 2000 ve Şubat 2001 Krizleri'nin ardından ``Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'' uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda fiyat istikrarını sağlamaya yönelik Enflasyon Hedeflemesi Rejimi benimsenmiştir. Son olarak da 2008 Mortgage Krizi, dünyanın gelişmiş ülkeleri kadar olmasa da Türkiye'yi de etkilemiştir.Çalışmanın amacı; 1980 sonrası dönemde Türkiye ekonomisinde ortaya çıkan krizleri analiz etmek, bu krizlerle mücadele etmek amacıyla uygulamaya konulan istikrar programlarını açıklamak ve muhtemel krizlere karşı çözüm önerileri geliştirebilmektir.
Asimetrik enformasyon ve Türk sigorta sektörü: Gaziantep Kasko Sigortası Pazarı'na yönelik ampirik bir uygulama
Asimetrik enformasyon, ticareti kısıtlayan özelliği ile piyasa denge fiyatı üzerinde olumsuz bir etki oluşturmaktadır. Günümüzde bu etki; birçok piyasada ve ekonomik, sosyal, politik vb. birçok olgunun temelinde bulunmaktadır. Sonuçta asimetrik enformasyonun büyüklüğüne bağlı olarak bu sorun, piyasaları önemli ölçüde etkilemektedir. Ülke ekonomisindeki belirsizliği ve riski transfer ederek sermaye piyasasını geliştirmesi işlevleriyle, genel ekonomi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olan sigorta endüstrisinde de bu sorunla karşılaşılmaktadır. Bu sebeple sigorta piyasasında asimetrik enformasyonun varlığına yönelik ampirik bulgular arayan çalışmalar önemli bir hale gelmiştir. Ayrıca; çalışmalardan elde edilen bulguların pratik hayatta da uygulanabilirliği, bu konuya olan ilgiyi daha da arttırmıştır. Türk Kasko Pazarı'nda ise, bu konuyla ilgili ampirik bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu noktadan hareketle, bu çalışmada; büyük bir sigorta şirketinin Gaziantep'te bulunan bir temsilcisinden alınan, 2008:09 ? 2010:09 döneminde sigortaya giriş yapmış müşterilere ait veri setinde, asimetrik enformasyonun varlığına ampirik olarak kanıt bulmak amaçlanmıştır. Sektördeki nispi büyüklüğü dikkate alınarak analiz kapsamında, sadece kasko sigortalarına ait veriler kullanılmıştır. Amaca yönelik olarak çalışmada, literatürde sıkça kullanılan probit ve logit modelleri ile iki ayrı deneme yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar, Gaziantep' den alınmış Türk Kasko Pazarı' na ait veri setinde, asimetrik enformasyonun var olduğunu ampirik olarak doğrulamamaktadır.Anahtar Kelimeler: Asimetrik enformasyon, asimetrik enformasyon tahmini, sigorta, probit,Türkiye Sigorta Pazarı.
Enflasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi (2003-2011): Türkiye örneği
Türkiye ekonomisinde 1970'li yıllardan itibaren çözüm aranan en büyük sorunlardan birisi haline gelen enflasyon kavramı, siyasi çalkantıların da etkisiyle ekonomide önemli sıkıntıların yaşanmasına neden olmuştur. Gerek ithal ikameci politikalara dayanan planlı sistem, gerekse dış ticaretin serbest hale getirildiği 24 Ocak kararları enflasyon üzerinde olumlu etkiler gerçekleştirmemiştir. Bu sürecin sonunda; 1990'lı yıllardan itibaren sıkça yaşanan; yüksek enflasyon oranlarına ve düşük büyüme rakamlarına bağlı ekonomik krizler oluşması sebebiyle, ?enflasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi? iktisadi tartışmaların eksenini oluşturmaya başlamıştır. 14 Nisan 2001 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan ?Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı? sonrasında gerçekleşen, düşük enflasyon oranları ve yüksek büyüme rakamları ise bu iki kavram arasında bir ilişki olup olmadığının, şayet ilişki varsa bu ilişkinin ne yönlü olduğunun bilinmesi açısından, ?enflasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi? konusunun araştırılma gereğini iyice arttırmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de enflasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi, zaman serisi analiziyle 2003:1-2011:2 dönemi üçer aylık verileri kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada yöntem olarak Granger nedensellik ve Regresyon analizleri kullanılmıştır. Granger nedensellik analizi sonuçlarına göre enflasyondan büyümeye tek yönlü nedensellik ilişkisi gözlenmiştir. Regresyon analizi sonucuna göre ise ilgili dönemde enflasyon ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilemektedir.
Avrupa Merkez Bankası ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın karşılaştırılması
Ekonomilerde iktisat politikası uygulayıcıları ekonomik istikrar ile sürdürülebilir ekonomik büyüme ve gelişmeyi sağlamayı temel hedef olarak belirlemişlerdir. Bu hedeflere ulaşmak isterken para ve maliye politikalarının koordineli olarak birlikte uygulanması gerekmektedir. Merkez bankaları da para politikası uygulayan aktör olarak ortaya çıkmaktadır. Günümüzde ekonomilerin en büyük sorunu fiyat istikrarıdır. Fiyat istikrarını gerçekleştirmek üzere para politikası uygulayıcısı merkez bankaları ile maliye politikası uygulayıcısı hükümetler tarafından belirlenen programlar uygulamaya konulmaktadır.Avrupa Birliği dünya tarihinde çok önemli bir bütünleşme hareketini temsil etmektedir. Bu bütünleşme hareketi içerisinde ekonomik alandaki bütünleşme önemli bir yer tutmaktadır. Bu süreç içerisinde, Avrupa Birliği'ne üye devletler bazı alanlarda egemenlik yetkilerini, Birliğin yetkili organlarına devretmişlerdir. Bu organlardan birisi de Avrupa Merkez Bankası'dır. Avrupa Merkez Bankası ve içinde bulunduğu Avrupa Merkez Bankaları Sistemi işleyişi, üye devletlerin devrettiği yetkilerin oluşturduğu hukuk kuralları sayesinde işlemektedir.Hazırlanan bu tez çalışmasında Türkiye'nin aday ülke statüsünü kazandıktan sonra tam üyeliğe kabul için üyelik şartlarını gerçekleştirme aşamasında çıkartılan ve çıkartılacak olan uyum yasalarında Merkez Bankasının rolü tüm detayları ile incelenmiştir. Yapılan bu çalışmalar genel olarak değerlendirilmiş ve yapılması düşünülen diğer reformların niteliği ve uygulanabilme olasılıkları ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Sonuçta ekonomik Yapısal Uyum Programları çerçevesinde en önemli rol Merkez Bankası'na düşmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bu çerçevede, Dünyadaki en modern merkez bankalarından biri olan Avrupa Merkez Bankası'na, kurumsal ve politika uygulamaları bakımından uymaya çalışmaktadır. Yapılan çalışmalara rağmen, finansal sisteme uyum süreci ve Avrupa Merkez Bankası'na entegrasyon için gerekli kriterlerin bir kısmı hala sağlanamamıştır. Bu çalışmada Avrupa Merkez Bankası'na uyumun sağlanması için yapılan çalışmalar ve bu çalışmaların başarı şansları incelenmiştir.
İstihdam ve verimlilik ilişkisi: ISO'da faaliyet gösteren 500 büyük firma üzerine bir uygulama
Yeni Klasik görüşün ileri sürdüğü Reel İş Çevrimleri Teorisi yaklaşımında fiyatların esnek olması varsayımından hareketle, ekonomiye verilen bir pozitif teknolojik şok sonrasında hem verimlilik düzeyinin hem de emek talebinin ve dolayısıyla istihdamın artacağı iddia edilmektedir. Dolayısıyla teknolojik gelişmelerin yol açtığı işsizlik kısa veya orta dönemde sonlanabilmektedir. Uzun dönemde ise dolaylı ve telafi edici mekanizmalar sayesinde istihdam düzeyinin tekrar iyileşmesi beklenmektedir. Ücretlerin esnek uygulamaya tabi olduğu Reel İş Çevrimleri Teorisi'ne karşıt olarak geliştirilen Yeni Keynezyen yaklaşımda sendikalar, toplu iş sözleşmeleri, menü maliyetleri gibi etkin ücret uygulamaları ile ücret ve fiyatların katı uygulamaya tabi olduğu savunulmaktadır. Fiyatların katılığı talep düzeyinin değişimini engellemekte ve istihdamı negatif etkilemektedir. Türkiye sanayi sektörü toplam katma değerinin yarısından fazlasını içeren beş yüz büyük firmanın irdelenmesi bu anlamda özel bir nitelik taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı; 1995?2010 dönemi İstanbul Sanayi Odası'na kayıtlı olan 500 büyük firmadan, kastedilen süreçte her yıl sıralamaya giren 57 firmaya ait emek verimliliği ve istihdam değişkenleri ilişkisinin incelenmesidir. Yıllık verilerin kullanılmasıyla Panel Eşbütünleşme Analizi ve Granger Nedensellik Testi uygulanarak, Yeni Klasik ve Yeni Keynezyen görüşün geçerliliği soruşturulmaktadır. Çalışmanın sonucunda emek verimliliği ve istihdam arasında eşbütünleşme ilişkisi tespit edilmiş ve her iki değişken arasında çift yönlü bir nedensellik olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlişki pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı olarak tespit edilirken, sonuçlar Yeni Klasik Reel İş Çevirimi Teorisi'ni destekler niteliktedir.
Dünyada ve Türkiye'de yoksulluk ve yoksullukla mücadele
Son yıllarda kalkınma sürecinin en önemli gündem maddelerinden biri olan yoksulluk, iktisat biliminin önemli uğraş alanlarından birisidir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaygın küreselleşme söylemi içerisinde büyük refah artışı ile birlikte en zengin dönemini yaşadığı iddia edilen dünyamızda yoksulluk, hem az gelişmiş hem de gelişmiş ülkelerde en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir. İki milyar beş yüz milyon insan Dünya Bankası tarafından günlük 2 ABD doları olarak belirlenen yoksulluk sınırının altında yaşamakta iken, bir milyar iki yüz milyon insan ise günlük 1 ABD doları olarak belirlenen açlık sınırının altında yaşamını sürdürmektedir.2009 yılında Türkiye'de fertlerin yaklaşık % 0,48'i yani 339 bin kişi sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, % 18,08'i yani 12 milyon 751 bin kişi ise gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşamını sürmektedir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1990 yılından bu yana her yıl yayımlanmakta olan İnsani Gelişme Raporlarında (İGR), gelirin yanı sıra insani gelişmeyi ölçmeyi amaçlayan gelir dışı göstergelerin de esas alındığı bir takım endeksler yayımlanmaya başlanmıştır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından yayımlanan İnsani Gelişme Endeksi (İGE) insani gelişmeyi, gelirin yanı sıra eğitim ve sağlığa ilişkin göstergeleri de dikkate alarak ölçmeyi hedefleyen bir endekstir. Türkiye, ekonomik anlamda son yıllarda önemli ilerlemeler göstermesine rağmen İGE sıralamasında gelire göre olan sıralamasından daha geridedir. Türkiye'nin İGE değeri 2010 yılında 0,679 olup, bu değer ile Türkiye 169 ülke arasında 83.sıraya yerleşerek yüksek insani gelişme kategorisi içerisindedir.Türkiye'nin yoksulluk profili incelendiğinde yoksulluğun hanehalkı büyüklüğüyle doğru orantılı, eğitim düzeyiyle ters orantılı olduğu saptanmıştır. Türkiye'de en riskli ve kırılgan gruplar arasında, çocukların ve emeklilerin yer aldığı; yoksulluğun daha çok; yevmiyeli, ücretsiz aile işçilerinde, kırsal yerlerde yaşayanlarda, ataerkil ve kalabalık ailelerde yoğunlukla yaşandığı görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Yoksulluk Oranı.
OECD üyesi AB ülkelerinin sağlık ekonomisi yönünden karşılaştırılması
Sağlık ekonomisi, ekonominin bir alt dalı olup günümüzde gittikçe önemi artan bir alandır. Ekonominin alt dalı olması sağlık hizmetlerinin iktisadiliği yönünü ortaya çıkarmaktadır. Bu çerçevede dünya sağlık harcamaları da sağlık ekonomisi göstergeleri çizgisinde şekillendirilmektedir. Sağlık harcamalarının yanı sıra finansman kaynakları ve yöntemleri de ülkelerin öncelikli konuları arasında yer almaktadır.Bu çalışmada yüksek gelir grubuna dahil OECD Üyesi AB Ülkeleri'nde sağlık düzeyi etkinliği demografik, hastane ve ekonomik gösterge bağlamında ele alınmıştır. Grup üyesi olmayan ve en yüksek sağlık harcaması yapan ABD ayrıca Türkiye de grup içerisinde değerlendirilmiş, sağlık harcamalarını arttıran nedenler tablolardaki rakamlar aracılığıyla raporlarla desteklenmiştir. Nitekim sağlık harcamalarında kamuya ve özel sektöre ayrılan paylar ülkenin benimsediği sağlık sistemini belirlemeye yardımcı olmaktadır. Bununla birlikte sağlık ekonomisinin temel konularından biri olan sağlık sistemi modelleri ve genel işleyiş mekanizması üzerinden ülkeden ülkeye değişen çeşitli sınıflandırmalar yapılmıştır. Grup ülkeler içerisinde sağlık finansman sistemlerine adını veren Bismarck, Beveridge, Özel Sigorta gibi belirgin modeller ülke temsilinde ayrı ayrı incelenmiş, hizmet sunumu ve ağırlıklı finansman şekillerine yer verilmiştir.
Döviz kurları,enflasyon ve faiz oranlarının dış ticaret üzerindeki etkileri Türkiye örneği(1985-2005)
Dış ticaret kavramı bir ülkenin diğer ülkeler ile yaptığı mal ve hizmethareketlerinin bütünü olarak kabul edilmektedir. Ülkeler sağlam bir ekonomik yapıiçin ticaret yapmak zorundadır. Uluslararası ticaretin yaygınlaşması sonucu dünyaticaret hacmi her geçen gün hızlı bir şekilde artmaktadır.Döviz kurları ile enflasyon oranları ve faiz oranlarının dış ticaret üzerindekietkisinin incelenmesi için 1985-2005 dönem verileri kullanılmış ve Eviewsprogramında ekonometrik analizler yapılmıştır. Veriler yıllık olarak alınmıştır.Çalışmanın iki temel bulgusu vardır. Bunlardan birincisi dış ticaret ile faizoranları, enflasyon oranı ve reel efektif döviz kurları arasında eş-bütünleşmenin varolması nedeniyle uzun dönemli bir ilişki söz konusudur. İkincisi ise, Grangernedensellik testi uygulanarak kısa dönemde bu etkileşimin yönü belirlenmiştir.Çalışmada elde edilen her iki sonuç göstermektedir ki; ilgili dönem serileriuzun dönemde ilişkili ve aralarında bir nedensellik vardır. Böylece, kullanılan veriseti kısıdı altında, Türkiye Ekonomisi için, nedenselliğin yönünün bağımsızdeğişkenlerden dış ticarete doğru olduğu görülmektedir.Anahtar kelimeler : Dış ticaret, Faiz oranı, Enflasyon oranı, Döviz kurları,Nedensellik
Döviz piyasası ve kur riskinden korunma yöntemleri: Türev enstrümanlar ve Türkiye'de kullanılabilirliği
Döviz kelimesi en dar anlamıyla yabancı ülke parası olarak kullanılmaktadır. Özellikle uluslararası ticari işlemlerde ayrı bir öneme sahip olan döviz, günümüzde iç piyasalarda da yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, ülkelerin döviz kurlarını belirlemede kullandıkları sistemlerin birbirinden farklı olması, özellikle serbest döviz kuru sisteminin uygulandığı ülkelerde döviz kurunun tahminini zorlaştırmaktadır. Bu da dövizle yapılan ticari işlemlerin riskli bir hal almasına neden olmaktadır. Ülkemizde faaliyet gösteren ve dövizle işlem yapan firmalar için de aynı risk söz konusudur. Ancak bu risk, azaltılması imkansız bir risk değildir. Döviz kurlarındaki değişikliklerin sebep olduğu bu tür riskleri ortadan kaldırmak, gelecekteki döviz kurlarını ve buna bağlı olarak da ortaya çıkabilecek riskleri tahmin etmeye bağlıdır. Bu noktada döviz kuru riski yönetim teknikleri firmalar açısından büyük önem arz etmektedir. Döviz kuru riskinin minimizasyonu sağlayan türev araçlar; forward, futures, swap ve opsiyon işlemleri araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Türev işemler, piyasa katılımcılarına riski devretmeleri için imkan sağlamaktadır. Vadeli piyasa ortamını kullananlar piyasada bulunan spekülatörlere riski devrederler. Çalışmada, türev enstrümanlarla riskin eliminizasyonu ve Türkiye'de uygulanabilirliği ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Türev Piyasalar, Döviz, Döviz kuru sistemleri, Forward, Future, Swap, Opsiyon, VOBAŞ
Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye`de enerji sektörü ve politikaları
Ekonomik büyümedeki önemli rolü ile enerji, kalkınma sürecinin en önemliunsurlarından birisidir. Dünya pazarlarında Türkiye'nin rekabet gücünü artırmaküzere ekonomiyi büyütecek ve yaşam standartlarını yükseltecek yeterli, sürekli vetemiz enerjinin temini, ?sürdürülebilir enerji politikaları? ile mümkündür. Çevrekonusunda, ülkemiz düzeyinde özellikle büyük şehirlerde yaşanan hava kirliliğindenkurtulmak, bugün kullandıklarımızdan daha az kirleten enerji kaynakları veteknolojileri kullanılması ile mümkündür. Ulusal çıkarlarımız ise ithal yakıtlara olanbağımlılığın azaltılması için yerli kaynaklar olan yenilenebilir enerji kaynaklarınınkullanımını artırmamızı zorunlu kılmaktadır. Ayrıca enerjinin verimli kullanılması,makro ve mikro ekonomik etkileri ile Türkiye'nin kalkınma sürecinde önemli biryere sahiptir. Bu anlamda Türkiye'de sürdürülebilir enerji yaklaşımı giderek önemkazanmaktadır. Bu çalışmada, sürdürülebilir enerji politikalarının temelleri olanyenilenebilir enerji kaynakları, enerji verimliliği ve enerji kullanımının çevreseletkileri, öncelikle küresel düzeyde ele alınmakta, daha sonra Türkiye için enerjidesürdürülebilirliğin önemi ve bunu sağlamanın yolları üzerinde durulmaktadırAnahtar kelimeler: Sürdürülebilir kalkınma, Türkiye'de enerji, Enerji politikaları
Türkiye'nin enerji ekonomisi: Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye enerji politikalarının yapısal uyum sorunları
Türkiye'nin enerji ekonomisine ve dünyadaki konumuna dikkati çeken bu çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Gerek dünya ve AB, gerekse ülkemiz için hazırlanan veriler tablolar halinde sunulmuştur. Bu veriler ışığında öncelikle dünya üzerindeki yerimiz incelenmiş ve AB uyum sürecinde ortak enerji politikası irdelenmiştir. Avrupa Birliği ile müzakere sürecinde bulunan ülkemizin önünde bulunan engeller, mevcut durum ve tedbir paketleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölüm tamamen Türkiye'ye ayrılmış ve enerji alanında planlı döneme geçiş ile birlikte Türkiye'nin geçmişten günümüze ayrıntılı bir arşiv çalışması yapılmıştır. Son olarak günümüz ekonomi politikalarının işlerliğinin artırılmasına yönelik verimlilik tedbirlerinin altı çizilmiştir.
Gelişmekte olan ülkelerde kadın eğitimi ile büyüme ve kalkınma arasındaki ilişki
Eğitim, toplumların ekonomik ve sosyal olarak ilerlemesi için mutlak olarak ihtiyaç duyulan bir öğrenim sürecidir. Eğitim ve kalkınma arasında çok önemli bir ilişki mevcuttur.Eğitimin iktisadi gelişme ve refahı artırdığının genel kabul görmesiyle birlikte, bu konuyla ilgili yapılan çalışmalar artırmış ve daha özellikli alanlara yönelinmiştir. Bu alanlardan biri olan kadın eğitimi ve kadın-erkek arasındaki eğitim açığı, ekonomik boyutları incelendiğinde araştırmaya değer bulguların olduğunu göstermektedir. Eğitim göstergeleri kadın ve erkek arasında eşit dağılmamakta ve ülkelerin gelişmişlik düzeyine, yaş ve gelir gruplarına göre farklılık göstermektedir.Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadın eğitimi, kalkınma planlarında görmezlikten gelinmiştir. Ancak, eğitimin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi birçok ampirik çalışmaya konu olmuş ve hemen hepsinde eğitimin büyümeye önemli ölçüde katkı sağladığı tespit edilmiştir. Ayrıca eğitimin kadınlara sağladığı getirinin, erkeklere göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgular, kadınların eğitim düzeylerinin yükseltilmesi gereğinin ekonomik gerekçesini oluşturmaktadır.Çalışmada, gelişmekte olan ülkelerde kadın eğitiminin ekonomik büyümeye katkısı ve Türkiye'deki kadın eğitim oranlarının büyüme ve üretim üzerindeki etkileri ekonometrik bir çalışma ile incelenmiştir. Uygulama sonucunda Türkiye'de kadın eğitimi ve kadınların istihdamı ile büyüme arasında anlamsız bir ilişki, buna karşın gelişmekte olan ülkelerde kadın eğitimi ile büyüme arasında anlamlı ancak kadının ekonomik aktivitelere katılım oranı ile büyüme arasında anlamsız bir ilişki bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Eğitim, Büyüme, Kadın Eğitimi, Eğitim ve Kalkınma
Gaziantep organize sanayi bölgesindeki firmaların ar-ge ve teknoparklara yaklaşımı üzerine bir uygulama
Ekonomik anlamda post modern dünyanın yaşadığı değişim yenilik iktisadı üzerinde biçimlenmektedir. Yenilik iktisadının temelini araştırma ve geliştirme (Ar&Ge) faaliyetleri oluşturmaktadır. Zira yenilik iktisadı teknolojik gelişmelere, teknolojik gelişmeler bilgi üretimine, bilgi üretimi de profesyonel Ar&Ge birimlerinin faaliyetlerine bağlıdır. Firmaların büyüme ve gelişmesi Ar&Ge yapıp yapmamalarına bağlı hale gelmiştir. Profesyonel araştırma ve geliştirme birimleri ise teknoparklarda yoğunlaşmaktadır.
Yatırım teşviklerinin bölgesel gelişmişlik bazında değerlendirilmesi
Son yıllarda dünya ekonomisinde hızlı bir değişim yaşanmaktadır. Özellikle 1980'lerden itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan küreselleşme hareketinin ardından, 2008 yılında ABD'de mortgage sisteminin çöküşü ile başlayan ekonomik krizin dünyayı etkisi altına alması, tekrar devlet müdahalesini gündeme getirmiştir.Serbest piyasa sisteminin geçerli olduğu ülkelerde devletin ekonomiye müdahalesi genellikle teşvik ve caydırma politikalarıyla olmaktadır. Bu bağlamda, teşvik uygulamaları, dünya ülkeleri için koruma ve yönlendirme aracı olarak son zamanlarda daha büyük bir önem kazanmıştır. Böylece, öncelikle ekonomiyi canlandırmak ve bölgesel kalkınmayı hızlandırmak amaçlanmaktadır.Bu çalışmada, öncelikle teşvik ve bölgesel kalkınma kavramları incelenmekte, daha sonra Türkiye'de bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıkları üzerinde durularak, teşviklerin bölgeler arasındaki dağılımı ile olan ilişkisi incelenmektedir. Son olarak, uygulama 1. kısmında 1980-2006 yılları arasındaki veriler kullanılarak bölgesel bazda verilen teşvik miktarları ile Türkiye'nin GSYİH'nın arasındaki ilişki araştırılmaktadır. Araştırma sonucuna göre, Türkiye'nin yedi bölgesinden batıda yer alan ve diğerlerine nazaran daha gelişmiş olarak gözlenen Ege, İç Anadolu, Karadeniz ve Marmara Bölgelerinde verilen teşviklerin, Türkiye'nin GSYİH ile ilişkisi anlamlı bulunmuştur. Uygulama 2. kısmında ise bölgesel bazda verilen teşvik miktarları ile Türkiye'nin istihdamı arasındaki ilişki araştırılmaktadır. Araştırma sonucuna göre, Türkiye'nin batısında yer alan, diğerlerine nazaran daha gelişmiş olarak gözlenen ve nitelikli istihdamın merkezi olan Marmara ve Ege Bölgeleri ile tam tersi doğuda yer alan, en az gelişmiş olan ve en az teşviki alan Doğu Anadolu ve Güney D. Anadolu Bölgelerinde verilen teşviklerin, Türkiye'nin istihdamı ile ilişkisi anlamsız bulunmuştur. Diğer yandan, Akdeniz, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde verilen teşviklerin Türkiye'nin istihdamı ile ilişkisi anlamlı bulunmuştur.