Ankara University
Institute

Institute of Health Sciences

Ankara University

269

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Çözüm Odaklı Aile Danışmanlığı'na dayalı ailelerle sosyal hizmet uygulamasının evli bireylerin psikolojik iyi oluş düzeyi ve aile yaşam doyumuna etkisi

Bu araştırmanın amacı, "Çözüm Odaklı Aile Danışmanlığı'na Dayalı Ailelerle Sosyal Hizmet Uygulaması"nın (ÇOAD-ASHU), evli bireylerin (çift olarak) psikolojik iyi oluş düzeyi ve aile yaşam doyumuna etkisini ve bu etkinin kalıcılığını nicel ve nitel bulgularla incelemektir. Karma yöntem araştırmaları içinde "İç İçe Gömülü Deneysel (Müdahale) Karma Yöntem Deseni" seçilerek tasarlanan bu araştırmada deney ve kontrol grubunu yapılandırmak için "ön test-son test ve izleme testi ölçümlü eşitlenmemiş deney ve kontrol gruplu yarı deneysel desen" kullanılmıştır. Buna göre araştırma, Elazığ Sosyal Hizmet Merkezi'ne ve Elazığ Belediyesi Aile Danışmanlık ve Eğitim Merkezi'ne başvuran ve araştırmaya gönüllü katılmak isteyen evli çiftler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 8 evli çift (16 kişi) deney grubu, 8 evli çift (16 kişi) kontrol grubu olmak üzere toplam 16 çift (32 kişi) oluşturmaktadır. Araştırmada evli çiftlerin psikolojik iyi oluş düzeylerini ölçmek için "Evli Kadınlar ve Erkekler İçin Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" ve aile yaşam doyumunu belirlemek amacıyla "Aile Yaşam Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. Deney grubuna (uygulama bittikten bir ay sonra yapılan) izleme seansı dahil toplam 7 hafta süreyle, her bir evli çift ile ayrı ayrı haftada bir seans olmak üzere ÇOAD-ASHU gerçekleştirilmiştir. Deney grubu ile toplam 54 seans gerçekleştirilmiş ve bu seanslar toplamda yaklaşık 90 saat (5400 dakika) sürmüştür. Deney grubu ile gerçekleştirilen izleme (kalıcılık) seansı hem nicel hem de nitel verilerin toplanabilmesi şeklinde yapılandırılmıştır. Buna göre önce evli çiftlere izleme testleri uygulanmış sonrasında ise çiftlerin deneysel uygulama ve danışmanlık süreci hakkında değerlendirme ve yorumlarını almak amacıyla evli çiftler ile yarı yapılandırılmış nitel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubuna ön test, son test ve izleme testi dışında herhangi işlem yapılmamıştır. Veri analizi süreci, nicel bulguların analizi ve nitel bulguların analizi olmak üzere iki bölümde gerçekleştirilmiştir. Nicel veri analizinde, veri setinin parametrik olduğu durumlarda ön analizler için "Bağımsız Örneklem t Testi", temel analizler için "Karışık/Tekrarlı Ölçümler için İki Yönlü ANOVA"; veri setinin non-parametrik olduğu durumlarda ise ön analizler için "Mann Whitney U Testi" ve temel analizler için "Friedman's ANOVA (F) testi" kullanılmıştır. Nicel analizler sonucunda, araştırmanın bağımlı değişkenlerini ölçmek için uygulanan tüm ölçekler ve bu ölçeklerin alt boyutlarının (biri hariç) tümünde ÇOAD-ASHU'nun evli çiftlerin psikolojik iyi oluş ve aile yaşam doyumu düzeylerini artırmada yüksek düzeyde etkili olduğu ve bu etkinin izleme testinde de devam ettiği tespit edilmiştir (Psikolojik iyi oluş-Ev dışı etkinlikleri sürdürebilme alt boyutu orta düzeyde etkili olmuştur). Nitel veri analizi aşamasında ise; deneysel uygulama sürecinde çiftlerin aktardıkları, geribildirimleri ve izleme seansında çiftlerle yapılan nitel görüşmelerden yola çıkarak elde edilen nitel bulgular MAXQDA 2020 Analytics Pro nitel veri analizi aracılığıyla "tema bazlı kodlama" ve "katılımcı (çift) bazlı kodlama" olmak üzere 2 aşamalı kodlama sistemi kullanılarak analiz edilmiş ve içerik analizi sonucu, 6 ana ve bir destekleyici (yardımcı) tema olmak üzere toplam 7 tema ortaya çıkmış ve nitel bulgular bu 7 tema üzerinden değerlendirilmiştir. Deney grubuna katılan evli çiftler tarafından ÇOAD-ASHU'nun oldukça işlevsel ve yararlı olduğu vurgulanmış ve nitel görüşmelerden elde edilen bulguların nicel veriler ile örtüştüğü görülmüştür. En sonunda, nicel ve nitel analizlerden elde edilen sonuçlar literatür çerçevesinde tartışılmış ve yorumlanmıştır. Yapılan tartışma ve yorumlar sonucu ilerleyen dönemlerde gerçekleştirilecek araştırmalara ve uygulamalara yönelik yararlı olacağı düşünülen çeşitli başlıklarda öneriler sunulmuştur. Sonuç olarak, "Çözüm Odaklı Aile Danışmanlığı'na dayalı Ailelerle Sosyal Hizmet Uygulaması"nın evli çiftlerin psikolojik iyi oluş ve aile yaşam doyumu düzeyleri artırmada ve çözüm odaklı düşünebilme becerisi kazanmalarında etkili ve işlevsel olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çözüm Odaklı Aile Danışmanlığı, Ailelerle Sosyal Hizmet, Psikolojik İyi Oluş, Aile Yaşam Doyumu, Evli Çiftler

Aile danışmanlığıAile içi iletişimAile içi ilişkiler+7
Taner Algan
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve olumsuz yaşam deneyimlerinin çocuğa yönelik disiplin uygulamalarına etkisi

Çocuğa yönelik kötü muamele ve olumsuz yaşam deneyimlerinin etkileri yaşam boyu devam eder ve nesiller arasında aktarılır. Bu çalışmada annelerin disiplin uygulamaları konusundaki görüşleri, tutumları, çocukluk çağı olumsuz yaşam deneyimlerinin ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bakış açılarının disiplin uygulamalarına olan etkisi ve olumsuz yaşam deneyimlerinin toplumsal cinsiyet eşitliğine bakış açışına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Kağızman Devlet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine ayaktan başvuran veya pediatri servisinde 1-12 yaş aralığındaki çocuğu yatmakta olan 219 anne katılmıştır. Araştırma annelerin çocukluk çağı olumsuz yaşam deneyimleri ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bakış açıları ile çocuklarına yönelik disiplin uygulamaları arasında bir ilişki olup olmadığının incelendiği analitik tipte bir çalışmadır. Annelerin Olumsuz yaşam deneyimlerini belirlemek için 'The Adverse Childhood Expriences Questionnaire'den adapte edilen Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşam Deneyimleri soru formu, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine olan bakış açılarını değerlendirmek için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ölçeği ve disiplin uygulamalarını değerlendirmek için Disiplin Standartları Anketi kullanılmıştır. Sonuç olarak çocuk sayısı fazla olan, geniş ailede ve hane içerisinde başka çocuk yaşayan annelerin disiplin skorlarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Çocukluk çağında fiziksel istismara, fiziksel ve duygusal ihmale, aile içi işlev bozukluklarına maruz kalan annelerin disiplin skorları daha yüksek bulunmuştur. Annelerin çocukluk çağında cinsel istismara uğramış olmalarının kendi çocuklarına uyguladıkları disiplin üzerine etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca fiziksel ihmale, fiziksel ve duygusal istismara uğrayan annelerin toplumsal cinsiyet eşitliği puanlarının diğer annelerden yüksek olduğu tespit edilmiştir. Toplumsal cinsiyet eşitliği puanları yüksek olan annelerin de disiplin skorlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır

DisiplinToplumsal cinsiyetYaşam deneyimleri+4
Döndü Nilay Penezoğlu
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Futbolcularda farklı kombine antrenmanların fiziksel performansa, psikofizyolojik cevaplara ve teknik beceriye etkisi

Bu araştırma; futbolcularda farklı kombine antrenmanların fiziksel performansa, psikofizyolojik cevaplara ve teknik beceriye etkisinin incelenmesidir. Araştırmaya 15 yaş altı kategorisinde oynayan (13,5±1,29 yıl, boy uzunluğu 160±8,55 cm, vücut ağırlığı 48±8,10 kg) 36 erkek futbolcu gönüllü olarak katılmıştır. Ölçümlere başlamadan futbolculara ölçümler hakkında bilgi verilmiş ve ölçüm için gerekli belgeler imzalatılmıştır. Ölçümlerde sırasıyla antropometrik ölçümler ve Yo-Yo Aralıklı Toparlanma Testi Seviye 1 (YYIRT-1) testi, teknik test, sprint testleri, sıçrama testi, tekrarlı sprint testi, çeviklik testi, üç köşe koşu testi ve 30-15 Aralıklı Fitness testleri (30-15 AFT) yapılmıştır. Ayrıca her antrenman öncesinde ve sonrasında futbolculara psikofizyolojik testler uygulanmıştır. Futbolcuların hazırlık döneminde alınan tüm bu testler sonrası rastgele olacak şekilde iki gruba ayrılan futbolculara altı haftalık antrenman döneminde yüksek şiddetli aralıklı (YŞAA+DAO) ve orta şiddetli sürekli koşular (OŞSA+DAO) ile beraber uygulanan dar alan oyunları kombinleri yaptırılmıştır. 6 haftalık antrenman döneminden sonra yapılan test ve ölçümler aynı sıra ve aynı gün sayısında olacak şekilde tekrarlanmıştır. Antrenmanlar sonucunda, antropometrik ölçümler dışında tüm performans testlerinde ve psikofizyolojik ölçümlerinde YŞAA+DAO antrenmanların istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmuştur (p<0,05). Bu bulgulara göre YŞAA+DAO, OŞSA+DAO antrenman kombinlerinin sporcuların; fiziksel, psikofizyolojik ve teknik beceri parametreleri üzerinde olumlu etkileri olduğu söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Aralıklı Antrenman, Dar Alan Oyunu, Futbol, Psikofizyolojik Cevaplar, Sürekli Antrenman,

AntrenmanFiziksel performansFutbol+5
Mine Gökkaya
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı şeker ikamelerinin keklerin kalite özellikleri ve hidroksimetil furfural (HMF) düzeylerine etkisi

Artmış şeker tüketiminin obezite ve tip 2 diyabet, metabolik sendrom, kardiyovasküler hastalıklar gibi birçok sağlık sorunu ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Günümüzde insanların sağlıkları hakkında daha fazla endişe duymaya başlamaları gıdalarda arzulanan tatlı tadı oluşturacak daha sağlıklı alternatifleri araştıran çalışmaların hız kazanmasına neden olmuştur. Özellikle biyoaktif bileşenler bakımından zengin geleneksel tatlandırıcı kategorisinde yer alan bitki şurupları, suları, özleri, konsantreleri gıda sanayisinde ve evlerimizde sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Şeker ikamesi olarak kullanılan bazı geleneksel tatlandırıcıların (sıvı stevia, agave şurubu, hurma suyu, elma suyu konsantresi) keklerde kullanım olanaklarını fiziksel (renk, tekstür, yapısal özellikler, pişme kaybı ve verim), kimyasal (pH, aw, genel kimyasal bileşim, HMF), duyusal analizlerle araştırmak ve unlu mamullerdeki en önemli kimyasal kirleticilerden biri olarak kabul edilen HMF üzerine etkisini incelemek bu çalışmanın amacını oluşturmuştur. Standart reçetenin belirlenmesinin ardından kullanılan geleneksel tatlandırıcıların sükroza ikame edilecek miktarlarının belirlenmesinde ürün bilgisinde yer alan kullanım önerileri dikkate alınmıştır. Tüm kimyasal, fiziksel ve duyusal analizler için ortalamalar 'One Way ANOVA' testi ile değerlendirilmiş; Tukey/Tamhane çoklu karşılaştırma testleri uygulanmıştır. HMF ile kahverengileşme indeksi ve L* arasındaki ilişki Spearman korelasyon testi ile değerlendirilmiştir. p değerinin 0,05'ten küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışma sonucunda ikame kullanılan bütün keklerin kontrol grubuna (sükroz) göre hesaplanan iç ve kabuk rengi toplam renk değişimleri gözle fark edilebilir düzeydedir (ΔE>3). İkame kullanılan bütün keklerin kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak sertlik değeri, pişme kaybı, su aktivitesi ortalamaları yüksek; hacim ve simetri indeksi ortalamaları düşüktür (p<0,05). Sükrozun geleneksel tatlandırıcılarla %100 oranında ikame edilmesi keklerin enerji ve karbonhidrat içeriklerini anlamlı olarak düşürmüştür (p<0,05). Şeker ikameleri arasında en düşük HMF düzeyine sahip sıvı stevia (2,87±0,21 mg/kg) ile tatlandırılan kek (16,70±4,18 mg/kg) en düşük HMF düzeyine, en yüksek HMF düzeyine sahip hurma suyu (3457,00±49,69 mg/kg) ile tatlandırılan kek (405,55±29,70 mg/kg) en yüksek HMF düzeyine sahiptir. Yalnızca sıvı stevia ile tatlandırılan kekin HMF içeriği kontrol grubundan (61,48±11,78 mg/kg) düşüktür ve bu düşüş istatiksel olarak da anlamlıdır (p<0,05). HMF düzeyi ile kahverengileşme indeksi ve L* değeri arasında istatiksel olarak anlamlı (sırasıyla p=0,009, p=0,002) orta düzeyli (sırasıyla r=0,420, r=(-0,493)) bir ilişki bulunmuştur. Kontrol grubu duyusal analizde her parametre için en yüksek puana sahiptir. Kontrol grubuna en yakın duyusal analiz puanları ise stevia ile tatlandırılan keke aittir. Çalışmamızda agave şurubu, hurma suyu ve elma suyu konsantresi ile tatlandırılan keklerin tüm parametreler için duyusal analiz puanı benzer (p>0,05) ve diğer gruplardan düşüktür (p<0,05). Bütün analizler değerlendirildiğinde stevia ile tatlandırılan kek düşük HMF içeriği ve diğer ikamelere kıyasla yüksek duyusal analiz puanları ile en iyi alternatif olarak görünmektedir. Şeker ikamelerinin tatlılık oranlarının belirlenmesi, unlu mamullerde kullanım olanaklarının araştırılması, kalite ve duyusal özelliklerde iyileşme gösterecek şekilde yeni formülasyonların geliştirilmesi amacıyla yapılacak çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Duyusal analizHidroksimetilfurfuralKek+2
Rana Nagihan Akder
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hippo sinyal yolağının spermatogenezis sürecindeki varlığının belirlenmesi

Testis seminifer tübülüsleri adı verilen Sertoli ve çeşitli gelişim aşamalarında bulunan germ hücrelerinden oluşmaktadır. Bu epitelde mitoz ve mayoz bölünmeler, proliferasyon ve farklılaşmalar meydana gelmektedir. Sertoli hücreleri kendi aralarında ve germ hücreleriyle benzersiz bağlantı birimleriyle tutunmaktadır. Özellikle ektoplazma özelleşmeleri adı verilen bu bağlantı birimleri testise özgüdür. Sperm salınımı sırasında hücre iskeleti, aktin içerikli proteinler ve ektoplazma özelleşmelerinin etkin olduğu bilinmektedir. Fakat bu salınım mekanizması tam anlamıyla aydınlatılamamıştır. İlk kez Drosophila' da keşfedilmiş ve memelilerde de korunduğu belirlenen Hippo sinyal yolağı; hücrelerin bölünmesi, ölümü ya da proliferasyonu gibi hücrelerin kaderinin belirlendiği birçok aşamada oldukça önemlidir. Yapılan araştırmalarda aktin proteinleri ve hücre iskeletinden oldukça etkilenen bir sinyal yolağı olarak ortaya konmuştur fakat bu sinyal yolağının testis üzerindeki etkisi tam olarak bilinmemektedir. Bu sebeple çalışmamızda Wistar albino erişkin erkek sıçanlarda Hippo sinyal yolağının etkinliğini belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun için aktin hücre iskeletinin ve aktin ilişkili proteinlerin etkilendiği adjudinin verildiği bir deney modeli oluşturulmuştur (n:10). Bu deney modelini karşılaştırmak için herhangi bir madde verilmeyen kontrol (n:10) ve adjudinin çözüldüğü madde olan metilselüloz grubu (n:10) da yapılandırılmıştır. Literatürle uyumlu olması açısından her gruptan 0., 6., 12., 24. ve 96. Saatlerde ikişer hayvan sakrifiye edilip testisler toplanmıştır. Çalışmamız immünohistokimyasal, immünfloresan, Western blotlama ve QRT-PCR yöntemleriyle Hippo sinyal yolağı açısından değerlendirilmiştir. Kontrol ve metilselüloz grupları her saatte birbirlerine benzer özellikler göstermiştir böylelikle adjudinin etkisini kanıtlanmış ve deney grubu oluşturulmuştur. Deney grubu 0.saat ise kontrol ve metilselüloz gruplarına benzer özellikler göstermiştir. Deney grupları kontrol ve metilselüloz gruplarıyla karşılaştırıldığında 6.saat itibariyle aktin ilişkili proteinlerden Arp3 ve EPS8'in ve F-aktinin dağılımının bozulmaya başladığı immünfloresan işaretlemelerle belirgindir. 96. saatte ise bu dağılımın bozulduğu oldukça nettir. Deney gruplarında özellikle 96. Saatte YAP ve p-YAP'ın immünohistokimyasal, immünfloresan ve Western blot analizlerinde ifadesinin azaldığı belirlenmiştir. QRT-PCR deneylerimiz de bu sonuçlarımıza paralel bir özellik göstermektedir. Bu sonuçlar bizlere özellikle ektoplazma özelleşmelerinde ve sperm salınımı sırasında Hippo sinyal yolağının testiste etkin olabileceğini göstermektedir.

Histolojik tekniklerHücre içi sinyal peptidleri ve proteinleriSertoli hücreleri+3
İrem İnanç
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Batı tarzı diyet ile beslenen farelerde n-asetilsisteinin ateroskleroz ve oksidatif stres parametreleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada NAS'ın batı tarzı diyet ile beslenen farelerde obezite ve ateroskleroz parametreleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 8-9 haftalık 32 adet BALB/C türü erkek fare ile gerçekleştirilmiştir. BALB/C türü erkek fareler pürifiye yem (Enerjinin %10'u yağ, %70'i karbonhidrat, %20'si protein, 3,85 kkal/g) (Kontrol, K); pürifiye yem (Enerjinin %10'u yağ, %70'i karbonhidrat, %20'si protein; 3,85 kkal/g) + NAS (K+NAS); yüksek yağ ve sükroz içeren diyet (Enerjinin %45'i yağ, %35'i karbonhidrat, %20'si protein; 4,73 kkal/g) (YYSD); yüksek yağ ve sükroz içeren diyet (Enerjinin %45'i yağ, %35'i karbonhidrat, %20'si protein; 4,73 kkal/g) + NAS (YYSD + NAS) olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Farelerin sularına 2 g/L olacak şekilde NAS verilmiştir. Farelerin yem ve suları ad libitum şeklinde verilmiş olup fareler 11 hafta boyunca takip edilmiştir. Takibin ardından fareler sakrifiye edilip kalp dokusu ve kanları alınmıştır. Kalp dokusu ve plazmada TAS, TOS, TGF-1β, IL-12 ve CT-1 analizleri; plazmalarından ise total kolesterol, trigliserit, LDL-C, HDL-C, VLDL analizleri yapılmıştır. İlk ve son ölçümler karşılaştırıldığında, bütün grupların vücut ağırlıklarında istatistiksel açıdan anlamlılık saptanmıştır (p<0,05). Çalışma boyunca YYSD grubunda yer alan farelerin vücut ağırlıkları, yem tüketim miktarları ve enerji alımları diğer gruplardaki farelere göre yüksektir. N-asetilsistein (NAS) verilen farelerin ortalama yem tüketim miktarları, enerji, karbonhidrat, protein ve yağ alımları verilmeyen fereler göre düşük bulunmuştur. Serum trigliserit ve VLDL-C düzeylerinin en yüksek K grubunda olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). N-asetilsistein takviyesinin yüksek yağlı ve sükrozlu diyet verilen farelerde HDL-C ve total kolesterol düzeylerini arttırdığı belirlenmiştir (p<0,05). N-asetilsistein takviyesinin yüksek yağlı ve sükrozlu yem ve kontrol yemi ile beslenen farelerde TAS düzeylerini arttırdığı belirlenmiştir (p<0,05). Yüksek yağlı ve sükrozlu diyet + NAS, K+NAS ve K gruplarında serum TGF-β düzeyinin YYSD grubundaki farelere göre yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). N-asetilsistein takviyesinin kalp dokusunda yüksek yağlı ve sükrozlu diyetin neden olduğu IL-12 artışını iyileştirebileceği bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca kalp dokusunda TGF-β1 düzeylerinin YYSD + NAS grubunda YYSD grubuna; K + NAS grubunda K grubuna göre düşük olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak NAS takviyesi yüksek yağlı ve sükrozlu diyetin neden olduğu artmış serum lipit düzeylerini ve ateroskleroz belirteçlerini iyileştirebilmektedir. N-asetilsistein'in aterosklerozun gelişimini önlemede rolü olabileceği düşünülmektedir. Farklı ateroskleroz belirteçlerinin de değerlendirilmesi ve çalışmaların insanlarda yapılması N-asetilsisteinin ateroskleroz üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

AterosklerozBeslenmeDiyet+5
Kerim Kaan Göküstün
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara yöresindeki kedilerde doğal sebeplerle oluşan alt üriner sistem ürolit ve kristallerinin epidemiyplojik değerlendirilmesi

Çalışma retrospektif bir çalışma olup 2019-2023 tarihleri arasında Petsmile Hayvan Hastanesi'ne idrar yolları rahatsızlığı ile getirilmiş olan, ürolit ve kristalüri teşhisi konmuş hastaların arşivlerinden faydalanılarak yapılmıştır. Bu retrospektif çalışmanın amacı, hastaneye strangüri, dizüri, hematüri gibi şikayetlerle getirilen kedileri incelemektir. Ve hasta kedilerin ırk, yaş, cinsiyet ve fertilite durumu göz önüne alınarak sınıflandırılacak ve epidemiyolojik olarak değerlendirilmiştir.. Kedilerde alt idrar yolu hastalıkları, dizüri, pollaküri, strangüri, periüri ve hematüri gibi bazı klinik belirtileri gösteren bir sendromdur.. Kedilerde alt üriner sistem hastalıklarının yaklaşık %13-28'ini üriner taşlar oluşturur. Kedilerde en yaygın ürolitler strüvit ve kalsiyum okzalat kristalleridir. Amonyum ürat ve sisten oluşan ürolitler ise daha nadir görülür. Kedi ve köpeklerde oluşan en yaygın mineral kompozisyonu sırasıyla magnezyum amonyum fosfat (strüvit), kalsiyum okzalat, kalsiyum fosfat, amonyum ürat, sistin ve silikadır. Bu çalışmada ürolit ve kristalüri bulunan kedilerin %70 oranı Kalsiyum okzalat, %28 oranında strüvit ve %2 oranında Ürat kristallerine rastlanmıştır. Kedi ırklarından %30'u Tekir, %18'i Sarman, %30'u British Shortair, %14'ü Scotish Fold, %4'ü İran ve % %4'ü Siyam kedileri oluşturmaktadır. Kedilerin cinsiyet oranları %18'i dişi %82'ni ise erkekler oluşturmaktadır. Kedilerin %64'ünü kısır %36'sını kısır olmayan kediler oluşturmaktadır. Yaş gruplarını ayırdığımızda %8'ini (4) 0-1 yaş, %54'ıü (27) 1-4 yaş yaş, %36'sını (18) 7-10 yaş, %2'sini (1) ise 10 yaş üzeri kediler oluşturmaktadır. Anahtar Sözcükler: Alt İdrar Yolu Hastalıkları, Epidemiyoloji,Ürolit

AnkaraEpidemiyolojiHayvan hastalıkları+4
Selin Özge Erdem
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Obez yetişkinlerde beyin kaynaklı nörotrofik faktör val66met polimorfizmi ile diyet bileşenlerinin ilişkisinin değerlendirilmesi

Obezite enerji alımı ile enerji harcaması arasındaki dengesizlik sonucu artan yağ dokusu ile karakterize, genetik ve çevresel faktörlerin etkisi ile oluşan çok faktörlü bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda obezitenin tedavisinde bireyselleştirilmiş diyet yaklaşımı kavramı önem kazanmış, obezite ile ilişkili genlerin diyetle ilişkisi araştırılmaya başlanmıştır. Beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) geni hem monogenik hem de poligenik obezite ile ilişkili olup bu gendeki Val66Met polimorfizmi en sık rastlanan ve en çok çalışan genetik varyanttır. Bu çalışmanın amacı obez yetişkinlerde beyin kaynaklı nörotrofik faktör Val66Met polimorfizmi ile diyet bileşenlerinin ilişkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmanın örneklemini Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'ne muayene ve kontrol için başvuran, yaşları 20-50 yıl arasında değişen, 260 birey [134 obez (Kadın:81, Erkek:53) ve 126 normal vücut ağırlığı (Kadın:76, Erkek:50)] oluşturmuştur. Araştırma verileri yüz yüze görüşülerek anket formu ile toplanmıştır. Anket formu genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümler, besin tüketim kaydı, Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (kısa form), rutinde bakılan bazı biyokimyasal parametreler, kan basıncı ve gen analizleri olmak üzere dokuz bölümden oluşmuştur. Çalışma kapsamında bireylerden alınan kan örnekleri kullanılarak Gerçek Zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu ile BDNF Val66Met polimorfizminde genotip dağılımı belirlenmiştir. Bireylerin yaş ortalaması 38,0±8,7 yıldır. Obez bireylerin %83,6'sı, normal vücut ağırlığındaki bireylerin %78,2'si G alleline sahiptir (p>0,05). Obez bireylerin %68,6'si GG, %29,9'u AG ve %1,5'i AA, normal vücut ağırlığına sahip bireylerin %61,9'u GG, %32,5'i AG ve %5,6'sı AA genotipindedir (p>0,05). Obez bireylerde GG genotipi taşıyıcılarında AG+AA genotipine sahip bireylere göre günlük diyet ile alınan karbonhidrat miktarı (g) daha yüksek, enerjinin çoklu doymamış yağ asitlerinden (ÇDYA) gelen yüzdesi daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Cinsiyete göre yapılan analizlerde; obez kadınlarda GG genotipinde olanların diyet ile karbonhidrat alımının daha yüksek (p<0,05), obez erkeklerde GG genotipi taşıyıcılarının diyet ile ÇDYA, enerjinin ÇDYA'dan gelen yüzdesi ve n-6 yağ asidi alımlarının daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Obez bireylerde GG genotipine sahip olanlarda AA+AG taşıyıcılarına göre Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 toplam puanının ve alt bileşenlerinden deniz ürünleri ve bitkisel proteinler puanının daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). Genotipi GG olan bireylerde enerjinin karbonhidrattan gelen yüzdesi arttıkça bel kalça oranının arttığı; proteinden gelen yüzdesi arttıkça beden kütle indeksi, bel çevresi ve bel kalça oranının azaldığı; yağdan gelen yüzdesi arttıkça vücut yağ kütlesi oranının arttığı belirlenmiştir (p<0,05). Bunun yanı sıra yüksek LDL, yüksek toplam kolesterol ve düşük D vitamini riskinin de genotipi GG olan bireylerde arttığı saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışmada, BDNF Val66Met polimorfizminin diyet ve diğer yaşam tarzı faktörleri ile ilişkili olarak obezite göstergelerine etki edebileceği belirlenmiştir.

DiyetGenlerObezite+3
Cansu Memiç İnan
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk popülasyonunda Sjögren sendromunun gelişimini etkileyebilecek olası genetik varyasyonların incelenmesi

Bu çalışma, bir grup Türk popülasyonunda genotipleme yöntemiyle Sjögren sendromu gelişiminde önemli rolü olan HLA-DQB1*0301, STAT4 rs7574865, BAFF rs9514828 ve TINIP1 rs17728338 gen polimorfizmlerini belirlemek için tasarlanmıştır. Klinik olarak Sjögren sendromu veya başka bir hastalık kanıtı olmayan 40 birey kontrol grubu olarak kabul edilmiştir. Hasta grubunu ise Sağlık Bakanlığı Ankara Şehir Hastanesi Romatoloji Polikliniğine başvuran ve Sjögren sendromu tanısı konan115 kişi ile oluşturulmuştur. Genotipleme analizleri PCR-RFLP yöntemleri ile yapılmıştır. Sonuçlara göre, HLA-DQB1*0301, STAT4 rs7574865, BAFF rs9514828 ve TINIP1 rs17728338 genleri Sjögren sendromunda hastalık gelişimini etkilemektedir. İncelenen genlerden BAFF rs9514828 geni en fazla hastalık gelişimine katkı sağlayan gendir (6,71 kat). Diğer yandan, HLA-DQB1*0301, STAT4 rs7574865, TINIP1 rs17728338 varyantları sırasıyla 6,05, 5,88 ve 4,87 kat hastalık gelişme riskini artırmaktadır. Sonuç olarak, HLA-DQB1*0301, STAT4 rs7574865, BAFF rs9514828 ve TINIP1 rs17728338 gen polimorfizimleri ve Sjögren sendromu arasında ilişki vardır. Anahtar Sözcükler: BAFF rs9514828, HLA-DQB1*0301, Sjögren sendromu, STAT4 rs7574865, TINIP1 rs17728338.

Genetik varyasyonSjögren sendromuTürk popülasyonu
Ülkü Terzi
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Broylerlerde yem formunun performans, karkas özellikleri ile sindirim sistemi gelişimi ve bağırsak histomorfolojisi üzerine etkileri

Bu çalışma, ticari olarak üretilmiş olan benzer özelliklere sahip farklı fiziksel formdaki (toz, granül, pelet) yemlerin etlik piliçlerde performans karkas randımanı, karkas parametreleri, organ relatif ağırlıkları, ince bağırsak uzunluk ve ağırlığı ile ince bağırsak histomorfolojik parametreleri üzerine etkilerinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Ross 308 ırkı 224 adet bir günlük yaştaki erkek civcivler, 4 deneme grubuna ayrılmıştır. Her bir grup 7'şer adet civcivden oluşan 8 tekrar grubundan oluşmuştur. Gruplar farklı formdaki yemlerle 42 gün süreyle beslenmişlerdir. İlk üç hafta iki grup toz yem formunda, iki grup ise granül formunda yem ile beslenmişlerdir. İkinci üç hafta ise toz yem formundaki gruplardan bir grup toz formunda yemle (TT), diğer grup ise pelet formunda yemle (TP) beslenmişlerdir. Granül form yem tüketen grupların bir grubuna pelet formda yem verilmiş, diğer gruba ise tekrar granül formda yem verilmiştir. Denemenin ilk üç haftasında granül formda yem verilmesi performansı ve jejunum ile ileum histomorfolojisini olumlu yönde etkilemiştir. Altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanı olumsuz etkilenmiştir. İlk üç hafta granül formda yem verilmesinden sonra granül veya pelet formda yem verilmesi performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanını olumlu etkilemiştir. İlk üç hafta toz yem tüketen gruba pelet formda yem verilmesi de performans, EPEF, karkas randımanı ve göğüs randımanını artırmıştır. Toz yemle besleme bağırsak histomorfolojisini diğer formlarla beslemeye göre daha fazla iyileşme sağlamıştır. Taşlık relatif ağırlığı, altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur. Toplam ince bağırsak, karaciğer, kalp, dalak ve Bursa fabricius relatif ağırlıkları yem formundan etkilenmemiştir. İnce bağırsak relatif uzunluğu altı haftalık deneme süresince toz formunda yem tüketen grupta daha yüksek bulunmuştur. Altı hafta süreyle granül formda yem kullanılması performansda olumlu etki yaratsa da bağırsak villüslerinde toz yeme göre iyileşme sağlamamıştır. Broyler yetiştiriciliğinde ilk üç hafta toz formunda yem kullanımı performansı olumsuz etkilese de daha sonra pelet formunda yem kullanıldığında performansda iyileşme gözlenmiştir. Sonuç olarak, ilk üç hafta granül formda yem, daha sonra pelet formdaki yemlerin broylerler de performans, karkas randımanı, sindirim sistemi ve bağırsak histomorfolojisi yönünden olumlu yönde etkileyeceği kanısına varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Bağırsak Histomorfolojisi, Broyler Performans, Karkas Özellikleri, Sindirim Sistemi, Yem Formu

BağırsaklarBesi performansıHistomorfolojisi+5
Gürkan İşçi
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00