Ankara University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

Ankara University

338

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Zihin felsefesinde 'Qualia' tartışması ve Daniel Dennett'ın itirazı

Son dönemlerde zihin felsefesinde tartışılan önemli problemlerden biri qualia problemidir. Qualia kavramı, deneyimin öznel niteliğini ifade etmektedir. Qualianın varlığının kabul edilmesi, her şeyin fiziksel olduğunu kabul eden fizikalizm, materyalizm gibi görüşleri yanlışlamaktadır. Qualia, zihinsel ögelerin kabulünden hareketle bilince, bilincin varlığından hareketle ise Tanrı'nın varlığını kabule götüren kritik bir noktaya işaret etmektedir. Daniel Dennett, qualianın varlığına dair bilimsel verilere dayalı herhangi bir delil bulunmadığını savunarak indirgemeci bir tutum sergilemektedir. Ancak Dennett'ın bu düşüncesini temellendirdiği evrimci fizikalist görüş, kendi içerisinde pek çok tutarsızlık barındırması nedeniyle eleştirilmiştir. Tez iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde qualia probleminin ortaya çıkmasına neden olan zihin-beden problemi ve bilinç sorunu ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Daniel Dennett'ın qualia problemi hakkında öne sürdüğü düşünceler incelenerek bu düşüncelere yönelik ortaya koyulan itirazlar incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Qualia, Zihin-Beden Problemi, Bilinç, Bilinç Argümanı, Dennett

Sena Tengiz
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sağ popülizmin cinsiyeti

Bu çalışma, 2002 yılından beri, kesintisiz olarak iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin cinsiyet rejimini odağına almaktadır. Cinsiyet rejimi bağlamında, çalışmanın iki ana hedefi vardır. Bunlardan ilki, kadın seçmeni ikna etmek için partinin kullandığı ideolojik yaklaşım, yöntem ve eylemleri cinsiyet rejiminin bir parçası olarak analiz etmektir. İkincisi ise kadın seçmeni ikna için partili kadınlara düşen görevleri anlamak ve cinsiyet rejimini yeniden üreten dişil rolleri ortaya koymaktır. Üç bölüm boyunca feminist metodolojinin kullanıldığı çalışmanın birinci bölümünde, cinsiyet rejiminin Türkiye'deki tarihsel seyri verilmektedir. Literatür tarama/değerlendirmesine ve karşılaştırmalı yönteme dayanan bölümde, partinin cinsiyet rejiminin kendisinden önceki yönetimlerden farkına ve partinin kendi iktidarları arasındaki değişimlerine vurgu yapılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, öncelikle siyasal rejim tartışması yürütülmektedir. Ardından, bu siyasal rejimin cinsiyet rejimi ile olan ilişkisi tartışılmakta ve siyasal rejimin kadınlarla kurduğu ilişki biçimi üstünden cinsiyet rejimine dair iddialarda bulunulmaktadır. Son bölüm olarak tasarlanan üçüncü bölümde ise partili kadınlarla yapılan ve derinlemesine mülakat tekniğine dayanan saha çalışmasına yer verilmiştir. Birinci ve ikinci bölümün verileri ışığında ve görüşmecilerle yapılan mülakatlar neticesinde, partinin cinsiyet rejimi, iktidardaki kadınların gözünden eleştirel bir şekilde yorumlanmıştır.

Gülçin Özge Tan
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nde sürdürülebilir bir geleceğe doğru: Karbon emisyonlarının azaltılması ve yeşil ekonomiye geçiş

Yeşil Düzen, özünde Avrupa ekonomisini ve Avrupa tüketim kalıplarını dönüştürme girişimidir. Ancak Avrupa enerji sisteminin köklü bir şekilde yeniden yapılandırılmasını içerdiğinden ve aynı zamanda AB'nin siyasi gündeminde çok üst sıralarda yer aldığından, Yeşil Mutabakat AB ile komşuları arasındaki ilişkiler üzerinde bir etkiye sahip olacak ve Avrupa'nın küresel siyasi önceliklerini yeniden tanımlayacaktır. Böylece Yeşil Mutabakat, kaçınılmaz olarak ciddi jeopolitik sonuçlara yol açacak bir dış politikanın parçası haline gelmektedir. Çalışmanın amacı, yeşil ekonomi araçlarını kullanarak sürdürülebilir açıdan kalkınmanın kavramsal temellerini derinleştirmek ve karbon emisyonlarını etkileyen faktörlerin bir değerlendirmesini yapmak olarak tanımlanmıştır. Amaç doğrultusunda, çalışmanın analiz kısmında AB Ülkelerinde yenilenebilir ve yenilenemez enerji kaynaklarından elektrik üretimi, ekonomik büyüme, enerji vergisi geliri ve karbon emisyonları arasındaki nedensellik ilişkisi test edilmektedir. Bu amaçla, 1990-2020 yıllarını kapsayan AB Ülkelerinin panel verisine öncelikle, Birim kök testi, sonra Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Analizin sonuçlarına göre, AB Ülkelerinde güneş ve hidroelektrik enerjisi üretiminden karbon emisyonlarına doğru tek yönlü bir nedensellik olduğu tespit edilmişdir. Etki-tepki fonksiyonlarına göre, güneş ve hidroelektrik enerjisi karbon emisyonlarının azaltılmasında kullanılacak önemli kaynaklardır. Ayrıca sonuçlara göre, doğalgaz için yapılan pozitif şok uygulamalarıyla karbon emisyonları ilk dönemde artış gösterirken, zamanla azalma eğilimine girmektedir. Son dönemler kömürden gaza geçilmesi karbon emisyonunu azaltmaktadır. Aynı zamanda karbon emisyonundan doğalgaza doğru nedensellik ilişkisi de bulunmaktadır. Karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik politikalar, örneğin kömür üretiminin azaltılması doğalgaz kullanımını artırabilmektedir. Kişi başına düşen GSYİH ve enerji vergisi gelirinin CO_2 emisyonlarını etkilediği tespit edildi. Ekonomik büyüme genellikle enerji talebini artırmakta, bu da sonradan karbon emisyonlarını artırabilmektedir. enerji vergisi geliri, başlangıçta karbon emisyonlarını artırırken, zamanla azalmaya yol açmaktadır. Bu durum, 1990 yılından beri AB'de uygulanan karbon vergisinin etkilerinin hemen hissedilmeyebileceğini ve uzun vadeli bir perspektife dayalı olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Sonuçlara göre, CO_2 emisyonları azaltılırken ekonomik büyüme ve enerji politikalarının da dikkate alınması gerekmektedir. Bu bulgular, yeşil enerji kaynaklarının karbon emisyonlarının azaltılmasında önemli rol oynadığını ve enerji politikalarının dikkate alınması gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yeşil Ekonomi, Karbon Emisyonları, Avrupa Birliği, Nedensellik analizi, Yeşil Mutakabat.

Nurana Musayeva
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği hukukunun gelişimi karşısında uluslararası yatırım anlaşmaları

II. Dünya Savaşı'ndan sonra ticaretin küresel boyutta artışa geçmesi uluslararası sermaye hareketlerinin düzenli bir zeminde gerçekleştirilmesi ihtiyacını arttırmıştır. Çok tarafları yatırım anlaşması çabalarının sonuçsuz kalması yatırım teşviki ve korunması arayışındaki devletleri ikili yatırım anlaşmalarına sevk etmiştir. Avrupa Birliği de (AB) 1990'lı yılların başında itibaren küresel ticarette yetki sahibi olmak arzusu içinde olmuştur. Ancak AB'nin kendine özgü hukuki yapısı nedeniyle bu yetki arayışı uzunca bir süre karşılıksız kalmıştır. Bir taratan üye devletlerin yatırım anlaşmalarının Birliğin ortak çıkarlarına zarar vermesini önlemek isteyen Birlik diğer taraftan bu alandaki yetki talebini canlı tutmuştur. Nihayet Lizbon Antlaşmasıyla birlikte doğrudan yabancı yatırımlar (DYY) alanında münhasır bir yetki sahibi olan Birlik yaptığı yeni nesil anlaşmalar ve Birlik tasarruflarıyla etkisini arttırmaya devam etmektedir. Bu çalışmada uluslararası yatırım anlaşmalarının AB'nin kendine özgü hukuki yapısından ne ölçüde etkilendiği ve bu etkileşim neticesinde hangi hukuki meselelerin ortaya çıktığı araştırılmıştır. Tez çalışmasında ilk olarak yatırım anlaşmalarının uluslararası hukuktaki yeri ve önemine değinilmiş, sonrasında AB'nin yatırım anlaşmaları, üye devletlerin kendi aralarında üçüncü devletlerle akdettiği yatırım anlaşmaları incelenmiştir. Son olarak bu alandaki hukuki meselelerin Türkiye'nin yatırım anlaşmalarına nasıl yansıyacağına değinilmiştir. Çalışmada uluslararası yatırım anlaşmaları hükümlerinin giderek AB mevzuatına yakınlaştırıldığı, böylece Birlik hukuku dinamiklerine dikkat edilen yeni nesil yatırım anlaşmalarının ortaya çıktığı; ancak henüz yatırım uyuşmazlıklarının AB hukukunun özerk yapısını etkilemeden nasıl çözülebileceğine dair somut bir gelişme sağlanamadığı sonuçlarına ulaşılmıştır.

Mustafa Aykanat
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Distribütörlük Sözleşmesi

"Bir sözleşme kendi yarattığı münasip hukukunun ürünüdür ve kendisine hayat vermek için tarafların referans gösterdiği bir hukuk sisteminden ibarettir!" Roland Brown Bu çalışmada, ürün ve hizmetlerin dağıtımında en sık kullanılan yöntemlerden biri olan distribütörlük sözleşmeleri incelenmiştir. Öncelikle, isimsiz sözleşme yönü ele alınarak sözleşmenin önemi ortaya konulmuştur. Lüks ürünlerin inhisari dağıtımında olduğu gibi, ticari uygulamada dağıtım tekniği gelişmektedir. Bu sonuca varmak için, Türk ve uluslararası hukuk sistemlerine dayanan uygulamalı örneklerle kapsamlı bir analiz yapılmıştır. Bu bağlamda, yasal düzenlemelerin eksikliği ve sözleşmelerde proaktif hükümlerin bulunmaması çeşitli sorunları ortaya çıkartmaktadır. Bu sorunlar yeni mücadeleler doğurmakta ve hukuki ortamda farklı bir yorumla stratejik düşünmeyi teşvik etmektedir. Bu tezin amacı, distribütörlük sözleşmelerinin uygun şekilde formüle edilmediği takdirde ortaya çıkan hukuki boşluklar sebebiyle sorunların kaçınılmaz olduğu, tartışmasına katkıda bulunarak çözüm getirmektir. Bu çalışma, distribütör ve sağlayıcı arasındaki sözleşmesel ilişkinin hukuki değerlendirmesini sağlayan bir medeni hukuk analizine dayanmaktadır. İşbu çalışma, distribütörlük sözleşmesine ilişkin hukuki ve ekonomik analizlerle desteklenmektedir. Araştırmamız, uyuşmazlıkların olumlu son bulmasının, büyük ölçüde doğru anlaşmanın varlığına bağlı olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, birtakım hususların komplike olduğu görünmektedir. Bu nedenle, distribütörlük sözleşmesinin kavram, nitelik ve özelliklerinin tespiti, sözleşmenin kapsam ve hedeflerinin ortaya konulması ve sözleşme koşulları geleceğin ticaretinin iyileştirilmesinde anahtar role sahiptir.

Almira Tagi Zairi
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Temel hadis kaynaklarında Hz. Peygamber'e salât ve selâm getirmeyle ilgili rivâyetlerin isnâd ve metin yönünden incelenmesi

Allah Teâlâ "Allah ve melekleri peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun" buyurarak bütün inananları Allah Rasulü'ne salât-ü selâm getirmeye davet etmiştir. Hangi lafızlarla ve nasıl bir keyfiyette ifa edileceği belli olan salavât emrine müminler hızlıca ittiba etmiştir. Hayatının birçok noktasında bu emri ifa etmişler ve bu emre sımsıkı sarılmışlardır. Hakkında başta ayet ve birçok rivâyet bulunan salât emriyle ilgili Kütüb'ü Tıs'a'daki bütün rivayetleri inceleyip en sahih rivayeti tespit etme gayretinde olduk. Topladığımız bu rivayetlerden hareketle salavât emrinin en doğru nasıl anlaşılması gerektiği sorusunun da yanıtını bir nebze olsun almış olduk. Konuyla ilgili yapılmış birçok çalışma da geçmişten günümüze bir çok alimin bu konu üzerinde detaylıca durup ilgilendiğini bizlere göstermektedir. Çalışmamız 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilk dönem mu'cemleri üzerinden salât ve selâm kelimesinin etimolojik tahlilini yapıp lugavi ve şer'i manalarını tespit etmeye çalıştık. Daha sonra salavâtın hadis referanslı Salli Bârik duaları diye meşhur en güvenilir kullanımı üzerinde durup bu dualarla alakalı meselelere değindik. İkinci bölümü salvatla ilgili rivayetlerin tespit ve değerlendirmesine ayırıp bölümün sonuna topladığımız rivayetlere kolay ulaşmak adına tablolaştırdık. Üçüncü ve son bölümde ise salâtın anlamlarıyla ilgili süregelen tartışmalara detaya girmeden değindik. Konuyla ilgili yüksek lisans ve doktora tezlerini dikkate alıp hakkında yapılan değerlendirmeleri aktardık.

Zübeyir Aksoy
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Fârâbî ve İbn Bâcce'de ahlâk ve siyȃset

Düşünce sistemlerini gerçek mutluluğa ulaşma gayesi üzerine tesis eden Fȃrȃbȋ ve İbn Bȃcce, belirlenen gaye için insanın varlık yapısını, yetkinliklerini, kusurlarını, diğer varlıklardan onu ayıran ve onlarla ortak olan özelliklerini tanımak gerektiğini düşünmüşler ve nefs konusunu incelemişlerdir. Her iki filozof da gerçek mutluluğun ancak aklȋ ve düşünsel bir bilgi ve bu bilgi çerçevesinde gerçekleşen eylemlerle elde edilebileceğini, bu doğrultuda insanın aklȋ ve ahlȃkȋ erdemlere sahip olarak yetkinliğini elde etmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Ahlȃkȋ davranış ve erdemlerin kazanılmasında orta olma ilkesinin, alışkanlıkların, haz ve acının etkisine değinmişlerdir. Ayrıca huy ve ahlȃkın değişebileceğini ileri sürerek eğitim ve alışkanlıkların önemine vurgu yapmışlardır. Fȃrȃbȋ ve İbn Bȃcce, iyi ahlȃkın kazanılmasındaki etkisi nedeniyle siyȃset ilmine eserlerinde vermişlerdir. Özellikle Fȃrȃbȋ, erdemli toplum, ilk başkan ve erdemsiz toplumlarla ilgili ayrıntılı görüşler ileri sürmüştür. Her iki filozof da erdemli bir toplumun kurulmasında ve muhafazasında sevgi ve adȃletin olması gerektiğini, ayrıca erdemli başkanın önemli bir rolünün olduğunu belirtmişlerdir. Fȃrȃbȋ, erdemli bir toplumun içinde, onların görüşlerine karşıt grupların olabileceğini ileri sürerken, İbn Bȃcce bunu mümkün görmemektedir. Çünkü İbn Bȃcce, erdemli bir toplum bütün unsurlarıyla uyum ve ahenk içerisindedir. Fȃrȃbȋ, gerçek mutluluğa erdemli bir toplumda, erdemli bir başkan riyȃsetinde ulaşılabileceğini düşünürken, İbn Bȃcce, erdemli bir toplum bulunmaması durumunda bozuk toplumlarda da yalnız erdemli birey olan mütevahhidin aklȋ düşünsel yetkinliğini, belli aşama ve yetkinlikleri kazanarak elde edebileceğini ileri sürmüştür.

Din-ahlak ilişkisiDin-siyaset ilişkileriSiyasi ahlak
İlyas Ersoy
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası ceza hukukunda suçluların çokluğu

Uluslararası ceza hukukunda suçluların çokluğunu konu alan bu tez üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm kapsamında uluslararası ceza hukukunda bireysel ceza sorumluluğu genel olarak ele alınmıştır. Bu çerçevede cezai sorumluluğun gelişimi, uluslararası ceza hukukunda kusurluluk, uluslararası ceza hukukunda toplu suçluluk ve bireysel sorumluluk ile bu kapsamda suça katılım modelleri incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Roma Statüsü'ne kadar uluslararası ceza hukukunda suçluların çokluğuna ilişkin yapılan düzenlemeler ele alınmıştır. Bu kapsamda öncelikle Uluslararası Askeri Mahkemelerin kuruluşu incelenerek, bu mahkemelerdeki yargılamalarda uygulanan kolektif ceza sorumluluğu ve mahkemelerin bu kapsamda değindiği komplo suçu ve suç örgütlerine ilişkin yaklaşımları değerlendirilmiştir. Ardından, Ad Hoc Uluslararası Ceza Mahkemeleri'nin uyguladığı bir faillik türü olan müşterek suç girişimi ele alınmış, kavramın neden ortaya çıktığı, unsurları, suç genel teorisindeki suça iştirakten farkları ve hibrit uluslararası ceza mahkemelerinin kararlarında nasıl uygulandığı ve kavramın eleştirileri incelenmiştir. Çalışmanın son bölümü ise günümüzde bu konudaki tek sabit mahkeme olan Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) ve kurucu statüsü olan Roma Statüsü'ne ayrılmıştır. Bu kapsamda öncelikle UCM'nin kuruluşu, yetki ve kabul edilebilirlik şartlarına ilişkin kısa bir bakış sunan bu çalışma, esasen Roma Statüsü kapsamında bireysel ceza sorumluluğunun nasıl düzenlendiğine odaklanmış, hem Statü'nün ilgili 25. Maddesine ilişkin genel yaklaşım ele alınmış, hem de 25. ve 28. maddelerde sunulan sorumluluk türleri sırasıyla karşılaştırmalı hukukta ve UCM kararlarında incelenmiştir.

Elif Gökşen Köstem
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Schopenhauer ve Nietzsche'nin nihilizminde yaşamın yadsınması ve olumlanması

Bu tezde, Schopenhauer ve Nietzsche arasındaki karşıtlık, Leopardi'nin bir yan unsur olarak tartışmaya dahil edilmesiyle birlikte pasif nihilizm ve aktif nihilizm arasındaki karşıtlık biçimini almıştır. Bu filozofların ele aldığı birtakım genel meseleler, hayatın anlamı ve/veya anlamlılığı sorunsalı bağlamında ele alınarak; hangi tutumun daha tutarlı, daha yerinde yahut daha makul olduğu konusunda bir karara varılmaya çalışılmıştır. Görülmüştür ki her iki filozofun da birtakım önemli tutarsızlıkları vardır. Ancak burada ortaya çıkan şey şu ki: Her iki filozofun da hayatı anlama ve/veya anlamlandırma tarzı, önemli ölçüde onların metafizik kabullerinin ve bencilliğe ilişkin tutumlarının belirlenimi altındadır. Benlik doğal olarak bencildir ve doğal istecimizi olumlamak bencilliği olumlamak anlamına gelmektedir. Nitekim bencillik, istencin olumlanması ve yaşamın olumlanması korelasyon içindedir. Mamafih yaşamın olumlanmasının mı yoksa yadsınmasının mı makul/yerinde olduğuna dair nihai karar ise yaşamın değerli ve anlamlı olup olmadığına, yaşamın beyhude olup olmadığına bağlı olarak alınacaktır. İşbu tezde filozofların buna karar verebilmek için sunduğu argümanlar serimlenmiş ve hangi kararın daha tutarlı olduğu mülahaza edilmiştir.

Berk Derinöz
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiye'sinde kent planlama kültürünün yeşil politika ve hedefler çerçevesinde değerlendirilmesi - hermann jansen planları

Araştırmanın başlıca amacı, başkent Ankara, İzmit, Gaziantep, Adana, Ceyhan, Mersin, Tarsus kentlerinin ilk imar planlarını hazırlayan Alman Profesör Hermann Jansen'in bu çalışmaları üzerinden Cumhuriyetin kuruluş döneminde gelişen planlama kültürünü ve deneyimini yeşil politika ve hedefleri açısından değerlendirmektir. Cumhuriyete bırakılan kentlerin yapısını ve kültürel mirası anlamak bakımından, Osmanlı yerel yönetimlerinde ve toplumsal değer sisteminde doğaya saygı ve çevre bilinci konusuna yer verilmektedir. Cumhuriyetin planlama kültürünün gelişiminde sadece Jansen değil, başta Atatürk olmak üzere yönetici kadronun ideal ve kararları, Türkiye'deki akademik, siyasal, toplumsal çabaların birikimi, dış ve iç etkenler belirleyici olmuştur. Dünyada filizlenen modern planlama anlayışını etkileyen kimi kentsel kuram ve kent ütopyaları da yabancı uzmanlar aracılığı ile Türkiye planlama kültürünü etkilemiştir. Bunda rolü olan Jansen'in kendi mesleki birikimini ve tecrübelerini edindiği dönemsel süreç incelenmiştir. Araştırma konusu disiplinlerarası bir çalışma yapmayı gerektirmiştir. Bu bağlamda yöntem, nitel ve nicel araştırma yönteminin birlikte kullanıldığı karma bir model üzerine kurulmuştur. Jansen'in Türkiye'de yoğun çalıştığı 1929-1939 arasını inceleyen araştırmadaki modelin iç tutarlılığını sağlayacak olan temel kurgu, araştırma probleminin, yalnızca kuramsal olarak değil, somut kent örneklerinde ele alınmasıdır. Bu kentlerin planları ve plan kararları incelendiğinde yeşil politika ilkeleri görülmektedir. Planlamada kamuculuğun hâkim olduğu dönemde, Jansen planlarında estetik, sağlık, ekonomi, ulaşım esasları kadar sosyal adalet de önemlidir. Kent ve ülke planı etkileşimini gözetmesi; planlamayı, sanat, mimarlık ve peyzaj mimarlığı dalları ile bütünleştirmesi, kente kimliğini veren mekanları perspektif çizimlerle sunması, çevre duyarlı kararları gibi özellikleriyle Jansen, Türkiye planlama kültürünün gelişmesine katkı sunmuş ve bugünlere yansıyacak kalıcı izler bırakmıştır.

Sibel Gazi
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00