
1.758
Arşivlenen Tez
2
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Deprem kaynaklı travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ile başa çıkmada din eğitiminin rolü
Deprem kaynaklı travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ile başa çıkmada din eğitiminin rolünün incelendiği bu çalışmada yarıyapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır.Veri toplama yöntemi olarak mülakat yöntemi tercih edilmiş konu ile ilgili Kahramanmaraş, Hatay, Malatya, Adıyaman ve Gaziantep'te, 20 katılımcı ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir.Verilerin analizinde MAXQDA 24.2.0 sürümünden faydalanılmıştır.Araştırmanın bulgularına göre, en etkili din eğitimi kaynağı "aile" olarak belirlenmiştir. Katılımcılar, aldıkları din eğitimi ile en çok "dua etme" yöntemine başvurduklarını belirtmişlerdir. Din eğitimi yaşantıları farklı olan tüm katılımcıların bu süreçte ortaya çıkan TSSB belirtileri ile başa çıkmada en fazla dini başa çıkma yöntemlerine başvurduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucu, deprem kaynaklı travma sonrası stres bozukluğu belirtileriyle başa çıkmada din eğitiminin "iç huzur" sağladığı tespit edilmiştir.Erkeklerin kadınlara göre dini başa çıkma yöntemlerine daha az başvurdukları, evli katılımcıların ise bekâr, boşanmış veya dul katılımcılara göre daha fazla dini başa çıkma yöntemlerine yöneldikleri belirlenmiştir. Bununla birlikte eğitim düzeyi ile dini başa çıkma arasında pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiş olup, din eğitiminin dini başa çıkma yöntemlerini kullanmada ve travma sonrası stres bozukluğu belirtileriyle başa çıkmada olumlu bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Diyanet Aylık Dergi'nin dışlayıcılık, kapsayıcılık ve çoğulculuk açısından değerlendirilmesi
Din olgusu, insanlık tarihi boyunca her zaman var olmuştur. Günümüzde, küreselleşen dünyamızda çeşitli ırklar, diller ve dinlere mensup insanlar bir arada yaşamaktadır. Bu farklılıklar ve insanlar arasında yakın iletişimi zorunlu kılan küreselleşme, bazen olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Çalışmada bu sorunların din felsefesini ilgilendiren yönüyle yani dini çoğulculukla ilgili bir araştırma yapılmıştır. Konunun sosyal bir anlam çerçevesi olsa da din felsefesi, söz konusu problemi birbiriyle rekabet eden farklı dini geleneklerin mutlak hakikat ve kurtarıcılık iddiaları açısından incelemektedir. Bunu yaparken çalışma alanı olarak Diyanet Aylık Dergi seçilmiştir, çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar din alanında hizmet veren tek resmi kuruluştur. Böyle bir kurumun düşünce ve fikir planında meselelere yaklaşım biçiminin, özellikle farklı inanç ve kültürler söz konusu olduğunda ortaya çıkan bakış açısının din felsefesi formasyonuyla araştırılması ve incelenmesi çalışmamızın amacı olacaktır. Bu amacı gerçekleştirme doğrultusunda küreselleşmenin sebep olduğu sosyolojik, felsefi ve teolojik bir problem olan dini çoğulculuk meselesinin geçmişten bu güne süregelen serüvenini incelerken ülkemiz açısından Diyanet Aylık Dergi bağlamında, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dini çoğulculuk problemine nasıl yaklaştığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılmıştır. Bu kapsamda, Diyanet İşleri Başkanlığı süreli yayınlarından olan Diyanet Aylık Dergi'nin 1999 ve 2016 yıllarına ait sayılarında dışlayıcılık, kapsayıcılık ve çoğulculuk konularının nasıl ele alındığı doküman incelemesi tekniğiyle tespit edilmeye çalışılmış ve ilgili sayılar içerik analizine tabi tutulmuştur. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, dinlerin çokluğu problemi sosyolojik ve felsefi açıdan incelenmiş ve diğer dinlere karşı takınılan üç felsefi bakış açısı, yani dinsel dışlayıcılık, dinsel kapsayıcılık ve dinsel çoğulculuk konuları ele alınmıştır. İkinci bölümde, Diyanet İşleri Başkanlığı kısaca tanıtılmış ve ana materyalimiz olan Diyanet Aylık Dergi hakkında kısa bir bilgilendirme yapılmıştır. Ardından, dergiler içerik bakımından incelenmiştir. Çalışma sonucunda, dergilerde dışlayıcı, kapsayıcı ve çoğulcu yaklaşımların tamamına rastlanmış, ancak ağırlıklı olarak kapsayıcı bir tutumun benimsendiği tespit edilmiştir. Ayrıca, dergilerde 'öteki' ile ilgili tutumların, güncel olaylardan önemli ölçüde etkilendiği gözlemlenmiştir.
1930-1946 yılları arasında yazılmış çocuk hikâye kitaplarının dini motifler ve değerler açısından incelenmesi
1930-1946 yılları arasında yazılan çocuk hikâye kitaplarında dinî motiflerin ve değerlerin kullanım şekillerinin incelendiği bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılmış ve veri toplama yöntemi olarak doküman incelemesi tercih edilmiştir. Araştırma kapsamında, 1930-1946 yılları arasında yazılmış 14 çocuk hikâye kitabı içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Söz konusu analizde, dinî motifler ve değerler başlıkları altında kitaplarda yer alan kavramlar incelenmiştir. Araştırma sonucu elde edilen bulgular, incelenen kitaplarda Allah, peygamber, melek, ahiret, kader gibi inançla ilişkilendirilen kavramlar ile namaz, hac, oruç,kurban, dua gibi ibadet motiflerinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, incelenen kitaplarda, masallarda yaygın olarak kullanılan cin, peri, büyü, sihir gibi kavramların bulunduğu tespit edilmiştir. Motiflerin kullanım sıklığı ve çeşitliliği kitaptan kitaba değişiklik göstermektedir. Özellikle Allah kavramının kullanımı kitaplarda değişkenlik göstermiş; bazı kitaplarda yoğun, bazılarında sınırlı kalmıştır. İncelenen kitaplarda, dinî motifler arasında dua ve günlük dilde kullanılan dini motiflerin, namaz, hac, oruç ve kurban motiflerinden daha sık yer aldığı tespit edilmiştir. Ancak genel olarak dini motifler kitaplarda az kullanılmıştır. İncelenen kitaplarda, değerlerin (adalet, dostluk, dürüstlük, öz denetim, sabır, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik, yardımseverlik) dinî motiflere göre daha fazla yer aldığı tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, ele alınan dönemde din eğitiminin sınırlandırılması ve kısmen yasaklanmasının çocuk hikâyesi kitaplarına da yansıdığı ve bu kitaplarda dini motiflerin az yer aldığı tespit edilmiştir.
Ortaöğretim Öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersindeki Değerler Eğitimine Bakışı (Şanlıurfa Örneği)
Değerler eğitimi gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde üzerinde yoğun olarak durulan ve öğretim programlarında her geçen gün daha fazla yer bulan konulardan biridir. Eğitimin temel işlevlerinden biri ideal insan, ideal vatandaş yetiştirmektir. Bu hedefe ulaşmada başvurulan araçlardan biri temel eğitim sürecinde kullanılan öğretim programlarıdır. Ülkemiz özelinde incelendiğinde, değerlere ilişkin kazanımların Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi müfredatında diğer derslere nazaran daha fazla yer bulduğu görülmektedir. Bu derste kazandırılmaya çalışılan değerler birçok araştırmaya konu olmuştur. İlgili çalışmalarda bu değerlerin yıllar içinde müfredattaki değişimleri incelenmiş, hangi değerlere daha fazla yer verildiği ve öğretim kademelerindeki durumu tespit edilmiş, ilk ve ortaöğretimde değerler hakkında çalışmalar yapılmış, bu dersi yürüten Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri ve öğretmen adaylarının görüşlerine başvurularak değerler eğitiminin mahiyeti ortaya konulmaya çalışılmıştır. Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersi ilk ve orta öğretimde toplam dokuz yıl boyunca okutulmaktadır. Buna rağmen genel olarak ders kazanımlarının özel olarak da bu derste verilmek istenen değerler eğitimin öğrencilerde ne oranda karşılık bulduğuyla ilgili az sayıda çalışma bulunduğu gözlenmektedir. Yapılan çalışmalar incelendiğinde eğitimin en önemli ögelerinden biri olan öğrencilerin bu konudaki görüşlerine, bu dersin öğrenenler üzerindeki yansımalarına dair müstakil bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada Ortaöğretim öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde verilmek istenen değerler eğitimine ilişkin görüşleri incelenmiştir. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği kullanılmıştır. Veriler, 10 sorudan oluşan yarı-yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiştir. 28 ortaöğretim öğrencisiyle gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilen verilerin analizinde betimsel ve içerik analizi teknikleri kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre öğrenciler genel olarak DKAB derslerinde yer alan değerlere ilişkin kazanımları gerekli ve önemli görmektedirler. Buna rağmen öğrencilerle yapılan görüşmeler sonucunda değerlere ilişkin kazanımların gerçek hayatta kullanılmasına yönelik birtakım eksikliklerin olduğu görülmektedir. Bunun yanında öğrenciler okulda ve çevrede edinilen değerlerin çoğu zaman birbirleriyle uyuşmadığı yönünde görüş bildirmişlerdir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, öğrenci merkezli bir öğrenme ortamının değerlerin içselleştirilmesinde önemli bir rolü olduğunu ortaya koymaktadır.
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin çokkültürlü eğitime ilişkin görüşleri
Bu araştırmanın amacı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) öğretmenlerinin çokkültürlü eğitime ilişkin görüşlerini belirlemeye çalışmaktadır. Araştırma 2022-2023 eğitim-öğretim yılında çeşitli illerde görev yapan 31 DKAB öğretmeni ile gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma desenlerinden durum çalışmasının kullanıldığı araştırmada, veriler DKAB öğretmenleri ile yapılan bireysel görüşmelerle elde edilmiştir. Verilerin analizinde betimsel ve içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır. Veri analizi sonucunda ulaşılan bulgular sekiz tema ile sınıflandırılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre katılımcılar genel itibariyle çokkültürlülük anlayışını ırk, etnik köken ve mezhepsel açıdan ele almaktadırlar. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre DKAB öğretmenleri, farklı kültürlerin yer aldığı bir sınıf ortamında çalışmaya ilişkin olumlu bir tutuma sahiptirler. Bununla beraber öğretmenlerimize göre çokkültürlü bir sınıf ortamında görev yapmanın zorlukları geçmiş yıllara oranla daha düşük seviyelerdedir. Katılımcıların farklı kültürlerden oluşan bir sınıf ortamında eşit başarıyı sağlamak ve öğrencinin kendini rahat hissetmesi için farklı yöntem ve teknikleri işe koydukları ve aktif katılımı sağlamaya çalıştıkları görülmektedir. Yapılan görüşmelerde öğretim programlarında çokkültürlülüğe yeterince yer verilmediği dile getirilmiştir. Çokkültürlü eğitime yönelik olumlu bir tutuma sahip olan öğretmenlerinin daha çok ortaöğretimde görev yapan öğretmenler olduğu görülmüştür. Özellikle eğitim sistemimizin çokkültürlülük bağlamında nitelikli bir yapıda olmadığını belirtilmiştir. Ayrıca hizmet öncesi veya hizmet içi eğitim süreçlerinde çokkültürlülüğe ilişkin yeterli düzeyde bir eğitime tabi tutulmadıklarını dile getirmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Çokkültürlülük, Çokkültürlü eğitim, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenleri, DKAB Öğretim Programları
Gazâlî Bergson epistemolojisinde akıl sezgi ilişkisi
Bu tez çalışmasında İslam düşünürü Gazâlî ile Fransız Filozof Henri Bergson'un epistemolojik sistemlerindeki akıl ve sezgi ilişkisi ele alınmıştır. Bu kapsamda her iki düşünürün bilgi teorileri, akıl ve sezgi arasındaki etkileşimleri ve bu etkileşimlerin bilgi edinme süreçlerindeki rollerini anlamak, epistemolojideki farklı yaklaşımları karşılaştırmak ve kavramsal farklılıkları ve benzerlikleri ortaya koymak amaçlanmıştır. Gazâlî'nin epistemolojisi, akıl ve sezgi arasındaki ilişkinin tasavvufî ve teolojik bağlamlarda nasıl şekillendiğine odaklanmaktadır. Gazâlî, akıl ve sezgiyi bir bilgi edinme aracı olarak kullanırken, bu iki yöntemi dinî ve metafizik deneyimlerin aydınlatılması için bir bütün olarak değerlendirmektedir. Bu noktada sezgi, Gazâlî'nin düşüncesinde, ilahî bilgiyi doğrudan ve mistik bir şekilde edinmenin yolu olarak öne çıkmakta ve Gazâlî'nin tasavvufî deneyimi, akıl ile sezgi arasındaki gerilimi ve bu iki yöntemin nasıl bir arada çalıştığını ortaya koymaktadır. Özellikle Gazâlî'nin 'İhya' ve 'El-Munkız' adlı eserlerinde, akıl ve sezginin bilgiye ulaşmada nasıl bir rol oynadığı detaylı bir şekilde ele alınmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Gazâlî, Sezgi, Akıl, Epistemoloji, Bergson
Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin 21.yüzyıl becerilerine ilişkin yeterlik algıları
Bilgi ve teknoloji çağına uyum sağlamak bazı becerilerin kazanılmasıyla mümkündür. 21. yüzyıl becerileri olarak isimlendirilen bu beceriler bireyin öğrenmede aktif olmasında ve yaşadığı topluma katkı sağlamasında önemli rol oynamaktadır. Bilgiyi doğru yerde kullanan, analiz ve sentez yapabilen bireylerin yetiştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Eleştirel düşünme ve yaratıcılık, iletişim ve medya okuryazarlığı, sosyal-kültürel beceriler ve liderlik gibi beceriler Millî Eğitim Bakanlığı'nın daha yakından takip ettiği kazanımlar arasına girmiş bulunmaktadır. Ülkemizde 21. yüzyıl becerileri Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) branş bazında incelenmemiştir. Çalışmamızın özgün yanı bu alanda yapılan ilk nitel çalışma olmasıdır. Çalışmanın amacı DKAB öğretmenlerinin 21. Yüzyıl becerilerine ilişkin yeterliklerini araştırmaktır. 2023-2024 yılları arasında çalışmakta olan 28 DKAB Öğretmeni örneklem olarak seçilmiş, bulgular nitel araştırma yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre DKAB öğretmenlerinin 21. yüzyıl becerileri hakkında yüzeysel bilgilere sahip olduğu görülmüştür. Çalışmanın birinci bölümünde kavramsal çerçeve oluşturulmuş, 21. yüzyıl becerileri bağlamında öğrenci, öğretmen, öğrenme ortamları ve öğretim programları ele alınmıştır. İkinci bölümünde araştırmanın saha çalışması sonucu yapılan analizler, bulgular, genel değerlendirme, sonuç ve öneriler kısmı yer almaktadır. Araştırma sonuçlarına göre DKAB öğretmenlerinin 21. yüzyıl becerileri hakkında yüzeysel bilgilere sahip olduğu görülmüştür. 21. Yüzyıl becerileri kapsamında DKAB öğretmenlerine eğitim ve iş hayatında yapılacak eğitimler bu becerilerin kazandırılmasına katkı sağlayacaktır. Belli periyotlarla aynı konuda yapılacak çalışmalar da gelişim seyrini mukayese etme imkanını verecektir. ANAHTAR KELİMELER: Din, Bilgi İletişim Teknolojileri, Eğitim, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenleri, 21. Yüzyıl becerileri
Kutsal yolculuğun hafızası: Hac umre hatıraları üzerine sosyolojik bir inceleme
Hac ibadeti, tarih boyunca dinî ritüel boyutunun yanı sıra eğitsel, sosyo-kültürel ve kolektif hafızayı inşa edici yönleriyle de merkezi bir öneme sahip olmuştur. Bu kutsal yolculuk, şekilsel ve sembolik farklılıklar gösterse de, toplumları bir araya getiren ve yapılandıran güçlü bir sosyolojik olgu olma özelliğini korumaktadır. Hacı, çıktığı bu yolculukta haccın dönüştürücü gücüyle yalnızca bireysel olarak etkilenmekle kalmaz; kutsalın tesiri, çevresine yayılarak kolektif bir bilinç ve manevi bir atmosfer yaratır. Hac yolculuğu, bireyi gündelik hayatın ve profan zamanın bağlarından sıyırarak, varoluşsal bir kopuşu gerekli kılar. Bu içsel kopuş, hacının hayatının merkezinden uzaklaşarak varlığın dışına doğru manevi bir yolculuk gerçekleştirmesini sağlar ve gündelik olanı yeniden gözden geçirme fırsatı sunar. Bu süreçte hacı, farklı duygular ve beklentiler ile kutsalla bütünleşir; arınma duygusunu yoğun bir şekilde deneyimleyerek yolculuğuna devam eder. Hac yolculuğunun tamamlanmasının ardından ferdin ruhunda canlanan dini atmosfer ve duygusal yücelme hali, bireyin kimliğinde kalıcı bir dönüşüm yaratır. Bu çalışmanın temel konusu, Hac yolculuğunun seyahat ve mekân bağlamında sosyolojik bir olgu olarak incelenmesidir. Birinci bölümde, yolculuk ve kutsallık ilişkisi, yol, yolcu ve seyahat kavramlarının izinde ele alınmış, yolculuğun kimlikle olan ilişkisi ve kutsal yolculuğun mekâna varış ile sonlanmasının ardından ikinci bölümde hac ve yolculuk ilişkisi tartışılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, kutsal yolculuğa çıkmış olan kişilerin kaleme aldığı hatıratlar duygu sosyolojisi ışığında nitel analize tabi tutularak bu metinler üzerine derinlemesine çözümlemeler yapılmıştır. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi kapsamında teorik tarama ile tematik analiz ve içerik analizi teknikleri kullanılmıştır. Hac literatürü, İslam dinini içerecek biçimde teorik olarak tarandıktan sonra, Türkçe'ye kazandırılmış veya Türkçe yazılmış hatırat kitapları incelenmiştir. Bu kitaplardaki içerikler, kutsal yolculuk ve duygu sosyolojisi ekseninde analiz edilmiştir. Çalışmada, tanınmış yazar ve düşünürlerin hatıratlarının yanı sıra, sıradan insanların bir duygu coşkunluğu göstergesi olarak kaleme aldıkları kitaplara ulaşılması ve analiz de edilmesi amaçlanmıştır. Yapılan analizler, hac ve umre deneyiminin hatıratlarda çoğunlukla duygusal yoğunlaşma, mekânsal karşılaşma ve dönüşüm temaları etrafında anlamlandırıldığını göstermektedir. Kutsal mekânların bireysel hafızayı ve manevi yönelimi şekillendiren sembolik alanlar olarak temsil edildiği; hatırat yazımının ise bireylerin yaşadıkları yoğun deneyimi anlamlandırma ve kalıcı bir hafızaya dönüştürme süreciyle ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede çalışma, hac ve umre deneyiminin ritüel boyutun ötesinde, bireysel ve toplumsal hafıza bağlamında çok katmanlı bir anlam üretim süreci olarak değerlendirilebileceğine işaret etmektedir.
Eğitsel oyun yönteminin din kültürü ve ahlak bilgisi dersindeki dini ifadelerin öğrenilmesi üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı, ilkokul 4. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine ilişkin eğitsel oyun yönteminin öğrencilerin akademik başarı düzeylerine etkisini incelemektir. Çalışma, nitel ve nicel veri toplama yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem ile yürütülmüştür. Araştırmanın nicel boyutunda, eğitsel oyunların öğrencilerin başarısına etkisini tespit etmek amacıyla başarı testi (ön-test-son-test) uygulanmıştır. Nitel boyutunda ise, öğrencilerin eğitsel oyun yöntemine ilişkin deneyimlerini aktarabilmeleri için görüşme formu verilerinden faydalanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Kocaeli ili Gebze ilçesinde bulunan bir ilkokulun 4. sınıfında öğrenim gören toplam 54 öğrenciden oluşmaktadır. Deney grubunda bulunan 27 öğrenciye eğitsel oyun yöntemi; kontrol grubunda bulunan 27 öğrenciye ise geleneksel öğretmen merkezli yöntem uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak başarı testi ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen nicel veriler SPSS 24 istatistik paket programında değerlendirilmiş; bağımlı ve bağımsız örneklem t testinden yararlanılmıştır. Nitel veriler için ise betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Uygulama sonunda elde edilen bulgulara göre, 4. sınıf Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi için uygulanan iki yönteminde benzer etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formlarında deney grubundaki öğrencilerin derse daha aktif katıldıkları, sosyal etkileşim sağlayan bir ortam oluşturdukları, derse daha istekli katıldıkları ve öğrenme sürecinden keyif aldıkları sonuçlarına ulaşılmıştır. Elde edilen bu sonuçlara göre eğitsel oyun yöntemi, öğrencileri derste aktif kıldığı için ve öğrenme ortamını keyifli hale getirdiği için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde destekleyici bir yöntem olarak tercih edilmelidir. Bu bağlamda, eğitsel oyunlar öğretim sürecinde yalnızca bir yöntem olarak kısıtlanmadan, dersin genel planına dengeli bir şekilde dâhil edilerek uygulanabilir ve benzer uygulamalar farklı kademelerde yapılan çalışmalarla desteklenebilir.
İlahiyat fakültelerindeki demokratik iklimin öğrenci görüşleri çerçevesinde incelenmesi
Bu çalışmada ilahiyat fakültelerindeki demokratik iklimin değerlendirilmesi amacıyla, Türkiye'de bulunan ilahiyat fakültelerinde eğitim gören ve mezun olan öğrencilerin söz konusu iklime ilişkin algıları incelenmiştir. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada veri toplama aracı olarak yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, ilahiyat fakültelerinde demokratik iklimin varlığının öğrenciler tarafından farklı şekillerde algılandığını göstermektedir. Katılımcıların büyük çoğunluğu fikirlerini özgürce ifade etmekte çekindiklerini, bazı zamanlarda sınıf arkadaşları ve öğretim elemanları tarafından tepkilere maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca araştırma verileri, karar alma süreçlerinde öğrenci katılımının düşük düzeyde olduğunu göstermektedir. Katılımcıların önemli bir bölümü bazı öğretim elemanlarının otoriter tavırlar sergilediğine, cinsiyete dayalı pozitif ayrımcılık yaptıklarına ve iletişim kurma noktasında kendilerini yeterince özgür hissetmediklerine değinmişlerdir. Buna karşılık demokratik tutum sergileyen öğretim elemanları ile kurulan iletişimin, öğrencilerin eleştirel düşünce gelişimi açısından olumlu yönde etkiye sahip olduğu da bulgular arasındadır. Bulgular dikkate alındığında çalışma, ilahiyat fakültelerindeki demokratik iklimin geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Fikir özgürlüğünün, eleştirel düşünce gelişiminin, fırsat eşitliği ve adaletin teşvik edildiği bir eğitim ortamının oluşturulması demokratik eğitimin hedefleri doğrultusunda son derece önemlidir.
The role of The Qur'an courses in understanding The Qur'an and shaping student behaviors (Van case)
Religious education institutions have an important place in the understanding of the messages of the Quran. Quran courses are one of these institutions. In this context, it is important to examine the role of Quran courses in understanding the Qur'an and shaping student behaviours. In the research, the sample group includes 390 students who attend the Quran courses of Edremit, Tusba, İpekyolu, Ercis, Gurpinar and Çaldıran districts, their 25 instructors and 30 parents which are representative of socio-economic and socio-cultural differences. By applying a questionnaire to the students and interviewing the parents and instructors, data has been collected. By analysing these findings, it is understood that the Qur'an courses have an effect on the individual's understanding of the Qur'an, his behaviour in social life, his perception of value, his regular worship and having basic religious knowledge. As a result of the findings, it is found out that according to the opinions of the students, their parents and the instructors, the Qur'an courses have a positive effect on shaping student behaviours but there are shortcomings such as "reading and focusing more on memorizing" due to the course programs. Accordingly, the participants share their opinions and make some suggestions. They state that the courses should aim at shaping students' behaviours, understanding the Quran, teaching the Quranic stories and the lives of the prophets. In accordance with the results and the suggestions, in the education and teaching activities of the Quran courses, it is necessary to use the educational methods, materials and technology used in modern education. It is thought that the study will contribute to the development of the curriculum and educational activities of the Quran courses program. Key Words: Religion education, Religion, Qur'an education, Qur'an course, Understanding the Qur'an.
İhyâu 'Ulûmi'd-din eserinde bireysel ahlak eğitimi
Birçok yetenekle dünyaya gelen insanın yaşadığı toplumsal hayatta mutlu olabilmesi için birlikte yaşadığı insanlarla olumlu ilişkiler gerçekleştirmesi gerekir. Ahlak, bireyler arasındaki bu ilişkileri ayakta tutan önemli temel noktalardan biridir. Zira ahlaki özellikleri taşıyan bireyler Allah'la, kendileriyle ve diğer insanlarla olumlu ilişkiler gerçekleştirme sorumluluğu taşıdıklarından ahlaki davranışlar sergilerler. Ahlaki değerlerin bulunmadığı bir sosyal yapıda ise bozulmalar ve çöküntüler meydana gelir. Bu sebeple birey ve toplumun varlığını mutluluk üzere devam ettirebilmesinde ahlak önemli bir yere sahiptir. Gazâlî'nin de yaşadığı dönemdeki toplumun, bireysel ve toplumsal ahlaki problemlerinin çözümü için kaleme aldığı İhyâu 'Ulûmi'd-Din eseri ahlakın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın temel amacı ise ahlaki değer kaybının yaşandığı günümüzde, Gazâlî'nin İhyâ'u 'Ulûmi'd-Din isimli eserinden hareketle bireylerin manevi değerlerini yeniden kazanmalarına destek olmaktır. Bu amaç doğrultusunda yapılan araştırmada kendisine, çevresine ve Allah'a karşı sorumluluklarını bilen, kötü davranışlardan kurtulan ve ahlaki değerleri kazanmayı öğrenen bireylerin yetişmesi için çözüm önerileri sunulmaktadır. Çalışmada bireysel ahlak eğitimi kapsamında nitel araştırma yönteminde yer alan içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Bu kapsamda Gazâlî'nin İhyâ'u 'Ulûmi'd-Din isimli eseri merkeze alınmış, çalışmaya temel oluşturması açısından diğer kaynaklardan da faydalanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda bireysel ahlak eğitimi çerçevesinde Gazâlî'nin görüşlerinin modern eğitim yöntemleriyle genel olarak örtüştüğü görülmüştür. Yine Gazâlî'nin görüşleri etrafında bireyin olumsuz davranışlardan kurtulup dini ve ahlaki erdemleri elde etmesi için çeşitli yöntemler ve pratik çözüm önerileri sunulmuştur. Çalışmada sunulan çözümlerin günümüzde bireylerin başta zararlı alışkanlıklar olmak üzere, kötü davranışlardan kurtulma noktasında din eğitimi sahasına katkıda bulunarak toplumsal düzeyde sorumlu ve bilinçli bireylerin yetişmesine fayda sağlayabileceği düşünülmektedir.
Dilencilik-dindarlık ilişkisi üzerine bir araştırma:Bitlis/ Tatvan örneği
Dilencilik, insanlık tarihinin devam edegelen en büyük problemlerinden birisi olmuştur. Yüzyıllar boyu neredeyse tüm devletlerin ve hükümetlerin gündemini işgal eden bu sorun, günümüzde de farklı şekillerde devam etmektedir. Toplumsal bir sorun olan dilencilikle etkin bir şekilde mücadele edilmek isteniyorsa öncelikle dilenciliği oluşturan ve devamlılığını sağlayan dinamikler iyi analiz edilmelidir. Bu dinamikler kapsamlı bir şekilde tahlil edilmeden, doğru teşhisler konulmadan, uygulanmak istenen tüm sosyal politikalar eksik kalacaktır. Yapılan saha çalışmasında sosyolojik olarak mevcut problemin süreğenliğinin en büyük nedenlerinden biri olan dindarlık kavramı ele alınmıştır. Buradan yola çıkılarak dindarlık olgusuyla dilencilik olgusu ayrı ayrı incelenmiştir. Daha sonra dilenciliğin hinterlandı durumunda olan dindarlığın; dilencilik ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. Hali hazırda ortaya konan araştırmadaki temel amaç, kronik hale gelmiş dilencilik sorunsalı ile onu besleyen dindarlık arasındaki bağı ortaya koymak, böylece bu soruna farklı bir açıdan yaklaşarak çözüme katkıda bulunmaktır. Araştırmanın evreni Bitlis'in Tatvan ilçesidir. Örneklem; tesadüfi yollarla farklı meslek gruplarından seçilmiş kendisini dindar olarak tanımlayan 10 kadın ve 10 erkek katılımcıyı kapsamaktadır. Bu katılımcılarla yarı yapılandırılmış mülakat tekniğiyle çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmada dilencilik probleminin devam etmesindeki en önemli faktörlerden birinin din olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada katılımcıların büyük çoğunluğunun dilenme davranışından rahatsız olduğu, ancak gerek dini gerekse vicdani kaygılarla dilenciye para vermeyi sürdürdüğü görülmüştür.
Necip Fazıl Kısakürek ve eğitim anlayışı
Cumhuriyet dönemi Türk düşüncesinin önemli şahsiyetlerinden biri olan Necip Fazıl Kısakürek, bireysel ve toplumsal birçok konu ve sorunla ilgilenmiş ve bu sorunlara çözüm önerileri sunmuştur. Necip Fazıl'ın özgün ve dikkate değer çalışma alanlarından biri de eğitim alanı ile ilgilidir. Kendisinin eğitime dair görüş ve yazıları incelendiğinde, bu fikirlerinin ve düşüncelerinin genellikle eğitimin manevi ve inanca dair alanlarında kümelendiği, dolayısıyla din eğitimi ile alakalı görüş ve düşüncelere sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda Necip Fazıl'ın eserleri merkeze alınmış, çalışmaya temel oluşturması açısından farklı kaynaklardan da faydalanılmıştır. Bu çalışmayla, Necip Fazıl Kısakürek'in gerek ilmi kişiliğinin gerekse eğitim görüşlerinin din eğitimi anabilim dalına kazandırılması, bu görüşlerin de bazı eğitim problemlerine çözüm getirmesi için dikkate alınması ve onun bir kürsü öğretmeni olarak din eğitimcilerine rol model olarak sunulması amaçlanmıştır. Bu anlamda din eğitimi bilim dalına yeni bir konu ve yeni bir şahsiyet kazandırma gayreti güdülmektedir.
Molla Fenari'nin Fevaid el-Fenari adlı eserinin tercüme tahlil ve değerlendirilmesi
Mantığı sistemli bir şekilde öğretmek amacıyla tarih boyunca çalışmalar yapılmıştır. Porphyrios'un Aristoteles'in Kategoriler'ine giriş olarak yazmış olduğu İsagoci adlı eser de bu çalışmalardan biridir. İslam dünyasında ortaya çıkan İsagoci üzerine şerh ve haşiye yazma geleneğinde en çok şöhret bulmuş olan eser; on üçüncü yüzyılda yaşamış olan Esirüddin el-Ebherînin İsagoci'sidir. Bir hayli itibar görmüş olan bu eser, İslam dünyasında İsagoci'nin şerh ve haşiyeleri ile kendine has ayrı bir gelenek oluşturmuştur. Osmanlı Devletinin en önemli ilim adamlarından biri olan Molla Fenârî, birçok ilim dalında değerli eserler kaleme almıştır. Mantık ilmi alanında kaleme aldığı Fevaid el-Fenari isimli eseri bunlardan biridir. Esîrüddin el-Ebherî'nin İsagoci adlı eserine şerh niteliğindeki bu çalışması, gerek Mantık ilminin tartışmalı konularına getirdiği açıklamalar, gerekse de eğitim kurumlarında yüzyıllarca Mantık öğretimi için kullanılması nedeniyle önemli bir yere sahiptir. "Molla Fenari'nin, Fevaid El-Fenari Adlı Eserinin Tercüme Ve Değerlendirilmesi" adlı bu çalışmamız, Fenârî'nin mantık anlayışını ortaya koymayı hedeflemektedir. İki ana bölümden oluşan bu tez çalışmasının birinci bölümü, Molla Fenârî'nin Mantık ilmi ile ilgili görüşlerine, eserin değerlendirmesine ve konu hakkındaki anlayışının tespitini kapsamaktadır. İkinci Bölüm, Fevaid El-Fenari adlı Eserinin Tercümesine ayrılmıştır. Sonuç olarak, Fenârî'nin mantık ilmi anlayışına dair bu çalışmamız ile onun İslam mantık geleneğinin bir takipçisi olduğu ve alana yeni perspektifler kazandırdığı bilgisine ulaşılmıştır.
Din eğitiminde din dili
Bilimsel disiplinlerce interdisipliner (disiplinlerarası) ölçekte değerlendirilen, özellikle felsefe ve din felsefesine konu olan din dili, din eğitimi bilim sahasında da çalışılması gereken önemli konulardandır. Din dilinin özellikle eğitim ve din eğitimi bağlamında ele alınmasının temel amacı; bilimin başlangıcı kabul edilen duyusal tecrübe perspektifinde, duyguların ve algıların ne kadar önem arz ettiğinin ifâde edilebilmesidir. Bu itibarla Din Eğitiminde Din Dili başlıklı bu tezle; çocuk, ergen, genç, yetişkin ve yaşlı kitlelerine yönelik din eğitiminde, din dilinin duygular ve algılar üzerindeki etkileri araştırılarak genelde eğitim, özelde ise din eğitimi bilim sahasına (küçük de olsa) katkı sağlamak amaçlanmaktadır.
Murtaza Mutahhari'de ilahi adalet
Teodise (adlî ilâhî), en genel anlamda her şeye rağmen Tanrı'nın adaletini sürdürülebilir olduğuna işaret eden Yunanca bir kavramdır. Hem İslâm dünyasında hem de Batı'da hakkında çok şey yazılıp çizilen bu problem din, felsefe, sanat, mitoloji, siyaset gibi eşitli alanlara konu olmuştur. Adlî ilâhî meselesinin elbette birçok bileşeni vardır. İrade, ihtiyar, cebr, ayrımlar ve imtiyaz, kaza ve kader, kötülük vs. bunlardan en önemlileridir. Bu başlıklardan en önemli olanı şüphesiz kötülüktür. Bu mevzu teodisenin en zor imtihan noktalarından birini oluşturmaktadır. Klasik İslam düşünce geleneğinde felsefi teodise tecrübesi Antik Yunan Felsefesi'nin de katkısını ihmal etmeden İbn Sînâ ve Fârâbî üzerinden tartışılmıştır. Gazzâlî'den Leibniz'e geçen bu mesele Batı'da yoğun tartışmalara sahne olmuştur. Yirminciyüzyıla gelindiğinde konu her zamanki varlığını sürdürüp müstakil eserlerin meydana gelmesine sebebiyet vermiştir.Bu eserlerden biri de Mutahharî'nin Adlî İlâhî eseridir. Bu eserde kilit bir yer işgal eden şer problemi adl ilkesi çerçevesinde, burhan (felsefî) yöntemiyle soruşturulmaktadır.
Hüseyin Vâiz el- Kâşifî'nin Ahlâk-ı Muhsinî'si
İslâm ahlâk düşüncesinde ahlâk ile ilgili farklı türlerde birçok eser verilmiştir. Ahlâk-ı Muhsinî de siyasetnâme türü olarak dönemin sultanı Hüseyin Baykara'nın isteği üzerine Hüseyin Vâiz el- Kâşifî tarafından Ebü'l Muhsin'e ithafen yazılmıştır. Bu anlamda birçok İslâm ahlâkçısı ve eserinin akademik çalışmalara konu edildiği görülmektedir. Diğer taraftan yapılan incelemelerde Ahlâk-ı Muhsinî adlı eserin çok az sayıda akademik çalışmaya konu edildiği tesbit edilmiştir. Böylece bu çalışma kendi alanındaki bir açığın kapatılmasına katkı sağlamak amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın konusunu Osmanlı dönemi ahlakçılarından biri olan ve yazdığı eserlerle klasik dönem ahlak anlayışını önemli ölçüde yansıtan Hüseyin Vâiz el- Kâşifî'nin Ahlâk-ı Muhsinî' adlı eserinin incelenmesi oluşturmaktadır. Çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Hüseyin Vâiz el- Kâşifî'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde Ahlâk-ı Muhsinî etraflıca ele alınmakta ve İslâm ahlâk düşüncesindeki yeri, içerik ve üslup açısından incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise eserde geçen belirli erdemler çerçevesinde Ahlâk-ı Muhsinî'nin içerik analizi yapılmaktadır. Anahtar Sözcükler : İslâm ahlâk düşüncesi, Ahlâk-ı Muhsinî, Siyasetnâme, Kâşifî, Erdem Sayfa Adedi : 70 Tez Danışmanı : Dr. Öğr. Üyesi Yunus KAPLAN
Bir eğitim kurumu olarak Ohin medresesi
Mensubu olduğumuz İslam dini, mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bütün ibadetlerden önce, bize okumayı emir buyurmuştur (Alak, 96/1). Bizleri yokluk karanlığından varlık âlemine çıkaran Rabbimiz, Peygamberler göndererek yaratılışımızın sırrını bizlere bildirmiştir. Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) vahyin ilk gelişiyle beraber, insanların cehaletten kurtulması için mescitlerde, camilerde ve sahabe evlerinde, İslami eğitim ve öğretim faaliyetlerini başlatmıştır. Müslümanların sayılarının artmasıyla beraber, İslami eğitim ve öğretim faaliyetleri için mescitler, camiler ve evler yetersiz kalmıştır. Ancak süreç içerisinde daha düzenli eğitim kurumu olarak medreseler ortaya çıkmıştır. Medreselere dair genel bilgiler birçok çalışmada bulunmaktadır. Yapılan bu çalışmanın amacı ise, medereselerin önemli bir parçası olan, ilgili ciddi akademik çalışmaların yapılmadığı ve yüz elli yıldan beri faaliyet gösteren Ohin Medresesi'ni gün yüzüne çıkarmak, özellikle toplumun ve din eğitimcilerinin istifadesine sunmaktır. Bu çalışmada Ohin Medresesini ele almadan önce medreselerin ortaya çıkış sebepleri, tarihsel süreç içerisindeki genel seyri kısaca ele alınmıştır. Daha sonra Ohin Medresesinin kurucuları, müderrisleri, yetiştirdiği âlimler, ürettiği eserler ve burada okutulan ilimler, ele alınmaktadır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme ile literatür tarama yöntemi kullanılmıştır. Ohin Medresesi ziyaret edilip, Ohin kütüphanesi hakkında inceleme yapılmıştır. Medresesinin müderrisleriyle görüşülmüştür. Ohin Medresesi ziyaret edildiğinde, Alaiyye Medresesinde iki yüz öğrencinin medresedeki sıralı kitapları okudukları, ayrıca hafızlık eğitiminin yapıldığı, Mısır'dan getirilen birikimli bir âlim olan Mustafa İbrahim tarafından pratik Arapça ve İngilizce konuşma eğitiminin de verildiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ohin, medrese, müderris, tasavvuf, din eğitimi, eğitim, öğretim, âlim
Felsefi bir problem olarak ölümsüzlük düşüncesi ve Turan Koç örneği
İnsanlık tarihi boyunca birçok tartışmaya konu olan ölümsüzlük düşüncesi bu tezin temel tartışma alanını oluşturmaktadır. Hiç kuşkusuz ölümsüzlük düşüncesi dini inançların da önemli konularından biridir. Öyle ki İslam düşünce tarihinde ölümsüzlük hadisesi imanın altı şartından biri olarak kabul edilmektedir. Ölümsüzlük genel itibarıyla bir inanç olarak ele alınmıştır.Ölümsüzlük düşüncesinin temeli ruh-beden ilişkisi kapsamında ele alınır.Ruhun bedenden ayrı bir varlık olduğuna ilişkin düşüncenin ölümsüzlüğün önkoşulu olduğunu söylemek mümkündür. Ölümsüzlüğü kabul edip ruhun bedenden ayrı olduğu iddia edenlerin büyük çoğunluğu ölümsüzlüğün cismani olduğuna inanır. Cismani ölümsüzlük diriliş olarak da isimlendiriliyor. Ayrıca ölümsüzlüğün yalnızca ruh için geçerli olduğunu savunanlar da olmuştur. Benzer biçimde tenasüh öğretisinde de ölümsüzlük vardır. Buna göre iyi insanların ruhu iyi bir varlıkta tekrar dünya gelir, kötü insanların ruhu da kötü bir varlıkta bedenlenir. Bu çalışmada (i) ölümsüzlük düşüncesi, ahlaki, metafizik ve bilimsel açıdan değerlendirildi. (ii) Turan Koç'un 'ölümsüzlük düşüncesi'adlı eserinden hareketle ölümsüzlük düşüncesine yönelik felsefi bir bakış açısı geliştirilerek söz konusu tartışmanın din felsefesi literatürüne katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Nüzûl sıralı sûrelere göre şahsiyet eğitimi (ilk beş sure)
Kur'an-ı Kerim, hayatın her alanına dokunan, emsali bulunmayan yegâne bir kitaptır. Vücut bulduğu Allah Resulüyle (s.a.v.), hayatın her alanına sözü olan ve pratiğe dökülebilen bu ilahi gök sofrası, hemen hemen her ayetinin merkezine insanı alarak örnek bir şahsiyetin eğitim sürecini başlatmaktadır. Zira vahiyle inşa olan bir şahsiyet, ancak gerçek manada kemalâtâ yol alabilir. Bu çalışmanın gayesi, bu ilahi mesajın inşa sürecinde vahyin indiği ortamı da göz önünde bulundurarak nüzûl sırasına göre inen sûrelerin, bir insanı nasıl mümtaz bir şahsiyet haline getirdiğini irdelemektir. Bu çalışmada, şahsiyet eğitimini ilgilendiren temel kavramlar konumuz mahiyetinde ele alınmış ve gereksiz açıklamalara girilmeden tanımlar yapılmaya çalışılmıştır. Bu tanımları yaparken, konumuza ışık olacak anlamlar bulabilmek için geniş kaynaklardan yararlanılmıştır. Şahsiyeti eğitimi yolunda inen sûrelere geçmeden önce bu sûreleri içinde barındıran vahyin tanımını yapıp, nüzûl ortamı hakkında bilgiler vermeye gayret edilmiştir. Bu ortamda inen vahyin, bahsettiği olumlu-olumsuz şahsiyet tipolojilerinin özelliklerini Kur'an perspektifinden hareketle ayetler ışığında açıklanmıştır. Bu tipolojileri açıklarken, özellikle şahsiyet eğitimine direk temas edecek ayetler verilmeye çalışılmıştır. Bu tez sonucunda eşkıyadan evliyalığa dönüşümün yolculuğunda vahyin nasıl bir yol izlediğini, nesne olmaktan kurtulup özne olmaya çalışan her insanın vahiyle inşa olmaya karar verdikten sonra nasıl şahsiyet haline geldiğini ayetler ışığında ve Allah Resulü' nün (s.a.v.) örnekliğinde açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Şahsiyet, Eğitim, Nüzûl, Kur'an-ı Kerim, Din, İnsan
Ahlâkî bir erdem olarak hikmet -İbn Miskeveyh örneği-
Hikmet, düşünce tarihinde sıkça rastlanılan ve hemen hemen her filozof tarafından kullanılmış bir kavramdır. Bu kavramın ahlâk felsefesinde de kullanıldığı görülmektedir. Araştırmamızın ilk amacı hikmet kavramının tanımı, mahiyeti, kısımları ve İbn Miskeveyh öncesi dönemde nefis ve hikmetin nasıl ele alındığını belirlemek olacaktır. Çalışmamızın ikinci amacı, özellikle İslam ahlâk felsefesi tarihinde, Muâllim-i Sâlis ünvanına sahip olan, ahlâk felsefesine özellikle Tehzîbü'l-ahlâk, Tertîbü's-saâdât ve Fevzü'l-asgar ile büyük katkı yapan İbn Miskeveyh'in nefis anlayışını ele almak olacaktır. Çalışmanın sonunda ise ahlâkî bir erdem olan hikmetin kaynağı, hikmet olarak görülen erdemler ve hikmet ile mutluluk ilişkisi İbn Miskeveyh'in görüşleri doğrultusunda ortaya konulmaya çalışılacaktır. Hikmet kavramı, felsefenin teorik kısmını teşkil etmesiyle beraber bu ilmin uygulanması açısından pratik yönünü ortaya koymuştur. Bu çalışmada hikmetin bir erdem olarak nerede olduğu, neyi kapsadığı ve İbn Miskeveyh'in pratik hikmet düşüncesi, onun nefis teorisi üzerinden aydınlatılmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: İbn Miskeveyh, Felsefe, Hikmet, Nefis, Ruh, Ahlâk, Erdem.
Türkiye'deki dinler tarihi çalışmalarında Mehmet Aydın'ın yeri ve önemi
Ülkesini ulusal ve uluslararası alanlarda temsil eden, yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren ilim insanlarını tanımak, tanıtmak; başkalarına ilham olması açısından önemli ve gerekli bir çabadır. Her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de böylesi önemli şahsiyetler olmuş ve bu şahsiyetlerinde yetiştirdiği kuşaklar var olmaya devam etmektedir. Dinler Tarihi sahasına bakıldığında ilk Türk dinler tarihçisi ünvanına sahip olan Hikmet Tanyu'nun, Dinler Tarihi alanının günümüzdeki halini almasında rolü çok büyüktür. Onun danışmanlığında birçok akademisyen yetişmiştir ve bunlardan biri de bu çalışma konusunu oluşturan Mehmet Aydın'dır. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; konular arasında bütünlük olması açısından, öncelikle Türkiye'deki Dinler Tarihi çalışmalarının tarihsel seyrine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Mehmet Aydın'ın kısaca hayatına değinilmiş ve yaptığı çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Yaptığı çalışmalardan kasıt, yazdığı ve çevirilerini yapıp okurlarına sunduğu kitaplar, kendi yazdığı yahut çevirisini yaptığı makaleleri, ulusal ve uluslararası bildirileri, yurt dışı yayınları, ansiklopedik madde yazarlığı gibi başlıklandırmalar bulunmaktadır. Üçüncü bölümde onun çalışmaları dışında ayrıca Dinler Tarihi çalışmalarına katkısı ve düşüncesinin ana hatlarına da yer verilmiştir. Asıl olarak hangi konuları çalıştığı, hangileri üzerinde daha çok durduğu ya da neden bunları çalışmayı gerekli gördüğü hususlarına değinilmiştir. Dinler Tarihinde birçok metot kullanılmaktadır fakat bu bölümde Aydın'ın çalışmalarında özellikle belirgin olan metotlar ele alınmıştır. Bunlar sırasıyla; filolojik, deskriptif, karşılaştırmalı ve fenomenolojik metotlardır. Bu konunun ele alınmasındaki asıl neden, geniş çapta çalışmaları olan Mehmet Aydın'ın, bir iki makale dışında Dinler Tarihi sahasına yeterince tanıtılmamış olmasıdır. Bu yüzden Mehmet Aydın'ın hayatı, eserleri, yetiştirdiği öğrencileri; Dinler Tarihine katkıları, düşüncesinin ana hatları ve çalışmalarında kullandığı metodlar, doğrudan onun eserleri esas alınarak hazırlanmıştır.
Annemarie Schimmel and her contributions to the science of history of religions
Between the years 1955-1959, Annemarie Schimmel (1922-2003) was appointed as the head of the History of Religions Department of Ankara University Faculty of Theology. Schimmel has made significant contributions to the development of History of Religions Science in Turkey and has trained the first doctoral student of Turkey in the History of Religions. She has taught History of Religions for five years in Turkey and written a book on this science to be taught in the History of Religions Course. On the other hand, Schimmel presided the International Association of the History of Religions (IAHR) that has a significant impact on the institutionalization of the history of Religions for a decade and she has given many conferences about History of Religions and contributed to this branch with her studies. The aim of this study is to examine Schimmel's contribution to the History of Religions and view her thoughts, studies and methodology in this field. The first part includes Schimmel's life, personality and studies. In the second part, her thoughts on issues related to the History of Religions are emphasized. In the final part, Schimmel's contributions to the History of Religions and how she used the methods of this science are studied. While conveying information about Schimmel's life and works, her autobiographical work and articles written after her death were used. The part including the main lines and methodology of her perspective among with her contributions to the History of Religions were formed by making inferences from her own works. During the preparation of the study, historical and phenomenological methods were used. Schimmel's Religious Scientist aspect was tried to be given without neglecting her motto : "Human being fathoms as much as he talks!".
Peyami Safa'nın genel eğitim bağlamında din eğitimi ile ilgili görüşleri
Türk edebiyatının ve Türk fikir hayatının önemli şahsiyeti olan Peyami Safa'nın hayat mücadelesinde genel eğitim anlamında din eğitimi için verdiği mücadele bu tezin ana esasını oluşturur. Milli, maneviyatçı, mukaddesatçı düşünceleriyle bilinen Peyami Safa zor yaşam koşullarında yetişmiş olmasına rağmen, bu zorluklar, onu yıldırmamış, bildiği doğruları söylemekten alı koymamıştır. Özellikle de döneminin birçok ilmini kalem oynatacak kadar öğrenmiştir. Edebiyat, edebi akımlar, felsefe, sosyoloji, psikoloji ve mantık alanlarında kendini yetiştirmiş makale, fıkra, roman, hikaye ve tiyatro gibi edebi türlerde eserler yazmıştır. Türk inkılabının doğru bir şekilde anlaşılması için etkin bir mücadele vermiş, döneminde din eğitiminin yapılması hususunda gayret etmiştir. Peyami Safa, yazılarında "terbiye" ve "din terbiyesi" kavramlarını kullanmıştır. Genel eğitim anlamında Maarif Vekâletinde (Milli Eğitim Bakanlığı) gördüğü aksaklık ve eksiklikleri yazmıştır. Ayrıca din eğitimin yapılmasına yönelik ülke genelinde konulan engeller ve oluşturulan manipülasyon ile dezenformasyona karşı mücadele etmiştir. Safa, din ve bilimin bir arada olabileceğini dolayısıyla eğitim sistemimin her kademesinde genel eğitim ile birlikte din eğitimin de verilebileceğini din eğitimi ve öğretiminin genç nesle gerekli olduğunu karakter, nitelik, ahlak kazandırılması açısından son derece önemli ve elzem olacağını düşünmüştür. Ayrıca din ile bilimin birbirinden ayrı olmadığını söylemiş, bunun için dünya bilim tarihine damga vurmuş şahsiyetleri örnek olarak vermiştir. Peyami Safa, bunun yanında özellikle gençler arasında yayılan ateizmle de mücadele etmiştir.
Yapay zeka ile ilgili iddiaların Tanrı tasavvurları açısından değerlendirilmesi
Yapay zekâ teknolojilerindeki gelişim hızla devam etmektedir. Bu gelişim hem niceliksel hem de niteliksel boyutlarda kendini göstermektedir. Bu durum, geçmişten günümüze yapay zekâ ile ilgili pek çok iddianın tekrar gündeme gelmesine ve yeni iddia ve teorilerin ortaya atılmasına sebep olmuştur. Din felsefesinin en önemli konularından biri olan Tanrı tasavvurları, âlemdeki olaylar ve olguların etkisiyle şekillenmektedir. Yapay zekâ teknolojilerindeki gelişim, âlemde gözlemlediğimiz yeni bir olgudur ve bu yeni olgu teolojik açıdan incelenmelidir. Bu bağlamda, teolojik iddialar Tanrı tasavvurları açısından değerlendirilmelidir. Konumuzla ilgili iddialar şunlardır: Yapay zekânın bilinç ve irade sahibi bir varlığa dönüşeceği, yapay zekânın insandan üstün bir konuma ulaşacağı, yapay zekânın kendisinden daha zeki yapay zekâlar üreteceği ve transhümanizmin iddialarıdır. Bu iddialar her ne kadar teknoloji ile ilgili görünse de aslında ontolojik iddialardır, çünkü insanın yeryüzündeki istisnai konumunu sorgulatan ve klasik Tanrı anlayışlarını etkileyen bir mahiyet taşımaktadırlar. Bu iddialar, Tanrı'nın âleme nasıl müdahil olduğu ile ilgili düşüncemizi ve dolayısıyla Tanrı tasavvurumuzu etkileyecek gibi görünmektedir. Yapay zekâ, insanın varlık âlemine, kendisine ve Tanrı'ya dair birçok sorunun cevabını bulabileceği ve belki de yeni soruların üretileceği bir alandır. Bu çalışmada, yapay zekâya kaynaklık eden bilgisayar teknolojisi ve yapay zekâ programlarının tarihsel süreci kısaca anlatılmıştır. Daha sonra, yapay zekâ ile ilgili gelecekte gerçekleşmesi beklenen iddialar ortaya konmuş ve bu iddialara yönelik eleştiriler ele alınarak, iddiaların gerçekçiliği değerlendirilmiştir. Başlıca Tanrı tasavvurlarından teizm, deizm, panteizm ve panenteizmin, varlıkların ortaya çıkmasında, varlıklarını devam ettirmesinde, gelişmesinde, kısaca yeryüzündeki bütün olaylarda Tanrı'ya atfettikleri roller kısmen betimlenmiştir. Ardından, yapay zekâ ile ilgili iddialar bu Tanrı tasavvurları açısından değerlendirilmiş ve yapay zekâ ile ilgili iddiaların bu Tanrı tasavvurları ile uyumlu veya çelişkili yönleri ortaya konmaya çalışılmıştır.
Din eğitiminin depresyonu azaltıcı etkileri
Din Eğitimi bireyin doğumundan ölümüne kadar hayatın her alanında bireyle ilişkisi olan bir alandır. Bu açıdan disiplinler arası bir nitelik taşımaktadır. Din eğitimi ve depresyon arasındaki bağlantı bu disiplinler arası özelliğe dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı din eğitiminin insanı disiplinize ve motive eden yönünü depresyonu azaltıcı etkiler ile bütünleştirmektedir. İnsanın sağlığına olumlu etkileri bulunan dini bilgilerin önemini vurgulamak ve bu alanda yapılan çalışmaların genişletilmesine kaynaklık etmek bu araştırmanın en temel amaçları arasındadır. Önemli bir problem durumu olan depresyon hayatın her alanına etki etmektedir. Yapılan bazı araştırmalar Dindarlık seviyesi yüksek olan insanların, kalp ve damar hastalıklarına daha az yakalandıkları, ölüm nedenlerinin strese bağlı hastalıklardan kaynaklanmaması ve daha uzun süre yaşadıklarını ortaya koymuştur. Bireye verilen dua, tevekkül, inanç, gibi birçok çeşitli öğretinin manevi boyutu ruh sağlığı ile bağlantılıdır. Bu eğitimin depresif belirtiler gösteren bireylere tesirleri bilimsel araştırmalar ışığında ele alınarak depresyonu azaltacak sonuçları ortaya koymayı hedeflemekteyiz. Gerek ülkemizde gerekse yurt dışında yapılan istatistiksel çalışmalarla elde ettiğimiz neticelerle disipliner arası bir faydalı bir çalışma ortaya koymayı umut etmekteyiz.
Kuşak farklılaşması açısından Tatvan'da sekülerleşme eğilimleri: Sosyolojik bir araştırma
Sekülerleşme, düşünsel kökenleri itibariyle Batı'da modernleşme ile birlikte ortaya çıkan bir süreç olsa da modernleşmenin küreselleşmesiyle birlikte Batı dışı toplumlarda da deneyimlenmeye başlanmıştır. Yaklaşık iki asırlık bir modernleşme tecrübesine sahip Türkiye'nin sekülerleşme sürecinden uzak kaldığı düşünülemez. Türkiye'de yaşanan sekülerleşme süreci bugün geleneksel kültürün halen hâkimiyetini sürdürdüğü düşünülen Doğu bölgelerindeki yerleşim birimlerinde de kendisini hissettirmektedir. Doğu Anadolu'nun ve Van Gölü havzasının en önemli yerleşim birimlerinden biri olan Bitlis'in Tatvan ilçesinde de önceki kuşaklara kıyasla yeni kuşakların dine ve bununla bağlantılı olan geleneksel kültür formlarına yaklaşımlarında son yıllarda gözle görülür bir dönüşüm yaşanmaktadır. Tatvan'da yeni kuşaklar göç, kentleşme, küreselleşme, kapitalizm, modern eğitim, politik tartışmalar ve teknolojideki hızlı değişimler gibi dinamiklerin etkisiyle sekülerleşmeye doğru bir eğilim göstermektedirler. Bu çalışmada da Tatvan'da genç kuşağın yaşadığı bu sekülerleşme süreci kuşak farklılaşması bağlamında çözümlenerek ortaya konmaya çalışılmıştır. Örneklem grubu olarak seçilen farklı yaş, meslek ve eğitim düzeyine sahip 15 ebeveyn katılımcı ve onların çocuklarıyla nitel araştırma yönteminin fenomenoloji deseni doğrultusunda derinlemesine görüşmeler yapılmış ve elde edilen veriler çeşitli temalar üzerinden mukayese edilerek analiz edilmiştir. Ulaşılan sonuçların çalışmanın hipotezini doğruladığı görülmüştür. Tatvan'da kuşaklar arasında derin bir farklılaşma yaşanmakta ve genç kuşak sekülerleşme eğilimi göstermektedir.
Modern değerler eğitimi ile İslâmî değerler eğitiminin mukayesesi
Değer, insanın varlığa ve olaylara bakışını ve algılayışını etkileyen en önemli etkenlerden biridir. Değerleri algılama biçimlerindeki farklılıklar, olguların, olayların ve davranışların farklı yorumlanmasının temel nedenidir. Her Eğitim sistemi kendi değerlerini benimsemiş bireyleri yetiştirmeyi hedeflediğinden değerler, eğitilenlerin eğitimlerindeki temel dinamikleridir. Modern değerler Eğitiminin fikri altyapısı ilgili düşünürlerin görüşlerine ve siyasi ortama bağlı olmaktadır. Bu bağlamdaki düşünürlerin görüşleri ile siyasi ortamı bilmek önem arz etmektedir. İslami değerlerin fikri alt-yapısı, vahye ve Hz Muhammed'e dayanmaktadır. Her iki eğitim sisteminin değer kaynaklarına ve fikri alt yapılarına bağlı, iki eğitim sistemi arasındaki temel farklar ve bu farkların sonuçları ile benzer yönleri ortaya çıkmaktadır. Bu durumun ortaya konulması, İslami değerler eğitimi ve din eğitimi bilim dalı için önem arz ettiğinden konumuz gereği çalışmamızda İslami değerler eğitimi ile Batı değerler eğitiminin üze-rinde durulmaktadır. Ayrıca her iki eğitim sisteminin değerler fikir alt yapılarının dayandığı kaynaklar ve kişiler dile getirilmektedir.
Mostarî'nin Şerhu Îsâgûcî adlı eserinin tasavvurât bölümü üzerine bir inceleme
Daha önce nüveleri olmakla birlikte mantığın asıl kurucusu Aristoteles'tir. Mantık, doğru düşünmenin ilkelerini konu edindiğinden kurucusundan günümüze kadar ehemmiyetinin korumuş bir yöntembilim olarak karşımıza çıkmaktadır. Aristoteles'ten beri oluşan mantık külliyâtı içerisinde Porphyrios'un Îsâgûcî'si önemli bir yere sahiptir. Bu önem İslâm mantık dünyasında da karşılık bulmuştur. Ebherî'nin yazdığı Îsâgûcî, İslâm dünyasında yazılmış en önemli çalışmalar arasında yer almaktadır. Ebherî'nin Îsâgûcî'sine tarih boyunca pek çok şerh yazılmıştır. Zamanla oluşan bu şerh geleneğine katkı sunan eserlerden biri de tezimizin konusunu teşkil eden, Bosnalı ilim adamı Mostarî'nin yazmış olduğu Şerhu Îsâgûcî adlı eserdir. Şerhu Îsâgûcî, tasavvurât ve tasdikât olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu tezin konusunu bölümlerden ilki oluşturmaktadır. Mostarî, bu bölümde ilk olarak mantığın kelime anlamı, işlevi, tanımı ve konuları üzerinde durmuştur. Ardından tasavvurât bölümüne, Îsâgûcî kelimesinin etimolojik çözümlemesini yaparak geçmekte son olarak delâlet, lafız çeşitleri, beş tümel ve tanım teorisiyle bölümü tamamlamaktadır. Bu çalışmada, söz konusu kronoloji takip edilerek adı geçen konular incelenmiştir. Çalışmanın sonunda, incelenen eserin tercümesi verilerek çalışma tamamlanmıştır. Böylece, Mostarî'nin İslâm mantık geleneği içerisinde nerede konumlandırılabileceğine dair bir fikir verilirken aynı zamanda bu geleneğe yapmış olduğu katkı ve eleştiriler de belirginleştirilmeye çalışılmıştır.
İbn Hazm'da tanrı hakkında konuşmanın imkânı
Din felsefesinin tartışmalı konularında yer alan din dili, Tanrı hakkında konuşmak diye de adlandırılabilmektedir. Din dili konusunda Tanrı başta olmak üzere O'nun varlığı, sıfatları insan ile olan ilişkisi ve mahiyeti yer almaktadır. Bunun yanı sıra Tanrı'ya atfedilen dinî söylem ve ifadeler ve bunların anlamlılığı bakımından yapılan değerlendirmeler din dilinde önemli bir konuma sahip olmaktadır. Tanrı hakkında konuşmanın imkanı üzerine Batı düşünce dünyasında hararetli tartışmalar yapıldığı gibi İslâm düşünce dünyasında bilhassa kelâm alanında da aynı duruma şahit olmaktayız. Mu'tezile, Mücessime, Dehriyye, Müşebbihe gibi itikâdi mezhepler başta olmak üzere diğer mezhepler tarafından konuyla ilgili ortaya koyulan görüşler din dili tartışmalarını ortaya koymaktadır. Tanrı hakkında konuşmanın imkanı üzerine Zâhirîlik düşüncesiyle hareket ederek görüşlerini öne süren İbn Hazm, ilâhî sıfatlar ve Tanrı'nın varlığı meselelerinde din dili tartışmalarına dolaylı olarak dahil olmaktadır. O, itikâdi mezheplerin görüşlerine dair tenkitlerini aklî ve naklî delillerle dile getirirken Tanrı hakkında konuşmanın tenzih edici şekilde imkanı olabileceği üzerinde durmaktadır. Savunduğu bu görüşün temeline ise nassları ve mantıkî ilkeleri koymaktadır. Bu çalışmamızda İbn Hazm'ın, din dili tartışmalarındaki yaklaşımını değerlendirip Tanrı hakkında konuşmanın ancak tenzihî dil ile olabileceği görüşünü günümüz din dili tartışmaları üzerinden karşılaştıracağız. İbn Hazm'ın, tenzihî dil anlayışına dair farklı yaklaşımı ve kendine has yöntemi üzerinde durmayı din dili tartışmalarına yeni bir bakış açısı oluşturacağını düşündüğümüz için bu hususu geniş tutmaya çalışacağız. Konuya ilişkin önemli hususları öne sürmeden önce onun İslâm kelâmındaki İlahi sıfatlar ve Tanrı'nın varlığı konularına dair görüşlerini ele alıp dinî metinleri anlama ve yorumlamada benimsediği Zâhirî yöntemini değerlendireceğiz. Çalışmamız, din dili tartışmalarına dair öne sürülen Batı düşünce dünyasının ve İslâm kelâmının görüşleriyle sınırlı olmakta ve İbn Hazm'ın ilgili konuya dair tavrını ortaya koymaktadır.
Ortaöğretimde eğitim gören Z Kuşağı öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine yönelik tutumlarının incelenmesi (Van ili örneği)
Bu çalışmada, Türkiye'deki Z Kuşağı'nın önemli bir bölümünü oluşturan, ortaöğretimde öğrenim gören Z Kuşağı öğrencilerinin farklı değişkenler doğrultusunda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersine yönelik tutumlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, ortaöğretimde öğrenim gören Z Kuşağı öğrencilerinin DKAB dersine yönelik tutumları; cinsiyet, sınıf kademesi, okul türü, baba eğitim düzeyi, anne eğitim düzeyi, baba mesleği, anne mesleği, ailenin sosyoekonomik düzeyi, DKAB dersinin seçmeli olması durumunda dersin seçilme durumu, günlük teknoloji kullanım süresi, bu yaşa kadar cami ziyaret etme sıklık düzeyi olmak üzere on bir farklı değişken doğrultusunda incelenmiştir. Z Kuşağı öğrencilerinin DKAB dersine yönelik tutumlarını inceleyen özgün çalışmalardan biri olması nedeniyle bu çalışmanın literatürdeki boşluğu doldurarak alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmanın evrenini, Van İlindeki ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrenciler oluştururken; örneklemini ise 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Tuşba Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Fen Lisesi, İki Nisan Anadolu Lisesi, Van Güzel Sanatlar Lisesi, Van Spor Lisesi, Münci İnci Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören (406'sı kız ve 321'i erkek) 727 Z Kuşağı öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri uzman görüşüne dayalı olarak hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" ve Kaya (2001) tarafından geliştirilen "DKAB Dersi Tutum Ölçeği" aracılığıyla toplanmış; SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde "Bağımsız Grup t Testi", "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)" ve gruplar arası karşılaştırmalarda "Games-Howel" ve "Scheffe" testleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, okul türü, anne-baba eğitim düzeyi, anne-baba mesleği, aile sosyoekonomik düzeyi, DKAB dersinin seçmeli olması durumunda dersin seçilme durumu, günlük teknoloji kullanım düzeyi ve cami ziyareti yapma düzeyi değişkenlerinin öğrencilerin DKAB dersine yönelik tutumları üzerinde anlamlı etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Tevhid ve Sünnet Cemaati'nin anlayışında kadınların toplumsal konumu: sosyolojik bir alan araştırması
Kadın ontolojik statüsü ve sahip olduğu hak ve sorumluluklar bağlamında günümüze değin süregelen tartışma konularından biri olmuştur. Bu tartışmanın şekillenmesinde, kuşkusuz, egemen inanç ve düşünce sistemleri belirleyici rol oynamaktadır. Bu bağlamda yürütülen bu araştırma, mevcut inanç ve düşünce sistemlerinden ayrıştığını ve kadın konusuna özgün bir yaklaşım sergilediğini öne süren Tevhid ve Sünnet Cemaatinin kadın anlayışını incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu bu inceleme, 13 cemaat üyesiyle yarı yapılandırılmış mülakat, katılımcı gözlem ve belgesel analiz tekniklerinden yararlanarak gerçekleştirilmiştir. Bu incelemeden elde edilen verilerin analizinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma bulguları, cemaatin kadını ontolojik düzeyde erkekle eşit bir birey olarak kabul ettiğini göstermektedir. Ancak toplumsal alana geçildiğinde, ilahi kaynaklı olduğuna inanılan yapısal farklılıklar vurgulanarak "cinsiyet eşitliği" kavramı reddedilmektedir. Bunun yerine, cinsiyetler arasındaki farklılıkları kabul eden ve bu farklılıkları göz önünde bulunduran "cinsiyet adaleti" kavramını çağrıştıran "denge ve tamamlayıcılık" kavramları tercih edilmektedir. Bu bağlamda, kadın ve erkeğin yapısal özellikleri itibarıyla birbirinden farklı şekilde yaratıldığı kabul edilmektedir. Bu farklılığa binaen, cinsiyetlere özgü hak ve sorumlulukların ilahi kaynaklı olduğu belirtilmektedir. Yanı sıra kadınların konumuna dair üretilen söylem ise, dinî normlara sadakati önceleyen ancak pratikte modern toplumsal gerçekliklerle sınırlı ölçüde temas kuran bir denge arayışını yansıtmaktadır. Cemaatin bu kadın anlayışı, kendisiyle selefi kimliği paylaşan diğer cemaatlerde de gözlemlenmektedir. Cemaat, kadın anlayışı bakımından "yeni selefilik" düşünce yapısı içerisinde konumlandırılabileceği görülmektedir.
Fârâbî ve Sühreverdî'de kötülük sorunu ve ilâhî adalet
Bu çalışma, İslam düşünce dünyasının iki önemli felsefe geleneğini temsil eden Fârâbî ile Sühreverdî'nin kötülük sorunu ve ilâhî adalet konusuna dair yaklaşımlarını ele almaktadır. Fârâbî, sudûr nazariyesi bağlamında varlık âlemindeki eksiklik-noksanlık-zıtlık gibi durumlardan kaynaklı kötülüğü değerlendirerek, onun varlığını iyiliğin yokluğuna göre izah etmekte; ilâhî adaleti her bir varlığın liyakatleri ölçüsünde paylarını alacak şekilde yetkinleşmesine bağlamaktadır. Nûr metafiziğine dayandıracak şekilde bir varlık anlayışına sahip olan Sühreverdî, kötülüğü, nûrun yokluğu olarak ifade etmekte; ilâhî adaletin ise varlıkların ilâhî nûra yakın olmalarıyla gerçekleştiğini beyan etmektedir. Fârâbî bunu nedensel bağlamda akıl ile açıklarken; Sühreverdî, keşf ve iç aydınlanma üzerinden nûr- zulmet ilişkisi bağlamında açıklamaya çalışmaktadır. Her iki filozof da varlık âleminde hiçbir çarpıklığın olmadığını, her şeyin aslında bir liyakat ve yetkinlik üzere ilâhî adaletle gerçekleştiğini vurgulayarak ahlâkî iyilik ve kötülüğe dikkat çekmektedirler. İslam düşüncesinde birbirinden farklı iki ekolün temsilcileri olan Fârâbî ile Sühreverdî'nin bu konuya dair özgün yorumlarının yanı sıra; bu sorunun felsefe ve kelam tarihinde tartışılıyor olması, çıkan tartışmalarla beraber her bir farklı görüşün çeşitlilik olarak literatüre katkısı çalışmanın önemini arttırmaktadır. Amacımız, bir Meşşâî, bir de İşrâkî ekol temsilcisi olan önemli iki filozofun kurmuş oldukları sistem içerisinde kötülük sorunu ile ilâhî adalete dair bakış açılarını ele alarak, benzer ve farklı yönleri üzerinden mukayeseye dayalı bir çözümleme yapmaktır.
KYK yurtlarında manevi danışmanlık ve rehberlik: Öğrenci görüşlerine yönelik bir inceleme
Birey; beden ve ruhun birlikteliğinden oluşan bir varlık olduğu için bunlar birbirinden etkilenen bir yapıya sahiptir. Herhangi birisinde oluşan bir sorundan ikisi birden etkilenmektedir. Ruhsal problemlerin çözümü bedensel sorunların çözümüne de katkı sunacağından bunu maneviyat bakış açısıyla çözmeyi hedef edinen manevi danışmanlık ve rehberlik bu yönde destek arayanlara bir bakış açısı kazandırmaktadır. Bu nedenledir ki manevi danışmanlık ve rehberlik son dönemlerde dikkatleri üzerine çekmiş ve birçok araştırmaya konu olmuştur. Yaşanılan zorluklar karşısında bir boşluk yaşayan ya da anlamlandırmada zorlanan bireylere yol göstermede manevi danışmanlık ve rehberlik etkili bir alan olmuştur. Türkiye'de özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Adalet, Sağlık, Gençlik ve Spor Bakanlıklarına bağlı kuruluşlarla yapılan protokollerle manevi danışmanlık ve rehberlikle ilgili yapılan çalışmalar belli bir ivme kazanmıştır. Bu çalışmanın amacı Kredi Yurtlar Kurumlarında (KYK) yürütülen manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetlerini danışanların değerlendirmeleri üzerinden ele almaktır. Çalışmada öncelikle manevi danışmanlık ve rehberliğin genel çerçevesi belirlenip, KYK'ya bağlı yurtlarda uygulanan manevi danışmanlık ve rehberlik hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması desenine göre tasarlanmıştır. Veriler yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmış; içerik analizi yöntemi kullanılarak önce kodlanmış kodlardan da temalara ulaşılmıştır. Kyk yurtlarında kalan, manevi danışman ve rehberle iletişime geçme olasılığı yüksek olan gönüllü kız ve erkek öğrencilerden oluşan bir grup ile çalışma yürütülmüştür. Elde edilen bulgular, alt kodları ile birlikte ana ve alt başlıklar halinde ele alınmış; katılımcı bilgileri, literatürdeki diğer çalışmalar ve araştırmacı yorumu ekseninde tartışılmıştır. Elde edilen sonuçlar çerçevesinde, katılımcıların maneviyat, manevi danışmanlık ve rehberlik hakkındaki bilgi düzeyleri saptanmış, bir manevi danışman ve rehbere duyulan ihtiyaçları belirlenmiş, manevi danışman ve rehberden beklentileri ortaya konulmuştur.
Dini epistemolojide akıl eleştirisi: Soren Kierkegaard örneği
Çalışmamızın amacı, din felsefesinin problem alanlarından biri olan dini epistemoloji problemini incelemek ve Soren Kierkegaard özelinde problemi tartışmaktır. Soren Kierkegaard Aydınlanma düşüncesinin getirmiş olduğu nesnelliği eleştirip öznelliğin önemine dikkat çekerek varoluşçu felsefeyi kurmuş ve kendinden sonra gelen filozofları bu anlamda etkilemiştir. Çalışmamız, giriş bölümü ve ayrıca üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; çalışmamızın temel problemi, alt problemleri, amacı, konusu, önemi, araştırmaya temel olan tanımlara ve Kierkegaard'ın hayatı ile eserlerine yer verilmiştir. Birinci bölümde; dini epistemolojinin anahtar kavramları ele alınmıştır. İkinci bölümde; rasyonellik iddiası ve modern batı düşüncesi ve dini epistemolojide tarihsel yaklaşımlar incelenmiştir. Dönemin bazı filozoflarının görüşlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; Kierkegaard'ın kilise eleştirisi ve akıl eleştirisi incelenmiştir. Kierkegaard'ın akıl eleştirisi Hegel'e yapmış olduğu eleştiriler ile öznellik- nesnellik problemi üzerinden ele alınmış; Korku ve Titreme kitabının konusunu oluşturan kurban ritüeli dini epistemoloji bağlamında tartışılmıştır. Sonuç bölümünde dini epistemoloji probleminin günümüzde de geçerli bir problem olduğu sonucuna ulaşılmış ve Soren Kierkegaard'ın düşünceleri ve eleştirileri etraflıca değerlendirilmiştir.
Aliya İzzetbegoviç'in siyaset felsefesi
Çalışmamızın amacı, Bosna-Hersek gibi farklı milliyetlerin ve dinî unsurların bir arada yaşadığı çok kültürlü bir coğrafyada, Boşnakların bağımsız bir cumhuriyet kurma idealini gerçekleştiren Müslüman bir devlet adamı olan Aliya İzzetbegoviç'in siyaset felsefesini ortaya koymaktır. Çalışmamızda, İzzetbegoviç'in demokratik ve sivil cumhuriyet inancı ile ortaya koyduğu ve kendi ahlak anlayışı çerçevesinde temellendirdiği siyaset felsefesi, günümüzün faydacı siyaset yaklaşımlarına karşı alternatif bir siyaset paradigması olarak sunulmuştur.
Philosophy of mind in Ibn Sina
The aim of our study is to expose the ideas of Ibn Sina, who has left his effects on the Middle Ages with his thoughts, on the subject of mind which is still being dealt in order to give meaning in today's world. Ibn Sina managed to develop a unique system on this subject by being affected both his predecessor philosophers and his religion in which he believes. Our study consists of introduction and two main sections. In the introduction part of our study, apart from the main information such as the subject, the purpose, the method, etc. the nature of the mind, philosophy of mind as a philosophy discipline and the philosophers from whom Ibn Sina was affected or the philosophers who were influential in that period, were told about their views on the philosophy of mind. In the first chapter, after giving a general information about the mind-body relationship of the philosophers from whom Ibn Sina was influenced, the powers of human soul, mind and the powers of mind were explained. In the second part of our study, the function of mind is explained by the basic concepts given in the first chapter. In this respect, according to Ibn Sina, the structure of the mind and mind, the process of formation of knowledge in the mind and the mind's connection with active mind, the ideas about the revival of Ibn Sina in the after the death of the body were evaluated. Our study resulted in the evaluation of Ibn Sina's philosophy of mind in the conclusion part.
Lise öğrencilerindeki akademik başarı ve sınav kaygısı ile manevi danışmanlık ve rehberlik ilişkisi
Bu araştırmanın amacı manevi danışmanlık ve rehberlikle öğrencilerin akademik başarı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada ön test-son test kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın deney grubu ve kontrol grubu, Uşak ilinde lise düzeyinde öğrenim gören araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden öğrenciler içerisinden yansız atamayla seçilen 20 öğrenci ile oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Westside Sınav Kaygısı Ölçeği(Westside Test Anxiety Scale, WTAS) kullanılmıştır. Bu ölçek Driscoll tarafından 2007 yılında geliştirilmiştir. Ölçeğin Türkçe formunun oluşturulması ve güvenirlik çalışmaları Totan ve Yavuz(2009) tarafından yapılmıştır. Totan ve Yavuz(2009) tarafından yapılan çalışma sonucunda, ölçek öğrencilerin sınav kaygısı düzeyini ölçmede geçerlilik ve güvenirlik katsayısı yüksek bir ölçme aracı olarak değerlendirilmiştir. Öntest olarak Westside Sınav Kaygısı Ölçeği(Westside Test Anxiety Scale, WTAS) uygulandıktan sonra yapılandırılmış 9 oturumdan oluşan manevi danışmanlık ve rehberlik uygulaması yapılmıştır. Son oturumda son test uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunun sınav kaygısı ölçeği ön testlerinden ve son testlerinden almış oldukları puanların anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek üzere T testi yapılmıştır. Araştırma sonucunda manevi danışmanlık ve rehberlik ile öğrencilerin sınav kaygısı arasında negatif, akademik başarıları arasında ise pozitif bir ilişki olduğu görülmüştür.
Ahlâki kavramlar üzerinden bir kıyaslama Immanuel kant ve Ahmet Hamdi Akseki örneği
Ahlâk, sosyal bir varlık olan insanın, toplum içinde birey olarak nasıl davranması gerektiğini belirlemeye çalışan veya tartışan, araştıran bir bilimdir. Ahlâk, insanın diğer insanlar ve diğer varlıklarla ilişkisinde, ideal olan davranış normuna yönlendirir. Ahlâk insanın yol haritasıdır ve insanın eyleminin ilkesidir. Ahlâkın tarihi, insanlık tarihiyle eşit bir tarihtir, çünkü ahlâkın hem konusu hem aktörü hem de muhatabı insandır. İlk insandan beri ahlâkilik ve ahlâk anlayışları bulunmaktadır. Bütün dinler ahlâk öğretisi tayin etmiştir. Bununla beraber filozoflar da ahlâk üzerine düşünmüşler ve eserler ortaya koymuşlardır. Bazı filozoflar ahlâkı dinden bağımsız olarak ele alırken bazı filozoflar ise ahlâkı dinle ilişkilendirmişlerdir. Bu çalışma, aydınlanma döneminin büyük filozofu Immanuel Kant ile son yüzyılın en önemli İslam âlimlerinden Ahmet Hamdi Akseki'nin ahlâk kavramlarını kıyaslama çalışmasıdır. Immanuel Kant ahlâk konusunda kurucu bir filozoftur. Felsefe tarihindeki ahlâk sistemlerini reddederek, yeni bir ahlâk anlayışı ortaya koymuş, ahlâkta insanı, kesinliği ve evrenselliği önceleyen ödev ahlâkını önermiştir. Ahmet Hamdi Akseki ise İslam ahlâkının yegâne ahlâk sistemi olduğuna inanmakla beraber, felsefe tarihindeki ahlâk ekollerini de inceleyerek, hepsi hakkında önemli bir kritik yapmıştır. İncelediği filozoflar içinde Immanuel Kant da bulunmaktadır ve Kant'ı diğer filozoflara göre daha çok takdir etmektedir. Bu iki büyük düşünce insanının ahlâk nazariyeleri içinde, ödev, yükümlülük, özgürlük, sorumluluk, niyet ve vicdan konuları önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmadaki kıyaslama bu kavramlar çerçevesindedir. Anahtar Kelimeler: Immanuel Kant, Ahmet Hamdi Akseki, Ahlâk, Ödev, Yükümlülük, Sorumluluk, Özgürlük, Niyet, Vicdan, Ahlâk Felsefesi
Hz. Aişe'nin kişiliği ve dindarlığı
Araştırmamızda Hz. Aişe'nin kişiliği ve dindarlığı üzerine incelemeler yapılmıştır. Öncelikle kişilik ile ilgili tanımlara, kavramlara değinilmiş, kişiliği etkileyen faktörler üzerinde durulmuştur. Kişilik kuramları araştırılmış ve kişilik tipleri üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda din ve dindarlık kavramları açıklanmış, dindarlık türleri ve dindarlığın boyutları üzerinde durulmuş, çalışmanın teorik çerçevesi çizilmiştir. Hz. Aişe'nin hayatı incelenirken nesebi, doğumu, yetiştiği aile ortamı, çocukluk yılları, gençliği, evliliği, aile ve sosyal hayatı üzerinde durulmuştur. Hz. Aişe'nin kişiliği ve karakteri incelenmiş, siyasi ve tarihi kimliği de ele alınmıştır. Yine Hz. Aişe'nin dindarlığı ve dini eğitimi araştırılmış, yaptığı ilmi çalışmalar hakkında bilgiler verilmiştir. Hz. Aişe'nin kişiliğinin ve dindarlığının örnekliği vurgulanmıştır. Çalışmamızın sonunda ise Hz. Aişe'nin kişiliği ve dindarlığı hakkında çıkarımlarda bulunulmuştur. Dindarlık eğilimleri ve kişilik özellikleri arasındaki bağa değinilmiş, din ile kişilik arasında karşılıklı bir ilişki olduğu anlaşılmıştır. Bireyin dini tutum ve davranışlarındaki tutarlılığın kişilik özelliklerini etkilediği, aynı zamanda kişilik özelliklerinin de dini tutum ve davranışlarını etkilediği görülmüştür.
Hz. Ömer'in kişiliği ve dindarlığı
İslâmiyet'in doğuşundan günümüze kadar gelen süreç incelendiğinde, İslâm dininin temellerinin atıldığı Hz. Peygamber(s.a.v.) dönemi ve dört halife dönemi dikkat çekmektedir. İslâm devletinin geniş coğrafyalara ulaştığı, sistemli ve kurumsal bir yapıya büründüğü, birçok yeniliğin hayata geçirildiği Hz. Ömer(r.a.)'in halifeliği dönemi önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, Hz. Peygamber(s.a.v.) döneminden sonra başlayan dört raşit halife dönemi içerisinde, uygulamalarıyla ve adalet olgusunu en yüksek seviyelere ulaştıran, önemli ve yenilikçi faaliyetlerin gerçekleşmesini sağlayan Hz. Ömer'in kişiliği ve dindarlığını psikolojik bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Zira o, kişilik yapısı ve ortaya koyduğu dindarlık modeliyle günümüz dindarlarına örnek olabileceği gibi aynı zamanda adaletiyle tanınmış bir lider ve yönetici olarak da özellikle insanların adalete susadığı bir dönemde Müslüman yöneticilere rol model olabilecek müstesna bir şahsiyettir. Çalışma giriş kısmından sonra üç bölüm halinde hazırlanmış ve sonuç kısmıyla tamamlanmıştır. Giriş kısmında problem durumu, araştırmanın amacı, önemi ve yönteminden bahsedildikten sonra konu ilgili çalışmalardan örnekler verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, kişilik ve kişilikle ilgili kavramlar, kişiliği etkileyen faktörler, kişilik kuramları ve tiplerinden bahsedilmiştir. Yine birinci bölümün devamında dindarlık ve dindarlık modellerinden bahsedilmiş ve dini kişilikten ve dini yaşantının kişilik üzerindeki etkisinden söz edilmiştir. İkinci bölümde Hz. Ömer'in hayatı, doğumu ve çocukluk döneminden itibaren ele alınarak, gençlik dönemi, Müslüman oluşu, halifelik öncesi ve sonrası dönemi ve son olarak vefatı incelenmiştir. Bu bölümde ilk dönem İslâm tarihi eserleri günümüzde yapılan çalışmalar ile beraber incelenmiştir. Hz. Peygamber ve Hz. Ebubekir dönemindeki aktif rol aldığı olaylardan söz edilmiştir. Halifelik dönemindeki önemli olaylar, fetihler, aldığı kararlar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Hz. Ömer'in kişiliği ve dindarlığı incelenmiştir. Onun kişiliğine etkisi olan hususlar başlıklar halinde ele alınarak yaşadığı toplumun kültürünün, fiziki özelliklerinin, mizacının kişiliği üzerindeki etkileri incelenmiştir.. Bunun yanı sıra nasıl bir kişilik sahibi olduğunu gösteren olaylar, sözleri yaşantısı ele alınmıştır. İnanç yapısı ve Allah(c.c.) korkusunun onun kişiliğini nasıl etkilediği incelenmiştir Ayrıca ahlaki özellikleri, dindarlığındaki tutarlılığı, ibadetlere verdiği önem ve getirdiği yenilikler, tefsir, hadis ve fıkıh ilmi anlayışı ve bu ilimlere katkılarından bahsedilmiştir. Sonuç kısmında ise yapılan çalışma ile ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur. Hz. Ömer'in kişiliğinde, dinin etkilerinden bahsedilmiş, kişilik oluşumunda dinin rolü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kişilik ve dindarlık arasındaki ilişkinin varlığından ve bu ilişkinin Hz. Ömer'in hayatındaki etkilerinden söz edilmiştir.
İranlı göçmenlerin din değiştirmesinde etkili olan sosyal ve psikolojik faktörler: İzmir örneği
Bu çalışma İzmir'de yaşayan din değiştirmiş İranlı göçmenlerin din değiştirmesinde etkili olan sosyal ve psikolojik faktörlerin neler olduğunun incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırmada genel anlamda din değiştirmenin altında yatan sosyal ve psikolojik etkenler ortaya çıkarılmıştır. Özelde ise İzmir'e göç eden İranlıların din değiştirme eyleminden önceki yaşamları, din değiştirme ve din değiştirme sonrası yaşamış oldukları süreçler psikolojik ve sosyal boyutları ile üç aşamada ele alınmıştır. Ayrıca din değiştirme sırasında, öncesinde ve sonrasında yaşanan durumlar ve bunların çözümüne yönelik din psikolojisi, din sosyolojisi, din eğitimi vb. alanlarda yapılan çalışmalara katkı sağlamak amaçlı yapılan bir çalışmadır. Araştırmada veriler, İzmir'de yaşayan ve kartopu örneklemi ile ulaşılan 6 İranlı göçmenle derinlemesine mülakat yapılarak elde edilmiştir. Veriler toplanırken ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Daha sonra toplanan veriler yorumlanmış ve değerlendirilmiştir. Bireylerin din değiştirmelerinde birçok psikososyal faktör etkili olmaktadır. Görüşülen bireylerin din değiştirmesinde İran'da siyasi ve dini ortamın etkisi görülmektedir. Bununla birlikte başta ekonomik olmak üzere çeşitli mahrumiyetler içindeki göçmenlere Hristiyan misyonerlerin gösterdikleri yakın ilginin de din değiştirmede etkili olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Din değiştirme, Dini değişim, İranlı göçmenler, Hristyanlık, Misyonerlik
4-6 yaş grubu çocuklara yönelik Kur'an kurslarında karşılaşılan sorunlar (Gaziantep ili örneği)
Diyanet İşleri Başkanlığı 4-6 yaş Kur'an Kursları ile Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez çocuğun üzerinde hayati öneme sahip bu kritik döneme yönelik din eğitimi çalışmalarını kurumsal bir çatı altında sürdürmeye başlamıştır. Okul öncesi dönem, din duygusunun çocukta kendini göstermeye ve hareketlenmeye başladığı, dini gelişme ve şekillenme sürecinin alt yapısının hazırlandığı 4-6 yaş dönemini de kapsamaktadır. Okul öncesi dönem olarak da adlandırılan ilk çocukluk dönemi, fiziksel, bilişsel ve psiko-sosyal açıdan insan yaşamının "kritik dönemi" olarak kabul görmektedir. Çocuğun içinde bulunduğu dönemin önemine binaen 4-6 yaş grubu Kur'an kursları araştırma sahası olarak belirlenmiş ve bütüncül bir bakış açısıyla eğitim unsurları bağlamında tespitler yapılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede; 4-6 yaş grubu Kur'an kurslarının kurumsal yapılanma, fiziki şartlar, öğretim programı ve materyaller noktasında sık karşılaşılan sorunlar, söz konusu kurslarda görev yapan ve doğrudan eğitim unsurları ile temas halinde bulunan öğreticilerle yapılan görüşmeler neticesinde tespit edilmeye ve ilgili literatürden yararlanılarak birtakım değerlendirilmeler yapılmaya çalışılmıştır. Yapılan araştırmada 4-6 yaş Kur'an Kurslarının gerekli altyapı çalışmaları yapılmadan uygulama konulduğu, idari yapılanma, fiziki durum ve öğrenme – öğretme sürecinde bazı eksikliklerin bulunduğu tespit edilmiştir.
Aziz Nikolas ve Demre Aziz Nikolas Kilisesi
Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde Hıristiyanlık'ta kutsal kişi olarak kabul edilen azizler yaşamışlardır. Bu azizlerden biri de çalışmamızın temel konusu olan Antalya/Demre bölgesinde yaşamış olan Aziz Nikolas'tır. Aziz Nikolas, modern ve popüler kültürde Santa Claus olarak bilinmesiyle birlikte özellikle Batı'da Noel Baba figürüyle resmedilip dini bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Aziz Nikolas, Myra'da piskoposluğu sırasında bölge halkına ve farklı bölgelerdeki insanlara gösterdiği mucizelerle yardımcı olmuş ve onların Hıristiyanlığa olan inançlarını kuvvetlendirmiştir. Onun gösterdiği mucizeler, yaşadığı bölgede ve Batı'da tanınmasında etkili olmuştur. Özellikle Ortodoks Kilisesi tarafından büyük azizlerden kabul edilmiştir. Batılı toplumlarda iyiliksever, yardımsever, çocukların sevgilisi olarak tanımlanan Noel Baba, pagan kültürünün etkisiyle Aziz Nikolas ile özdeşleştirilmiştir. Özellikle 20. ve 21. Yüzyılda değişen toplum dinamikleri ve ekonomik gayelerin etkisiyle Noel Baba toplumun tüketim aracı haline gelmiştir. Noel Baba tasvirlerinde anlatıldığı gibi kutuplarda yaşamamış, Akdeniz'in sıcak iklim bölgelerinde hayatını sürdürmüştür. Akdeniz'e kıyısı olan Antalya'nın Demre ilçesinde Aziz Nikolas adına 6. Yüzyılda bir kilise yapılmıştır. Demre Aziz Nikolas Kilisesi'nde bulunan tarihi eserler ve kilise duvarlarında bulunan tasvirler mimari açıdan kilisenin özgünlüğünü göstermektedir. Ayrıca Ortodoks Hıristiyanlar, Demre Aziz Nikolas Kilisesi'ni hac merkezi olarak kabul etmektedirler. Demre Aziz Nikolas Kilisesi'nin hac merkezi olması başta ülke turizmi olmak üzere kilisenin bulunduğu bölgeye sosyal, ekonomik, kültürel katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Aziz Nikolas, Demre, Mucize, Noel Baba, Kilise
Psikoloji ve din açısından takıntı -vesvese
Psikoloji ve din, insanın ilgi alanlarının başında gelir. Psikoloji insanı tanımak için gerekli bir bilim dalı, din ise insanın inanma ihtiyacını karşılama ve manevi dünyasını tatmin etme amacını güden bir inançlar ve değerler sistemidir. Bu sebeple bilimsel çalışmalarla onun her yönüyle incelenmesi, problemlerine çözüm yolları aranması da bir ihtiyaçtır. Vesvese, hem dini, hem de psikolojik bir problemdir. Ancak psikoloji ve din alanlarının vesvese problemine yaklaşımlarında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Psikoloji, vesvese problemini bir obsesyon olarak ele alırken din ise vesveseyi metafizik sebeplerini de göz önünde bulundurarak bu problemin üstesinden gelinebilecek önerilerde bulunmaktadır. Bu çalışma çerçevesinde, psikoloji ve din alanlarının vesvese problemini nasıl temellendirdikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Psikoloji alanındaki obsesyon ve kompülsiyon problemi ile vesvese problemi arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konarak obsesyon ve vesvese arasındaki ilişkilendirmelere değinilmiştir. Obsesyon, vesvese probleminin psikoloji alanındaki adıymış gibi bir yanılgı da bulunmaktadır. Obsesyon ve vesvese problemi insanı olumsuz etkilemesi, fısıltılar, iç sesler şeklinde olması ve insanı davranışta bulunma konusunda çaresiz bırakması gibi durumlarla benzerlik göstermektedir. Vesvese hastalığının metafizik varlıklar olan şeytan ve cinlerden kaynaklanabileceği noktası ise obsesyon ve vesvese problemini birbirinden ayıran keskin teolojik ve metafizik farklılıklar olmaktadır. Psikoloji, metafizik süreçlerin deney ve gözlemden uzaklığını öne sürerek obsesyon probleminin; insanın fizyolojik, biyolojik ve nörolojik süreçleri ile geçmiş yaşantılarından kaynaklanabileceği üzerinde durmaktadır. Daha önceden obsesyon ve kompülsiyon problemlerinin şeytan, cin ve cadı gibi metafizik sebeplere bağlanması psikoloji açısından bilimsel olmayan açıklamalar olarak görülmektedir. Kompülsiyon kavramı ise psikolojide insanı rahatsız eden düşünce ve kaygıdan uzaklaşmak için ortaya konan, tekrar eden davranışlar olarak açıklanmaktadır. Sonuç olarak obsesyon ve vesvese problemi birbirinden farklı iki alanın ortak problemleri olarak değerlendirilmiştir. Bu arada dini yaşantısını ön planda tutan psikologların, obsesyon ve vesvese kavramlarını, anlam bakımından birbirine benzer veya yakın olarak kullandığı görülmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde problem durumunun anlaşılmasına yardımcı olacak kavramlar açıklanmıştır. İkinci bölümde "Psikoloji açısından obsesif ve kompülsif kişilik bozuklukları" konusu, kavramsal ayrıştırmalar yapılarak incelenmiş, psikoloji tarafından uygulanan tedavi ve korunma yolları belirtilmiştir. Ayrıca yer yer dini verilerden de faydalanılarak merak ve sorgulamalarla bu bölüm daha anlaşılır kılınmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde İslam, Yahudilik, Hıristiyanlık ve Hinduizm dinlerinde yer alan kötülük kavramı ve kötülüğü temsil eden varlıklar ile vesvese kavramı arasındaki ilişkilere değinilmiştir. Dinlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisini göz önünde bulundurarak vesvese ve benzeri problemlerden korunma ve tedavi yöntemleri araştırarak anlaşılır bir dille ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç ve öneriler kısmında ise dini kaynaklardan ve psikolojik verilerden faydalanarak vesvese, takıntı, obsesyon kavramlarının somut ve metafizik yönleriyle ilgili belli çıkarımlarda bulunmaya çalışılmıştır.
Erol Güngör'de ahlak ve değerler alanına ait kavramların felsefi tahlili
Ahlak ve değerler konusu insanlığın bütün dönemlerinde, toplumun her kesimini ilgilendiren tartışmalı konulardan biri olmuştur. Günümüzde ahlak ve değerler konusu teorikte herkes tarafından bilinen ancak uygulamada ihmal edilen ve davranışlara yansımayan bir hal almıştır. Yakın tarihimizin düşünürlerinden Erol Güngör dönemin getirisi olan ve milleti etkileyen her sorunla yakından ilgilenmiştir. Bu açıdan ahlak ve değerler konusundaki görüşlerini, sorunların tespiti ve durum tahlilleri ile ortaya koymuştur. Çalışmamızın amacı; Erol Güngör'ün ahlak konusundaki görüşlerini ve değerler alanıyla ilgili tavsiyelerini bütün bir şekilde incelemektir. Çalışmamızın giriş bölümünde; konuya temel oluşturması açısından ilk olarak ahlakın ve ahlak felsefesinin önemi konusuna değinilmiş, sonrasında Erol Güngör'ün ahlak düşüncesini daha iyi anlayabilmek amacıyla genel düşünce yapısına yer verilmiştir. Birinci bölümde; Güngör'ün hayatına dair bilgiler verilmiş ve ahlak düşüncesi farklı noktalarıyla ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Güngör'ün düşüncelerinde yer alan bazı değerler; felsefi temeller ve farklı görüşler ışığında incelenmiştir. Güngör'ün bu alana katkıları ve değerler hakkındaki görüşleri ortaya konulmuştur. Sonuç kısmında Güngör'ün değerler hakkındaki görüşleri değerlendirilmiştir. Ahlak ve değerler konusundaki tespitlerinin günümüzde geçerliliğini koruyan problemler olduğu görülmüştür. Bu açıdan sunduğu çözüm ve tavsiyeleri anlamanın büyük ölçüde gerekli ve önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Erol Güngör, Değer, Ahlak, Kişilik, Eğitim
Bedensel engellilerin din hizmetlerine erişimde yaşadıkları sorunlar (Alaşehir örneği)
Engellilik kavramı, kökeni insanlık tarihine kadar uzanan çok eski olgulardan biri olarak kabul edilmektedir. Toplumların tarihsel gelişim seyirleri içerisinde bilimsel, kültürel ve teknolojik gelişmelerin de etkisiyle engellilere olan bakış açıları olumlu yönde değişmiştir. Son yıllarda engellilere tanınan haklar, engellilerle ilgili yapılan düzenlemeler ve engelliler üzerine yapılan çeşitli çalışma ve araştırmalar olmakla birlikte Dünya'da ve Türkiye'de engelliler yaşadıkları toplumda fiziksel ve sosyal çeşitli engellerle karşılaşmaya devam etmektedirler. Bu açıdan engellilik olgusu, konusu toplum ve toplumdaki bireyler olan sosyolojiyi ilgilendirmekte ve araştırılması gereken geniş bir alan olarak görülmektedir. Yaptığımız çalışmada, bedensel engelli bireylerin din hizmetlerine erişimde karşılaştıkları sorunlar ele alınmıştır. Bedensel engelli bireylerin dine yaklaşımları, ibadet mekanlarına ulaşımda, ibadete hazırlık aşamasında, ibadet mekanlarında, dini eğitimlerinde, dini yayın ve dini kaynaklara ulaşımlarında yaşadıkları sorunlar ve genel anlamda din hizmetlerine erişimlerinde kamu kurum ve kuruluşlarından beklentilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmamız ile Alaşehir ilçesinde yaşayan bedensel engelli bireylerden hareketle Türkiye'deki bedensel engelli bireylerin din hizmetlerine erişimde yaşadıkları sorunların dile getirilmesi gayelerimiz arasındadır. Engelli bireyler üzerine yapılacak olan çalışmaların artması, engellilerin kamuoyunda yeterince gündeme gelip sorunlarının dile getirilmesi açısından önemlidir. Bedensel engelli bireylerin din hizmetlerine erişimdeki sıkıntıları ve bu konudaki beklentilerinin belirlenmesi, araştırma sonucunda ortaya çıkacak bilgilerin bu alanda yapılacak çalışmalara katkı sağlamayı amaçlaması da önemlidir. İnsanların bir araya gelip kaynaştıkları ve sosyalleştikleri yerler olan ibadet mekanlarında engelli bireyleri de görebilmek ve onların toplumla kaynaşmalarına, topluma entegre olabilmelerine katkıda bulunmak araştırmamız açısından elzem bir konudur. Araştırmanın kapsamı, Alaşehir ilçesi sınırlarında oturan 18 yaş üstü 15 bedensel engelli bireyden oluşmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılmıştır. Bu bağlamda araştırmada, nitel araştırma desenlerinden fenemonoloji araştırma deseni ve yine nitel araştırma tekniklerinden biri olan derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde literatür taraması yapılmış, elde edilen bilgilerle genel anlamda engellilik tanımlamalarına, engellilikle ilgili genel bilgilere, engellilik ile din ve din hizmeti ilişkisine yer verilmiştir. İkinci bölümdeki bulgular kısmında ise görüşülen bedensel engelli bireylerden elde edilen veriler çözümlenerek yorumlanmıştır. Araştırmada bedensel engelli bireylerin din hizmetlerine erişimleri noktasında ulaşım, ibadete hazırlık, ibadet mekanları, dini eğitim, dini kaynaklar ve dini yayınlar gibi çeşitli alanlarda birçok sorunla karşılaştıkları tespit edilmiş ve yapılan değerlendirmeler sonucunda bedensel engelli bireylerin hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bedensel Engelli, Din, Din Hizmeti, Erişim, Sorun.
Kur'an ve sünnette empatik yaklaşımın yeri
Allah Te'âlâ gerek ilahi mesajları ile gerekse hidâyet rehberi olarak gönderdiği peygamberler aracılığıyla insanları; psikolojik, sosyolojik ve ahlâki olarak eğitmeyi amaçlamıştır. Bu eğitim neticesinde insanlardan beklenen genel ahlâki erdemler; hoşgörülü, vicdânlı, merhametli, affedici, adil, cömert ve diğerkâm olmalarıdır. Bireyin bu erdemleri sağlıklı bir şekilde hayatında uygulayabilmesi için karşısındaki kişiyi veya varlığı anlaması gerekmektedir. Burada anlamaktan kastedilen durum karşısındaki kişi veya varlığın yerine kendisini koyarak tasavvur etme yani empati kurmaktır. Araştırmamızda, belirtilen bu ahlâki erdemlerin oluşmasını sağlayan "empati" kavramı, bu kavramın Kur'an ve Sünnetteki örnekleri Din Psikoloji biliminin bakış açısı ile ele alınmıştır. Bu bağlamda Kur'an-ı Kerim ve Sünnette geçen empatik ifadeler psikolojik kavramlarla ifade edilmeye, açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Son yüzyılda, modernitenin ve teknolojik gelişmelerin de etkisiyle, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin (s.a.v) ortaya koyduğu ahlaki ilkelere riayet giderek azalmış, bununla birlikte bireysellik ve bencillik (egoizm) her alanda yaygınlaşmaya başlamıştır. Toplumda gerçekleşen bu psikolojik ve sosyal problemlerin çözümünde, insanların tutum ve davranışlarına empatik yaklaşımın hâkim olmasının ne kadar önemli olduğunu, bu anlayışın dini inançlarla da pekiştirilmesinin sosyo-kültürel açıdan sağlayacağı katkıyı da unutmamak gerekir. Bu sebeple Kur'an ve Sünnette geçen empatik yaklaşımlar incelenip, ortaya konularak bu konuda toplumda bir farkındalık oluşturacaktır
Avrupa'da yaşayan Türklerde dini kimlik ve aidiyet algısı: Sandıklı örneği
Araştırma 1960'lı yıllarda başlayan 1970'li yıllarda ivme kazanan ve bugün hala varlığını sürdüren dış göç sürecinde Avrupa'ya yerleşen Sandıklılı Türklerin dini kimlik ve aidiyet algılarını ele almaktadır. Bu bağlamda Avrupa'da yaşayan Sandıklılıların göç, dini kimlik ve aidiyet kavramlarına yükledikleri anlamlara değinen araştırmanın saha çalışması Sandıklı ilçesinde yapılmıştır. Araştırmanın verileri Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ikamet eden ve tatil için ilçeye gelen 22 kişilik bir örneklem grubuyla derinlemesine görüşme tekniği ile elde edilmiştir. Araştırmamızda iki temel bölüm bulunmaktadır. İlk bölümde literatür taraması yapılmış genel anlamda göç, dini kimlik ve aidiyet tanımlamalarına ve bunlar arasındaki ilişkiye yer verilmiştir. İkinci bölümde bulgular kısmında ise görüşülen bireylerden elde edilen veriler çözümlenerek yorumlanmıştır. Araştırmamızda örneklem grubunu oluşturan Sandıklılı Türklerin birçoğunda milli, dini ve kültürel değerlerini koruma eğilimi hakimdir ve bu bireylerin göç ettiği ülkedeki toplumla uyum içerisinde yaşadığı tespit edilmiştir. Bu manada Türk kültür ve değerlerini benimseyen bireylerin varlığı dikkat çekmektedir. Katılımcılarımız kendilerini Türkiye'ye ait hissettiğini ifade etmiş ve Avrupa kültürüne ayak uydursalar da Türk değer, örf ve âdetlerini unutmadıklarını dile getirmişlerdir. Ayrıca dini yönlerini ve milli benliklerini ortak bir noktada buluşturarak dinsel kimliklerine ve aidiyet bağlarına vurgu yapmışlardır. Araştırmamızın katılımcıları Müslüman ve Türk kimliklerinden dolayı sosyal ve kamusal alanda çeşitli şekilde ötekileştirmeye maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Ancak, islamofobi ve ötekileştirme kaynaklı herhangi olay ya da davranışla karşılaşmadığını dile getirenler de bulunmaktadır. Araştırmamıza göre Sandıklılı Türkler ile Avrupa halkı arasında ülkelere göre kültürlerarası iletişimin farklı düzeylerde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak Avrupa'da altmış yılı aşan bir süredir hayatlarını idame ettiren Sandıklılı Türklerin iv kimliklerinin ve aidiyet algılarının oluşumunda ve korunmasında dinin kuşatıcı ve baskın etkisi görülmektedir.