Ankara Yıldırım Beyazıt University
Anabilim Dalı

Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Ankara Yıldırım Beyazıt University

4.403

Arşivlenen Tez

12

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarında yapı ve tema

Ahmet Hamdi Tanpınar; hikâye, şiir, deneme, inceleme ve eleştiri gibi pek çok türde eserleriyle ve Türk edebiyatında şair kimliğini de hissettiren önemli romanlarıyla dikkat çekmektedir. Roman ve öykülerini şiir anlayışından farklı görmeyen yazar, "dilde rüya hâlini kurmak" gayreti içerisindedir. Tanpınar, Türk romanının modern bir kimlik kazanmasında önemli bir role sahiptir. Roman türünde alışılmışın dışında kullandığı tekniklerle kullandığı "zaman" ve "mekân" unsurlarıyla, olay örgüsünü vermek istediği ve ön plana çıkardığı meselelerle eritmesi yönünden romanın tarihsel gelişiminde farklı bir yol açmıştır. Yazar, roman türünde teknik ve yapı unsurlarında yaptığı yenilikler dışında kendisine mesele edindiği mevzuları da roman içinde roman kişilerinin ağzından vererek düşünceyi olaylardan daha önemli bir yere oturtmaktadır. Bu yönüyle Tanpınar'ın romanları yapısı kadar temalarıyla da önem arz etmektedir. Tezin ilk bölümünde Tanpınar'ın romanları yapı bakımından incelenmiştir. Söz konusu bölümde romanlar; olay örgüsü, mekân, zaman, kişiler, anlatıcı ve dil ve üslup yönünden ele alınırken kullanılan anlatım teknikleri de belirlenmiştir. İkinci bölümde ise romanlar tema yönünden incelenmiş olup hürriyet, Doğu- Batı sorunsalı, kadın, aşk, yalnızlık, korku, kader, cinsellik, sanat, ölüm gibi alt başlıklar oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Roman, Yapı Unsurları, Tema, Anlatım Teknikleri.

Semira Miralay
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebûbekir Kânî'ye ait gösterilen Be-nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn [İnceleme-tenkitli metin]

Köklü bir tarihi olan klasik Türk edebiyatı, XVIII. yüzyılda son büyük şair ve nasirlerle mevcudiyetini muhafaza etmiştir. Bu yüzyılın büyük simalarından biri de Ebûbekir Kânî et-Tokadî'dir. Ebûbekir Kânî üzerine yapılan çalışmalarda Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn adıyla kaleme alınan eserin ona isnat edildiği görülmektedir. İlk olarak ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte bu isnat, mevcut varsayımların tekrarı neticesinde günümüze kadar sorgulanmaksızın devam ettirilmiştir. Ancak eserin kimi yazma nüshalarında yer alan istinsah/telif tarihleri incelendiği vakit, bu tarihlerin Kânî'nin daha çocukluk yıllarına denk geldiği görülmekte ve bu durum eserin Kânî'ye ait olmadığı düşüncesini doğurmaktadır. Kim tarafından yazıldığı kesin olarak bilinemeyen Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn adlı eser, Eflak voyvodası İskerletzâde Konstantin'in isteği doğrultusunda kardeşi Alexander'in Türkçeyi öğrenebilmesine ve Osmanlı bürokrasisinde yer alabilmesine yardımcı olmak amacıyla kaleme alınmıştır. Bu eser ile birlikte sadece Alexander'e değil Türk dili ve adabına vukufiyetini arttırmak isteyen sair kimselere de rehberlik yapmak hedeflenmiştir. Bu doğrultuda deyim, atasözü, halk söyleyişleri gibi öğelerle desteklenen eserde Türkçenin inceliklikleri gösterilmek istenmiş ve Türk ahlak anlayışı hakkında ipuçları verilerek nasihat kitabı olma yolunda da bir adım atılmıştır. Bu bakımdan Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn'un hem didaktik tarzda yazılmış bir Türkçe öğrenme ve öğretme kılavuzu hem adabımuaşeret kitabı hem de bir nasihatnâme olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada, Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn adlı eser çeşitli başlıklar etrafında incelenmiştir. Eser, Kânî'ye aidiyet noktasında bazı soru işaretleri ile ele alınmış, konu ile ilgili literatürde yer alan tespitler yeniden tetkik edilerek eksiklikler/yanlışlıklar giderilmeye çalışılmış, dil ve muhteviyat özelinde yapılan incelemeler tenkitli metin kurulumu ile ortaya konulmuştur.

Elif Tok
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşar Kemal'in Yolda kitabında oluş veya kılış olma bakımından fiiller

Bu çalışmada fiillerin oluş ve kılış olma durumları açıklandıktan sonra Yaşar Kemal'in "Yolda" adlı kitabının içerisinde yer alan "Sarı Sıcak, Süpürge, Keçi, Hançer, Yolda ve Avcı" adlı hikâyelerde geçen fiiller oluş ve kılış olma durumları bakımından ele alınacaktır. Bu çalışmanın amacı Türkçedeki fiilleri, kullanıldıkları cümlelerdeki anlamlarından hareketle oluş ve kılış fiili olarak değerlendirmektir ve böylece Türkçedeki fiillerin anlamlarına göre oluş ve kılış fiili olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktır. Eserde incelenen kısım toplam otuz altı sayfayı kapsamaktadır. Bu çalışma ortaya konulurken sözü edilen eserin belirlenen kısmı konu dâhilinde tarandıktan sonra elde edilen veriler toplanıp analiz edilmiştir. Çalışmanın sonunda da elde edilen veriler değerlendirilmiştir.

Pınar Gündüz
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fâtih Dîvânı'nda kelime grupları

Çalışma Fâtih Dîvânı'nın tümünü kapsamaktadır. Bu çalışma XV. yy. şairi olan Fâtih'in dili üzerine yapılmıştır. Dil bilimin bir alt dalı olan sözcükbilimin yöntemleriyle sanatçıların eserlerinde kullandıkları sözcüklere, sözcük gruplarına dair verilere ulaşılır. "Sanatçı sözlükleri" denilen sözlüklerle sanatçıların üslûbu, yaşamları ve onların yaşadıkları devrin kültürel birikimi hakkında bilgi sahibi olunmaktadır. Buradan yola çıkılarak Fâtih Sultan Mehmed Han'ın hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Devamında kelime grupları hakkında açıklama yapılıp sonrasında Fâtih Dîvânı'nda yer alan kelime grubu çalışmasına geçilmiştir. Fâtih'in Türkçe Dîvânı'nda yer alan kelime grupları belli bir düzen çerçevesinde açıklanarak verilmiştir. Fâtih'in Dîvânı'nda kullandığı kelimeler ve kelime grupları nelerdir? Hangi kelimeleri nerede ve ne sıklıkla kullanıyordu? sorularından yola çıkılarak hazırlanan bu çalışma Fâtih Dîvânı'nın kelime gruplarını ve kullanılış sıklıklarını tespit etme amacını taşımaktadır. Çalışmanın diğer aşamasında metin sayfaları tek tek taranarak kelime grupları tespit edilmiş ve bu kelimelerin geçtiği satır numaraları belirtilmiştir. Çalışmada sayısal verileri ortaya çıkarmak üzere kelime gruplarının sayıları ve kullanılma sıklığı bir tablo hâlinde sunulmuştur.

Esra Kaya
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nesîmî'nin Türkçe Dîvânı'ndaki kelime grupları ve kip ekleri (İlk on gazel)

Dil, yeryüzünde insanlık tarihinin en büyük buluşlarından biridir. Anlaşma, iletişim kurma işlevlerini üstlenen insanlara aktarımı kolaylaştıran bunu kurallar ile yapan dilin kendisidir. Tüm bunları gerçekleştiren dilin çeşitli yapıları vardır. Bunları da kelime olarak adlandırırız. Bazen kelime, iletişimde tek başına yetersiz kaldığında birden çok çok kelime yan yana gelir ve kelime grubunu oluşturur. Bir araya gelerek dil birimi oluşturan kelime grupları, dilimizde geniş bir yelpazeye sahiptir. Bu geniş alanın incelenmesi, tanımlanması, sınıflandırılması da bir ihtiyaç halini ortaya çıkarmıştır. Seyyid Nesimî'ın hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilip Türkçe Divânı ve kelime gruplarıyla ilgili olan bu çalışmada açıklamalar yapılmıştır. Nesimî'in Türkçe divanında yer alan kelime grupları belli bir düzen çerçevesinde verilmiştir. Nesimî, XIV. yy şairidir ve yaşadığı yüzyıl itibariyle Türk edebiyatında önemli bir yer tutmaktadır. Şairin hazırladığı Türkçe divan üzerine çalışma yapılmış, kelime grupları araştırılmıştır. Nesimî'nin hayatı, edebi şahsiyeti ve Türkçe divanında yer alan kelime grupları hakkında bilgi verilmiştir. Kelime grupları bilgilendirilmesinden sonra divanda yer alan kelime grubu çalışmasına geçilmiştir. Daha sonra fiil grubunda kip ekleri incelemesi yapılmıştır.

Mehmet Vakar
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Zülfü Livaneli hayatı eserleri sanatı

Bu çalışmada Zülfü Livaneli'nin hayatı, eserleri ve sanatı incelenmiştir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Ayrıca çalışmamızda giriş, sonuç, kaynakça ve ekler kısımları yer almaktadır. Tezin giriş kısmında, konunun önemi, kapsamı, sınırları, özgün değeri, araştırma sorusu, amaç ve hedef belirtilmiştir. Birinci bölümde yazarın hayatı anlatılmıştır. Livaneli'nin hayatı çeşitli kategoriler altında incelenmiştir. Aile kökenleri, doğumu ve sonrası, çalışma hayatı, eğitim hayatı, yazarlık serüveni, müzik hayatı, sinema çalışmaları ve siyasi hayatı farklı başlıklar altında yazılmıştır. Yazarın ilk gençlik çağından bu yana politik bir duruşa sahip olduğu ortaya konulmuştur. Yaşam biçimi, hayatı boyunca karşılaştığı zorluklar ve sanatı, politik duruşunun sürekliliğini canlı kılmıştır. İkinci bölümünde yazara ait romanlar, uzun hikâyeler, kısa hikâyeler, otobiyografiler, anı kitapları, deneme kitapları ve yazarlık dersi içeren kitaplara yer verilmiştir. Kitaplar türlerine göre sınıflandırılmıştır. Eserler edebiyat biliminin imkânları dâhilinde incelenmiştir. Yine bu bölümde eserlerindeki bakış açısı, anlatım teknikleri, zaman, mekân ve toplumcu gerçekçi izleklere dair tespitlere yer verilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde yazarlığa doğru ilk deneyimleri, yazarın dili ve üslubuna dair değerlendirmeler yapılmıştır. Sonuç kısmında yazarın eserleri ve sanatsal kuramı değerlendirilmiştir. Çalışmamızın ekler kısmında Livaneli Vakfı yetkilisi ile yapılan görüşmeye, yazarın eserleri üzerine yapılan tez isimlerine ve yazarın edebiyat dalında aldığı ödüllere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: zülfü livaneli, edebiyat, roman, öykü, toplumcu sanat.

Mehmet Dinç
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aziz Nesin'in "Toros Canavarı ve İt Kuyruğu" adlı yapıtlarında deyimlerin yapı ve anlam bakımından incelenmesi

Deyimler, hem sözlü hem yazılı anlatım ürünü olup bir toplumun tarihi, düşünce dünyası ve kültürü hakkında bilgiler sunarak değerlere zenginlik katar. Türk dilini zenginleştiren deyimler, birçok yazar tarafından ele alındı. Deyimler üzerinde yapılan çalışmalara bakıldığında, Ömer Asım Aksoy, "Deyimler Sözlüğü" adlı yapıtında anlamı yoğunlaştırarak birden fazla sözcükle yapılan söz öbeklerinin nasıl bir biçimde oluştuğunu ve sözcüklerin bir araya geldiğinde, nasıl bir anlam ifade ettiğini çalışmada görmek mümkün. Ele alınan çalışmada deyimler, hem anlamı hem yapısı bakımından incelendi. Yapı bakımından ele alınacak deyimler, Aziz Nesin'in "Toros Canavarı ve İt Kuyruğu" adlı yapıtları üzerinde inceleme yapıldı. Yazar'ın yapıtları incelendiğinde birbirinden çok farklı deyim çeşitlerine rastlanıldı. Hangisi sözcük türüne sahip hangisi cümle türüne sahip olduğu unsurlar araştırıldı. Sözcük türündeki deyimler ve cümle türündeki deyimler hangi anlamı ifade ettiği unsurlar araştırılarak çeşitli kaynaklardan yararlanıldı. Deyimler iki bölümde incelenip yapı özellikleri yönünden alt başlıklar şeklinde sıralandı ve deyimlerin her biri kendi arasında gruplandırılıp incelendi. Böylece çalışmanın amacı belirlenmiş olup bu iki yapıtta geçen deyimlerin de tanımı ve değerlendirmesi yapılmış oldu.

Fatime Kömürcü
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Münşe'ât-ı Fevrî (İnceleme-metin)

Klasik Türk Edebiyatı'nda XIV ve XV. yüzyıllardan itibaren münşe'ât türünde pek çok eser kaleme alınmıştır. Sonraki dönemlerde inşâ alanında güçlü münşîlerin de yetişmesi ile bu gelenek devam etmiştir. Türk edebiyatı tarihinde daha çok şiirleriyle tanınan XVI. yüzyıl sanatçısı Fevrî Ahmed Çelebi de kaleme aldığı inşâ tarzındaki eserleriyle bu geleneğe katkı sunan sanatçılardan biridir. Bu tez çalışması Fevrî Ahmed Çelebi'ye ait olan ve Münşe'ât-ı Fevrî adıyla bilinen eserin inceleme ve çeviri yazı metnini konu almaktadır. Münşe'ât-ı Fevrî mukaddime ve 42 adet mektuptan oluşmaktadır. Münşe'ât'ın mukaddime bölümü, Fevrî'nin inşâ ve şiir hakkında düşüncelerini çeşitli âlim ve kaynak eserlerden iktibaslar yapmak suretiyle sunduğu dikkat çekici bir niteliğe sahiptir. Eserde mukaddime bölümünden sonra sunulan mektup suretleri ise hem Fevrî'nin hem de dönemin çeşitli şahsiyetlerinin yazışmalarından oluşmaktadır. Bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Klasik Türk Edebiyatı inşâ ve münşe'ât geleneğinden söz edilmiştir. Tezin birinci bölümünde Fevrî Ahmed Çelebi'nin hayatı, sanatçı ve ilmî kişiliği yanında eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Münşe'ât-ı Fevrî'nin tanıtımı, muhteva ve üslup özellikleri bakımından incelenmesi üzerinde durulmuştur. Tezin üçüncü bölümünde Münşe'ât-ı Fevrî'nin ilmî yöntemlerle hazırlanan metnine yer verilmiştir. Bu bölümde öncelikle Münşe'ât'ın yazma nüshası tanıtılmış, metnin hazırlanma yöntemi hakkında bilgi verilmiş daha sonra çeviri yazı metin sunulmuştur.

Rıdvan Uluç
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Atilla Birkiye hayatı sanatı eserleri

Bu doktora tezinde Atilla Birkiye'nin hayatı, sanatı ve eserleri üzerine çalışılmıştır. Tez üç temel bölümden oluşur. Bunun yanında giriş, sonuç, röportaj ve kaynakça kısımları da yer alır. Tezin giriş kısmında, konunun önemi, kapsamı, sınırları, özgün değeri, araştırma sorusu, amaç ve hedef belirtilir. Birinci bölümde yazarın hayatı ele alınır. Birkiye'nin yaşamında yaptığı çalışmalar, yazarlık hayatı hakkında bilgi verilir. Ailesi, doğumu, eğitim hayatı, çalışma hayatı, sinema çalışmaları ve hazırladığı televizyon programları üzerinde durulur. Yazarın hayata bakışı ele alınır. Yazarın hayatı boyunca daha çok nelerle uğraştığına dikkat edilir. Yazarın hayatı boyunca yazma serüvenine bir tutku olarak yaklaşması işlenir. İkinci bölümde Birkiye'nin sanat anlayışı üzerinde durulur. Onun romanlarını oluşturan temel unsurlar ve olaylar incelenir. Yazarın romanlarında kullandığı teknikler belirtilir. Deneme, şiir, günlük türlerindeyse eserlerde geçen temalar ele alınır. Derleme ve müzikaldeyse yazarın ne hakkında bilgi verdiği incelenir. Yazarın eser verdiği türlerdeki çalışmaları hakkında genel bilgilendirme yapılır. Bunun yanında yazarla görüşerek yapılan röportajdaysa yazarın kendisi sanatı hakkında doğrudan bilgi verir. Sanatçının verdiği bilgiler, onun eserlerini anlamak açısından önemlidir. Böylece yazarın edebiyata eserleri ile sağladığı katkılar görülür. Yazarın sanatının, edebiyattaki yerine değinilir. Üçüncü bölümde yazarın eserlerine yer verilir. Bu bölümde yazarın romanlarında, günlüklerinde, denemelerinde, şiirlerinde üzerinde durduğu noktalara bakılır. Yazarın sanata verdiği öneme değinilir. Bu yapıtlar, çoğunlukla ele aldıkları konu bakımından incelenir. İçerik ön plandadır. Yazarın, sanatına yansıyan dünya görüşü incelenir. Sonuç kısmındaysa yazarın kendisi ve eserleri hakkında ulaşılan bilgilere yer verilir. Yazarın Türk edebiyatına olan katkıları açıkça ifade edilir. Çalışmanın sonunda yazarla yapılan röportaj ve fotoğraflar yer alır. Yazarın kendisiyle görüşülüp sanatı hakkında çeşitli sorular sorulur.

DenemeRomanŞiir
Seval Altın
Harran University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dürre'nin hayatı, edebî kişiliği ve dîvânçesi (İnceleme-metin)

XIX. yüzyılda yaşayan Ali Haydar, şiirlerinde Dürre mahlasını kullanmıştır. Dürre'nin doğum yeri ve tarihi ile ilgili kaynaklarda herhangi bir kayda ulaşılamamıştır. Ancak 1883'te Üsküdâr Fenâî Tekkesi'nde vefat ettiği bilgisi mevcuttur. Dürre'nin bilinen tek eseri şiirlerinin bir arada yer aldığı Dîvân'ıdır. Sa'dilik tarikatına mensup olan şairin dîvânda dinî-tasavvufî anlayışını yansıtan şiirleri ağır basmaktadır. Bu bağlamda eser, dinî- tasavvufî fikirleri yansıtan kavramlar açısından oldukça zengindir. Alevî meşrep olduğu anlaşılan şairin şiirlerinde ağırlıklı olarak Alevî anlayışı yansıtan Hz. Ali, şah-ı merdân, on iki imâm, zülfikâr, Haydar, Murtazâ, Ebû Turâb vb. kavramlar kullanılmıştır. Bunun yanında Hz. Muhammed ve diğer bir kısım peygamberlere telmihte bulunup Hz. Mevlânâ gibi mutasavvıflara da yer vermiştir. Eser; 34 gazel, 3 mütekerir muhammes, 1 mütekerrir müseddes, 1 mütekerrir müselles, 7 mütekerrir murabba, 8 müzdeviç murabbadan oluşmaktadır. Şair, eserindeki manzumelerde ağırlıklı olarak ilâhî aşkı anlatmış olsa da beşerî aşkı yansıtan şiirler de kaleme almıştır. Dîvân'daki şiirler, klâsik edebiyatın dil ve üslup özelliklerini yansıtmaktadır. Eseri genel mahiyette didaktik tarzda kaleme alan Dürre'nin dili dönemine göre sadedir. Bu çalışmada, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Uşşâkî Tekkesi Bölümü 151 numara ile kayıtlı olan ve tek nüsha özelliği gösteren Dürre'nin Dîvânı'nın inceleme ve çeviriyazısı yapılmıştır. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde şairin yaşadığı dönemin genel özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde şairin hayatı, eseri ve edebî kişiliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Dîvân şekil ve muhtevâ açısından incelenmiştir. Aynı bölümde eserin dil ve imla hususiyetleri üzerinde birtakım değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ayrıca metnin kuruluşunda izlenen yöntem, çeviriyazı alfabesi ve transkribe edilmiş metne yer verilmiştir. Çeviriyazısı yapılan eserin sonuna nüshanın orijinali eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: XIX. yüzyıl, Klâsik Türk Edebiyatı, Dîvân, Dürre.

19. yüzyılAli Haydar EfendiDivan şiiri+3
İsmet Karaca
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mehmed Haşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi (İnceleme-çeviri yazılı metin)

Bu çalışma, Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi adlı eserin metin ve içerik yönünden incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Eser, İslam fıkhının alt dallarından biri olan ve İslam'ın miras paylaşımında koyduğu kuralları ele alan ferâiz ilmine dair yazılmış bir manzumedir. Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi (İnceleme – Çeviri Yazılı Metin) adını verdiğimiz bu çalışmayla, klasik Türk edebiyatında öğretici maksatla kaleme alınmış türlerin az bilinenlerinden biri olan ferâiz manzumeleri grubuna eklenecek yeni bir eserin edebiyat dünyasına tanıtılması amaçlanmıştır. Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi adlı eser, Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesinin Yazma Eserler bölümünde 5344-II demirbaş numarasıyla kayıtlıdır. 41 varaktan oluşan eserde 1214 beyit yer almaktadır. Eser, XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın başlarında yaşadığı tespit edilen ancak biyografik kaynaklarda hakkında çok fazla bilgi bulunmayan Seyyid Mehmed Haşim Efendi tarafından yazılmıştır. Yazılış yılı 1708'dir. Didaktik tarzda ve mesnevi nazım şekliyle kaleme alınmış bu eserde ferâiz ilmi ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Eser, Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden Muhammed es-Secâvendî'ye ait olan ve İslam hukuku alanında en çok tanınan, en çok kabul gören el-Ferâizü's-Sirâciyye adlı eser esas alınarak yazılmıştır. Çalışmamız giriş bölümü ve onu takip eden iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konuya hazırlık bağlamında klasik Türk edebiyatı hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ayrıca ferâiz ilmi ve kaynakları hakkında bilgiler verilmiş, ferâiz manzûmelerinin ortaya çıkış süreçlerinin yanında şimdiye kadar tespit edilen Türkçe ferâiz manzûmelerine değinilmiştir. Birinci bölümde Seyyid Mehmed Haşim Efendi'nin hayatı ve edebî kişiliği, başvurulan kaynaklar ışığında ele alınmıştır. İkinci bölümde eser şekil özellikleri ve ele aldığı içerik yönünden incelenmiştir. Devamında eserin çeviri yazılı metni verilmiştir. Son bölümde ise ek başlığı altında eserin orijinal metnine yer verilmiştir.

18. yüzyılKlasik Türk edebiyatıManzum Feraiz-name+3
Süleyman Arslan
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hasan İzzettin Dinamo'nun hayatı, sanatı, eserleri

Hasan İzzettin Dinamo, 1 Ocak 1909 yılında Trabzon'un Akçaabat ilçesinin Ahadanda köyünde dünyaya gelmiştir. Yaşamının ilk yıllarındandan itibaren ülkenin içinde bulunan siyasi olaylar ve yoksulluk gibi birçok sorunla karşılaşır. I. Dünya Savaşı'nda babasının ve ağabeyinin şehit düşmesinden sonra, annesi ve kız kardeşleri ile bir başlarına kalmışlardır. Dinamo, daha sonra Darüleytam'da kalmaya başlamıştır. Ardından geçen her gün ona hayatın gerçeklerini ve zorluklarını öğretmiştir. İlköğretimini bitirdikten sonra 17 yaşında Sivas Öğretmen Okulu'nu bitirmiştir. Malatya ve Adıyaman'da iki yıl öğretmenlik yapmıştır. Aldığı maaş kendisine dahi yetmeyince çeviriler yapmaya başlar. İzzettin Dinamo'nun, yazdığı Tren adlı şiiri yüzünden yaşadığı zorlu hayata bir zorluk daha eklemiştir. İşçi hakları ile ilgili bildirisi ve Tren şiiri yüzünden dört yıl hapishanede yatmıştır. Bu hüküm yattığı esnada yaşadığı acı dolu günleri de kaleme almayı ihmal etmemiştir. Birkaç eseri dışında tüm eserlerini de cezaevinden çıktıktan sonra kaybetmiştir. Hapisten çıktıktan sonra belli başlı dergilerde yazılar ve şiirler yazarak hayatını sürdürmeye çalışmıştır. Bildiği yabancı diller de kendisine pek fazla yaramamıştır. Dinamo, dergilerde yazdığı şiirleri ve yazıları yüzünden de çeşitli suçlamalar ile baş başa kalmıştır. Sıkıyönetim mahkemesinden bir yıl daha ceza almıştır. V Yaşadığı zorlu ve çetin yıllardan sonra da 6/7 Eylül olayları ile baş başa kalmıştır. İstanbul'da yaşanan olaylar ve İstanbul'da meydana gelen büyük patlamalardan sorumlu tutulmuştur. Evinden apar topar götürülen Dinamo'nun yolu yine hapislerden geçmiştir. Bu zorlu zamanları da kaleme almayı ihmal etmemiştir. Yaptığı evlilikte de sıkıntı yaşayan Dinamo'nun hayatı hapishanelerde, köşe başlarında geçmiştir. Dinamo her zaman savaşmayı bilen, dik duruşlu, haksızlığa tahammülü olmayan profile sahip bir kişidir.Dinamo, 1989 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. İzzettin Dinamo ilk başlarda birçok şairden ve yazardan etkilenerek yazarlık hayatına başlamıştır. Zaman içerisinde yazdıklarını da kuvvetlendirerek özgün dilini bulmuştur. Fakat sürekli bir git gel yaşamıştır. Tek bir çizgide kalmayan Dinamo, bazen kendi hayatını roman yapmıştır. Bazen de yaşadığı yılları tüm gerçekçilikle kaleme almıştır. Özellikle Kutsal Barış ve Kutsal İsyan adlı eserleri, kaleme aldığı en önemli eserlerdir. Şiirlerine bakıldığında kimi zaman epik, kimi zaman destansı ve kimi zaman da pastoral şiirler yazmıştır. Yazdığı eserler, yaşadığı zaman diliminde ortaya çıkan olaylardan, Beş Hececilerden ve Yedi Meşalecilerden dolayı hep bir adım geride kalmıştır. Anahtar Kelimeler: Dinamo, Kutsal İsyan, Toplumcu gerçekçi, Yazar, Roman

Mehmet Şah
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında temalar

Bu çalışmamızda Yılmaz Erdoğan'ın romanlarını yapı, tema, iç ve dış unsurlar olarak ele almaya ve yine romanları anlatıcı, bakış açısı, vaka- olay örgüsü, kişiler, zaman, mekân, dil-üslup ve anlatım teknikleri başlıkları altında analiz edip yapısal açıdan incelemeye çalıştık. Bu kapsamda çalışmanın birinci bölümünde Yılmaz Erdoğan'ın hayatı, eserleri ve roman özetlerini ele aldık. Bu kısmı Yılmaz Erdoğan'la röportaj yaparak oluşturduk. Eserlerini ise roman, hikâye, şiir ve antoloji başlığı altında dört kısma ayırdık. İkinci bölümde Yılmaz Erdoğan'ın romanlarının yapı bakımından inceledik. Bu kısmı iç unsurlar; anlatıcı ve bakış açısı, vaka- olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekân ve anlatım teknikleri; anlatma ve gösterme teknikleri, geriye dönüş tekniği, mektup tekniği, tasvir tekniği, iç monolog tekniği başlığı altında ikiye ayırdık. Üçüncü bölümde ise Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında öne çıkan temalardır. Bunları yedi başlık altında topladık: Bunalım ve karmaşa, tarih, özlem, din, gelenek, aşk ve tabiat. Romanlarında temalardan ulaştığımız sonuçlardan bazıları şöyledir: Özlem: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında özlem teması, sıla özlemi, sevgiliye ve çocukluğa özlem olmak üzere üç şekilde işlenir. Genellikle geçmişe gidilir ve her zaman özlemle hatıralarını kalplerinin bir köşesinde yaşatırlar. Tabiat: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında tabiat konusu genellikle gezilerde öne çıkar. Ekiple gidilen yerlerdeki kırlar, ovalar, dağlar sıklıkla söz edilir. Tabiata açılmak romanlarda önemli bir yer tutar. Aşk: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında aşk konusu duygu boyutunda yaşanır, cinsellik yoktur. Romanların sonunda sevenler kavuşur. Tarih: Yılmaz Erdoğan romanlarında tarih teması Türk milletinin tarihinde yer alan önemli şahsiyetlerden yola çıkılarak anlatılır. Yazar, geçmişin hikâyelerini bugünün meseleleriyle bağlantılı olarak işler. Bu şekilde dün ve bugün bütünleşir, geçmişin üzerinden şimdinin okumasını ve sorgulamasını yapar. Gelenek: Romanlarda gelenek teması, kültürel değerlerimizi anlatarak okuru bilinçlendirmek amacıyla ele alınır. Din: Romanlarda din temasını bazen birilerine dua ederken; bazı romanlarında da çocuklara okudukları ninnilerde görürüz. Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında uzun yıllardan beri var olan ve süzülerek gelen inanç ve geleneği birleştirir. Tarih temasını romanlarında anlatırken Türk milletinin tarihteki kahramanlıkları ve çekilen acıları milli duygu ve birlik ile işler. İncelemeye çalıştığımız romanlarda yazarın değinmiş olduğu millî, İslamî ve tarihî olaylar ve değerler bize yol gösterici olmuş ve yazarın oluşturduğu gelenekçi tavrı, romanların dünyasına adım atmamızı sağlamıştır. Romanlarında öne çıkan bunalım ve karmaşa, özlem, tabiat, aşk, tarih, gelenek ve din gibi temalar üzerinden romanlarını analiz ederek kullandığı anlatım tekniklerini de incelemeye çalıştık. Anahtar Kelime: Anlatıcı, Anlatım Teknikleri, Zaman, Mekân, Şahıs, Dil ve Üslup,

Anlatım teknikleriDilErdoğan, Yılmaz+7
Merve Nur Yıldırım
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avni Divanı'nın çatı bakımından incelenmesi

Çatı, genel olarak fiillerin özne, nesne ve tümleçlerle olan ilişkisi şeklinde tanımlanabilir. Gramerlerimizde yapılan çatı tanımlamalarının bir kısmı fiilin özne ve nesne ile olan ilişkisi üzerinde dururken bir kısmı da fiilin özne, nesne ve tümleçlerle olan ilişkisi üzerinde durmaktadır. Bununla beraber çatının tasnifi konusunda da gramerlerimizde ayrılıklar mevcuttur. Kimi gramerlerde özne ve nesnenin durumuna göre sınıflandırma yapılırken kimi gramerlerde de fiilin çatı eklerinden herhangi birini alıp almamasına göre sınıflandırmalar yapılmıştır. Çatının tanımı ve tasnifindeki bu ayrılıklar çatı eklerinin işlevi için de söz konusudur. Çatı eklerini yapım eki, çekim eki ve her ikisinin arasına konumlandıran görüşler bulunmaktadır. Ayrıca çatı ekleri için ayrı bir başlık açılmış, bu ekler detaylı bir şekilde örneklerle verilmiştir.Çatı ekleri verilirken Zeynep Korkmaz'ın Türkiye Türkçesi Şekil Bilgisi ve Muharrem Ergin'in Türk Dil Bilgisi adlı eserleri kaynak alınmıştır. Bu çalışmada Avnī Divānı çatı yönünden incelenmiş, Divān'daki tüm beyitlerde geçen ve kılış bildiren fiil ve fiilimsiler çatı bakımından sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Fiil çatıları konusunda detaylı bilgiler verilmiş,Zeynep Karahan, Hacı İbrahim Delice ile Hanefi Vural-Tuncay Böler'in çatı hakkındaki görüşleri örneklerle verilmiştir.İkinci bölümde fiil çatısı eksiz çatılar (geçişli, yerseme ve zarfsama çatıları) ve ekli çatılar (ettirgen, oldurgan, edilgen, dönüşlü ve işteş çatılar) olmak üzere iki başlığa ayrılmıştır. Divān'ın tamamı çatı yönüyle incelenmiş, şiirin Divān'daki numarası ve beyit veya mısra numarası parantez içinde belirtilmiştir. Sonuç bölümünde ise Divan'da geçen fiil çatılarının sayıları bir tablo halinde verilmiştir. Bugün elimizde tek nüshası Millet Kütüphanesi Ali Emiri Kitaplığın'nda bulunan Avnį Divānı'nın V Muhammet Nur Doğan tarafından Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları'ndan çıkan Fātih Dīvānı ve Şerhi adlı çalışması esas alınarak bu çalışma yürütülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çatı, Çatı Ekleri, Ekli Çatılar, Eksiz Çatılar, Avnį Divānı

Orhan Bicak
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarık Günersel'in hayatı ve sanat anlayışı

Bu çalışmada yazar, şair, aktivist, oyuncu, aforist, öykücü, düşünür gibi çok yönlü bir sanatçı olan Tarık Günersel'in hayatı ve sanat anlayışı incelendi. Tarık Günersel, Türk edebiyatında somut şiir denilince ismi en başta anılması gerekilen şairlerden birisidir. Türkiye'de ilk şiir atölyesini açmış, Dünya Şiir Günü'nün belirlenmesinde öncü olmuştur. Şiirlerindeki üslup ve şaşırtıcı buluşlar, öykü ve piyeslerindeki şiirsel anlatım Günersel'i özgün hale getiriyor. Anı kitabında 1982-1986 yılları arasında bulunduğu Suudi Arabistan'ın sosyal, kültürel hayatıyla ilgili bilgiler vermesi bu eseri önemli kılmaktadır. Günersel'in hayatıyla ilgili olan kısımların çoğu yazarla muhtelif zamanlarda yapılan online görüşmelerden oluştuğu için birinci el bilgilerdir. Bu çalışmada Günersel'in somut şiirleri, edebi ve düşünsel anlamda ülkeye ve dünyaya katkıları ele alındı. Günersel'in 20 yaşında karar verip tüm eserlerini o yönde değiştirip dönüştürdüğü, birçok türden ve eserden oluşan Mozaik Destan Projesi ve bununla bağlantılı olarak Yeryüzü Uygarlığı Projesi de incelenip tüm hatlarıyla ortaya konuldu. Bu çalışma, yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Günersel'in hayatı, eserleri ve edebi kişiliği ele alındı. İkinci bölümde 1980 Sonrası Türk şiiri ve somut şiir ana hatlarıyla belirtildi. Üçüncü bölümde Günersel'in şiirleri incelendi. Günersel'in en çok yazdığı tür şiir olduğu için bu çalışmanın ana omurgasını da bu bölüm oluşturmaktadır. Dördüncü bölümde öykülerinin kısa özetleri verildi. Beşinci bölümde Günersel'in yayımlanmış piyeslerinin geniş özetlerinin yanı sıra piyesler dil, zaman ve mekân açısından incelendi. Altıncı bölümde aforizmaları tematik olarak sınıflandırıldı. Yedinci bölümde anı eseri tanıtılıp eser hakkında fikir oluşması adına eserden örnekler verildi. Tarık Günersel'in çok sayıda eseri olduğu için bu çalışmada eserlerinden bazı ürünler örnek alınmış ve tümevarım yöntemiyle yazarın sanat anlayışı ortaya konulmuştur. Bu şekilde, yazarın Türk edebiyatındaki konumu tespit edilmeye çalışıldı.

Burhan Tunçay
Harran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rasim Özdenören'in "Gül Yetiştiren Adam" adlı romanındaki kelime türlerinin incelenmesi

Rasim Özdenören, Türk edebiyat ve sanatının son elli yılında hikâyeciliği ve denemeleriyle önemli bir yere sahiptir. 1979 yılında yayımladığı "Gül Yetiştiren Adam" adlı romanı bugüne kadar yayınlanmış tek romanıdır. Romanda batılılaşma sürecinde, Doğu-Batı çatışması arasında kalan insanların gösterdiği tavrı ve elli yılı aşkın bir zaman içinde yaşanılanların yeni nesillere yansıması konusunu işlemiştir. Eserde geçen kelimeler, türleri açısından incelenmiş olup örneklerle desteklenmiştir. Kelime türlerinin sınıflandırılmasında çeşitli araştırmacılar farklı sınıflandırmalar yapmış olsa da bu çalışmanın ana hatlarının belirlenmesinde ve detaylandırılmasında Zeynep Korkmaz'ın "Türkiye Türkçesi Grameri Şekil Bilgisi" kitabı esas alınmıştır. Ayrıca Muharrem Ergin, Tahir Nejat Gencan, Haydar Ediskun ve Tahsin Banguoğlu gibi önemli araştırmacıların da kelime türleriyle ilgili yapmış olduğu sınıflandırmalara da yer verilmiştir.

Feride Burcu Uludağ
Harran University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşlıcalı Yahyâ'nın Sâh u Gedâ Mesnevî'sinde dinî terimler

Bu çalışmada, Taşlıcalı Yahyâ'nın Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınlarından çıkarılmış Şâh u Gedâ mesnevîsinde söz varlığı kapsamına dâhil olan dinî terimler mesnevînin tüm beyitleri incelenerek tespit edilmiştir. Tezin giriş bölümünde çalışmamızın konusu, amacı, yöntemi ve ulaştığımız bulgular yer almaktadır. Ayrıca; yazarın hayatı, eserleri ve edebî kişiliği hakkında bilgiler de tezin giriş bölümünde bulunmaktadır. Birinci bölümde söz varlığı, Türkçe'nin tarihî gelişimi ve Şâh u Gedâ'nın yazıldığı dönem ile ilgili bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde ise Şâh u Gedâ mesnevîsinin ihtivâ ettiği dinî terimler ve özel isimler incelenmiştir. Tespit edilen dinî terimlere örnek olarak verilen beyitler kitaptan orijinal hâliyle alınmıştır. Tespit edilen dinî terimlerin kökenlerine göre dağılımları eserin sonuç bölümünde toplu bir şekilde yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Söz Varlığı, Dinî Terimler, Mesnevî, Taşlıcalı Yahyâ, Şâh u Gedâ.

Söz varlığı
Betül Kara
Harran University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hazret-i Ali Cenkleri'nde niteleme sıfatlarının işlevleri

Toplumu çeşitli açılardan bilinçlendirmek için ortaya konulan Hazret-i Ali Cenkleri, Hazret-i Ali etrafında gelişen olayların ele alındığı sözlü kültürde ortaya çıkıp daha sonra yazıya aktarılarak günümüze kadar varlığını devam ettiren gazavatname türünde bir eserdir. Hem mensur hem de manzum olarak ortaya konulan cenknamelerde din ile kahramanlık temaları oldukça geniş bir yer tutar. Bu çalışmada Eski Anadolu Türkçesi metinlerinden olan Prof. Dr. Necati Demir ve Yard. Doç. Dr. Mehmet Dursun Erdem tarafından çevirisi yapılan Hazret-i Ali Cenkleri'nde ilk yedi bölümde yer alan niteleme sıfatları bağlamdan yola çıkılarak işlev bakımından tespit edilip incelenmiştir. Dil bilgisi çalışmalarına katkı sağlamak maksadıyla ortaya konulan çalışma; giriş, sıfat ve inceleme başlıklarından oluşmaktadır. Çalışmaya konu olan eser mensur Hazret-i Ali Cenkleri'nden meydana gelmektedir.

Dilek Çolakoğlu
Harran University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mizancı Murad Bey'in "Taharrî-i İstikbal" adlı eserinin birinci cildinin yeni Türk alfabesine aktarılması ve tahlili

Mizancı Murad Bey'in "Taharrî-i İstikbal" adlı eserinin birinci cildini, Osmanlı Türkçesinden yeni Türk alfabesine aktarmak ve içerisindeki yazıların tahlilini yapmak amacıyla hazırlamış olduğumuz tezimizin sonucunda Mizancı Murad Bey'in önemli bir fikir adamı, milletine bağlı bir vatandaş ve hem zihin dünyası hem de üslûbu son derece zengin ve kuvvetli bir yazar olduğu ortaya çıkmaktadır. II. Abdülhamid döneminde milletin içerisinde bulunduğu sıkıntılı hal, yaşanılan siyasi sorunlar, padişahın durumlar karşısındaki davranışlarına ışık tutan Mehmed Murad Bey, büyük bir bilgi birikimi ve ileri görüşlülüğe sahiptir. 1886-1909 yılları arasında yayımlamış olduğu Mîzan gazetesi üç devreden oluşmaktadır. İlk devresinde padişah yanlısı tutum sergileyen Mehmed Murad Bey, ikinci ve üçüncü devrede kırgınlık ve kızgınlıklarını ortaya koyarak padişaha muhalif bir tavır takınmıştır. Çalışmadaki amacımız, Mîzan gazetesinin ikinci devresindeki 30 yazıyı okura sunmak, gelecek nesillerin geçmişlerini yakından inceleyebilmelerini sağlamak, edebiyatımızın siyasi tenkit türünde Murad Bey'in nasıl bir ilerleme kaydettiğini göstermek ve fikirlerinin günümüz Türkçesi ile daha iyi anlaşılabilmesine vesile olmaktır. Bu sebeple incelediğimiz Taharrî-i İstikbal eserinin birinci cildi, 1911 yılında Mizancı Murad Bey'in oğlu tarafından İstanbul Amidi Matbaası'nda basılmıştır. Avrupa ve Mısır döneminde Mîzan gazetesinde yayımlanan yazılar iki cilt halinde okura sunulmuştur. İki ciltten birincisi tarafımızdan incelenmiştir. Mizancı Murad Bey, Taharrî-i İstikbal'in birinci cildindeki yazılarında ağır bir tenkit üslubu kullanmaktadır. Gözlemlerine dayalı incelemelerde bulunan Mehmed Murad Bey, padişahın eksikliklerini, devlet adamlarının görevlerindeki hallerini, yaşanılan sorunların temelindeki problemi ve tüm bunların sonucunda halkın durumunu konu almıştır. İşlediği her sorun, mesele ve noksanlığın çözümünü de ortaya koyarak, II.Abdülhamid'i yanlışlarını düzeltmeye davet etmiştir. Anahtar Kelimeler: II. Abdülhamid, Gazetecilik, Mizancı Murad Bey, Taharrî-i İstikbal.

Dil bilgisiDil bilimMizan gazetesi+4
Zeyneb Gül
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milli Kütüphane 06 Mil Yz A 10116 numaralı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni ve Şiir Mecmualarının Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi

Mecmua, "Nazım veya nesir niteliğindeki aynı ya da farklı konulara sahip bir ve birden fazla farklı şairlere ait, derleme hâlinde yazılmış olan yazma eserlerin bir düzen içinde veya düzensiz bir şekilde bir araya getirilmiş olan eserler bütünü" şeklinde tanımlanmaktadır. Neredeyse her dönemde yazılmış olan bu mecmualar, döneminde veya kendinden önceki dönemlerde yazılmış şiirlere kaynaklık etmesi bakımından önem teşkil eden eserlerden olmuştur. Klasik Türk Edebiyatında şairlerin divanlarında bulunmayan yahut zaman içinde tahrip olan şiirlerini, dönemin zevk anlayışını göstermesi bakımından son dönemlerde büyük bir dikkat çekerek araştırmacıların çalışmalarında yer almaya başlamıştır. Çalışmamızda Ankara Milli Kütüphanede yer alan 06 Mil Yz A 10116 Numaralı "Mecmû'a-i Eş'ar" adıyla kayıtlı şiir mecmuası, yeni şairler ve şiirler gibi edebiyatımıza yeni bilgiler kazandırmak gayretiyle incelenmiştir. Mecmuanın müstensihi tespit edilememekle birlikte mecmuanın 18. yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir. İçeriğinde birçok nazım şekli bulunduran mecmua yer yer duaları, Arapça ve Farsça beyitleri barındırmaktadır. Çalışmamızın ilk kısmında mecmua geleneği hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Bu bilgilerden sonra çalışmamızın konusu olan 06 Mil Yz A 10116 numaralı şiir mecmuasının nüsha tavsifi, nazım şekilleri, kullanılan vezinleri, içinde bulunan şairlerin biyografileri, vb. başlıklar altında mecmua tanıtılmıştır. İkinci bölümde ise "Transkripsiyonlu Metin" başlığı altında mecmua günümüz harflerine çevrilerek transkribe edilmiştir. Mecmuadaki şiirler, şairlerin divanlarıyla karşılaştırılarak tüm farklılıklar dipnotta verilmiştir. Mecmuadaki şiirlerin; şairlerini, aruz kalıplarını ve nazım türlerini gösteren MESTAP tablosu hazırlanarak tezimizin sonunda verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mecmua, MESTAP, Şiir

Tuğba Karatepe
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karacaoğlan ve Şeyhülislâm Yahyâ'nın şiirlerindeki âşık, sevgili ve rakip tiplerinin karşılaştırılması

Klasik Türk Edebiyatı ve Halk Edebiyatı, birbirinden şekil, içerik ve söyleyiş bakımından farklı olsa da konu bakımından ortaklıkları bulunan edebiyat dönemleridir. Çalışmamızda her iki dönemden şair seçilerek, veri toplaması yapılmaktadır. Kaynak taraması ve doküman analiz yöntemi kullanılarak elde edilen veriler sonucunda Klasik Türk Edebiyatı şairi olarak Şeyhülislâm Yahyâ, Türk Halk Edebiyatı şairi ise Karacaoğlan olarak belirlenmiştir. Şairler belirlenirken dönemlerinin aynı olmasına özen gösterilmesinin yanı sıra birbirilerine zıt karakterlerin seçilmesine de dikkat edilmiştir. Bu doğrultuda 17. yüzyıl edebiyatında sabit kalma kararı alınmıştır. Çalışmada öncelikle, 17. yüzyıldaki sosyal ve siyasi hayattan bahsedilmiştir. Yine bu döneme dair yaşam koşulları, sanattaki gelişim gibi çeşitli konularda genel bir bilgi verilmiştir. 17. yüzyıla dair bilgiler verildikten sonra şairlerin hayatları, edebi kimlikleri ve eserleri hakkında detaylara yer verilmiştir. Tezimizin 3. bölümünde ise şairlerin eserlerinden toplanan veriler ile alt başlıklar oluşturulmuş; sevgili, aşık ve rakip tiplerinin fiziki ve karakteristik özelliklerinden bahsedilmiştir. Bu bölümde yer yer seçili şairlerin eserlerinden de örnekler verilmiştir. Şairlerin eserlerini tipler ekseninde inceleyerek Klasik Türk Edebiyatı ve Âşık Edebiyatındaki âşık, sevgili ve rakibin aralarındaki benzerlik ve farklılıklar üzerinde durulmuştur. Çalışmanın amacı, belirli zamanlarda etkili olmuş, birbirine paralel olarak gelişim gösteren iki edebiyat dönemine ait edebi ürünlerde âşık, sevgili ve rakip tipinin nasıl işlendiğini ele almak, benzerlik ve farklılıkları ortaya koymaktadır. Bu sayede bu iki edebiyat kolunun birbirinden ne derece etkilendiği ya da çeşitli farklılıklara sahip olduğunu tespit etmektir. Elde edilen veriler sonucunda, Âşık Edebiyatı ve Klasik Türk Edebiyatı'nın birbirini etkileyen iki edebiyat kolu olduğu görülmüştür. Tezimize bakıldığında da şairler birbirine zıt karakterler de olsa eserlerinde beşerî aşkı işlerken benzer üslup takındıkları ama anlatımlarının çeşitliliğinin farklı olduğu gözlemlenmiştir. Âşık Edebiyatı şairi Karacaoğlan'ın gezgin bir şair olmasının dışında gezdiği gördüğü yerlerdeki güzellere yazdığı mısralardan dolayı sefih bir karaktere de sahip olduğu bilinmektedir. Bu özellikleri taşıyan şairin sevgili tipinde çeşitlilik söz konusu iken Şeyhülislâm Yahyâ'nın, Klasik Türk Edebiyatı anlayışına sadık kalması ve yaşamını belirli bir yerde sürdürmesinden dolayı sıklıkla tek bir tipleme üzerinde durduğu tespit edilmiştir. Bu neticede şairler, yaşadıkları dönemin ve hayat koşullarının getirisini eserlerine yansıtmış oldukları sonucuna varılmıştır.

Zeynep Betül Yücel
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ayfer Tunç'un kapak kızı, yeşil peri gecesi ve Osman romanlarında narsisistik unsurların çözümlenmesi

Çağdaş Türk edebiyatının önemli yazarlarından olan Ayfer Tunç birbirinden farklı edebi türlerde eserler kaleme almıştır. Geniş bir okur kitlesine ulaşan yazar son yıllarda romanlarıyla dikkat çekse de edebiyat dünyasına ilk olarak öyküleriyle adım atmıştır. Ayfer Tunç nitelikli bir edebi eserde iyi bir hikâyenin sağlam bir kurgu ile birleşmesi gerektiğini savunur ve kendi eserlerini de aynı anlayışla kaleme alır. Tunç yarattığı kurmaca roman kişileriyle hem dönemin Türkiyesine ve toplumsal sorunlara ışık tutar hem de söz konusu roman kişilerinin psikolojilerini çocukluk travmalarına kadar inerek bireyi derinlikli bir şekilde anlatır. Bundan dolayı Ayfer Tunç'un romanlarında yalnızlık, umutsuzluk, geçmişle hesaplaşma sıklıkla karşımıza çıkar. Bu tez çalışmasında Ayfer Tunç'un kendisiyle yapılan söyleşilerde üçleme olarak andığı fakat ayrı ayrı da okunabileceğini söylediği Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi ve Osman romanlarının kurmaca roman kişileri incelenmiş, söz konusu roman kişilerinin narsisist patolojiye uyum sağladıkları ve dolayısıyla bu açıdan incelenmeye uygun oldukları görülmüştür. Roman kişileri; Sigmund Freud, Heinz Kohut, Otto Kernberg gibi psikanalistlerin geliştirdikleri yaklaşımlar çerçevesinde çözümlenmiştir. "Ayfer Tunç'un Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi ve Osman Romanlarında Narsisistik Unsurların Çözümlenmesi" başlığını taşıyan bu çalışmanın psikanaliz ve edebiyat alanında yapılan çalışmalara katkı sunması hedeflenmektedir. Anahtar kelimeler: Ayfer Tunç, Narsisistik Kuram , Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi, Osman.

Kübra Güler Tutal
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslamiyet öncesi Türk halk edebiyatında Sagu ve Sav'ın tanımı ve özellikleri

Türk halk edebiyatı alanında önemli bir yere ve etkiye sahip olan Sagu ve Sav türleri, çeşitli Türk halklarının sözel kültürel kimliğini yansıtan ürünler olarak görülmektedir. İslamiyet öncesi dönemlerde oluşan ve gelişen Sagu ve Sav türleri, İslamiyet sonrası farklı adlandırmalar ile yine muhtelif Türk halklarının sözlü ve yazılı geleneğine yansımaktadır. Bu yansımalar, ele alınan çalışmada kapsamlı bir şekilde ve aktarılan örneklere dayanarak incelenmektedir. Bu tez çalışmasında ele alınan Sagu ve Sav türleri, Türk dünyası halkları için ortak kültürel payda oluşturmaktadır. Çalışmada ilk olarak Sagu türünün oluşumunda etkili olan kült merasimlerine ilişkin söylenen şiirsel parçalar örnek olarak verilmekte, ritüel olgusu ve şaman duaları üzerine bilgiler aktarılmaktadır. Sagu türünün yanı sıra Sav türünün de incelenmesi hususunda İslamlık olgusunun etkisi üzerinde durulmaktadır. Aynı zamanda İslamiyet öncesi oluşan Sagu ve Sav türlerinin muhteva açısından İslamiyet sonrası yazılı geleneğe yansıyan ağıt ve atasözü olarak bilinen türlerle örtüşmekte olduğu sonucuna varılmaktadır. Tüm bu araştırmalar ve incelenen eserler ışığında sözlü ve yazılı Türk halk edebiyatının izleri takip edildiğinde önemli bir yer teşkil eden Sagu ve Sav türleri İslamiyet öncesi Türk toplumları hakkında kayda değer ipuçları vermektedir. Türk halk edebiyatının kültürel genlerini yansıtan, zamanın akışına farklı isim ve olgularla yerleşen Sagu ve Sav türleri günümüz Türk toplumunda hala önemini sürdürmektedir.

Feyzanur Küçük
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsüne yeni tarihselci bir yaklaşım

Yeni tarihselci yaklaşım, tarih yazımının nesnel bir biçimde yapılamayacağını ve öznel olduğu görüşünü savunan bir temele dayanmaktadır. Yeni Tarihselcilik, "tarih"i deneyime, anlatıya ve metinselliğe dayalı olarak incelerken tarihe ilişkin yerleşik ve resmi yaklaşımlara şüpheyle yaklaşırken doğası gereği disiplinler arasıdır ve diğer metinlerle birlikte tarihsel metinlerdir. Sıradan insanın öne çıktığı bir tür kültürel tarihi takdir eden ve yazmaya çalışan bir çalışma alanı oluşturur. Bu yönüyle, edebiyatın tarih ile etkileşimi, roman başta olmak üzere birçok disiplinde ortaya çıkmaktadır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961) dönem olarak II. Abdülhamit döneminden başlayarak Cumhuriyet'e kadar uzanan uzun bir dönemi kapsayan, bu dönemlerde yaşamış olan Hayri İrdal'ın çocukluktan itibaren hayat hikayesinin otobiyografik olarak anlatımının gerçekleştirildiği bir romandır. Eserde geleneksel ile modernlik arasındaki geçiş süreciyeni tarihsel bakış açısıyla ifade edilmektedir. Toplumun kendine karşı yabancılaşması, abartılı ve absürt anlatış biçimi kullanılarak okuyucuya sunulmuştur. Ayrıca ironiden de sık sık yararlanılmıştır. Türk edebiyatında özgün bir yere sahip olan bu romanda yazarın üzerinde durduğu nokta modernleşmenin koşulsuz bir şekilde kabul edilişinin reddi ve meydana gelen toplumsal sorunlardır. Eser, geçiş sürecinin farklı üslup ve metin özellikleri kullanılarak bir araya getirildiği çok önemli ve üzerinde durulması gereken köşe taşlarından sayılmaktadır. Hayri İrdal'ın otobiyografisinin aktarıldığı Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Tanpınar'ın kendine ait düşüncelerini, eleştirilerini ortaya koyduğu, bunu yaparken de kendine has yöntemlerle tarih yazımını yeniden şekillendirdiği bir roman olarak nitelendirilebilir. Romanda Hayri İrdal üzerinden aslında Ahmet Hamdi Tanpınar'ın topluma dair düşünce ve eleştirilerinin mizahi bir otobiyografisi sunulmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar içerisinde bulunduğu toplumun özelliklerini ve kültürü son derece iyi bir biçimde gözlemlemiş,modernliğe geçiş sürecinde karşılaşılan kafa karışıklıklarını ve kimlik bunalımlarını eserinde okuyucuya sunmuştur. Dönemin aydınlarından olan yazar profesyonel bir şekilde kurguladığı romanında Türkiye'ye dair öznel eleştirilerde de bulunmuştur. Bu çalışmada Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün yeni tarihselci bakış açısı perspektifinden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda kendi içerisinde üç bölüme ayrılan çalışmada ilk olarak yeni tarihselcilik kuramı, ardından otobiyografi son olarak da modern tarih yazımı incelenmiştir. Bölümler altında Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün de değerlendirilmesi sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler : Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Otobiyografi, Tarih, Yeni Tarihselcilik.

Erdem Erdinç
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Melheme-i Cedid (Metin-dizin sözlük)

İnsanlığın var oluşundan beri hemen hemen her kültür; geleceği bilinir, belirsizliği belli kılmak istemiştir. Merak duygusunun beslediği bu arzu, ilk çağlarda fiziksel çevremizde gerçekleşen, çoğu zaman korkutucu kimi zaman da şaşırtıcı ama bir rutin haline gelen durumlardan bir sonuç elde etmeye dönük olmuştur. Ne var ki her kültür, aynı fiziksel doğa aktivitelerini farklı yorumlamış, gerçekleşen doğa durumlarından gelecek ile ilgili, sosyal yaşam ile ilgili farklı çıkarımlarda bulunmuştur. Bu yüzden astronomi ve astrolojinin -ilk dönem kültürlerinin doğayı yorumlama bakımından ortak bir anlayış sergileyemedikleri için- bir bilim olarak da değer görmesi uzun bir süre mümkün olmamıştır. Uzun çağlar diyebileceğimiz dönemler boyunca da insanoğlu, çevresinde gerçekleşen olayları faydalı veya zararlı olarak adlandırıp zararlı olandan uzak durarak varlığını sürdürme çabası içinde olmuştur. Zaman içinde bu çaba, gözlemlediklerini bir sebep-sonuç bağı ile sistematik hale getirmelerine, böylece aynı sebeplerin aynı sonuçları doğuracağı düşüncesi ile belli iz ve işaretlerden genel yargılara gitmelerine neden olmuştur. Çünkü yaşanılan dünyadaki doğa hatta sosyal olaylar bize gelecekle ilgili birtakım bilgileri yorumlamamamıza yarayan işaretler yani ipuçları vermektedir. Bu ipuçlarından yola çıkarak bilinmeyenin kıyılarında dolaşmak, hem bu alanla ilgilenen kişileri olağanüstü varlık, kutsal ve bir o kadar da büyülü, üstün insan konumuna getirmiş hem de bu bilinmeyeni bilme dürtüsü ile hareket eden kişilere garip hazlar yaşatmıştır. Her toplum içinde hemen hemen her zaman bu türden kişiler, kişilikler ortaya çıkmış, zaman içinde de bu kişiler ayrıcalıklı konumlara oturtulmuştur. Göklerden, aydan, güneşten, yıldızdan dolasıyla da üstün bir varlıktan yani yaratıdan gönderilenleri en iyi bilen ve aktaran kişiler olarak değer görmüştür. Bu çalışmada da Türklerin; yıldızların hareketlerine, gök cisimlerinin konumlarına, doğa olaylarının oluşma biçimlerine bakarak topladığı iz ve işaretlerden hareketle fertlerin karakter yapısını adlandırmada, siyasal ve toplumsal olayları tahmin edebilme gücünü elde edebilmede astronomi ve astrolojiden nasıl yararlandıkları aktarılmaya çalışılacak. Kendi kaderlerini yani geleceğini tahmin edebilme güdüsü ile hareket eden Türklerin olandan hareketle olacağı bilme gayreti ile nesne ve durumlara yeni kavramlar bularak Türk dilinin söz varlığını geliştirdiği gözden kaçırılmaması gereken unsurdur. Bu doğrultuda metnin çevirisi yapılarak astronomi ve astroloji ile ilgili söz varlığı ortaya çıkarılmaya, oluşturulan dizin ile de Türk dilinin tarihsel sözlüğüne katkı sağlanmaya çalışılmış böylelikle hem Türk dili hem de tarih ve coğrafya gibi sosyal alanlarda çalışma yürüten araştırmacılara katkı sağlama amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Astroloji, Melheme-i Cedid, Astronomi, Türkler.

Meltem Demirhan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Müfide Güzin Anadol'un hayatı ve edebî şahsiyeti

Edebiyatımızda 1950'li yıllarda kadın yazar ve şairlerden çokça bahsetmek mümkün değildir. Edebî sahada kadın yazarların isminin fazla duyulmadığı bu dönemde Müfide Güzin Anadol yazdığı şiir ve romanlarıyla dikkat çekmektedir. Yazın hayatına öğretmenliğe başladıktan sonra adım atan Müfide Güzin Anadol, eserlerinde daha çok yaşadığı yerlerdeki insan manzaralarını anlatmıştır. Devrek'i geçen zaman içinde hiç unutmamış ayrı bir yerde tutmuştur. Şiirlerinde, öykü ve romanlarında Devrek kendini göstermektedir. Müfide Güzin Anadol'un sanat hayatı boyunca, "Kaynak", "Kıyı" gibi dergiler başta olmak üzere çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları ve şiirleri yayınlanmıştır. Vatan gazetesinde ise bir romanı tefrika edilmiştir. Eserlerinde açık, anlaşılır bir dil kullanmıştır. Kimi zaman konuşma üslubuyla yazdığı şiirleri düz yazıya yakın bir özellik gösterebilir. Müfide Güzin Anadol eserlerinde, genel olarak dar gelirli ailelerin hayatları, şehirden insan manzaraları, toplumun yaşadığı aksaklıklara karşı sergilenen tutumlar, kadın-erkek ilişkileri, eğitim mücadelesi, kadının çalışma hayatı gibi konuları ele almıştır. Bu çalışmayla Müfide Güzin Anadol'un romanları, hikâyeleri ve şiirleri yapı ve tema bakımından incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Devrek, Kadın Yazar, Öykü, Roman, Şiir

Betül Ocaklı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fuzûlî'nin Leylâ ve Mecnûn Mesnevisine eklediği şiirler

Fuzûlî hem döneminde hem de döneminden sonra Türk Edebiyatı başta olmak üzere Arap ve Fars edebiyatlarında da dikkat çeken bir şairdir. Yazdığı eserler bakımından ve işlediği konularda öne çıkan şairin Leylâ ve Mecnûn mesnevisi günümüzde de canlılığını korumaktadır. Bu eserin birçok araştırmacı tarafından makale ve tezlerde incelendiği görülmektedir. Eski Türk Edebiyatında dönemin başta gelen şairlerinden olan Fuzûlî, bu mesneviye hikâyenin dışında kalan birçok şiir de eklemiştir. Eklenen şiirler içerisinde mesnevi nazım şekliyle yazılanların ardından, kasideler, gazeller, murabbalar ve kıtalar bulunmaktadır. Mesneviye sonradan eklenen bu şiirlerin hikâye içerisine serpiştirildiği görülmektedir. Bu çalışmada Fuzûlî'nin hayatı, eserleri ve mesneviye eklemiş olduğu şiirlerin incelenmesi yapılmaktadır. Bu şiirlerin her birinin incelemeleri nesre çeviri ve şerhleriyle beraber ele alınmaktadır.

Eski Türk edebiyatıFuzuliLeyla ile Mecnun+3
Sarenur Ocak
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye sahası aşk hikâyelerinde kadın figürü

Çalışma, halk edebiyatından çağdaş Türk edebiyatına kadar uzanan süreçte, kadın karakterlerinin toplumun değişen değerleri, cinsiyet normları ve bireysel kimlik arayışlarıyla paralel olarak nasıl şekillendiğini araştırmaktadır. Tezde, aşk hikâyelerinde kadınların duygusal, toplumsal ve bireysel yönlerinin nasıl güç kazandığına, edebiyatın toplumsal değişimleri nasıl yansıttığına ve kadınların aşk ilişkilerindeki temsillerinin toplumsal yapılarla nasıl ilişkili olduğuna odaklanılmaktadır. Halk hikâyelerinin biçimsel ve içeriksel özellikleri, toplumsal değerleri ve kültürel yapıyı yansıtan unsurlar içerir. Bu hikâyeler, genellikle cesur ve idealize edilen kahramanların zorluklarla mücadele ederek üstünlük kazandığı, aşk ve kahramanlık temalarını işleyen kısa ve öz metinlerdir. Tezde, halk hikâyelerinde kadının rolü, toplumsal normlar ve bireysel özgürlükler bağlamında farklılaşarak kahramanlık, cesaret ve akıl gibi içsel özelliklerle öne çıktığından bahsedilmektedir. Kadınlar, erkek kahramanların motivasyonlarını şekillendiren ve onları dönüştüren figürler olarak yer alırken, Dede Korkut Hikâyeleri gibi örneklerde cesur kahramanlar, savaşçılar ve liderler olarak da karşımıza çıkmaktadırlar. Tezde halk hikâyelerinin kadın karakterlerin toplumsal hayattaki yerini ve niteliklerini nasıl yansıttığı, aşk, kahramanlık ve fedakârlık gibi temalar üzerinden incelenmiş ve Türk halk hikâyelerinin kadınların toplumsal statüsünü ve değerlerini nasıl aktardığına dair önemli çıkarımlar yapılmıştır.

Türk kadınıİdeal kadın
Evin Turan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Murathan Mungan'ın Cenk Hikâyeleri kitabında birleşik cümle türlerinin incelenmesi

İki ya da daha fazla yüklemin bir araya gelmesiyle oluşan cümlelere birleşik cümle adı verilir. Bu cümleler, yapı ve anlam açısından birbirleriyle çeşitli biçimlerde bağlanarak kullanılır. Birleşik cümleler, farklı türlere ayrılır ve sıralı birleşik, bağlı birleşik, şartlı birleşik, iç içe geçmiş birleşik, saplamalı birleşik ve karmaşık birleşik cümleler olmak üzere alt türlere ayrılır. Her alt tür, yüklemler arası ilişki biçimine ve bağlama ögesinin türüne göre tanımlanır. Birleşik cümle yapıları, yalnızca dilin yapısal özelliklerini yansıtmakla kalmaz; aynı zamanda anlatının ritmini, cümle içi hiyerarşiyi ve anlam katmanlarını da etkiler. Bu etkiyi somutlayabilmek için de eser üzerinden dil bilgisel çözümlemeler, hikâyelerdeki cümlelerin anlam ve yapılarına dair incelemeler yapılmıştır. Murathan Mungan'ın Cenk Hikâyeleri adlı eserinde birleşik cümle kullanımı dikkat çekici bir yoğunluk ve çeşitlilik arz eder. Bu cümle yapılarına ilişkin türsel çeşitlilik ve dağılım, metnin yapısal derinliğini artıran ve anlatının biçimsel kurgusunu destekleyen gramatikal unsurlar olarak ele alınmıştır. Bu nedenle çalışmada, söz konusu cümle türlerinin anlam ve yapı bakımından incelenmesi yoluyla, Mungan'ın anlatı kurma biçiminde birleşik cümlelerin nasıl bir işlev üstlendiği ortaya konulmuştur.

Nur Aleyna Tanış
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şeyyâd Hamza'nın Yûsuf u Zeliha adlı eserinde olasılık kipliği incelemesi

Bu çalışmada, 14. yüzyıl Eski Anadolu Türkçesi dönemine ait Şeyyâd Hamza'nın yazdığı Yûsuf u Zeliha adlı eserde olasılık kipliği kategorisi ele alınmıştır, beyitlerde geçen olasılık kiplikleri incelenerek dönemin dil yapısına katkısı değerlendirilmiştir. Bu eserin seçilme gerekçesi; Eski Anadolu Türkçesi'nin erken dönem eserlerinden birisi olup dönemin dilsel özelliklerini yansıtan dil yönünden zenginlik barındıran bir metin olmasıdır. Eser, hem Oğuz Türkçesi'nin gelişimine ışık tutması hem de Arapça ve Farsçadan etkiler taşıması sebebiyle önemli bir yere sahiptir. Tez, eserdeki olasılık kipliklerini analiz ederek, bu kipliklerin metnin anlam dünyasını nasıl zenginleştirdiğini ve dönemin edebi yönünü de ortaya koymayı amaçlamaktadır. Kiplik, konuşurun bir durum ya da olay karşısındaki tutumunu, düşüncesini yansıtan dilbilimsel bir kategoridir. Tezde, kipliğin tarihsel gelişimi ve farklı dilbilimciler tarafından yapılan sınıflandırmalar ele alınmıştır. Kiplik; bir eyleme ya da duruma özgü tutumu gösteren olasılık, zorunluluk, izin ve istek gibi çeşitli anlamlar içeren işaretleyicilerdir. Yapılan tez çalışmasında "bolay ki, gerek, yoksa, ger" gibi işaretleyiciler üzerinden ve dilbilgisel yönden olasılık işaretleyicileri incelenmiş olup bu kipliklerde tahmin, belirsizlik, ihtimal, istek, dilek vb. durumları beyit üzerinde nasıl ifade edildiği geçmiş dönemlerdeki dilbilgisel gelişimleri de belirtilerek incelenmiştir. Bu çalışma, Eski Anadolu Türkçesi dönemine ait Yûsuf u Zeliha metninde geçen olasılık kipliği işaretleyicilerinin kullanımına yönelik bir analiz sunarak alanyazınına katkı sunmayı hedeflemiştir ve önemli bir kaynak teşkil etmektedir. Bu yönüyle eser, Türk dilinin tarihsel gelişimini anlamada önemli bir kaynak niteliğindedir.

Büşra Çelebi
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Van-Gevaş yöresi anlatı geleneği(Hikâye-masal)

Geleneksel sözlü kültür ürünleri, toplumun yaşayan kültürel belleğinin önemli bir unsurudur. Bu sözlü kültür ürünleri belli bir gelenek içerisinde oluşur ve yayılır. "Anlatı geleneği" diye adlandırılabilecek bu ürünlerin yaşatılması anlatımına ve aktarımına bağlıdır. Halkın kültürel birikiminin birer yansıması olan halk anlatılarının derlenip incelenmesi, toplumun da incelenmesidir. Çünkü bu ürünlerin her biri aynı bölgesel şartlarda gelişen ortak bir hafızayı temsil etmektedir. Sözlü kültür ürünlerinin aktarımı anlatıcı, dinleyici ve anlatım ortamının karşılıklı etkileşim ve iletişimi çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bu etkileşim içerisinde bölgesel ve sosyal şartlar da barınmaktadır. Dolayısıyla sözlü kültür ürünlerinin incelenmesi çok yönlü bir bakış açısı gerektirmektedir. Bu da Performans Teori'nin ortaya çıkmasıyla gerçekleşmiştir. Halk bilimi araştırmalarında Performans Teori'nin kullanımıyla birlikte halk anlatıları, sadece bir "metin" olmaktan çıkıp "sosyal bir olay" şeklinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Böylece bugüne kadar sürekli ihmal edilen sosyal çevre ve şartlar da önemsenmeye başlanmıştır. Bu çalışmada Performans Teori kullanılarak derlenen halk anlatıları; canlı, yaşayan bir unsur olarak ele alınıp anlatıcı, dinleyici ve anlatım ortamı bağlamında incelenmeye çalışılacaktır. Elde edilen sonuçlar dâhilinde Gevaş'ın anlatı geleneğinin nasıl şekillendiği ve aktarıldığı sorunsalı incelenecektir.

AnlatıAnlatım sanatıGelenekler+7
Rabia Bayezit
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadın ve benlik kurgusu: Ağaoğlu, Burak, Soysal ve Özlü

Eserlerinde gerçek benliklerinden yola çıkarak, kurgusal bir benlik inşa eden Adalet Ağaoğlu, Sevim Burak, Sevgi Soysal ve Tezer Özlü, Cumhuriyet'in erken dönemlerindeki değerlerle yetişen ve eserlerinde kadın sorunu üzerine odaklanan yazarlardandır. Yaklaşık olarak aynı dönemlerde yetişen bu isimlerin kimlik edinme süreçleri, cinsiyetlenmeleri, toplumsal ve politik olaylar karşısındaki tavırları ve bu duruşlarının metinlerindeki yansımaları, eril kimliğin yansıdığı tüm alanların sorgulanışı, Cumhuriyet'in ilk yıllarından bu yana modernizmin simgesi olarak görülen kadın kimliğinin 1980'lere kadar geçirdiği evrelere, kurguyla gerçeklik arasındaki bir konumdan bakılmıştır. Bu çalışmada, adı anılan dört kadın yazarın otobiyografik yönüyle öne çıkan eserleri seçilerek, "sanatçı beni" açısından incelenmiştir. Kadın yazarların, kendi benlikleri ile kadın kahramanlarının "benlik"leri arasındaki paralellikler otobiyografik bir okuma ile temellendirilmiş, yazarların kendini gerçekleştirme aşamaları "kurgusal benlik" üzerinden değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adalet Ağaoğlu, Sevim Burak, Sevgi Soysal, Tezer Özlü, kadın yazını, benlik, otobiyografi, kendini gerçekleştirme Sayfa Adedi:X+200. Tez Danışmanı: Doç. Dr. Seyit Battal UĞURLU

Ağaoğlu, AdaletBenlikBenlik kurguları+6
Mülkiye Atça
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkçe şair tezkirelerinde kaynak tenkidi

Klasik Türk edebiyatında şairlerle ilgili en temel bilgileri veren kaynakların başında şair tezkireleri gelmektedir. Türk edebiyatı tarihi için de vazgeçilmez derecede ehemmiyet arz eden şair tezkirelerinde tezkire yazıcılarının şairler hakkında gerekli bilgileri vermek için birçok sözlü ve yazılı kaynağa müracaat ettikleri görülür. Tezkire müellifinin tezkiresindeki biyografik bilgileri sağlam bir zemine oturtmak amacıyla en sahih ve güvenilir bilgileri okuyucusuna aktarma gayreti içinde olduğu aşikârdır. Dolayısıyla ilk tezkireden itibaren XX. yüzyıla kadar kesintisiz bir biçimde yazılan birçok tezkirede bilgi amaçlı kullanılan sözlü veya yazılı kaynaklar çoğu kez tezkire müellifleri tarafından bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu değerlendirmeler bazen tezkire müellifinin eserden ne surette faydalanıldığına ilişkin bir yargı içerirken bazen de istifade ettiği kaynağın vermiş olduğu bilgilerin yanlış veya eksik olduğu yönünde kendisini göstermiştir. Bu sebeple en sahih ve güvenilir bilgileri eserine aktarma gayreti içinde olan tezkire müelliflerinin eksik veya yanlış bilgi verdiklerini tespit ettikleri sözlü veya yazılı kaynakları birçok açıdan tenkide tabi tutma zorunlulukları ortaya çıkmıştır. Hazırladığımız tezde ilk olarak şuara tezkirelerinde yer alan yazılı ve sözlü kaynaklar tespit edildi. Fişleme usulü esas alınarak tespit edilen bu yazılı ve sözlü kaynakların hangi açılardan tenkit edildiği başlıklar halinde ortaya konuldu. Akabinde tenkidi yapılan yazılı kaynak eserlerin hangileri olduğu konusunda bilgi verilerek bu yazılı kaynakların kimler tarafından tenkit edildiği üzerinde duruldu. Son aşamada ise tezkire müelliflerinin sözlü ve yazılı kaynakların tenkidi esnasında başvurdukları veya kendilerinin geliştirmiş oldukları yöntemler hakkında bilgi verildi. Amacımız, klasik Türk edebiyatının ana kaynaklarından olan şair tezkirelerinde, tezkire müelliflerinin eserlerini sağlam bir zemine oturtmak ve biyografisini yazacağı şairle ilgili en sahih bilgileri vermek için istifade ettikleri yazılı ve sözlü kaynakları olduğu gibi kabul etmediklerini ortaya koymaktır. Tezkire müellifleri biyografisine yer vereceği şairle ilgili edinmiş oldukları bu yazılı ve sözlü kaynakları değerlendirmeden ve bir eleştiri süzgecinden geçirmeden eserlerinde kullanmamışlardır. Bu bağlamda şuara tezkirelerinin klasik Türk edebiyatında eleştirel anlayışın en çok temsil edildiği eserler olduğu söylenebilir.

Eski Türk edebiyatıTenkidli metinTezkireler+5
Hüsamettin Duman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Onat Kutlar ve öykücülüğü

Onat Kutlar, 1950 kuşağı Türk öykücülüğünün önemli temsilcilerindendir. İlk öyküsü,1955'te Seçilmiş Hikâyeler Dergisi'nde yayımlanır. Kutlar, öyküden başka şiir, deneme, senaryo ve çeviri gibi farklı alanlardaeserler kaleme almıştır. 1952'de çeşitli dergilerde çıkan öykü ve şiirleriyle tanınmaya başlayan Onat Kutlar, edebiyattaki özgün yerini ilk öykü kitabı İshak(1959) ile 1960'ta kazandığı Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü ile alır. Öykülerinde 1950 kuşağı diğer öykü yazarları ile benzer temaları kullanan yazar,teknik özellikler bakımındandilini ve anlatımını kendine has bir üslupla kullanmıştır. Bu çalışmadaki maksadımız, daha önce üzerine yüksek lisans ve doktora düzeyinde tez çalışması yapılmamış olan Onat Kutlar'ı ve onun öykücülüğünü araştırmak; sanatsal bütünlüğü bağlamından bilimsel değerini ortaya koymaktır.Bu amaçla çalışmada Onat Kutlar'ın öyküleri çeşitli yönlerden incelenip tahlil edilmiştir. Yazarın İshak ve Karameke(2009)olmak üzere iki öykü kitabı vardır. Çalışmamızın kapsamını yazarın bu iki eserinde yer alan toplam 14 öykü oluşturmaktadır. "Giriş Bölümü"nde Türk edebiyatında öykü türünün tarihsel seyri içinde Onat Kutlar'ın Türk öykücülüğündeki yeri ve önemi tespit edilmiştir. Birinci Bölüm'de çalışmaya konu olan yazarın hayatı, ikinci bölümde sanatı ve eserleri kapsamlı olarak anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncübölümde Kutlar'ın öykücülüğü irdelenmiş ve edebiyatta özgün yerini almasını sağlayan özellikleri ortaya konulmuştur. Dördüncü bölümde tezimize konu olan öyküler tema açısından incelenmiştir. Çalışmanın beşinci bölümde öykülerdeki yapı unsurları, altıncı bölümde ise yazarın öykülerindeki dil ve anlatımı incelenmiştir. "Sonuç" bölümünde de çalışmanın tamamında tespit edilen bulgulara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Onat Kutlar, 1950 Kuşağı, Öykü, İshak, Karameke.

HikayeKutlar, OnatTürk edebiyatı+1
Yakup Ulusal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

İkinci yeni şiirine arketipsel sembolizm açısından bir yaklaşım

Carl Gustav Jung tarafından ortaya atılan arketipsel kuram, edebiyat eleştirisinde de yerini alır. İnsanoğlunun ortak davranışlarını araştıran kuramdan, Northop Frye, Leslie Fiedler, Maud Bodkin gibi yazarlar, bu teoriyi edebiyata yansıtırlar. Roman, hikâye, masal ve şiirlerdeki karakterlerin ortak davranışları, kolektif bilinçdışının bir ürünü olup mitoloji ve semboller yoluyla somutlaştırılır. Bunlara da "arketip" adı verilir. Zıt davranışlar üzerinden anlam kazanan bu teori; roman, hikâye, masal ve şiir gibi türlerde eleştiri yöntemi olarak kullanılır. İlk olarak Batılı yazarların eserleri üzerinde incelenen bu teori, zamanla Türk edebiyatına da yansır. Edebiyatımızda roman, masal, destan, hikâye gibi türler üzerinde incelenen arketipsel kuram, İkinci Yeni şiirindeki sembol ve imge yoğunluğundan dolayı kuramın şiir üzerinde çalışılma gereği görülür. Cumhuriyet devri Türk edebiyatının önemli bir akımı olarak kabul gören İkinci Yeni şiiri, birçok yeniliği beraberinde getirir. Sürrealizm, humor, ironi, imge yoğunluğu, anlamsız şiir bunlardan bazılarıdır. Bu şiir akımında yer alan Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Edip Cansever, Turgut Uyar, İlhan Berk ve Ece Ayhan edebiyat çevrelerince benzer özelliklerle okura yansıtılır. Bu şairlerin şiirleri arketipsel yönden birçok ortak ve zıt davranışlar barındırır. Özellikle cinsellik, yeniden doğuş, kahraman, bilge adam, anima ve gölge arketipleri İkinci Yeni şiirinde sıklıkla rastlanan arketiplerdendir. Bunların içindeki "kahraman" arketipi, kuramın bir artçısı kabul edilen Joseph Campbell'ın yaklaşımıyla ele alınır. Kahramanla beraber şiirlerde yer alan diğer iki arketip: gölge ve anima arketipleridir. İnsanoğlunun kadınsılık yönünü ortaya koyan anima arketipi anneyi, kadını, sevgiliyi, cinselliği ve iyiliği beraberinde getirir. Gölge arketipi ise anima arketipinin karşıtı olan özelliklere sahiptir. Gölge, insan "persona" sında kötülüğe hizmet etmektedir. Semboller ve birçok diğer arketip gölge ile animal duyguların çatışmasıyla ortaya çıkar. İkinci Yeni şiirinde sembollerin ortak anlamları görülmekle beraber bireysel farklılıkları da olabilmektedir. Arketipsel eleştiri yöntemiyle İkinci Yeni şiirini incelemek, özgün bir yaklaşım okura sunacaktır. Çalışmanın edebiyat, psikoloji arasındaki ilişkiyi ortaya koymada da farklı bir okuma oluşturacağı kanaatindeyiz.

ArketipEdebi akımlarSanat akımları+5
Mehmet Şahin Yavuzer
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Leylâ Erbil'in romanlarında ironi

Sanat ve edebiyat, sözü günlük kullanımdan uzaklaştırarak sözlerin ötesine geçer ve yeni bir oluşum yaratır. Sanatın bir ögesi olan ironi de sözlerin ötesine geçme aracı olarak varlık gösterir. İroni, yaşamsal temel direktiflerin sanatla yansıtılmasıdır. Başkaldırı, düzene karşı eleştiri ve yıkım aracı olan bu kavram, yaşamsal bir duruşun yansıması olarak varlık gösterir. 20. yüzyıl sonrası Türk edebiyatında oldukça yetkin sanatçılar aracılığıyla varlık gösteren ironiyi, başarılı yansıtan yazarlardan biri de Leylâ Erbil'dir. Çalışmada ironi bağlamında Erbil'in (Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü, Mektup Aşkları, Cüce, Üç Başlı Ejderha, Kalan, Tuhaf Bir Erkek) romanlarının kurgusal, biçimsel, dilsel ve anlamsal açıdan ironiyle ilişkisi irdelenecektir. Çalışmanın nihai hedefi, Leylâ Erbil'in romanlarındaki ironiyi tüm boyutlarıyla ortaya koymaktır.

Erbil, LeylaRomanRoman+3
Ayşe Şen
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bahri'nin Letaifnamesi(İnceleme-tenkitli metin- sözlük)

Sözlüklerde "insanları güldüren, neşelendiren hoş ve güzel söz, özellikle şaka, espri" olarak ifade edilen letaifnamelerin yapılan tanımlamalarında genel olarak hikmet yönü ön plana çıkarılmış, "ince anlam" vasfı vurgulanmıştır. Letaif mecmuaları ise bu türden hikayelerin toplandığı kitaplara verilen genel isimdir. Letaifnameler, oldukça zengin muhtevasıyla sadece klasik edebiyatın pek çok tür ve şekline örneklik oluşturmamakta aynı zamanda halk edebiyatı, Türk dili, halk bilimi, sosyoloji, tarih gibi alanlarda çalışanlar için kaynaklık oluşturmaktadır. Bu çalışmamızın başlıca amacı Bahrî'nin Letaifnamesi'nin, elimizde bulunan Milli Kütüphane, Topkapı Sarayı, İstanbul Üniversitesi I ve İstanbul Üniversitesi II yazmalarını karşılaştırarak edisyon kritiğini yapmak ve eseri müstensihlerin yapmış olduğu muhtemel hatalardan arındırmaktır. Çalışmamızın giriş olarak adlandırdığımız birinci bölümünde, klasik edebiyatımızda mizah ve letaif konusu irdelenmiş, ikinci bölüm olan inceleme kısmında Bahri'nin Letaifnamesi çok yönlü olarak ele alınmıştır. Çalışmamızın asıl kısmını oluşturan üçüncü bölümde ise eser, dönemin dil özelliklerine sadık kalınarak, çeviriyazı ve tenkitli metin kuralları çerçevesinde, Latin harflerine çevrilmiş ve nüshalar arasındaki farklılıklar, dipnotlarla belirtilmiştir. İlgililerin çalışmamızdan istifadesini kolaylaştırmak amacı ile tezimizin sonunda eserde geçen kelimelerin çoğunluğunu içeren bir sözlüğe yer verilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmamızla Osmanlı dönemi eserlerinden biri gün ışığına çıkarılmış, incelenmiş, eserin en kapsamlı ve orijinal metni ortaya konulmaya çalışılmış ve ortaya çıkan metinle sosyal bilimlerin çeşitli alanlarında çalışan araştırmacılara kaynak oluşturulmuştur.

BahriEski Türk edebiyatıLetaifname+2
Yusuf Vuran
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk romanında gotiğin dönüşümü

Gotik edebiyat, popüler kültür ürünü olup sembolik ve alegorik bir anlatıma yer veren; içinde güvensizliğin, çeşitli sırların, gizemlerin, korkunun olduğu; peri, hortlak, cin vampir gibi doğaüstü unsurlardan beslenen; kimi zaman da değişen ve gelişen teknolojinin, sosyal şartların etkisiyle bireyin iç dünyasında meydana gelen güvensizlik ve korku psikolojisinin ele alındığı bir türdür. Dünya edebiyatında gotiğin ilk örnekleri on sekizinci yüzyılın sonlarına rastlar. Bunun nedeni ise gotiğin, on sekizinci yüzyılda baş gösteren Aydınlanma Çağı rasyonalizmine bir tepki olarak ortaya çıkmasıdır. Türk edebiyatında ise özellikle 1980 sonrasında değişen siyasi ve sosyal şartların etkisiyle, bu türden eser sayısında ciddi bir artış gözlenir. Türk edebiyatında gotik romanın özellikle 1910'lu yıllardan itibaren verilmeye başlayan ilk örneklerinde o dönemin sosyo-kültürel yaşayışına bağlı olarak genellikle batıl inançlar ve geleneksel korku unsurlarının çevresinde şekillenen korkular ön plana çıkar. Daha sonraları ise zaman içinde değişen ve gelişen sosyo-kültürel yapının gotik romanlara yansımasıyla günümüz gotik romanlarında, modern birey ekseninde gelişen psikolojik rahatsızlık, rüya, bilinçaltı kaynaklı korkular ile bilimkurgu kaynaklı korkular dikkat çeker. Çalışmanın amacı, Türk edebiyatında doğrudan ya da dolaylı olarak gotik ögeler içeren romanlardaki bu unsurların zaman içinde sosyal ve kültürel şartların etkisiyle yaşadığı değişimi ortaya koymak ve bu türün Türk edebiyatındaki serüvenine görünürlük kazandırmaktır.

GotikGotik romanGotik sanat+4
Esra Aksöyek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dost dergisinin sistematik tahlili (1964-1973)

Dost Dergisi, Salim Şengil tarafından 1964-1973 yılları arasında ara vermeden yayımlanan aylık sanat ve edebiyat dergisidir. Dergi, hem sanat ve edebiyat, hem de siyasi ve sosyal yazılarıyla ön plâna çıkmıştır. Derginin, Türk edebiyatı açısından en önemli yanı genç öykücüleri sanat ve edebiyat dünyasına tanıtması olmuştur. Bununla birlikte politik ve güncel yazıları da köşesine taşımış olması derginin çok yönlülüğünü göstermektedir. Dost Dergisi, Türk şiirinin yanı sıra Türk öyküsü, resmi, plastik sanatları ve tiyatrosuna sağladığı yeni görüşlerle de önemli bir mesafe kat etmiştir. 1960-1970 yılları arasında Türkiye'de gelişen siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmeler, Dost Dergisi sayfalarından rahatlıkla takip edilebilir.

DergilerDost dergisiEdebiyat dergisi+2
Haci İbrahim Güney
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şevkî-i Kadim'in Terceme-i Menâkıb-ı Şeyh Ebû İshâk Kâzerûnî menâkıbnâmesi

İslami edebiyat şubelerinin en önemli türlerinden biri de menâkıbnâmelerdir. İncelediğimiz eser olan Sevkî-i Kadim'in Terceme-i Menâkıb-ı Şeyh Ebû İshak Kâzerûnî isimli eseri de İslamiyetin erken döneminde yazılan ilk Menâkıbnâmelerden biri olan Siret-i Arabî'nin Farsça bir tercümesi olan Firdevs'ül-Mürşidiyye isimli eserin Türkçeye çevirisidir. Terceme-i Menâkıb-ı Şeyh Ebû İshak Kâzerûni menâkıbnamesi Kâzerûniyye tarikatına ışık tutmakta ve eserin müterciminin hayatı edebi şahsiyeti hakkında bizleri bilgilendirmektedir. Eserin dil özellikleri de dikkati çeken diğer bir hususiyettir. Bu özelliklere sahip olan eserimiz hakkında yaptığımız çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde menâkıbnameler, menâkıbnâmelerin özellikleri, Kâzerûniyye tarikatı ve edebiyatımıza etkileri ile eserin mütercimi Şevkî-i Kadim hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde eserin imla hususiyetleri ve gramer özellikleri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise iki nüshası bulunan eserin transkripsiyonlu metni hazırlanmış ve nüsha farklılıkları metinde dipnotlarla gösterilmiştir.

DilbilgisiEski Türk edebiyatıKadimi+5
Coşkun Hakan Hançer
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şeyhülislam Yahya, Şeyhülislam Esad ve Şeyhülislam İshak divanlarında tarih manzumeleri

Eski Türk edebiyatı metinleri çeşitlilik arz eder. Divanlarda ve şiir mecmualarında yer alan bu türlerin her biri farklı bir işleve yöneliktir. Bunlardan kaside bir kişiyi övmek ya da yermek amaçlı kaleme alınırken, gazel bir sevgiliye duyulan aşkı dile getirir. Mesneviler uzun ve tahkiyeli bir anlatımı karşılarken, rubailerde felsefi bir düşünce yer alır. Bunların dışında daha çok 17. ve 18. yüzyıllarda kaleme alınan kıt'a nazım şekli ise çoğunlukla tarih düşürme gibi bir tür için kullanılmıştır. Klasik Türk edebiyatı şairleri, ebced adı verilen hesaplama yöntemini kullanarak imar faaliyetine, doğum ve ölüm gibi olaylara, düğünlere, padişahların tahta çıkışına ve daha pek çok olaya tarih düşmüşlerdir. Şiirsel değeri olan bu tür manzumeler daha çok tarihi önem taşımaktadır. Bu bağlamda tarih düşürme, hem şair hami ilişkisini ortaya koyması hem de tarihi olayların şiirsel bir şekilde kayıt altına alınması bakımından oldukça önemlidir. Osmanlı Devleti'nin en önemli üç şair-şeyhülislâmı olan Şeyhülislâm Yahya, Es'ad ve İshak Efendilerin divanlarında da çok sayıda tarih manzumesi yer almaktadır. Bu çalışmada, bu üç şeyhülislâm şairin divanlarındaki tarih manzumelerinin yöntem bakımından çözümlenmesi ve şekilsel ve içerik yönünden incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca şairlerin hangi olaylara tarih düşürdüğünün tespit edilmesi de onların diğer şairlerden nasıl bir farkları olduğunun gözlemlenmesi açısından önem taşımaktadır.

Divan edebiyatıDivanlarEski Türk edebiyatı+7
Kübra İnal Öntürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

III. Selim hayatı, edebi kişiliği, şarkıları ve 18. yüzyıl musikisine etkileri

Medeniyetlerin ortaya çıkmasında ve tarih sahnesinde yer almasındaki en büyük etken bilindiği üzere kültürdür. Varoluştan, günümüze kadar insanın içinde olduğu her şey kültürlenmenin bir parçası olmuştur. Anadolu'dan Avrupa'ya; Ortadoğu'dan Afrika'ya kadar büyük bir alanda hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu farklı kültürlerin harmanlandığı toplumları bünyesinde bulundurmuştur. Farklı ırklardan, topraklardan bir kültür oluşturma gayesi güdülmüştür. Birlik, beraberlik içerisinde her millet kendi kültür ve geleneklerini olabildiğince yaşamaya özen göstermiştir. Osmanlı İmparatorluğu her ne kadar siyasi yapısı ile bilinse de şair padişahlarında olduğu bir yapıya da sahiptir. II. Murat ile başlayan şairlik geleneği Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman ve daha nice padişahta görülmüştür. Hem şiir yazan hem de şairlere gerekli desteği veren Osmanlı padişahları tarih içinde unutulmaz bir yere sahip olmuşlardır. Tez çalışmasına konu olan III. Selim Osmanlı padişahlarının yirmi sekizincisidir. Şairligi, mûsıkîşinaslıgı ve hâmîliği ile 18. Yüzyıla damga vurmuştur. Devlet işlerindeki başarısının yanında kültürel hayatın gelişmesine de ön ayak olmuştur. Özellikle dîvânında bulunan şarkıları ile tanınmıştır. Şarkı yazmanın yanında kendi yaptığı besteler de mûsıkî geleneginin gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Döneminde yetişen mûsıkîşinasları koruyan ve destekleyen III. Selim, 18. Yüzyıl Dîvân Edebiyatının parlak geçmesinde önemli bir paya sahiptir. Bu tez çalışmasında hâmîlik yaptığı mûsıkîşinaslar, şarkılarında içerik ve biçim incelenmesi ile 18. Yüzyıl mûsıkîsine etkileri geniş bir çerçevede ele alınacaktır.

18. yüzyılBiyografiEdebi eserler+6
Sefer Bor
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşar kemal'in Ortadirek ile Fakir Baykurt'un Irazca'nın Dirliği romanlarında ana kadın karakterler ile temaların karşılaştırılması

Osmanlı İmparatorluğu'nun 18. yy. sonlarında Batı karşısında askeri başarısızlıkları, dönemin devlet adamları ve aydınlarını mevcut aksaklıkları sorgulamaya sevk etmiştir. Bu nedenle Batı medeniyetiyle çeşitli nedenlerle temasa geçilmiş Batı tarzında yenileşmenin gerekliliği devlet eliyle kabul görmüştür. Batılılaşma hareketiyle birlikte Türk toplumu Batılı anlayışa göre değişim sürecine girmiştir. Başta roman olmak üzere Batı edebiyatına ait edebi türler ilk örnekleri bu dönemde verilmiştir. Edebi eserler okuyucuya sundukları yeni zevk ve anlayışla yenileşme sürecinin hızlanmasında aktif rol oynamış, aynı zamanda toplumsal dönüşümü okura yansıtmışlardır. Sosyal meseleler Cumhuriyet'in ilanının ardından edebi eserlerde yoğun bir şekilde yer almıştır. Yoğun köy nüfusuna sahip Anadolu'ya yönelme toplumsal gerçekçi bakış açısıyla gerçekleşmiştir. Yaşar Kemal'in Ortadirek ile köy romanı yazarı Fakir Baykurt'un Irazca'nın Dirliği romanları toplumcu gerçekçi anlayışla köy ve köylülük meselelerinin işlendiği iki önemli eserdir. Bu çalışmamızda Yaşar Kemal ve Fakir Baykurt'a ait Ortadirek ve Irazca'nın Dirliği adlı eserlerini karşılaştırmalı yöntem kullanarak, tematik açıdan kıyasladık. Aynı yöntemle her iki eserde ön plana çıkan ana kadın karakterler Meryemce ve Irazca'nın zorlu mücadelelerini, dirençle şekillenen duygularını, yaşadıkları olaylar karşısındaki tepkilerini, diğer karakterlerle olan ilişkilerini benzerlikler bağlamında ele aldık. Her iki yazar tarafından, birçok tema çerçevesinde aktarılan köy ve köylülüğün sosyokültürel durumunu, refah seviyesini, bireylerin iç dünyalarını ve çevreyle olan ilişkilerini aktarırken aynı zamanda dönem özelliklerinin köy yaşamı üzerindeki izdüşümleri hakkında okuyucuyu aydınlatmaya çalıştık. Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi kriterlerine uyarak ortaya koyduğumuz çalışmamızı alt başlıklarla genişleyen altı bölümden oluşturduk.

KadınlarKemal, YaşarRoman+3
Mukadder Hakan Örgün
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Behiç Ak'ın çocuk kitaplarında muhteva

Çocuk edebiyatı, okul öncesi dönemden başlayarak çocuğun kitaplarla buluşmasını sağlayan, çocuğa yeni yaşantılar sunan, farklı dünyaların kapılarını aralayan; eğlenmelerine, öğrenmelerine, hayatı ve kendilerini keşfetmelerine fırsat veren önemli bir alandır. Dünyada oldukça yaygın ve gelişmiş olan bu edebiyat Türkiye'de de son dönemin üzerinde en çok durulan konularının başında gelmektedir. Özellikle bu alanda yapılan eğitim-öğretim faaliyetleri, zamanla çocuk edebiyatının gelişimi ve yaygınlaşması üzerinde de tesirli olmuştur. Cumhuriyet döneminden bu yana bu sahada birçok öykü ve roman yazılmıştır. Behiç Ak da son dönemde çocuk edebiyatı alanında oldukça dikkat çeken yazarlardan biridir. Behiç Ak, çocuk edebiyatı alanında öykü ve romanlarıyla yer edinmiş ve hakkında birçok bilimsel çalışma yapılmıştır. Behiç Ak'ın Çocuk Kitaplarında Muhteva başlıklı tez, yazarın öykü ve romanlarının içerik/tema açısından tahlilini konu almaktadır. Bu başlık altında yedi roman ve yirmi üç öykü kitabı incelenmiştir. Kitaplarda görülen bazı önemli temalar şunlardır: bilişim teknolojileri, sevgi, kentleşme, aile, dayanışma ve yardımlaşma, sanatsal duyarlılık, tüketim toplumu, mahalle, komşuluk ilişkileri.

Ak, BehiçTürk edebiyatıYeni Türk edebiyatı+2
Esra Alkan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemal Tahir'in öykülerinde mizah

Daha çok romancılığıyla bilinen Kemal Tahir (1910-1973), pek çok edebi türde eser vermiş ve bu anlamda cumhuriyet devri Türk edebiyatında çok değerli bir isimdir. Kemal Tahir'in üretkenliği hemen her alanda olduğu gibi öykü türünde de geçerlidir. Yazmış olduğu öyküler, roman türüne bir basmak olarak kaleme alınmış; ancak içerdiği konular ve değindiği eleştiriler ile kıymetli metinler olmuştur. Kemal Tahir'in öyküleri, tarihsel, siyasal, sosyolojik tespitleri ile tartışma konusu olmuştur. Öykülerinde genellikle gündelik hayatta hâkim olan unsurlar üzerine bir mizah anlayışı görülmektedir. Dolayısıyla Kemal Tahir'in öykülerinde gerçekçi bir bakış açısıyla verdiği mizah unsurları, yerli ve milli hayatın birer tezahürleridir. Toplumsal ve siyasal eleştirilerin bolca yer aldığı öykülerde mizah, Kemal Tahir'in mizacından da kaynaklanmaktadır. Mizah anlayışı, ciddi meselelerin yumuşatılarak gözler önüne serilmesini ve böylece toplumun kanayan yaralarını topluma ve toplum yöneticilerine göstermek amacını taşır. Kemal Tahir'in edebiyatımızın kendi gerçeklerimizden yola çıkılarak oluşturulmasını öyküler üzerinden önerdiği anlaşılmaktadır. Öykülerinde egemen yapılara muhalefet etmiş, iktidara karşı gelmiş, halkı sömüren işadamlarını odak noktası yapmıştır. Türkiye'de yaşayan her unsuru öykülerinde işlemiştir. Bunları Anadolu ağzıyla eserlerinde dile getirmiştir. Bu topluluklarla ilgili halk ağzında dolaşan yargıları sakınmadan kullanmıştır. Kemal Tahir'in gündeme getirdiği sorunlar hâlâ güncelliğini korumaktadır. Kemal Tahir'in öykü kitaplarında mizahi unsurları inceleyen bu çalışmada, Göl İnsanları (1955, 1969, 2006), Dutlar Yetişmedi (2006), Zehra'nın Defteri (2005) ve Üstadın Ölümü (2006) adlı öykü kitaplarında geçen; din, siyaset, kadın-erkek ilişkileri ve etnik köken gibi başlıklar altında tasnif edilen mizahi muhteva incelenmiştir.

HikayeKemal TahirMizah+6
İbrahim Veli Sözer
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ravzî divanı'nda sosyal hayat

XVI. yüzyıl şâirlerinden Ravzî, bugün Balıkesir sınırları içinde yer alan Edincik'te yetişen ve edebiyatımızda önemli yeri olan şâirlerdendir. Şâirin mesleği, fiziki görünümü, devlet erkânı ile olan münasebetleri gibi konularda bilgiler oldukça kısıtlıdır. Eğitim durumu hakkında da sınırlı bilgilere sahip olduğumuz şâirin bir beytinde, kendisi için Yunuszâde ifadesine yer vermesi ve şiirlerinde kullandığı Arapça-Farsça kelime ve terkiplerin yoğunluğundan da yola çıkarak bu dillerde eğitim aldığı tahmin edilmektedir. Benimsediği Mahallîleşme akımının etkisi ile eserlerinde, mahallî çizgide yer alan birçok kelime ve söylem barınır, atasözleri ve deyimlerle birlikte halk deyişleri de bulunur. XVI. yüzyıl Divan şâirlerinden Ravzî'nin Divanı'ndaki sosyal hayat unsurlarını incelemeye yönelik çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Edincikli Ravzî ve XVI. yüzyıl toplum hayatı incelenmiştir. İkinci bölümde ise Edincikli Ravzî Divanı'ndan hareketle dönemle ilgili sosyal hayat unsurları ele alınmıştır. Çalışmada amaçlanan: XVI. yüzyılda toplumun yaşayış biçimine, bu dönemde kullanılan alet, eşya ve giysilere; deyimlere; âdet, inanış ve ritüellere yer vererek ve geçmiş dönemlerdeki kültürel unsurlar ortaya çıkarıp döneme ışık tutmak ve XVI. yüzyıl ile günümüz arasında bağ kurmaktır. Anahtar Kelimeler: Edincikli Ravzî Şâiri Şâiri, Sosyal Hayat

16. yüzyılDivan edebiyatıDivanlar+5
Damla Deniz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neylî Dîvânı'nın tahlîli

Bilindiği gibi, Türk Edebiyatı birçok döneme ayrılır. Bu dönemlerin içinde en geniş ve en kapsamlı yere sahip olan dönem, dîvân edebiyatıdır demek mümkün. Dîvân edebiyatı da kendi içerisinde farklı zamanlara ayrılarak belli dönemlere bölünmüştür. Bu dönemler içerisinde XVIII. yy. dîvân edebiyatı'nın son merhalesini oluşturmaktadır diyebiliriz. XVIII. yüzyılda birçok şair yetişmiştir. Bunlardan biri de Mirzâ-zâde Ahmed Neylî 'dir. Çalışmamızda; Mirzâ-zâde Ahmed Neylî 'nin hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgiler sunulmuştur. Ayrıca Neylî'nin dili, edebî yönü, şiirlerine yansıyan duygu ve düşüncelerini belirten nazımlardan örnekler sunulmuştur. Bunun yanı sıra Neylî'nin Dîvânı; Dîn-Tasavvuf, Cemiyet, İnsan ve Tabiat şeklinde incelenmiş ve tahlîl edilmiştir. Her bölüm de kendi içerisinde farklı bazı bölümlere ayrılmış, dîvân şiirine uygun gereken bilgi ve yorumlar verilmiştir.

18. yüzyılAşkDivan edebiyatı+5
Ramazan Alkan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kubbealtı Akademi mecmuası'nın sistematik tahlili

1972 yılında yayın hayatına başlayan Kubbealtı Akademi Mecmuası edebiyat, sanat ve tarihe ilgi duyanlara hitap edebilecek bir yayın organı olarak karşımıza çıkmaktadır. Televizyon, internet vb. iletişim araçlarının ülkemizde henüz geliştiği ve kullanım alanının genişlemeye başladığı bir dönemde, neslin milli duygulara sahip olarak yetişmesi; sanat, ilim ve fikirde Türk kültüründen beslenmesi gibi amaçlara hizmet eden bir dergi olduğu görülür. Geniş ve köklü bir yazar kadrosuna sahip olan dergi, okuyucuya sunduğu mülakat, sohbet, deneme, makale, anı, şiir vb. örneklerle Türk edebiyatının gelişimine katkı sunmaktadır. Bu yönüyle Türk edebiyatı araştırmacıları için de bir başvuru kaynağıdır.

DergilerEdebi metinlerEdebiyat dergisi+3
Gökhan Tömük
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal hayduttan mafyaya kahramanın dönüşümü: Yavuz Turgul'un Eşkıya filmi

Eşkıya, taşra toplumunun bir kesiminin çeşitli nedenlerle sempati duyarak kahramanlaştırdığı, geriye kalan kesim ve yöneticilerin ise zorbalar olarak nitelendirdiği kişilerdi. Bu çalışmanın amacı, Sözlü kültür içindeki anlatı gruplarından olan ve uzun bir süre yaşam alanı bulmuş ancak günümüzde yok olmuş kırsal bir olgu olan Eşkıyalığı; kavramsal, tarihsel ve kültürel bağlamda irdelemek, değişen toplumsal yapı ile birlikte biten bu olgunun sonrasında, dolaylı olarak onun yerini alan ve kentsel bir olgu olan mafya arasındaki ilişkiyi Yavuz Turgul'un Eşkıya (1996) filmi özelinde ele almaktır. Çalışmada, eşkıya ve mafya olguları arasındaki geçişkenlikte, iki olgunun ortaya çıkış ve yayılma nedenlerinin benzerlikleri ve farkları ortaya konulmuştur. Bir kahraman modeli olarak eşkıya, Hobsbawm'ın "sosyal eşkıya" kavramı bağlamında ele alınmıştır. Yavuz Turgul'un Eşkıya filminin, ana kahramanı Eşkıya'nın (Baran) kahramanlık serüveni, Joseph Campbell'ın "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" eserindeki, Yola Çıkış, Erginlenme ve Dönüş evreleri çerçevesinde incelenirken, filmdeki diğer kahramanların, zamanın, mekânın ve toplumsal değişimlerin de etkisiyle, eşkıyanın şehirde uğradığı dönüşümler analiz edilmiştir.

EşkiyaFilmFilm yapımcılığı+5
Adnan Yağız
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Oluşum dergisinin sistematik analizi ve Türk edebiyatındaki yeri ve önemi

Oluşum dergisi, 1974-1988 yılları arasında Fahrunnisa Kadıbeşegil sorumluluğunda yayın hayatına başlayan; Enis Batur, Füsun Akatlı, Cemal Süreya, Ertuğrul Özkök, Yılmaz Gruda, Oğuz Demiralp gibi büyük şair ve yazarların bir araya geldiği yayım kuruluyla milli bilinç ve evrensel bilgi birikimin kaynaşmasına destek veren aylık yayımlanan dergidir. Dergi, Türkiye'nin askeri, siyasi, ekonomik, toplumsal sorunlarıyla uğraştığı, yeni bir toplumsal döngü içine girdiği zaman diliminde dönemin aynası olması yönünde çalışmalar sunarak yazın dünyasına hizmet eder. Oluşum dergisi, yayım aralığında en fazla şiir türüne yer vererek İkinci Yeni şiir hareketinin getirdiği konu, biçim ve üslup yeniliklerini aktarır. Oluşum dergisi, Türk şiirinin yanı sıra, romanına, öyküsüne, Türk diline, resmine, müziğine, tiyatrosuna sağladığı desteklerle Türk edebiyatında önemli bir yer tutar. Bununla birlikte 1974-1988 yılları arasında Türkiye'de ortaya çıkan siyasal, sosyal, ekonomik ortam Oluşum dergisi sayfalarında yer bulur.

DergilerEdebi metinlerOluşum dergisi+3
Alev İpek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00