
32
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Mandibular üçüncü molar diş gömülülüğü ile mandibular morfoloji ilişkisinin panoramik radyografilerde değerlendirilmesi: Retrospektif çalışma
Bu tez çalışmamızın amacı Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran hastalar arasından mandibular üçüncü molar dişi gömülü olan hastalarda üçüncü molar gömülülüğünün mandibular morfoloji ile ilişkisinin dijital panoramik radyografilerde boyutsal, açısal ve oransal ölçümler ile değerlendirilmesidir. Çalışmamızın materyalini Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran 18-31 yaş aralığındaki %60,5'i (n=199) kız, %39,5'i (n=131 ) erkek toplam 330 hasta oluşturmaktadır. Çalışmamızda 9 boyutsal, 4 açısal,1 oransal parametre değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 22 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Normal dağılmayan, ikili gruplar arasındaki karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, üç veya daha fazla gruplar arasındaki karşılaştırmalarda ise Kruskall Wallis H testi kullanılmıştır. Kategorik veriler arasındaki ilişkiye Ki-Kare analizi ile bakılmıştır. Değişkenler arası ilişkilerde ise korelasyon testi analizi kullanılmıştır. Gözlemci içi güvenirliğine ICC (Intraclass Corelation) ile bakılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodu (Ortalama, Medyan, Standart Sapma, Minimum-Maximum) kullanılmıştır. Çalışmamızda gömülü mandibular üçüncü molar diş Winter sınıflandırmasına göre gruplandırıldığında; %69,2'si mezioangular pozisyon %23,9'u vertikal, %8,9'u horizontal pozisyonda bulunmuştur. Pell ve Gregory okluzal yüzeye göre sınıflandırmasında en yaygın gömülülük derinliği Sınıf A (%53,33) olarak sonrasında Sınıf B (%39,39) ve sınıf C (%7,28) olarak bulunmuştur. Ramusa göre derinlik sınıflamasında en sık Sınıf 2 (%65,95) gömülülük bulunmuştur. Gömülü mandibular üçüncü molar dişe sahip deney grubunda, mandibular üçüncü molar dişi sürmüş kontrol grubuna göre boyutsal açıdan kondil uzunluğu, koronoid uzunluğu, mandibular korpus genişliği, sigmoid çentik derinliği, retromolar boşluk mesafesi, antegonial çentik derinliği anlamlı derecede düşük çıkmıştır. Çalışmamızda yapılan açısal ölçümlerde Co/Cr açısı deney grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştır. Alpha açısı kontrol grubunda, deney grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda yaptığımız oransal ölçüm retromolar boşluk mesafesenin üçüncü molar dişin genişliğine oranı kontrol grubunda deney grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak mandibular üçüncü molar gömülüğünün mandibular morfolojide çeşitli parametrelerle bağlantılı olduğu bulunmuştur. Hastalardan alınan panoramik radyografiler üzerinde yapılan ölçümler ile çeşitli parametreler kullanılarak dişin gömülü kalma açısından tahmin yapılabilir. Anahtar kelimeler: Gömülü diş, Mandibula, Panoramik radyografi
Sagittal split ramus osteotomisinde kullanılan farklı fiksasyon tekniklerinin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması
SSRO, ortognatik cerrahide mandibulaya sıklıkla uygulanan yöntemlerden birisidir. SSRO uygulanmasının ardından fiksasyon sağlanması amacıyla en çok kullanılan tekniklerden birisi miniplak sistemleridir. SSRO operasyonlarının başarısını arttırmak amacıyla birçok miniplak tasarlanmış ve kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, SSRO'nun fiksasyonunun stabilizasyonuna ilişkin biyomekanik unsurları değerlendirerek güvenli bir fiksasyon tekniği belirleyebilmektir. SEA yöntemi ile oluşturulan üç boyutlu mandibula modellerine SSRO uygulanmasının ardından distal segment 10 mm ilerletildi. Segmentler 4 delikli düz miniplak, 4 delikli eğimli miniplak, 6 delikli düz miniplak, 6 delikli eğimli miniplak, yeni tasarımla oluşturulan kırlangıç düz miniplak ve kırlangıç eğimli miniplak ile fikse edildi. Modellere ısırmayı simüle edecek şekilde çiğneme kaslarından kuvvet uygulandı. Fiksasyon sistemleri ile kemikte oluşan stresler ve segmentler arası yer değiştirme miktarları değerlendirildi. Kırlangıç miniplaklarda diğer miniplaklara göre daha yüksek maksimum stres değerleri bulundu. Vidalarda oluşan streslerde; en az stresin kırlangıç miniplakların fiksasyonunda kullanılan vidalarda oluştuğu görüldü. Kortikal ve spongiöz kemikte oluşan streslerde ise kırlangıç miniplakların kullanıldığı modellerde daha az stres oluştuğu gözlendi. Ayrıca segmentler arasında oluşan yer değiştirme miktarları değerlendirildiğinde; en az yer değiştirmenin kırlangıç miniplaklar ile fikse edilen modellerde olduğu bulundu. Kırlangıç miniplakların, SSRO operasyonlarında rutin olarak kullanılan 4 delikli ve 6 delikli miniplaklara göre kemik dokuya daha az stres ilettiği, daha stabil olduğu ve değerlendirilen teknikler arasında en başarılı fiksasyon tekniği olduğu sonucuna varıldı.
Farklı geçici restorasyon materyallerinin mekanik özelliklerinin ve renk stabilitelerinin karşılaştırılması
Geçici restorasyonlar kullanıldığı süre içinde çiğneme kuvvetlerine karşı koyabilecek mekanik dayanıklılığa sahip olmalı, pulpa ve periyodonsiyumu korumalı, dişi stabilize etmeli ve renk değişikliğine uğramamalıdır. Bu çalışmada farklı üretim teknikleriyle 4 farklı materyalden üretilen örneklerin kırılma dayanımı, yüzey sertlikleri ve renk stabiliteleri incelenmiştir. Çalışmada Tempo CAD eksiltmeli üretim, Curo Temp eklemeli üretim teknikleri ile otopolimerizan Dentalon Plus ve Prevision Temp direk yöntemle kullanılan materyaller incelenmiştir. Kırılma dayanımı testi için kron örnekler (n=10) ve yüzey sertliği ve renk stabilitesi testleri için de 10 mm x 2 mm disk örnekler (n=10) üretilmiştir. Kron örneklere üniversal test makinesi kullanılarak kırılana kadar kuvvet uygulanmıştır. Disk örneklerden ise yüzey sertliği ölçümlerinden sonra ilk renk ölçümleri yapılarak kaydedilmiştir (L1, a1, b1). Tüm disk örnekler 1000 siklus kahve termal siklusuna (bekleme süresi 30 saniye, transfer süresi 5 saniye) tabi tutulmuştur. Kahve termal siklusundan sonra ise yine yüzey sertliği ölçümleri yapıldıktan sonra örneklerin renk ölçümleri (L2, a2, b2) yapılarak değerler kaydedilmiştir. Renk farkı hesaplamasında ΔE00 ve ΔEab renk farkı formülleri kullanılarak hesaplama yapılmıştır. Değişkenlerin dağılımı Kolmogorov Smirnov testi ile ölçülerek nicel bağımsız verilerin analizinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey, Kruskal-wallis, Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Bağımlı nicel verilerin analizinde eşleştirilmiş örneklem t testi kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 27.0 programı kullanılarak yapılmış ve p<.05 olarak alınmıştır. Kırılma dayanımı sonuçları ortalama 312.6 N ve 936.8 N değerleri arasında bulunmuştur. En dayanıklı materyaller Tempo CAD ve Curo Temp materyalleri olarak bulunmuştur. Termal siklus öncesi ve sonrası yüzey sertliği sonuçlarında ise Tempo CAD materyali en stabil materyal olarak bulunmuştur. Dentalon Plus ve Tempo CAD materyallerinin renk stabiliteleri yüksek bulunurken Curo Temp ve Prevision Temp materyallerinin renk stabiliteleri düşük bulunmuştur.
Sagital split ramus osteotomisinde kullanılan farklı fiksasyon teknikleri ve bu tekniklerin temporomandibular eklem üzerine etkilerinin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması
Sagital Split Ramus Osteotomisi, mandibular deformitelerin düzeltilmesinde en sık uygulanan ortognatik cerrahi yöntemlerden birisidir. SSRO cerrahisinin uygulanmasından sonra yeterli fiksasyonun sağlanması için en çok tercih edilen tekniklerden birisi mini plak- vida sistemleridir. SSRO cerrahilerinin post-operatif başarısını arttırmak için pek çok mini plak tasarlanmış ve kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, SSRO'nun fiksasyonunun stabilizasyonuna ilişkin biyomekanik unsurları ve temporomandibular eklemdeki etkilerini değerlendirerek güvenli bir fiksasyon tekniği belirleyebilmektir. Mevcut çalışmada, distal segmentin 10 mm ilerletildiği bir SSRO cerrahisi modellendi ve SEA yöntemi ile analiz edildi. Kemik segmentleri 4 delikli mini plak, 6 delikli mini plak ve yeni tasarlanan: 6 delikli kırlangıç mini plak, 6 delikli yelpaze mini plak, 4 delikli çift Y mini plak ile fikse edildi. Modeller üst kafa kaidesinden sabitlenerek, ısırmayı taklit edecek şekilde kuvvetlere maruz bırakıldı. Fiksasyon işlemi sonrası kemikte oluşan stresler ve TME komponentlerindeki stres değerleri değerlendirildi. Yapılan analizler neticesinde; kırlangıç mini plaklarda diğer mini plaklara kıyasla en düşük stres değerleri bulundu. Vidalarda oluşan streslere bakıldığında ise en az stresin kırlangıç mini plakların fiksasyonunda kullanılan vidalarda oluştuğu görüldü. Ayrıca kırlangıç mini plağın, rutin olarak kullanılan 4 delikli ve 6 delikli mini plaklara ve diğer yeni tasarlanan yelpaze ve çift Y mini plaklara göre kemik dokuya daha az stres ilettiği ve daha stabil olduğu görüldü. TME yapılarına da daha az stres ileten ve stres yayılım paterninin de en dar olduğu tasarım olan kırlangıç mini plağın değerlendirilen teknikler arasında en başarılı fiksasyon tekniği olduğu sonucuna varıldı.
Karma dişlenmede daimi kanin ve premolar dişlerin boyut tahmininde türk toplumu için geliştirilmiş regresyon denklemlerinin güvenilirliklerinin değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı Türk toplumu için geliştirilmiş karma dişlenme dönemi yer analizlerinden olan Arslan ve ark.'nın, Uysal ve ark.'nın, Sağlam Aydınatay ve ark.'nın geliştirdiği regresyon denklemlerinin Türk toplumu için uygunluğunu değerlendirmek ve uyumsuz bulunması durumunda hastalarımızda yaptığımız ölçümlerle toplumumuza uygun yeni bir regresyon denklemi bularak tedavi planlamasında ortodontistlere daha gerçekçi bir değerlendirme imkanı sağlamaktır. Çalışmamızın materyalini Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde Ortodonti Anabilim dalına başvurmuş olan 10,4 - 26 yaş aralığındaki 265 hastaya (133'ü kadın, 132'si erkek) ait ortodontik alçı modeller oluşturmuştur. Ölçümler Hammacher marka dijital kumpas yardımıyla 0,01 mm hassasiyetle yapılmıştır ve virgülden sonra iki rakamda dahil olmak üzere ölçümler kaydedilmiştir. Çalışmamızda üst sağ kanin dişin (13 no'lu diş), üst sağ birinci premolar dişin (14 no'lu diş), üst sağ ikinci premolar dişin (15 no'lu diş), üst sağ birinci molar dişin (16 no'lu diş), üst sol kanin dişin (23 no'lu diş), üst sol birinci premolar dişin (24 no'lu diş), üst sol ikinci premolar dişin (25 no'lu diş), üst sol birinci molar dişin (26 no'lu diş), alt sağ santral kesici dişin (31 no'lu diş), alt sağ lateral kesici dişin (32 no'lu diş), alt sol kanin dişin (33 no'lu diş), alt sol birinci premolar dişin (34 no'lu diş), alt sol ikinci premolar dişin (35 no'lu diş), alt sol santral kesici dişin (41 no'lu diş), alt sol lateral kesici dişin (42 no'lu diş), alt sağ kanin dişin (43 no'lu diş), alt sağ birinci premolar dişin (44 no'lu diş), alt sağ ikinci premolar dişin (45 no'lu diş) meziyodistal boyutu ölçülmüştür. Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS 21 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Verilerin normallik testlerine Kolmogorov-Smirnov Testi ile bakılmıştır. Verilerin analizinde Ölçüm tahminlerini yapabilmek için Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Anlamlılık seviyesi olarak 0,05 kullanılmıştır. Çalışmamızda alçı modeller üzerinde ölçtüğümüz gerçek boyutlar ile Arslan ve ark.nın, Uysal ve ark.nın ve Sağlam Aydınatay ve ark.nın geliştirdiği regresyon değerleri arasında anlamlı farklılık görülmüştür. Arslan ve ark.'nın, Uysal ve ark.'nın, Sağlam Aydınatay ve ark.'nın geliştirmiş olduğu regresyon denklemlerinin tahmini değerleri sürmemiş kanin ve premolar dişlerinin meziyodistal genişliğini gerçek değerlerinden daha düşük tahmin ettiği gözlemlenmiş ve bu nedenle örneklem grubumuzdaki veriler kullanılarak yeni bir regresyon denklemi geliştirilmiştir.
Türk toplumunda kronolojik yaş evrelerinin kemik yaşı, el bilek kemiklerinin gelişim dönemleri ve servikal vertebra maturasyon safhaları ile ilişkisinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu tez çalışmasında kronolojik yaş evrelerinin kemik yaşı, el bilek gelişim dönemleri ve servikal vertebra maturasyon aşamaları ile arasındaki korelasyonun Türk toplumu için değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma materyalini Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Malatya İnönü Üniversitesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültelerinin Ortodonti Anabilim Dalı arşivlerinde yer alan, 2010-2022 yılları arasında çekilmiş, 8-19 yaş aralığındaki kadın ve erkek hastaların el bilek ve lateral sefalometrik radyografileri oluşturmuştur. Kadın ve erkekler bireyler her biri bir yıllık süreci içine alan 11 kronolojik yaş grubuna ayrılmıştır. Kemik yaşının belirlenmesinde Greulich-Pyle atlası kullanılmıştır. El bilek kemiklerinin gelişim dönemleri ve servikal vertebra ömaturasyon aşamalarının belirlenmesinde sırasıyla Fishman (1982) ve Baccetti vd. (2005) tarafından tanımlanan yöntemler kullanılmıştır. Kronolojik yaş ile kemik yaşı, el bilek kemiklerinin gelişim dönemleri ve servikal vertebra maturasyon aşamaları arasında güçlü korelasyon belirlenmiştir. El bilek gelişim dönemlerinin ve servikal vertebra maturasyon aşamalarının kronolojik yaş gruplarına göre dağılımını değerlendirildiğinde, kadınlarda iskeletsel olgunlaşmanın daha erken gerçekleştiği gözlenmiştir. Tez çalışmamızın sonuçları kemik yaşı, el bilek kemiklerinin gelişim dönemleri ve servikal vertebra maturasyon safhalarının kronolojik yaş ile güçlü korelasyon gösterdiği ortaya koymuştur. Ayrıca, bu üç yöntemin kronolojik yaşın belirlenmesinde geçerli yöntemler olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: El-bilek kemikleri, Servikal Vertebra, Kemik yaşı, Sefalometrik Radyografiler
Clear correct şeffaf plakların anterior diş hareketlerindeki etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasında ClearCorrect şeffaf plaklarıyla tedavi edilen hastalarda anterior diş hareket etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma materyalimizi Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Ortodonti Anabilim Dalında tedavi edilen 20 hastanın tedavi başı ve sonu dijital ortodontik modelleri oluşturdu. Tedavi başı ve sonu dijital ortodontik modellerin çakıştırılıp, ölçümlerinin yapılmasında GOM Inspect (GOM, 2018, Braunschweig, Almanya) yazılımı kullanıldı. Alt ve üst çene santral, lateral ve kanin dişlerin her biri için açısal olarak angulasyon, inklinasyonu ve rotasyon hareketleri, doğrusal olarak da intrüzyon, ekstrüzyon, mesiodistal translasyon ve bukkolingual translasyon hareketleri değerlendirildi. Tedavi başı ve sonu dijital ortodontik modellerden ölçülen diş hareket miktarları arasındaki fark gerçekleşen diş hareketi olarak kaydedildi. Planlanan diş hareketleri ise ClearCorrect doktor portalından elde edildi. Gerçekleşen ve planlanan diş hareketlerinin karşılaştırılmasında normal dağılım varsayımı sağlanmadığından Mann-Whitney U Testi kullanıldı. Üst çenede en yüksek ve en düşük gerçekleşme yüzdeleri santral, lateral ve kanin dişlerde sırasıyla angulasyon (83%, %90, %85) ve ekstrüzyon (%47, %55, %62) hareketlerinde bulundu. Alt çenede kesici (%82) ve kanin (%80) dişlerde en yüksek gerçekleşme yüzdesi angulasyon hareketinde gözlendi. En düşük gerçekleşme yüzdesi ise kesici dişlerde intrüzyon (%56), kanin dişlerde ise inklinasyon (%64) hareketinde belirlendi. Maksillada kesici ve kanin dişlerin ekstrüzyonun, mandibulada ise kesici dişlerin intrüzyonu ve kanin dişlerin inklinasyonun zor gerçekleşen diş hareketleri olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şeffaf plak, ClearCorrect, Diş Hareketi, gom Ispect
Şeffaf plaklarda üst molar dişe yerleştirilen farklı ataşman tasarımlarının ve farklı plak uzunluklarının molar distalizasyonuna etkisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı ataşman şekillerinin ve plağa ait farklı gingival uzunlukların maksiller sağ birinci molar dişin distalizasyon hareketi üzerindeki etkisini Sonlu Elemanlar Analizi (SEA) kullanarak araştırmak ve distalizasyon sırasında hangi ataşman ve gingival plak uzunluğu konfigürasyonunun istenen hareketi sağladığını belirlemektir. Çalışmanın sekiz grubu; ataşmansız, vertikal ataşmanlı, 25 derece açılı yerleştirilmiş vertkal ataşmanlı, ikili horizontal ataşmanlı ve her grup için iki farklı aligner uzunluğu ile kombine edilmiş; dişeti sınırında ve dişeti sınırının 2 mm üzerinde biten plak uzunluğuna sahip modellerden oluşmaktadır. Maksiller birinci molar dişin yer değiştirme miktarı ve periodontal ligament (PDL), kron ve köklerde oluşan von Mises stres değerleri SEA ile değerlendirilmiştir. Maksiller birinci molar dişte bukkolingual ve meziodistal devrilme en çok ataşmansız modellerde meydana gelmiştir. En az devrilme hareketi 25 derece eğimli yerleştirilmiş vertikal ataşmanlı modellerde olduğu bulunmuştur. Y ekseninde, tüm referans noktaları distale doğru hareket ettiğinde, palatal kök ucu tüm modellerde meziale doğru hareket etmiştir. Palatinal kökün en az mezial hareketi double horizontal ataşman modellerinde gözlenmiştir. Aligner uzunluğunun artırılması genel olarak distal hareket miktarını ve PDL ile kökler üzerindeki von Mises streslerini artırmıştır. Ayrıca ataşmansız modellerde önemli ölçüde daha kontrollü kök hareketi sağlamıştır. Farklı ataşmanların ve farklı uzunluklara sahip şeffaf plakların kullanılması stres iletimini ve gerçek hareketi önemli ölçüde etkilemektedir. Tüm modellere aynı miktarda yer değiştirme uygulanmasına rağmen, Y eksenindeki distal hareket, diş etinin 2 mm üzerinde biten aligner ile daha fazla meydana gelmiştir. Bu da stres aktarımının dişetinin 2 mm üzerindeki plaklarda daha kolay gerçekleşebileceğini göstermektedir. 25 derece eğimli yerleştirilmiş vertikal ataşman ve ikili horizontal ataşman sahip modeller, her üç eksenin kombinasyonunda en kontrollü ve etkili distalizasyon hareketini göstermiştir. Aligner uzunluğu arttıkça birinci büyük azı dişinin köklerinde ve periodontal ligamentte oluşan von Mises stresinin de arttığı gözlemlenmiştir.
Enfekte kök kanal dentininde farklı irrigasyon ve aktivasyon tekniklerinin antimikrobiyal etkinliklerinin değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı farklı irrigasyon solüsyonlarının farklı irrigasyon aktivasyon yöntemleri ile aktive edilerek E.faecalis üzerine antibakteriyel etkinliklerini karşılaştırmalı olarak incelemektir. Yüz adet çürüksüz, tek köklü tek kanallı diş 40.06 apikal genişlik elde edilinceye kadar ProTaper Next NiTi döner alet sisteminin X4 döner eğelerine kadar prepare edildi. Her bir diş 15 dk 121°C'de otoklavda steril edildi. 21 gün boyunca E. faecalis ile kontaminasyon sağlandı.21 günlük inokülasyon periyodunun ardından dişler, farklı irrigasyon solüsyonlarına göre 3 ana gruba (NaOCl, Dual Rinse HEDP, Kitosan, n=30) ve her grup aktivasyon yöntemine göre kendi içerisinde 3 farklı (Geleneksel iğne irrigasyonu, Pasif ultrasonik aktivasyon ve Sonik aktivasyon, n=10) alt gruba ayrıldı. Oluşturulan gruplara göre irrigasyon ve aktivasyon prosedürleri tamamlandı. İrrigasyon protokollerinin uygulanmasının ardından diş örneklerinden bakteriler PBS tamponu ile toplanarak süspansiyon halinde 1.5mL'lik tüplere alındı. Bu süspansiyonlardan, Nucleogene Total RNA Extration Kit (Nucleogene, Türkiye) kullanılarak RNA saflaştırma işlemi yapıldı. Elde edilen RNA örneklerinden 16 µL alınarak Nucleogene cDNA synthesis kit kullanılarak cDNA sentezi yapıldı. Sentezlenen cDNA örnekleri kalıp olarak kullanılarak qPCR çalışmaları yapıldı. PCR sonucunda Ct değerleri elde edildi. Veriller SPSS 26.0 programı kullanılarak Two-Way Anova ve gruplar arasındaki ilişkilerin değerlendirilmeleri için post hoc Bonferroni testleri kullanılarak istatistiksel olarak analiz edildi (p<0.05). Test edilen tüm gruplarda kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde daha yüksek Ct değerleri görüldü (p<0.05). Ct değerlerinin yüksek olması bu gruplarda bakteri popülasyonunun daha düşük olduğunu göstermektedir. NaOCl'nin, Kitosan ve DualRinse-HEDP'ye göre anlamlı derecede kök kanallarından daha fazla E.Feacalis'i uzaklaştırdığı görülürken (p=0,009 ), Kitosan ve DualRinse-HEDP arasında anlamlı bir farklılık görülmedi. NaOCl için geleneksel iğne irrigasyonu ve ultrasonik aktivasyon, Kitosan solüsyonu için sonik aktivasyon yöntemi ile kök kanallarından daha fazla E. feacalis'in uzaklaştırıldığı görüldü. DualRinse-HEDP için ise aktivasyon yöntemleri anlamlı bir farklılık oluşturmadı (p=0,445). Bu çalışmanın sonuçlarına göre; NaOCl ve Kitosan solüsyonlarının uygun irrigasyon aktivasyon sistemleri ile aktive edilmeleri solüsyonların antibakteriyel etkinliklerini artırdığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: E. Faecalis, İrrigasyon Aktivasyonu, Sodyum Hipoklorit, Dual Rinse HEDP, Kitosan
Kök kanallarından biyoseramik esaslı patların uzaklaştırılmasında farklı irrigasyon aktivasyon tekniklerinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Giriş: Primer kök kanal tedavisinin başarısız olduğu durumlarda tedavi seçeneklerinden biri yeniden kök kanal tedavisidir. Önceki kök kanal dolgu materyalinin tamamen uzaklaştırılmaması, yapılacak tedavinin başarısını olumsuz etkileyebilir. Amaç: Bu çalışmanın amacı Bioserra ve MTA Fillapex kanal patları kullanılarak yapılmış kök kanal dolgularının yeniden kök kanal tedavisi işleminin ardından geleneksel iğne irrigasyonu, Ultra X ve EDDY final irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin etkinliğini taramalı elektron mikroskop (SEM) ile karşılaştırmaktır. Materyal-Yöntem: 108 adet çekilmiş tek köklü insan dişi ProTaper Next X1 (17.04) ve X2 (25.06) döner eğeleri ile kök kanalları prepare edildi. Örnekler kullanılan patlara göre rastgele iki ana gruba (n=54) ayrıldı: MTA Fillapex ve Bioserra. Örnekler güta-perka ve kanal patlarıyla kök kanal dolgusu yapıldıktan sonra 2 hafta bekletildi. Kanal dolguları ProTaper Next X2 (25.06) veX3 (30.07) döner eğeleri ile AI endodontik motor kullanılarak boşaltıldı. Final irrigasyon prosedürlerine göre dişler 6 gruba ayrıldı (n=18). Grup 1: MTA Fillapex- Geleneksel iğne irrigasyon (Gİİ), Grup 2: BioSerra-Gİİ, Grup 3: MTA Fillapex- EDDY, Grup 4: Bioserra- EDDY, Grup 5: MTA Fillapex- Ultra X, Grup 6: Bioserra-Ultra X. Final irrigasyonundan sonra kökler bukkolingual yönde iki parçaya ayrıldı ve taramalı elektron mikroskobu altında incelendi. Artık dolgu materyali varlığı apikal, orta ve koronal üçlü bölgelerinde olacak şekilde 5 basamakta skorlandı. Sonuçlar istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Bütün kök kanallarında artık materyaller gözlenmiştir. MTA Fillapex kanal patını uzaklaştırmada EDDY aktivasyon tekniği daha etkiliyken (p<0,001), Bioserra kanal patını uzaklaştırmada Ultra- X daha etkili bulunmuştur (p=0,003 ve p<0,001). Ultra- X aktivasyon grupları arasında orta ve apikal üçlü bölgelerde Bioserra kanal patının uzaklaştırılabilirliği MTA Fillapex'e göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). MTA Fillapex patının Ultra- X ile aktivasyonu sonucu koronal ve orta kesite göre apikalden uzaklaştırılabilirliği düşük iken (p<0,001), Bioserra patının Ultra- X ile aktivasyonu sonucu koronale göre orta kesitten uzaklaştırılabilirliği daha yüksek bulunmuştur (p=0,002). Sonuç: Bu çalışmamızda elde ettiğimiz verilere göre MTA Fillapex kanal patını uzaklaştırmada EDDY, Ultra- X ve Gİİ ile karşılaştırıldığında tercih edilebilir. Bioserra kanal patını uzaklaştırmada ise Ultra- X diğer aktivasyon tekniklerine göre tercih edilebilir.