
24
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Nazofarenks posterior duvarındaki reseslerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile radyolojik incelenmesi
ÖZET Nazofarenks Posterior Duvarındaki Reseslerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi ile Radyolojik İncelenmesi Nazofarenks bölgesi, karmaşık anatomik yapıları ve histolojik çeşitliliği nedeniyle hem radyolojik değerlendirme hem de klinik müdahale açısından özel bir öneme sahiptir. Özellikle Rosenmüller fossa ve östaki tüpü farengeal açıklığı gibi yapıların net olarak görüntülenmesi, nazofarengeal karsinom gibi malignitelerin erken teşhisinde kritik rol oynamaktadır. Bu çalışmada, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanılarak Rosenmüller fossa, farengeal bursa ve östaki tüpü açıklığının morfometrik analizleri gerçekleştirilmiştir. Toplam 150 hastaya ait konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Rosenmüller fossanın ve östaki tüpü farengeal açıklığının genişlik, derinlik, sagittal kesitlerde saptanan uzunlukları, nazal septumun arka ucuna ve midsagittal eksene olan uzaklıkları ve midsagittal eksenle yaptıkları açılar gibi nicel veriler elde edilmiştir. Ayrıca farengeal bursanın prevalansı ve mevcut olduğu durumlarda genişlik, derinlik ve sagittal kesitlerde uzunluk verileri de kaydedilmiştir. Bu veriler, yaş ve cinsiyete göre analiz edilmiştir. Bulgularımızda, Rosenmüller fossa ve östaki tüpü açıklığı parametrelerinin yaş ve cinsiyete göre değişiklik gösterdiği, Rosenmüller fossa tiplerine göre ise bazı ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunduğu görülmüştür. Ayrıca, Rosenmüller fossa genişlik ve derinliği ile östaki tüpü açıklığının boyutsal ilişkisi pozitif korelasyon göstermiştir (p<0.05). Elde edilen veriler, Rosenmüller fossanın tipleri ile östaki tüpü açıklığı ölçümleri arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir (p<0.05). Nazofarenks bölgesinde yer alan anatomik yapılarla ilgili detayların bilinmesi nazofarengeal karsinom gibi malignitelerin başlangıç evresinin tespiti ve normalden sapma durumlarının yorumlanmasında yardımcı olabilir. Çalışmamız, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile yapılan nazofarengeal morfometrik analizlerin klinik ve radyolojik açıdan anlamlı veriler sunduğunu ve bu alanda yapılacak ileri çalışmalar için referans niteliğinde olabileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, farengeal bursa, nazofarenks, östaki tüpü, rosenmüller fossa.
Ebeveynlerin flor kullanımı ile ilgili davranış şekli ve bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı, ebeveynlerin çocuklarının ağız sağlığını korumada florun önemi hakkındaki bilgi düzeylerini, tutumlarını ve uygulamalarını değerlendirmektir. Araştırma, ebeveynlerin flor konusundaki farkındalık düzeyini ortaya koymayı ve ağız sağlığı eğitimi programlarına yönelik öneriler geliştirmeyi hedeflemektedir. Çalışmaya rutin dental muayene ve tedavilerinin yapılması amacıyla kliniğe başvuran 2-15 yaş arasındaki 661 çocuk hasta ve velileri dahil edilmiştir. Hastaların ağız içi muayeneleri yapılarak, dmft/DMFT skorları kaydedilmiştir. Toplam dört ana bölüm ve yirmi yedi çoktan seçmeli sorudan oluşan anket hasta velilerine uygulanmıştır. Anket formunun birinci bölümü ailenin gelir, eğitim durumu gibi sosyodemografik özelliklerini içermektedir. Anketin ikinci bölümünde çocukların oral hijyen alışkanlıkları, üçüncü bölümde flor konusundaki davranış şekilleri ve son bölümde velilerin flor konusundaki bilgi seviyesini değerlendiren sorular yer almıştır. Hastaların yaş ortalaması 9,2±2,7 olarak belirlenmiş olup, katılımcıların %53,9'unu kızlar, %46,1'ini erkekler oluşturmakta idi. Çocuklarda diş fırçalamaya en sık ilk daimi azı dişinin sürmesiyle birlikte başlandığı (%26,6), fırçalama sıklığının çoğunlukla günde bir kez olduğu (%47,1) ve diş fırçalamanın sıklıkla ebeveyn gözetiminde (%68,5) gerçekleştirildiği saptanmıştır. En yaygın diş hekimi başvuru sebebi diş ağrısı (%54,6) olarak tespit edilmiştir. Ebeveynlerin flor konusundaki bilgi ve davranışları değerlendirildiğinde, çocuklara düzenli koruyucu flor uygulaması yapılma oranının düşük olduğu, kullanılan diş macununun flor içeriği hakkında ebeveynlerin çoğunlukla bilgi sahibi olmadığı ve flor miktarını bilenlerin oranının oldukça sınırlı olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin flor hakkındaki bilgi düzeyi değerlendirildiğinde, doğru yanıt medyan değeri yüz üzerinden 14,3 olarak tespit edilmiştir. Özellikle macun içeriğindeki flor miktarının yaşa ve çürük riskine göre belirlenmesi gerektiği ve fazla florun zararlı olabileceği konularında bilgi eksiklikleri olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma, çocukların diş fırçalama sıklıklarının optimal düzeyde olmadığını ve düzenli diş hekimi kontrollerine gitme oranlarının düşük olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bulgular ebeveynlerin flor kullanımı ve ağız sağlığına ilişkin bilgi düzeylerinin genel olarak yetersiz olduğunu ortaya koymuştur. Diş macunu seçimi ile koruyucu flor uygulamaları konusunda da ebeveynlerin bilgi düzeylerinin sınırlı kaldığı belirlenmiştir.
Peri-implantitisin cerrahi olmayan tedavisinde titanyum küretler ile kitosan fırçanın klinik etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızın amacı, peri-implantitis hastalarının cerrahi olmayan tedavisinde kitosan fırça kullanımı ile titanyum küretlerin kullanımının klinik etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Yöntem: Çalışmamıza, peri-implantitis tanısı konulmuş ve cerrahi olmayan tedavi endikasyonu bulunan sistemik olarak sağlıklı toplam 60 bireye ait 79 implant dahil edilmiştir. Hastalar randomize edilerek her grupta 30 hasta olacak şekilde iki gruba ayrılmıştır. Test grubuna kitosan fırça ile, kontrol grubuna ise titanyum küretler ile cerrahi olmayan tedavi uygulanmıştır. Hastaların başlangıç, 1, 3 ve 6. aylarda Plak indeksi, Gingival indeks, Sondlamada kanama, Sondlanabilir cep derinliği ve Klinik ataşman seviyesi değerleri her implantın altı bölgesinden olmak üzere kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda hem test hem kontrol grubunda başlangıç ile karşılaştırıldığında 1, 3 ve 6. aylarda Pİ, Gİ, SK, SCD ve KAS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma gözlenmiştir (p<0,001). Her iki grupta da tüm ağız Pİ ve tüm ağız Gİ skorlarında başlangıca göre 6. ayda istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,001). Başlangıca göre 6. ayda Pİ, SK, SCD ve KAS parametrelerindeki azalma kitosan fırça grubunda, titanyum küret grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları peri-implantitisin cerrahi olmayan tedavisinde kitosan fırça kullanımının, titanyum küretlere oranla klinik olarak daha başarılı sonuçlar gösterdiğine ve peri-implantitis tedavisinde alternatif olarak kullanılabileceğine işaret etmektedir. Uzun dönemli ve biyokimyasal parametreleri içeren klinik çalışmalar, kitosan fırçanın etkinliğine ilişkin verileri artıracaktır.
Karma dentisyon döneminde üst çene genişletmesinde kullanılan apareylerin üst çene süt birinci molar diş ikinci molar diş ve daimi birinci molar dişe uyguladığı kuvvetlerin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Genetik, çevresel veya alışkanlıklara bağlı olarak alt ve üst çene arasında transversal yönde uyuşmazlık oluşması sonucunda posterior çapraz kapanış ilişkisi oluşur. Posterior çapraz kapanış üst çene darlığından kaynaklanıyorsa süt veya karma dentisyon döneminde üst çene genişletme apareyleri kullanılarak bu durum düzeltilebilir. Karma dentisyon, maksiller genişletme için en ideal zaman olmakla beraber, aynı zamanda diş kayıplarının da en sık yaşandığı dönemdir. Maksiller genişletmede amaçlanan, dişlerde tipping hareketi oluşmasından ziyade, sutural açılmanın sağlanmasıdır. Bu çalışmanın amacı, ağızda farklı dişlerin mevcut olduğu farklı senaryolarda, üst çenede yavaş maksiller genişletme apareyi kullanıldığında, dişlere gelen kuvvetler sonucu destek dişlerdeki yer değiştirme miktarlarını üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile değerlendirerek; karma dentisyon döneminde yavaş maksiller genişletme tedavisi uygulanacak çocuklarda, destek dişlerdeki istenmeyen yer değiştirmenin hangi senaryoda daha az olacağının belirlenmesidir. Çalışmamızda üst çene darlığı tespit edilen karma dentisyon dönemindeki bir çocuğa ait tomografi görüntüsü ile; sadece daimi birinci molar (senaryo bir), daimi birinci ve süt ikinci molar (senaryo iki), daimi birinci ve süt birinci molar (senaryo üç), daimi birinci, süt birinci ve süt ikinci molar dişleri (senaryo dört) mevcut olan diye gruplandırılmak üzere 4 farklı senaryo oluşturulup, yavaş genişletme apareyinin destek dişlerde meydana getirdiği yer değiştirmeler sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmamızdaki sonuçlar değerlendirildiğinde; en fazla yer değiştirme ikinci senaryoda, süt 2. molar dişte meydana gelmiştir. Bunu sırasıyla, dördüncü senaryoda yine süt 2. molar, birinci senaryoda daimi birinci molar ve üçüncü senaryoda daimi birinci molar diş takip etmiştir. Sonuç olarak ise, ağızda tüm dişler olduğu durumda, destek dişlere gelen kuvvetler sonucu meydana gelen yer değiştirmenin tek bir dişte artış göstermesinden ziyade, tüm destek dişlerde birbirine yakın miktarda oluştuğu sonucuna varılmıştır.
Çocuklar ve ebeveynlerinin anksiyete seviyelerinin bruksizme olan etkisinin ve bruksizm varlığının çocukların yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Bruksizm, multifaktöriyel etiyolojiye sahip, çocuklarda geniş bir yaş aralığında, yüksek oranlarda görülmekte olan parafonksiyonel bir alışkanlıktır. Bruksizm, dişlerde atrizyon, mobilite, hassasiyet, diş etlerinde çekilme, masseter kasın hipertrofiye olması, baş ve yüz ağrıları gibi problemlere neden olabilmektedir. Kesin tanısının anamnez ve klinik muayene ile konulabilmesi mümkün olmasa dahi, hastadan ve velisinden alınan anamnezler ve detaylı bir klinik muayene ile muhtemel bruksizm teşhisi koyabilmemiz mümkündür. Günümüzde bruksizmin altında yatan nörokimyasal mekanizmalar tam olarak anlaşılamamıştır. Etiyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte multifaktöriyel olduğu konusunda görüş birliği vardır. Çocukların demografik, klinik ve psikolojik özelliklerinin yanı sıra aile ortamının da çocuklarda bruksizmin ortaya çıkmasında önemli bir faktör olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı; 8-14 yaş aralığındaki çocuklarda muhtemel bruksizm varlığı ile çocuklar ve ebeveynlerindeki anksiyete varlığı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın örneklemi, 30'u muhtemel bruksizme sahip (çalışma grubu) ve 30'u bruksizm alışkanlığına sahip olmayan (kontrol grubu) 60 çocuktan oluşmaktadır. Çocuklardaki anksiyete düzeyi Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği (ÇATÖ) ile ebeveynlerindeki anksiyete düzeyi ise Beck Anksiyete Ölçeği ile ölçülmüştür. Çalışmanın bir diğer amacı ise bruksizmin çocuklardaki yaşam kalitesi düzeyini nasıl etkilediğinin incelenmesidir. Bu amaçla çocuklara ve velilerine Pediatrik Ağız Sağlığına Bağlı Yaşam Kalitesi Ölçeği (POQL) uygulanmıştır. Ayrıca anne-baba durumları, ekonomik ve aile durumları ve ailedeki çocuk sayıları gibi sosyodemografik özellikler ile bruksizm varlığı arasındaki ilişki de değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, çalışma ve kontrol grupları arasında, anne eğitim durumları, baba eğitim durumları, ekonomik ve aile durumları ve ailedeki çocuk sayıları açısından istatistiksel anlamlı bir bağımlılık tespit edilmemiştir. Ebeveynlerin ve çocukların anksiyete düzeyleri çalışma ve kontrol gruplarında istatistiksel olarak benzer olarak tespit edilmiştir. Ağız sağlığına bağlı yaşam kalite (çocuk formu) skorları açısından ise gruplar arasında istatistiksel anlamlı bir fark olup, kontrol grubunda ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesi çalışma grubundan daha düşük olarak tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, bruksizm, yaşam kalitesi
Diş hekimine ilk kez başvuran 0-6 yaş arasındaki hastaların oral hijyen alışkanlıkları ile ilgili olarak ebeveynlerin bilgi seviyesinin değerlendirilmesi
Erken çoçukluk çağı çürüğü prevalansının yüksek olması sebebiyle halen büyük bir halk sağlığı problemi olmaya devam etmektedir. Bu çürüklerin, doğru ağız hijyeni uygulamaları ve düzenli diş hekimi kontrolleri ile önlenmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada, 0-6 yaş aralığındaki çocukların ilk diş hekimi ziyaretinin yaşı, nedenleri, çocukların ağız hijyen uygulamaları ve ebeveynlerinin ağız ve diş sağlığı konusundaki bilgi ve bilinç düzeyi seviyelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya kliniğe dental muayene ve tedavilerinin yapılması amacıyla başvuran 0-6 yaş arasındaki 355 çocuk hasta dahil edilmiştir. Hastaların ağız içi muayeneleri yapılarak, dmft skorları kaydedilmiştir. Sonrasında, toplam beş ana bölüm ve yirmi yedi çoktan seçmeli sorudan oluşan anket çocukların ebeveynlerine uygulanmıştır. Anket formunun birinci bölümü hastanın yaş ve cinsiyet gibi bilgilerini ve ikinci bölümü ailelerin sosyodemografik özelliklerini içerirken; üçüncü bölümü kliniğe başvurma sebepleri, dördüncü bölümü çocukların oral hijyen alışkanlıkları ve son bölümü ise ebeveynlerin dental sağlık ve oral hijyen konusundaki bilgi düzeyleri ve bu bilgileri edindikleri kaynak konusunda sorular içermektedir. Çalışma sonucunda, hastaların ortalama yaşı 4,5 olup %51,0'i erkeklerden, %49,0'u ise kızlardan oluşmaktaydı. En sık diş hekimine başvuru nedenleri sırasıyla; çürük (%49,6) ve ağrı (%34,1) iken, 13 hasta apse (%3,7), 1 hasta ise travma kaynaklı sağlık kurumuna başvurmuştu. Medyan dmft skoru 6 olup söz konusu skorlar 0 ile 20 arasında değişmekteydi. Hastaların %8,5'i henüz dişlerini fırçalamaya başlamamışken, %17,4'sinin 1 yaşından büyükken, %62,8'sinin ise 2 yaşından büyükken dişlerini fırçalamaya başladığı belirtilmiştir. Diş fırçalama yapan hastaların %16,6'sında anne veya babasının fırçalama konusunda yardımcı olmadığı, hastaların %51,4'ünün florlu bir macun kullandığı, %89,2'sinin ise manuel diş fırçası kullandığı belirlenmiştir. Ebeveynlerin, ağız ve diş sağlığı ile ilgili bilgi ve farkındalık başarı puanlarının ortalaması 55,5 (15,6-100,0) olarak tespit edilmiştir. Ayrıca, eğitim seviyesi daha yüksek ebeveynlerin çocukları daha düşük dmft skoruna sahipken, diş hekimine de daha sıklıkla rutin muayene sebebiyle başvurdukları tespit edilmiştir. Sonuç olarak, okul öncesi çocuklarda çürük görülme oranı yüksekken, fırçalama alışkanlıklarında eksiklikler olduğu ve kliniğe en sık başvuru nedeninin de çürük varlığı olduğu tespit edilmiştir. Anne ve babaların eğitim seviyesi yükseldiğinde ise, ortalama dmft skorları düşerken; fırçalama alışkanlıklarının da daha iyi olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular ışığında, erken çocukluk çağı çürüklerinin önlenmesi için, ailelerin bilinçlendirilerek, rutin dental kontrollerin düzenli hale getirilmesi gerektiği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ağız sağlığı, diş fırçalama, ebeveynler, tutum.
Üst 1.molar dişlerin maloklüzyonlara göre rotasyon, angulasyon ve inklinasyon değerlerinin dijital 3D modelleme yöntemi kullanılarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı dişsel maloklüzyonlara sahip olan hasta modellerinde, üst birinci molar dişlerin rotasyon, angulasyon ve inklinasyon değerlerinin dijital 3D model analizi programları aracılığı ile analiz edilmesi ve analiz sonucu elde edilen bu değerlerin birbirleri ile karşılaştırılmasıdır. Çalışmamızın materyalini Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvurmuş olan 208 hastanın tedavi başı ortodontik modelleri oluşturmaktadır. Bu hasta modelleri Angle'ın dental sınıflamasına göre Sınıf I, Sınıf II Div 1, Sınıf II Div 2 ve Sınıf III olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Gruplara ayrılan ortodontik modellerin taraması Dental-Wings model tarayıcıda, taranan modellere ait ölçümler ise Maestro programında yapıldı. Çalışmamızda kullanılan her bir ölçüm sağ ve sol molar için ayrı ayrı yapıldı. Çalışmamızda kullanılan ölçümler: 'Henry Açısı', 'Friel Açısı', Ricketts Çizgisi', 'Hayce-Nance Analizi', 'Angulasyon' ve 'İnklinasyon' ölçümleridir. Çalışmamızın istatistiksel analizinde Anova ve Kruskal-Wallis H testi kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi; yüzde-frekans tabloları kullanıldı. Anlamlılık seviyesi olarak p<0.05 kullanıldı. Üst 1. molarların rotasyonlarını belirlemek için yaptığımız Rickets analizi sonuçlarına göre, Sınıf II hastalarda (Div 1 ve Div 2) üst molar dişlerde Sınıf I hastalara göre daha fazla miktarda meziyopalatinal yönde rotasyon olduğu bulundu (p= 0.014). Hayce-Nance analizine göre, Sınıf II (Div 1 ve Div 2) hastalarda yer darlığının Sınıf III hastalardan daha fazla olduğu bulundu (p=0.010). Angulasyon değerlerinde Sınıf III hastalarda diğer hasta gruplarına göre daha az negatif angulasyon olduğu bulundu (p=0.001). İnklinasyonda ise bunun tam tersi olarak Sınıf III hastalarda diğer gruplara göre daha fazla pozitif inklinasyon olduğu bulundu (p=0.000). Üst 1. molar dişlerin, maloklüzyonlara göre ve ideal rotasyon, angulasyon ve inklinasyon değerlerinin bilinmesi doğru teşhis ve tedavi planlamasının yapılmasında ve klinikte ortodontiste yardımcı olabilir. Böylelikle ortodontist tedavi için daha doğru tekniği seçebilir ve sonuç olarak hem hastanın koltukta oturma süresinin hem de ortodontistin hasta başında geçireceği sürenin kısalması ile tedavi etkinliğini arttırabilir.
Manuel, yapay zeka destekli, akıllı telefon uygulama destekli sefalometrik analiz yöntemlerinin güvenilirliğinin ve tekrarlanabilirliğinin değerlendirilmesi
Manuel, Yapay Zeka Destekli, Akıllı Telefon Uygulama Destekli Sefalometrik Analiz Yöntemlerinin Güvenilirliğinin ve Tekrarlanabilirliğinin Değerlendirilmesi Bu tez çalışmasının amacı yapay zeka destekli WebCeph sefalometrik analiz programı ile akıllı telefon uygulama destekli OneCeph sefalometrik analiz programının tekrarlanabilirliğinin ve güvenilirliğinin geleneksel yöntem olan manuel analiz yöntemiyle kıyaslanması ve analiz süreleri açısından değerlendirilmesidir. Çalışmamızın materyalini 110 vakanın tedavi başı lateral sefalometrik radyografileri oluşturmaktadır. Sefalometrik analizler Manuel olarak, WebCeph programı ve OneCeph programı kullanılarak gerçekleştirilmiş; ölçümler güvenilirlik, tekrarlanabilirlik ve süre açısından değerlendirilmiştir. Çalışmamızda kullanılan iskeletsel ölçümler SN, SNA, SNB, ANB, GoGn/SN, Saddle açısı, Artiküler açı, Gonial açı, Posterior açılar toplamı ve Witts ölçümü iken; dişsel ölçümler U1-NA ve L1-NB uzaklığı, U1/NA ve L1/NB açısı, keserlerarası açı ve IMPA açısıdır. Çalışmamızda kullanılan yumuşak dokuya ait ölçümler ise Ls-E ve Li-E çizgisi uzaklıkları ve nasolabial açıdır. Tekrarlanabilirliğin ve gözlemci içi güvenirliğin değerlendirilmesi amacıyla rastgele seçilen 30 vakaya ait sefalometrik analizler her 3 yöntemle tekrar yapılmıştır. Yapılan analizler esnasında kronometre ile analiz süreleri kaydedilmiştir. Araştırmamızda elde edilen veriler SPSS 22 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Ölçüm yöntemleri arasındaki uyuma Inter Class Correlation yöntemi ile; gözlemci güvenilirliğine ise Intra Class Correlation yöntemi ile bakılmış, analiz süreleri hesaplanmış ve karşılaştırılmıştır. Anlamlılık seviyesi olarak 0,05 kullanılmıştır. Araştırmamızda SN ölçümü ve Nasolabial açı dışında tüm parametreler açısından WebCeph ve OneCeph programının Manuel analiz yöntemiyle yüksek uyumlu olduğu gözlenmiştir. Nasolabial açı her iki analiz yönteminde Manuel analiz yöntemiyle orta derecede uyum gösterirken; SN ölçümü açısından WebCeph programı Manuel analiz yöntemiyle düşük uyumlu bulunmuştur. Analiz süresi en düşük WebCeph programında, en yüksek Manuel analiz yönteminde elde edilmiştir. Sonuç olarak yapay zeka destekli WebCeph programı ve akıllı telefon uygulama destekli OneCeph programı Manuel analiz yöntemiyle yüksek derecede uyum göstermiştir ve çok daha kısa sürede analiz yapmaya imkan tanımışlardır. Uygulama destekli OneCeph sefalometrik analiz programı ile 'Altın standart' olarak kabul edilen Manuel analiz yöntemi arasında daha yüksek uyum bulunması sebebiyle uygulama destekli OneCeph programının Manuel analiz yöntemine en iyi alternatif olduğu sonucuna varılabilir.
Ankara ilinde Türk çocuklarında yaş tahmininde kullanılan london atlas, haavikko ve willems yöntemlerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Çeşitli toplumlarda diş yaşı tahmini yöntemlerinin doğruluk ve güvenilirlik düzeyleri farklılık gösterdiğinden, seçilen yöntemin belirli bir topluma uygun olması önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Ankara'daki Türk çocuklarında London Atlas, Haavikko ve Willems yöntemleri ile belirlenen diş yaşları ile kronolojik yaşın uyumunun değerlendirilmesidir. Bu araştırmada, Mart 2022- Temmuz 2022 tarihleri arasında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na başvurmuş olan 5-14 yaş aralığındaki 510 çocuğa ait panoramik radyografları retrospektif olarak incelenmiştir. Seçilen panoramik radyograflarda, London Atlas yöntemi için sağ mandibulada ve maksillada toplam 14 diş, Haavikko yöntemi için sağ mandibula ve maksillada seçili 4 diş ve Willems yöntemi için sol mandibulada toplam 7 diş değerlendirmeye alınmıştır. Elde edilen veriler, IBM SPSS V23 ile analiz edilmiştir. Çalışmamıza 241 erkek (%47,3) ve 269 kız (%52,7) olmak üzere toplam 510 çocuk dahil edilmiştir. Çocukların kronolojik yaşlarının ortalaması 10,02 ± 2,89 (erkeklerde 9,91 ± 2,81; kızlarda 10,11 ± 2,96) olarak bulunmuştur. Kronolojik yaş ortanca değeri 10 iken; diş yaşı ortanca değeri Willems yöntemiyle 10,12; Haavikko yöntemiyle 9,71 ve London Atlas yöntemiyle 10,5 olarak elde edilmiştir. Kronolojik yaş ile tüm yöntemler ile belirlenen diş yaşlarının ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Diş yaşı ile kronolojik yaş farkı ortancası; London Atlas yöntemi için +0,37 yıl, Haavikko yöntemi için -0,2 yıl ve Willems yöntemi için +0,16 yıl olarak tespit edilmiştir. Ortalama mutlak fark değerleri Haavikko yönteminde 0,61 yıl, London Atlas yönteminde 0,69 yıl ve Willems yönteminde 0,73 yıl olarak bulunmuştur. Ortalama mutlak fark yaş gruplarında incelendiğinde; 14-14,99 yaş grubu hariç tüm yaş gruplarında Haavikko yönteminin; 14-14,99 yaş grubunda ise London Atlas yönteminin kronolojik yaş ile daha uyumlu olduğu belirlenmiştir. Kabul edilebilir ortalama mutlak fark 1 yıl olarak belirlendiğinde; en yüksek doğruluk yüzdesine sahip yöntem %80 ile Haavikko bulunmuş; bunu sırasıyla %76,7 ile London Atlas yöntemi ve %76,5 ile Willems yöntemi takip etmiştir. Tüm katılımcılar ortanca fark açısından değerlendirildiğinde kronolojik yaşa göre Willems ve London Atlas yöntemi fazla tahminde, Haavikko yöntemi ise eksik tahminde bulunmuştur. İncelediğimiz örneklemde Haavikko yöntemi ile daha yüksek doğruluk oranı tespit edilmiştir ve diğer yöntemlere kıyasla daha az sayıda dişin değerlendirilmesi nedeniyle pratik olması avantajına sahiptir. Türk toplumunda farklı bölgeleri ve farklı yöntemleri içeren ileriki araştırmaların faydalı olacağını düşünmekteyiz.
Ankara ilindeki çocuklarda diş yaşı tespitinde kullanılan demirjian, nolla ve cameriere yöntemlerinin karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesi
Yaş tayini adli tıp ve klinik diş hekimliğinde önemli bir rol oynamaktadır. Yaş tayini popülasyonlar arasında farklılık gösterebilmektedir. Türk toplumuna en uygun diş yaşı tayini yönteminin belirlenebilmesi amacıyla yöntemleri değerlendirmek, aralarındaki farklılıkları ortaya koymak ve gelecekteki çalışmalara yardımcı olmak için yaş tayini yöntemlerinin değerlendirildiği çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu tez çalışmasında Nolla, Demirjian ve Cameriere yöntemlerinin doğruluğunun, Ankara ilinde bir grup Türk çocukta değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na Ağustos 2022- Kasım 2022 tarihleri arasında başvuran 5-14 yaşları arasındaki 510 çocuğa ait panoramik radyografiler kullanılmıştır. Panoramik radyografilerde diş yaşı tayini Nolla, Demirjian ve Cameriere yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Her üç yöntem için de üçüncü molar diş haricinde sol mandibular yedi daimi diş değerlendirilmiştir. Veriler IBM SPSS V23 ile analiz edilmiştir. İstatistiksel analizde; Shapiro-Wilk Testi, Kolmogorov-Smirnov Testi, Eşli İki Örnek t Testi, Wilcoxon Testi, Tekrarlı Ölçüm Varyans Analizi, Bonferroni Düzeltmesi, Friedman Testi, Dunn Testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Panoramik radyografileri dahil edilen çocukların ortalama kronolojik yaşı 9,96±2,87 olarak belirlenmiştir (kızlarda 9,96±2,97 yıl, erkeklerde 9,96±2,74 yıl). Cinsiyet ayrımı yapmadan diş yaşı ve kronolojik yaş arasındaki ortanca farklar Nolla yönteminde 0,71 yıl (kızlarda 0,53 yıl, erkeklerde 0,87 yıl) ve Demirjian yönteminde 1,07 yıl (kızlarda 1,03 yıl, erkeklerde 1,12 yıl) ve Cameriere yönteminde -0,15 yıl (kızlarda -0,21 yıl, erkeklerde -0,06 yıl) olarak bulunmuştur. Çalışmamızda Ankara ilinde incelediğimiz 5-14 yaş arası çocuklarda kronolojik yaşa en yakın yaş tayini yapan yöntem mutlak fark değeri 1 yıl olarak kabul edildiğinde %75,1'lik doğruluk yüzdesi ile Cameriere yöntemi olmuştur. İkinci sırada Nolla yöntemi (%54,3), son sırada ise Demirjian yöntemi (%44,7) bulunmuştur.