
34
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Xıx. yüzyıl tezkirelerinde şairlerin şahsiyeti ve edebi kişiliklerine dair tespitler
Klasik Türk edebiyatının vazgeçilmez kaynaklarından olan tezkireler yalnızca edebiyat tarihimize değil geçmişin bütününe de ışık tutan önemli biyografik eserlerimizdendir. Sanatı var eden sanatçıların hayatı, sanatı ve eserlerine dair bilgiler veren tezkirelerin günümüzde de geçmiş hakkında bilgi edinme ve geçmişe dair bakış açısı geliştirme özelliğinden söz edilebilir. Hazırladığımız bu çalışmada Doğu ile Batı arasında önemli bir tarihsel dönemi ihtiva eden XIX. yüzyıldan seçtiğimiz Ârif Hikmet Tezkiresi, Hâtimetü'l Eş'âr ve Şefkat Tezkiresi ile aynı dönem sanatçılarının hayatlarına, kişiliklerine ve sanatçı yönlerine dair bakış açılarını belirlemeye çalıştık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tezkire kavramı, tarihi gelişimi ve Türk edebiyatındaki tezkirecilik hakkında önemli noktalar ön plana çıkarıldı. Çalışmamızın ana bölümünü oluşturan ve beş yüz kırk yedi sanatçının incelendiği ikinci bölümde ise tezkire yazarları tarafından edebi kişiliklerine dair bilgi verilen sanatçıların kişilik özellikleri ve eserlerine ait değerlendirmeler tespit edildi. Bu bölümde farklı tezkirelerin aynı şairi hangi özellikleriyle ve nasıl ele aldığı amaçlandı. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise incelenen tezkirelerde sadece adından söz edilen veya çalışmamıza konu olan yönlerine dair bilgi bulunmayan dört yüz elli dokuz şair de tablolar halinde ele alındı. Geneli itibariyle, hazırladığımız bu çalışmada adı geçen üç tezkirede yer alan ve edebi kişiliği hakkında tezkire yazarları tarafından bilgi verilen şairler etrafında geliştirilen farklı bakış açıları tespit edilmeye çalışıldı. Bu çalışmanın edebiyat araştırmacılarına yeni bir bakış açısı kazandıracağı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler : Ârif Hikmet Tezkiresi, Hâtimetü'l Eş'âr ve Şefkat Tezkiresi, Sanatçı, Edebi Kişilik, Karşılaştırma
Meşrutiyetten Cumhuriyete Trabzon'da faaliyet gösteren şirket ve bankalar
Trabzon tarihinin her döneminde ticari açıdan önemli bir liman şehri olmuştur. Karadeniz'i iç bölgelere kara yolu ile bağlamaktadır. Bu özelliği ile hem deniz hemde kara taşımacılığında stratejik bir konuma sahiptir. Trabzon'da yapılan fuarlar da bunun bir göstergesidir. Bu çalışanın amacı Meşrutiyetten Cumhuriyete Trabzon'da sosyal, ticari hayata yön veren şirketler ve bankaların incelenmesidir. Bu amaçla ilk önce Trabzon Sancağının Meşrutiyetle Cumhuriyet yılları arasında sosyal ve ekonomik yaşantısı incelenmiş ve sancak ekonomik olarak değerlendirilmiştir. Bu süreç içinde şehrin ekonomik faaliyetlerini sürdürüken yaşadığı zorluklar ve Sancağın ticari hayatına yön vermiş olan kuruluşlar değerlendirilmiştir. Tarihsel süreçte şehirdeki ekonomik yaşam incelenmiştir. İkincil olarak faaliyet sunan şirket ve bankalar incelenmeye geçilmiş, şirketlerin kuruluş ile ticari hayatı hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Trabzon, Sosyal Yaşam, Ticaret, Şirket, Banka
Silahdar Seyyid Mehmet Paşa'nın vakıfları
I. Abdülhamid dönemi sadrazamlarından olan Silahdar Mehmet Paşa, 1735 yılında Arapsun'da doğdu. İstanbul'a küçük yaşta gelmiş ve saraydaki ilk görev yeri olan helvahaneye girmiştir. Çeşitli görevlerden sonra 1779 yılında sadrazamlığa yükselmiştir. Sadaret görevi kısa süren Silahdar Mehmet Paşa yaptırdığı külliye ile kalıcılığı yakalamıştır. Bu çalışmada Arapsun'da yaptırmış olduğu vakıflar, bunların çalışanları ve işleyişi anlatılmıştır. Çalışmada öncelikle vakıflara ait vakfiyeler esas alınarak eserler incelenmiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinden elde edilen belgeler ve bu konuyla ilgili çalışmalardan da faydalanılmıştır. Çalışma toplam altı bölümde ele alındı. Giriş bölümünde vakfın tarihçesi, birinci bölümde Silahdar Seyyid Mehmet Paşa Vakfiyesinden, ikinci bölümde Silahdar Seyyid Mehmet Paşa'nın hayatı ve faaliyetlerinden, üçüncü bölümde Silahdar Seyyid Mehmet Paşa'nın vakıflarından, dördüncü bölümde Silahdar Seyyid Mehmet Paşa'nın vakıflarındaki görevlilerden, beşinci bölümde Silahdar Mehmet Paşa Vakfiyesi'nden bahsedilmiştir. Vakıflar incelenirken iki nüsha esas alınmıştır. Bu nüshalardan birinin çevirisi ekte verilmiş, diğer nüshanın farklılıkları ise dipnotta belirtilmiştir. Silahtar Mehmet Paşa'nın vakıfları bu nüshalar üzerinden hareket edilerek değerlendirilmiştir. Diğer belgelerle ise bu vakıflardaki uygulamalar anlaşılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Arapsun, Vakfiye, Külliye, Silahtar Mehmet Paşa.
Kelâmî'nin Sehername (Ravza) adlı mesnevisi (İnceleme-metin)
Sosyal, tarihî ve kültürel mânâda yaşanılan çağın kodlarını yansıtan mesnevîler Dîvân edebiyatında önemli bir yer tutan anlatılardır. Şairin yaşadığı devrin daha iyi anlaşılıp incelenmesinde büyük rolü olan mesnevîler, aynı zamanda konuyu uzunca bir şekilde işlemesiyle de bilinir. Eski zamanlarda romansların yerini tutan mesnevî, kafiye şeması itibariyle de bir meseleyi rahatlıkla her yönüyle ele almaya uygundur; çünkü bu türde her beyit kendi içinde kafiyelidir ve konu bütünlüğü metne yayılmış biçimdedir. 17.yy'da Kelâmî tarafından kaleme alınan Sehernâme, diğer bir adıyla Ravza, döneminin önemli mesnevîlerinden biridir. Mesnevîde şair; kendi hakkında bilgi vermenin yanı sıra, şiire nasıl başladığı, mahlasını nasıl aldığı, bulunduğu şiir meclisini, başka şairlerle arasındaki muhabbeti dolayısıyla şiirle ve şairlerle irtibatını, babasının mesleğini, bulunduğu devrin önemli devlet adamlarıyla diyalogunu ve katıldığı, şahit olduğu ve duyduğu seferleri metnine dahil etmesiyle de eser incelenmeye değerdir. Temelde çalışmamız üç bölümü ihtiva etmektedir. Birinci bölümde; şâirin yaşamış olduğu döneme sosyal, siyasal, kültürel ve edebî açıdan geniş çerçevede bakılmıştır. İkinci bölümde; Kelâmî ve eseri hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde ise; okunup transkribe edilmiş metin verilmiştir. Eserin tek nüshası, İstanbul Üniversitesi Türkçe Yazmalar 181 numarada kayıtlıdır. Çalışmamızda da bu nüshadan istifade edilmiştir. Bu çalışmanın 17.yy Dîvân edebiyatı ve mesnevîleriyle ilgili alanlarda çalışanlar ve bu konuya ilgi duyanlar için faydalı bir başvuru kaynağı olabileceği düşünülmektedir.
Moğol kaynağı olarak Kartlis Tskhovreba
Kafkasya'nın en merkezi bölgesi olan, Anadolu'nun giriş ve çıkış yolları üzerinde bulunan Gürcistan, sarp dağların yer aldığı Kafkas coğrafyasında batı ile doğu arasında irtibatı sağlayan önemli dağ geçitlerine sahip olmasından dolayı stratejik bakımdan Kafkasya'nın en önemli ülkesidir. Bu sebepledir ki Gürcü yurdu, Bizans, Harzemşah, Selçuklu, Moğol, Osmanlı ve Rusya gibi devletlerin mücadele ve istila alanı olmuştur. Bu istilaların en dikkat çekeni de Moğol istilalarıdır. Moğollar, tarih boyunca değişik bölgelere yayılmış ve farklı milletlerle çeşitli münasebetlerde bulunmuşlardır. Bu milletlerden biri de hiç şüphesiz Kafkasya'nın en köklü milletlerinden biri olan Gürcülerdir. Anonim bir Gürcü kroniği olan Kartlis Tskhovreba adlı kaynağın çalışmamızı içeren ve kaynağın son bölümü olan Yüzyıllık Kronik "The Hundred Years' Chronicle" bölümünün ana konusunu, Güney Kafkasya'ya ve ardından Gürcü topraklarına hâkim olan Moğolların 1220'lerden itibaren bölgeye gelişleri, akınlarıyla Gürcistan'da varlığını hissettirdikleri bu dönemde Tiflis şehrini elinde bulunduran ve bölgede etkili bir güç haline gelen Harzemşah hükümdarı Sultan Celaleddin'in egemenliğine son verilmesi, Selçuklu- Gürcü ilişkileri, önce Doğu Gürcistan'ı işgal eden Moğolların, daha sonra ülkenin büyük bir bölümüne egemen olarak Gürcüleri kendilerine bağlı bir prenslik haline getiren ancak Gürcü hâkimiyetindeki bölgede de Gürcü prensliğinin varlığını korumasından dolayı iki başlı bir yönetim sürecinin yaşanmasının ardından Moğolların Gürcistan'ı tamamen hâkimiyet altına aldıkları ve başta siyasi-askeri münasebetler olmak üzere sosyo-ekonomik münasebetler oluşturmaktadır. Gürcüler Moğollara karşı isyan teşebbüsünde bulunmuşlarsa da bağımsızlıklarını kazanmaya, Tamara dönemindeki parlak devirlerini yakalayarak tek bir devlet çatısı altında toplanmaya, Gürcistan'ı Moğol hâkimiyetinden kurtaran ve parçalanmış siyasi yapısını yeniden sağlayan Kral V.Giorgi zamanına kadar muvaffak olamamışlardır. Bu çalışmanın amacı, güçlü tarihi bağların bulunduğu Kafkasya hakkında yeterli miktarda çalışma olmaması, mevcut çalışmaların da genellikle Kuzey Kafkasya ile ilgili yapılarak Güney Kafkasya, özellikle Gürcistan tarihi ve coğrafyası hakkındaki çalışmalara çok az yer verilmesi, benzer şekilde Moğollar ve Moğolların işgal ettikleri çeşitli coğrafyalar hakkında araştırmaların ve kaynakların fazla olmasına rağmen Moğolların Güney Kafkasya'daki faaliyetleri hakkında kaynakların oldukça az olmasından ve Türkiye'de de yapılan çalışmalarda pek kullanılmayan Gürcü kaynaklardan istifade yoluna giderek XII. ve XIV. yüzyıl Gürcü-Moğol ilişkileri alanındaki yeni çalışmalara katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Güney Kafkasya, Kartli, Gürcü, Moğol, İlişkiler
Step'annos Orbeleans'a göre Moğollar
13. yy.'ın başlarında tarih sahnesine çıkan Moğollar, kuruluşlarından kısa bir süre sonra geniş coğrafyalara yayılarak büyük bir imparatorluk haline gelmişler ve birçok millet ve devletle ilişki içerisine girmişlerdir. Batıya doğru yönelen Moğolların, Anadolu ve Kafkasya'da hâkimiyetleri altına alıp etkileşim içerisine girdikleri milletlerden birisi de Ermeniler olmuştur. Ermeniler, Moğolların Kafkasya ve Anadolu'da hâkimiyet altına aldıkları diğer milletlerden farklıdırlar. Moğollar, Ermenileri bir müttefik ve kılavuz olarak görmüşler ve her alanda derin ilişkiler geliştirmişlerdir. Bu geniş coğrafyada karşılaştıkları birçok halk ve devlete korku salan Moğollar, hakimiyetleri altına aldıkları Ermeniler için korkudan çok bir ümit olmuşlardır. Bu ümide sarılan Ermeniler, Moğolları, düşmanları olan Müslümanlara yani Araplara ve Türklere karşı kendi çıkarları için kullanmanın yollarını aramışlardır. Moğollar da yabancısı oldukları bu coğrafyalarda, sadık bir tebaa olarak görüp hâkimiyetleri altına aldıkları Ermenileri askeri ve siyasi alanlarda kullanmışlardır. Kendilerine birtakım hediyeler vererek ve vaatlerde bulunarak Ermenilerin askeri gücünden ve bölgeye dair bilgi ve tecrübelerinden faydalanarak hâkimiyet alanlarını kolaylıkla genişletmişlerdir. Bütün bu karşılıklı çıkarlar, bir asır sürecek geniş bir ilişki ağı ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmamızda Ermenilerin, Moğolların hâkimiyeti altına girdikleri dönemden başlanarak, Moğolların Ermenilere ne gibi idari ve mali politikalar uyguladıkları, Ermenilerin Moğol idare sisteminde nasıl bir yer edindikleri, Moğolların uygulamış oldukları politikaların şekillenmesinde Ermenilerin nasıl bir rol üstlendikleri, dönemin yazarı Step'annos'un kalemiyle değerlendirilmiştir. Step'annos eserinde, ailesiyle ve topraklarıyla ilgili anlatımlarda mübalağa edilen konular olmuşsa mazur görülmesini şu mütevazi dille rica etmiştir: "Sevgili okuyucu, bu yazarı kendi ailesinin gururunu abarttığı için eleştirmeyin veya açıklamalarını abarttığını veya süslediğini düşünmeyin. Tanrı şahidimdir ki; anlatımımın başından sonuna kadar gerçeği araştırılmış ve kapsamlı incelemelerden sonra ortaya çıkmış ve size sunulmuştur. Görgü tanıklığı olduklarımıza gelince, burada birçok olaydan küçük ve doğru bir bölüm sunduk. Tıpkı diğer evlerin soy kütüklerini ve anıtlarını ilk zamanlardan özenle ve doğru bir şekilde sunduğumuz gibi kendi yurdumuzla ile ilgili olan bölüme daha titizlikle yaklaştık. Bu kitapta Sisakan toprakları ile ilgili açıklamalarda bulundum. Orbeleans oğulları buraya lord olarak geldikleri sürece değinirken hikayelerini de anlatmam gerekiyordu. Bu tarihçeyi aklınızda hiç önyargı olmadan kabul edin ve bizi bu konuda suçlamayın. Sonsuza dek mutluluklar." Amin. Anahtar Kelimeler: Step'annos, Orbeleans, Moğollar, Ermeniler, Sisakan, Kafkasya
Osmanlı modernleşme sürecinde Selanik Sanayi Mektebi
Osmanlı Devleti'nde 19. yüzyılın başlarından itibaren yoğunluk kazanan sanayileşme çabaları, yeni gelişen sanayi kollarında çalışacak kalifiye eleman yetiştirilmesi ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bu durum, kuruluştan 19. yüzyılın ortalarına kadar Ahi teşkilatı ve lonca kurumu tarafından usta-çırak ilişkisi içerisinde yürütülen mesleki eğitim anlayışının değişmesine sebep olmuştur. Bunun sonucunda, ülkede gelişmeye başlayan modern sanayi şartlarına kalifiye eleman yetiştirmek amacıyla sanayi okulları açılmaya başlanmıştır. Bu okulların ilk örneği de 1863 yılında Mithat Paşa tarafından Niş'te kurulan ıslahhane olmuştur. Bu girişimin başarılı sonuçlar vermesi üzerine kısa sürede önce Balkanlar ve Anadolu'da olmak üzere birçok ıslahhane açılarak bu kurumlar hızla ülke genelinde yaygınlaşmıştır. Islahhaneler ilerleyen yıllarda daha da gelişerek sanayi mekteplerine dönüşmüştür. Çalışmamızın konusu olan Selanik Sanayi Mektebi de başlangıçta ıslahhane olarak açılmış, daha sonra sanayi mektebine dönüşmüş bir mesleki eğitim kurumudur. Bu çalışmada Selanik Sanayi Mektebi'nin kuruluşu, gelişimi, eğitim faaliyetleri ve Selanik'in işgali sonrasında okulun durumu incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Islahhane, Sanayi Mektebi, Selanik.
Artvin ve çevresindeki (Ardahan-Kars-Erzurum) Rus mezalimini anlatan destanlarda başlıca temalar
Destanlar, âşıklarımızın toplumda gözlemledikleri olay veya durumları dinleyiciye aktardığı, kendine has ezgileri olan manzum ürünlerdir. Nazım ürünlerinde karşımıza çıkan tema kavramı; imgesel kavramlarla insanın iç dünyasından dış dünyasına yansıyan, şiire hâkim olan fikir veya histir. Destanlarda âşığın dünyayı algılama, yorumlama ve yansıtma durumuna göre farklı temalar kullanılmıştır. Artvin ve çevresindeki âşıklarımızın Osmanlı-Rus savaşlarını, özellikle 93 Harbi'ni anlatan destanları, halkımızın savaş öncesinde, savaş esnasında ve savaş sonrasında yaşadıklarını ele alışları bakımından çeşitli temalarda yazılmıştır. Bu yaşananlar savaş ortamının gerektirdiği şartlar ölçüsünde âşıklarımızın destanlarını tema bakımından sınırlandırmış ve daha çok savaşın olumsuz yüzünü yansıtan destanlar yazılmasına neden olmuştur. Artvin ve çevresinde yaşayan âşıklarımız Rus zulmünü yansıtan destanlarında ölüm, zulüm, çaresizlik, hamaset, başkaldırı, göç ve sıla hasreti gibi temalara ağırlık vermiş; bu destanlar aracılığı ile halkımızın o kara günlerde yaşadığı sıkıntılara tercüman olmuştur. Yeri geldiğinde devlet büyüklerine sitem edilmiş, yeri geldiğinde düşman komutanlarına beddualar edilmiş, yeri geldiğinde ise öz eleştiriler yapılmıştır. Vatan toprağının insanı insan yapan en önemli unsur olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır. Bağımsızlığın Türk milleti için vazgeçilmez bir değer olduğu, âşıklarımız aracılığı ile Anadolu toprağında yankılanmıştır. Kuzeydoğu Anadolu halkının Rus savaşlarında çektiği sıkıntıları yansıtması bakımından tarihe kaynak oluşturacak nitelikte olan bu destanlar unutulmamalı, unutturulmamalı ve gelecek nesillere aktarılmalıdır. Bu destanlar ve destanlarda yer alan yöresel kahramanlarımız yeni neslin ilgisini çekecek hale getirilmelidir. Millî bilincin ve hassasiyetin artırılması bakımından bu mevzunun önemli olduğu açıktır. Anahtar Kelimeler: 93 Harbi, destan, tema, tematik sınıflandırma, âşıklık geleneği
Artvin ilçe merkez ve köylerinde derlenen memoratların söz varlığı
Bu çalışma, Artvin ilçe merkez ve köylerinde derlenen memoratların tür ve bölge halkının söz varlığına ilişkin saptanan verilerin tasnif ve değerlendirilmesini kapsamaktadır. Bölgede yaşayan doksan bir kişiden iki yüz memorat derlenmiştir. Çalışmanın daha kolay incelenebilmesi ve diğer bilim dalları tarafından çeşitli araştırmalarda kullanılabilmesi açısından da memoratların yapı ve tasnifine ayrıca yer verilmiştir. Söz varlığının kapsamı sözcük başta olmak üzere sözcük türlerinin tümü ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Derleme neticesi ortaya çıkan söz varlığı ögeleri saptanarak sözlüksel alan çalışması yapılmıştır. Araştırmaya tabi tutulan bölgedeki konuşma dilinin söz varlığı ile derlenen memoratların genel yapısını inceleyen bu çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm giriş kısmından oluşmaktadır. İkinci bölüm söz varlığı ve memoratlar hakkındaki açıklama ve tasnif şekillerini kapsamaktadır. Üçüncü bölümde araştırmada kullanılan yöntem açıklanmıştır. Dördüncü bölüm söz varlığı tablosundan oluşmaktadır. Beşinci bölüm derlenen memoratların kaynak kişileriyle birlikte tabi tutuldukları tasnif ile verilmesinden oluşmaktadır. Altıncı bölüm ise sonuç bölümünden oluşmaktadır. Bu bölümde elde edilen veriler üzerinden çeşitli değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Söz Varlığı, Konuşma Dili, Memorat, Artvin, Derleme.
16. yüzyıl divanlarında dünyevileşme-sosyal hayat
XVI. yüzyıl Osmanlı Devleti'nin hemen her alanda gücünün zirvesinde olduğu yüzyıldır. Edebiyatı da buna paralel olarak büyük bir ilerleme göstermiş, Zatî, Bâkî, Fuzûlî, Hayâli Bey gibi birçok değerli şair yetişmiştir. Şair divanlarının bir bölümü tasavvufun mecazlarla örtülü dili üzerine kurulmuş olmakla birlikte, dünyevî hayata dair de birçok unsur barındırır. Bu çalışmada II. Bayezid devrinden III. Murat devrine kadar Osmanlı Devleti'nin siyasî görünümü, padişahlar ve sanatla olan ilişkileri öncelikli olarak ele alınıp, Osmanlı toplumunun ve saray mensuplarının düzenlediği eğlenceler verildi. Belirlenmiş 67 anahtar sözcükle XVI. yüzyıla ait toplam 32 divan tarandı ve beyitlerden örnekler dikkatlere sunuldu. Anahtar Kelimeler: Divan edebiyatı, Klasik edebiyat, eğlence, işret, 16. yüzyıl.