Artvin Coruh University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

Artvin Coruh University

49

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Master'sOpen AccessTR

Xıx. yüzyıl tezkirelerinde şairlerin şahsiyeti ve edebi kişiliklerine dair tespitler

Klasik Türk edebiyatının vazgeçilmez kaynaklarından olan tezkireler yalnızca edebiyat tarihimize değil geçmişin bütününe de ışık tutan önemli biyografik eserlerimizdendir. Sanatı var eden sanatçıların hayatı, sanatı ve eserlerine dair bilgiler veren tezkirelerin günümüzde de geçmiş hakkında bilgi edinme ve geçmişe dair bakış açısı geliştirme özelliğinden söz edilebilir. Hazırladığımız bu çalışmada Doğu ile Batı arasında önemli bir tarihsel dönemi ihtiva eden XIX. yüzyıldan seçtiğimiz Ârif Hikmet Tezkiresi, Hâtimetü'l Eş'âr ve Şefkat Tezkiresi ile aynı dönem sanatçılarının hayatlarına, kişiliklerine ve sanatçı yönlerine dair bakış açılarını belirlemeye çalıştık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tezkire kavramı, tarihi gelişimi ve Türk edebiyatındaki tezkirecilik hakkında önemli noktalar ön plana çıkarıldı. Çalışmamızın ana bölümünü oluşturan ve beş yüz kırk yedi sanatçının incelendiği ikinci bölümde ise tezkire yazarları tarafından edebi kişiliklerine dair bilgi verilen sanatçıların kişilik özellikleri ve eserlerine ait değerlendirmeler tespit edildi. Bu bölümde farklı tezkirelerin aynı şairi hangi özellikleriyle ve nasıl ele aldığı amaçlandı. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise incelenen tezkirelerde sadece adından söz edilen veya çalışmamıza konu olan yönlerine dair bilgi bulunmayan dört yüz elli dokuz şair de tablolar halinde ele alındı. Geneli itibariyle, hazırladığımız bu çalışmada adı geçen üç tezkirede yer alan ve edebi kişiliği hakkında tezkire yazarları tarafından bilgi verilen şairler etrafında geliştirilen farklı bakış açıları tespit edilmeye çalışıldı. Bu çalışmanın edebiyat araştırmacılarına yeni bir bakış açısı kazandıracağı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler : Ârif Hikmet Tezkiresi, Hâtimetü'l Eş'âr ve Şefkat Tezkiresi, Sanatçı, Edebi Kişilik, Karşılaştırma

Muhammet Öner Deniz
Artvin Coruh University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Divan-ı Hızırağazade Sa'id bey (İnceleme-karşılaştırmalı metin)

Hızırağazade Sa'id Bey Divançesi(inceleme- karşılaştırmalı metin) adlı bu çalışmada amaç, Hızırağazade Sa'id Bey'in hayatı ve edebi kişiliği üzerinde durarak Türk kültür ve edebiyatındaki konumunu belirlemektir. Tezin metin kısmında üç el yazması ile bir matbu nüshası karşılaştırılarak tenkitli metin ortaya konmuş ve metnin Osmanlı Türkçesinden günümüz Türkçesine aktarılmasında ilmi çeviri yazıdan faydalanılmıştır. Tez giriş kısmından sonra şairin hayatı, edebi kişiliği, eserin şekil ve içerik özelliklerinin incelenmesi; nüsha tavsifleri ve divançenin transkripsiyonlu metni olmak üzere iki bölüm hâlinde incelenmiştir. Tezin sonunda kelime ve kavram indeksi eklenmesiyle de şiirlerin içeriğine daha rahat ulaşılmasına imkân sağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Hızırağazade Sa'id Bey, Divançe.

19. yüzyılBiyografiBiyografi+5
Berat Kul
Artvin Coruh University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Meşrutiyetten Cumhuriyete Trabzon'da faaliyet gösteren şirket ve bankalar

Trabzon tarihinin her döneminde ticari açıdan önemli bir liman şehri olmuştur. Karadeniz'i iç bölgelere kara yolu ile bağlamaktadır. Bu özelliği ile hem deniz hemde kara taşımacılığında stratejik bir konuma sahiptir. Trabzon'da yapılan fuarlar da bunun bir göstergesidir. Bu çalışanın amacı Meşrutiyetten Cumhuriyete Trabzon'da sosyal, ticari hayata yön veren şirketler ve bankaların incelenmesidir. Bu amaçla ilk önce Trabzon Sancağının Meşrutiyetle Cumhuriyet yılları arasında sosyal ve ekonomik yaşantısı incelenmiş ve sancak ekonomik olarak değerlendirilmiştir. Bu süreç içinde şehrin ekonomik faaliyetlerini sürdürüken yaşadığı zorluklar ve Sancağın ticari hayatına yön vermiş olan kuruluşlar değerlendirilmiştir. Tarihsel süreçte şehirdeki ekonomik yaşam incelenmiştir. İkincil olarak faaliyet sunan şirket ve bankalar incelenmeye geçilmiş, şirketlerin kuruluş ile ticari hayatı hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Trabzon, Sosyal Yaşam, Ticaret, Şirket, Banka

BankalarEkonomi tarihiSosyoekonomik değişme+4
Cemil Yılmaz
Artvin Coruh University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çorum ili halk inançları ve halk hekimliği

Halk inançları, toplumun genel olarak kabul ettiği din dışında halk arasında yaygın olarak görülen, değer verilen sonraki nesle aktarılan inanışlardır. Halk inançları değişmez kuralları olan din değildir, fakat dinle yakın temas halindedir. İnsan hayatında doğum, evlenme ve ölüm gibi çeşitli evreler bulunmaktadır. Bu evrelere "geçiş dönemleri" denilmektedir. İnsan çeşitli inanç ve uygulamalarla bu geçiş dönemine hazırlanmaktadır. Bir toplumu tanımak için o toplumun bu geçiş dönemlerinde neler yaptıklarını bilmek gerekmektedir. Kutladıkları günlerde yaptıkları uygulamalar, yas törenlerindeki uygulamalar bize o toplum hakkında bilgiler vermektedir. Çorum yöresinde merkez ilçede yoğun olarak görülmese de merkez köylerde ve ilçelerde bu geçiş dönemleriyle ilgili çeşitli inanç ve pratikler uygulanmaktadır. Evlenme, hamilelik, doğum ve sonrası, ölüm gibi pek çok konuyla ilgili inançlar ve pratikler uygulanmaktadır. Çorum yöresinde halk hekimliğinin yaygın olarak yapıldığı görülmektedir. Evde yapılan bitkisel uygulamalar, ocak tedavileri ve türbelerle ilgili çeşitli uygulamalar bulunmaktadır. Çorum yöresinde Hitit kültürü, eski Türk kültürü ve İslamiyet'ten sonraki kültürün iç içe geçmiş olarak uygulandığı görülmektedir. İnançlar yoğun olarak Türk-İslam Kültüründedir ancak diğer kültürlerin etkisindeki uygulamaların da devam ettiği görülmektedir.

Bitkisel ürünlerGeleneklerHalk edebiyatı+4
Sümeyra Tozlu
Artvin Coruh University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Âşık Çelebi tezkiresindeki poetik kavramlar

Şiir, şair ve şiir okuyucusu gibi unsurların tarif ve değerlendirilmesinde kullanılan poetik kavramlar, hem kullanıldığı dönemdeki manasının hem de günümüz manalarının anlaşılması, ayrıca şiir ve şairi daha iyi anlayıp yorumlanmasında yol göstericilerdir. Döneminin tenkit kitapları olan tezkireler, şairleri tanıtmak amacına yönelik yazılmış eserlerdir. Tezkireler, poetik kavramları barındırma hususunda zengin bir bilgi birikimini ihtiva etmektedirler. Tezkirelerin ana bölümün haricinde kalan mukaddime kısımlarında şiir nedir, nasıl olmalı veya olmamalı sorularına cevap teşkil edecek tanımlar yer almaktadır. XVI. yy. Osmanlı sahasında tezkirelerin yazılmaya başlanmış olduğu ilk yüzyıldır. Bu yüzyıl içerisinde birçok şairin bulunması ve Klasik Türk şiirinin altın çağını yaşaması etkisi ile sekiz adet tezkire yazılmıştır. Bu çalışmamızda, şairler ve şiirleri hakkında ayrıntılı bilgi veren ve değerlendirmeler yapan, XVI. Yüzyılın mühim bir tezkiresi olan Âşık Çelebi'nin Meşâ'irü'ş-Şu'arâ'sındaki poetik kavramlar üzerinde durulmuştur. "Âşık Çelebi Tezkiresinde Poetik Kavramlar" adlı bu tez temel olarak üç bölümü ihtiva etmektedir. Birinci bölümde Âşık Çelebi'nin hayatı, kişiliği ve eserleri hakkında kısa bilgiler verilmiştir. İkinci bölümünde tezkire kelimesinin manası ve tezkireciliğin tarihi gelişimi anlatılmış, Meşâ'irü'ş-Şu'arâ hakkında bilgiler verilmiş ve poetik kavramların sınıflandırılmasının poetikanın anlaşılmasına katkıları ifade edilmiştir. Çalışmanın esasını teşkil eden üçüncü bölümde ise Meşâ'irü'ş-Şu'arâ incelenip poetik kavramların geçtiği cümle örnekleri tespit edilerek değerlendirilmiştir. Bu kavramların genel olarak kullanıldığı mana çerçeveleri çizilmeye çalışılmış ve değerlendirme esnasında kavramlarla ilgili makale ve kitaplardan istifade edilmiştir. Bu çalışmanın, Divan şiiri poetikası, poetika ve şair değerlendirmeleri alanlarında çalışanlar ve ilgililer için poetik kavramları anlamada faydalı bir kaynak olabileceği değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler : Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-Şu'arâ, Tezkire, Klasik Türk şiiri, Poetika, Poetik Kavramlar, Şiir sanatı, Şair.

EdebiyatPoetikaTezkireler+3
Levent Sarıçoban
Artvin Coruh University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kelâmî'nin Sehername (Ravza) adlı mesnevisi (İnceleme-metin)

Sosyal, tarihî ve kültürel mânâda yaşanılan çağın kodlarını yansıtan mesnevîler Dîvân edebiyatında önemli bir yer tutan anlatılardır. Şairin yaşadığı devrin daha iyi anlaşılıp incelenmesinde büyük rolü olan mesnevîler, aynı zamanda konuyu uzunca bir şekilde işlemesiyle de bilinir. Eski zamanlarda romansların yerini tutan mesnevî, kafiye şeması itibariyle de bir meseleyi rahatlıkla her yönüyle ele almaya uygundur; çünkü bu türde her beyit kendi içinde kafiyelidir ve konu bütünlüğü metne yayılmış biçimdedir. 17.yy'da Kelâmî tarafından kaleme alınan Sehernâme, diğer bir adıyla Ravza, döneminin önemli mesnevîlerinden biridir. Mesnevîde şair; kendi hakkında bilgi vermenin yanı sıra, şiire nasıl başladığı, mahlasını nasıl aldığı, bulunduğu şiir meclisini, başka şairlerle arasındaki muhabbeti dolayısıyla şiirle ve şairlerle irtibatını, babasının mesleğini, bulunduğu devrin önemli devlet adamlarıyla diyalogunu ve katıldığı, şahit olduğu ve duyduğu seferleri metnine dahil etmesiyle de eser incelenmeye değerdir. Temelde çalışmamız üç bölümü ihtiva etmektedir. Birinci bölümde; şâirin yaşamış olduğu döneme sosyal, siyasal, kültürel ve edebî açıdan geniş çerçevede bakılmıştır. İkinci bölümde; Kelâmî ve eseri hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde ise; okunup transkribe edilmiş metin verilmiştir. Eserin tek nüshası, İstanbul Üniversitesi Türkçe Yazmalar 181 numarada kayıtlıdır. Çalışmamızda da bu nüshadan istifade edilmiştir. Bu çalışmanın 17.yy Dîvân edebiyatı ve mesnevîleriyle ilgili alanlarda çalışanlar ve bu konuya ilgi duyanlar için faydalı bir başvuru kaynağı olabileceği düşünülmektedir.

17. yüzyılDivan edebiyatıEdebiyat+5
Serkan Baturay
Artvin Coruh University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Silahdar Seyyid Mehmet Paşa'nın vakıfları

I. Abdülhamid dönemi sadrazamlarından olan Silahdar Mehmet Paşa, 1735 yılında Arapsun'da doğdu. İstanbul'a küçük yaşta gelmiş ve saraydaki ilk görev yeri olan helvahaneye girmiştir. Çeşitli görevlerden sonra 1779 yılında sadrazamlığa yükselmiştir. Sadaret görevi kısa süren Silahdar Mehmet Paşa yaptırdığı külliye ile kalıcılığı yakalamıştır. Bu çalışmada Arapsun'da yaptırmış olduğu vakıflar, bunların çalışanları ve işleyişi anlatılmıştır. Çalışmada öncelikle vakıflara ait vakfiyeler esas alınarak eserler incelenmiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinden elde edilen belgeler ve bu konuyla ilgili çalışmalardan da faydalanılmıştır. Çalışma toplam altı bölümde ele alındı. Giriş bölümünde vakfın tarihçesi, birinci bölümde Silahdar Seyyid Mehmet Paşa Vakfiyesinden, ikinci bölümde Silahdar Seyyid Mehmet Paşa'nın hayatı ve faaliyetlerinden, üçüncü bölümde Silahdar Seyyid Mehmet Paşa'nın vakıflarından, dördüncü bölümde Silahdar Seyyid Mehmet Paşa'nın vakıflarındaki görevlilerden, beşinci bölümde Silahdar Mehmet Paşa Vakfiyesi'nden bahsedilmiştir. Vakıflar incelenirken iki nüsha esas alınmıştır. Bu nüshalardan birinin çevirisi ekte verilmiş, diğer nüshanın farklılıkları ise dipnotta belirtilmiştir. Silahtar Mehmet Paşa'nın vakıfları bu nüshalar üzerinden hareket edilerek değerlendirilmiştir. Diğer belgelerle ise bu vakıflardaki uygulamalar anlaşılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Arapsun, Vakfiye, Külliye, Silahtar Mehmet Paşa.

Abdülhamid IKülliyelerNevşehir-Gülşehir+5
Burcu Çoğalmış
Artvin Coruh University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Moğol kaynağı olarak Kartlis Tskhovreba

Kafkasya'nın en merkezi bölgesi olan, Anadolu'nun giriş ve çıkış yolları üzerinde bulunan Gürcistan, sarp dağların yer aldığı Kafkas coğrafyasında batı ile doğu arasında irtibatı sağlayan önemli dağ geçitlerine sahip olmasından dolayı stratejik bakımdan Kafkasya'nın en önemli ülkesidir. Bu sebepledir ki Gürcü yurdu, Bizans, Harzemşah, Selçuklu, Moğol, Osmanlı ve Rusya gibi devletlerin mücadele ve istila alanı olmuştur. Bu istilaların en dikkat çekeni de Moğol istilalarıdır. Moğollar, tarih boyunca değişik bölgelere yayılmış ve farklı milletlerle çeşitli münasebetlerde bulunmuşlardır. Bu milletlerden biri de hiç şüphesiz Kafkasya'nın en köklü milletlerinden biri olan Gürcülerdir. Anonim bir Gürcü kroniği olan Kartlis Tskhovreba adlı kaynağın çalışmamızı içeren ve kaynağın son bölümü olan Yüzyıllık Kronik "The Hundred Years' Chronicle" bölümünün ana konusunu, Güney Kafkasya'ya ve ardından Gürcü topraklarına hâkim olan Moğolların 1220'lerden itibaren bölgeye gelişleri, akınlarıyla Gürcistan'da varlığını hissettirdikleri bu dönemde Tiflis şehrini elinde bulunduran ve bölgede etkili bir güç haline gelen Harzemşah hükümdarı Sultan Celaleddin'in egemenliğine son verilmesi, Selçuklu- Gürcü ilişkileri, önce Doğu Gürcistan'ı işgal eden Moğolların, daha sonra ülkenin büyük bir bölümüne egemen olarak Gürcüleri kendilerine bağlı bir prenslik haline getiren ancak Gürcü hâkimiyetindeki bölgede de Gürcü prensliğinin varlığını korumasından dolayı iki başlı bir yönetim sürecinin yaşanmasının ardından Moğolların Gürcistan'ı tamamen hâkimiyet altına aldıkları ve başta siyasi-askeri münasebetler olmak üzere sosyo-ekonomik münasebetler oluşturmaktadır. Gürcüler Moğollara karşı isyan teşebbüsünde bulunmuşlarsa da bağımsızlıklarını kazanmaya, Tamara dönemindeki parlak devirlerini yakalayarak tek bir devlet çatısı altında toplanmaya, Gürcistan'ı Moğol hâkimiyetinden kurtaran ve parçalanmış siyasi yapısını yeniden sağlayan Kral V.Giorgi zamanına kadar muvaffak olamamışlardır. Bu çalışmanın amacı, güçlü tarihi bağların bulunduğu Kafkasya hakkında yeterli miktarda çalışma olmaması, mevcut çalışmaların da genellikle Kuzey Kafkasya ile ilgili yapılarak Güney Kafkasya, özellikle Gürcistan tarihi ve coğrafyası hakkındaki çalışmalara çok az yer verilmesi, benzer şekilde Moğollar ve Moğolların işgal ettikleri çeşitli coğrafyalar hakkında araştırmaların ve kaynakların fazla olmasına rağmen Moğolların Güney Kafkasya'daki faaliyetleri hakkında kaynakların oldukça az olmasından ve Türkiye'de de yapılan çalışmalarda pek kullanılmayan Gürcü kaynaklardan istifade yoluna giderek XII. ve XIV. yüzyıl Gürcü-Moğol ilişkileri alanındaki yeni çalışmalara katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Güney Kafkasya, Kartli, Gürcü, Moğol, İlişkiler

Cengiz HanGüney KafkasyaGürcüler+6
Duygu Soybek
Artvin Coruh University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Step'annos Orbeleans'a göre Moğollar

13. yy.'ın başlarında tarih sahnesine çıkan Moğollar, kuruluşlarından kısa bir süre sonra geniş coğrafyalara yayılarak büyük bir imparatorluk haline gelmişler ve birçok millet ve devletle ilişki içerisine girmişlerdir. Batıya doğru yönelen Moğolların, Anadolu ve Kafkasya'da hâkimiyetleri altına alıp etkileşim içerisine girdikleri milletlerden birisi de Ermeniler olmuştur. Ermeniler, Moğolların Kafkasya ve Anadolu'da hâkimiyet altına aldıkları diğer milletlerden farklıdırlar. Moğollar, Ermenileri bir müttefik ve kılavuz olarak görmüşler ve her alanda derin ilişkiler geliştirmişlerdir. Bu geniş coğrafyada karşılaştıkları birçok halk ve devlete korku salan Moğollar, hakimiyetleri altına aldıkları Ermeniler için korkudan çok bir ümit olmuşlardır. Bu ümide sarılan Ermeniler, Moğolları, düşmanları olan Müslümanlara yani Araplara ve Türklere karşı kendi çıkarları için kullanmanın yollarını aramışlardır. Moğollar da yabancısı oldukları bu coğrafyalarda, sadık bir tebaa olarak görüp hâkimiyetleri altına aldıkları Ermenileri askeri ve siyasi alanlarda kullanmışlardır. Kendilerine birtakım hediyeler vererek ve vaatlerde bulunarak Ermenilerin askeri gücünden ve bölgeye dair bilgi ve tecrübelerinden faydalanarak hâkimiyet alanlarını kolaylıkla genişletmişlerdir. Bütün bu karşılıklı çıkarlar, bir asır sürecek geniş bir ilişki ağı ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmamızda Ermenilerin, Moğolların hâkimiyeti altına girdikleri dönemden başlanarak, Moğolların Ermenilere ne gibi idari ve mali politikalar uyguladıkları, Ermenilerin Moğol idare sisteminde nasıl bir yer edindikleri, Moğolların uygulamış oldukları politikaların şekillenmesinde Ermenilerin nasıl bir rol üstlendikleri, dönemin yazarı Step'annos'un kalemiyle değerlendirilmiştir. Step'annos eserinde, ailesiyle ve topraklarıyla ilgili anlatımlarda mübalağa edilen konular olmuşsa mazur görülmesini şu mütevazi dille rica etmiştir: "Sevgili okuyucu, bu yazarı kendi ailesinin gururunu abarttığı için eleştirmeyin veya açıklamalarını abarttığını veya süslediğini düşünmeyin. Tanrı şahidimdir ki; anlatımımın başından sonuna kadar gerçeği araştırılmış ve kapsamlı incelemelerden sonra ortaya çıkmış ve size sunulmuştur. Görgü tanıklığı olduklarımıza gelince, burada birçok olaydan küçük ve doğru bir bölüm sunduk. Tıpkı diğer evlerin soy kütüklerini ve anıtlarını ilk zamanlardan özenle ve doğru bir şekilde sunduğumuz gibi kendi yurdumuzla ile ilgili olan bölüme daha titizlikle yaklaştık. Bu kitapta Sisakan toprakları ile ilgili açıklamalarda bulundum. Orbeleans oğulları buraya lord olarak geldikleri sürece değinirken hikayelerini de anlatmam gerekiyordu. Bu tarihçeyi aklınızda hiç önyargı olmadan kabul edin ve bizi bu konuda suçlamayın. Sonsuza dek mutluluklar." Amin. Anahtar Kelimeler: Step'annos, Orbeleans, Moğollar, Ermeniler, Sisakan, Kafkasya

13. yüzyılBedrosian, RobertErmeniler+7
Sevda Çakmak
Artvin Coruh University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hülâgû'den Ebû Said Bahadır Han'a İlhanlı doğu politikaları

İlhanlı Devleti, Cengiz Han'ın Borte-Ucin'den olan dördüncü oğlu Tuluy'un oğlu Hülâgû Han tarafından kurulmuştur. Hülâgû, büyük kağan olan ağabeyi Mengü Han'ın talimatı ile İran ve çevresine Abbasilere son vermek ve İsmailileri ortadan kaldırmak üzere gönderildi. İlhan unvanını kullanan Hülâgû Han burada İran merkezli bir Moğol şube devletinin temellerini attı. Cengiz Han ölümünden önce ülkesini oğulları arasında paylaştırmış, bu paylaşımda İli Irmağı'ndan Ceyhun'a kadar olan yerleri ikinci oğlu Çağatay'a bırakmıştı. İlhanlıların kurulması ile bu iki ulus komşu oldu. Ancak İran'ın doğusunda kalan verimli Horasan bölgesi iki ulusun arasında kalmakta ve Çağatay ulusu tarafından bölgede hak iddia edilmekteydi. Horasan'a hakim olmak için yapılan mücadeleler Abaka ve Barak zamanında savaşa dönüşmüştür. Bu durum Çağatay Hanlığı tarafından fırsat buldukça bölgeye yapılan akınlar ile devam etti. Nitekim Olcaytu Han döneminde Çağataylı Kebek ve İsen-Buka Han tarafından kontrollü bir şekilde Horasan'a akınlar yapılmıştır. Ebû Saîd Bahadır Han'ın ölümünden sonra İlhanlılar devleti hızlı bir yıkılış sürecine girmiştir. Ancak bu dönemde iç meselelerle meşgul olan Çağatay Hanlığı da fazla bir varlık gösterememiştir.

Doğu politikasıMoğollarÇağatay Hanlığı+1
Sibel Aksakal
Artvin Coruh University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00