
215
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Yeni socius kavramsallaştırmaları
Bu çalışmanın amacı, sosyolojinin inceleme nesnesi olarak kabul edilen modern toplumun, ekonomik ve siyasal kurumsal ve bilimsel alanlarla iç içeliğini göstermek ve bu durumun socius'un norm üretici etik bağlamını göz ardı ettiğini, sosyologların ve filozofların 'toplum' kavramsallaştırmalarından hareketle tarihsel seyri içinde ortaya koymaktır. Socius'un içinden doğan diğer tüm insansal oluşumlar (yapıntılar) gibi ekonomi ve siyaset kurumlarının da birer socius formu olduğunu göstererek, sosyal olanı ve dolayısıyla sosyolojinin şimdiye kadar göz ardı edilen inceleme nesnesini, açıkça ortaya koymayı amaçlamaktadır. Sosyolojinin etimolojik kökeninden hareketle inşa edilen sosyoloji biliminin (socius-logos), modern toplumlarla sınırlandırılması, günümüzdeki kimi socius biçimlerini tarihin dışında göstermektedir. Aynı zamanda sosyolojinin post veya küresel gibi kavramsallaştırmalarla aşılma girişimleri modern toplumun sonunu savlaması dolayısıyla sosyolojinin kendisini yok edici niteliktedir. Sosyolojinin socius üzerine üretilen sözler olarak genişletilmesi geleneksel, modern, postmodern ve küresel toplumları hatta sivil ve siyasal toplumları da kapsayan bir birlik formu olarak gösterilmek suretiyle başarılı sayılabilecektir. Ayrıca socius formu, sosyolojinin hem inceleme nesnesinin kapsam ve derinliğini sergileyebilecek hem de bu alanları sosyal teoriye konu kılabildiği için antropolojik, siyasal ve ekonomik alanların dışında sosyal olana özgün olarak kavramsallaştırabilecektir. Yine bunlarla beraber socius üzerine söylenen sözlerin-logosun, epistemolojik zenginliğinin gösterilmesi ile pozitivist yaklaşımların sosyolojiyi kısıtlayan doğası aşılabilecektir. Çalışmanın ilk bölümünde socius ile ilgili kavramsal ve kuramsal çerçeve belirlenmiştir. Sonraki bölümlerde Antikçağ Yunan'dan başlayarak günümüz postmodern toplum kuramsallaştırmalarına kadar toplum üzerine fikir üretmiş düşünürlerin socius imgelerine ulaşılmıştır.
Felsefe ve Kur'an açısından düşünme
Din ve felsefe karşılıklı ilişki ve etkileşim içindedir. Evreni ve kendini anlama ve anlamlandırma ihtiyacı içinde olan biri düşünmek ve gerçeğe ulaşmak için çaba göstermek zorundadır. İşte din, tam bu ihtiyaç içerisinde kıvranan insana rehberlik etmek, doğru düşünme yollarını göstermek, düşünmesini ve aklını doğru kullanmasını engelleyen durumları ve yaşantıları görmesini sağlamak, üzerinde düşünmesi gerekenleri işaret etmek amacıyla yüksek bilinç sahibi Tanrı'nın elçileriyle insanlara sunduğu yoldur. Genel anlamda kutsal kitapları özel anlam da ise Kur'an'ı okumak Tanrı'nın buyruklarını öğrenmek amacıyla gerekli olduğu gibi varoluşumuzu anlamlandırmak için de temel kaynamağımızdır. Felsefw tarihinin ünlü düşünürlerinin düşünme tanınlarından ve yöntemlerinden yola çıkarak ele aldığımız bu çalışmanın amacı Kur'an'ın üzerinde durduğu 'düşünme' eyleminin anlamını ayetleri felsefi bir bakışla irdeleyerek tespit etmektir. Araştırmanın birinci bölümünde Kur'an'ın ne olduğu yine Kur'an'dan ayetlerle açıklanmış, ikinci bölümünde düşünmenin batı felsefesinde ve İslam felsefesinde yer alan tanımları sunulmuş üçüncü bölümde ise bu tanımlarla Kur'an ayetleri ilişkilendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise yaratıcının Kur'an'sda belirttiği anlamda düşünemiyor oluşumuzun düşünmeyi bilmeyişimizden kaynaklandığı belirtilmiştir.
Finansal risk yönetiminin firma değeri üzerine etkileri: BİST sınai ve alt sektörlerinde bir uygulama
Firmaların maruz kaldıkları finansal risklerin olumsuz etkilerinin azaltılması, firma karlılığının ve firmanın rekabet gücünün artırılmasına ne kadar katkı yaptığının tespit edilmesi finansal literatürde önemini koruyan konular arasındadır. Finansal riskleri iyi yönetebilen firmaların firma değerlerinin daha yüksek olacağı beklenmektedir. Finansal riskleri yönetmenin firmalara bir maliyeti olmasına rağmen bu riskleri yönetmenin firma değeri üzerinde sağlayacağı önemli katkıdan dolayı firmalar bu maliyetlere katlanmaktadırlar. Firmalar için finansal riskleri yönetmenin ilk aşaması, firmaların faaliyet gösterdiği sektöre, ekonomik konjonktüre göre maruz kaldıkları finansal risklerin belirlenmesidir. Firmaların maruz kaldıkları risklerin doğru bir şekilde belirlenebilmesi için firmaların kapsamlı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Buna rağmen, detaylı incelemeler için muhasebe kayıtlarının yeterince kapsamlı olmaması finansal analizlerde zorluklar yaşanmasına ve firmaların maruz kaldıkları risklerin yanlış belirlenmesine neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, firmaların üstlendikleri finansal risklerin yönetilmesinin firma değeri üzerinde anlamlı bir etkisinin olup olmadığı noktasında daha sonra yapılacak çalışmalara yol göstermektir. Bu amaç doğrultusunda sekiz farklı sektöre uygulanan finansal analizler sonucunda firmaların taşıdığı risklerin sektörel olarak, firma değeri üzerindeki etkilerinin farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Sekiz farklı sektör için uygulanan panel veri modellerinin, BIST Metal Ana sektörü hariç diğer tüm sektörlerde anlamlı olduğu gözlemlenmiştir. BIST Sınai, BIST Gıda, içecek, BIST Kimya, petrol, plastik, BIST Orman, kağıt basım ve BIST Taş, toprak sektörleri için sermaye riski ve BIST Metal eşya, makina, BIST Orman, kağıt basım ve BIST Taş, toprak sektörleri için piyasa riski ile firma değeri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca, BIST Kimya, petrol, plastik, BIST Metal eşya, makina ve BIST Orman, kağıt basım sektörleri için likidite riski ile firma değeri arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: finansal risk, firma değer, firma getirisi
Zülfü Livaneli'nin "Serenad" ve Tanja Dückers'in "Hımmelskörper" adlı tarihsel romanlarında toplumsal bellek
Bu çalışmada Zülfü Livaneli'nın "Serenad" ve Tanja Dückers'in "Himmelskörper" adlı tarihsel romanları toplumsal bellek çerçevesinde incelenmiştir ve karşılaştırılmıştır. Giriş bölümünde toplumsal bellek edebiyatından bahsedilmiştir. Almanya'da İkinci Dünya Savaşından sonra Türkiye'de ise seksenli yıllarda ortaya çıkan toplumsal bellek edebiyatının ortaya çıkış evreleri ve nedenleri açıklanmıştır. Bu çalışma giriş, altı ana bölüm, sonuç, kaynakça ve eklerden oluşmaktadır. Birinci bölümde Erinnerungsliteratur/Toplumsal Bellek Edebiyatının özellikleri, ikinci bölümde Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi, genel çerçevede edebiyat ve tarihsel romanın genel özellikleri kuramsal çerçevede açıklanmıştır. Üçüncü bölümde "Himmelskörper" ve "Serenad" adlı tarihsel romanlarının özeti verilmiştir ve romanların yazarları ve okuyucu yorumları karşılaştırılmıştır. Dördüncü bölümde romanların ben-anlatıcı figürleri, beşinci bölümde romanlardaki gerçek ve kurmaca unsurları, altıncı bölümde romanlardaki anlatı sanatı karşılaştırılmıştır. Sonuç bölümünde ise toplumsal bellek romanlarının tabulaşmış tarihi gerçekleri gündeme taşıyarak tarihi gerçeklerin yeniden değerlendirilebileceği ve bu şekilde tarihsel tabuların yıkılabilineceği yönünde bir saptamada bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Serenad, Himmelskörper, Toplumsal Bellek, Tarihsel Roman, Väterliteratur
Nietzsche'de ahlak, din ve felsefe eleştirisi
Bu çalışmada bir 19. yüzyıl filozofu olan Nietzsche'nin ahlaka, dine ve felsefeye yönelttiği eleştiriler ele alınmaya çalışılmıştır. Nietzsche, çağına karşı yapmış olduğu toptan bir karşı çıkış ile tanınmıştır. O; çağındaki akılcılığa, felsefe tarihinin geleneksel metafizik anlayışlarına, modern dünyanın yerleşik ahlakî değerlerine ve Hristiyanlığa yönelttiği eleştiriler ile adından söz ettirmiştir. Nietzsche'ye göre Platon'dan beri entelektüalist bir çizgide ilerleyen insanlık, salt akılcı bilgiye önem vererek yaşama sırtını çevirmiştir. Her alana yayılan ve bütün felsefe tarihinde kendini hissettiren akılcılık, insanlığın tek yönlü beslenmesine, tek taraflı ilerlemesine sebep olduğu için Nietzsche'ye göre insanlık, yakalandığı bu amansız entelektüalizm hastalığından kurtulmalıdır. Çünkü insanlık, salt doğruluk peşinde koşarken göçüp gitmektedir. Onun için durmadan değişen bir evrende salt doğruluk diye bir şey olamaz. Bu çerçevede Nietzsche'ye düşen, aşkın bir dünyaya ait hakikatler ile uğraşmaktan ziyade yaşanan dünyanın gerçeklerini ön plana çıkarmaktır. "Yaşam nedir, yaşamın anlamı nedir?" diye sorulduğunda ise Nietzsche, yaşamı güç istenci olarak tanımlamaktadır. Nietzsche için canlı olanın, yaşayanın bulunduğu her yerde güçlü olmaya yönelmiş bir istek vardır. İnsanın asıl istediği de daha güçlü olma arzusudur. İnsanı insan yapan da bu güç istencidir. Yaşamı güç istenci olarak tanımlayan Nietzsche'ye göre zamanın ahlakı ve Hristiyanlığın değerleri güç istencinin önünde bir engeldir. Nietzsche için amaç yaşamaksa bu yaşam güç istenci ile değerler yaratmak ve bu yaratılan değerlere göre yaşamak olmalıdır. Oysa Hristiyan geleneği ve Batı insanının değerleri, insanların zayıflıklarını ön plana çıkararak, acıma duygusunun hâkim olduğu bir anlayışı savunmaktaydı. Böyle bir yaşam acıyı değerli görür, bedeni küçümser, eşitliği savunur, başarıya karşı çile çekmeyi ister. Buna karşın Nietzsche güç istemi ile harekete geçen üstinsanı, yani çağının her türlü kokuşmuş değerlerinin karşısında duran ve çağında geçerli olan iyi ve kötünün ötesine geçebilmeyi başaran, kendisini aşan ve yeni değerler yaratan insanı, kucaklar.
Kur'an'a göre edep
Kur'an, insanlara, dünya ve ahiret mutluluğuna erişebilmeleri için yol gösteren ve birbirleriyle olan ilişkilerinde müslümanların uymaları gereken esasları belirten ilahi bir kitaptır. Kur'an'ı Kerim, beşeri ilişkilerin gerekli kıldığı tüm ahlak esaslarını, kendi tabiriyle: "yaş ve kuru, her şeyi" içerdiğini bildirmektedir. Sosyal bir varlık ve mükellef olan insanın, Allah'a, peygamberlere, mukaddesata, diğer bütün mahlûkata karşı takınması gereken ahlaki ilkeler, yerine getirmesi gereken sorumluluklar açıkça bildirilmiştir. Baştan sona ahlak dini olan İslamiyette, önemli bir yer teşkil eden "edep" kavramını hem etimolojik ve ıstılahi açıdan, hem de Kur'an'da nasıl bir karşılığı olduğunu belirlemek açısından izah etmeye çalıştık.
Nietzsche'nin Platon eleştirisi
Platon ve Nietzsche'nin felsefe tarihindeki yeri ve önemini belirlemeyi, Nietzsche'nin Platon Eleştirisi'nin hangi alanlarda ve ne yönde olduğunu detaylı bir şekilde ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmamızda, ana hatlarıyla Platon ve Nietzsche felsefelerinin temel kavramları tanıtılmış, Nietzsche'nin genel olarak Platoncu felsefeye, özel olarak da Platon'a yönelik eleştirilerinden bahsedilmiştir. Nietzsche varoluşun anlamını arıyordu. Platon'a göre varoluşun amacı idealar dünyasına ulaşmaktı ve bu içgüdüleri yok sayarak sadece akıl aracılığıyla mümkün olabililirdi. Platon'un aksine Nietzsche, var olmanın insanın tüm içgüdüleriyle, duyularıyla birlikte diri ve özgür olması, bu dünyayı ve oluşun ebedi tekerrürünü olumlaması, yaşamın tüm yönleriyle onaylanması demek olduğunu düşünür. Ancak bu şekilde décadance halindeki insan aşılarak üstün insan'a ulaşılacaktır. Bu dünyanın dehşetine ve saçmalığına karşı varoluşa anlam kazandırmak ise sadece sanat ile mümkün olacaktır.
Anna Seghers'in seçilmiş yapıtlarında öteki ve ötekileştirme
Bu çalışmada Alman Yazın'ında önemli bir yeri olan Anna Seghers'in "Die Toten Bleiben Jung", "Der Kopflohn", "Der siebte Kreuz" ve "Transit" adlı romanları Öteki ve Ötekileştirme bağlamında ele alınmıştır. Yahudi kökenli ve sosyalist eğilimli bir yazar olması nedeniyle Hitler faşizminin hedef tahtasında yer alan Seghers, sürgünü ve ötekileştirmeyi bizzat yaşamıştır. Yazarın kendinin de tecrübe etmek zorunda kaldığı Nazi faşizmini ve ötekileştirme eylemlerini romanlarında nasıl yansıttığı yanıtlanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde sosyolojik, psikolojik ve felsefi açıdan Öteki ve Ötekileştirme konusuna açıklık getirilmiş, ikinci bölümde tarihsel gerçekler ışığında Nasyonal Sosyalist rejimin Ötekileştirme faaliyetleri irdelenmiştir. Üçüncü bölümde ise yazarın dört romanı Öteki(leştirme) bağlamında analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda yazarın Nasyonal Sosyalizmin egemen olduğu dönemde yaşanan yıkıma, acılara, yıldırma eylemlerine, ötekileştirici propagandalara, toplama kamplarına, sürgün ve sığınmacı gerçeğine gerçekçi bir yaklaşımla ışık tuttuğu sonucuna varılmıştır.
Hedef maliyetleme, değer mühendisliği ve kaizen maliyetleme yöntemlerinin çay işletmelerinde birlikte uygulanabilirliğinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, hedef maliyetleme, değer mühendisliği ve kaizen maliyetleme yöntemlerinin birlikte, Türkiye'de faaliyet gösteren özel sektör çay işletmelerinde maliyet azaltımının sağlanabilmesi için uygulanabilirliğini ortaya koymaktır. Çay işletmelerinde uygulanan geleneksel maliyet yönetimi anlayışı yerine, işletmelere rekabet üstünlüğü sağlayacağı düşünülen ve teknolojik yeniliklerle uyumlu, maliyetlerin pazara yönelik yönetimini ifade eden yöntemlere odaklanılarak hem literatüre katkı sağlanmaya hem de sektörün ilgililerine yol gösterecek sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Uygulama bölümünde, 92 çay işletmesinde anket çalışması yapılmış ve elde edilen veriler, SPSS 22 paket programı ile analize tabi tutulmuştur. Analiz sonuçlarına göre, özel sektör çay işletmelerinde yöntemlerin, maliyetlerin düşürülmesinde birlikte uygulanabilir olduğu tespit edilmiştir. Özellikle Kaizen benzeri çalışmalar çay işletmelerinde uygulanmaktadır. Buna karşılık, çay işletmelerinde profesyonel yönetici yokluğunun, personelin yöntemler hakkında yeterli bilgiye sahip olmamasının ve Çaykur'un piyasadaki ağırlığının yöntemlerin uygulamasını güçleştireceği de elde edilen sonuçlar arasındadır. Anahtar Kelimeler: Hedef Maliyetleme, Değer Mühendisliği, Kaizen Maliyetleme, Çay Sektörü
Akyazı kasabasının coğrafyası
Bu çalışmamızda Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer alan Erzincan'a bağlı Akyazı kasabasının fiziki, beşeri ve iktisadi özellikleri coğrafya biliminin prensiplerine bağlı kalınarak araştırılmıştır. Akyazı coğrafi olarak bir kasaba yerleşmesidir. 1995'ten önce köy iken 1995'ten sonra belde statüsüne dönüştürülmüştür. Erzincan şehir merkezine yaklaşık 4 km. uzaklıktadır. Çalışmanın temel amacı Akyazı kasabasının fiziki, beşeri ve iktisadi birtakım özelliklerini ortaya çıkararak bu özelliklerle ilgili sorunları tespit edip çözüm önerilerini sunmaktır. Araştırmada gezi-gözlem yöntemi kullanılmıştır. Akyazı kasabası Erzincan Ovası'nda kurulmuş, karasal iklimin hâkim olduğu, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı bir yerleşmedir. Araştırma alanının gelişebilmesi için tarım ve hayvancılık desteklenmelidir. Depreme yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Akyazı, Kasaba, Tarım-Hayvancılık, Şavak, Tulum peyniri