
844
Arşivlenen Tez
8
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Obeziteli kadınlarda yeme bağımlılığı ve duygusal yeme davranışının obeziteye etkisi
Obezite, dünyada yaygınlığı giderek artan; bireyin fiziksel, sosyal ve ruhsal sağlığını olumsuz etkileyen, kronik ve ilerleyici bir halk sağlığı problemidir. Duygusal yeme ve yeme bağımlılığı ise, bireylerin yeme davranışlarını etkileyen ve psikolojik, nörolojik ve çevresel faktörlerle şekillenen iki farklı kavramdır. Duygusal yeme, stres, öfke, üzüntü gibi olumsuz duygulara tepki olarak ortaya çıkan bir başa çıkma mekanizması iken; yeme bağımlılığı bireyin besin tüketimi üzerinde kontrol kaybı yaşadığı ve özellikle yüksek karbonhidratlı ile yağlı yiyeceklere karşı bağımlılık geliştirdiği bir durumdur. Bu davranışlar, enerji alımının kontrolünü zorlaştırarak obezite riskini artırmakta ve ağırlık yönetimini güçleştirmektedir. Bu çalışmada, obeziteli kadınların yeme bağımlılığı ve duygusal yeme ile ilgili tutum ve davranışları araştırılarak mevcut obezite üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma, İstanbul ilinde üç farklı beslenme danışmanlığı merkezine başvuran; yaş ortalaması 37,90±11,96 yıl olan toplam 120 gönüllü obeziteli kadın üzerinde yapılmıştır. Sosyodemografik bilgiler, antropometrik ölçümler, fiziksel aktivite düzeyi, beslenme anemnezi, 24 saatlik besin tüketimi ve sıklığı konularını içeren ve araştırmacı tarafından hazırlanmış anket formu kullanılmıştır. Ayrıca Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği (YFAS) ve Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ), araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Çalışma grubunun besin tüketim sıklığı, tükettikleri enerji ve besin ögeleri miktarları, referans olarak kabul edilen Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) değerleri ile karşılaştırılmış olup, yeterli ve dengeli beslendikleri saptanmıştır. Katılımcıların Beden Kütle İnseksi (BKİ) ortalaması 30,87 ± 4,61 kg/m2 olup, %48,3'ünün fazla kilolu (25,00-29,99 kg/m2) olduğu saptanmıştır. DYÖ puan ortalaması 78,67±21,88 olarak bulunmuş; katılımcıların %49,16'sında (n=59) duygusal yeme davranışı gözlenmiş iken %50,84'ünde (n=61) ise bu davranış görülmemiştir. YFAS'e göre bağımlılık %32,50 (n:39) olup, alt kriterlerinden; "beklenenden uzun süreli aşırı tüketim", "sosyal ve mesleki aktivitelerin azalması", "maddeye ulaşmak ve kullanmak için fazla zaman harcama", "çekilme belirtileri" ve "klinik olarak önemli bozulma" kriterlerinin, yeme bağımlılığı tanısı alan bireylerde anlamlı düzeyde daha sık görülmüştür (p<0,05). Ayrıca yeme bağımlılığı olan kadınlarda semptom ortalaması istatistiksel açıdan daha yüksektir (p<0,05). Yeme bağımlılığı olanlarda çikolata, pasta/kek ve ekmek gibi bazı yiyeceklerin daha fazla sorun oluşturduğu; ayrıca, ekmek, pilav, simit, patates kızartması ve işlenmiş et ürünlerinin bu kadınlarda anlamlı olarak daha fazla problem yarattığı görülmüştür (p<0,05). Yeme bağımlılığı ve duygusal yeme davranışı; özellikle fazla kilolu (25,00-29,99 kg/m2), abdominal obezite riski olan ve sedanter yaşam tarzına sahip bireylerde daha yaygın olarak bulunmuştur. Bununla birlikte, BKİ arttıkça yeme bağımlılığı ve duygusal yeme oranının azaldığı görülmüş ise de aralarında anlamlı bir korelasyon yoktur (p>0,05). Besin tüketimleri açısından gruplar arasında, su ve selenyum haricinde anlamlı bir fark bulunmamıştır, yeme bağımlılığı olan kadınların daha az su ve daha fazla selenyum tükettiği belirlenmiştir (p=0,001). Bu bulgular, duygusal yeme ve yeme bağımlılığı davranışlarının obezite ile ilişkili olabileceğini; obezite tedavi süreçlerinin bu faktörler göz önünde bulundurularak planlanmasının sağlık üzerindeki olumlu etkilerini artırabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, bu ilişkilerin daha kapsamlı çalışmalarla desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Obezite, duygusal yeme, yeme bağımlılığı
Adolesanlarda yazılı ve görsel medyanın beslenme ve fiziksel aktivite durumuna etkisi
Bu araştırma, adolesanların yazılı ve görsel medyanın beslenme ve fiziksel aktivite durumuna etkisinin saptanması amacı ile tanımlayıcı araştırma olarak planlanıp yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Mayıs 2017-Haziran 2017 tarihleri arasında Sakarya ilinde bulunan Sakarya Serdivan Mithatpaşa Anadolu Lisesi ve Özel Sakarya Uğur Değişim Anadolu Lisesi 9. Ve 10. sınıflarında öğrenim gören 14-17 yaş aralığında 182 öğrenci oluşturmaktadır. Beslenme alışkanlıkları, medyanın beslenme ve fiziksel aktivite durumuna etkisi için daha önce yapılmış bilimsel çalışmalardan yararlanılarak araştırmacı tarafından 25 soruluk bir anket düzenlenmiştir. Bu kapsamda kişisel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, sosyal medyanın etkileri ve fiziksel aktivite durumları sorgulanmıştır. Anketler araştırmacı tarafından açıklama yapılarak uygulanmıştır. İstatiksel hesaplamalarda SPSS 20 programı kullanılmış olup bulguların değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatiksel metodlarınyüzde, frekans dağılımı, ki-kare test ve mann whitney u test istatistiği analizleri kullanılmıştır. P değerinin 0,05'ten küçük olduğu durumlarda gruplar arası fark anlamlı kabul edilmiştir. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde öğrencilerin %54,5'inin öğün atladıkları, en çok atlanılan öğünün ise %63,3 ile kahvaltı olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin medyadan etkilenerek zayıflama ya da kilo verme girişiminde bulunması ile cinsiyetler arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (P<0,05). Okulların medyada yer alan cips ve enerji içecekleri ile ilgili yazı/haberlerden etkilenme durumları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (P<0,05). Öğrencilerden düzenli fiziksel aktivite yapanların günlük ortalama 62,15 dakika fiziksel aktivite yaptıkları bulunmuştur. Bu konu üzerinde daha çok araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulmakla birlikte bilimsel çalışmalarla desteklenmiş bilgiler ışığında, adolesanların ve ailelerinin beslenme eğitimi ile desteklenmeleri, adolesanların yazılı ve görsel medyadaki beslenme ve diyet konularını bilinçli bir şekilde takip etmeleri ve adolesanların fiziksel aktivite konusunda teşvik edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.
Bir kamu üniversitesi hastanesinde tip 2 diyabetli/obez hastalarda yeme örüntüsü ve ruhsal travma öykülerinin kontrol grubuyla karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, tip 2 diyabetli/obez bireylerde yeme örüntüleri ile ruhsal travma öykülerinin kontrol grubu ile karşılaştırılması yapılarak, tip 2 diyabetli/obez bireylerde bu hastalıkların meydana gelmesinde yaşanan ruhsal travmanın ve yeme örüntüsünün etkisini değerlendirmektir. Metot: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı Obezite Polikliniği'ne başvuran tip 2 diyabetli/obez olan, 18 yaş ve üstü 74 kişiye ve tip 2 diyabetli/obez olmayan, 18 yaş üstü 55 kişiye Ağustos-Eylül 2018 tarihinde anket uygulanmıştır. Veriler 19 soruluk Genel Bilgiler, Fiziksel Aktivite, Travma ve Ruhsal Geçmiş Öyküsü, Beslenme Alışkanlıkları anket formu ve 28 soruluk Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği'nin yüz yüze uygulanması ile elde edilmiştir. Bulgular: Erkek katılımcıların B.K.İ değeri ile cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı, duygusal istismar, fiziksel ihmal arasında ve fiziksel ihmal ile bel çevresi değeri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadın katılımcıların B.K.İ değeri ile travma sayısı, cinsel istismar arasında ve bel çevresi ile travma sayısı, cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadın ve erkeklerin birlikte değerlendirilmesi sonucu B.K.İ değeri ile travma sayısı, cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı arasında ve bel çevresi ile travma sayısı, toplam çocukluk çağı travma puanı, cinsel istismar, fiziksel ihmal arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadın ve erkekler birlikte değerlendirildiğinde bel çevresi değerleri ile travma sayısı, cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı ve HbA1c arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca, vaka ve kontrol grubundaki bireylerin ortalama fiziksel aktivite süreleri haftalık önerilerin üzerinde görünmektedir. Sonuç: Ruhsal travma ile diyabet/obezite arasında bir ilişkinin var olması ile tip 2 diyabetli/obez bireylerde kan şekeri, total kolesterol, HDL-C ve trigliserit düzeylerinin normal aralık içinde kalmasını sağlamak önemlidir. Bu nedenle, beslenme konusunda desteğin yanında psikolojik olarak da destek sağlanması gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Obezite, tip 2 diyabet, travma, ihmal, istismar
Beden kütle indeksi (BKİ) 18,5 'in altında olan üniversite öğrencilerinin yeme tutumları ile sağlık ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma Beden Kütle İndeksi 18,5'in altında olan üniversite öğrencilerinin yeme tutumları ile sağlık ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Haliç Üniversite'sinde eğitim alan Beden Kütle İndeksi 18,5'in altında olan 19-26 yaş arası 70 katılımcı (59 kız, 11 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılara kişisel özellikleri, sağlık durumlarını ve beslenme alışkanlıklarını belirten sorular, yeme tutum testi, besin tüketim sıklığı, bir günlük besin tüketim kaydını içeren anket uygulanmıştır. Yapılan çalışmada öğrencilerin boy ölçümleri 1,6 ile 1,9 m arasında ve ortalama 1,67±0,08 m; kilo ölçümleri ise 40 ile 65 kg arasında ortalama 48,80±5,02 kg; beden kütle indeksi hesaplanan değerleri ise 15 ile 18,6 kg/m2 arasında olup ortalama 17,48±0,84 kg/m2'dir. Yeme tutum puanları ortalama 15,84±6,62 saptanmıştır. Puanlara göre öğrencilerin %95,7'sinde yeme bozukluğu saptanmazken, %4,3'ünde yeme bozukluğu saptanmıştır. Öğrencilerin %15,7'sinin her zaman öğün atladığı görülmüş olup günlük aldıkları ortalama enerji miktarı 1264,49±444,91 kkcal bulunmuştur. Günlük enerjinin ortalama %47,34'ü karbonhidratlardan, %15,10'u proteinden, %36,75'i yağlardan geldiği tespit edilmiştir. Öğrencilerin %21,4'ü sigara, %5,7'si alkol kullanmaktadır. Öğrencilerin lif, vitamin ve mineral ölçümleri değerlendirildiğinde; vitamin C'nin alımının normal değerlerde olduğu, lif, vitamin A, vitamin D, vitamin B12, folat, kalsiyum, çinko ve demirin günlük alımının önerilen değer aralığının altında olduğu gözlemlenmiştir. Bu da bize öğrencilerin günlük alınması gereken besin öğelerini yeteri kadar almadıklarını, yeterli ve dengeli beslenemediklerini göstermektedir. Veriler NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 ve BEBİS (Beslenme Bilgi Sistemi) ile değerlendirmeye alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, zayıflık, beden kütle indeksi, yeme tutum testi, beslenme bilgi düzeyi
Depresyon tanısı almış olan bireylerle sağlıklı bireylerin gıda tüketiminin karşılaştırılması
DEPRESYON TANISI ALMIŞ OLAN BİREYLERLE SAĞLIKLI BİREYLERİN GIDA TÜKETİMİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Depresyonla gıda tüketimi arasındaki ilişki birçok bilimsel çalışmanın konusu olmuştur. Bu çalışmada geniş literatür kaynakları taranarak depresyonun tanımı, çeşitleri ve tedavi şekilleri incelenmiş, depresyonla beyin, ince bağırsak ve beslenme arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Ayrıca depresyonla ilişkili olduğu bilimsel çalışmalardan belirlenen A vitamini, B grubu vitaminleri, D vitamini, Omega 3 ve Çinko gibi besin öğeleri bu kapsamda incelenmiş ve kanıta dayalı bilgi sunulmuştur. Bu çalışma, Eylül 2017 – Ocak 2019 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir danışmanlık merkezine gelen 18-64 yaş aralığındaki işitme ve anlama problemi olmayan çalışmaya katılmak için gönüllü olan 100 bireyle yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi 100 bireyden ( psikiyatrist tarafından depresyon tanısı konulmuş 50 birey ile herhangi bir sağlık sorunu olmayan 50 birey ) oluşmuştur. Araştırmaya katılan bireylerin genel bilgileri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim sıklığı ve besin tüketim kayıtlarını incelemek için yüz yüze soruşturma yöntemi kullanılarak anket (EK 2) uygulanmıştır. Bu çalışma depresyon görülen grup ve görülmeyen grup arasındaki gıda tüketiminin karşılaştırılması yoluyla depresyon görülmesi üzerine besin tüketiminin etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür Literatürdeki çalışmalara bakıldığında B12 vitamini, Folik asit, D vitamini, Omega 3 gibi bazı mikrobesin öğelerinin yetersiz alınmasının depresyon üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu gözlenmektedir. Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grup arasında günlük alınan A vitamini, B12 vitamini, Folik asit, D vitamini, Omega 3 yağ asitleri bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır ( p > 0.05). Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grubun ikisininde de günlük alınan çinko ve bakır miktarları günlük önerilen DRI değerlerinin altındadır. Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grup arasında günlük alınan çinko ve bakır miktarları bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur ( p < 0.05). Depresyon gözlenmeyen grubun günlük aldığı çinko ve bakır miktarlarının depresyon görülen grubundan fazla olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada her ne kadar depresyonla B12 vitamini, Folik asit ( B9 vitamini ), D vitamini, Omega 3 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamasıyla birlikte yaptığımız geniş literatür araştırmasında bu mikrobesinler ve depresyon arasında ilişki bulan birçok bilimsel çalışma vardır. Bu çalışmada mikrobesinlerle depresyon arasında geniş kapsamlı istatistiksel ilişki kurulamamasında örneklem sayısının az olması veya katılımcıların anketteki günlük besin tüketim verilerinin de etkili olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, beslenme, gıda
45 – 65 yaş arası tip 2 diabetes mellitus tanılı hastalarda probiyotik kullanımının glukoz, ha1c ve lipid profili üzerine etkisi
Bu çalışma Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyabet polikliniğine başvuran 45-65 yaş arası tip2 diabetes mellitus tanılı hastalarda probiyotik kullanımının glikoz, HbA1c ve lipid profili üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma 01 Mart -Aralık 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışma 13'ü (%38,2) erkek ve 21'i (%61,8) kadın olma üzere toplam 34 hasta ile yapılmıştır. Hastaların çalışma başlangıcında boy(seca)ve kilosu (tanıta )marka tartı aleti ile ölçülerek, BKİ hesaplandı. Hastaların Harris Benedict formülü kullanılarak beslenme düzeni planlanmıştır ve hastalara yaşam tarzı değişikliği önerisinde bulunulmamıştır. Çalışmada hastaların diyabetik beslenme programlarına kuşluk ve gece ki ara öğünlerine 100ml kefir eklenmiştir. Bireylerin beslenme durumlarını takip etmek için çalışma başında ve sonunda hafta içi 24 saatlik besin tüketim kayıtları, vücut analizleri ile antropometrik ölçümleri alınmıştır. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 52.44±6.0, hastalık sürelerinin ortalaması 102,79±72,76 ay, boy ortalaması 162,35±10,28 cm olarak saptanmıştır. Başlangıç ağırlık ortalamaları 87,76±18,47, 3. ayda ağırlık ortalamaları 86,47±19,33'dir. Hastaların başlangıç BKİ ölçümleri 23 ile 50 kg/m² arasında değişmekte olup, ortalama 33,11±6 kg/m² iken 3. ayda BKİ ölçümleri 22,5 ile 48 kg/m² arasında değişmekte ortalama 32,63±6,21 kg/m² dir. Hastaların başlangıç enerji alımları ortalama 1.099,kcal, protein 50,2 gr, karbonhidrat 110 gr, yağ 47 gr, kolesterol 173gr lif 20 gr iken probiyotik kullandıktan sonraki 3. ayda enerji alımı ortalaması 1.189 kcal, protein 58 gr, karbonhidrat 119 gr, yağ 50 gr, kolesterol 187 gr, lif değeri ise değişmemiştir. Çalışmaya katılan hastaların başlangıç ağırlık ortalama standart sapması 87,76±18,47 mg/dl iken 3. ayda hastaların ağırlık ortalama standart sapması 86,47±19,33 mg/dl'dir. Başlangıç ve 3. Aydaki ağırlıkları kıyaslandığında aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,015). Hastaların başlangıç BKİ Ort±SS: 33,11±6 iken 3. Ayda BKİ Ort±SS: 32,63±6,21 mg/dl olarak saptanmıştır. Hastaların başlangıç ve 3 aydaki BKİ kıyaslandığında aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,016). Çalışmaya katılan hastaların başlangıç HbA1C ortalama standart sapması 9,1±2,27 iken 3.ayda HbA1C ortalama standart sapması 8,32±1,9'dur. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.(p<0,033).Hastaların başlangıç kalsiyum Ort±SS: 9,71±0,54 iken 3. Ayda kalsiyum Ort±SS: 9,9±0,37 olarak saptanmıştır. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,035). Sonuç olarak, başlangıç ve üçüncü ay biyokimyasal kan sonuçları karşılaştırıldığında probiyotik fermente süt tüketen diyabetik hastaların açlık kan şekeri ve HbA1C seviyesi düşmüştür. Total Kolesterol, LDL Kolesterol ve trigliserit değerleri başlangıç değerlerine göre 3. ayda azalmış ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı değildir. Hastaların başlangıç değelerine göre 3. aydaki ağırlık ve BKİ değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştır. Tüm bu sonuçlara göre probiyotik fermente sütün (kefir) diyabetin ve birçok hastalığın tedavisinde tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabilirliği söylenebilir.
Özel Fatih Hastanesi'ne müracaat eden 18-65 yaş arası obez kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ağırlık kaybı üzerine etkisi
Başakıl E., Özel Fatih Hastanesi'ne Müracaat Eden 18-65 Yaş Arası Obez Kadınlarda Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışlarının Ağırlık Kaybına Etkisi, İstanbul, 2018. Bu çalışmada Özel Fatih Hastanesi'ne başvuran 18-65 yaş arası obez kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ağırlık kaybı üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma, Ocak-Mayıs 2018 tarihleri arasında 80 obez kadın bireyin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların, demografik özellikleri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklıklarını saptamak amacıyla soruşturma yöntemi kullanılarak anket (EK 1) uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri Biolelektrik İmpedans Analizi (BİA) ile saptanmıştır. Fiziksel aktivite düzeylerini belirleyebilmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-UFAA) kısa formu kullanılmıştır. 52 sorudan oluşan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ II) bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirleme amacıyla uygulanmıştır. Araştırmanın istatistiksel verileri için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 24.0 kullanılmıştır. Çalışma sonucunda bireylerin SYBDÖ II puanlarına bakıldığında toplam ölçek puan ortalaması 131,6±21,2; SYBDÖ II alt ölçek ortalamaları ise beslenme 20,7±7,8; kendini gerçekleştirme 22,5±8,0; sağlık sorumluluğu 26,0±7,6; egzersiz 17,0±4,7; kişilerarası destek 23,5±8,7 ve stres yönetimi 21,9±6,7 olarak saptanmıştır. Bireylerin ağırlık ve BKI değişimleri, vücut yağ kütlesi farkı, bel çevresi ve bel/kalça oranı ortalama farkları ile SYBDÖ II puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır (P<0,05). Fiziksel aktivite düzeyleri ile SYBDÖ II arasında pozitif yönde anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Buna göre aktif olan katılımcıların SYBDÖ II puanlarının diğerlerine nazaran daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada da görüldüğü gibi tıbbi beslenme tedavisine başlanmadan önce bireylere beslenme ve sağlıklı yaşam ilkeleri eğitimi verilmeli, sağlıklı olma halinin sürdürülebilmesi hususunda dengeli ve düzenli beslenmenin oynadığı rol açıkça gösterilmelidir. Anahtar Kelimeler: sağlıklı yaşam biçimi davranışları, beslenme, obezite, ağırlık kaybı
Gebeliğin sorunlarından olan bulantı kusmanın keton pozitifliğine ve gıda tüketimine göre değerlendirilmesi
GEBELİĞİN SORUNLARINDAN OLAN BULANTI KUSMANIN KETON POZİTİFLİĞİNE ve GIDA TÜKETİMİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ Bu çalışma, Ocak 2017-Mayıs 2018 tarihleri arasında İstanbul'da Cerrahpaşa Kadın Doğum polikliniğine gelen 18-40 yaş aralığındaki işitme ve anlama problemi olmayan gönüllü 85 gebe üzerinde yapıldı. Araştırmaya katılan bireylerin genel bilgileri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim sıklığı ve besin tüketim kayıtlarını incelemek için yüz yüze soruşturma yöntemi kullanılarak anket (EK 2) uygulandı. Gebelikte bulantı kusma sorunu olan kadınların keton pozitifliğine göre değerlendirilmesi ve buna göre beslenme alışkanlıkları gözlemlendi ve bulantı kusma yaşayan gebelerde keton pozitifliğine baktığımızda istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişi bulunmuşur (p= 0,001). Bu çalışmaya göre gebelikte görülen bulantı kusmanın görüldüğü hastalarda keton pozitifliği görülme oranın fazla olduğu gözlendi. Gebelikte bulantı kusmanın tedavisinde ilaç ve psikoterapi tedavilerinin yanında, diyet tedavisi, hipnoz tedavisi, akupunktur tedavisi, bitkisel tedavi gibi birçok tedavi uygulanmaktadır. Gebelikte bulantı kusmanın tedavisinde keton pozitifliğinin kesin tedavi için daha çok çalışma ve veriye ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: bulantı, kusma, beslenme, keton pozitifliği, gebelik,
Dislipidemili hastalarda içecek tüketiminin değerlendirilmesi
Dislipidemi başta ateroskleroz olmak üzere diyabet, yüksek kan basıncı, abdominal obezite ve metabolik sendrom gibi birçok hastalıkla ilişkilidir. Dislipidemi, lipoproteinlerin fazla üretimi veya eksikliğinden kaynaklanan bir lipoprotein metabolizma bozukluğudur. Bu çalışma 1 Kasım–31 Aralık 2018 tarihleri arasında İstanbul'da Özel Diyabet Hastanesi'nde yatmakta olan ve poliklinik hizmeti gören 19-50 yaş grubunda 60 dislipidemi tanısı konmuş (27'si erkek ve 33'ü kadın) hastanın içecek alışkanlıklarını ve dislipidemi üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmada, katılımcıların sosyo-demografik bilgileri, beslenme durumları ve sağlık öykülerini saptamaya yönelik bir anket formu ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim formu uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri alınmış ve biyokimyasal parametreleri değerlendirilmiştir. Çalışma grubunun yaş ortalaması 47.7±19.0 yıl olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda, BKİ'si yüksek dislipidemi tanılı hastaların, karbonhidrat tüketimleri ile BKİ'si normal dislipidemili hastaların karbonhidrat tüketimleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Dislipidemi ile içecek tüketim arasında anlanmlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Dislipidemiden korunma yöntemlerinin başında, hastalığa neden olan sağlıksız yaşam tarzını ve çevresel faktörleri değiştirmek gelmektedir. Sağlıksız yaşam tarzı faktörlerinden biri de aşırı alkol tüketimidir. Benzer ve daha ileri çalışmalarla içecek ve dislipidemi arasındaki ilişkiyi tanımlamak önemlidir. Dislipidemiden korunmada, tıbbi beslenme tedavisinde yer alması ve almaması gereken içeceklerin rolü anlaşılmalıdır.
Yetişkin kadınlarda uyku kalitesi ve gece yeme davranışıyla beden kitle indeksi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma özel bir beslenme ve diyet danışmanlık merkezine başvuran yaşları 20-60 arasında değişen 70 yetişkin kadın bireyin uyku kalitesi ve gece yeme durumunu belirleyerek beden kütle indeksiyle ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bireylerin demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, beslenme ve sağlık durumuyla ilgili bilgiler anket formuyla sorgulanmıştır. Uyku kalitesinin değerlendirilmesinde Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), GYS varlığı için Gece Yeme Anketi (GYA) yapılmış ve günlük enerji, besin alımını belirlemek için bir günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS 20 programı kullanılmıştır. Bulguların değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlar (frekans, oran, ortalama, standart sapma) ve Mann-Whitney U Test, Bağımsız Gruplarda T Testi, Pearson Ki-Kare Analizleri kullanılmıştır. Katılımcıların BKİ ortalaması 28,07 ± 5,08 kg/m²'dir. Katılımcıların %54,3'ü kötü uyku kalitesine ve %10'u Gece Yeme Sendromuna (GYS) sahip olarak bulunmuştur. GYS ve uyku kalitesiyle BKİ ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Kötü uyku kalitesi grubunda gece yeme puanı istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). İyi ve kötü uyku kalitesi gruplarında besin öğeleri alımı karşılaştırılmış; enerji, karbonhidrat, doymuş yağ asidi ve folat ortalamaları kötü uyku kalitesi grubunda anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). GYS olan grupta enerji, karbonhidrat protein, tiamin, biotin, triptofan, çinko, demir ve fosfor ortalamaları GYS olmayan gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak uyku kalitesi ve gece yeme sendromunun birbiriyle ilişkili olduğu ve beslenme durumunu etkilediği görülmüştür. Konuyla ilgili kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Özel bir beslenme ve diyet polikliniği'ne başvuran bireylerin duygusal yeme durumlarının ve vücut bileşimlerinin değerlendirilmesi
Çalışma, İstanbul'da özel bir polikliniğin Beslenme ve Diyet Bölümüne başvuran 18-65 yaş arasındaki 75 bireyin duygusal yeme durumlarını ve vücut bileşimlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, beslenme durumları, fiziksel aktivite durumları ve vücut bileşimleri incelenmiş, Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ile duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme ve dışsal yeme durumları değerlendirilmiştir. Yaş ortalaması 37,27±11,48 olan bireylerin %76'sı kadın, %24'ü erkektir. Katılımcıların %18,3'ünde anksiyete, depresyon gibi bir psikolojik rahatsızlığın olduğu ve %20,5'inin antidepresan ilaç kullandığı belirlenmiştir. Kadınların %63,2'si BKİ ortalamasına göre (31,96±5,43 kg/m²) obez kategorisinde yer alırken, erkeklerin %77,8'i BKİ ortalamasına göre (33,06±4,80 kg/m²) obez kategorisinde yer almaktadır. Kadın katılımcıların vücut yağ yüzdesi ortalamasının (%33,06±9,79) obezite sınırını (>%35) aşmadığı fakat sınıra yaklaştığı görülmüştür. Erkek katılımcıların vücut yağ yüzdesi ortalaması (%31,82±11,79) obezite sınırının (>%25) üzerine çıkmıştır. Bireylerin %61,3'ü öğün atladığını belirtirken, en çok atlanan öğün (%46,8) öğle yemeği olmuştur. Öğün atlayanların duygusal yeme puanı, öğün atlamayanlardan anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Katılımcıların %32'si gece uykudan uyanarak yemek yediğini ve en çok (%37,1) çikolata, gofret, bisküvi gibi tatlı yiyecekleri tükettiklerini bildirmişlerdir. Katılımcıların büyük çoğunluğu (%77,3) duygularının beslenme durumlarını etkilediğini ifade etmiştir. Bireylerin hem stresli, gergin ve sinirli olduklarında hem de mutlu ve neşeli olduklarında en çok çikolata, gofret, bisküvi gibi tatlı besinlere yöneldikleri görülmüştür. Cinsiyet ile duygusal ve dışsal yeme puanı arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Kadın katılımcıların kısıtlayıcı yeme puanı erkek katılımcılardan anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Duygu durumunun yeme davranışı üzerindeki rolü göz önünde bulundurulmalıdır. Kısıtlama ve dışsal yeme davranışları dahil olmak üzere bu konularda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Yeme davranışı, duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme, dışsal yeme, obezite
İki-altı yaş grubu çocukların anne sütü alma düzeylerine göre enfeksiyon hastalıkları görülme sıklığının ve besin tüketim düzeylerinin değerlendirilmesi
Çalışma, iki-altı yaş grubu çocukların anne sütü alım düzeylerine göre enfeksiyon hastalıkları görülme sıklığının ve besin tüketim düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Kasım 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında, İstanbul'un Şişli ilçesinde iki anaokulunda bulunan, iki-altı yaş grubu 131 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri, altı bölümden oluşan anket formundan elde edilmiştir. Anketin birinci bölümünde çocuğa ait, ikinci bölümünde ise aileye ait genel bilgiler bulunmaktadır. Üçüncü bölümde çocuğun sağlık durumu ve kullandığı ilaçlar sorgulanmış, dördüncü bölümde beslenme alışkanlıkları incelenmiştir. Anketin beşinci bölümü çocuğun besin tüketim sıklığını belirlemeye yöneliktir. Anketin altıncı bölümünde ise, annelerin enfeksiyon hastalıkları ve hijyen konusundaki davranışlarını saptamaya yönelik ölçek kullanılmıştır. Ayrıca çalışmada, bir gün hafta içi, bir gün hafta sonu olmak üzere birbirini takip eden iki günlük besin tüketim kaydı da bulunmaktadır. Besin tüketimlerinin analizi için Beslenme Bilgi Sistemleri Paket Programı (BEBİS), elde edilen verilerin istatistiksel analizi için ise SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılmıştır. Analiz sonucunda, çocukların %46,6'sının erkek, %53,4'ünün kız olduğu görülmüş olup, antropometrik ölçüm değerlerinden beden kütle indeksinin, en yüksek %22,1 oranı ile 50-75. persentil arasında olduğu belirlenmiştir. Çocukların %11,5'i altı ay, %47,3'ü ise 7-24 ay anne sütü almıştır. Solunum yolu enfeksiyonları çocukların %79,4'ünde, kulak burun boğaz enfeksiyonları %81,7'sinde, üriner sistem enfeksiyonları %15,3'ünde, mide-bağırsak enfeksiyonları %29,8'inde görülmüştür. Günlük ortalama enerji ve besin öğesi tüketimlerinin çocukların yaşı, cinsiyeti ve geçirilen enfeksiyon sıklığı ile ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Çocuklarda görülen enfeksiyon hastalıkları sıklığı ile anne sütü alım düzeyi arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, sadece üriner sistem enfeksiyonları sıklığı ile anne sütü tüketimi arasında anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05).
Hiperlipidemi tanısı almış kişilerde fruktoz tüketiminin değerlendirilmesi
Hiperlipidemi; plazmada bulunan kolesterol ve trigliserit düzeylerinin normal değerlerden yüksek olması anlamına gelmektedir. Hiperlipidemi tanısı almış kişilerin fruktoz tüketim durumunu saptamak amacıyla yapılan bu çalışma, İstanbul ilinde Çevre Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniği'ne başvuran, yaş ortalaması kadın bireylerde 40, erkek bireylerde ise 44 olan ; 53 kadın, 27 erkek olmak üzere toplam 80 kişi üzerinden yürütülmüştür. Çalışmaya katılan bireylere , yüz yüze görüşme yöntemi ile kişisel ve beslenme durumunun saptanacağı anket formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylerin 3 günlük besin tüketim kaydı ile yüksek fruktoz içeren besinlerin tüketim sıklığı alınıp, değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin beden kütle endeksi ortalamasının 30,6 ± 5,17 ve günlük enerji alımının 2037,15 ± 446,8 kalori olduğu belirlenmiştir. Fruktoz tüketimine bakıldığında, hiperlipidemi tanısı almış kadın bireylerin günlük ortalama 28,51 ± 8,74 gr fruktoz tükettiği, erkeklerin ise 35,67 ± 8,81 gr fruktoz tükettiği saptanmıştır, p değeri = 0,001'dir. BKİ ile günlük fruktoz tüketimi arasındaki ilişki anlamlıdır. (p = 0,037). Kadınların % 47,2 ' si , erkeklerin ise % 74.1' i 30 gr ve üzeri fruktoz tüketmektedir. Glukoz ve sukroz hesaplaması yapılarak toplam eklenti şeker miktarlarının hesaplanmasının yapıldığı birçok çalışmaya ihtiyaç vardır
Toplumda çiğ sütün tercih nedenleri ve ambalajlı sütlerle kalite ve sağlık riskleri açısıdan karşılaştırılması
Bu çalışma, Mayıs 2017- Mayıs 2018 tarihleri arasında İstanbul ilinde bulunan Çınar Koleji'nde çalışan temizlik görevlileri ve öğretmenler ile İstanbul Bakırköy ilçesi Florya semtinde ikamet eden ev hanımlarının tercih ettikleri süt tipinin belirlenmesi ve tercih nedenlerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada sütün bileşimi, sütün mikrobiyal florası, sütün işlenmesi, ısıl işlemin sütün kalitesine etkisi, sütün kalite kontrolü ve gıda mevzuatındaki yeri gibi başlıkların yanı sıra, çiğ süt riskleri ve potansiyel kontrol seçenekleri gibi konular açıklanmıştır. Bu açıklamaların amacı çiğ sütün ambalajlı sütlerle kalite ve sağlık riskleri açısından kıyasının sağlanabilmesidir. Çiğ sütün insan sağlığına olan etkileri bilimsel kaynaklardan yararlanılarak değerlendirilmiştir. Bireylerin genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, süt tüketim durumlarını, tercih edilen süt tipi ve tercih nedenlerini belirlemek için daha önce yapılmış bilimsel çalışmalardan yararlanılarak araştırmacı tarafından 15 soruluk bir anket düzenlenmiştir. Araştırma kapsamında 185 kişiye ulaşılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (ortalama, standart sapma, sayı ve yüzde) yanı sıra değerlendirmelerde, Niceliksel verilerde normal dağılım gösteren parametrelerin karşılaştırmalarında Varyans analizi kullanıldı. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 16.0 programı kullanıldı. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde; katılımcıların %54 gibi büyük bir oranının çiğ süt tercih ettiği görülmüştür. Katılımcılar daha çok iyi yoğurt yapıldığı, daha sağlıklı olduğu, katkı maddesi içermediği ve taze olduğu gibi gerekçelerle çiğ süt tükettiklerini belirtmişlerdir. Bununla beraber katılımcıların %81'i 'Açık süt insan sağlığı açısından sağlıklı değildir.' görüşüne katılmadıklarını ifade etmiştir. Sonuç olarak; katılımcılarımızın çiğ süt tüketmeyen kısmının dahi sokak sütünün (açık süt, çiğ süt) tüketiminde herhangi bir risk olmadığını ve hatta tercih edilmesi gereken süt tipi olduğunu belirttiği görülmüştür. Dolayısıyla ambalajlı sütlerin besin değerinde dikkate değer kayıpların olmadığı ve çiğ süt tüketiminin risklerini konu alan bilinçlendirme çalışmalarının, her türlü mecra üzerinden yürütülmesi gerektiği düşünülmektedir.
Bir devlet okulundaki öğretmenlerin tuz tüketimlerinin saptanması
Bu araştırma İstanbul'da bir devlet okulunda görev yapan öğretmenlerin tuz tüketim durumları hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla; Aralık 2018- Mart 2019 tarihleri arasında İstanbul ili Bahçelievler ilçesinde bulunan Yenibosna Fatih Ortaokulu'nda 24-63 yaş aralığındaki 66'sı kadın, 19'u erkek toplam 85 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Öğretmenlerin kişisel bilgileri, sağlık durumu ve yaşam tarzları, beslenme durumları ile tuz tüketim durumlarını belirleyici dört bölümden oluşan anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Öğretmenlerin tuz tüketimlerini saptamak amacıyla üç günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Araştırma sonucunda verilerin istatiksel değerlendirilmesinde SPSS 20 programı, besin tüketim kaydı verilerinin değerlendirilmesinde BEBİS programı kullanılmıştır. Bulguların değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatiksel metodlar (frekans, oran, ortalama, standart sapma), Mann-Whitney U Testi ve Kruskal-Wallis Testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan öğretmenlerin en fazla (%75,3) iyotlu sofra tuzu (rafine) kullandıkları belirlenmiştir. Öğretmenlerin günlük ortalama sodyum tüketimi 2819,10±943,22 mg olarak saptanmıştır. Cinsiyete göre öğretmenlerin sodyum tüketimine bakıldığında, erkeklerin sodyum tüketimi kadınlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak; öğretmenlerin tuz tüketimleri günlük alınması gereken gereksinimin üzerindedir. Sağlıklı bir yaşam için tuz tüketiminin mümkün olduğu kadar azaltılması büyük önem taşımaktadır. Öğretmenlere yönelik tuz tüketimi hakkında bilgilendirme ve tuz tüketimini kısıtlayıcı müdahalelere gereksinim olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Beslenme, Sağlık, Sodyum gereksinimi, Tuz tüketimi
Adolesanlarda genel beslenme durumu ve fiziksel aktivite profili
Bu çalışma Mersin ilinin Anamur ilçesinde bulunan Anamur Anadolu Lisesi'nde eğitim gören 131'i kız ve 96'sı erkek öğrenciden oluşan toplam 227 öğrenci ile yürütülmüştür. Tanımlayıcı olarak planlanan araştırmada veriler Nisan-Mayıs 2019 tarihleri arasında uygulanan anketlerle elde edilmiştir. Bu kapsamda; öğrencilerin sosyo-demografik durumları, genel beslenme alışkanlıkları, sağlık durumları ve fiziksel aktivite profilleri saptanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatistiksel analizleri için SPSS 20 programı kullanılmıştır. Bireylerden elde edilen verilerin ortalama, standart sapma, sayı ve yüzde değerleri belirlenmiştir. Bulguların değerlendirilmesinde ki-kare test analizi kullanılmıştır. P değerinin 0,05'ten küçük olduğu durumlarda gruplar arası fark anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular değerlendirildiğinde çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalamasının 15,6±1,06 olduğu belirlenmiş, annenin %37'sinin ve babanın %30.8'inin ilkokul mezunu olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin %48.5'inin beslenme bilgi kaynağı olarak internetten yararlandığı, %22.5'inin özel beslenme programı uyguladığı tespit edilmiştir. Özel beslenme programlarını elde etme durumları incelendiğinde %9.4'ünün diyetisyen, %8.3'ünün internetten faydalandığı gözlemlenmiştir. Öğrencilerin %86.3'ünün günde 3 öğün veya 3 öğünden az tükettikleri saptanmıştır. Sabah kahvaltısı yapma durumu açısından kız ve erkek öğrenciler arasında istatistiksel olarak önemli fark bulunmuştur (p<0,05). Kız öğrencilerin %15,2'sinin iştahsızlık, erkek öğrencilerin %10,4'ünün vakit olmamasından dolayı kahvaltıyı atladıkları gözlemlenmiştir. Öğrencilerin balığı seyrek, tavuğu ve kırmızı eti az tükettikleri görülmüştür. Sebze tüketim sıklığının az olduğu ve meyve, kuru meyve, yağlı tohum tüketiminin çok olduğu belirlenmiştir. Erkek öğrencilerin yumurta tüketim sıklığı, kız öğrencilere göre yüksek olmasına rağmen öğrencilerin düşük düzeylerde yumurta tükettikleri saptanmıştır. Kız öğrencilerin %33,92'si ve erkek öğrencilerin %31,28'inin içeceklerine şeker ilave ettiği tespit edilmiştir. Kız ve erkek öğrencilerin düzenli fiziksel aktivite yapma durumu arasında istatistiksel olarak önemli fark bulunmuştur (p<0,001). Erkeklerin kızlardan daha çok fiziksel aktivite yaptıkları (%65) dikkat çekmektedir. Düzenli fiziksel aktivite yapan öğrencilerin %49,4'ünün haftada 1 saatten az yaptıkları saptanmıştır. Kız ve erkek öğrenciler arasında fiziksel aktivite yapma durumu (p<0,001) ve sıklığı açısından istatistiksel olarak önemli fark olduğu gözlenmiştir (p<0,002). Bilgisayar başında zaman geçirme durumları incelendiğinde; kız ve erkek öğrenciler arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir(p<0.001). Okula yürüyerek giden öğrenci oranı düşük bulunmuş, çoğunluğun günde 6-7 saat uyuduğu tespit edilmiştir.
Glisemik yükü düşük besinleri içeren diyetin insülin direncine erken dönem etkisi
Bu çalışma, insülin direnci üzerine glisemik yükü düşük besinleri içeren bir diyetin erken dönemde etkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Şubat-Ağustos 2018 tarihleri arasında, Fark Etmeden Diyet Beslenme ve Eğitim Danışmanlığı'na başvuran 20-45 yaş arası insülin direnci olan 14 yetişkin birey (7 erkek, 7 kadın) ile yapılmıştır. Bireylerin yaş ortalamaları kadınlarda 34,4±8,3 yıl; erkeklerde ise 40,1±3,8 yıldır. Bireylerle yapılan ilk görüşmede genel bilgileri, sağlık ve beslenme durumunu saptamak amacıyla anket yapılmış ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Ayrıca açlık kan glikozu, açlık insülin ve HOMA-IR parametreleri değerlendirilmiştir. Tüm bireylere 21 gün süresince 110-130 gr karbonhidrat, %20-%25 protein, %25-30 yağ ve glisemik yükü düşük besinleri içeren hipokalorik bir diyet uygulanmıştır. Çalışma sonucunda; toplam grupta diyet sonrası antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametrelerin hepsinde istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,05). Kadınlarda bel/kalça oranı dışındaki tüm ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,05). Erkeklerde ise VFA, bel/kalça oranı ve açlık kan glikozu dışındaki tüm ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,05). Erkeklerde kas kütlesinde saptanan azalma kadınlara göre daha fazladır (p=0,002). VFA değeri ise kadınlarda erkeklere göre daha fazla azalmıştır (p=0,018). Erkek ve kadınlar ayrı ayrı incelendiğinde her iki grupta da bel çevresinde anlamlı azalma görülürken bel/kalça oranında azalmanın anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Erkeklerde açlık kan glikozunda düşüş olmasına rağmen anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). HOMA-IR'de azalma kadınlarda 3,01; erkeklerde ise 1,96 olarak saptanmıştır. Kadınlarda azalma daha yüksek olmasına rağmen cinsiyetler arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmamıştır. BKİ ile yağ kütlesi (r=0,775; p=0,001), VFA (r=0,618; p=0,018) ve bel çevresi (r=0,868; p=0,005) arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. Diyet öncesi açlık kan glikozu ile açlık insülin ve HOMA-IR değerleri arasında korelasyon gözlenmez iken diyet sonrası açlık kan glikozu ile açlık insülin ve HOMA-IR arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (p≤0,05). Sonuç olarak; düşük kalori, düşük karbonhidrat ve düşük glisemik yük içeren diyetler insülin direncinin önlenmesi ve tedavisinde etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: glisemik indeks, glisemik yük, insülin direnci.
Obez ve obez olmayan bireylerin probiyotik besin tüketim sıklıklarının karşılaştırılması
Obezite, enerji alımı ve harcanması arasındaki dengesizlikten dolayı vücutta aşırı yağ birikmesidir. Genetik ve çevresel faktörler yaşam tarzını etkilemektedir. Son yıllarda bağırsak mikrobiyotasının obezitede çok önemli rol oynadığı görülmektedir. Bu araştırma; Akdeniz bölgesinde bulunan Antalya ilindeki Özel Aspendos Anadolu Hastanesi diyet polikliniğine Haziran – Eylül 2018 tarihinde başvuran yaş ortalamaları 29,6±10,5 yıl olan 80 obez, 85 obez olmayan bireyin probiyotik besin tüketim sıklıklarını karşılaştırmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bireylerin demografik durumları, antropometrik ölçümleri ve probiyotik besin tüketimleri olmak üzere 3 ayrı bölümden oluşan, araştırmacı tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanmış olan anket formu veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulguların istatistiksel analizlerleri SPSS Statistics 23 programı ile yapılmıştır. Probiyotik besin tüketen bireylerin %48,7'sinin obez, %51,3'ünün normal ağırlıkta olduğu bulunmuştur. Probiyotik besin tüketen bireylerin en fazla (n=100) tavsiye edilmesi nedeniyle probiyotik besin tükettiği saptanmıştır. Probiyotik besinlerin sağlığa olumlu etkisi olduğunu düşünen bireylerin %51,6'sı obez, %48,4'ü normal ağırlıktadır (p=0,332). Araştırmaya katılan bireylerin probiyotik (fermente) besinleri tüketim sıklıkları incelendiğinde, obez bireylerin %41,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %52,9'unun günde 1 kez yoğurt tükettiği, obez bireylerin %62,5'inin, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %61,2'sinin hiç kefir tüketmediği, obez bireylerin %71,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %67,1'inin günde 1 kez peynir tükettiği bulunmuştur. Obez bireylerin %86,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %82,4'ünün hiç boza tüketmediği saptanmıştır. Gruplar arasında probiyotik (fermente) besinleri tüketim sıklıkları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Bu araştırmanın sonucunda obez ve obez olmayan bireylerin probiyotik besinleri tüketim sıklıklarında farklılık bulunmamıştır. Günümüzde sağlık açısından önemi giderek artan probiyotik besinlerin tüketimi ile obezite arasındaki ilişkinin ortaya konabilmesi için geniş kapsamlı araştırmaların planlanıp yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Preobez ve obez kadınlarda beden kütle indeksi ile akdeniz diyeti kalite indeksi ve diyet kalite ölçeği arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de obezite prevalansı giderek artmaktadır. Modern yaşamın bir parçası olarak görülen obezite, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından önlem alınması gereken epidemi olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, bireylerin beslenme davranışlarının doğru bir şekilde yönetilmesi ve beslenme alışkanlıklarının belirlenmesi önemli bir husustur. Beslenme yönetiminin Akdeniz Diyeti tanımındaki beslenme tarzına uyumunun değerlendirilmesinde Akdeniz Diyeti Kalite Ölçeği (KIDMED) kullanılmaktadır. Beslenmenin doğru bir şekilde yönetilmesine ek olarak diyet kalitesinin değerlendirilmesi ve besin tüketim alışkanlıklarının saptanması için Diyet Kalite İndeksi -Uluslararası (DQI-I) ölçeği geliştirilmiştir. Çalışmanın amacı, Fırat Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran 19-70 yaş aralığındaki preobez ve obez kadınların KIDMED ve DQI-I ölçekleri ile antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametreleri arasındaki olası ilişkinin saptanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda, 65 (%52,0)'i preobez ve 60 (%48,0)'ı obez olan 125 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. KIDMED sınıflamasına göre pre-obez kadınların çoğunluğunun iyi 16(%24,6) ve orta 44(%67,7) kategoride oldukları, obez kadınların ise 32(%54,2)'nin orta ve 26 (%44,1)'nın düşük kategoride oldukları belirlenmiştir (p<0,001). DQI-I toplam puan ortalamasıise pre-obez kadınlarda 71,78±7,44 iken obez kadınlarda 47,28±8,87 şeklindedir (p<0,001). Elde edilen bulgular ışığında, KIDMED ve DQI-I toplampuanlarının obezite açısından belirleyici olduğu ve 19-30 yaş aralığındaki danışanların en yüksek puan ortalamalarına sahip olduğu saptanmıştır. Ayrıca her iki ölçeğin puan ortalamasının yüksek olmasının serum kolesterol düzeyi ile negatif ilişkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Obezite, Antropometrik Ölçümler, Biyokimyasal Parametreler, Akdeniz Diyeti Kalite Ölçeği (KIDMED),Diyet Kalite İndeksi-Uluslararası (DQI-I).
Yetişkin bireylerin probiyotik besinler hakkında bilgi düzeyi ve tüketim durumlarının belirlenmesi
Bu araştırma; Aralık 2018 - Mart 2019 tarihleri arasında, İstanbul ilinde bulunan özel bir beslenme ve diyet kliniğine başvuran, 20-65 yaş aralığındaki 72'si kadın, 28'i erkek toplam 100 yetişkin bireyin probiyotik besinler hakkındaki bilgi düzeyleri ve tüketim durumlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada anket formu uygulanmış, katılımcılara ait genel bilgiler, sosyo-demografik durumlar, vücut ağırlığı ve boy uzunluğu değerleri, probiyotikler hakkındaki bilgi düzeyi, tüketim durumları ve nedenleri, tüketilen probiyotik besin çeşidi ve tüketim sıklığı gibi bilgiler sorgulanmıştır. Katılımcıların probiyotik besinlerle ilgili öngörülerine yönelik ifadelerin bulunduğu tablo değerlendirilmiştir. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatistiksel analizleri SPSS 20.0 veri analiz programı ile yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken, tanımlayıcı istatistiksel metotlar (frekans) ve niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-Kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Katılımcıların %85'i probiyotik terimini bildiğini belirtmiştir. Katılımcıların %97'si doğal probiyotik besin tükettiğini, %44'ü probiyotik katkılı besin tükettiğini, %11'i ise probiyotik besin takviyesi kullandığını belirtmiştir. Probiyotiklerin sindirim sistemine faydalı olduğunun düşünülmesi %70,1 oranla en yaygın tüketim nedeni olarak saptanmıştır. En çok tüketilen probiyotik besinin yoğurt olduğu görülmüştür. Ayrıca katılımcıların %93'ü probiyotik besinlerden fayda gördüğünü belirtmiştir. Çalışmada, probiyotik terimini bilme durumu ile probiyotik besin tüketim durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, probiyotik terimini bilenlerin tamamının probiyotik besin tükettiği görülmüştür (p<0,05). Probiyotik besinlerden fayda gördüğünü düşünen bireylerde, probiyotik besin tüketim sıklığının anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sağlığa birçok yararı olan probiyotik besinlerin tanınması ve yeterli düzeyde tüketiminin sağlanması toplum sağlığı bakımından büyük önem taşımaktadır. Probiyotiklerin sağlığın korunması ve geliştirilmesinde olumlu etkilerini gösteren çalışmaların giderek artmasıyla beraber, probiyotik tüketimi ve bilgi düzeyinde de artış olduğu görülmüştür.
Tıbbi beslenme tedavisi alan ve almayan kanser hastalarının beslenme ve yaşam kalitesi durumlarına göre değerlendirilmesi
Bu araştırmada, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü'nde tedavi görmekte olan tıbbi beslenme tedavisi alan ve almayan kanser hastalarının beslenme ve yaşam kalitesi durumlarına göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 18 yaşından büyük, işitme ve anlama sorunu olmayan tıbbi beslenme tedavisi alan ve almayan 50'şer hasta olmak üzere 100 kanser hastası alınmıştır. Hastaların demografik ve antropometrik verileri, beslenme durumları ve yaşam kaliteleri incelenmiştir. Beslenme durumu 2 günlük besin tüketim kaydı ve Nütrisyonel Risk Taraması (NRS-2002), yaşam kalitesi ise The European Organization for Research and Treatment of Cancer Quality of Life Core Questionnaire (EORTC QLQ-C30) yaşam kalitesi ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya alınan hastaların %60'ı erkek, %69'u evli, %45'i ilkokul mezunudur. Tıbbi beslenme tedavisi alan hastaların, tıbbi beslenme tedavisi almayan hastalara göre beslenme durumları incelendiğinde günlük enerji, karbonhidrat, protein alımlarının, yaşam kalitesi skorları incelendiğinde semptom skoru, fonksiyonel skoru, fiziksel fonksiyon, rol fonksiyon skorları, yorgunluk, bulantı-kusma, ağrı, iştah kaybı ve konstipasyon semptom skorlarının ve NRS-2002'ye göre malnütrisyon risklerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak; tıbbi beslenme tedavisi alan ve almayan kanser hastalarında tıbbi beslenme tedavisi alan hastaların her ne kadar enteral beslenme desteğiyle enerji ve protein alımları yüksek olsa da malnütrisyon riskinin devam ettiği ve bu durumun yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Kanser hastalarının beslenme durumu hastalığın tanısının konulması takiben değerlendirilmeli; onkoloji alanında uzmanlaşmış diyetisyenlerden beslenme danışmanlığı almalı ve beslenme durumunun yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkileri konusunda bilgilendirilmelidir.
Bir diyet danışmanlık merkezine başvuran bki düzeyi 25-35 olan kadınların bitkisel ürün kullanım durumunun değerlendirilmesi
Bu çalışma bir diyet danışmanlık merkezine başvuran BKİ düzeyi 25-35 olan kadınların bitkisel ürün kullanım durumlarının değerlendirilmesi amacıyla; Aralık 2018- Mart 2019 tarihleri arasında İstanbul ilindeki özel bir danışmanlık merkezinde yürütülmüştür. Araştırmaya, yaşları 19-61 arasında olan BKİ düzeyi; 25-29.9 olan 30 kadın ve BKİ düzeyi 30-35 olan 30 kadının katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Kadınların sosyo-demografik özellikleri, sağlık durumu ve yaşam tarzı bilgileri, beslenme durumları ve bitkisel ürün kullanım durumunu belirlemek için daha önce yapılmış çalışmalardan yararlanılarak 25 soruluk bir anket formu oluşturulmuştur. İstatiksel hesaplamalarda SPSS 24 programı kullanılmıştır. Bulguların değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatiksel metodların yüzde, frekans dağılımı, Ki- Kare test istatistiği analizi yapılmıştır. P değerinin 0,05'ten küçük olduğu durumlarda gruplar arası fark anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular değerlendirildiğinde çalışma kapsamına alınan kadınların tamamının bitkisel ürün kullandığı tespit edilmiştir. Bitkisel destek ürünlerinden en fazla tarçın (%95), yeşil çay (%80), zencefil ve beyaz çay (%70) tüketildiği belirlenmiştir. Kadınların bitkisel ürünler ile ilgili bilgi edinme kaynağının %58.3 oranla medya/internet ve %16,7 oranla çevre (aile, komşu, arkadaş) olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; kadınların büyük bir kısmının diyet tedavisi ile birlikte bitkisel destek ürünlerini kullandıkları, bu ürünlerle ilgili bilgileri özellikle medya/internet aracılığı ile elde ettikleri dikkat çekmiştir. Bu durumda topluma yönelik eğitimlerin arttırılmasının ve televizyon/internet gibi ortamların denetiminin sağlanmasının yararlı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bitkisel ürün kullanımı, Beslenme, Obezite
Bariatrik cerrahi sonrası 6. ayını dolduran bireylerin protein tüketimi ve biyokimyasal değerler ile ilişkilendirilmesi
Obezite, vücut yağ kitlesinin normalin üstüne çıkması şeklinde tanımlanan beraberinde metabolik bozukluklar ile yüksek morbidite ve mortaliteye neden olan bir sağlık sorunudur. Bariatrik cerrahi obezitenin tedavi edilmesi ve obeziteyle ilişkili birçok metabolik problemin iyileştirilmesinde son basamak etkili bir tedavi yöntemidir. Bu çalışma, bariatrik cerrahi ameliyatı geçirmiş hastaların ameliyattan sonra 6. Ayda protein tüketimleri ve protein alım durumlarının kan bulgularını nasıl etkilediği konusunda bilgi sahibi olmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma İstanbul ilinde özel bir obezite danışmanlık merkezine başvurmuş ve Laparoskopik sleeve gastrektomi (LSG) işlemi uygulanan 60 hastada (42 kadın, 18 erkek) yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylerin demografik özelliklerini, protein kaynakları bilgi düzeylerini, protein kaynakları tüketme sıklıklarını kapsayan yüz yüze bir anket formu, 3 günlük besin tüketim kaydı ve kişiye ait laboratuvar sonuçları belirlenmiştir. Bireylerin %25'i 26-35 ve %51,7'si 36 yaş ve üzeri grubundadır. Bireylerin BKİ değerleri LSG öncesi ve sonrası erkeklerde 42,76±2,94 kg/m² ve 26,86±2,67 kg/m² (p<0,05), kadınlarda 42,33±4,91 ve 26,48±4,31 kg/m² (p<0,05) bulunmuştur. Bireylerin büyük çoğunluğu proteinden zengin besin kaynaklarını doğru olarak bildirmiştir. Biyokimyasal ölçümlerde ise; operasyon sonrası 6. ayda glukoz, kreatinin, HbA1c değerlerinin düştüğü; HDL, Ca, B12, D vitamini ve demir değerlerinin arttığı gözlemlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak LSG uzun dönemde yeterli ve dengeli beslenme ile vücut ağırlığında önemli kayba, komorbiditelerde iyileşmeye ve laboratuar sonuçlarında anlamlı olarak düzelmeyi sağlar. Anahtar Kelimeler: Ağırlık Kaybı, Bariatrik Cerrahi, Biyokimyasal Parametreler, Laparoskopik Sleeve Gastrektomi, Protein Kaynakları
Düzenli egzersiz yapan beslenme eğitimi alan ve almayan bireylerde karbonhidrat tüketimi ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Bu araştırma İstanbul Marriott Hotel Asia' da bulunan özel bir kulüpte düzenli egzersiz yapan beslenme eğitimi alan 14 kişi ve almayan 46 kişinin, beslenme eğitiminin karbonhidrat tüketimleri ve beslenme alışkanlıklarına etkisinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Araştırma, 10.02.2019 ile 10.06.2019 tarihlerinde, İstanbul'da, üyelerin kişiye özel spor eğitmenleri ve diyetisyenin verdiği hizmetlerden özel olarak yararlandığı bir spor merkezine düzenli olarak egzersiz yapmak için devam eden, gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 60 bireyin katılımı ile gerçekleşmiştir. Çalışmaya, 20-65 yaş arasındaki, en az 6 ay süresiyle, aynı spor kulübünde, egzersiz yapan beslenme eğitimi alan 14 veya almayan 46 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Egzersiz öncesi çalışmaya katılanların, ağırlık ve boy ölçümleri alınarak Beden Kütle İndeksi hesaplanmıştır. Beslenme alışkanlıkları ve kişisel özellikleri, anket formu ile sorgulanmıştır. 24 saatlik besin tüketim kaydı formu ile üç günlük karbonhidrat tüketim durumları belirlenmiş, ortalamaları alınmışır. Anket verilerinin analizinde SPSS (Statistical package for Social Sciences ) kullanılmıştır. İki grubun ortalamasının karşılaştırılması için Bağımsız gruplarda t Testi, oranların karşılaştırılması için Ki-Kare Analizi, ikiden çok grubun ortalamasının karşılaştırılması için Varyans Analizi (Tek yönlü) uygulanmıştır. 3 günlük besin tüketim kaydı ise BEBİS(Beslenme Bilgi Sistemi) yazılımı ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan erkeklerin vücut ağırlık ortalaması 91,03 ± 39,561 kg,'dır. Beden kitle indeksine göre toplam karbonhidrat tüketim ortalamaları; BKI'si düşük olanlarda 90,24 ± 45,07, BKI'si normal olanlarda 91,03 ± 39,56, BKI'si yüksek olanlarda ise 117,57 ± 39,67 şeklinde bulunmuştur. BKI grupları arasında tüketilen toplam karbonhidrat bakımından istatiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. Sonuç olarak beslenme eğitimi alanlar ile almayanların karbonhidrat tüketimleri ve beslenme alışkanlıkları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır
Kamu ve özel hastanede yatan hastaların hastane yiyecek hizmetlerinden memnuniyet düzeyinin karşılaştırılması
daha sonra doldurulacaktır
BKI düzeylerine göre normal ve obez olan bireylerin yeme tutum testi ile beslenme davranışlarının incelenmesi
Bu çalışma, Aralık 2018 - Mayıs 2019 tarihleri arasında İzmir'de bulunan Merve Şafak Beslenme ve Diyet Danışmanlığı Merkez´ine başvuran 18-65 yaş aralığındaki danışanların yeme tutum testi ile yeme bozukluğunu yatkınlığını saptamak amacıyla planlanmıştır. 40'ı erkek ve 68'i kadın olmak üzere toplam 108 yetişkin birey ile yürütülmüştür. Katılımcılara sosyo-demografik özellikleri, sağlık durumları ve fiziksel aktivite bilgileri, beslenme alışkanlıkları, yeme tutum testi içeren anket uygulanmış ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Anket yoluyla elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics Versiyon 24.0 programı ile değerlendirilmiştir. Bağımsız Örneklem İki Yönlü Varyans Analizi, Spearman Korelasyon analizi uygulanmıştır. P değeri 0,05'ten küçük olduğu durumlarda gruplar arası fark anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin Beden Kütle İndeksi (BKİ) erkeklerde ortalama 31,67 ± 6,65 kg/m², kadınlarda ise 28,96 ± 8,99 kg/m² olarak hesaplanmıştır. Yeme tutum testi likert tipli 40 sorudan oluşan yeme bozukluğuna yatkınlığı ölçmek kullanılır ve ≥30 puan alan kişiler yeme davranış bozukluğuna yatkın olarak değerlendirilir. Yeme tutum puanı 30'un altında 92 kişi, 30 puan üstünde ise 16 kişi olduğu belirlenmiştir. Kadınlardaki yeme tutumu puanı ortalaması 21,40 ± 9,78; erkeklerde ise 14,70 ± 7,73 dür. Katılımcıların yeme tutum puanları ile vücut ağırlığı, boy uzunluğu arasında ters yönde ve çok zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir(p˂0,05). Sağlıklı beslendiğini düşünme, ev dışında yemek yeme sıklığına göre yeme tutum puanları arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu bulunmuştur (p˃0,05). Ayrıca BKİ düzeylerine göre normal ve obez olan farklı yaş guruplarındaki erkek ve kadınların yeme tutum puanları arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: BKİ, Obezite, Yeme Tutum Testi, Beslenme Davranışı
Burdur ilinde 19-65 yaş grubu bireylerde meyve suyunun besleyici özelliklerinin sağlık açısından algısı
Son yıllarda tüketiciler artan sağlık ve refah koşulları ile içtikleri içeceklerin daha sağlıklı ve doğal olması konusunda dikkat etmektedir dolayısıyla tüketiciler yapay aromalı içecekleri tercih etmemektedirler. Meyve suları doğal ve sağlıklı olmaları nedeniyle tüketiciler arasında popüler bir seçimdir. Bu araştırma, Haziran - Eylül 2018 tarihinde başvuran, yaş ortalamaları 27,43±7,10 olan (n:213) kadın ve (n:172) erkek toplam 385 bireyin demografik özellikleri, meyve suyu algıları hakkında bilgi elde etmek ve meyve suyu tüketimlerini saptamak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Veri toplama formu olarak, bireylerin demografik durumları ve meyve suyu tüketimi olmak üzere 2 ayrı bölümden oluşan araştırmacı tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanmış olan anket formu kullanılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatistiksel analizlerleri SPSS Statistics 23 programı ile yapılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin meyve suyu tüketim sıklığı incelendiğinde, kadınların %44,6'sının ayda 1 kez, erkeklerin %30,2'sinin haftada 3-4 kez meyve suyu tükettikleri saptanmıştır (p<0,001). O günlerde meyve suyu öğün tüketimine göre kadınların %23'ü ve erkeklerin %34,9'u sabah öğününde tükettiklerini belirtmişlerdir (p<0,001). Bireylerin diyabet tanısında meyve suyu tüketimi incelendiğinde; kadınların %94,4'ünün ve erkeklerin %98,3'ünün etkisi olmadığını belirtmiştir (p<0,05). Diyabet hastası olan bireylerin meyve suyu tüketmelerinin yan etikisi olup olmadığı sorulduğunda; kadınların %5,6'sı ve erkeklerin %1,7'si yan etki görülmediğini belirtmişlerdir (p<0,05).. Meyve suyunun enerjisine dikkat etme durumu sorulduğunda; kadınların %43,2'si ve erkeklerin %33,7'sinin enerjisine dikkat ettiğini söylediği belirlenmiştir (p<0,05).
Artvin Çoruh Üniversitesi öğrencilerinin ekmek tüketimi ile BKİ ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin ekmek çeşitlerine göre tüketimi ile BKİ ilişkisinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı, karşılaştırmalı araştırma şeklinde planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, 4-18 Mart 2020 tarihlerinde Artvin ili Merkez ilçesi Artvin Çoruh Üniversitesi'nde okuyan Beslenme ve Diyetetik ile Hemşirelik bölümü öğrencileri olmak üzere toplam 254 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılarak yüzyüze görüşme metodu ile doldurulmuştur. Katılımcıların vücut ağırlıkları ve boy ölçümleri Artvin Çoruh Üniversitesi antropometri laboratuarında yapılmıştır. Bulguların tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma, oran, frekans, T Testi, Ki Kare değerleri kullanılmıştır. Bulgular değerlendirildiğinde katılımcıların çoğunluğu beyaz ekmek tüketmekte (%86.6), onu sırasıyla tam tahıllı ekmek (%28.3), kepekli ekmek (%16.5), çavdar ekmeği (%11.4), mısır ekmeği (%7.1) ve glutensiz ekmek (%0.8) takip etmektedir. Katılımcıların büyük bir kısmı ekmek tüketimi ile kilo kontrolü arasında bir ilişki olmadığını düşünmektedir. Günlük olarak ekmek tüketim miktarı ile BKİ arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmamıştır ancak tüketilen ekmek çeşidi ile BKİ arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0.03). Beyaz ekmek tüketenler tüketmeyenlere göre daha yüksek BKİ'ye sahiptirler. Erkeklerin beyaz ekmek tüketim tercihleri ve BKİ'leri kadınlara göre daha fazladır. Ekmek tercihinde dikkat edilen unsurlar sırasıyla lezzetli olması, sağlıklı olması, fiyat ve bulunabilirlik şeklinde sıralanmaktadır. Kültürümüzde önemli bir yere sahip olan ekmeğin kilo üzerine etkileri ile ilgili daha kapsamlı çalışmalar yapılmalı ve toplumsal bilgilendirmeler yapılmalıdır.
Aralıklı oruç uygulayan sağlıklı bireylerin vücut parametrelerinde görülen değişiklikler
Beslenme, sağlıklı bir hayatın temelini oluşturan en önemli ihtiyaçtır. Beslenme dengesizliği sonucu oluşan ve giderek artmakta olan aşırı kilo, bireylerin yaşam kalitelerini düşürmekte ve ilerleyen zamanlarda daha ciddi sağlık problemlerine yol açmaktadır. Günümüzde değişen beden algısıyla birlikte, daha az çabayla hızlı sonuç alma beklentisi bireyleri farklı beslenme arayışlarına yöneltmektedir. Bireyleri alışılmışın aksine besin seçimi konusunda sınırlamaktan çok, zaman kısıtlaması yaratarak uygulanan ve sağlığın iyileştirilmesi üzerine etkileri olduğu düşünülen aralıklı açlık bireylere yeni bir beslenme anlayışı oluşturmaktadır. Bu araştırma, aralıklı oruç uygulayan sağlıklı bireylerin vücut parametrelerinde görülen değişikleri saptamak amacıyla yapılmıştır. İstanbul'da bulunan özel bir diyetisyen kliniğine 2020 yılının şubat ve nisan ayları arasında, kilo kaybı sağlamak amacıyla gelen, 40'ı kadın, 12'si erkek, 52 birey araştırmaya katılmıştır. 4 hafta uygulanan ve her bireyin gereksinimine göre hazırlanan aralıklı açlık sonrası vücut parametrelerinde görülen değişiklikleri saptamak amacıyla ölçüm sonuçları alınmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS 22 programı ile değerlendirilmiştir. Kadın ve erkek bireyler ayrı ayrı incelendiği zaman her iki cinsiyette de aralık açlık sonrası vücut ağırlığında, vücut yağ kütlesinde, vücut yağ yüzdesinde azalmalar meydana gelmiştir. Kadın bireylerin vücut ağırlığı ortalama 5.58 kg, vücut yağ kütleleri 4.71 kg ve vücut yağ oranları %3.57 azalmıştır(p<0,05). Erkek bireylerin vücut ağırlığı ortalama 5.66 kg, vücut yağ kütleleri 3.76 kg azalmıştır(p<0,05). Vücut yağ oranlarında %2.30 azalma görülürken bu fark anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kadın bireylerin iç yağlanmasında azalma görülürken erkek bireylerin iç yağlanması değişmemiştir (p<0,05). Bireyler için farklı bir diyet yaklaşımı yaratan aralıklı açlık, olumlu sonuçlar elde edilmesini sağladığı halde, üzerinde daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulan bir beslenme biçimidir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Sağlıklı Beslenme, Aralıklı Oruç, Aralıklı Açlık
Kemoterapi alan kanserli yetişkin hastalarda oluşan mukozitin beslenmedeki tat alma üzerine etkisinin saptanması
Bu araştırma; Temmuz 2019 – Haziran 2020 tarihleri arasında, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü'ne kemoterapi tedavisi almak için gelen, 19-65 yaş aralığındaki 80'i kadın, 42'ü erkek toplam 122 yetişkin bireyin kemoterapiye bağlı oluşan oral mukozitin tat alma durumuna etkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, iki aşamalı Çalışma Formu (Sosyodemografik Değerlendirme Formu ve Hasta Bilgi Formu) ve Kemoterapiye Bağlı Tat Alma Değişikliği Ölçeği (K-TADÖ) uygulanmış, katılımcılara ait genel bilgiler, sosyo-demografik durumlar, beslenme durumunu etkileyen kemoterapi ilaçları ve buna bağlı olarak oluşan oral mukozit, beslenme durumunu olumsuz etkileyebilen tat alma durumu ve besinlerin tatlarını alabilme miktarları değerlendirildi. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatistiksel analizleri SPSS 22.0 veri analiz programı ile yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken, tanımlayıcı istatistiksel metotlar (sıklık) ve niteliksel verilerin kıyaslanmasında Ki-Kare testi uygulandı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Bazı kemoterapi ilaçları ile oral mukozit varlığı arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Katılımcıların %70,5'inde tat almada azalma yaşadığı %29,5'inin yaşamadığı görülmüştür. Oral mukozit varlığı ile tat almada azalma yaşayan 30 katılımcı bulundu (p<0,05). İlaç grupları ve tat almada azalma arasındaki ilişki değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulundu (p<0,05). Katılımcılar açısından zor bir süreç olan kemoterapi ve onunla birlikte ortaya çıkan, beslenmeyi etkileyen tat alma durumunun saptanması, değerlendirilmesi ve bu konuda farklı branşlardan bir ekip ile onkoloji hastalarının değerlendirilmesi gerektiğinin büyük önemi olabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tat Alma, Oral Mukozit, Kemoterapi
Obez olan ve obez olmayan bireylerde hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi
Kişilerin temel ihtiyacı olan beslenmenin ana hedefi, enerji ihtiyacını karşılamak ve aç kalmadan hayatta kalma çabasıdır. Günümüzde toplumda birçok insan için besin tüketimi yalnızca enerji ve açlık ihtiyacından kaynaklı olmamaktadır. Yeme tutumu; içsel homeostatik süreçler, çevresel ile sosyal değişkenler tarafından düzenlenmektedir. Bu çalışma, Ocak 2021-Mart 2021 tarihlerinde Adana da bulunan özel bir beslenme ve diyet merkezine başvuran 18-60 yaş arasında olan ve çalışmamıza gönüllü olan bireylerle hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin, obez ve obez olmayan gruplarda incelenmesi amacıyla yürütüldü. Katılımcıların %86.59'u kadınlar, %13.4'ü ise erkek bireylerdi. Çalışmanın bulgularına göre; obezite durumu ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Bireylerde obez olmayan grubun ortalama değeri 2.90 iken obez grubun ortalama değeri 2.99 olarak belirlendi. Obezite durumu farklı olan gruplar arasında Arzulama ve/veya Arzulamaya Teslim Olmanın Bir Sonucu Olarak Deneyimlenebilecek Suçluluk açısından anlamlı farklılık vardı (p<0,05). Hedonik açlık durumu ile bireylerin yaşları arasında anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Buna göre hedonik açlık durumu olmayanların yaş ortalaması daha büyük belirlendi. Hedonik açlık durumu ile aşırı besin isteği arasında anlamlı bir ilişki belirlendi (p<0,05). Buna göre hedonik açlık durumu olanların aşırı besin isteği daha büyük belirlendi. Sonuç olarak; beslenme ve diyet polikliniğine başvuran hastalar değerlendirilirken hedonik açlığın alt yapısının bilinmesi ve hastaya yönlendirilecek beslenme planında bu faktörlerin etkinliği göz önünde bulundurulmalıdır. Tedavi planında bilişsel davranışçı terapilere yönlendirilirek katkı sağlanmalıdır. Bu nedenle yapılacak çalışmalarla konu desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Aşırı Besin İsteği, Hedonik Açlık, Homeostatik Açlık, Obezite.
Duygusal zekâ ve yeme tutum davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, 18-25 yaş aralığında fiziksel ve psikolojik herhangi bir sağlık sorunu olmayan üniversite öğrencilerinin duygusal zekâları, yeme tutum davranışları ve antropometrik ölçümleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya İstanbul Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde okuyan gönüllü toplam 207 kişi katılmıştır. Bu tanımlayıcı çalışmada, 41 sorudan oluşan Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği ve 26 sorudan oluşan Yeme Tutum Testi (YTT-26) çevrimiçi anket yöntemi ile uygulanmıştır. Çalışmaya katılan 207 kişinin yaş ortalaması 21,15±1,41 yıl, beden kütle indeksleri ortalama 22,29±3,97 kg/m2 olarak bulunmuştur. Katılımcıların 136'sı (%65,7) normal, 34'ü (%16,4) fazla kilolu, 9'u (%4,3) obezdir. Çalışmaya katılan kişilerin yeme tutum bozukluğu puanları ortalama 9,40±7,87 olarak bulunmuştur. Yeme tutum kesme puanına göre normal yeme tutumu olanlar 185 kişi (%89,4); bozulmuş yeme tutumu olanlar 22 kişidir (%10,6). Katılımcıların BKİ sınıflarına göre yeme meşguliyetlerinde anlamlı farklılık saptanmıştır (χ2:23,270;p=0,000<0,05). Zayıf olanlar, diğerlerine göre daha düşük yeme meşguliyetine sahiplerdir. Katılımcılarda yeme tutum bozukluğunun varlığına göre özellikleri kıyaslandığında BKİ sınıflarında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (χ2:15,153;p=0,002<0,05). Fazla kilolu olanlarda bozulmuş yeme tutumu oranı, normal kiloda olanlara göre daha yüksektir. Katılımcıların Yeme Meşguliyetleri ile Kısıtlama davranışları arasında pozitif yönlü zayıf düzeyli ilişki (r=0,150), Yeme Tutum Bozuklukları arasında ise pozitif yönlü yüksek düzeyli (r=0,742) ilişki saptanmıştır. Çalışmada katılımcıların Kısıtlama davranışları ile Sosyal Baskı görmeleri arasında pozitif yönlü orta düzeyli (r=0,351), Yeme Tutum Bozukluğu arasında pozitif yönlü orta düzeyli (r=0,619), İyimserlik duygusal zekâsı ile pozitif yönlü zayıf düzeyli (r=0,149), Duyguların Değerlendirilmesi duygusal zekâsı ile pozitif yönlü zayıf düzeyli (r=0,187) ilişki saptanmıştır. Katılımcıların Sosyal Baskı görmeleri ile Yeme Tutum Bozukluğu puanları arasında pozitif yönlü orta düzeyli (r=0,504) ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak duygusal zekânın geliştirilmesi doğru yeme tutum davranışları göstermede önemlidir. Duygusal zekanın geliştirilmesi ve doğru yeme tutum davranışları konusunda verilecek eğitimlerin büyük önem taşıdığı düşünülmektedir.
2000-2021 yılları arasında huzursuz bağırsak sendromu olan bireylerin mikrobiyal imzalarının tespiti ve kullanılan beslenme türlerine ait çalışmaların derlenmesi
Irritable bowel syndrome (IBS), son dönemde sıklığı giderek artan fonksiyonel gastrointestinal bir hastalıktır. IBS'nin oluşum mekanizması henüz tam olarak bilinmese de yapılan çalışmalarda IBS'nin oluşumunda, şiddetinde bağırsak mikrobiyomunun rolü olduğu görülmektedir. IBS'de birçok farklı beslenme tedavisi uygulanmaktadır. IBS, bireylerin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren bir hastalıktır. Bu çalışma, hastalığın mikrobiyom ile ilişkisini anlamak, uygulanan beslenme türlerinin etkisini incelemek ve konu hakkında farkındalığı geliştirmek amacıyla yapılmıştır. Bu derlemeye dahil edilen çalışmalar, elektronik veri tabanlarında araştırılmıştır. Derlemeye dahil edilen çalışmalar, 2000 ile 2021 yılları arasını kapsamaktadır. Özellikle bu konuda son yapılan çalışmaların sıklığının giderek artmış olduğu görülmüştür. Bu konuda yapılan en fazla çalışmanın son 5 yılda yapıldığı gözlenmiştir. Bu derlemede araştırma kriterlerine göre seçilmiş 41 araştırma makalesi incelenmiştir. Bunlardan; 37'si randomize kontrollü çalışma, 2'si klinik çalışma,1 tanesi pilot çalışma, 1 tanesi ise gözlemsel çalışmadır. IBS'li bireylerin bağırsak mikrobiyomunda kontrollerle karşılaştırıldığında belirgin halde farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir. Bağırsak mikrobiyomunun sağlık ve hastalıklar üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, sağlığı iyileştirmek ve hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere kişiye özel bir beslenme programları tasarlamak yeni tedavi yaklaşımlarından biri haline gelmiştir. IBS'de beslenme mikrobiyom-semptom ilişkilerine dair önemli bilgiler literatürde bulunmaktadır ancak beslenmeyi, bağırsak mikrobiyomunu, takviyeleri ve diğer karıştırıcı faktörleri hesaba katan çoklu çalışmalara ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bu nedenle yapılan bu sistematik derlemenin bulguları bu konuda yapılacak çalışmalar için yol gösterici olma niteliği taşımaktadır.
İrritable bağırsak sendromu olan hastalarda fodmap diyetinin yaşam kalitesi ve semptomatik etkilerinin incelenmesi
İrritable bağırsak sendromu (İBS); patolojisi tam olarak bilinmeyen karın ağrısı, şişkinlik ve değişken bağırsak alışkanlıkları ile karakterize kronik bir fonksiyonel bağırsak bozukluğudur. Bu çalışma, farklı eğitim düzeylerindeki 18 yaş ve üzeri Roma IV kriterlerine göre İBS tanısı konmuş bireylerde, güncel diyet yaklaşımı olan Düşük FODMAP Diyeti'nin semptomlara ve yaşam kalitesindeki değişikliklere etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. 1 Haziran-1 Aralık 2022 tarihleri arasında İzmir'de bulunan İzmir Ekonomi Üniversitesi Medicalpoint Hastanesi'nde yürütüldü. Çalışma, Roma IV kriterlerine göre İBS tanısı almış, beslenme ve diyet polikliniğine başvuran 53 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirildi. Gönüllü katılımcılarla yüz yüze görüşme yapılarak 4 haftalık süre boyunca Düşük FODMAP Diyet uygulaması istendi. Veriler görüşme esnasında anket yoluyla toplandı. Ankette ilk olarak 'Bireylerin Genel Özellikleri Anket Formu' uygulandı. Bireylere diyet müdahalesi öncesinde ve sonrasında İBS-Semptom Şiddet Skoru (İBS- SSS) ve İBS Yaşam Kalite İndeksi Ölçeği (İBS-QOL, İBS-YK) uygulandı. Çalışmadaki kadın katılımcı oranı %81.14 iken erkek katılımcı oranı %18.86 olarak belirlendi. IBS hastalarının FODMAP diyeti öncesi semptom şiddeti ortalaması (M = 335,66, SE = 13,02) iken FODMAP diyeti sonrası semptom şiddeti ortalaması (M = 121,32, SE = 10,14) olarak bulundu. Bu oranın istatiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi, t(52) = 19,71, p < 0.05. İBS hastalarının FODMAP diyeti öncesi yaşam kalitesi ortalaması (M = 99,94, SE = 3,64) iken FODMAP diyeti sonrası yaşam kalitesi ortalaması artış göstererek (M = 135,55, SE = 2,38) olarak saptandı. Bağımlı grup t-testi analiz sonuçlarına göre, katılımcıların yaşam kalitelerinde FODMAP diyeti öncesi sonrası arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulundu t(52) = -12,03, p < 0.05. Çalışma sonucunda düşük FODMAP diyetinin İBS hastalarında semptom şiddetini azaltmada ve yaşam kalitesini iyileştirmede etkili bir diyet olduğu görülmekte olup, İBS tanısı konan hastalarda beslenme ve diyet uzmanları tarafından FODMAP diyet uygulanmasının benimsenmesinin önemli olduğu vurgulanmalıdır.
30 yaş üstü fazla kilolu ve obez kadınlarda bağırsak alışkanlıkları ve posa alım düzeylerinin belirlenmesi
Çalışmanın amacı, fazla kilolu ve obez bireylerde bağırsak alışkanlıkları ile konstipasyon sıklığının gözlemlenmesi ve konstipasyonun beslenme tedavisinde önemli rol oynayan posa tüketim ve çeşitlerinin değerlendirilmesini sağlamaktır. Çalışma İstanbul Kartal ilçesinde bulunan Özel Kartal Avicenna Umut Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniği'ne başvuran, 30 yaş üstü, fazla kilolu veya obez, 98 kadın katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Bireylere genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri, probiyotik bilgi düzeylerini içeren anket soruları, bağırsak alışkanlıkları için Bristol Dışkı Skalası ve Roma III Kriterleri, fermente besin tüketim sıklığı, posa alım durumlarının değerlendirilmesi için lifli besin tüketim sıklığı ve 3 günlük besin tüketim kaydı uygulanmıştır. Bireylerin konstipasyon durumları, Bristol Dışkı Skalası ve Roma III Kriterleri, ayrı ve birlikte olacak şekilde değerlendirilmiştir. Araştırma grubunun BKİ ortalaması 29.9 ± 4.2 kg/m2 olarak belirlenmiştir. Bağırsak alışkanlıkları, Bristol Dışkı Formu ve Roma III Kriterleri ile değerlendirildiğinde, konstipasyon sıklığı %19.4 olarak saptanmıştır. Bireylerin diyet lifi tüketim yeterlilikleri, 14 gr/1000 kkal/gün'e göre değerlendirildiğinde, %72.4'ünün yetersiz lif tüketimi olduğu görülmüştür. Diyet lifi tüketim ortalamaları ise 20.4 ± 5.6 gr olarak belirlenmiştir. Bristol Dışkı Skalası'na göre sert dışkılama sıklıkları %24.5 olarak gözlemlenmiştir. Su, diyet lifi yeterliliği ve fiziksel aktivite durumları ile Roma III Kriterleri'ne göre konstipasyon durumları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Roma III Kriterleri ve Bristol Dışkı Formu birlikte değerlendirildiğinde, konstipasyon durumları ile fiziksel aktivite, su ve lif tüketimleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Çözünür diyet lifi tüketimi ile Bristol Dışkı Skalası puanları arasında pozitif anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Çözünür posa tüketim miktarı arttıkça dışkı formunun yumuşadığı, bireyler tarafından beyan edilmiştir. Aşırı kilolu ve obez bireylerde diyet lifi alımının bağırsak alışkanlıkları üzerine etkisi değerlendirilirken, diyet lifi tüketim yeterliliği yanında çeşidinin de değerlendirilmesi gerektiği çalışma sonucunda desteklenmektedir.
Kilolu ve obez bireylerde probiyotik kullanımının kan lipitleri, insülin direnci ve bel-kalça çevresi üzerine etkisi
Probiyotik kullanımının, bireylerin biyokimyasal sonuçları ve antropometrik ölçümleri üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılan; gözlemsel, randomize olmayan retrospektif klinik bir çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi, İstanbul'da özel bir sağlıklı beslenme kliniğine başvurmuş en az 8 hafta takip edilen, kilolu ve obez olan, 18 yaş üzeri, insülin direnci ve karaciğer yağlanması olan, beden kütle indeksi (BKİ) 25 kg/m2 ve üzeri olan 39'u çalışma ve 21'i kontrol grubu toplam 60 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan bireylere, gündüz odaklı beslenme düzeni uygulanmıştır. Çalışma grubu probiyotik desteği kullanan (2 şase/gün), kontrol grubu ise probiyotik desteği kullanmayan bireyler arasından araştırmaya katılmayı kabul eden bireylerden oluşturulmuştur. Çalışmanın verileri, hasta kayıt sisteminden biyokimya sonuçları alınarak değerlendirilmiştir. Bir günlük besin tüketim kaydı ve antropometrik ölçümleri başlangıçta ve 8.haftada alınmıştır. Çalışmanın sonuçlarının analizi için SPSS 22 programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda; çalışma grubunun antropometrik ölçümlerindeki azalma kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). İki grupta kalça çevresi ölçümleri arasında istatistiksel düzeyde fark bulunmamıştır. Biyokimya ölçümleri değerlendirildiğinde; probiyotik kullananların açlık glikoz, açlık insülin, hemoglobin A1c (HbA1c), insülin direncinin homeostatik modeli değerlendirilmesi (HOMA-IR), total kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C), yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol (HDL-C) değerlerinde anlamlı azalma görülmüştür fakat trigliserid düzeylerinde anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Kontrol grubu bireylerinde, LDL-C'de anlamlı düzeyde azalma meydana gelirken; diğer biyokimyasal değerlerinin arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark bulunmamaktadır. Probiyotiklerin etki mekanizmasının açıklandığı daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: İnsülin Direnci, Kan Lipidleri, Obezite, Probiyotik
Spor eğitmenlerinin beslenme alışkanlıklarının ve beslenme bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Sporcular ve spor yapan pek çok birey yanlış bilgileri, doğru bilgilerden ayırmakta zorlanmakta ve sporcuların en çok sordukları soruların başında beslenme ile ilgili sorular gelmektedir. Bununla birlikte bireyler spor yaparken izleyecekleri programların yanı sıra beslenme alışkanlıkları ve doğru beslenme önerileri almak için başvurdukları önemli ve en ulaşılabilir kaynaklardan birisi de spor eğitmenleri olmaktadır. Bu bağlamda spor eğitmenlerinin sahip oldukları beslenme bilgi düzeyleri, kendilerine danışan bireyleri doğru yönlendirebilmek adına büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma spor eğitmenlerinin beslenme alışkanlıklarının ve beslenme bilgi düzeylerinin tespit edilmesi, değerlendirilmesi nedeniyle planlanmış ve yürütülmüştür. Katılımcıların beslenme bilgi düzeylerinin tespit edilebilmesi için Sporcu Beslenme Bilgisi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya 44 erkek, 21 kadın olmak üzere toplam 65 kişi katımıştır. Araştırma verilerine göre günlük tüketilen enerji 2621±656 kkal (E: 2935±497 kkal, K: 1963±416 kkal) olarak belirlenmiştir. Bireylerin DRI enerji karşılama yüzdesi %112,1 (E: %117,4, K: %98,1) olarak saptanmıştır. Erkek bireylerde enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzdesi sırasıyla; %31,8, %24,9 ve %43,3 olarak saptanırken, bu oranlar kadınlarda sırasıyla; %33,8, %21,7 ve %44,8 olarak saptanmıştır. Yağ oranının iki cinsiyet içinde önerilen (%30-35) miktarın üstünde olduğu tespit edilmiştir. Karbonhidrat ve yağ yüzdesinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılığı bulunmazken, enerjinin proteinden gelen yüzdesi erkeklerde daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Visseral yağ doku oranı yüksek olan bireylerin (37,3±6,1) Sporcu Beslenme Bilgisi Ölçeği puan ortalaması, düşük (44,8±8,5) ve orta (41,0±10,7) yağ düzeyine sahip bireylere göre anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0,05). Araştırma sonucunda elde edilen bilgilere göre sporcu beslenme bilgisi; zayıf, ortalama ve iyi olan bireylerin oranı sırasıyla; %86,2, %12,3 ve %1,5 olarak belirlenmiştir. Yapılan çalışma sonucunda spor eğitmenlerinin beslenme konusundaki bilgi düzeylerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Sporcuların beslenme konusunda bilgi kaynağı olarak ilk başvurdukları kişilerin spor eğitmenleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, spor eğitmenlerinin bilgi düzeylerinin artırılması ve/veya sporcuların güvenilir bilgi kaynaklarına ulaşmaları için gerekli çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarının, uyku kalitesi ve beden kütle indeksi (BKI) düzeyleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Hedonik açlık, vücudun ihtiyacı olmamasına rağmen, besinlerdeki duyusal özelliklerinden etkilenen ve iştahta ortaya çıkan artış ile alınan hazı ifade etmektedir. Bu çalışma, yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarının, uyku kalitesi ve beden kütle indeksi (BKI) düzeyleri arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yapıldı. Çalışma, 9 Mayıs- 31 Temmuz 2022 tarihlerinde Okan Üniversitesi Hastanesi'nin Beslenme ve Diyetetik bölümüne başvuran, 18 yaşından büyük, gebe olmayan ve emzirmeyen, 155 kadın ve 52 erkek olmak üzere 207 gönüllü ile yapıldı. Katılımcıların demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri ve beslenme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla anket formu; hedonik açlık düzeylerini ölçmek için Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİÖ), Duygusal İştah Anketi (DİA), uyku kalitesini ölçmek için Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) uygulandı. Kadınların beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 28,96±5,94 kg/m² ve erkeklerin ise 30,78±4,21 kg/m² olarak belirlendi. Bireylerin %21,7'si normal kilolu, %31,9'u hafif şişman, %30'u 1.derece obez ve %16,4'ünün 2. derece obez olduğu bulundu. Verilerin istatistiksel analizlerine göre, bireylerin uyku süresi ortalamaları 7,01±1,26 saat/gün olarak saptandı. Kadınların %54,8'inin uyku kalitesinin iyi ve %45,2'sinin kötü, erkeklerin %30,8'inin uyku kalitesinin iyi ve %69,2'sinin kötü olduğu saptandı. ABİÖ puanlarının bireylerin BKİ değerleri arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). ABİÖ puanında normal kilolu olan bireylerde 2. derece obez ve 1. derece obez olan bireylere göre yüksek bulundu. PUKİ toplam puanlarının bireylerin BKİ değerleri arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). PUKİ puanında 2. derece obez olan bireylerin, normal kilolu olan bireylere göre daha yüksek olduğu belirlendi. DİA alt faktör puanlarının bireylerin BKİ grupları arasında anlamlı ilişki olmadığı saptandı (p>0,05). Ölçekler arasındaki korelasyonları incelenmesi ile bireylerin BKİ değerleri arttıkça, ABİÖ toplam puanında %50'lik azalma, DİA negatif alt faktör puanında %14,5'lik artma ve PUKİ toplam puanında %40,7'lik artış saptandı. Çalışmanın sonucunda, beslenme planlanmasında hedonik açlık ve uyku kalitesinin BKİ'yi etkilemesinin bilinmesi önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler : Beden Kütle İndeksi, Beslenme, Hedonik Açlık, ,Uyku Kalitesi
Vardiyalı ve vardiyasız çalışan bireylerde yeme bağımlılığı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bireylerin çalışma sistemine bağlı olarak uyku kalitesinde olan değişimler, beslenme durumunu etkileyerek yeme bağımlılığını tetikleyebilmektedir. Bu çalışma ile vardiyalı ve vardiyasız çalışan bireylerde uyku kalitesi ve yeme bağımlılığı ilişkisininin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma 25.05.2022 ile 25.10..2022 tarihleri arasında Türkiye genelinde 18-64 arasındaki yaş grubunda 60 vardiyalı ve 60 vardiyasız çalışan olmak üzere toplam 120 gönüllü birey ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri; Google Anket web sitesi üzerinden toplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken Sosyal Bilimler İçin Veri Analizi Paket Programı (SPSS) 26.0 yazılımı kullanılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre dağılımı frekans analiziyle belirlenmiştir. Ölçeklerden alınan puanlar için tanımlayıcı istatistikler verilmiş ve verilerin uygun dağılımı için Kolmogorov- Smirnov testi, çarpıklık-basıklık sonuçları ve QQ grafiği incelenmiştir. Araştırmanın hipotezlerinin test edilmesinde, verilerin normal dağılıma uyması halinde parametrik testler (student t testi, ANOVA, Pearson testi), verilerin normal dağılıma uymaması durumunda ise nonparametrik testler (Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Spearman testi) kullanılmıştır. Vardiyalı ve vardiyasız çalışanların Pittsburg uyku kalite indeksi sınıflamaları arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak önemli düzeyde olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Vardiyalı ve vardiyasız çalışan katılımcıların Yale yeme bağımlılığı testine göre yeme bağımlılığı gösterme durumları arasında istatistiksel olarak bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak yeme bağımlılığı ve uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu kanaatine varılmıştır.
20-55 yaş aralığındaki ofis çalışanlarında kronotipe göre beslenme ve BKI durumlarının değerlendirilmesi
Sirkadiyen ritim, yaklaşık 24 saatlik bir döngüyü izleyen, metabolizmayı, fizyolojiyi ve davranışı düzenleyen bir sistemdir. Çeşitli sirkadiyen faz belirteçleri vardır ve bunlardan biri kronotiptir ve bir bireyin uyku ve uyanıklık zamanlaması da dahil olmak üzere çeşitli biyolojik ve psikolojik özellikleri gerçekleştirmedeki günlük tercihlerini ifade etmektedir. Gıda alımı ve yeme kalıpları da benzer şekilde günlük ritimler göstererek krono-beslenme olarak adlandırılan diyet alımının zamanlaması, bir bireyin kronotipinden etkilenebilmektedir. Kronotipler, diyet alışkanlıkları ile ilişkili olarak kilo alımı, obezite mekanizması ve kronik hastalık riskini etkileyebilir. Bu bağlamda bireylerin kronotiplerine göre beslenme alışkanlıklarının saptanmasının, yanlış beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve sağlıklı beslenme ile öğün alışkanlıklarının kazandırılması açısından önem taşıdığı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, çalışmaya katılan kişilerin kronotiplerinin belirlenerek, kronotiplerine göre besin tüketimlerinin, beslenme durumlarının ve yeme tutumlarının değerlendirilmesidir. Çalışma INDEX A.Ş. ve NURSAN A.Ş. şirketlerinde, 120 (38 kadın, 82 erkek) ofis çalışanı ile yürütüldü. Çalışma, birinci elden veri toplama yöntemi olan yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak uygulandı. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından bireylerde ''Kişisel Bilgi Anket Formu, Beslenme ve Uyku Alışkanlıkları, Besin Tüketim Kaydı, Sabahçıl-Akşamcıl Anketi, Yeme Tutum Testi ve Gece Yeme Anketi'' kullanıldı. Toplanan veriler ''IBM SPSS Statistics 22'' ile değerlendirildi. Ortalama M/E skoru 52,378,729 puan olarak bulundu. Katılımcıların yüzdelerine göre %22,5 sabahçıl, %65 ara ve %12,5 akşamcıl tipe sahip oldukları belirlendi. Kronotipler ile BKI kategorileri arasında anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Kronotipler ile hafta içi ve hafta sonu kahvaltıyı atlama durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Kronotiplere göre enerji, makro ve mikro besin öğesi alımları incelendiğinde tüketimleri arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Kronotiplere göre yeme tutumları ve gece yeme sendromu durumları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görüldü (p>0,05). Sonuç olarak, yapılan bu çalışmada ofis çalışanlarında kronotipler ile beslenmeleri arasında bir ilişki bulunmadı. Bu konuda daha geniş ve demografik özellikleri farklı gruplarda çalışma yapılmalıdır.
Üniversite öğrencilerinin anksiyete düzeyleri ve duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Günlük hayatın devamlılığını sağlamak için gerekli olan aktivitelerden en önemlisi beslenmedir. Yeterli ve dengeli beslenmek sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için ön koşuldur. Beslenme ihtiyacı hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan bireye doyum sağlamaktadır. Bireyler olumlu ve olumsuz duyguların etkisiyle farklı türde yeme davranışları gerçekleştirebilirler. Psikolojik açıdan önem arzeden bir yeme türü olan duygusal yeme, bireyin stres, depresyon, öfke, mutluluk gibi sebeplerden dolayı aşırı yeme halidir. Duygusal yeme davranışı, duygulardan etkilenen bir yeme davranışı olmakla birlikte, anksiyeteden de etkilenebilmektedir. Anksiyete hem sosyal hayatı hem de iş hayatını ciddi şekilde etkileyen bir durumdur ve yeme davranışı üzerinde de etkili olabilmektedir. Bu çalışmada amaç, anksiyete düzeyi ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışma kapsamında ayrıca demografik özelliklere göre de anksiyete düzeyi ve duygusal yeme davranışlarının farklılık gösterip göstermediği de incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Çiçekdağ Meslek Yüksekokulu öğrencileridir (n=438). Bu çalışmada veriler, Beck ve arkadaşlarının (1988) geliştirdiği anksiyete ölçeği ve Garaulet ve arkadaşlarının (2012) geliştirdiği duygusal yeme ölçeği ile oluşturulan bir anket vasıtasıyla toplanmıştır. Çalışmanın hipotezleri T-testi, Anova testi, korelasyon ve regresyon analizi ile test edilmiştir. Çalışma sonucunda, anksiyete düzeyinin duygusal yeme davranışını pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir. Buna göre anksiyete düzeyi arttıkça bireylerin daha fazla duygusal yeme davranışı göstermekte oldukları saptanmıştır. Ayrıca erkeklerin kadınlardan daha fazla anksiyete düzeyine sahip oldukları ve duygusal yeme davranışı sergiledikleri, 2. sınıf öğrencilerinin, 1. sınıf öğrencilerinden daha fazla anksiyete düzeyine sahip oldukları, arkadaşıyla birlikte, evde ikamet edenlerin anksiyete düzeyi ve duygusal yeme davranışı ortalamalarının yüksek olduğu, geliri giderine eşit olanların duygusal yeme davranışı ortalamalarının yüksek olduğusaptanmıştır. Yönetim ve organizasyon bölümündekileri anksiyete düzeylerinin ve duygusal yeme yeme davranışı ortalamalarının yüksek olduğu, öğün atlamaya göre duygusal yeme davranışı ortalamalarının yüksek olduğu, iştahsız olanların anksiyete düzeyi ortalamalarının, iştahlı olanların ise duygusal yeme davranışı ortalamalarının yüksek olduğu tespit edilmiştir, 800-1200 ml arası su tüketenlerin anksiyete düzeyi ve duygusal yeme davranışı ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Davranış, Yeme Davranışı, Duygusal Yeme Davranışı.
Menopoz döneminde olan kadınların beslenme durumlarının ve bitkisel ürün kullanımlarının değerlendirilmesi
Menstürasyonun bitmesiyle birlikte kadın hayatında menopoz dönemi başlamaktadır. Bu çalışma yaşları 40-60 aralığında olan 83 menopozlu kadın ile Balıkesir ilinde yürütüldü. Bireylere uygulanan anket sonuçları ile demogrofik özellikleri, genel sağlık bilgileri, bitkisel ürün kullanım ve beslenme durumları saptandı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalamasının 53,35±4,66 yıl, menopoz yaş ortalaması 47,73±4,95 yıl olarak bulundu. Menopoz döneminde olan kadınlarda en çok görülen yakınma %69,9 oranla sıcak basması olarak tespit edildi. Katılımcılara yakınmalarla baş etme durumları sorulduğunda, %37,3'ünün bitkisel ürün kullandığı saptanmış ve bitkisel ürün kullanan kişilerin %73'ü bitkisel ürünlerin yakınmalara fayda sağladığını ifade etmektedir. Kişilerin ortalama kalori alımları 1243,98±1046,99 kkal, protein alımları 42±13,27 g, karbonhidrat alımları 90,39±32,26 g ve yağ alımları ortalama 48,92±16,62 g olarak buludu. Katılımcıların bitkisel ürün kullanım sıklığı ile adaçayı tüketimi ve bitkisel ürün kullanım sıklığı ile kullanılan bitkisel ürün türleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Hayıt ve karayılan otu kullanım durumları ile sinirlilik yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Çin melekotu, keten tohumu ve sarı kantaron kullanım durumları ile çarpıntı yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Tablet kullanım durumu ile bitkinlik ve halsizlik yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Bitkisel ürün kullanım durumuna göre protein (%) ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Bitkisel ürün kullanım durumuna göre enerji alımı, protein (g), karbonhidrat (g), karbonhidrat (%) ve posa (g) ortalamaları arasında anlamlı farklılıklar elde edilemedi (p=0,05). Menopoz dönemi kadın hayatı birçok açıdan etkilenmektedir. Bu süreçten daha az etkilenmek için profesyonellerden destek alınması gerekmektedir.
Bariatrik cerrahi sonrası B12 vitamin düzeyinin nörolojik hastalıklar üzerine etkisinin araştırılması
Dünya Sağ lık Örgütü̈ (DSÖ ) obeziteyi, sağ lığı bozabilecek ş ekilde vücutta anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlanmaktadır. Bariatrik cerrahi sonrası B12 vitamini eksikliği sık görülmekte olup, eksikliği çeşitli nörolojik bozukluklara sebep olduğu gibi, sinir sisteminde meydana gelen bu bozukluklar spesifik olmamakla beraber, tedavi edilmezse kalıcı hasarlara neden olabildikleri bilinmektedir. Bu çalışmada 01.10.2022 ile 01.12.2022 tarihleri arasında 2019-2021 yılları arası İstanbul'da özel bir bariatrik cerrahi kliniğinde cerrahi operasyon geçiren hastaların geriye dönük kan tahlilleri incelenerek ilgili analizler yapılmıştır. Bariatrik cerrahi geçiren hastalar 2 gruba ayrılmış nörolojik hastalığı olan ve olmayan olmak üzere her bir grup 24 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada, katılımcıların demografik bilgileri, kişiye ait ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 3.ay ve 12.ay yaptırdıkları vitamin B12 laboratuvar sonuçları, hastaların boyu, ameliyat öncesi ağırlığı, ameliyat sonrası 3.ay ve 12.ay ağırlıkları geriye dönük hasta dosyalarından elde edilmiştir. Çalışmaya katılan hastaların B12 içeren besin tüketim sıklıkları incelendiğinde nörolojik hastalığı olmayan kişilerin günlük ortalama 5,77 mg B12'yi besinler ile beslendiği belirtilmiştir. Bu çalışmada araştırmaya katılan ve nörolojik hastalığı olmayan bireylerin ameliyat sonrası 12. ay diyetle B12 alım miktarı 5,77±3,85 μg, nörolojik hastalık varlığında ameliyat sonrası 12.ay diyetle B12 alım miktarı 7,22±4,11 μg olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan hastaların B12 vitamin durumu incelendiğinde nörolojik gruptaki hastaların ameliyat önce B12 vitamin durumu 3.ayda azalma göstermiş ilaç tedavisi ile 12.ayda değerler düzelmiştir. B12 tedavisi olan hastaların tamamı belirti gösteren ve tanısı konulan nörolojik hastalık belirtilerinde azalma görülmüştür. Çalışmamızın daha fazla sayıda hasta ile ve çok merkezli şekilde yürütülmesi önerilmektedir.
Sosyal destek hizmetleri müdürlüğü, sosyal destek hizmetleri birimi'nden yardım alan 18-45 yaş arasındaki kadın bireylerde besin güvencesizliği ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Besin güvencesi, insanların sağlıklı bir yaşam için gerekli olan besin ihtiyaçlarını ve gıda önceliklerimi karşılayabilmek amacıyla yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik bakımdan sürekli olarak erişebilmelerini kapsar. Sosyoekonomik düzeye bağlı olarak, diyet kalitesinde düşüşle birlikte besin güvencesizliği kadınların beslenmesini etkileyebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, sosyal yardım alan kadınlarda besin güvencesizliği ve diyet kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma Ağustos 2022-Eylül 2022 tarihleri arasında Şişli Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü, Sosyal Destek Birimi'nden yardım alan 18-45 yaş aralığındaki 116 gönüllü kadın üzerinde yapılmıştır. Gönüllülere Hanehalkı Besin Güvencesizliği Erişim Ölçeği, 24 saatlik tüketim kaydı, sosyodeografik form, beslenme alışkanlıkları ve antropometrik ölçümleri içeren anketler yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Ayrıca, bireylerin antropometrik ölçümleri alınarak beden kütle indeksleri (BKİ), bel/kalça oranları hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların HFIAS puanları ile SYİ-2010 puanları arasındaki ilişki durumu incelendiğinde, kadınların "HFIAS Toplam" puanları ile "SYİ-2010 Toplam" puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olmadığı (r=-0.017; p>0.05) bulundu. Bireylerin toplam diyet kalitesinin ölçülebilmesi için geliştirilmiş olan araçlardan biri SYİ'dir. Kadınlarda yapılan bu çalışmada sağlıklı yeme indeksi ve besin güvencesizliği arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Kadınlarda besin güvencesizliği ve enerji (kcal)" değerleri arasında anlamlı pozitif zayıf (r=0.320; p<0.001), "CHO (g)" değerleri arasında anlamlı pozitif zayıf (r=0.315; p<0.01), "Protein (%)" değerleri arasında anlamlı negatif zayıf (r=-0.300; p<0.01), "Yağ (g)" değerleri arasında anlamlı pozitif zayıf (r=0.279; p<0.01) olarak bulundu. Ülkemizde, kadınlarda besin güvencesizliği ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin nedenleriyle beraber daha iyi anlaşılabilmesi için daha geniş örneklemde çalışmalara ihtiyaç vardır.
Yaban mersini meyvesinin bilişsel performans ve ruh hali üzerindeki etkisi: Randomize kontrollü çalışmaların sistematik bir incelemesi
Yaban mersini, bilişsel performans ve ruh hali için faydalı olabilecek polifenoller açısından zengin bir meyvedir. Bu sistematik derleme, yaban mersini tüketiminin insanlarda bilişsel performans ve ruh hali üzerindeki potansiyel etkilerini araştıran randomize kontrollü çalışmalardan elde edilen mevcut kanıtları incelemeyi amaçlamaktadır. Literatür taraması kapsamında 2012 yılı ve sonrasındaki verilere PubMed, Google Scholar, Science Direct gibi arama motorlarından yararlanılarak araştırma yapılmıştır. Çalışmada İngilizce ve Türkçe dilinde yaban mersini, Vaccinium myrtillus L., biliş, bilişsel, nöropsikoloji, demans, Alzheimer, ruh hali, hafıza anahtar kelimeleri kullanılarak randomize kontrollü ve deneysel çalışmalar taranmıştır. Bu sistematik derlemeye yaban mersini tüketiminin biliş ve ruh haline etkisi ile ilgili yapılan ancak randomize-kontrollü olarak yapılmamış, deneysel olmayan ve farklı üzümsü meyve kullanılan makalelerin tamamı dahil edilmemiştir. Sistematik incelemeye dahil etme şartları PICOS (P: Katılımcıların özellikleri, I: Yapılan müdahaleler, C: Kıyaslama grupları, O: Çıktılar, S: Araştırma sonuçları) yardımıyla gerçekleşmiş olup araştırmaya toplam 19 makale tanımlanmıştır. Sistematik derlemeye dahil edilen 10 çalışmada yaban mersini tüketimi yaşlı ve çocuklarda kısa veya uzun süreli hafıza, yürütücü işlev gibi bazı bilişsel performans ölçümlerini iyileştirmede etkili olmuştur. 2 farklı çalışmada genç yetişkin ve ergenlerde yaban mersininin ruh haline olumlu etkisi görülürken; 3 çalışmada katılımcıların (bir çalışma çocuk, 2 çalışma yaşlılar üzerine) duygu durumlarında iyileşme bildirilmemiştir. Bu durum yaban mersininin bilişsel ve ruh hali etki mekanizmasının yeterince bilinmemesinden kaynaklı olabilmektedir. 4 çalışmada ise bireylerde yaban mersini tüketiminin bilişsel gelişmede iyileşme etkisi görülmemiştir. Mevcut kanıtlara dayanarak, yaban mersini meyvesi bazı bilişsel performans ölçümlerini iyileştirebilir. Bununla birlikte çeşitli popülasyonlarda benzer yaban mersini ve tutarlı bir şekilde bildirilen bilişsel performans araçları ile yapılan daha fazla veriye ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, Bilişsel performans, Ruh hali, Yaban mersini.
10 - 12 yaş grubu sporcularda sağlıklı ve düzenli beslenenler ile düzensiz beslenenler arasındaki fiziksel gelişim ve performans farklılıklarını saptamak
Çalışma Aralık 2022 – Mayıs 2023 ayları arasında Kayseri Büyükşehir Belediyesi Spor A.Ş futbol kulübü sporcularında dengeli beslenenler ile dengesiz beslenenler arasındaki fiziksel gelişimindeki farklılıkları saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada gönüllü olarak bulunan sporcu grubunun günlük besin tüketimi, aylık antrenman sonuçları ve fiziksel gelişimi takip edilmiştir. Sporcuların günlük aldığı kaloriler ve egzersiz yoğunlarındaki performans durumları gözlemlenmiştir. Çalışma sonucunda dengeli beslenmenin önemi ve dengeli beslenmenin yaratacağı farklılıklar saptanmıştır. Sporcuların sağlıklı beslenme ile ilgili bilgi düzeyleri, önemli müsabakalardan önceki beslenme şekilleri takip edilmiş ve bu besin grubu tercihlerinin müsabaka performansına nasıl etki ettiği takip edilmiştir. Sporcuların sıvı tüketimi ve besin destek ürünleri hakkındaki bilgileri gözlemlenmiştir. Sıvı tüketimine bağlı olarak ideal oranda sıvı alan sporcular ile almayan sporcular arasındaki performans farkları bulunmuştur. Sporcuların besin destek ürünleri konusundaki bilgileri kimlerden aldıkları ve besin destek ürünü kullanma durumları belirlenmiştir. Anketler yüz yüze ortamda gönüllülük esasına dayalı olarak uygulanmıştır. Çalışmanın örneklemi Kayseri Büyükşehir Belediyesi Spor A.Ş futbol kulübünde bulunan tüm 10-12 yaş grubunda olan gönüllü 60 sporcudan oluşmaktadır. Katılımcıların içerisinde yaş, cinsiyet, beslenme alışkanlıklarının sorgulandığı genel bilgiler formu, performans takip çizelgesi, fiziksel gelişim takip çizelgesi ve bir günlük besin tüketim kaydı doldurmaları istenmiştir. Veriler hakkında yorumlama IBM SPSS Statistics v25 adlı program kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada tanımlayıcı istatistikler normal dağılıma sahip iki değişkenli veriler için ortalamalar yönünden karşılaştırılması Bağımsız Örneklem T Testi, normal dağılıma sahip olmayan veriler için ise Ki-Kare Testi'yle elde edilmiştir. Normal dağılmayan ikiden fazla grup verileri için ise Fisher Exact Testi incelenmiştir. Çalışmada anlamlılık düzeyi P<0,05 alınmıştır. Sporcularda dengeli beslenmenin, fiziksel gelişime ve performansa etkisi olabildiği gözlemlenmiştir.
Beden kütle indeksi 30-35 arası olan kadınlarda beslenme alışkanlıkları, besin tüketimi ve kalsiyum tüketimi ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma İstanbul'da bulunan bir Beslenme ve danışmanlık merkezine başvuran 20-45 yaş arası BKI'si 30-35 olan kadınlarda yürütüldü.Çalışmada kalsiyum tüketiminin ve beslenme alışkanlıklarının antropometrik ölçümler,dolaylasıyla obezite üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmaya alınan kadınlara demografik bilgiler, sağlık durumları, beslenme alışkanlıklarını içeren bir anket uygulandı. Ayrıca katılımcıların 3 günlük besin tüketim kayıtları retrospektif olarak alınıp besin tüketim sıklıkları ve antropometrik ölçümleri değerlendirildi. Bulgulara göre çalışmaya alınan kadınların, 21- 42 yaş aralığında olup, çoğunluğunun ise %25 ile 31-35 yaş arası olduğu ve %38'inin ev kadını olduğu belirlendi. Besin tüketim kayıtları incelendiğinde; kalsiyum ve potasyum alımları yüksek olan kadınlarda doktor tarafından tanısı konulan hastalık oranının daha fazla olduğu bulundu. Kadınların alkol kullanımı ile antropometrik ölçümler arasında anlamlı bir ilişki bulundu (P=0.014). ) Alkol kullanımı ile kadınların antropometrik ölçümleri arasındaki ilişki incelendiğinde; alkol tüketen katılımcılarda kalça çevresinin daha geniş olduğu saptandı (P=0.014). Sigara kullanımı ile fosfor tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlılık görüldü (P=0.023) Katılımcıların günlük öğün sayıları ile antropometrik ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunup, öğün sayısı arttıkça yağ oranının arttığı (P=0.05) ve kas oranı (P=0.02), bel çevresinin (P=0.028) ise azaldığı belirlendi. Kadınların kalça çevresi ile enerji (P=0.006), karbonhidrat (P=0.008) ve yağ (P=0.018) tüketimi arasında anlamlı bir ilişki saptandı. Kalsiyum ve diğer mikro besin öğelerinin antropometrik ölçümler ile ilişkisinde; kalsiyum ile antropometrik ölçümler arasında bir ilişki bulunamazken (P>0.05), A vitamini ile ağırlık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki görüldü.(P=0.047). Katılımcıların günlük kalsiyum tüketim ortalamaları 774.59 mg bulunarak, günlük gereksinmenin altında olduğu saptandı. Yoğurt (P=0.023), pirinç-makarna (P=0.041), çay (P=0.001) ve kahve (P=0.014) tüketimi ile BKİ değeri arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Araştırmada kullanılmış olan besin tüketim kayıtlarına ait veriler, BEBİS programı üzerinden kayda alınıp, enerji ve besinöğeleri değerleri hesaplandı. Yapılan değerlendirilmeler ve kayıtlar, istatiksel analizler ise Windows 18.0 ortamında SPSS ile yapılmış ve T-testi, Ki- kare testi, Mann-Whitney U testi uygulanarak gerçekleştirildi. Çalışmanın sonucu olarak, obez kadınlarda kalsiyum tüketiminin, son literatürlerin tersine antropometri üzerine dolayısıyla obezite üzerine etkisi saptanamadığından, daha geniş ve farklı sosyo kültürel yapıdaki popülasyonda ve ileri teknikler kullanılarak çalışma yapılmasına gereksinim vardır.
Kardiyovasküler hastalığı olan 40-70 yaş aralığındaki bireylerin beslenme alışkanlıklarının incelenmesi
Tüm dünyada ölüm nedenlerinin başında kardiyovasküler hastalıklar gelmektedir.Bu nedenle kardiyovasküler hastalıklardan korunma ve tedavi sürecinin iyileştirilmesi en sık yapılan araştırma konularındandır. Bu çalışmada, kardiyovasküler hastalığı olan 40-70 yaş aralığındaki bireylerin beslenme alışkanlıklarının incelenmesi amaçlanmıştır. İstanbul'da faaliyet gösteren bir devlet hastanesinin Kalp-Damar Cerrahisi Polikliniğine başvuran yaşları 40-70 aralığındaki 96 erkek-73 kadından oluşan 169 bireyle 11 şubat - 11 mart 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan bireylere antropometrik ölçümleri, kullandığı ilaçlar, genetik yatkınlığa bakılmak üzere birinci derece akrabalarında var olan hastalıklar, fiziksel aktivite durumları, alkol ve tütün kullanımı gibi kardiyovasküler hastalıkların oluşumunda önemli olabilecek risk faktörleri sorulmuş, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklığını içeren 3 bölümden oluşan anket formu uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanılmıştır. Parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro Wilks testleri ile değerlendirilmiş ve parametrelerin normal dağılıma uygun olduğu saptanmıştır. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Besin Tüketim Kaydı ile elde edilen günlük ortalama değerler, BEBİS ( Beslenme Bilgi Sistemi ) yazılımına girilerek saptanmış, kadın ve erkek bireylerin gereksinimleriyle karşılaştırılmıştır. Bireylerin BKI düzeyleri ile hastalık arasındaki ilişkisi değerlendirildiğinde kilolu bireylerde kardiyovasküler hastalıkların daha sık görüldüğü belirlenmiştir. Katılımcıların BKI ortalaması erkek bireylerde 30,4 kg/m², kadın bireylerde %29,3 kg/m² bulunmuştur. Beden Kitle İndeksine göre yapılan obezite sınıflandırmasında erkek bireylerin %56,3'nün, kadın bireylerin ise %50,7'sinin obez sınıfında olduğu belirlenmiştir. Erkek bireylerin günlük alınması gereken enerji miktarını, orta aktiviteli referans değere göre %73,7, kadın bireylerin ise %86,6 oranında karşıladığı saptanmıştır. Erkek bireylerin günlük alınması gereken yağ miktarını %128, kadın bireylerin ise %129, Çoklu Doymamış Yağ alınımında ise erkek bireylerin tüketiminin %150, kadın bireylerin ise %139 oranında karşıladığı belirlenmiştir. Günlük alınması gereken protein miktarını erkek bireylerin %82, kadın bireylerin ise %81 oranında, vücutta üretilen ve diyetle alımı miktarına dikkat edilmesi gereken kolesterolü ise erkek bireylerin %58,9, kadın bireylerin ise %55,8 oranlarında karşıladığı belirlenmiştir. Çalışmadan ortaya çıkan sonuç ve derlenen araştırmalar kardiyovasküler hastalıklar için bireyin denetimi altında olan risk faktörlerinden beslenmede yapılacak olan yaşam tarzı değişiklikleri ile hastalığın oluşma riski azaltılabilecek, tedavi süreci olumlu etkilenebilecektir. Anahtar Kelimeler: Kalp-Damar, kardiyovasküler hastalıklar, beslenme alışkanlıkları
Beslenme danışma merkezine başvuran kadınların beslenme okuryazarlığının obezite ile ilişkisi
Bu çalışma kadınlarda beslenme okuryazarlığı düzeyinin obezite ile bir ilişkisinin olup olmadığını ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. İstanbul Bahçelievler İlçe Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Sağlıklı Beslenme ve Obezite Danışma Birimi'ne başvuran 385 kadınla gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak birinci aşamada '' Tanımlayıcı Bilgi Formu'' ve ikinci aşamada ''Yetişkinlerde Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı'' kullanılmıştır. Anketler yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz yapılmıştır. Karşılaştırmalı analizlerde Ki-Kare testi kullanılmıştır. Tüm istatistikler için anlamlılık düzeyi p˂0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 36±10,10 yıldır. Kadınların vücut ağırlığı ortalaması 72,2±14,24 kg olarak bulunmuş olup %38,2' si hafif obez ve %29,4' ü obez olarak saptanmıştır. BKİ sınıflandırmasına göre zayıf/normal olanlar (32,09±8,98 yıl) ile hafif obez (38,44±9,99 yıl) ve obez (39,60±9,68 yıl) olanların yaş ortalamaları farklılık göstermekte olup zayıf/normal olanların yaş ortalaması anlamlı olarak daha düşüktür (p˂0,001). BKİ sınıflandırmasına göre zayıf/normal olma oranı bekarlarda, lise ve üniversite eğitim düzeyine sahip kişilerde, memurlarda, tanısı konulmuş hastalığı olmayanlarda, düzenli egzersiz/yürüyüş yapanlarda anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p˂0,001). Katılımcıların YBOYDA' dan aldığı puan ortalaması 26,78±4,13 olup kadınların %78,7' sinin yeterli beslenme okuryazarlığına, %21,3' ünün sınırda beslenme okuryazarlığına sahip olduğu bulunmuştur. Beslenme okuryazarlığı yeterli olanların yaş ortalaması (36,01±10,30 yıl) sınırda/yetersiz olanların yaş ortalamasına (39,94±8,89 yıl) göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p˂0,001). Beslenme okuryazarlığı yeterli olanların oranı ve YBOYDA puan ortalamaları bekarlarda, üniversite ve üzeri eğitim düzeyine sahip kişilerde, memurlarda anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p˂0,001). Beslenme okuryazarlığı sınırda/yetersiz olanların obezite oranlarının anlamlı olarak yüksek olduğu ve obezite oranı arttıkça beslenme okuryazarlığı düzeyinin azaldığı bulunmuştur (p˂0,001). Aynı zamanda beslenme okuryazarlığı yeterli olanların BKİ ortalaması (26,8 kg/m²) sınırda/yetersiz olanların BKİ ortalamasına (29,6 kg/m²) göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p˂0,001). Türk toplumunda evde yemek yapan ya da eve alınacak besinlere karar veren kişiler çoğunlukla kadınlardan oluştuğu için kadınlarda beslenme okuryazarlığını daha da iyileştirmek ve yetersiz taraflarını geliştirmek için eğitim programları düzenlemenin faydalı olacağı düşünülmektedir.
Bir diyet polikliniğine başvuran tip 2 diabetes mellitus hastalarının beslenme alışkanlıkları ile HbA1c düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu araştırma Mart- Nisan 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Polikliniği'ne başvuran ve sonrasında diyet polikliniğine yönlendirilen tip 2 diyabet tanısı almış ayaktan tedavi gören 12 erkek, 38 kadın olmak üzere toplam 50 birey üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın amacı, tip 2 diabetes mellitus tanısı alan yetişkin bireylerin beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve bazı biyokimyasal bulguları ile HbA1c düzeyi arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Çalışmaya katılan hastalar HbA1c düzeylerine göre <%7 ile >%7 şeklinde gruplandırılmış, bu gruplara ve cinsiyete göre karşılaştırılmıştır. Diyabetik bireylere tanımlayıcı özelliklerini, fiziksel aktivite düzeylerini, ek hastalık durumları ve beslenme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla bir anket formu uygulanmıştır. Hastaların %40'ının (n=20) HbA1c düzeyi <%7 ve %60'ının (n=30) HbA1c düzeyi >%7'dir. HbA1c düzeyi <%7 olan kadın ve erkeklerin yaş ortalaması 48,2 ve 41,5 yıl iken; HbA1c düzeyi >%7 olan kadın ve erkeklerin yaş ortalaması 49,9 ve 46,9 yıl olarak bulunmuştur. HbA1c düzeyi <%7 olan gruptaki hastaların çoğunun 1. Derece Şişman olduğu, HbA1c düzeyi >%7 olanların ise fazla kilolu olduğu gözlemlenmiştir. BKİ derecelerine göre gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Açlık kan glukozu HbA1c düzeyi <%7 olan grupta HbA1c düzeyi >%7 olan gruba göre cinsiyet fark etmeksizin anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Kadın hastalardan HbA1c düzeyi <%7 olan grubun total kolesterol ve HDL seviyeleri, diğer gruba göre daha yüksek bulunmuş olup LDL ve trigliserid seviyeleri bu grupta daha düşük bulunmuştur. Erkeklerin total kolesterol, HDL, LDL, trigliserid değerleri HbA1c <%7 'nin altındaki grupta diğer gruba göre düşük bulunmuştur. Bu çalışmaya katılanların beyaz ekmek tüketiminin HbA1c düzeyi >7 olan grupta daha fazla olduğu bulunmuş olup kepekli ve tam buğday ekmek tüketimi daha azdır. Katılımcılardan HbA1c düzeyi >7 olan grupta şeker, bal-reçel-pekmez tüketiminin HbA1c düzeyi <7 olan gruba göre daha fazla olduğu gözlenmiştir Sonuç olarak çalışmamızda HbA1c değerini beslenme alışkanlıklarının etkilediği saptanmıştır. Bundan dolayı tip 2 diyabetli bireylerde iyi bir metabolik kontrol için yeterli ve dengeli beslenme planı uygulanmalı ve yaşam boyu davranış değişikliği kazandırılmalıdır.