
792
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Pamukta (Gossypium hirsutum L.) farklı melez popülasyon ve generasyonlarda genetik analizler
Amaç: Melez pamuk kombinasyonlarının generasyonlar arası ve generasyon içi performanslarının, kendileme depresyonunun, standart heterosisin ve geniş anlamda kalıtım derecesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: On üç çift melez popülasyonunun F3 tohumlukları çalışmanın başlangıç materyalini oluşturmuştur. F3 ve F4 ve F4 ve F5 generasyonlarına ait popülasyonlar sırasıyla 2022 ve 2023 yıllarında 3 tekerrürlü Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre değerlendirilmiştir. Bulgular: F3/F4 ve F4/F5 generasyonlarında koza sayısı, koza ağırlığı, tek bitki kütlü pamuk verimi, çırçır randımanı, lif uzunluğu, lif inceliği ve lif dayanıklılığı yönünden önemli genotipik farklılıklar saptanmıştır. Her iki yılda da tek bitki kütlü pamuk verimi, koza sayısı, koza ağırlığı, erkencilik özellikleri ve yüz tohum ağırlığı yönünden genellikle olumlu ancak bitki boyu, çırçır randımanı ve lif kalite özellikleri yönünden ise genellikle olumsuz kendileme depresyonu bulunmuştur. Geniş anlamda kalıtım derecesi koza sayısı, koza ağırlığı, tek bitki kütlü pamuk verimi ve yüz tohum ağırlığı için orta buna karşın çırçır randımanı ile lif kalite özellikleri için yüksek bulunmuştur. F5 generasyonunda yer alan çift melez kombinasyonlar tek bitki kütlü pamuk verimi, koza sayısı, koza ağırlığı, meyve dalı sayısı, çırçır randımanı için olumsuz buna karşın lif uzunluğu ve inceliği için olumlu yönde standart heterosis göstermiştir. Sonuç: Yüksek verim, %40'ın üzerinde çırçır randımanı, ticari sınırlar içerisinde lif inceliği, lif dayanıklılığı ve lif uzunluğu yönünden Julia / ST-468 // Carmen / Carisma, Carisma / Carmen // Gloria / Carisma, Julia / ST-468 // Gloria / Flash) ve ST-468 / Claudia // Gloria /Flash F5 melez kombinasyonlarının ileri generasyonlara aktarılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bulk, heterosis, kendileme depresyonu, kalıtım derecesi, verim
Gülhatmi (Alcea rosea) ve aynısefa (Calendula officinalis) bitki ekstraktları kullanılarak metalik nanopartiküllerin yeşil sentezi ve uygulamalarının araştırılması
Bu tezde gülhatmi (Alcea rosea) ve aynısefa (Calendula officinalis) bitkilerinin tohum ve çiçek su ekstraktları elde edilmiş ve bu ekstraktlar ile Ag, Cu ve AgCu nanopartiküllerin yeşil sentezi gerçekleştirilmiştir. Senteze ekstrakt derişimi, metal iyonu derişimi, sıcaklık ve sürenin etkileri araştırılmıştır. UV-Vis spektrumlarda 400-450 nm dalga boyları arasında görülen SPR pikleri, nanopartiküllerin oluşumunu kanıtlamıştır. FTIR analizi ile fitokimyasalların nanopartikül oluşumu ve stabilizasyonunda rol aldığı saptanmış; TEM ile nanopartiküllerin görüntüleri elde edilmiş, EDX analizi ile elementel içerikleri belirlenmiştir. Antioksidan aktiviteleri DPPH yöntemi ile incelenmiş; aktivitenin AgNP ve AgCuNP'ler için %75'in üzerinde; CuNP'ler için ise %37-50 arasında olduğu belirlenmiştir. Agar kuyucuk yöntemi ile AgNP ve AgCuNP'lerin E. coli ATCC 25922 ve S. aureus ATCC 25923 bakterilerine karşı 16-26 mm çapında inhibisyon zonları oluşturarak antibakteriyel aktivite gösterdikleri ancak CuNP'lerin aktivite göstermediği belirlenmiştir. Sentezlenen nanopartiküllerin enzim immobilizasyonunda destek maddesi olarak kullanılabilirliği araştırılmış; bu amaçla lizozim enzimi EDC/NHS kimyası ile kovalent olarak immobilize edilmiş ve aktivitesi ölçülmüştür. Bu çalışmada üretilen nanopartiküllerin, çevre, biyoteknoloji, tıp gibi daha birçok alanda uygulama bulma potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir.
Farklı olgunlaşma sürelerine sahip pamuk (Gossypium hirsutum L.) genotiplerine ait melez populasyonların kısıntılı sulama koşullarında incelenmesi
Amaç; Çalışmada, oluşturulan melez kombinasyonların su kısıntısına karşı toleransını belirlemek, normal ve su kısıntısı koşullarında incelenen özelliklerin kalıtımını belirlemeye odaklanmıştır. Ayrıca kuraklığa dayanıklılık ıslahında kullanılabilecek seleksiyon kriterlerinin saptanması, uygun anaç ve ümitvar kombinasyonları belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem; Farklı olgunlaşma sürelerine sahip Bomba, Özbek 100, May 455, Ramses, Bir 949 ve Fiona çeşitleri ile su stresine toleranslı Şahin 2000, Eva, Sahra ve Sasha çeşitlerinin line × tester eşleşme deseni uyarınca melezlenmesi sonucu oluşturulan melez kombinasyon ve anaçlar materyal olarak kullanılmıştır. Çalışma hem tam sulama hem de tam sulamanın %25 'i sulama koşullarında 2023 yılında Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nde Tesadüf Blokları Deneme Deseninde yürütülmüştür. Bulgular; Su kısıntısı kütlü pamuk verimi, bitki boyu, bitkide boğum sayısı, boy/boğum oranı, meyve dalı sayısı, koza sayısı, tek koza kütlü ağırlığı, koza tutma oranı, yüz tohum ağırlığı, çırçır randımanı, lif verimi, stoma yoğunluğu, klorofil içeriği, kütiküla kalınlığı, lif uzunluğunu ve lif inceliğini önemli düzeyde olumsuz etkilenmiştir. Kısıntılı sulama koşullarında tüm özelliklerin kalıtımında eklemeli olmayan gen etkilerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç; İncelenen özellikler yönünden Bir 949 ve Sahra çeşitlerinin en uygun anaçlar ve Bomba × Şahin 2000, Bomba × Sasha, Ramses × Eva, Ramses × Şahin 2000, Ramses × Sasha, Ramses × Sahra, Bir 949 × Sasha, Bir 949 × Sahra, Fiona × Eva ve Fiona × Sahra melezlerinin en ümitvar kombinasyonlar oldukları saptanmıştır. Anılan melez kombinasyonlarda bulk veya değiştirilmiş bulk yönteminin uygulanmasının yararlı olacağı kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Pamuk, Su kısıtı, Uyum yetenekleri, Verim, Lif kalite özellikleri
Badem alanlarindaki yabanci otlarin mücadelesinde farkli malçlarin etkinliğinin araştirilmasi
Dünya genelinde badem yetiştiriciliğine duyulan önem giderek artmaktadır fakat badem verimini etkileyen birçok faktör de söz konusudur. Bunlardan bir tanesi de yabancı otlardır. Yabancı otlar meyve bahçelerinde özellikle ağaçların su ve besinine ortak olma, toprak sıcaklığını düşürme, hastalık ve zararlılara konukçuluk yapma, gelişme ve verimi olumsuz etkileyebilecek allelopatik maddeler salgılayabilir olmaları, istilacı bitki türleri olarak toprak erozyonunu arttırıp ekolojik değişimlere bununla birlikte biyoçeşitliliğin zarar görmesine yol açabilirler. Yabancı otlarla mücadelede kültürel önlemler, mekanik önlemler, fiziksel önlemler, biyolojik önlemler ve kimyasal önlemler uygulanmaktadır. Kimyasal mücadelede kullanılan ilaçlara herbisit denir. Dünyada ve ülkemizde yabancı otlarla mücadelede ilk sırada hızlı sonuç, uygulama kolaylığı ve düşük maliyetten gibi sebeplerden dolayı herbisit kullanımı gelmektedir. Fakat herbisitlerin fazla kullanılması ve herbisit uygulamalarındaki hatalar sebebiyle pek çok öneli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çevre, insan ve hayvan sağlığına etkileri, tarımsal ekosistemlerde meydana gelen sorunlar, dayanıklılık problemleri vb. sorunlar yoğun herbisit kullanımı sonucunda karşımıza çıkabilecek durumlardır. Bu nedenle herbisit uygulamalarına alternatif sağlayan yabancı ot mücadele stratejileri geliştirilmesi önem arz etmektedir. Özellikle badem gibi stratejik öneme sahip kültür bitkilerinde etkili bir yabancı ot mücadele geliştirilmesi önem arz etmektedir. Bu amaçla planlanan bu çalışma kapsamında badem alanlarında sorun olan yabancı otlara karşı bazı organik ve inorganik malçlama, mekanik mücadele ve kimyasal mücadele yöntemlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Muğla Fethiye yöresinde bulunan farklı ticari işletmelerdeki gökkuşağı alabalığı anaçlarının yumurta verimi ve besin değerlerinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı üretim istasyonlarından elde edilen ve farklı içeriklere sahip yemlerle beslenen gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) haploid ve diploid yumurtalarının temel kimyasal bileşimi, yağ asidi profili ve renk parametrelerini karşılaştırmalı olarak incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Muğla'nın Fethiye ilçesinde bulunan iki farklı alabalık üretim çiftliğinde gerçekleştirilmiştir. Her iki istasyonda da, kültür koşullarında yetiştirilen 4 yaşındaki dişi ve 3 yaşındaki erkek Oncorhynchus mykiss (gökkuşağı alabalığı) anaç balıklardan elde edilen haploid ve diploid yumurtalar kullanılmıştır. Yumurtaların temel kimyasal bileşimi, yağ asidi profili ve renk parametreleri belirlenmiştir. Bulgular: 1. istasyonda diploid yumurtalar en yüksek doymuş yağ asidi (SFA) ve tekli doymamış yağ asidi (MUFA) seviyelerine sahipken, 2. istasyonda diploid yumurtalar en yüksek çoklu doymamış yağ asidi (PUFA) içeriğine ulaşmıştır (p<0,05). Ayrıca, EPA/DHA oranı 1. istasyonda daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Aterojenik (AI) ve trombogenik indeks (TI) değerlerinde de istasyonlar arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0,05). Yumurtaların renk parametreleri arasında anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç: Gökkuşağı alabalığı yumurtalarının yağ asidi kompozisyonunun embriyonik gelişim için yeterli olduğunu ve insan beslenmesinde potansiyel bir gıda kaynağı olabileceğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Alabalık yumurtası, Fethiye, Yağ asidi.
Bazı şapkalı mantar ekstraktlarının efflux pompası inhibitörü özelliklerinin incelenmesi
Antibiyotik direnci, günümüzde artan oranda karşılaşılan ve özellikle bilinçsiz antibiyotik kullanımıyla ilişkilendirilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Bakterilerin direnç geliştirme yollarından biri olan effluks pompaları, antibiyotiklerin hücre dışına atılmasını sağlayarak tedavi etkinliğini azaltmaktadır. Bu çalışmada, bazı şapkalı mantar türlerinden elde edilen ekstraktların effluks pompalarını baskılayıcı potansiyeli araştırılmıştır. Pleurotus ostreatus, Lentinus edodes, Ganoderma lucidum, Auricularia polytricha, Coriolus versicolor ve Lactarius salmonicolor türleri kullanılarak hazırlanan ekstraktlar, dirençli bakteri suşları olan Klebsiella pneumoniae ATCC 13882, Enterococcus faecalis ATCC 51299, Pseudomonas aeruginosa ATCC 35032, klinik izole Escherichia coli 1200740 ve Staphylococcus aureus ATCC 25923 üzerinde test edilmiştir. Sonuçlar, mantar ekstraktlarının antibakteriyel etkiler gösterdiğini ortaya koymuş; özellikle Ganoderma lucidum'un Enterococcus faecalis ATCC 51299 üzerinde 64 µg/mL'ye kadar etkili inhibisyon sağladığı belirlenmiştir.
Epoksi nanokompozit kaplamaların eldesi ve özelliklerinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmanın temel amacı, alüminyum tabanlı metalik yüzeylere uygulanabilecek yeni epoksi nanokompozit kaplamaların geliştirilmesi ve bu kaplamaların yapısal, termal ve mekanik özelliklerinin araştırılmasıdır. Materyal ve Yöntem: İlk olarak, 3-Glisidoksi-propiltrimetoksisilan (GPTMS) bileşiği aromatik aminlerle (2-amino-6-metoksibenzotiyazol, 2-metilbenzotiyazol, 3-amino-5-metiltiyo-1H-1,2,4-triazol ve anilin) 2,4,6-tris(dimetilaminometil)fenol katalizörlüğünde halka açılması reaksiyonuna tabi tutularak epoksi-amin esaslı kaplamalar elde edilmiştir. Halka açma reaksiyonları sonucunda epoksi reçine (GPTMS), aromatik aminlerle çapraz bağlanma gercekleşmiştir. İkinci aşamada ise elde edilen epoksi-amin sistemlerine Fe₃O₄ ve grafen nanopartikülleri eklenerek epoksi nanokompozit kaplamalar hazırlanmıştır. Kaplamalar, 25°C, 80°C ve 120°C'de kürlendirilmiştir. Bulgular: Kaplamaların kimyasal yapıları IR ile; termal özellikleri DSC analizleriyle, mekanik özellikleri ise sarkaç sertliği, kalem sertliği, çapraz yapışma, çekme yapışma ve darbe direnci testleriyle belirlenmiştir. Yeni epoksi nanokompozit kaplamaların termal kararlılığının >300 °C'ye kadar arttığı DSC analizleriyle tespit edilirken, optimum mekanik özelliklerin, 80 °C'de kürlenmiş ve grafen katkılı sistemlerde elde edildiği söylenebilir. Bu numunelerde yüksek sertlik (2H–3H), iyi adezyon (4A–5B) ve yüksek sarkaç sertliği (~75–78 P) değerleri kaydedilmiştir. Sonuç: Fe₃O₄ kimyasal, grafen ise fiziksel etki mekanizmasıyla epoksi–amin kaplamaların termal kararlılığını artırmaktadır. Yapılan mekanik testler sonucunda, nanopartikül katkılı kaplamaların sarkaç sertliği, kalem sertliği, yapışma ve darbe direnci gibi parametrelerde belirgin iyileşmeler sağladığı gözlenmiştir.
Biyofilm oluşturan bakteri suşlarına PEMA'nın (pulslu elektromanyetik alan) etkisi
Bu çalışmada Pulslu Elektromanyetik Alan (PEMA)'ın biyofilm oluşturan bakterilere etkisi incelenmiştir. PEMA'nın biyofilm üzerindeki etkilerini araştırmak üzere, biyofilm oluşturma yeteneği bilinen iki ticari bakteri suşu, Staphylococcus aureus (ATCC 43300) ve Enterococcus faecalis (ATCC 515759) kullanılmıştır. Bu tez kapsamında, her iki bakteri suşuna PEMA uygulanmış ve uygulama sonrası biyofilm oluşumu ile antibiyotik duyarlılığı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bakterilerin antibiyotiklere karşı duyarlılıkları, hem PEMA uygulanan hem de PEMA uygulanmayan kontrol gruplarında ölçülerek, elektromanyetik alan etkisinin antibiyotik hassasiyeti üzerindeki olası rolü ortaya konmuştur. Aynı şekilde, biyofilm üretimi açısından da PEMA maruziyeti ile PEMA uygulanmayan kontrol grubu arasında farklar gözlemlenmiştir. Bu çalışma sonucunda S. aureus bakterisinin ürettiği biyofilmin PEMA uygulaması sonucunda E. faecalis bakterisine göre daha belirgin düzeyde azaldığı görülmüştür. Biyofilm inhibisyonu açısından, PEMA uygulanmayan gruplarla karşılaştırıldığında elektromanyetik alanın biyofilm azaltıcı etkisi açıkça ortaya konmuştur. Ayrıca bu bakterilerin disk difüzyon testlerinde, PEMA uygulanan örneklerle kontrol grubu arasında antibiyotik duyarlılığı açısından farklılıklar görülmüştür. Bu bağlamda PEMA uygulamasının yalnızca biyofilm oluşumunu azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere karşı duyarlılığını da artırabileceğine işaret etmektedir. Elde edilen veriler, PEMA'nın antimikrobiyal tedavilerde destekleyici bir etki sağlayabileceğini ve gelecekte özellikle kombinasyon tedavi stratejilerinde tamamlayıcı bir yöntem olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.
Barents denizinde bulunan mikroplastik yüzeylerindekibakteriyal çeşitliliğin ve biyodegradasyon derecelerininbelirlenmesi
Bu tez çalışmasında, Barents Denizi'ndeki mikroplastiklerin (MP) yüzeyinde yaşayan bakteriyel çeşitliliğin belirlenmesi ve bu bakterilerin MP'ler ile polietilen (PE) polimerine yönelik biyodegradasyon süreçlerinin detaylı bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Temmuz 2023-Ağustos 2023 tarihleri arasında Barents Denizi'nde 20 farklı istasyondan, manta trol ağı ile MP'ler toplanmıştır. İzole edilmiş MP'leri karakterize etmek için optik floresan mikroskopi ve stereomikroskop kullanılmıştır. MP yüzeyinden, bakteriyal tanılama için morfolojik ve moleküler analizler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bakteri izolatlarının hem ön tarama hem biyodegradasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Barents Denizi'nde en yaygın MP türünün sentetik lifler olduğu belirlenmiştir. İzole edilen bakterilerin çeşitliliği oldukça yüksek bulunmuş ve bu bakterilerin MP yüzeylerinde biyodegradasyon süreçlerinde aktif rol oynadığı tespit edilmiştir. Elde edilen veriler, bölgeye özgü yeni türlerin keşfedilmesini sağlamış ve biyodegradasyon kapasitesine sahip bakterilerin saklanarak koruma altına alınmasına olanak tanımıştır. Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) ve Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) analizleriyle MPlerin fiziksel ve kimyasal özellikleri detaylı şekilde tanımlanmıştır. Çalışma sonucunda, çeşitli bakteri gruplarının MP yüzeyinde bulunduğu ve ön çalışması yapılan bakteri izolatlarının PE'yi ve bölgeden izole edilen fibril yapıdaki MP'leri degrade ettiği tespit edilmiştir. Çalışmada PE biyodegradasyonu için, Acinetobacter radioresistens, Psychrobacter pulmonis, Staphylococcus hominis, Bacillus pacificus, Bacillus pumilus1, Kocuria polaris, Exiguobacterium alkaliphilum, Bacillus pumilus2, Micrococcus luteus, Planococcus rifietoensis olarak 10 farklı bakteri suşu bildirilirken, MP biyodegradasyonu için, Acinetobacter radioresistens, Staphylococcus hominis, Bacillus pumilus olmak üzere üç farklı bakteri suşu bildirilmiştir.
İmmobilize çoklu enzim sistemlerinin meyve suyu berraklaştırma potansiyelinin araştırılması
Bu tezde, meyve suyu işlemede berraklaştırma aşamasında polisakkaritlerin gideriminde kullanılan ve pastörizasyon sonrası çöktürme işlemiyle denatüre edilerek atılmakta olan pektinaz (PG) ve α-amilaz (A) gibi çoklu enzim sistemlerinin immobilize edilerek tekrar kullanımını sağlamak amaçlanmaktadır. Sunulan tezde pektinaz ve α-amilazın kriyojel üzerine birlikte bağlanarak, çoklu enzim sitemi meyve suyu berraklaştırma potansiyeli araştırıldı. Elde edilen çoklu enzim sistemi ile enzim kullanımının azaltılması, maliyetin düşürülmesi ve atık miktarının azaltılması ve bu yolla sürdürülebilirlik için katkı sağlamak amaçlandı. Gıda endüstrisinde meyve suyu üretimi aşamasında pektin ve nişasta gidermek amacıyla kriyojeller üzerine bu enzimlerin tek ve ikili immobilizasyonu gerçekleştirildi ve kriyojel kullanımı ile sürekli sistem uygulamaları yapıldı. Bu çalışmada, kriyojel sentezi için biyolojik olarak uyumlu iki monomer olan 2-hidroksietilmetakrilat (HEMA) ve 1,2-epoksi-5-hekzen (EH) kullanıldı. İmmobilize formdaki ve serbest haldeki pektinaz ve α-amilaz enzimlerinin kinetik parametreleri (Km ve Vmax) ile optimum çalışma koşulları tespit edildi. İmmobilize enzimin endüstriyel potansiyelini göstermek için meyve suyu örneklerinde uygulamalar yapıldı. Bu tezde meyve suyu berraklaştırma işleminde kullanılması amaçlanan ko-immobilize pektinaz ve α-amilaz enzimleri için çoklu enzim sistemi poli(HEMA-EH)-A-PG kriyojel sentezlendi. Isıl kararlılığın pektinaz enzimi için immobilizasyonla yüksek sıcaklıkta (55 °C'de) arttığı tespit edildi. Bu durum yüksek sıcaklıkta denatüre olan enzimler için immobilize enzimi tercih etme nedenini destekledi. Poli(HEMA-EH)-A-PG kriyojeldeki immobilize pektinazın Vmax ve Km değerleri serbest pektinazın sırasıyla % 11,3 ve % 75,7 katı bulundu. Vmax azalışı enzim hızının azaldığını gösterdi. Km azalışı enzimin substrata ilgisinin arttığını gösterdi. Substrat moleküllerinin büyük moleküller olması sebebiyle enzimle buluşamamasının difüzyonel sınırlamalara neden olduğu düşünüldü. 25 °C'de 15 dakikalık tekrarlarla immobilize pektinazın tekrar kullanılabilirliği çalışıldı. Poli(HEMA-EH)-A-PG kriyojelde pektinaz enzimi aktivitesinin 10 kullanım sonunda % 70 aktivitesini koruyabildiği tespit edildi. Portakal suyu berraklaştırma uygulamasında substrattan daha iyi bir sonuç elde edildi ve poli(HEMA-EH)-A-PG kriyojelin 7. kullanım sonunda % 97 pektinaz aktivitesinin koruduğu, 10 kullanım sonunda % 70'in üzerinde pektinaz aktivitesini koruduğu ve 13. kullanım sonunda % 56'nın üzerinde aktivitenin koruduğu belirlendi. 25 °C'de 15 dakikalık tekrarlarla yapılan immobilize α-amilazın tekrar kullanılabilirliği için, poli(HEMA-EH)-A-PG kriyojelin 14 kullanım sonunda % 70 aktivitesini koruyabildiği tespit edildi. 25 °C'de 15 dakikalık tekrarlarla yapılan elma suyu uygulamasında poli(HEMA-EH)-A-PG kriyojelin 9. kullanım sonunda % 81 aktivitesini koruduğu ve 13. kullanım sonunda % 57 aktivitesini koruduğu belirlendi. Poli(HEMA-EH)-A-PG kriyojelle portakal ve elma suyunun 15 dakikalık berraklaştırma işlemi sonuçlarına göre berraklaştırma işlemi sonrası her iki meyve suyunda da bulanıklıklarının azaldığı görsel ve % berraklaştırma miktarları ile tespit edildi. +4 °C'de muhafaza edilen kriyojellerde immobilize pektinaz enziminin depo kararlılığının poli(HEMA-EH)-A-PG kriyojelde 35 gün (% 90) ve poli(HEMA-EH)-PG kriyojelde 28 gün (% 85) olduğu tespit edildi. İmmobilize pektinaz için α-amilaz ile ko-immobilizasyonun depo kararlılığını artırdığı belirlendi. +4 °C'de muhafaza edilen kriyojellerde immobilize α-amilaz enziminin depo kararlılığının poli(HEMA-EH)-A-PG kriyojelde 21 gün (% 46) ve poli(HEMA-EH)-A kriyojelde 21 gün (% 52) olduğu tespit edildi. Tezde sentezlenen kriyojeller meyve suyu berraklaştırma işlemleri dışında, katı atık azaltmada, tekstil ve kağıt endüstrisinde kullanılabilir. Sentezlenen poli(HEMA-EH)-A-PG çoklu enzim sisteminin hızı serbest enzime göre düşük değerde olmasına rağmen, inkübasyon süresi uzatılarak reaksiyon veriminin artırılabilir olduğu ve immobilize çoklu enzim sistemleri için örnek teşkil ettiği düşünülmektedir.