
1.130
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Ratlarda siklofosfamid ile oluşturulan oral mukozit modelinde lokal olarak uygulanan karanfil ve yeşil çay hidrosolünün etkisinin araştırılması
Amaç: Bu araştırmada, ratlarda siklofosfamid ile oluşturulan oral mukozit modelinde lokal olarak uygulanan karanfil ve yeşil çay hidrosolünün etkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, preklinik, invivo deneysel ve analitik bir araştırmadır. Deneysel araştırmada 200-250 gr ağırlığında 6-8 haftalık 40 dişi Wistar albino rat kullanıldı. Ratlar rastgele seçimle 8 gruba ayrıldı. Mukozit indüksiyonu için her hayvana intraperitoneal olarak tek yüksek dozda (300 mg/kg) siklofosfamid uygulandı. Siklofosfamid uygulama günü 0. gün kabul edildi. Araştırmada, negatif ve pozitif kontrol gruplarında mukozit bakımı için %0.9 sodyum klorür, deney gruplarında karanfil ve yeşil çay hidrosolü kullanıldı. %0.9 sodyum klorür, karanfil ve yeşil çay hidrosolleri 0. gün sprey şeklinde, günde 2 kez ağız içine uygulanmaya başlandı ve sakrifizasyona kadar devam edildi. Grup 1,2,3 ve 4'den deneyin 4. günü, diğer gruplardan (5,6,7 ve 8) deneyin 8. günü kalpten kan örnekleri ve sağ iç yanaktan doku örnekleri alındı. Kan örneklerinde serum TAS ve TOS seviyeleri, doku örneklerinde erozyon, fibrozis, inflamatuar hücre infiltrasyonu ve epitelde hiperplazi dereceleri değerlendirildi. Bulgular: Pozitif kontrol gruplarına kıyasla, karanfil ve yeşil çay hidrosolü uygulanan gruplarda serum TAS ortalama değeri daha yüksek, TOS değeri ise daha düşüktü. %0.9 sodyum klorür uygulamasına kıyasla karanfil ve yeşil çay hidrosolü uygulamasında istatistiksel olarak anlamlı derecede (p=0,003) daha az erozyon gelişti. Sekizinci günde, pozitif kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, karanfil ve yeşil çay hidrosolü gruplarında daha az fibrozis ve minimal düzeyde inflamatuar hücre infiltrasyonu saptandı. Sonuç: Ratlarda, siklofosfamide bağlı gelişen oral mukozitin önlenmesinde, karanfil ve yeşil çay hidrosolünün erozyonu önlemede etkili olduğu gösterilmiştir. Karanfil ve yeşil çay hidrosolünün antioksidan ve antiinflamatuar etkileri sebebiyle oral mukozitin tedavisinde kullanımı tercih edilebilir.
Gebelik döneminde optimalite düzeyi ile anne bebek bağlanması ilişkisi
Amaç: Bu araştırma, gebelik döneminde optimalite düzeyinin anne bebek bağlanmasıyla ilişkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve yöntem: Araştırma analitik-kesitsel tiptedir. T.C. Sağlık Bakanlığı Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini; rutin gebelik izlemlerini yaptırmak üzere 01 Aralık 2021-01 Aralık 2022 tarihleri arasında hastaneye başvuran gebeler oluşturmuştur. Örnekleme evrenden gelişigüzel örnekleme ile seçilen, 20-42 haftalar arasında gebeliği olan, araştırmanın dahil edilme kriterlerine uyan, 75 primipar ve 75 multipar olmak üzere toplam 150 gebe alınmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından literatüre dayalı hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu', 'Optimalite İndeksi Türkiye Vaka Rapor Formu'nun Perinatal Özgeçmiş ve Doğum Öncesi Dönem Optimalite İndeksi bölümleri' ile 'Prenatal Bağlanma Envanteri' kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) ile ifade edilmiş; ki-kare, bağımsız gruplarda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, Mann-Whitney U ve korelasyon analizleri ile test edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların Perinatal Özgeçmiş İndeksi %84,69, doğum öncesi dönem optimalite indeksi %82,75'tir. Perinatal Özgeçmiş İndeksi primiparlarda %88,12 ve multiparlarda %81,25 olup, aralarında istatistiksel açıdan fark saptanmıştır (t=-3,730, p<0,05). Doğum öncesi dönem optimalite indeksi primiparlarda %82,55 ve multiparlarda %82,95'tir. Katılımcıların Prenatal Bağlanma Envanteri puan ortalaması 59,31±9,23 olup, primiparlarda 60,72±9,49 ve multiparlarda 57,91±8,79'dur. Primipar ve multipar gebelerin doğum öncesi dönem optimalite indeksi ve Prenatal Bağlanma Envanteri puanları arasında istatistiksel açıdan fark saptanmamıştır (p>0,05). Perinatal Özgeçmiş İndeksi ile Prenatal Bağlanma Envanteri puanları arasında istatistiksel açıdan tüm katılımcılarda zayıf (r=0,239, p<0,001) ve primiparlarda orta düzeyde (r=0,397, p<0,001) ilişki saptanmıştır. Tüm katılımcılarda, primiparlar ve multiparlarda doğum öncesi dönem optimalite indeksi ve Prenatal Bağlanma Envanteri puanları arasında istatistiksel açıdan ilişki olmadığı belirlenmiştir (r=-0,072, p>0,05; r=-0,004, p>0,05; r=-0,138, p>0,05). Sonuç: Gebelerin optimalite indekslerinin ve Prenatal Bağlanma Envanteri puan ortalamalarının ölçeklerden alınabilecek en yüksek puana yakındır. Tüm katılımcılarda ve primiparlarda Perinatal Özgeçmiş İndeksi arttıkça Prenatal Bağlanma Envanteri'nden alınan puanlar artmaktadır. Doğum öncesi dönem optimalite indeksi ile Prenatal Bağlanma Envanteri'nden alınan puanları arasında ilişki yoktur.
Köpeklerde idrar özgül ağırlık ölçümünde bir dijital refraktometrenin kullanılabilirliği
Amaç: İdrar özgül ağırlığı (İÖA), klinik olarak idrar konsantrasyonunu değerlendirmek için kullanılır ve rutin olarak refraktometre ile ölçülür. Köpeklerde İÖA'nın değerlendirilmesinde optik ve dijital refraktometrelerin karşılaştırıldığı çalışmaların sınırlı olması yanında sonuçlarıda bir örneklilik göstermemektedir. Bu nedenle, bu çalışmada İÖA ölçümünde el tipi dijital bir refraktometrenin (EDR) (Atago Pal-Usg Dog) klinikte rutin kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Haziran 2022 - Mayıs 2023 tarihleri arasında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine farklı nedenlerle getirilen 100 köpekten idrar örnekleri alındı. EDR ve referans yöntem olarak optik el tipi refraktometre (OER) (Atago URC-NE) sonuçları bağımlı t testi, Pearson korelasyon analizi, Passing Bablok regresyonu ve Bland-Altman testi ile değerlendirildi. Ayrıca, EDR için varyasyon katsayısı (VK) ve total analitik hata (TAH) oranları belirlendi. Bulgular: OER ve EDR ile ölçülen ortalama İÖA arasındaki istatiksel olarak anlamlı bir fark (p = 000) belirlenmekle birlikte, iki refraktometre arasında pozitif mükemmel (r = 0,996) bir korelasyon bulundu. Passing - Bablok regresyon analiz; iki refraktometrenin sonuçları arasında sistematik ve orantısal yanlılık olmadığını gösterdi. Bland-Altman testinde OER ve EDR ile elde edilen ölçüm değerlerinin farklarına ilişkin ortalama değeri -0,9 olarak hesaplandı ve EDR ile ölçülen İÖA'nın OER ile ölçülen değerden 1,3 birim büyük, 3 birim küçük bulunabileceği belirlendi. VK değerlendirildiğinde, EDR'nin tekrarlanabilirliğinin oldukça iyi olduğu; TAH değerlendirildiğinde ise bu değerin İÖA için istenen sınırlarda olduğu gözlemlendi. Sonuç: Bu çalışma, köpeklerde EDR (Atago Pal-Usg Dog) ile İÖA'nın güvenli, kolay ve hızlı ölçülebileceğini ve EDR'nin klinik kullanım için uygun olduğunu gösterdi.
Kayısı (Prunus armeniaca) çekirdeği yağı ve civanperçemi (Achillea millefolium) ekstraktı'nın mide kanseri hücre hattında hücre ölümü üzerindeki etkisinin araştırılması
Amaç: Bu araştırma kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktı'nın MKN-28 mide kanser hücreleri üzerindeki etkisini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Mide kanser hücre hattı olan MKN-28 hücreleri hücre kültürü yöntemi kullanılarak çoğaltıldı. Belirlenen konsantrasyonlarda kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve bunların kombinasyonlarıyla oluşturulan dozlar (kontrol dahil toplamda 9 doz grubu) uygulanarak MTT, annexin-V, kaspaz-3/7, hücre döngüsü ve klonojenik deney yapıldı. Elde edilen veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Kayısı çekirdeği yağı için IC50 değerine yakın dozlar olan 1000 µg/ml ile 1200 µg/ml, civanperçemi ekstraktı için ise 5800 µg/ml ile 6000 µg/ml konsantrasyondaki dozlar kullanıldı. Klonojenik deneyde kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve kombinasyon gruplarının tüm konsantrasyonlarında kontrol grubuna göre herhangi bir koloni oluşmadığı görüldü. Annexin-V deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm konsantrasyon gruplarında anlamlı bir azalma görüldü. Kaspaz-3/7 deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. S fazı % grafiğinde kontrole kıyasla diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. G2/M fazının % grafiğinde kontrol grubuna göre anlamlı en fazla artış 1200 µg/ml +5800 µg/ml kombinasyon grubunda saptandı. Sonuç: Kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktının MKN-28 hücreleri üzerinde hücre canlılığını azalttığını, hücre döngüsünü farklı safhalarda durdurduğunu ve anti-tümöral etki gösterdiği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Apoptoz, Civanperçemi Ekstraktı, Hücre Ölümü, Kayısı Çekirdeği Yağı, Mide Kanseri
Kettlebell antrenmanlarının erkek basketbolcularda kuvvet ve anaerobik güce etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı basketbolculara uygulanacak olan 8 haftalık kettlebell antrenmanlarının kuvvet ve anaerobik güce etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Aydın ilinde bulunan Nazilli Büyükşehir Belediye Spor Kulübü ve Aydın Akademi Spor Kulübü'nde mücadele eden basketbolcular katıldı. Deney grubu (n=12) ve kontrol grubu (n=12) olarak ayrılmıştır. Katılımcıların antropometrik ölçümleri, kuvvet ve anaeorobik güç ölçümleri Kettlebell egzersizlerine başlamadan önce ön test olarak alınmıştır. Ardından sekiz hafta Kettlebell egzersizlerinden sonra son testler yapılmış ve aradaki fark istatistiksel açıdan incelenmiştir. Kontrol grubu katılımcılarına Kettlebell egzersizi yaptırılmamıştır. Deney grubu ve kontrol grubu araştırma boyunca aynı basketbol antrenman programını uygulanmıştır. Kontrol grubunun haricinde deney grubu basketbol antrenmanlarına ilaveten 8 hafta süresince, haftada üç kez, bir saat boyunca Kettlebell egzersizi yapmıştır. Katılımcıların kuvvetlerini değerlendirmek için 1 maksimum tekrar squat ve 1 maksimum tekrar bench press testi uygulanmıştır. Anaerobik güçlerini belirlemek için dikey sıçrama testi uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan ön test ölçümleri ile deney ve kontrol grubu arasında uygulanan bağımsız örneklem t testi sonuçlarına göre dikey sıçrama, Bench press Repetition Maximum (RM) ve Squat RM testlerinde deney grubu lehine istatistiksel yönden anlamlı farklılığa rastlanılmamıştır (p<0.05). Yapılan deney grubunun dikey sıçrama ön test ve son test ölçümleri arasında farklılığı değerlendirmek için uygulanan bağımlı örneklem t testi sonuçlarına göre son test puanlar lehine istatistiksel yönden anlamlı farklılığa ulaşılmıştır (p<0.05). Yapılan deney grubunun Bench press RM ön test ve son test ölçümleri arasında farklılığı değerlendirmek için uygulanan bağımlı örneklem t testi sonuçlarına göre son test puanlar lehine istatistiksel yönden anlamlı farklılığa ulaşılmıştır (p<0.05). Kontrol grubunun Bench press RM ön test ve son test arasında farklılığı değerlendirmek için uygulanan bağımlı örneklem t testi sonuçlarında ise son test lehine istatistiksel yönden anlamlı farklılığa ulaşılmıştır (p<0.05). Yapılan deney grubunun Anaerobik Güç Watt ön test ve son test ölçümleri arasında farklılığı değerlendirmek için uygulanan bağımlı örneklem t testi sonuçlarına göre son test puanlar lehine istatistiksel yönden anlamlı farklılığa ulaşılmıştır (p<0.05). Sonuç: Yapılan bu çalışmanın sonucunda Kettlebell egzersizlerinin basketbolcularda kuvve ve anaerobik güç gelişimi için anlamlı farklılıklar görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Anaerobik Güç, Basketbol, Kettlebell, Kuvvet.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere uygulanan erken müdahale programının konfor ve gelişime etkisi
Amaç: Bu çalışma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklerde, şefkatli dokunma ile birlikte ninni söylemenin erken dönemde konfora ve sonrasında gelişimsel destek programı uygulamanın gelişime etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 28 Kasım 2021- 18 Temmuz 2022 tarihleri arasında yapıldı. Örnekleme yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 330/7 -366/7 gestasyon haftasındaki prematüre bebekler alındı. Örneklem çalışma grubunda n=27 ve kontrol grubunda n=30 olmak üzere n=57 prematüre bebekten oluştu. Veriler iki aşamada toplandı. Çalışma grubundaki bebeklere birinci aşamada annesi haftada üç kez ninni söyledi ve şefkatli dokundu. İkinci aşamada aynı bebeklere 40. gestasyon haftasından itibaren üç ay süre ile gelişimsel destek programı (GEDEP) uygulandı. Kontrol grubundaki bebeklere rutin bakım yapıldı. Verilerin toplanmasında, Anne ve Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ), Gelişimsel Destek Programı Değerlendirme Formu, GEDEP kullanım kılavuzu formu ve Ses Desibel Ölçüm Cihazı kullanıldı. Veriler, Ki-kare testi, Student t-testi ve tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon testi ile değerlendirildi. Tekrarlı ölçümler için bağımlı gruplarda t testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunun uygulama öncesi PBKÖ puan ortalamaları uygulama sonrasına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Uygulama sonrası çalışma grubunun PBKÖ puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. Çalışma grubundaki bebeklerin birinci ayda sosyal duygusal gelişim becerisi -1, alıcı dil becerisi-2, alıcı dil becerisi-3, ifade edici dil becerisi-1, ifade edici dil becerisi-3 ve ifade edici dil becerisi-4, bilişsel beceri-1, bilişsel beceri-2 ve küçük kas becerisi-1 becerilerini yapabilme oranları kontrol grubundaki bebeklere göre daha fazlaydı (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubundaki bebeklerin ikinci ayda alıcı dil becerisi-3 becerisini yapabilme oranları arasında anlamlı fark varken, alıcı dil becerisi-1, alıcı dil becerisi-2, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında fark yoktu. Çalışma ve kontrol grubundaki bebekler arasında üçüncü ayda alıcı dil becerileri, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, çalışma grubunun bilişsel beceri-4 becerisini yapabilme oranı kontrol grubuna göre daha fazlaydı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi, bebeğin konforunun artmasına, şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi ve GEDEP uygulaması sosyal duygusal gelişim, dil gelişimi ve bilişsel gelişime olumlu etki gösterdi.
PKR kinaz aktivasyonunun koryokarsinom hücrelerinde kemoterapötik ajana duyarlılığına etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı hücre kültüründe çoğaltılan koryokarsinom (swan 71) hücrelerinin PKR aktivasyonu sonucunda proliferasyon ve apoptotik özelliklerinin ne şekilde değişeceğini belirmeyi amaçlandı. Ayrca PKR aktivasyonunun koryokarsinom hücrelerinde kemoterapötik ajan doksorubisine karşı duyarlılığını belirleyerek, kanser tedavisinde kullanabilecek bir alternatif olabileceğini göstermeyi hedeflendi. Gereç ve Yöntem: İlk olarak hücre kültürü yöntemiyle insan plasenta trofoblast karsinom swan 71 hücreleri çoğatıldı. Hücreler, doksorubisin grubu ve poly I:C/LPS/doksorubisin grubu olarak iki gruba ayrıldı. Doksorubisin grubunda doksorubisin, farklı dozlarda (0.39 μg/ml, 1.56 μg/ml, 6.25 μg/ml, 25 μg/ml, 100 μg/ml) hücrelere 24 saat boyunca uygulandı. PKR aktivasyonu oluşturmak için ise LPS ve poly I:C swan 71 hücrelerine 48 saat uygulandı. Ardından gruplar; kontrol, doksorubisin, poly I:C/LPS ve poly I:C/LPS/doksorubisin olarak oluşturuldu. Deney gruplarına göre, hücrelere uygulanan 50 μl poly I:C ve 500 μl LPS 48 saat boyunca inkübasyona, 100 μl doksorubusin ise 24 saat inkübasyona bırakıldı. LPS, poly I:C ve doksorubisinin swan 71 hücreleri üzerine olan etkilerine belirlemek için MTT canlılık testi yapıldı. Daha sonra bu gruplar arasında doksorubisin ile 24 ve 48 saat muamele edilen hücrelerde ve poly I:C/ LPS 48 ve 72 saat muamele edilen hücrelerde flow sitometri yöntemiyle canlılığa, nekroz ve apoptoz yolaklarına bakıldı. Son olarak, deney gruplarına doksorubisin 24 saat ve poly I:C/LPS 48 saat muamele edildi ve bu hücrelerden protein izolasyonu metoduyla protein elde edildi. Ardından, bradford deneyi ile elde edilen protein miktarı belirlendi. PKR aktivasyonun tespiti ve PKR aktivasyonunda doksorubisinin etkisini belirlemek için western blot deneyi yapılarak p-PKR ve a-tubuline bakıldı. Bulgular: İlk olarak hücre sayım cihazıyla yapılan deneyde doksorubisinin farklı dozları ile (0.39 μg/ml, 1.56 μg/ml, 6.25 μg/ml, 25 μg/ml, 100 μg/ml) muamele edilen swan 71 hücrelerinde kontrole oranla doza ve zamana bağlı canlılık yüzdesinde konsantrasyon arttıkça istatistiksel olarak anlamlı azalmalar gözlendi (p < 0,05, p < 0,001). Doksorubisinin farklı dozları ile muamele edilen PKR aktive edilmiş hücrelerde, kontrole oranla doza ve zamana bağlı istatistiksel olarak anlamlı azalmalar gözlendi (p < 0,05, p < 0,001). Doksorubisin, PKR aktive edilen hücrelerde, doza bağlı ve zamana bağlı olarak hücreleri öldürücü etkiye direnç sağlamıştır ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Devamında MTT testi; kontrol, LPS/poly I:C, doksorubisin ve LPS/poly I:C/dox gruplarında değerlendirildi fakat sonuç elde edilemedi. Flow sitometride kontrol, LPS/poly I:C, doksorubisin ve LPS/poly I:C/dox gruplarında 24 ve 48 saat canlılık değerlerine bakıldığında ise poly I:C/LPS grubunda kontrole göre anlamlı derecede artış gözlendi (p<0,05, p<0,001). Poly I:C/LPS/dox grubunda ise doksorubisin grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptandı (p<0,05, p<0,001). Daha sonra kontrol, LPS/polyI:C, doksorubisin ve LPS/poly I:C/dox gruplarında 24 ve 48 saat süreyle nekroz yolağına bakıldığında, LPS/polyI:C grubunun kontrole oranla nekroz yolağına gitmediği, LPS/polyI:C/dox grubunun ise doksorubisin grubun göre nekroz yolağına gittiği görüldü. Kontrol, LPS/polyI:C, doksorubisin ve LPS/poly I:C/dox gruplarında 24 saat ve 48 saat boyunca apoptoz yolaklarına bakıldığında, LPS/polyI:C/dox grubunun doksorubisin grubuna göre apoptoza gittiği gözlendi. Son olarak tüm gruplarda p-PKR aktivasyonu western blot analiziyle tespit edildi. PKR aktivasyonunun doksorubisinin duyarlılığını engellediği görüldü. Sonuç: Mevcut çalışmada, PKR aktivasyonunun koryokarsinom hücrelerinde bir kemoterapötik ajan olan doksorubisine karşı direnç gösterdiği gözlendi.
Gebelerde yalnızlık algısı, depresyon, doğum korkusu ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışmanın amacı; gebelerde yalnızlık algısı, depresyon, doğum korkusu ve ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışma analitik-kesitsel olarak Temmuz 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında Pamukkale Üniversitesi Sağlık Araştırma Uygulama Merkezi'nde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini bu merkeze başvuran gebeler, örneklemini ise 335 gebe oluşturmuştur (n=335). Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan Gebe Tanıtım Formu, Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler olarak yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma ve minimum-maksimum değerler verilmiştir. Sayısal verilerin normal dağılıma uygunluğu için Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmıştır. Normal dağılım gösteren veriler student t testi, One Way Anova testi ve Pearson Korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Post hoc analizi olarak Tukey testi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmamıza katılan gebelerin yaş ortalaması 29,9±5,19 (min:19, maks:44) olup, %39,4'ü 25-29 yaş grubundadır. Gebelerin %39,1'i lise mezunudur. Gebelerin Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği toplam puan ortalaması 31,128±20,01 olup, Sosyal Yalnızlık alt boyutundan alınan puan ortalaması 10,35±6,86, Duygusal Yalnızlık-Aile alt boyutundan 9,84±7,61 ve Duygusal Yalnızlık-Romantik alt boyutundan 10,93±7,88'dir. Gebelerin Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 12,22±13,12, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği puan ortalaması 35,29±37,01'dir. Gebelerin Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği toplam puanı ile Beck Depresyon Ölçeği toplam puanı ve Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde, yüksek düzeyde; Beck Depresyon Ölçeği toplam puanı ile Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde, çok yüksek düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır (p=0,000). Gebelerin sosyodemografik özelliklerinden ilkokul/ortaokul mezunu olanların, çalışmayanların, gelir durumunu kötü algılayanların, altı yıl ve üzerinde evlilik yılı olanların, eşi okuryazar/ilkokul/ortaokul mezunu olanların yalnızlık düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Obstetrik özelliklerinden ise gebelik haftası 37 ve üzeri olanların, gebeliği planlı olmayanların, gebelik sayısı iki, doğum sayısı ve yaşayan çocuk sayısı bir olanların, gebelikte doğuma ilişkin eğitim almayanların ve eş ile uyumu kötü/orta düzeyde olanların yalnızlık düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda gebelerin sosyal ve duysal yalnızlık düzeyleri ile depresyon ve doğum korkusu düzeylerinin düşük düzeyde olduğu tespit edilmiş olup, gebelerde yalnızlık düzeyi arttıkça depresyon ve doğum korkusu düzeylerinin de arttığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Doğum korkusu, Gebe, Yalnızlık.
Sarkoptik uyuzlu köpeklerde dermatoskopik bulgular
Amaç: Sarkoptik uyuz uzun yıllardır bilinmekte ve araştırılmaktadır. Gelişen teknoloji ile tanı ve incelemelerde kullanılan cihazların sayısı da artmaktadır. Bu çalışmada sarkoptik uyuzlu köpeklerde dermatoskopik bulguların değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın hayvan materyalini, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği'ne kaşıntı, alopesi, eritem, kepeklenme, hiperpigmentasyon ve kabuklanma gibi şikayetler ile getirilen 1-9 yaş arasındaki, farklı ırk ve cinsiyetten toplam 15 sarkoptik uyuzlu köpek oluşturdu. Sarkoptik uyuz tanısı, alınan deri kazıntılarının mikroskobik incelemesinde etkenlerin görülmesiyle konuldu. Sarkoptik uyuzlu köpeklerin dermatoskopik muayenesinde vasküler yapıların morfolojisi/düzeni, derideki pullanma paternleri, deride renk değişimleri, kıl folikülünde meydana gelen anormallikler ve diğer lezyonlar değerlendirildi. Çalışma kapsamında elde edilen dermatoskopik bulguların istatistiksel olarak popülasyon içindeki frekans (f) ve yüzde değerleri (%) bulundu. Bulgular: Yapılan dermatoskopik muayene sonucunda çalışmaya dahil edilen köpeklerin 10 (%66)'unda sarı-beyaz kabuklu alanlar, 7 (%46)'sinde zayıf ince kıllar, 7 (%46)'sinde ince sarmal kıllar, 5 (%33)'inde ağaçlaşan kırmızı çizgiler, 3 (%20)'ünde foliküler infundubulumun sarı-kahverengi materyal ile tıkanması, 3 (%20)'ünde kıl halkaları, 2 (%13)'sinde sarkoptik uyuz akarı görüldü. Sonuç: Bu çalışma köpeklerde sarkoptik uyuz tanısında, paraziter etkenin yoğunluğunun ve deri yüzeyindeki parazit sayısının dermatoskopi yönteminin duyarlılığını etkileyebildiğini ve dermatoskopinin doğruluğunu değerlendirecek prospektif çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu gösterdi. Ayrıca dermatoloji vakalarında oynayabileceği rolün ortaya konulabilmesi için, dermatoskopinin daha geniş çalışmalar ile değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varıldı.
Scottish fold ve British shorthair ırkı kedilerde radyografik görüntüleme ile skeleton axiale'nin lumbal, sacral ve caudal bölümlerinin morfometrik analizi
Amaç: Bu tez çalışması ile; Scottish Fold ve British Shorthair ırkı kedilerde skeleton axiale'nin pars lumbalis, pars sacralis ve pars caudalis'lerinin radyografik görüntülerinin analizi ve görüntüler üzerinden alınacak morfometrik verilerin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 16 Scottish Fold ve 16 British Shorthair olmak üzere toplam 32 kedi kullanılmıştır. Skeleton axiale'nin pars lumbalis, pars sacralis ve pars caudalis'lerini oluşturan anatomik yapıların ventro-dorsal ve latero-lateral radyografileri alınmış, bu görüntüler üzerinden karşılaştırmalı makroanatomik inceleme ve morfometrik ölçümler yapılarak, elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: British Shorthair ve Scottish Fold ırkı kedilerin röntgen görüntüleri üzerinden yapılan makroanatomik incelemede, iki kedide 8 adet bel omuru ve sakralizasyon, yetişkin dört kedide tam kaynaşmamış S2-S3, on aylık bir kedide tam kaynaşmış S3-Ca1 olgusuna rastlanmıştır. Morfometrik verilerin analizinde, tüm bel omurlarının ortalama uzunluk ve genişlik değerlerinin British Shorthair, foramen vertebrale yüksekliğinin ise Sottish Fold ırkı kedilerde daha büyük olduğu görülmüştür. Irk farkı göz ardı edilerek yapılan karşılaştırmada erkeklerde, L₇ dışındaki diğer tüm bel ve kuyruk omurları daha uzun, bel omuru ortalama genişlikleri de daha büyük bulunmuştur. Sonuç: Her iki ırka ait bazı morfometrik veriler ve makroanatomik bulgular sunulmuştur. Bu çalışma sonucunda elde edilen verilerin, sağlıklı kediler yetiştirilmesi ve vertebraların stabilizasyonu için güvenli implantasyon koridorlarının tanımlanmasına yönelik araştırmalara katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar kelimeler: British Shorthair, Kedi, Morfometrik, Scottish Fold, Skeleton Axiale.