Baskent University
Faculty

Faculty of Dentistry

Baskent University

11

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dentin aşırı hassasiyeti deneyimi değerlendirme formunun [Dentine Hypersensitivity Experience Questionnaire (DHEQ)türkçe adaptasyon çalışması

Dt. Saffet Başaran, Dentin Aşırı Hassasiyeti Deneyimi Değerlendirme Formunun [Dentine Hypersensitivity Experience Questionnaire (DHEQ)] Türkçe Adaptasyon Çalışması, Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, 2015. Bu çalışmanın amacı, Dentine Hypersensitivity Experience Questionnaire (DHEQ) değerlendirme formunun Türkçe versiyonunun güvenirlik ve geçerliğini değerlendirmek ve dentin aşırı hassasiyeti derecesi, cinsiyet ve yaşın ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi (OHRQoL) üzerindeki etkisini araştırmaktır. İlk olarak, DHEQ formunun Türkçe'ye tercümesi yapılıp, kültürel adaptasyonu sağlanmıştır. Dentin aşırı hassasiyeti teşhisi konan 251 hasta, değerlendirme formunu doldurmak üzere çalışmaya alınmıştır. DHEQ Türkçe formunun güvenirliği iç tutarlılık ve test-tekrar test yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. İçsel yapı geçerliği faktör analizi üzerinden doğrulayıcı faktör analizi (DFA) kullanılarak incelenmiştir. Dışsal geçerlik, DHEQ toplam puanı ve alt ölçek puanlarının, genel ağız sağlığı puanı ve yaşam üzerindeki genel etki bölümü ile korelasyonuna bakılarak test edilmiştir. Ayrımsama geçerliği, toplam ve alt ölçek puanlarını, araştırılan farklı hassasiyet dereceleri ile karşılaştırarak değerlendirilmiştir. Etki ölçeği, iç tutarlılık açısından yüksek değerler almıştır (tüm madde-toplam korelasyonları >0.2 ve Cronbach alfa = 0.95). Test-tekrar test güvenirliği için sınıf içi korelasyon katsayısı 0.73 bulunmuştur. İçsel yapı geçerliği faktör analizi ile hesaplanmıştır. Tüm maddeler >0.4 faktör yüklerine sahiptir. Dışsal geçerlik açısından, etki ölçeği, genel ağız sağlığı puanı ve yaşam üzerindeki genel etki bölümü ile anlamlı şekilde korelasyona sahiptir. İlave olarak, DHEQ Türkçe formu, farklı derecelerde dentin aşırı hassasiyeti olan hastaların ayırt edilmesinde geçerli bulunmuştur. En yüksek derecede (derece 3) aşırı hassasiyet gösteren hastalar için daha yüksek etki skorları gözlenmiştir. Cinsiyet ve yaş açısından, kadınlar ve daha yaşlı hastaların (>40 yaş), anlamlı şekilde daha fazla OHRQoL etkilenmesine sahip olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak bulgularımız, DHEQ Türkçe formunun tatmin edici psikometrik özellikler gösterdiğini ve Türkiye'de dentin aşırı hassasiyeti olan hastalarda uygulanabilir olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Yaşam kalitesi, dentin aşırı hassasiyeti, DHEQ, güvenirlik, geçerlik

Saffet Başaran
Baskent University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontoloji kliniğine başvuran hastalarda kronik periodontal hastalık şiddetinin yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

Periodontitis, yaygın olarak görülen bir hastalıktır ve bireylerin sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Kronik periodontitis, spesifik mikroorganizmaların neden olduğu; cep oluşumu, dişeti çekilmesi ile birlikte alveolar kemik ve periodontal ligamentte yıkıma neden olan; diş destek dokularının enflamatuvar hastalığı olarak tanımlanmaktadır. Periodontal hastalıkların şiddeti araştırmacılar tarafından genellikle sondlamada kanama, sondlanabilir cep derinliği ve klinik ataşman seviyesi gibi klinik parametreleri kullanarak kayıt altına alınmaktadır. Ancak kronik enflamasyon ve diş destek dokularının yıkımı sonucunda oluşan; kızarıklık, fırçalamada kanama, diş kaybı, kötü ağız kokusu gibi periodontal hastalık semptomları da bulunmaktadır. Bu bulgulara genellikle araştırmalarda yer verilmemektedir. Ancak bu bulgular hasta açısından önemlidir ve sıklıkla yaşam kalitesine olumsuz etkileri olmaktadır. Kronik periodontitisin erken safhalarda genellikle asemptomatik olduğu rapor edilmiştir. Daha ileri safhalarda ise bireylerin algıladığı; mobilite, ağrı, yemek yeme güçlükleri, estetik kaybı gibi belirti ve bulgulara neden olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı kronik periodontitis teşhisi konmuş hastalarda periodontal hastalık şiddetinin yaşam kalitesine etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya 18-65 yaşları arasında, 94 erkek ve 72 kadın olmak üzere periodontoloji kliniğine başvuran toplam 166 hasta dahil edilmiştir. Hastalar, tüm dişlerden (3.molar dişler hariç) cep derinliği (CD), klinik ataşman seviyesi (KAS), tüm ağız plak skoru, tüm ağız kanama skoru, DMF skorları kaydedilerek muayene edilmiştir. Periodontal değerlendirme sonucuna göre hastalar hafif periodontitis (KAS=1-2 mm, n=56), orta şiddette periodontitis (KAS=3-4 mm, n=56) ya da şiddetli periodontitis (KAS≥5mm, n=55) olmak üzere gruplara ayrılmıştır. Daha sonra hastalardan Ağız Sağlığı Etki vi Profili-14 Türkçe versiyonunu (OHIP-14 TR); fırçalama sıklığı, arayüz temizliği, diş hekimi ziyaret sıklığı, sigara alışkanlıkları ile ilgili bilgileri içeren hasta tanıma formunu ve kendilerinde var olan periodontal hastalık bulguları ile ilgili listeyi doldurmaları istenmiştir. Ağız sağlığı durumları ile ilgili hastalar bilgilendirilmiş, oral hijyen eğitimi verilmiş ve başlangıç periodontal tedavileri uygulanmıştır. Bulgulara göre; şiddetli periodontitis grubunda toplam ve tüm alt ölçek OHIP-14 puanları; hafif ve orta şiddetli periodontitis gruplarına göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Şiddetli periodontitis düşük eğitim seviyesi ve düşük gelirli katılımcılarda daha yaygın ve gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Grup gözetmeksizin OHIP-14 toplam puanları, hastaların rapor ettiği dişeti kanaması, dişeti şişliği, dişetinde ağrı/hassasiyet, dişlerde sallanma, kötü ağız kokusu, dişlerde yerdeğiştirme bulguları ile anlamlı ilişkili bulunmuştur (p<0,05). Bu bulguları varlığı, yaşam kalitesine artmış negatif etki ile ilişkilidir. Bu çalışmada ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ile periodontal hastalık şiddeti arasında anlamlı ilişki rapor edilmiştir. Periodontal hastalık şiddeti arttıkça yaşam kalitesine üzerindeki olumsuz etkisi de artmaktadır. Şiddetli periodontitisin konuşma, yemek yeme, psikolojik ve sosyal durum üzerine negatif etkisi bulunmaktadır

Mediha Nur Nişancı Yılmaz
Baskent University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Zirkonya alt yapı tasarımlarının restorasyonda oluşan stres dağılımına etkisinin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile incelenmesi

Son zamanlarda dental materyallerdeki önemli gelişmeler, klinik diş hekimliğinde çeşitli yeni sistemlerin geniş kullanımına olanak sağlamıştır. Olumlu estetiği ve üstün biyouyumluluğu nedeniyle tam seramiklere artan bir ilgi vardır. Fakat zirkonya alt yapıya sahip tam porselen kronlarda, veneer seramiğin koheziv (chipping) ve adeziv (delaminasyon) başarısızlıkları görülebilmektedir. Bu başarısızlığın azaltılması için çekme streslerine daha az dayanıklı olan veneer seramiğin zirkonya alt yapı ile desteklenmesi gerekir. Tam seramik restorasyonların alt yapısında da, metal destekli porselenlerin alt yapısındakine benzer şekilde modifikasyonlar yapılabilir. Bu modifikasyonlarda amaç, veneer seramikteki stresin azaltılmasıdır. Bu tip tasarımlarda stres dağılımı ve miktarının test edilebileceği en güncel yöntem, 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemidir. Bu çalışmada amaç, estetikten ödün vermeden modellenen farklı alt yapı tasarımlarıyla desteklenmiş tam seramik kronlarda çekme stresi miktarının karşılaştırılması ve değerlendirilmesidir. Bu amaçla morfolojik açıdan doğru modellenmiş büyük ölçekli maksiller birinci premolar alçı diş modeli smartOptics tarayıcısında taranmıştır. Yapılan tarama sonucunda elde edilen modeller Wheeler atlasındaki morfolojik değerlerle karşılaştırılıp gerekli düzeltmeler yapılmıştır. VRMesh yazılımı ile üst premolar dişte bilezik yüksekliklerinin değiştiği ve faset şeklinde veneerden oluşan 4 model oluşturulmuş, yükleme koşulları belirlenmiş ve stres analizleri yapılmıştır. Veneerde en düşük çekme stresi, faset şeklinde veneerden oluşan zirkonya kronlarda görülmüştür. Oklüzal yüzeyde zirkonya görünümünün estetiği olumsuz etkilemediği durumlarda bu tasarım avantajlı olabilir. Bukkal ve palatinal bilezik yüksekliklerinin arttırılması ile de servikal bölgede stres yoğunlukları azalmıştır. Laterotruziv harekette, bukkal bilezik yüksekliğinin arttırılması bukkal servikal alanda çekme stresini azaltmıştır. Palatinalden proksimale uzanan bilezik yüksekliğinin 3 mm, bukkal yüzeye devamınında da 1 mm bilezik yüksekliği olan tasarım, veneerdeki stresleri azaltmada etkili olmuştur.

Burcu Fırat
Baskent University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Titanyum ile titanyum-zirkonyum implantların kemik içi stabilite değerlerinin rezonans frekans analizi yöntemi ile karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, titanyum ve titanyum-zirkonyum alaşım implantların rezonans frekans analizi yöntemi ile kemik içi stabilite değerlerinin farklı zaman aralıklarında karşılaştırılmasıdır. Çalışmada doku seviyesinde tek fazlı saf titanyum ve titanyum-zirkonyum alaşım implant yerleştirilen hastalardan 2014 – 2015 yılları arasında RFA(rezonans frekans analizi) yöntemi ile ölçülen ISQ(implant stability quotient) verileri kullanılmıştır. Ostell ISQ™ cihazı ile kayıt altına alınan ISQ değerleri içinden operasyon sonrası 0. gün, 7. gün, iyileşme döneminin en kritik günü kabul edilen 21. gün ve osseointegrasyonun şekillendiği 60. gün kayıt edilen değerler her iki grup için karşılaştırılmıştır. Titanyum ile titanyum-zirkonyum alaşımı implantların ISQ değerleri karşılaştırılmasında 0., 7. ve 21. Gün ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, 60. Gün yapılan ölçümlerde titanyum-zirkonyum alaşımı implantların ISQ değerleri ortalama 1.915 daha yüksek bulunmuştur ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır( p=0.026 < α =0.05). Bu çalışmanın sonuçlarına göre osseointegrasyonun şekillendiği 60. günde titanyum-zirkonyum alaşımı implantlar stabilite açısından titanyum implantlardan üstünlük göstermiştir. Titanyum-zirkonyum alaşımı klinik implant başarısını arttırma yolunda gelecekte tercih edilen baskın implant materyali olabilir.

Esra Beyler
Baskent University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Atrofik mandibula kırıklarında titanyum plaklar ve karbon fiber destekli polimer plakların stres dağılımlarının sonlu eleman analizi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; sınıf III atrofik mandibula kırıklarında, farklı kalınlıklardaki titanyum ve karbon fiber destekli polietereterketon(CFR-PEEK) plak uygulamalarının biyomekanik stabilitelerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesidir. Sınıf III atrofik mandibula modelleri oluşturularak sonlu elemanlar analizine aktarıldı. Sol mandibula ramusunda 1,0 mm kalınlığında kallus dokusu oluşturularak kırık simüle edildi. Farklı kalınlıklardaki (1,0 mm, 1,5 mm, 2,0 mm, ve 2,5 mm) plaklar modellere uyumlandıktan sonra kırık hattının her iki tarafında üçer vida olacak şekilde fiksasyon simüle edildi. Keser ve molar bölgeden ısırma durumlarının simüle edilebilmesi için keser ve molar bölgelerde vertikal hareketlilik engellendi. Hareket kısıtlamalarını takiben modellere her kas için ayrı vektörel kuvvetler uygulanarak yükleme koşulları oluşturuldu. Titanyum ve CFR-PEEK materyal değerleri plak modellerine uygulanarak analizler yapıldı. En yüksek Von Mises stres değerleri 1,0 mm kalınlığındaki plaklarda görülürken plak kalınlığının 2,5 mm ye artışıyla stres değerlerinin düştüğü gözlenmiştir. Plak ve vidalarda oluşan Von Mises stresleri CFR-PEEK materyalden simüle edilen plakların kullanıldığı modellerde daha düşük bulunmuştur. Kortikal kemikteki en yüksek sıkışma gerilimleri kırığın proksimalindeki vida etrafında gözlenmiş ve bu gerilimler bazı bölgelerde fizyolojik limitlerin üzerine çıkmıştır. Vidalar etrafındaki sıkışma gerilimleri CFR-PEEK plakların kullanıldığı modellerde daha düşük bulunmuştur. Diğer taraftan hem molar hem keser bölgeden ısırma koşullarında kemik segmentlerindeki yer değiştirme CFR-PEEK plakların kullanıldığı modellerde titanyum plakların kullanıldığı modellere göre daha fazla olmuştur. Kortikal kemiğe benzer Young Modülleriyle CFR-PEEK materyaller, sonlu elamanlar analizlinin sınırları dahilinde, atrofik mandibula kırıklarının fiksasyonunda kullanılabilir gözükmektedir. CFR-PEEK materyallerin ortopedik cerrahide güncel olarak kullanılsa da bu materyallerin çene-yüz bölgesindeki kullanımı için konuyla ilgili daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Nurettin Diker
Baskent University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rezin infiltrasyon uygulanmış sağlam ve demineralize minede farklı yüzey pürüzlendirme yöntemlerinin makaslama bağlanma kuvvetine etkisi

Bu in-vitro araştırmanın amacı, rezin infiltrasyon tekniği uygulanmış sağlam veya demineralize mine yüzeyine farklı pürüzlendirme yöntemlerinin; makaslama bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Bu araştırmada 180 adet çekilmiş insan üst keser dişlerinin mine yüzeyleri kullanılmıştır. Örneklerin yarısı deneysel olarak demineralize edilmiş (14 gün, asidik tampon, pH 4.8) diğer yarısı ise sağlam olarak bırakılmıştır. Sağlam (S) ve demineralize (D) örnekler (n=90) ilk olarak iki alt gruba ayrılmıştır (n=45): Rezin infiltrasyon uygulanmış grup (Icon, DMG) (I) ve rezin infiltrasyon uygulaması yapılmamış grup (IY). Daha sonra bu gruplar da pürüzlendirme prosedürlerine göre üç alt gruba daha ayrılmıştır (n=15): 35% Fosforik Asit (FA), %9 Hidroflorik Asit (HFA), Er,Cr:YSGG lazer (L). Rezin infiltrasyon uygulanmış gruplara pürüzlendirme prosedürleri öncesinde termal siklus (5000X, 5°- 55°C) yapılmıştır. Pürüzlendirme prosedürlerini takiben etch and rinse adeziv sistem (Adper Single Bond 2, 3M ESPE) ve mikro hibrit kompozit rezin (Filtek Z250, 3M ESPE) örnek yüzeylerine uygulanmıştır. Tüm örnekler, termal siklus (x5000, 5°-55°C) sonrası makaslama bağlanma kuvveti test cihazında 1mm/dk piston başlığı hızında analiz edilmiştir. Kompozit rezinlerin başarısızlığa uğradığı andaki değer kaydedilmiştir. Başarısızlığa uğramış örnekler başarısızlık tipini belirlemek için stereomikroskop altında X20 büyütmede gözlenmiştir. Veriler, üç yönlü Anova ile analiz edilmiştir ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni testi ile %5 anlamlılık düzeyinde yapılmıştır. Sonuçlar, I gruplarında FA hem sağlam hem de demineralize minede anlamlı şekilde diğer pürüzlendirme gruplarından daha yüksek makaslama bağlanma dayanımı değerleri göstermiştir (p<0,05). L sağlam minede HFA'dan daha yüksek bağlanma dayanımı gösterirken (p<0,05), demineralize grupta HFA ile benzer değerler göstermiştir (p>0,05). vi IY gruplarında; L ve HFA hem sağlam hem de demineralize minede benzer sonuçlar göstermiştir (p>0,05). FA, sağlam minede diğer pürüzlendirme gruplardan daha yüksek bağlanma dayanımı (p<0,05) göstermiştir. FA, IY gruplarında demineralize minede L ile benzer (p>0,05); HFA'dan yüksek (p<0,05) bağlanma dayanımı göstermiştir. I gruplarında; HFA ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grubu, demineralize mine grubundan daha düşük bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). FA ve L ile pürüzlendirilmiş sağlam ve demineralize mine grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p>0,05). IY gruplarında HFA ve L ile pürüzlendirilmiş demineralize mine grupları, sağlam mine gruplarından daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). FA ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grubu demineralize mine grubundan daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). HFA ve L ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grupları arasında rezin infiltrasyonu uygulanmış gruplar daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). FA ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grupları arasında ise IY grubu, I grubundan daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). Demineralize minede pürüzlendirme yönteminden bağımsız olarak I grupları IY gruplarından daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). Sonuç olarak %35 fosforik asit bağlanma dayanımına zarar vermeden rezin infiltrant uygulanmış mine üzerinde kullanılabilir.

Diş çürükleri
Zümrüt Ceren Özduman
Baskent University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tam kafa ve sınırlı alan ışınlanarak birleştirilen konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde yapılan lineer ölçümlerin doğruluğunun araştırılması

Çalışmanın amacı, büyük FOV ve sınırlı alanlar ışınlanıp birleştirilerek elde edilen tam kafa Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerindeki lineer ölçümlerin doğruluğunun araştırılmasıdır. KIBT, maksillofasiyal bölgedeki anatomik komponentlerin üç boyutlu olarak değerlendirilmesini sağlayan bir görüntüleme yöntemidir. Günümüzde ortodontik değerlendirmelerde sıklıkla kullanılan lateral sefalometrik ve posteroanterior filmlerin süperpozisyon, distorsiyon, tekrarlanan çekimlerde baş pozisyonunun standardizasyonunun sağlanamaması gibi sınırlılıkları mevcuttur. KIBT'nin diş hekimliğinde kullanıma başlanmasıyla ortodontik değerlendirmelerde de kullanımı popülerlik kazanmaya başlamıştır. KIBT sistemleri genel olarak 8-15 cm arasında değişen sınırlı bir görüntüleme alanına sahip olduğundan kraniomaksillofasiyal bölgedeki anatomik yapıları aynı anda görüntülemek mümkün değildir. Görüntüleme alanını büyütme, detayın azalmasınavecihaz üretiminde maliyetin artmasına neden olurken hastanın maruz kaldığı radyasyon dozunu da arttırmaktadır. Bu çalışmada; 8 adet kuru kafanın görüntüsü, Morita (3D Accuitomo 170-Morita, Kyoto, Japan) ve I-CAT KIBT (Next Generation; Imaging Sciences International, Hatfield, PA, USA) cihazları ile alınmıştır.Elde edilen tam kafa KIBT görüntüleri üzerinde ortodontik değerlendirmelerde sıklıkla kullanılan noktalar belirlenerek aralarındaki mesafeler ölçülmüştür. Ölçümler bir gözlemci tarafından yapılmış olup üç ayrı ölçüm yapılarak ortalaması alınmıştır. Daha sonra, ölçümlerin doğruluğunu test etmek amacıyla kuru kafalar üzerinde0-200 mm (0-8.0 inç) ölçme aralığı ve 0,01 mm (0,0005 inç) çözünürlükte sivri uçlu dijital kumpas (Allendale Electronics Ltd., Hertfordshire, İngiltere) yardımıyla gerçek ölçümler yapılmıştır. Gözlemci içi uyumu değerlendirmek amacıyla, ölçümler 2 hafta sonra aynı gözlemci tarafından tekrarlanmıştır. KIBT görüntüleri üzerinde yapılan ölçümler ve gerçek ölçümler arası uyum sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca gerçek ölçümler ile KIBT görüntüleri arasındaki uyum düzeyi fark ortalaması +- standart sapmalar kullanılarak incelenmiş ve Bland-Altman uyum sınırları elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde hem I-CAT hem de Morita KIBT cihazıyla yapılan ölçümlerin gerçek ölçümlere çok yakın değerde olduğu ve aralarında yüksek veya mükemmel uyum olduğu görülmüştür. Ayrıca Morita KIBT cihazının sonuçlarının I-CAT cihazına göre biraz daha iyi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; Morita KIBT cihazının sınırlı alanları ışınlayarak birleştirme yönteminin, tam kafa görüntülerin elde edilmesinde kullanılabileceği görülse de konu ile ilgili ilave çalışmalara ve büyük dedektörlere göre radyasyon dozunun test edilerek kullanılabilirliğinin değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.

Mehmet Özgür Özemre
Baskent University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular ark distalizasyonunda kullanılan ortodontik minivida ve ramal plak ankrajının dental etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı Sınıf III malokluzyona sahip bireylerde iki farklı geçici ankraj ünitesinden destek alan total mandibular ark distalizasyonu tekniğini sonlu elemanlar yöntemi ile karşılaştırarak mandibular dentisyona etkilerini öngörmektir. Bunun için bilgisayarlı tomografilerden ve 3D Doctors programından yararlanılarak iki farklı mandibular model elde edilmiştir. Bu dişli modellere braketler, ark teli, minivida ve miniplak 3 boyutlu tarayıcılar ile taranıp modellentikten sonra yazarların çalışmalarında uygun gördüğü anatomik bölgelere yerleştirilmiştir. Birinci modelde mandibular arka distalizasyon amaçlı kuvvet Kook ve ark. yaptığı çalışmada olduğu gibi miniplaktan 300gr olacak şekilde ayarlanmış, ikinci modelde ise bu kuvvet Chang ve ark. yaptığı çalışmada belirttiği üzere minividadan 200gr olarak tutulmuştur. Farklı şiddette ve vektörde kuvvetlere maruz kalan mandibular dentisyondaki değişimler x, y ve z akslarında incelenmiştir. Sonuçlara baktığımızda miniplak ve minivida grubunda dişlerin x aksında pozitif yönde hareket ettiklerini, bu hareketin minivida grubunda anterior ve posterior diş gruplarında daha belirgin olduğu görülmektedir. Kuvvet vektörünün en fazla olduğu y aksında miniplak ve minivida grubunda anterior ve posterior dişlerin distal yönde tipping'e uğradıklarını bu devrilmenin miniplak grubunda daha fazla olduğu bulunmuştur. Z aksındaki değişimler yorumlandığında ise her iki mandibular arkın anterior rotasyona uğradığı, miniplak grubunda anterior ve premolar dişlerin ekstrüzyonuna posterior dişlerin intrüzyonunun eşlik ettiği, minivida grubunda ise genel bir intrüzyonun görüldüğü bu intrüzyonun posterior dişlerde anterior dişlere oranla daha az olduğu gözlemlenmiştir.

Diş hareketleriKemik vidalarıMaloklüzyon-angle sınıf III+4
İsmail Arda Alanlı
Baskent University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İki farklı kendinden bağlı braket sisteminin seviyelenme safhasındaki etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, anterior çapraşıklığın çözümlenmesinde iki farklı kendinden bağlı braket sisteminin etkilerini değerlendirmek ve intermolar ve interkanin ark genişliğinde meydana gelen artışın ortodontik dijital modeller kullanılarak karşılaştırılmasıdır. Yapılan retrospektif çalışma için 2014-2018 yıllarında Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalında tedavi için kabul edilen 35 hasta seçilmiştir. Grup 1 toplam 17 hastadan oluşmakta ve tedavilerinde Damon Q braketler kullanılmıştır. Grup 2 ise 18 hastadan oluşmakta ve tedavilerinde SmartClip SL3(3M Unitek, Calif, USA) braketler kullanılmıştır. Bütün bireylerde 0.022x0.028 inç slotlu braket ve tüpler kullanılmıştır. Grup 1'de sırasıyla.014 inç,014x.025 inç veya.016x.025 inç Damon CuNiTi ark telleri, grup 2'de ise 014 inç ve.016x.025 inç HANT ark teli takılmıştır. Çalışmadaki hastaların başlangıç (T0), 10.hafta (T1) ve 20.hafta (T2) alçı modelleri daha sonra arşivden çıkarılmış ve kontrol edilerek dijital model elde edilmesi için taranmaya gönderilmiştir. Hasta modelleri Dental Wings 7 serisi cihaz ile taranıp 'STL' uzantılı 3 boyutlu dijital modellerin ölçümleri için Meshlab programı tercih edilmiştir. Her iki grupta görüntüler üzerinde maksiller ve mandibuler interkanin ve intermolar ark genişlikleri ve irregülerite indeksleri ölçülmüştür. Grup 1 ve 2 arasında sırasıyla; başlangıç, 10.hafta ve 20.hafta alt ve üst çenedeki intermolar genişlik, interkanin genişlik ve irregülerite indeks düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Alt çene intermolar genişlik ve interkanin genişlik ölçümlerinde her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır. Her iki grupta üst çene intermolar genişlikte anlamlı bir artış saptanmıştır. Üst çene interkanin genişlik ölçümlerinde Damon Q grubunda anlamlı bir artış görülmezken, SmartClip grubunda ise istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır. Alt ve üst çene irregülerite indeks ölçümlerinde her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptanmıştır. Her iki sistem üreticilerinin birbirine göre iddia ettiği avantajların aslında klinik ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmadığı ortaya konmuştur.

Diş hekimliğiOrtodontiOrtodontik aygıtlar+3
Tuğçe Yılmaz
Baskent University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Küçük yaş grubundaki çocuklarda dental rahatsızlık anketi (Dental discomfort questionnaire)'nin Türkçe güvenirliği ve geçerliğinin değerlendirilmesi: Pilot çalışma

Bu çalışmada okul öncesi çocuklarda dental ağrının değerlendirilmesi amacı ile geliştirilen Dental Rahatsızlık Anketi (DRA)'nin Türkçe uyarlamasının güvenirliği ve geçerliği değerlendirilmiştir. Çalışmaya Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı'na Ocak 2017- Ekim 2017 tarihleri arasında başvuran 2-6 (ortalama 3.84) yaşları arasındaki ASA1 risk grubunda yer alan 120 hasta dahil edilmiştir. Kültürel olarak uyarlanmış sorular ebeveynler tarafından herhangi bir dental müdahale yapılmadan önce cevaplandırılmıştır. Ölçeğinin güvenilirlik çalışması kapsamında iç tutarlılık Cronbach alfa katsayısı, test-tekrar test tutarlılığı Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı(SKK) ile değerlendirilmiştir. DRA'nın Türkçe versiyonunun geçerliliği; toplam puan ile dmft skoru arasındaki Spearman korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. DRA Türkçe versiyonu ile dmft indeksi arasında istatistiksel olarak anlam bulunmasa da (p=0.111) aynı yönlü (pozitif) bir ilişki (korelasyon) olduğu görülmüştür (r=0.145). Cronbach's Alpha katsayısı ile güvenirlik ve iç tutarlılık analizi yapıldığında, çalışmadaki maddelerin çıkartılması önemli bir değişime neden olmadığı için hiç bir madde anketten çıkarılmamıştır ve iç tutarlılık değeri 0.813 olarak bulunmuştur.Yapılan test-tekrar test uyum katsayısı0.988 bulunmuştur (p<0.001). DRA Türkçe versiyonunda kız (7.78±5.16) ve erkek çocukların (8.67±5.05) total DRA puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). DRA toplam puanı cinsiyete göre değişmemektedir. DRA Türkçe versiyonu ile yaş arasında zıt yönlü bir ilişki olduğu yani artan yaş ile birlikte DRA skorlarında azalma olduğu görülmüştür. Sonuç olarak DRA'nin Türkçe versiyonunun istatistiksel olarak oldukça yüksek geçerlilik ve güvenilirlik göstergelerine sahip bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dental Discomfort Questionnaire, Çocuklarda dental ağrı, ağrı değerlendirme metodları.

AnketlerAğrıAğrı ölçümü+5
Güler Burcu Senirkentli
Baskent University
2018
00