Batman University
Anabilim Dalı

Sanat Tarihi Anabilim Dalı

Batman University

227

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sakarya ili hudutlarında Bizans mimari plastiğinin belgelenmesi (Geyve-Pamukova ve Akyazı ilçeleri)

Tez çalışmasında Sakarya'nın Akyazı-Geyve-Pamukova ilçelerindeki Bizans dönemi mimari plastik eserleri ele alınmıştır. Bu bağlamda birinci bölümde; Sakarya'nın coğrafi konumu ve tarihi hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca tezimizin sınırlarını kapsayan Geyve, Akyazı ve Pamukova ilçelerinin tarihi hakkında alt başlıklar açılmıştır. İkinci bölümde; Bizans mimari plastiği gruplandırılarak bu öğelerin nerelerde kullanıldığına, formlarına, süslemelerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde; Sakarya'nın Geyve, Pamukova ve Akyazı ilçelerinde yapılan yüzey araştırması sonucunda tespit edilen, bölgede daha önce yapılan çalışmalar sonucunda Sakarya Müzesi'ne taşınmış olan eserler; mimari işlevli, mimariye bağımlı ve işlevi belirlenemeyen eserler başlıkları altında katalogda tanımlanmıştır. Her başlık kendi içerisinde türlerine ve tiplerine göre gruplandırılmıştır. Bu gruplarda yer alan eserler ayrıntılı bir şekilde betimlenmiş, malzeme, teknik, süsleme ve üslup açısından benzer örnekleri de verilmiştir. Ayrıca plastik değeri olan eserlerin CorelDraw programında çizimleri yapılmıştır. Dördüncü bölümde; katalogda ele alınan eserlerin benzer eserlerle karşılaştırmalı olarak detaylı analizi yer almaktadır. Sonuç kısmında ise tez verilerinin analizi sonucunda ortaya çıkan sonuçlar ele alınmıştır. Tez kapsamında kullanılan birincil kaynaklar; yüzey araştırması sonucunda çoğu in situ durumunda olmayan ve müzelerde sergilenen arkeolojik eserlerdir. İkincil kaynakları ise; konuyla alakalı kitaplar, makaleler, tez çalışmaları, kazı ve yüzey araştırması raporları oluşturmaktadır. Tespiti yapılan bu eserler sayesinde Bizans Dönemi'ndeki Sakarya bölgesinin mimari faaliyetleri konusunda fikir sahibi olunmaya çalışılmıştır. Bu çalışma yalnızca çok az bir kısmı Sakarya Müzesi'ne taşınarak korunabilen, ne yazık ki birçoğu âtıl durumda olan ve gerek doğa gerek insan tahribatı ile yok olacak olan birçok eserin belgelenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Sena Nur Akbaş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde bulunan Derviş Mustafa'nın Şehnâme Tercümesi'nde (NEK TY 06131-06132-06133) üslup ve ikonografi

Günümüzde İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Nadir Eserler Bölümünde TY06131-06132-06133 numaralara kayıtlı Şehnâme Tercümesi'nin üç cildinde yer alan minyatürlerin üslup ve ikonografik değerlendirmesi, tez konusu olarak seçilmiştir. Bu üç ciltlik eserin birinci cildinin sonunda 1773 yılı ve istinsahının Derviş Mustafa olduğu kayıtlıdır. Bu eserde yer alan üç cildin, birinci cildinde; 46, ikinci cildinde; 23, üçüncü cildinde; 33 minyatür olmak üzere toplamda 102 minyatür bulunmaktadır. Ayrıca bu eser, Veliyyüddin Efendizade'nin metrukatı olması, bu minyatürlerin farklı dönemlerde, farklı nakkaş ya da nakkaşların hazırladığı eserler olması ve bu eserlerin vassale tekniğiyle bir araya getirilmesi bakımından önemlidir. İran'ın milli destanı, Firdevsî'nin Şehnâme adlı eseri Osmanlı Sultanları tarafından büyük ilgi görmüş ve bu eser örnek alınarak, Osmanlı döneminde çok sayıda resimli nüshaları hazırlanmıştır. Osmanlı'da Şehnâme Tercüme faaliyeti ise, Sultan II. Murad ile başlamış, XVIII. yy'a kadar azalarak devam etmiştir. Araştırmanın konusunu oluşturan İÜK. Şehnâme Tercümesi de XVIII. yy.'da Osmanlı'nın kültür-sanatta yönünü Batıya çevirdiği bir dönemde, dönemin önemli koleksiyonerlerinden biri Mehmet Emin Efendi farklı nüshalardan elde ettiği minyatürleri vassale tekniğiyle bir araya getirilmesini sağlamış ve böylece minyatürlerin dağılıp yok olmasının önüne geçilmiştir. Üç cildin bu teknikle birleştirilmesi sırasında kendi mi çalışmış, yoksa başka vassal ya da vassallar mı çalışmış bilinmemekte, fakat resimlerin özensiz bir araya getirilmesi, bu eserde farklı vassal ya da vassalların çalışmış olabileceğini düşündürmektedir. Yapılan inceleme sırasında ulaşılan XV.-XVIII. yy. arasında hazırlanan resimli Şehnâme nüshalarından seçilen örneklerle üç ciltteki tasvirlerin karşılaştırılması sonucunda, bu tasvirlerde Osmanlı ve Safevi üsluplarını bilen nakkaşların varlığı tespit edilmiştir. Tasvirlerin bazı farklılıklar dışında seçilen örnekler ile benzer ikonografik şemayı sürdürdüğü gözlenmiştir.

FirdevsiMinyatürİkonografi
Neslihan Konyalı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mihrişah Valide Sultan'ın İstanbul'daki mimari eserleri

Osmanlı İmparatorluğu'nda kadın baniler özellikle hanım sultanlar mimaride oldukça etkin bir rol oynamıştır. Aldığı iyi eğitim ve terbiyeyle öne çıkan bir şahsiyet olan Mihrişah Valide Sultan 24 Aralık 1761 tarihinde Osmanlı hanedanına 36 yılın ardından bir veliaht vermiştir. 1789 yılında tahta çıkan Sultan III. Selim, validesine değer vermiş, gerektiğinde ona danışmıştır. Mihrişah Valide Sultan dönem siyasetinde aktif olmayı tercih etmeyerek geri planda oğluna destekte bulunmuş, yaptırmış olduğu birçok hayır eseriyle tarihe adını yazdırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun sosyal tabakalaşmasında en üst sırada bulunan hanedan mensupları anıtsal ve büyük ölçekte yapılarin inşasında başat rol üstlenmiştir. Hanedan üyeleri içerisinde padişahlardan sonra en fazla yapı inşa ettirenler valide sultanlardır. Söz konusu grup içerisinde ilk sıralarda olanlardan birisi de Mihrişah Valide Sultandır. Mihrişah Valide Sultan, Osmanlı mimarîsinde Batılılaşmanın yaşandığı bir devirde pek çok yapı inşa ettirmiştir. Kapsamlı ve büyük ölçekte eserlerin yanı sıra çeşme, bent gibi yapıların inşasında da rol oynamıştır. Bu çalışmada; Mihrişah Valide Sultanın banisi olduğu günümüze gelen İstanbul'daki mevcut yapıların tarihçesi ve mimari özellikleri detaylı bir biçimde ele alınarak kendisinden evvel ve sonra devrin üslubunda, hanedan mensupları tarafından inşa ettirilmiş aynı tipte yapılarla mukayese edilmiş ayrıca zamanımıza gelemeyen yapilara da kısaca değinilmiştir

Osmanlı mimarisiTürk-İslam mimarisi
Tuğba Oğul
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bibliothèque Nationale de France Müzesi'nde bulunan Od.23 numaraya kayıtlı Osmanlı Kıyafet Albümü

18. ve 19.yüzyıllarda Osmanlı toplumu, Avrupa'nın politik, askeri, ekonomik ve kültürel etkilerini giderek daha fazla hissetmeye başlamış, bu etkiler resim sanatı alanında da önemli değişimlere neden olmuştur. Batılılaşma döneminde Osmanlı resim sanatı, Avrupa tarzı resimlerin popüler hale gelmesiyle birlikte portreler, manzaralar ve natürmortlar gibi batı tarzında yapıtların üretimi artmıştır. Ayrıca bu dönemde, Osmanlı hükümdarları ve soyluları da Avrupalı ressamlar tarafından portrelenmiştir. Batı'nın Osmanlı'ya merakı neticesinde yurda pek çok sayıda sanatçı, elçi, gezgin, misyoner gelerek İstanbul manzarasını, saray ve sosyal hayattan insanların kıyafetlerini resmetmeye başlamışlardır. Böylece Osmanlı toplumunda albüm geleneği giyim ve kıyafet kültürünün belgelenmesi amacıyla ortaya çıkmış önemli bir yenilik olarak meydana gelmiştir. Bu seyahatlerin bir sonucu olarak, yerli sanatçılar da batının tek bir yaprağa çizdiği figürlerden ve oluşturdukları albümlerden etkilenerek yeni bir gelenek meydana getirmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nda, giyim ve kıyafetler sosyal statüyü ve kültürel kimliği yansıtan önemli bir unsurdur. Dolayısıyla, kıyafet albümleri, belirli bir dönemin modasını, giysilerin kesimini, kumaşını, desenlerini ve aksesuarlarını göstererek o dönemin giyim kültürünü belgelemesiyle oldukça önemlidir. Bu albümler genellikle el yapımı ile oluşturulmuştur. Albümler, Osmanlı toplumunun farklı sosyal sınıflarından insanların giyim tarzlarına, saray kıyafetlerinden halk kıyafetlerine kadar çeşitli kıyafetlerin resimleri barındırır. Ayrıca, özellikle düğünler, bayramlar, resmî törenler gibi özel etkinliklerde giyilen kıyafetler de bu albümlerde sıkça yer almaktadır. Günümüzde yerli ve yabancı birçok sanatçının albümleri yer almaktadır. Çalışmanın konusu olan albüm, batılı bir sanatçı tarafından resmedilmiştir. Figürlerin altında Fransızca tanımları bulunan albümde Sultan III. Selim'e ait üç portrenin yer alması, saray çalışanlarının resmedilmesi ve sosyal hayattan insanların tasvirlerinin de yer almasıyla önem taşır.

BatılılaşmaKıyafetnameMinyatür+3
Tilbe Karabacak
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bursa taş köprüleri

Mimarlık Tarihi içerisinde ''su mimarisi'' her dönem değerini korumuş önemli alanlardan birisidir. Su mimarisinin önemli bir kolunu köprüler teşkil etmektedir. Köprüler; medeniyetin bir göstergesi olup, bulundukları bölge halkının ihtiyaçlarına cevap veren bir inşa anlayışı ile ele alınmışlar, sosyo-ekonomik durum, geçiş güzergâhları gibi etmenler göz önünde bulundurularak inşa edilmişlerdir. Anadolu coğrafyası üzerinde yer alan köprüler tarihsel süreç boyunca farklı birçok medeniyet tarafından inşa edilmişlerdir. Köprüler bu medeniyetlere ait izler taşısalar da mimari özellikleri bakımından ortak bir plan anlayışı göstermektedirler. Anadolu coğrafyası içerisinde Bursa, tarih sahnesinin en önemli şehirleri arasında yer almaktadır. Jeopolitik konumu, hinterlandı, verimli toprakları dolayısıyla Bitinya, Roma, Selçuklu, Osmanlı gibi önemli medeniyetlerin izlerini bünyesinde barındırmaktadır. Bursa her dönemde önemini korumuş, ticaret yollarının güzergâhlarını bünyesinde bulunduran bir merkezdir. Bu suretle denizcilik faaliyetleri ve su varlıklarıyla birlikte köprü inşa faaliyetlerinin yoğun olduğu görülmektedir. Kentte Roma devrinden başlayarak inşa edilen köprüler Osmanlının erken devrinden itibaren imar faaliyetlerinin en önemli mimari kollarından birini oluşturmaktadır.

BursaGüzergahKöprüler+1
Mehmet Mert Bayram
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Somut Olmayan Kültürel Miras kapsamında Sakarya'da Meddahlık, Karagöz, Orta Oyunu

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu'nun (UNESCO) kültür varlıklarının korunması için yürüttüğü çalışmalar sırasında ortaya çıkan "Somut Olmayan Kültürel Miras" kavramı insanların belirli bir topluluk, grup veya bölge içinde nesilden nesle aktardıkları kültürel öğeleri ifade eder. Bu miras, kültürel kimlik, gelenekler, dil, inançlar, ritüeller, hikâyeler, şarkılar, danslar, el sanatları, gastronomi, bilgelik ve diğer kültürel uygulamalar gibi soyut kavramlar ve pratikler içerir. Somut Olmayan Kültürel Miras insan topluluklarının tarihsel deneyimleri, gelenekleri, ritüelleri, sanat formları ve yaşam tarzları gibi somut olmayan kültür öğelerinin korunması, değerlendirilmesi ve geçmişten geleceğe aktarılmasıyla ilgilidir. 2003 yılında Paris'te ortaya konan "Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi" ile "sözlü gelenekler ve anlatılar; gösteri sanatları; toplumsal uygulamalar, ritüeller ve şölenler; doğa ve evrenle ilgili bilgi ve uygulamalar ile el sanatları geleneği" olmak üzere beş farklı başlık altında tasnif edilen bu unsurların, yaşatılarak korunması ve kuşaktan kuşağa aktarılması amaçlanmıştır. Türkiye'nin 2006 yılında taraf olduğu sözleşme sonucunda bu alandaki araştırmalar önem kazanmıştır. Tez kapsamında geleneğin yaşatılması ve yeni kuşaklara aktarılması gibi amaçlarla somut olmayan kültürel mirasın gösteri sanatları sınıfında değerlendirilen "Karagöz/Gölge Oyunu, Meddahlık ve Orta Oyunu" gelenekleri ele alınmış ve bu seyirlik sanatlar Sakarya bağlamında incelenmiştir. Söz konusu sanatların gelecek kuşaklara aktarılması için uygulanan atölye çalışmaları eğitim faaliyetleri, sahne performansları tahlil edilip, Anadolu'nun farklı yöreleri ile mukayese edilerek, benzer ve farklı yönleri ortaya konmaya çalışılmıştır

Seçkin Bayramoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kütahya çeşmeleri

Kütahya şehir merkezinde, Türk-İslam döneminde inşa edilmiş çeşmelerin tanıtıldığı bu çalışmanın amacı, çeşmelerin tarihlendirme sorunlarına değinmek, mimari ve süsleme özellikleri belgelemektir. Kütahya şehir merkezi, bu çalışmanın coğrafi sınırlarını oluşturmaktadır. Bu çalışma kapsamında, kentte Beylikler ve Osmanlı döneminde inşa edilmiş çeşmeler, arazi çalışmaları ile tespit edilecek ve sanat tarihi açısından incelenecektir. Kütahya'da, Germiyanoğlu Beyliği ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde çok sayıda çeşme inşa edilmiş, ancak bunlardan sadece 28 tanesi günümüze ulaşmıştır. Bu çeşmelerin de bazıları orijinal özelliklerini kaybetmiş ve bazıları da kısmen harap olmuştur. Günümüzde, Hürriyet Çeşmesi, Çinili Çeşme ve Kütahya Ulu Camii Sakahane Çeşmesi gibi çok az sayıdaki örnek orijinalliklerini korumaktadır. Kütahya çeşmelerinden sadece bir tanesi Germiyanoğlu Beyliği döneminde inşa edilmiştir, geriye kalan tüm çeşmeler Osmanlı İmparatorluğu dönemine tarihlendirilmektedir. Kütahya çeşmeleri içinde kitabeli olanlar olduğu gibi kitabesiz olan çeşmeler de vardır. Ayrıca, kentteki çeşme kitabelerinin tahrip edildiği ve bazı çeşme kitabelerinin ise yapım tarihi içermediği tespit edilmiştir. İnşa tarihi bilinmeyen çeşmeler, yakın ve uzak coğrafyalardaki benzer mimari ve süsleme özelliklere sahip çeşmeler temel alınarak tarihlendirilmiştir. Kütahya çeşmeleri, kendine has mimari ve süsleme özellikleri ile Osmanlı mimarlığı ve çeşme mimarisi içinde önemli bir yere sahiptir. Detaylı bir kaynak araştırması ve arazi çalışması yapıldıktan sonra, çeşmelerin ölçüleri alınarak çizimleri yapılmış ve fotoğrafları çekilerek belgelenmiştir. Daha sonra çevredeki iller ve Osmanlı sınırlarındaki diğer bölgelerde bulunan benzer çeşmelerle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.

KütahyaSu yapılarıTürk-İslam sanatı+2
Yasemin Verim
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bursa'da erken dönem Osmanlı Mimarisi'nde Kemer

Bursa'da 1326-1500 yıllarına tarihlenen yapıların (cami, mescit, türbe, medrese, hamam, han, bedesten, darüşşifa ve çeşme) kemerleri, bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu dönemde yukarıda bahsedilen yapıların kemerlerini bir bütün halinde inceleyen ilk çalışma olması bakımından önemlidir. Türk-İslam mimarisi kapsamında; Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçuklu, Atabeylikler, Anadolu Selçuklu ve Beylikler devri mimarisinde kemerlerin gelişimi incelenerek, bunların erken Osmanlı dönemindeki yapıların kemerlerine etkisi üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte bu dönemde Bursa'da çok sayıda benzer yapı olmasından dolayı, katalogda yalnızca 59 adet yapının kemerleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve bu kemerler, kataloğa dâhil edilmeyen Bursa'daki ve İznik, Edirne, İstanbul, Manisa, Tokat, Amasya, Afyon, Ankara gibi şehirlerdeki erken Osmanlı dönemi yapılarının kemerleriyle malzeme, teknik ve süsleme bakımından karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme neticesinde, kemerlerde kültürel etkileşimler ve yeni denemelerle şekillenen bir erken Osmanlı dönemi mimari üslubunun oluştuğu görülmüştür. Klasik Osmanlı mimarisinin temellerinin atıldığı bu dönem, yapıların kemerlerinin şekillenmesine de kaynaklık etmiştir.

BursaCamilerKemerler+6
Esra Durmuş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kapadokya kaya kiliseleri'nde Hz. İsa mucizelerinin ikonografisi

İnsanoğlu kutsal kişilerin varlığını, gerçekleştirdikleri mucizeler ölçüsünde kabul etmektedirler. Hıristiyanlığın kitabı olan İncillerde, Tanrı tarafından İsa'ya atfedilen çok sayıda mucizeden bahsedilmektedir. İsa'ya atfedilen mucizeler arasında; hastalıkları iyileştirme, tabiata dair mucizeler ve diriliş mucizeleri yer almaktadır. İsa'nın mucizelerine, Hıristiyan İkonografisi'nde sıklıkla yer verilmiştir. Kapadokya Bölgesi, Hıristiyan İkonografisi'nin zengin örneklerini barındırması açısından önem taşımaktadır. Kapadokya kaya kiliselerinde İsa'nın mucizelerini anlatan duvar resimlerini konu alan bu çalışmanın amacı; her geçen gün gerek doğa gerekse insanlar tarafından tahribata maruz kalan duvar resimlerindeki mucize sahnelerini; belgelemek, ikonografik açıdan incelemek ve tek bir çalışma içerisinde toplamaktır. Çalışmada, dönem sınırlandırmasına gidilmeksizin bölgedeki tüm kaya kiliseleri ele alınmıştır. Bu bağlamda, İsa'nın mucizelerinin resmedildiği on altı kilisede kırk bir sahne tespit edilmiştir. Bu kiliselerden on dört tanesi kaya kilisesi, iki tanesi taş kilisedir. Bu nedenle çalışma içerisinde, konu kapsamına giren on dört kaya kilisesindeki otuz dokuz sahneye yer verilmiştir. Taş ile inşa edilen kiliselerdeki mucize sahnelerine karşılaştırma ve değerlendirme bölümünde değinilmiştir. Tespit edilen mucize sahnelerinden, El Nazar Kilisesi'ndeki, Lazarus'un dirilişini konu alan sahne günümüze ulaşamamıştır. Günümüze ulaşan sahnelerin bir kısmında yoğun tahrip görülmektedir. Bölgedeki mucize sahnelerinden üçünün daha önceki yayınlarda yanlış tanımlandığı tespit edilmiş ve düzeltilmiştir. Kapadokya Bölgesi'ndeki mucize sahnelerinin genellikle Hıristiyan İkonografisi'ndeki temel kalıp şemalarıyla benzer biçimde resmedildiği görülmektedir.

Hz. İsaKapadokya freksleriKaya kiliseleri+4
Göksevi Ayhan Atak
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batılılaşma dönemi (XVIII. yüzyıl) İstanbul sebillerinde süsleme

Tüm inançlarda ve kültürlerde önemli bir yere sahip olan su, yaşam için vazgeçilmez bir kaynak olmuştur. Kullanılmak üzere kaynağından alınan suyun; taşınması depolanması ve hizmete sunulması çeşitli su yapılarını ortaya çıkartmıştır. Osmanlı Döneminde kaynağından alınan sular, havuzlarda toplanarak; sebil, çeşme ve şadırvan gibi mimari yapılar ile halkın kullanımına sunulmuştur. Osmanlı mimarisine özgü ve mimari sanatında önemli bir yere sahip olan sebiller, yapıldıkları dönemin üsluplarını yansıtan, şehir meydanlarını süsleyen, külliye yapılarının avlularını tamamlayan ve cephelerini hareketlendiren ayrıca insanların su ihtiyacını karşılayan zarif ve sanatsal hayır yapıları olmuştur. Osmanlı Devleti, XVIII. yüzyılın ilk yarısından itibaren yönünü Batıdaki ekonomik, bilimsel ve teknolojik gelişmelere çevirmesi, kültürel ve sosyal değişikliği de kaçınılmaz kılmıştır. XVIII. yüzyıldan itibaren, bütün sanat dallarında olduğu gibi Osmanlı mimarisi de nasibini almış; planda, cephe tasarımında ve süsleme kompozisyonlarında geleneksel ve batılı öğelerin bir arada sentezlenerek kullanıldığı bir dönem olmuştur. Klasik üslupta çok sade olan sebil mimarisi, XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde, yuvarlaklaşmaya başlayan plan ve yoğun bezeme anlayışı ile değişmeye başlamış, yüzyılın ortasına doğru ise sebil kurgusuna yeni bir mimari nizam ve estetik anlayış gelmiştir. Bu süreçte değişim, ilk etapta rokoko esaslı motiflerde kendini gösterirken ilerleyen süreçlerde kompozisyon bütününü etkileyen barok üslupta hareketli ve üçboyutlu cephe düzenlemeleri uygulanmaya başlamıştır. Osmanlı mimari süsleme motiflerinde, Rokoko ve Barok etkili; natüralist vazolar, çiçekler, meyve ağaçları, akant/ kenger yaprağı, istiridye kabuğu, oval kartuş ve madalyonlar, volüt, inci ve yumurta dizisi, diş frizi, S-C kıvrımlı panolar, rokay ve arabesk gibi motifler ile süslenmiştir. Bu çalışmada; 1707-1795 tarihleri arasında İstanbul'da inşa edilmiş ve günümüzde ayakta olan 21 adet sebilin plan, cephe ve süsleme kompozisyonları ayrıntılı incelenip, üslup açısından dönemsel karşılaştırmaları yapılarak farklılıkları irdelenecektir.

18. yüzyılBarok sanatBatılılaşma+6
Zülfiye Baytar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Söğüt ve çevresi sivil mimari örnekleri

Bu tezde, Bilecik ili Söğüt ilçesinde bulunan sivil mimari yapıları incelenmiştir. Tez çerçevesinde; Söğüt merkezinde kültür varlığı olarak kabul edilmiş iki ev, iki okul, üç çeşme, bir hükümet binası ve bir de müze, Söğüt yakınlarındaki Bedi Köyü'nde ise iki ev ve bir okul kapsam içine almıştır. Tezin 1. bölümünde Söğüt'ün coğrafi durumu, tarihi, demografik ve sosyal yapısı hakkında kısa bir bilgi verilmekte, 2. bölümde tez konusunu oluşturan sivil mimari örneklerinin Türk sanatı içerisindeki gelişimi incelenmektedir. Bir sonraki bölümde katalog oluşturularak, önce Söğüt ilçe merkezinde bulunan, sonra da Bedi Köyü'nde yer alan yapılar etraflıca tanıtılmıştır. Çalışmanın neticesinde, incelenen evlerin şehir merkezinde ve köyde yer almalarına rağmen bazı ortak özellikler taşıdığını, yine bulundukları konumlar sebebiyle farklılıklarının da olduğu görülmüştür. Bu benzerlik ve farklılıklar, Bilecik yöresindeki diğer ev mimarisiyle mukayese edildiğinde de dikkat çekmektedir. Söğüt ilçe merkezinde bir külliye içinde bulunan İdadi ve Dârüleytam'ın birbirlerinden yapıca farklı ve ortak yönlerinin bulunduğu ortaya konmuştur. Bedi Köyü'nde yer alan okulun, döneminin inşa mantığına uygun yapıldığı belirtilmiş ve mimari bakımdan genişçe tanıtılmıştır. Gene bu yapıların Bilecik bölgesindeki diğer okul mimarisi ile ortak ve benzer yönlerine işaret edilmiştir. Ele alınan çeşmelerin yapı, konum ve kullanım farklılıklarının bulunduğu ortaya konmuş ve üzerlerindeki bezeme özelliklerinin farklılıkları ve ortak yönleri hakkında bilgi verilmiştir. Söğüt ilçe merkezinde günümüze ulaşmamış olan Hükümet Konağı'nın dönemin Anadolu coğrafyasında inşa edilen diğer devlet binalarıyla ortak özelliklere sahip olduğu belirtilmiştir. Günümüzde Söğüt Müzesi olarak kullanılan yapının, geleneksel konut mimarisine uygun tarza inşa edilmiş olduğu görülmüştür. Son olarak, Söğüt ve çevresinin Osmanlı İmparatorluğu'nun kurulduğu topraklar olması sebebiyle önem arz ettiği ve burada yer alan yapıların dini ve sivil mimari örneklerin etraflıca incelenmesinin gerekliliği belirtilmiştir.

Bilecik-SöğütMimari eserlerMimari yapı+2
Hakan Karşıyaka
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orhaniye Kışlası

II. Mahmut döneminde yeniçeri ocağının kaldırılması ile birlikte Osmanlı ordusunun teşkilat yapısında değişim ve modernleşme hız kazanmıştır. Teşkilatlanmadaki bu farklılık Osmanlı ordusunun kullandığı diğer yapıları etkilediği gibi barındığı ve eğitim yaptığı kışla yapılarını da etkilemiştir. Bu çalışmada/araştırmada, Osmanlı İmparatorluğu'nun Başkenti ve aynı zamanda Osmanlı ordusunun kalbi/beyni konumunda bulunan İstanbul'da bulunan Osmanlı ordusu için inşa edilmiş kışla yapılarından biri olan Orhaniye Kışlası'nın tarihsel gelişimi sanat tarihi açısından incelenmeye çalışılmıştır. Osmanlı Devleti'nin askeri mimarisinin bir parçası olarak karşımıza çıkan kışla mimarisi; Osmanlı Devleti ilk dönem kışlaları, 18.yüzyıl kışlaları ile 19.yüzyıl ve sonrası askeri yapıları biçimde ayrılarak incelenmiştir. Gelişen Osmanlı ordusunun ihtiyaçları doğrultusunda kışlaların bünyesinde barındırdığı yapıların çeşitlendiği görülmüştür. Osmanlı ordusu için en önemli askeri yapılardan biri olan kışlalar, özellikle de İstanbul kışlaları yapıldıkları dönemlerin en dikkat çekici yapılarından olmuştur. İstanbul'da bulunan diğer kışlalar hakkında bilgi verilerek Osmanlı ordusunun İstanbul kışlaları hakkında bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu araştırmada, Orhaniye Kışlası ve kışla sınırları içerisinde bulunan ek yapılar sanat tarihi açısından incelenmiştir. Devlet kurumlarında bulunan resmi arşivlerde, kütüphanelerde, şahsi koleksiyonlarda ve bölgede yapılan incelemelerde elde edilen özgün bilgi ve belgeler ışığında sanat tarihi açısından bir değerlendirme yapabilmek mümkün olmuştur. Özgün planlara ve cephe düzenlerine işlev değişikliği veya o günün şartlarının gelişimine uyum sağlama amaçlı müdahaleler de göz önünde bulundurulmuştur. Orhaniye Kışlasının ve ek yapılarının bir kültür varlığı olduğu göz ardı edilmeden sanat tarihi açısından incelenmiştir.

AskeriAskeri binalarKışlalar+4
Oğuzhan Uluman
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XVIII. Yüzyıl Fransız Boğaziçi ressamlarının resimlerinde üslup

İstanbul, ilk önce Doğu Roma İmparatorluğu'na daha sonra Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik yapmış, kuruluşundan itibaren yüzyıllardan beri siyasi, ekonomik, stratejik konumu ve doğal güzellikleriyle her zaman ilgi çeken önemli bir kent olmuştur. Kent doğal güzellikleri ve anıtsal yapılarıyla özellikle Batılıların ilgisini çekmiş, bu nedenle kentte gelmelerine neden olmuştur. Bu kent Batılıların düşlerinde daima yer bulmuş olup özellikle "Boğaziçi" ve diğer mekânları Batı'nın sanatında ilk günden beri önemli yer tutmuştur. 1453'te Türkler tarafından fethinden sonra, kente birçok Batılı ressam, gezgin, tüccar gelmiş olup kendilerine farklı bir kültür olan Osmanlıları ve İstanbul'u konu alan seyahatnameler yazmışlardır. Kente gelenler seyahatnamelerinde ve koleksiyonlarında, kenti birçok açıdan yansıtan resimlerini yapmışlardır. Osmanlı ile Batı ülkeleri arasında başlayan diplomatik ilişkiler, ticari imtiyazlar nedeniyle Batılı elçiler yanlarında ressamlar bulundurarak İstanbul'un güzelliklerini görselleştirmeye aracılık etmişlerdir. XVIII. yüzyıla kadar belli ülkelere tanınan ticari imtiyazlarla çok az ressam İstanbul'a gelirken, bu yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu Batı'ya yönelince birçok ülkeyle özellikle Fransa ile artan diplomatik ilişkiler sayesinde İstanbul'da daimi elçilikler açılmıştır. Bu dönemde Avrupa başkentlerine yollanan elçiler sayesinde Avrupa'da kültür ve sanat ortamında bir "Turqueri Modası" oluşmuştur. Bununda etkisiyle bu yüzyıl boyunca elçiler beraberinde getirdikleri ressamlarla Beyoğlu'nda kozmopolit bir kültür ortamı oluşmuştur. Bu yüzyılda elçilik çevresinde çalışan bir grup ressam, A. Boppe'nin tanımıyla "Boğaziçi Ressamları" olarak bilinmekte olup egzotizmin ilk temsilcileri olarak kabul edilmektedirler. Tabloları değerlendirilen yedi Fransız Boğaziçi ressam, konu bakımından benzer resimler yapmış olup ele aldıkları konuları kişisel bakış açılarına ve üsluplarına göre betimlemişlerdir. Bu ressamlar, Batılılaşmaya başlayan Osmanlı İstanbul'unun mimarisini, doğasını, kültürünü, modasını, insan tipini ve özel giysilerini tüm yönleriyle günümüze aktaran birer temsilcisi gibidirler.

18. yüzyılEgzotizmElçiler+7
Soner Topal
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı'da misyonerliğin mimariye yansımaları: Tanzimat sonrası merkezi Türkiye Misyonu kapsamında misyoner ve gayrimüslim okulları

Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat ve Islahat Fermanlarının ilanı sonrasında gayrimüslim cemaatlere kendi okullarını açabilme izni verilmiştir. Bu düzenleme, aynı zamanda yabancı devletlerin Osmanlı topraklarında eğitim kurumu açmasını sağlamıştır. Osmanlı Devleti'nin kendi modern okullarını hızla kurumsal hale getirememesi, yabancı okulların yaygınlaşmasının ve bu okullarda yürütülen misyonerlik çalışmalarının önünü açmıştır. 19. yüzyılda ön plana çıkan Protestan Amerikan misyonerleri, Anadolu'yu Batı Türkiye Misyonu, Doğu Türkiye Misyonu ve Merkezi Türkiye Misyonu olarak üç farklı misyon bölgesine ayırmıştır. Bu tez çalışmasının ana konusunu oluşturan Merkezi Türkiye Misyonu; Mersin, Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Osmaniye, Kilis ve Hatay illerini kapsamaktadır. Bu bölge dâhilinde büyük dünya devletleri tarafından kurulmuş eğitim kurumları sanat ve mimarlık tarihi kapsamında ayrıntılı olarak incelenmiştir. Ayrıca gayrimüslim cemaatler, bu konudan bağımsız düşünülemeyeceği için bölge dâhilindeki gayrimüslim okulları da çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu araştırmada, Merkezi Türkiye Misyon alanında kurulan misyoner ve gayrimüslim cemaat okulları, çalışma alanı dışındaki okullarla mukayese edilerek değerlendirilmiştir. Okulların konum ve mimari bakımdan bazı ortak özelliklere ve farklılıklara sahip olduğu belirlenmiştir. Yabancı devletlerin, kendi ülkelerindeki mimari anlayışı Anadolu'da devam ettirdiği ve bunun yanı sıra okul tasarımında bazı yerel unsurlara da yer verdiği tespit edilmiştir. Misyoner ve gayrimüslim okullarının sanat ve mimarlık tarihi disipliniyle incelendiği bu çalışmanın, literatüre önemli ve özgün katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.

Gayrimüslim okullarıMimariMimari özellikler+7
Servet Özkan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yağlıboya tablolarda Osmanlı savaşları (14.-17. yüzyıl)

Siyasî, ekonomik ve toplumsal örgütlenmeye dayalı askerî karakterli bir niteliğe sahip olan Osmanlı Devleti, kuruluşundan yıkılışına dek farklı medeniyetlerle etkileşime geçmenin bir sonucu olarak yıllar boyunca gerçekleştirilen savaşlarla adını duyurmuştur. Türk askerî tarihinde önemli bir yer oluşturan bu savaşlar, uzun yıllar düşmanlara karşı verilen mücadelelerin bir göstergesi olmuştur. Bunlar bazen galibiyet, bazen de mağlubiyetle sonuçlanmış, Osmanlı Devleti'ni 14. yüzyıldan 17. yüzyılın sonlarına dek dünya tarihine yön veren büyük bir güç haline getirmiştir. Bunun en güzel yansımasını da zafer ve yenilgilerin tuvallerdeki temsili olan savaş konulu yağlıboya tablolar üzerinde görmek mümkündür. Çünkü resim, tarihi geçmişi belgeleyen önemli bir araçtır. Dolayısıyla askerî anlamdaki anlatıları görsel dile aktaran bu eserler, savaş konulu sahnelerin gelişimiyle paralellik gösterdiği için bunların ayrıntılı biçimde incelenmesi oldukça önemlidir. Kuruluşundan 1699 yılına kadar olan süreçte, Osmanlı tarihine damgasını vuran savaşların, Batılı ve Türk ressamların yağlıboya tabloları üzerinden irdelendiği bu tez çalışmasında, tespit edilen savaş sahneleri tarihsel gelişime uygun olarak kronolojik bir sırayla ele alınmıştır. Buna göre vakayinameler vasıtasıyla metin-resim ilişkisi kurulmuş, eserlerin üslup ve ikonografik özelliklerine değinilerek, bunların tarih resmi geleneğine olan katkıları belirlenmiştir. Bu gelişmeler ışığında Osmanlı savaş tablolarının görsel bir belge olarak nitelendirilmesi hususundaki olanakları, yeni görüşler doğrultusunda değerlendirilirken elde edilen sonuçlar savaş konulu resimler üzerinden paylaşılmıştır.

Osmanlı DevletiOsmanlılarResim sanatı+4
Rumeysa Işık Yayla
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş Türk resminde bir naif ressam: Oya Katoğlu

Bu tezin konusunu çağdaş Türk resminde kendine has üslubu ve anlatım diliyle, çalışmaları dikkat çeken ressamlardan biri olan Oya Katoğlu'nun eserleri ve üslubu oluşturmaktadır. Küçük yaşlardan itibaren sanatla iç içe bir ortamda yetişen Katoğlu, babası ressam Turgut Zaim'den dersler alarak resme başlamıştır. Sanatçının üslubunu oluşturmasında babasının büyük katkıları olmuştur. Oya Katoğlu ile Turgut Zaim'in üslup ve konu bakımdan benzerliklerini, farklılıklarını ele alan detaylı bir araştırma olmaması da araştırmamız için bir diğer önemli noktadır. Yoğun bir gözlem gücüne sahip olan sanatçı naif üsluplu eserlerini, titiz bir fırça işçiliği, renk armonisi, özgün bir figür anlayışı ve folklorik ögelerle güçlendirmiştir. Sanatçının kompozisyonlarında hiçbir yabancı unsura yer vermemesi, eserlerinde kendi resim dünyasını oluşturması Türk resim sanatı tarihinde ayrı bir öneme sahiptir. Sanatçının resimleri incelendiğinde Anadolu yaşamı, pazar yerleri, şehirler, pencereler ve kadın temalarından oluşan pek çok farklı konulara değindiği görülmektedir. Katoğlu'nun resimlerindeki konu ve üslubu, çağdaşlarıyla birlikte kıyaslayan yazılar yok denilebilecek kadar azdır. Bu çalışmada Katoğlu'nun sanat anlayışı, üslubu ve konuları resimler üzerinden ve çağdaşlarıyla kıyaslanarak incelenmiştir. Oya Katoğlu kariyeri boyunca çok yönlü çalışmalara imza atmıştır. Sanatçının tuval resimleri dışında gerçekleştirdiği kitap resimleri, özel tasarım porselen tabak bezemeleri, afiş tasarımları, mezar taşı desenleri ve özgün baskı çalışmaları da incelenmiştir. Bununla birlikte Oya Katoğlu'nun çağdaş Türk resmi ve Avrupa naifleri içerisindeki yeri tartışılıp, sanatçının hiçbir zaman eserlerinde fantastik ögelere yer vermediği tespit edilmiştir. Sanatçı diğer naiflere oranla kompozisyonlarında minyatür tekniğine ve figüratif özelliklere daha fazla başvurmuştur. Oya Katoğlu, ulusal ve uluslararası kazanmış olduğu ödüllerle çağdaş Türk resminde önemli bir yere sahiptir.

Katoğlu, OyaNaif sanatResim sanatı+2
Gizem Nur Kaymakçı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Göktürk dönemi eserlerinde giyim aksesuarları

Araştırmanın konusunu, Göktürk dönemi eserlerine işlenen küpe, kolye, taç, kemer, vb. giyim aksesuarları oluşturmaktadır. Bu bağlamda Birinci Bölümde sanat eserlerinin üretildiği dönemin coğrafi, tarihi, dini ve sosyoekonomik arka planı hakkında bilgilere yer verilmiştir. İkinci Bölüm İslamiyet öncesinde varlık gösteren Türklerin giyim-kuşamı ile aksesuar kullanımına genel birbbakış ile Göktürk dönemi aksesuarlarını tanımlayan başlıklar halinde devam etmiş; Üçüncü Bölümde ise dönem eserlerinde kullanılan giyim aksesuarları, seçilmiş örnekler üzerinden hazırlanan katalogda ele alınmıştır. Dördüncü bölüm, tarihsel süreçte kullanılan aksesuarların karşılaştırmalı analizini içerir. Son kısmında ise tez verilerinin analiz edilmesi sonucu ulaşılan sonuçlar sunulmuştur. Tezde kullanılan birincil kaynaklar; yazılı dönem kaynakları ve müzelerde sergilenen veya sahada insitu olarak bulunan arkeolojik eserlerdir. İkincil kaynaklar arasında makaleler, kitaplar, kitap bölümleri,kazı ve yüzey araştırma raporları gibi çeşitli yayınlar yer alır. Birinci bölümde kullanılan kaynaklar Türkçe, İngilizce ve tercüme edilmiş Çince belgeler iken ikinci bölümde arkeolojik veri sunması açısından Türkçe, Rusça ve Orta Asya'nın diğer Türk dilleri ile yazılmış olanlardır. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan giysi aksesuarlarının motif ve tasarım gibi üslup özellikleri sunularak, AutoCAD çizimlerine yer verilmiştir. Göktürk dönemi eserlerinde görülen giysi aksesuarlarının, farklı coğrafyalarda gerçekleştirilen arkeolojik kazılar sonucu ele geçen buluntular arasındaki benzerlikler, başta el sanatları olmak üzere yaşamın her alanında ortak ve yaygın bir modanın varlığını ortaya koymaktadır.

AksesuarEl sanatlarıGiyim aksesuarları+3
Aslıhan Erdoğan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Trakya Bölgesi I. Ulusal Mimarlık Dönemi yapıları (Edirne, Tekirdağ, Kırklareli)

Osmanlı İmparatorluğu 17. yüzyılın sonlarından itibaren Batılılaşma sürecine girmiştir. Söz konusu Batılılaşma hareketleri Osmanlı'yı hemen her konuda olduğu gibi özellikle mimari alanda da etkilemiştir. 18 yüzyılda Osmanlı'da, Batı temelli Neoklasik üslup dini ve sivil mimaride yaygınlaşmaya başlamıştır. 19. yüzyılda, Hassa Mimarlar Ocağı'nın etkisini kaybetmesi, levanten grup ile yabancı mimarların giderek yapı işlerinde söz sahibi olduğu ve nitelikli yerli mimarların yeteri kadar yetişmediği görülmektedir. Bu etkenlerden dolayı 19. yüzyıl sonlarına doğru Osmanlı mimarisi Avrupa etkili mimari üslupların etkisinde kalmıştır. Aynı dönemde Avrupa'da artış gösteren Milliyetçilik akımının etkisi mimari alanda Neoklasik, Neogotik, Neorönesans gibi üslupların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aynı durum Osmanlı'da da yaşanmış, Batı etkili klasisizm anlayışında mimari yapılar yapılmıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Jön Türkler ve daha sonrasında İttihat ve Terakki Cemiyeti gibi grupların çalışmaları ile Milliyetçilik ideolojisi ağır basmaya başlamıştır. Bu dönemde yetişen mimarların da bu ideolojiye uygun şekilde ilerlemeleri Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi'nin (1908-1930) ortaya çıkmasına neden olmuştur. Mimar Kemaleddin ve Mimar Vedat Tek önderliğinde başlamış olan bu mimari süreç, Osmanlı mimarisinde yer alan Avrupa temelli mimari üsluplara karşı çıkarak, Osmanlı ve Selçuklu dönemi mimarisinin klasik unsurlarını yeni dönem mimari yapılarda ele almayı amaç edinmişlerdir. Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi, Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarını ve Cumhuriyet Dönemi'nin ilk yıllarında etkisini göstermiştir. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirde bu üslup kapsamında önemli yapılar üretilmiştir. Dönemin mimari üslubu özellikle kamu ve resmi yapılarda kendine yer bulmuş, dini mimaride ise örnekler az sayıda da olsa yapılmıştır. Benzer şekilde Trakya Bölgesi'nde de önemli kamu yapılarının inşa edilmiş olduğunu görmekteyiz. Bu bağlamda Trakya Bölgesi'nde yer alan dönemin mimari üslup özelliklerini yansıtan yapıların ortaya çıkarılması amaçlanmıştır.

Birinci Ulusal Mimarlık DönemiEdirneKırklareli+5
Atakan Balcı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ürdün'deki Emevi Çöl Saraylarında fresk ve mozaik süsleme

Bu tez çalışmasında, Emeviler Dönemi'ne ait Kusayr Amra, Kasr Al Hallabat, Kasr Al Kastal (Doğu) ve Batı Kastal saraylarının fresk ve mozaik süslemeleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Her iki duvar süsleme tekniği hakkında bilgiler verilmiş olup, sarayların süslemelerinde hangi tekniklerin kullanıldığına değinilmiştir. Bu dört sarayın süslemelerinden yola çıkarak Emeviler Dönemi süsleme sanatı hakkında genel bir bilgi ortaya konulması amaçlanmıştır. Emeviler Dönemi'ne ait fresk ve mozaik süslemeleri, Roma ve Bizans Dönemleri başta olmak üzere, daha erken dönemlere tarihlenen fresk ve mozaik süslemeler ile mukayese edilmiş, resimlerin benzer ve farklı yönleri açıklanmıştır. Erken dönemlere ait süsleme üsluplarının sarayların süslemeleri üzerindeki etkileri ortaya konulmuştur. Sarayların süslemelerinde özellikle işlenen konu bakımından erken dönemlerin süslemeleri ile olan benzerlikler dikkat çekmektedir. Ancak bununla birlikte, Emevi çöl saraylarının süsleme sanatçıları erken dönemler ile benzerlik arz eden temaları Emeviler Dönemi'ne uyarlamışlardır. Süslemelerdeki av sahnelerinde, yaşam alanı Ürdün Bölgesi olan yabani zebra figürünün resmedilmiş olması bunun en iyi örneklerinden biridir. Diğer taraftan, özellikle Kusayr Amra Sarayı başta olmak üzere saraylarda orijinal resimler bulunmuştur. Kusayr Amra Sarayı fresk süslemelerinde ortaya çıkarılan, Altı Kral, planetaryum ve zanaatkar sahnelerinin benzerleri geçmiş dönemlerde bulunamamıştır. Konu ve işleniş bakımından muadili bulunmayan bu eserler sanat tarihi için büyük bir önem ifade etmektedir. Sarayların süslemelerindeki bitkisel ve geometrik motifler, insan ve hayvan figürleri, yazıtlar ve mitolojik unsurların ele alındığı bu tez çalışmasında, Ürdün çöllerindeki saray süslemeleri hakkında okuyucuda genel bir kanı oluşturulması ve saraylarda bulunan nadide eserlerin öneminin açığa vurulmasını amaçlanmıştır.

EmevilerEmeviler DönemiFreskler+6
Saja Mohammad Abdullah Al Deırı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Arşiv belgeleri ışığında Sadrazam Rüstem Paşa'nın Anadolu'daki imar faaliyetleri

Osmanlı Devleti'nin siyasi, askeri, kültürel ve ekonomik alanlarda gücünün zirvesine ulaştığı Kanuni Sultan Süleyman dönemi, imparatorluğun "altın çağı" olarak kabul edilir. Bu süreçte, 15 yıla yakın bir süre sadrazamlık makamında bulunan Rüstem Paşa; başarılı devlet adamlığının yanında, Anadolu'nun dört bir tarafında; Trakya, Balkanlar ve Ortadoğu'da inşa ettirdiği dini-sosyal yapılar ile imparatorluğun pek çok yerinin imarına, doğrudan veya dolaylı olarak katkıda bulunmuş, Türk mimarisine çok değerli eserler kazandıran önemli bir bâni ve yapı patronudur. Tarihi kaynaklar, Rüstem Paşa'nın inşa ettirdiği eserlerin günümüze ulaşabilenlerden kat be kat fazla olduğunu gösterse de şimdiye kadar mimari etkinliğinin topluca ele alındığı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle Rüstem Paşa'nın imar faaliyetlerinin detaylı bir incelemeye tabi tutularak tam olarak tespit edilebilmesi, kendisinin ve inşa ettirdiği eserlerin Türk Mimari tarihi içerisindeki değerinin belirlenebilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışma ile Osmanlı dönemi arşiv kaynakları temel alınarak, Rüstem Paşa'nın vücuda getirdiği mimari eserlerin mümkün olduğunca eksiksiz tespit edilerek günümüze kadar olan tarihi süreçleri irdelenmiştir. Günümüze ulaşan eserler yerinde incelenmiş ve konu ile ilgili arşiv kaynakları derlenerek, zaman içinde geçirdiği değişimler; yapıların mimarisi üzerindeki etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Günümüze ulaşamayan eserlerin plan ve mimari özellikleri ile ortadan kalkmasına sebep olan etkenler araştırılmış, böylelikle Rüstem Paşa'nın gerçekleştirdiği yapı faaliyetlerinin, Osmanlı kentlerinin imarı ve gelişimi üzerindeki katkısıve Osmanlı mimarisindeki yeri değerlendirilmiştir.

Murat Alkan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep geleneksel Osmanlı Dönemi çarşı örnekleri ışığında Osmanlı Dönemi ticaret anlayışı

Han, Kervansaray, Arasta, Bedesten ve Çarşı yapıları Osmanlıların tarihi ticaret mekânlarındandır. Osmanlılar ticareti ilk dönemlerde çok önemsemeseler de Sultan II. Bayezid'in Akdeniz Bölgesi'nde ticaret için önemli limanların olduğu Antalya ve Alanya'yı ele geçirmesiyle beraber bu durum değişim göstermiş ve Osmanlılar artık ticari alanda varlık göstermeye başlardı. 16. yüzyıla gelindiğinde ticaret yolları üzerinde kurulmuş olması ve önemli noktaları ele geçirmesiyle beraber ticaretteki üstünlükleri gözle görülür bir seviyede artış göstermiştir. Şehre gelen tüccarların ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, mallarını güvenle saklayıp istirahat edebilecekleri ve hayvanların dinlenebilmeleri için menzil noktalarına hanlar ve kervansaraylar inşa edilmiştir. Kervansaraylar ilk yapıldığı zamanlar da savaşlar için kullanılırdı ama zamanla ticaret için kullanılmaya da başlanılmıştı. Osmanlı hükümdarları fethettikleri bölgelere yaptıkları ilk icraatları camiler yapmak ve esnaf-ahi (Ahilik) teşkilatlarının temeli olan Lonca Teşkilatlarını kurarak halkını yerleştirip kendi kültürlerini ve dinlerini yayabilmek olmuştur. Bu durum Osmanlıların hoşgörü politikası olarak bilinir ve farklı dinlere mensup insanlarla sorunsuz bir arada yaşamalarının sebebi olarak gösterilebilir. Bu tez çalışmasında Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep kentlerinde bulunan Diyarbakır Kuyumcular Çarşısı, Gaziantep Bakırcılar Çarşısı, Şanlıurfa Bakırcılar Çarşısı ve Şanlıurfa Ayakkabıcılar Çarşısı örnekleri incelenmiştir. Çalışmanın amacı bu çarşıların mimari özelliklerini sunmak ve bu örnekler üzerinden Osmanlı Devleti'nin ticaret anlayışını aktarmaktır.

BedestenlerHanlarOsmanlılar+2
Emine Gündem
Batman University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batman müzesinde bulunan Osmanlı dönemi sikkeler

Paranın ve sikkelerin icadından önce insanlar, ihtiyaçlarını karşılamak için takas yöntemiyle mal değişimi yapmaktaydılar. Ancak para ve sikkelerin kullanıma girmesiyle birlikte, bu yeni ödeme aracı ticaretin daha düzenli hale gelmesini sağlamış ve alışverişi kolaylaştırmıştır. Sikkeler, üzerlerinde taşıdıkları bilgiler sayesinde, devletler hakkında önemli veriler sunar. Hükümdarların tahta çıkış yılları, sikkelerin basıldığı yerler ve tarihler gibi detaylar, tarihsel araştırmalar için değerli bir kaynak oluşturur. Bu sikkeler aynı zamanda devletlerin fetihleri, ekonomik durumları ve sosyal yapıları hakkında da bilgi edinmemizi sağlar. Günümüzde, müzelerde sergilenen ve arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkarılan sikkelerin incelenmesiyle, geçmişteki uygarlıklar ve bunların basmış oldukları sikkeler hakkında daha fazla bilgi edinmemize yardımcı olmaktadır. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu gibi geniş topraklara sahip bir devletin sikkelerinin incelenmesi, sadece Osmanlı tarihi değil, aynı zamanda dünya tarihi açısından da büyük bir önem taşır. Bu çalışmada, sikkelerin evrimi ve üretim tekniklerine değinilmiş, Osmanlı öncesi sikkeler kısaca ele alınmıştır. Ayrıca Osmanlı sikkelerinin malzeme türü, birimi, darphaneleri ve içerdiği terimler detaylı olarak sunulmuştur. Batman Müzesi envanterindeki Osmanlı sikkeleri arasında yer alan 40 sikke, dönemi, basım tarihi ve yeri, üzerindeki yazılar ve süslemeler açısından incelenerek değerlendirilmiştir.

Osmanlı DevletiSanat tarihiSikke
Mehmet Nezir Arı
Batman University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

PTT Pul Müzesinde yer alan tasvirli Osmanlı posta pullarının sanat tarihi çerçevesinde değerlendirilmesi

Pul, posta ücretinin ödendiğini göstermek amacıyla kullanılan, bir yüzü yapışkanlı, diğer yüzü ise genellikle resim ve yazılarla süslenmiş bir kâğıt etikettir. Bu işlevsel obje, posta gönderilerini ücretlendirme amacıyla tarihte ilk kez 6 Mayıs 1840 tarihinde Birleşik Krallık'ta kullanılmaya başlanmıştır. İlk posta pulu, 1 Mayıs 1840 tarihinde basılan ve üzerinde genç Kraliçe Victoria'nın resmini taşıyan, "Penny Black" adıyla bilinen puldur. Türkiye'de posta pullarının kullanımı Osmanlı İmparatorluğu dönemine uzanmaktadır. İlk Osmanlı pulları, Sultan Abdülaziz döneminde, 1 Ocak 1863 tarihinde çıkarılmış ve "Birinci Emisyon Tuğralı Pullar" olarak adlandırılmıştır. Bu pullar, Darphane-i Âmire'de taş baskı (litografi) tekniğiyle üretilmiş, elle boyanarak zamklanmıştır. İlk Türk posta pulları olarak kabul edilen bu eserlerin, üç ayrı emisyonu bulunmakta olup, dönemin teknolojik imkanları doğrultusunda son derece dikkatlice tasarlanmış ve üretilmiştir. Pul, yalnızca bir iletişim ve haberleşme aracı olarak kalmamış, aynı zamanda dünyadaki ücretlendirme sisteminin en zarif örneklerinden biri haline gelmiştir. Pul, üretildiği toplumun kültürünü, geleneklerini, siyasi yapısını ve tarih boyunca geçirdiği değişimleri yansıtan bir sanat objesi olarak da önem kazanmıştır. Bu estetik ve tarihsel değeri dolayısıyla, posta pullarını, onlara eşlik eden zarfları ve benzeri nesneleri toplama eylemi zamanla bir hobiye dönüşmüş, bu hobi ise "pul koleksiyonculuğu" veya "filateli" adını almıştır. Pul koleksiyonculuğu yapan kişilere ise "filatelist" denilmektedir. Pul, dünyada dolaşımı olan hem en küçük hem de en etkileyici obje olarak kabul edilmektedir. Bu, pulların zaman içinde nasıl eşsiz birer sanat eserine dönüştüğünü ve tasarlanırken estetik kaygılarla ele alındığını da ortaya koymaktadır. Ancak, pul görsellerinin Sanat Tarihi perspektifinden ele alınması ve tasvir edilmesi gibi bir çalışma, bugüne kadar kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilmemiştir. Bu bağlamda, çalışmamızın amacı, Osmanlı Dönemi tasvirli posta pullarını Sanat Tarihi disiplini çerçevesinde incelemektir. Çalışma kapsamında, PTT Pul Müzesi'nde sergilenen Osmanlı dönemi pullarının süsleme öğeleri, Sanat Tarihçisi bakış açısıyla ve tasvirleme yöntemleri kullanılarak açıklanacaktır. Bunun yanı sıra, söz konusu pulların tarihçesi, terminolojisi, baskı teknikleri, tasarımcıları ve dönemin kültürel bağlamı hakkında da bilgi sunulacaktır. Bu değerlendirme, sınırlı bir yetkinlik alanı içinde yapılacak olup, bu durum çalışmanın kapsamını ve sonuçlarını anlamada göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışma, Osmanlı dönemi tasvirli posta pullarının estetik ve tarihsel değerini Sanat Tarihi perspektifinden ele alarak, pul tasarımında kullanılan süsleme öğelerini ve bu öğelerin dönemin kültürel yapısıyla olan ilişkisini derinlemesine incelemeyi hedeflemektedir.

Nurgül Aktaş
Batman University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hasankeyf Müzesi'nde bulunan etnografik madeni eserler

Anadolu'nun geleneksel kültürünü yansıtması ve dönemin sanatsal üslubu hakkında bizlere bilgi veren el sanatları bölge geçmişi ve günümüz durumu hakkında bağlantı oluşturabilmemiz açısından önemlidir. El sanatlarının bir dalı olarak değerlendirilen maden sanatı ise Anadolu'nun çeşitli yörelerinde bulunan müze ve koleksiyonlarında sergilenen eserlerden de anlayabileceğimiz üzere bu topraklarda deşiğim ve gelişim geçirerek tarihsel süreçte çeşitlenmiştir. Batman il sınırları içerisinde yer alan Hasankeyf stratejik konumu itibariyle birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış önemli bir tarihi yerleşim alanıdır. Tarih öncesi dönemlerden beri uygarlıkların tercih ettiği bölge İslami dönemi devletleri arasında da sıklıkla el değiştirmiş daha sonra Osmanlının hakimiyetine geçmiştir. Tarihsel süreçte yaşanan çeşitli uygarlıkların iskanıyla bölgede taşınmaz kültür varlıklarından ziyade bölgenin el sanatları alanında da gelişmiş bir seviyeye ulaştığını müze de sergilenen birçok eserde de görmekteyiz. Hasankeyf Müzesi'nde bir grup etnografik madeni eser üzerine yapmış olduğumuz bu çalışmada incelenen örneklerin yapımında kullanılan malzeme, yapım tekniği, süsleme tekniği ve süsleme türleri gibi özellikleri detaylıca incelenmiş, üzerinde tarih ibaresi bulunan eserlerin çevirileri yapılmış, tarih ve kitabesi bulunmayan eserler ise form, biçim özellikleri dikkate alınarak benzer müze ve koleksiyon eserler ile karşılaştırılıp dönem varsayımı yapılarak dönemin kültür ve sanat anlayışı ortaya konmaya çalışılmıştır.

Reyhan Öztürker
Batman University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Somut olmayan kültürel miras ögelerimizden yöresel müzik; Mardin ili örneği

Bu tez, Mardin ilinde somut olmayan kültürel mirasın önemli unsurlarından biri olarak yöresel müzik geleneğini ele almaktadır. Bölgenin çokkültürlü toplumsal yapısı, müzik pratiğini etnik, dinsel ve mekânsal boyutlarla zenginleştirerek özgün bir repertuvar sunmuştur. Araştırma, hem arşivsel ses kayıtları ve fotoğraf belgeleri hem de etnografik saha çalışmaları ve sözlü tarih görüşmeleri kullanılarak disiplinler arası bir çerçevede yürütülmüştür. Merkez ve kırsal alanlar arasındaki icra pratiklerindeki farklılıklar, enstrümantal kompozisyon çeşitliliği ve sözlü kültür aktarım mekanizmaları detaylı şekilde analiz edilmiştir. Çalışma, Süryani kilise ezgileri, Arapça mevlid pratikleri, Kürt dengbejlik geleneği ve Türk halk müziği unsurlarının karşılıklı etkileşiminden doğan melez yapıyı ortaya koymuştur. Mekânsal yönelim açısından kentsel mekânlarda sahne odaklı orkestrasyon ile kırsal alanda işlevsel ritüellerde kullanılan anonim tellerin farklı işlevleri tespit edilmiştir. Ayrıca kuşaklar arası aktarımda ustadan çırağa sözlü-işitsel meşk geleneğinin, dijital arşivleme ve kurumsal eğitim inisiyatifleriyle nasıl desteklendiği irdelenmiştir. Bulgular, Mardin müziğinin yalnızca estetik bir form değil; toplumsal hafıza, kimlik inşası ve kültürel sürekliliğin temel dinamiği olduğunu göstermektedir. Son bölümde koruma stratejileri, dijital arşivleme, müfredat entegrasyonu ve uluslararası adaylık girişimleri gibi sürdürülebilirlik önerilerine yer verilmiştir

Dini müzikEtnik müzikMardin+4
Hilal Erman
Batman University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyarbakır ve Şanlıurfa illerinde bulunan kiliseden camiye çevrilmiş yapılar

ÖZET Mezopotamya ile Anadolu kültür ve geleneklerinin geçiş bölgeleri üzerinde yer alan illerimizden Diyarbakır ve Şanlıurfa'da çeşitli dönemlere ait birçok mimarı yapı bulunmaktadır. Bu iki şehrimizin merkez ve çevrelerinde Mitaniler, Mervaniler, İnanoğulları, Nisanoğulları, Eyyubiler, Abbasiler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Akkoyunlular, Osmanlılar, Zengiler, Artuklular, İlhanlılar, Memlüklüler, Dulkadıroğulları, Safeviler ve Ermeniler gibi birçok büyük devlet ve uygarlıktan kalan taşınır ve taşınmaz kültür varlıkları mevcuttur. Bu devlet ve uygarlıklardan günümüze kalan yapılardan bazıları insanların ihtiyaçları, dini ideolojileri, yaşam felsefeleri, gelenek ve görenekleri baz alınarak değişikliklere uğramışlardır. Bu değişiklikler günümüzde kimi yapılarda tamamı ile kendini göstermekteyken kimi yapılarda ise eski bir yapının üzerine inşa edilmiş ya da eski bir yapının başka bir yapıya dönüştürülmesi sonucu kendini göstermektedir. Biz ise yaptığımız araştırmada bu tür yapılara örnek oluşturabilecek taşınmaz kültür varlıklarımızdan kiliseden camiye dönüştürülen ve birçok medeniyetin, uygarlığın, devletin dini sembolü olmuş, dini inançlar açısından büyük bir önem arz eden, Diyarbakır ve Şanlıurfa illerimizde bulunan altı camimizi ele alarak, her an gelişmekte ve değişmekte olan dünya şartlarının yapılar üzerinde yarattığı değişimlere değinerek bu yapı türlerinin önemini öne çıkarmaktayız.

Dilek Uzkan
Batman University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şırnak ili köprüleri

Tezin amacı, Şırnak İli sınırları içerisinde yer alan tarihi köprülere ilişkin mevcut bilgileri kritik bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmek ve saha incelemesine dayalı yeni verilerle revize etmektir. Bu tez araştırmasında, Şırnak ili sınırlarındaki tarihi köprülerin mimari ve tarihsel özelliklerini sistematik bir yaklaşımla incelemek üzere kapsamlı bir yöntem benimsenmiştir. Çalışma öncelikle konuyla ilgili mevcut literatürün detaylı şekilde taranmasıyla başlamıştır. Akademik yayınlar, arşiv belgeleri ve disiplinlerarası kaynaklar incelenerek köprülerin dönemsel özellikleri hakkında temel bir bilgi birikimi oluşturulmuştur. Ardından, saha çalışmaları kapsamında ulaşılabilir tüm köprüler yerinde ziyaret edilerek fotogrametrik belgeleme, mimari çizimler ve ölçümler yapılmıştır. Toplanan veriler, karşılaştırmalı mimari değerlendirmeler ışığında yorumlanmış, aynı dönemde inşa edilen diğer bölge köprüleriyle benzerlik ve farklılıkları ortaya konularak Şırnak köprülerinin mimari kimliği bilimsel bir temelde yeniden değerlendirilmiştir. Bu çok aşamalı yöntemle, hem teorik bilgilerin hem de somut saha verilerinin bütünleştirilmesiyle konuya bütüncül bir bakış açısı getirilmeye çalışılmıştır. Şırnak İli, özellikle Dicle Nehri ve kolları üzerinde yer alan, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait tarihi köprülerle öne çıkan zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Bu köprüler, bölgenin coğrafi yapısı ve ticaret yollarıyla bağlantılı olarak inşa edilmiş olup, dönemin mühendislik ve mimari becerilerini yansıtmaktadır. Şırnak İli'ndeki tarihi köprülerin inşasında genellikle kesme taş ve moloz dolgu malzemeleri kullanılmış olup, bu malzeme seçimi dönemin mimari tekniklerini ve bölgenin coğrafi koşullarına uyum sağlama gerekliliğini yansıtmaktadır. Kemer formları açısından, Selçuklu Dönemi köprülerinde sivri ve yuvarlak kemerler öne çıkarken, Osmanlı Dönemi'nde daha sade ve işlevsel tasarımlar tercih edilmiştir. Bu köprüler, nehir geçişlerini kolaylaştıran yapılar olmanın yanı sıra daha çok yerel bir geçiş noktası olarak işlevlerini yerine getirebilecekleri güzergahlar üzerinde inşa edilmişlerdir. Bu nedenle, hem ulaşım ağının önemli bir parçası olmuşlar, hem de dönemin ekonomik gücünün birer göstergesi niteliği taşımışlardır. Tez araştırması sonucunda, Şırnak ilinde, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 11 adet tarihi köprü olduğu görülmüştür. Selçuklu Dönemi köprülerinden Yafes Köprüsü, beş gözlü ve sivri kemerli olup günümüze ayakları ve ortadaki kemer gözü ulaşmıştır; eğimli bir güzergahta yer almaktadır. Yafes köprüsü günümüzde Suriye sınırlarında kalmıştır. Aynı döneme ait Deşt Köprüsü ise altı gözlü ve yuvarlak kemerlidir, ancak restorasyon çalışmaları nedeniyle özgün yapısını büyük ölçüde kaybetmiştir. Hafif eğimli bir yolda konumlanan bu köprünün yanı sıra, yine 12. yüzyılda inşa edilen Saklan Köprüsü dört gözlü olup kemer tipi bilinmemektedir; günümüzde sadece ayakları kalmıştır. Cem'a (Birlik) Köyü Taş Köprüsü ise tek gözlü ve yolu eğimlidir. Ne var ki bu köprünün kemer bölümü tamamen yıkılmış olup, günümüze sadece iki yakadaki ayaklar ulaşabilmiştir. Cizre ilçesinde Selçuklu Dönemine ait olduğu öngörülen Bozalan Köyü'ndeki Hisar köprüsü'nün alan incelemesi neticesinde iki gözlü olduğu görülmüştür. 16.-17. yüzyıl Osmanlı mimari karakteristiğini yansıtan ve halk arasında Meydan Köprüsü olarak bilinen yapı da sel nedeniyle özgün niteliklerini büyük ölçüde kaybetmiştir. Yapısal incelemeler, yuvarlak formdaki taş ayakların sağlamlığını koruduğunu, ancak üst yapı elemanlarının tahrip olduğunu ve bu kısımların yerel halk tarafından işlevsel amaçlarla yeniden inşa edildiğini ortaya koymaktadır. Bir diğer Osmanlı Dönemi köprülerinden olan Bürücek Köprüsü (16. yy), beş ya da sekiz gözlü olduğu tahmin edilen ve kemer tipi belirsiz olan bir diğer yapıdır; köprünün günümüze yalnızca ayakları ulaşmıştır. Aynı yüzyıla ait Kasrik ve Pavan Köprüleri üç gözlüdür. Ne yazık ki Pavan Köprüsü baraj projesi nedeniyle sular altında kalmıştır. Baraj suları altında kalan bir diğer köprü Beyaz Köprüdür. Beyaz köprü bir Osmanlı eseri olup tek gözlü bir yapıdır. 17. yüzyılda inşa edilen Görümlü Köprüsü ise tek gözlü bir yapı olup restorasyonlar nedeniyle özgün yapısını koruyamamıştır. Bu 11 köprü, dönemlerinin mimari özelliklerini yansıtmalarına rağmen restorasyonlar, doğal şartlar ve insan faaliyetleri nedeniyle büyük ölçüde tahribata uğramış ya da yok olmuştur. Özellikle baraj projeleri, tarihi mirasın sular altında kalmasına yol açarak geri dönüşü zor kayıplara neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Köprü Mimarisi, Osmanlı Köprüleri, Selçuklu Köprüleri, Anadolu Köprüleri, Bizans Köprüleri, Şırnak İli Köprüleri, Şırnak

Sanat tarihi
Muzaffer İştin
Batman University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fransız İhtilali'nin Avrupa resim ve heykel sanatına etkileri

Fransız İhtilali bütün dünyayı derinden etkileyen en büyük sosyal ve siyasi olaylardan birisidir. Bu ihtilal, Avrupa ve dünya için gerçek anlamda değişim, gelişim ve birçok konuda etkileşim gerçekleştiren bir olaydır. Bunu sadece Fransa özeline hapsetmek ise bu olayı fazlasıyla basite indirgemek olur. Diğer ülkelerdeki etkilerini de göz önüne alınca olayın büyüklüğünü anlamak hiç de zor olmayacaktır. Birçok devleti derinden etkilemiş ve bunun sonucunda farklı milletler kendi bağımsızlıklarını ilan etmiş ve bu şekilde günümüze kadar gelmeyi başarmıştır. Elbette bu kadar savaş ve karmaşanın olduğu yerde sanatçılar boş durmamış ve bunu olabildiğince kendi ifade yöntemleri ile dünyaya duyurmuşlardır. Bu durumu kimi zaman bir tablo kimi zaman bir karikatür kimi zaman da bir şiir ve şarkıyla ifade etmişlerdir. Bazen savaşın kanlı yüzü, bazen krala duyulan öfke bazen de eski kahramanlara öykünme gibi bir ruh hali ile eserlerini vermişlerdir. İlk başlarda eskiye yönelme, önemli şahsiyetlerin olaylarını anlatma ruhu ile gelişen Neoklasizm, daha sonra bu hikayesi olan tabloları farklı bir bakış açısı ile anlatmayı seven Romantizm, gerçek dünya algısını da birebir yansıtmak isteyen Realizm ve günlük yaşamın telaşını ve olaylarını yansıtan Empresyonizm, tezimizde yer verdiğimiz birkaç akımdan bazılarıdır. Bunlarla birlikte seçtiğimiz tablolarda daha çok savaş teması kullanıldı. Bunun sebebi ise Fransız İhtilali'nde anlattığımız olayların, tablolarla desteklenmesidir. Örneğin bir "Bastille Baskını" için anlatılan olayı anlatan tabloda olayın ve kahramanların birçoğunu görmek ve hissetmek mümkündür. Bununla birlikte "Belediye Binası Baskını" ile insanların bu düzeni yıkmaya ne kadar kararlı olduğunu anlayabiliriz. Barikatlar dönemini yaşayan insanların aslında ne kadar yoğun bir dönemden geçtiğini ve aslında ihtilalin ne kadar önemli sonuçlar doğurduğunu anlayabiliriz. İhtilalden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır. Aslında yapılan her işin kral ve etrafındakiler için değil, sadece halk için, halkın yararına yapılması gerektiğinin en önemli kanıtlarından bir tanesidir. Bu ihtilal ile asıl güçlünün kim olduğu ve gücün de kimde olduğu anlaşılmıştır.

Fransız İhtilali
Ali Kürkçü
Batman University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şanlıurfa Kalesi 2020-2023 yılı kazılarında ele geçen bir grup tütün lülesi

Lüle, tütün ve benzeri maddelerin içine doldurulup fincan gibi ağzı açık ve yan tarafında deliği bulunan içim aletidir. 17. yüzyılın başında tütün ekiminin Osmanlı topraklarında başlamasıyla lüle vasıtasıyla tütün kahve ile bir arada tüketilmiştir. Çalışmasını tamamladığımız tezde, 2020 yılında Prof. Dr. Gülriz KOZBE tarafından başlatılan Şanlıurfa Kalesi kazılarında çıkarılan bir grup tütün lülesi ele alınmıştır. Kazı çalışmaları halen devam etmekte olup araştırmamız 2020- 2023 yılları arasında ele geçen tütün lüleleri ile sınırlandırılmıştır. Şanlıurfa Kalesi lülelerin tamamı halk tipi lülelerden oluşmaktadır. Çıkarılan 249 adet lüleden parça halde ve tama yakın olanlardan 50 adet lüle çalışmamıza alınmıştır. Lüleler çanak biçimlerine göre basık yuvarlak çanaklı, yuvarlak çanaklı, silindir çanaklı, karinalı çanaklı ve disk çanaklı lüleler olmak üzere beş tip belirlenmiştir. Tütünün Osmanlı'da yaygınlaşması ile tütün içimi için lüle yapımına başlanmış ve atölyeler kurulmuştur. Ancak elimizdeki lülelerin birçoğunda tarih ve usta mührü olmadığı için kesin tarih verilememektedir. Bununla birlikte Şanlıurfa Kalesi lüleleri, hamur rengi, tip ve form özellikleri nedeniyle 17. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasına tarihlenmektedir.

Emrah Çelebi
Batman University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Komnenos Dönemi toplumsal, siyasal ve dini tartışmaların sanata yansıması

İkonaklast dönem, Bizans tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu dönemdensonra Bizans sanatı denetim altına alınır. Kilise dekorasyonlarındaki sahnelerve tasvirler, katı ikonografik kurallarla belirlenir. Hıristiyanlığa aykırı tasvirlerinyapılacağı endişesi, yaratıcılığı ve farklılığı engeller. Onbirinci yüzyılınortalarından itibaren, Bizans?ta görülen entellektüel canlanma ve neoplatoncufikir hareketleri tasvirlerle ilgili endişeleri giderir. Mikhael Psellos gibidüşünürlerin İmparatorluk yönetimiyle yakın ilişkiler kurmaları ve bu şekildeKilise?ye neoplatoncu düşüncenin girişi, Bizans sanatında da bir dönüm noktasıolarak görülebilir. Sanatın seyrinde değişiklik yaratan diğer bir olay da,I.Aleksios döneminde, imge karşıtı Hıristiyan akımların İmparatorluk yönetiminideğiştirecek güce eriştiğinin anlaşılmasıdır. Bu akımların imgelere karşı olmasıve farklı teolojik yorumları, Komnenos döneminde yapılan Kilisedekorasyonlarına da değişikliğe neden olur. Bütün bu etkilere rağmen,Komnenos ailesinin iktidarda olduğu yıllar (1081-1185), sanatta yaratıcılığın vedoğallığın ön planda olduğu bir dönemdir. Bu tez çalışmasında Komnenosdönemi sanatında değişime neden olan toplumsal, siyasal ve teolojik unsurlar,tarihsel süreç içinde incelenmiştir.

Bizans DönemiBizans sanatıKiliseler+5
Zeliha Şenel
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gülşehir Karşı Kilise (St.Jean Kilisesi) ikonografisi

Anadolu'nun ortasında binlerce yıl değişik uygarlıklara ev sahipliği yapan Kapadokya Bölgesi, Bizans İmparatorluğu'nun en önemli ve stratejik bölgelerinden biri olarak günümüzde halen dönemin anıtlarına ev sahipliği yapmaktadır. Kudüs'te doğan Hıristiyanlığın Bizans döneminde Anadolu'da geliştiği ve konsillerle kurallarının belirlenerek olgunluğa ulaştığı da bilinmektedir. Kapadokya Bölgesi, Hıristiyan dini anıtlarıyla bu gelişme dönemine tanıklık etmektedir. XI. yüzyılda Selçuklu Türklerinin Anadolu'ya yerleşmeleri, Konya'yı başkent yaparak bir devlet kurmalarının ardından, 1204 yılında Bizans başkentinin Latinlerin işgaline girmesiyle Anadolu'nun siyasi görüntüsü tamamen değişmiştir. Tam bu dönemde, Selçuklu Devleti hakimiyeti altındaki Kapadokya Bölgesi'nde Hıristiyan toplumun dini ve kültürel faaliyetleri devam etmektedir. X. ve XI. yüzyıllara göre daha az sayıda da olsa kaya oyma kiliseler inşa edilmekte ve duvar resimleriyle süslenmektedir. XIII. yüzyılda Kapadokya Bölgesi'nde Gülşehir (Zoropassos)'de inşa edilen, inşa tarihi apsisine dönemin İznik (Nikaia) İmparatoru Theodor Laskaris'in adıyla birlikte kaydedilen Karşı Kilise (St.Jean Kilisesi)'nin sıra dışı ikonografik programı bu çalışmanın konusudur. İkonografiyi biçimlendiren dönemin insanının ölümden sonrası ile ilgili endişeleri, manevi kurtuluş ve yeniden diriliş umutları, Anadolu'nun XIII. yüzyıldaki karmaşık politik ve dini ortamı, bölge sanatındaki etki çevreleri incelenmiştir.

Duvar resimleriKarşı KiliseKiliseler+2
Fatma Sema Gökcan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kütahya Şeriye Sicil Defterlerine göre domestik kültür, barınma koşulları ve ev iç mekanı bileşenleri (1695- 1902)

Osmanlı Devleti'ndeki konut incelemeleri, ya İstanbul üzerinde yoğunlaşmış ya da anıtsal yapılara yönelmiştir. Sıradan insanları ve orta büyüklükte bir Anadolu kentini incelemek, araştırmacıların pek de ilgisini çekmemiştir. Bu çalışmada ise, dönemin en değerli yazılı kayıtları olan şeriye sicilleri aracılığı ile Kütahya'daki gündelik yaşamın izleri sürülmüştür. Dinsel kökene göre hayatın akışı, çeşitlenmiş komşuluk ilişkileri, kadınların sosyal hayattaki rolleri, mahallelerdeki mülklerin yoğunluğu ve konut stokunun tipolojik değerlendirmeleri araştırılmıştır. Terekeler yardımıyla dini inanışa, cinsiyete ve mahallere göre servet dağılımları irdelenmiş ve toplumsal katmanların gündelik hayatları keşfedilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti adına iki kırılma noktası olan Duraklama Devri ve Tanzimat Fermanı arasında, Kütahya kentinin gündelik hayatının aracılığı ile tüm Anadolu kentlerine örnek oluşturabilecek bir çerçeve altyapı ortaya konulmuştur.

KonutKültürel değişimKütahya+7
Hicran Hanım Halaç
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çorum çeşmeleri

Çorum, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bunun sonucu olarak da bu topraklar üzerinde sayısız kültür mirası bırakılmıştır. Bunlardan kimi günümüze gelebilmiş, kimi de yok olup gitmiştir. Bu mirasın bir parçası olan ve günümüze az da olsa ulaşabilen çeşmeler, tezimizin ana temasını oluşturmaktadır. XVIII., XIX. ve XX. yüzyıllara ait Geç Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde yapılan çeşmelerden Merkez'de 7, İskilip'te 20, Osmancık'ta 3 ve son olarak da Mecitözü'nde 2 çeşme tez kapsamına alınmıştır. Tez kapsamına aldığımız 32 çeşmeden 23'ünde toplam 29 kitabe bulunmaktadır. Kitabeler genel özellikleriyle, alçak kabartma yöntemi ile beyaz mermer üzerine işlenmiştir. İncelenen eserlerden Merkez'de sadece Müftü Pınarı Çeşmesi, Osmancık'ta ise Baltacı Mehmet Paşa Çeşmesi II'nin suyu akmaktadır. İskilip ve Mecitözü'ndeki çeşmelerin tamamının suyu akmaktadır. Ele alınan çeşmelerden Çorum'da bulunanlar sade görünümleriyle dikkat çekmektedir. Fakat İskilip'teki çeşmeler diğer örneklere göre cephe düzenlemeleri bakımından biraz daha hareketli tutulmuş, bunlarda ikili ve üçlü kemer dizilimlerine yer verilmiştir. Çeşmelerin büyük bir kısmı kesme taş malzeme ile yapılmış iken Çorum Merkez'de yer alan çeşmelerde tuğla malzemenin de kullanıldığı görülmektedir. Katalogda çeşmelerin detaylı tanıtımları yapılmış, değerlendirme ve karşılaştırma bölümünde ise bunların ortak özellikleri ve yakın örneklerle mukayeseleri yapılarak sonuca ulaşılmıştır.

Osmanlı mimarisiSu mimarisiTaş süsleme+3
Erdal Okumuş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Side Antik Kentinin Bizans Dönemi dini mimarisi

Bu çalışmada Antalya'nın Manavgat ilçesine bağlı Selimiye beldesinde bulunan antik Side kentindeki Bizans Dönemi Dini mimarisi konu edilmiştir. Antik Dönemden itibaren Pamphylia Bölgesinin en önemli liman kenti konumunda olan Side, Bizans Döneminde piskoposluk listelerine göre Pamphylia Prima bölgesinin metropolisidir. Kentin özellikle deniz ticareti konusundaki önemi, beraberinde zengin ve büyük bir kent olmasını getirmiştir. Orta Bizans Dönemine kadar büyüklüğünü ve önemini koruyan kent, çok sayıda dini yapıyı da bünyesinde barındırmaktadır. Bu çalışma kapsamında Side'de bugüne ulaşan altı dini yapı incelenmiştir. Bu yapılardan biri kentin Piskoposluk Sarayı olup, bünyesinde çok sayıda ve çeşitlilikte mekan barındırmaktadır. Kentte bugüne kalan kiliselerin tarihlendirmelerine bakıldığında yapılaşmanın 5. yüzyılda Piskoposluk Sarayı Kilisesi ile başladığı anlaşılmaktadır. Farklı plan tiplerinde inşa edilen kiliselerin en geç tarihli örneği ise 10. yüzyılda liman yakınındaki AA Bazilikası içine inşa edilen Küçük Liman Kilisesidir. Arap akınları döneminde nüfusu azalan ve boyutları küçülen Side?de sayıları çok az olmakla birlikte, 14. yüzyıla kadar bir Hıristiyan nüfusun yaşadığı anlaşılmaktadır. Ancak, kentin tam olarak ne zaman terk edildiği bilinmemektedir. 19. yüzyılda Giritli Müslüman göçmenlerin yerleştirildiği Side uzun süre bir köy yerleşimi olarak Selimiye adıyla yaşamını sürdürmüştür. 1980?li yıllarda turizmin canlanmasıyla birlikte Side, yoğun bir modern yapılaşmaya maruz kalmıştır.

Antalya-SideBizans DönemiBizans mimarisi+3
Şener Yıldırım
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Stratonikeia ve Lagina kazılarında bulunan Bizans Dönemi seramikleri: 2008 - 2010 yılları

Stratonikeia Antik kenti, günümüzde Muğla İli, Yatağan İlçesi, Eskihisar Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Kentin Bizans Dönemi dokusu günümüz köy evleri tarafından örtülmüş durumdadır. Yapılan kazı çalışmalarında kentin kuzeyindeki Antik yapıların çevresinde Bizans kalıntıları tespit edilmiştir.Lagina, Antik Dönemde Stratonikeia?ya bağlı kutsal alandır. Bizans Döneminde Tanrıça Hekate?ye adanmış tapınak ve altar arasına üç nefli bazilikal planlı bir kilise inşa edilmiştir. Stratonikeia ve Lagina?yı birbirine bağlayan kutsal yolun çevresinde 2006 yılında başlayan kurtarma kazılarında Beybağ ve Kurudere olarak anılan iki farklı mevkide Bizans Dönemi kalıntılarına rastlanmıştır. Beybağ Mevkiinde Orta Bizans Döneminde faaliyet gösteren ve sırsız seramikler üreten işliklere ait kalıntılar tespit edilmiştir. Tezin konusunu bölgede yapılan kazı çalışmalarında bulunan Bizans seramikleri oluşturmaktadır. Erken Bizans Döneminden başlayarak bölgede Bizans hâkimiyetinin tamamen sonlandığı 13. yüzyıl ortasına kadar olan geniş bir zaman dilimine ait seramiklerin tek bir çalışmada tanımlanması önemlidir. Toplam 480 adet parça kataloglanarak değerlendirilmiştir. Seramik buluntular öncelikle; servis, mutfak, depolama, aydınlatma ve ticari faaliyetlerde kullanılan kaplar olmak üzere beş temel işleve göre sınıflandırılmıştır. İşlevi belirlenen kapların hem yerel üretim olan örnekleri hem de ithal olarak bölgeye gelen seramikler karşılaştırılarak elli farklı üretim grubu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bizans, Seramik, Karia, Seramik Fırını, Kap Formları

Bizans DönemiKaria bölgesi
Muradiye Öztaşkın
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Olympos Antik Kenti episkopeion yapı topluluğu

Tez çalışmasının konusunu, Olympos Antik Kenti?nde yer alan episkopeion yapı topluluğunun (Piskoposluk Sarayı) tüm öğeleri ile değerlendirilmesi oluşturmaktadır.Dikdörtgen plânlı episkopeion içerisinde transeptli plân şemasındaki Piskoposluk Kilisesi merkezi yapı konumundadır. Kilisenin kuzeyinde üç nefli vaftizhane, güneyinde dikdörtgen ve trikonkhos plânlı ek yapılar yer alır. Kilise, vaftizhane ve ek mekânları kompleksin dini yapılarını oluşturur. Kompleksin batı bölümünde birbirleriyle organik bağlantı içerisinde peristyl ve triclinium bulunur. Doğu bölümde ise bir avlu etrafında sıralanmış mekânlardan oluşan piskopos ikametgâhı yer alır. Episkopeion içerisinde büyük boyutlu bu yapıların dışında, iki katlı düzenlenmiş oldukları anlaşılan çok sayıda mekân bulunmaktadır.Yapı topluluğunda dini yapıların yanı sıra, idari birimler ve özel yaşam alanları bulunur. Tez çalışması kapsamında plân tasarımı ve diğer mimari özelliklerden sağlanan veriler doğrultusunda mekânlar için işlev önerileri getirilmiştir.Araştırma kapsamında tüm alan plân tasarımı, mekân düzenlemesi, malzeme-teknik, süsleme özellikleri, liturjik ve mimari taş elemanlar ile diğer buluntular ışığında değerlendirilmiştir. Episkopeion?un 5.-6. yüzyıla ait olduğu anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Olympos, Episkopeion, Geç Antik, Likya, Bizans.

Bizans DönemiBizans kiliseleriBizans mimarisi+1
Gökçen Kurtuluş Öztaşkın
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kapadokya Bölgesi Bizans resim sanatında maddi kültür öğeleri

Tezin konusu Kapadokya Bölgesi Bizans Resim Sanatında Maddi Kültür Öğeleridir. Söz konusu çalışma ile Kapadokya bölgesinde yer alan kiliselerde Müjde, İsa'nın Doğumu, Müneccim Kralların Tapınması, Son Akşam Yemeği, İsa'nın Çarmıha Gerilmesi, Koimesis ve Son Mahkeme sahnelerindeki maddi kültür öğeleri incelenmiştir. Çalışma kapsamında 68 kilisede belirlenen sahnelerde gerçekleştirilen incelemeler sonucunda 41 taht, 53 suppadenium, 10 tabure, 16 yatak ve 21 masa olmak üzere 142 mobilya; 5 buhurdan, 19 kalis, 17 paten, 27 ibrik olmak üzere 68 litürjik eser; 1 sürahi, 7 çatal, 8 bıçak olmak üzere 16 mutfak eşyası (sofra ve servis kabı); 4 kalkan, 2 kılıç, 1 balta, 28 mızrak olmak üzere 35 askeri malzeme; 16 masa örtüsü, 11 yatak örtüsü, 4 perde ayıca farklı işlevlerle kullanılan 10 örtü ile birlikte 41 tekstil malzemesi, 4 taç, 5 bilezik, 3 pazuband olmak üzere 12 takı ve aksesuar malzemesi, diğer başlığı altında 19 iğ ve 28 su teknesi olmak üzere toplam 47 maddi kültür öğesi tespit edilmiştir. Mobilyalar, litürjik eserler, mutfak eşyaları (sofra ve servis kapları), askeri malzemeler, tekstil malzemeleri, takı ve aksesuarlar başlıkları altında incelenen maddi kültür öğeleri detaylı bir şekilde tanıtılmış, benzer örnekleri ile karşılaştırılarak çalışma fotoğraf ve çizimlerle de desteklenmiştir. Böylece maddi kültür öğelerinin günümüze kadar gelen ve/veya gelemeyen formları tanıtılmış ve eserlerin işlevleri saptanmıştır.

Hatice Aydın
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bizans el yazmalarında bağışın/ bağışçının/ baniliğin/ banilerin izleri

"Bizans El Yazmalarında Bağışın/ Bağışçının/ Baniliğin/ Banilerin İzleri" başlıklı Doktora Tez çalışmasının konusu; Bizans Dönemine ait banisi tespit edilen ya da banisine ait bir ithaf minyatürü bulunan el yazmalarıdır. Bizans'ta banilik faaliyetleri; kutsal figür ile resmedilen sıradan ölümlü figürün cömert bağışı karşılığında kendini ölümsüzleştirmek ve günahlarının bağışlanması için yazıtlarda adının geçmesi ya da resimlerde tasvir edilmek arzusuyla gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda Bizans coğrafyası sınırlarında üretilmiş banisi tespit edilebilen el yazmalarının tarihleri, üretim yerleri, banilerin yaşamları, devlet statüsündeki konumları ve ünvanları detaylı olarak incelenmiştir. Cömertlik ve toplumsal bilinç ile ruhlarının kurtuluşunu, manevi huzura kavuşmayı, şükretmeyi ve statülerinin yükselmesini arzulayan banilik faaliyetleri ve baniliğin tarihi geçmişi Sanat Tarihi disiplini içinde değerlendirilmiştir. Tez kapsamında banisi tespit edilebilen (portre/kolophon) toplam 52 el yazması, kronolojik olarak beş grup altında incelenmiştir. Bu el yazmalarından 42'si Dini, 2'si Bilimsel, 3'ü Ferman, 1'i Kronik ve 4'ü Tarihi Eserdir. Bu el yazmalarının 30'unda baniye ait bir ithaf sayfası ve 20'sinde baninin kim olduğuna dair bilgilerin geçtiği kolophon/ithaf epigramı sayfaları incelenmiştir.

Berna Kılıç
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sanatta ırkçılık eleştirileri (2001-2021): Viyana Weltmuseum re: present unlearning racism sergisi

Bu çalışma, sanatta ırkçılık eleştirileri kapsamında, 08 Ağustos 2021 ve 01 Mart 2002 tarihleri arasında düzenlenen Viyana Weltmuseum Re: Present Unlearning Racism sergisine odaklanmaktadır. Özellikle 2001 ve 2021 yılları arasındaki gelişmeler içinde ele alınan söz konusu sergi odağında, sanatta ırkçılık eleştirilerinin yapıldığı sanat yapıtları çok yönlü olarak, tarihsel bir perspektif içinde incelenmiştir. Başlangıç noktası olarak ise 11 Eylül 2001 terör saldırısı referans alınmıştır. Bu tarih, yalnızca küresel politikayı yeniden şekillendirmekle kalmayıp aynı zamanda ırkçılık ve ayrımcılık konularının ön plana çıktığı önemli bir dönemin başlangıcıdır. Burada; dönemin ve sergideki yapıtların iyi anlaşılabilmesi için öncelikle ırkçılık kavramı ele alınmış, 2001 öncesi Avrupa ve Amerika üzerinden ırkçılık tarihine genel olarak bakılmış, sanatta ırkçılık üzerine yapılan çalışmalar incelenmiştir. 2001-2021 gelişmeleri paralelinde ise sanat ve ırkçılık arasında bağlantılar kurulmasını olanak sağlayacak unsurlar öne çıkarılmış, ırkçılığa karşı yapıtlarıyla öne çıkan bazı sanatçılar ele alınmıştır. Tüm bu tarihsel perspektif içinde Re: Present Unlearning Racism sergisi ayrıntılı olarak değerlendirilmiş, sergide yer alan on iki sanatçı ve yapıtları değerlendirilmiştir.

Serhan Karanfil
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Orta Bizans Dönemi Evangelion El Yazması: Grec 74 (Fransa Ulusal Kütüphanesi)

"Orta Bizans Dönemi Evangelion El Yazması: Grec 74 (Paris Ulusal Kütüphanesi)" başlıklı doktora tezinin konusunu olan el yazması, bugün Bibliothèque nationale de France (BnF) (Fransız Ulusal Kütüphanesi)'de Grec 74 No.lu isimle kütüphane arşivinde korunmaktadır. 11. yüzyılın son çeyreğine tarihlendirilen yazma 215 folyodan oluşmaktadır. 147 folyosu tasvirli olan eserde 375 resim bulunmaktadır. Grec 74 nolu el yazmasındaki Matta bölümünde 108, Markos'ta 68, Luka'da 103 ve Yuhanna bölümünde 95 resim yer almaktadır. Grec 74 no.lu el yazmasının banisi ve sanatçısıyla ilgili bilgiler oldukça sınırlıdır. Studios Manastırı'nda üretildiği düşünülen yazmada beş epigram bulunmaktadır. Her bir epigram ilgili İncil bölümünün sonunda, el yazmasının sanatçısı ve/veya siparişçiyle ilgili bir görselle bitmektedir. El yazmasının sonunda yer alan bir imparatora hitaben yazılmış epigram içeren yaprağa göre el yazması İmparator I. Isaakios Komenos (hük. 1057–1059) için yapılmış olmalıdır. Grec 74 nolu el yazması ilk kez 19.yüzyılın sonundan başlayarak bir dizi bilimsel araştırmanın konusu olmuş olsa da el yazmasının sahip olduğu 375 resim daha önce bütüncül olarak ele alınıp değerlendirilmemiştir. Dolayısıyla "Orta Bizans Dönemi Evangelion El Yazması: Grec 74 (Paris Ulusal Kütüphanesi)" başlıklı doktora tezi kapsamında söz konusu 375 resim ikonografik çözümleme bağlamında önce kendi içinde, sonra en erken tasvirleri ve Konstantinopolis atölyelerinde üretilmiş 11. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen diğer el yazmaları, anıtsal duvar resim sanatı örnekleriyle karşılaştırılmıştır

Fatma Yaşar
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tekirdağ'da geç dönem Osmanlı dini mimarisi (19.yy-20.yy)

Osmanlı mimarisinin 19. ve 20. yüzyılı kapsayan son bölümü, devletin önemli problemlerle karşı karşıya kaldığı ve çöküş dönemi olarak değerlendirilen bir zaman dilimi olmasına rağmen, mimari açıdan en verimli dönemini oluşturmaktadır. Bu döneme ait mimari eser sayısı ve çeşitliliği, önceki dönemlerle kıyaslanamayacak düzeyde yüksektir. Günümüzde hala çok sayıda tarihi kentimizin silüetini hala bu dönemin yapıları oluşturmaktadır. Geniş sınırlara hükmeden Osmanlı Devleti'nin en fazla yatırım yaptığı Trakya ve Balkanlar ise imar etkinliklerinden en büyük payı almıştır. Tanzimat'ın sağladığı ayrıcalıklarla gayrimüslim toplulukların söz konusu sürece katılmasıyla, Trakya'da yoğun nüfusa sahip bu topluluklar yüzlerce dini yapı inşa etme fırsatını bulmuşlardır. 19. yüzyılın son çeyreğinden Balkan Savaşlarının başladığı 1912 yılına kadar olan süreç, Tekirdağ ili genelinde kent merkezlerinden köylere kadar çok sayıda cami, kilise, manastır ve sinagogun envantere katıldığı bir dönemdir. Bu sırada, II. Abdülhamid Han'ın bayındırlık politikaları ve savaşlar nedeniyle ülkeye gelen göçmen topluluklarının iskânının belirleyici birer unsur olduğu unutulmamalıdır. Geç Dönem Osmanlı mimarisinde; bu çalışmada yer verilen cami, tekke, türbe, kilise, manastır ve sinagog gibi yapı türlerinin yanı sıra, Batı ve Doğu Trakya'da çok sayıda mektepli cami inşa edilmiştir. Bu çalışma ile, bir tip proje olarak mimarlık tarihimizde yer edinen bu yapıların, tipolojik özellikleri ve bölgedeki yayılım sahası belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geç Dönem Osmanlı Mimarisi, Tanzimat, Tekirdağ, Mektepli Cami, Cami, Kilise, Sinagog

Cenk Doğan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orhan Gazi dönemi mimarisinde Sultan yapıları

"Orhan Gazi Dönemi Mimarisinde Sultan Yapıları" başlıklı tezde 1324-1362 tarihleri arasında 2. Osmanlı Sultanı olarak hüküm süren Orhan Gazi'nin kendisi adına yaptırdığı/yaptırılan mimari eserler konu edinilmiştir. 1322-1326 tarihinde Bursa, 1331 tarihinde İznik, 1337 tarihinde İzmit gibi Bizans hâkimiyetindeki önemli yerleri fethedilmiş ve 1350 tarihinde dönemin önemli beyliklerinden biri olan Karesi Beyliği ile girilen savaş sonucu Balıkesir, Manyas, Edincik ve Kapıdağı'nı alınarak Çanakkale'ye doğru sınırlar genişletilmiştir. 1352-1361 tarih aralığında ise Bizans'ın iç karışıklıklarından faydalanarak önce Çimpe Kalesi daha sonrasında ise Edirne Osmanlı hâkimiyetine alınmış ve beyliğin Rumeli'de yerleşmesi kesinleşmiştir. Söz konusu dönemde Orhan Gazi adına inşa edilen 53 adet yapı Bilecik, Bursa, Düzce, Kocaeli, Sakarya ve Zonguldak il sınırları içerisinde bulunmaktadır. Bahsi geçen alanlarda 37 adet cami, 3 adet hamam, 3 adet imaret, 4 adet medrese, 2 adet mektep, 1 adet 1 adet türbe, 1 adet çeşme ve 1 adet aşhane olmak üzere toplam 9 farklı yapı türü tespit edilmiştir. Bu yapılardan 7 tanesinin aslına uygun olarak tamamen yenilendiği, 14 tanesinin aslından bağımsız şekilde yenilendiği, 24 tanesinin günümüze ulaşamadığı, 2 tanesinin harabe halde olduğu, 7 tanesinin dönem özelliklerini büyük ölçüde taşıyarak günümüze ulaştığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda çalışma 1324-1362 tarihleri arasında Orhan Gazi adına inşa edilen yapılar olarak sınırlandırılmış ve bu amaca yönelik olarak yapılar ana hatları ile tanımlanarak, yerleşim yerlerine göre dağılımı, inşa edilen yapı türleri, mimari özellikleri, yapıların tarihlendirmesinde kullanılan kaynaklar ve yapıların dönem mimarisindeki yeri gibi unsurlar ele alınmıştır.

MimarlıkOrhan Gazi
Ekrem Habil Yurt
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Güzelyurt (Aksaray) Manastır Vadisi ve hinterlandında Bizans dönemi mimarisi

Doktora tez çalışmasının konusunu Güzelyurt (Aksaray) Manastır Vadisi ve hinterlandındaki Bizans dönemi mimarisi oluşturmaktadır. Çalışmada Aksaray İli, Güzelyurt İlçe merkezi ve yakın çevresinde yer alan kâgir kiliseler, yine yerleşimdeki bulunan kaya oyma kiliseler mimari ve sanat tarihi açısından değerlendirilmiştir. Çalışma konusu olan bölgenin yerleşimi tarih öncesi çağlardan başlayarak, Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde kesintisiz olarak devam etmiştir. Bu durumun en güzel kanıtı yerleşim merkezi ve çevresinde erken dönemlere tarihlendirilebilecek kâgir yapıların bulunmasının yanı sıra 19. yüzyılda inşa edilen örnekleri de bünyesinde barındırmasıdır. Güzelyurt yerleşiminin korunaklı ortamı ve kayaç yapısının kaya oyma mimariye uygun olması gündelik yaşantı ve dini mimari ile ilgili çok sayıda yapının inşa edilmesine neden olmuştur. Güzelyurt Manastır Vadisi ve hinterlandında yer alan bu yapılar çok sayıda araştırmacının dikkatini çekmiş ve zaman içerisinde yirmi sekiz (28) kilise çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yapılan çalışmaların bir bölümü kiliselerin plan tipolojileri ve tanımlamaları üzerine gerçekleştirilmiştir. Diğer çalışmalarda ise belli başlı kiliselerin resim programları üzerinde yoğunlaşmıştır. Genel anlamda bakıldığında Güzelyurt'un bütüncül olarak ele alınmadığı ve çalışılan kiliseleri Güzelyurt Manastır Vadisi ve hinterlandında bulunan yapı stoğunun bir kısmını oluşturduğu görülmektedir. Diğer kaya oyma mekânlar ve yapılara ise neredeyse hiç değinilmemiştir. Tez kapsamında Güzelyurt Manastır Vadisi ve hinterlandında yer alan dini mimari ve sivil mimari örnekleri ele alınarak yerleşimin Bizans mimarisindeki önemi bir bütün halinde ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Mert Kocaman
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

İstanbul çeşmeleri (1808-1876): Cephe tasarımları ve süsleme özellikleri

Çalışmanın konusunu 1808-1876 yılları arasında inşa edilmiş İstanbul çeşmeleri oluşturmaktadır. Bu döneme ait çeşmelerin cephe tasarımları ve süsleme özellikleri incelenmiş, söz konusu çeşmeler dönemin genel eğilimleri içinde sanat tarihi disiplini açısından değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında Sultan II. Mahmud Dönemi'nde yirmi dört, Sultan Abdülmecid Dönemi'nde on altı ve Sultan Abdülaziz Dönemi'nde ise dört olmak üzere toplamda kırk dört çeşme tespit edilmiştir. Fatih, Beşiktaş, Sarıyer, Eyüpsultan, Üsküdar, Kadıköy ve Silivri ilçelerinde yer alan bu çeşmeler yerinde incelenmiş, detaylı olarak fotoğrafları çekilmiş, rölöve, restorasyon ve restitüsyon projeleriyle birlikte kataloglama yöntemiyle analizleri yapılmıştır. Çeşmelerin; cephe tasarımları, süsleme özellikleri, tipolojileri, teknik-malzemeleri, yapı elemanları, konumları, sanatçıları, banileri, tuğraları, kitabeleri ve tarihlendirmeleri ayrıntılı bir şekilde incelenerek tasarım süreçleri bütüncül olarak değerlendirilmiştir. Çeşmelerin arasında tamamen özgünlüğünü koruyanlar olduğu gibi kısmen değişikliğe uğramış olan çeşmeler de bulunmaktadır. Çalışmada söz konusu değişim ve onarımlar ortaya çıkarılmış, tasarımlar ayrıntılı olarak yorumlanmış, tarihlendirme sorunlarına ışık tutularak bazı tarihi bilinmeyen çeşmelerin dönemi tespit edilmiştir. Bulundukları yerlere ve yapılış amaçlarına göre sınıflandırılan çeşmelerde; Ampir, Barok, Rokoko ve Seçmeci (Eklektik-Karma) gibi üsluplarının yansımaları irdelenmiştir. Cephe tasarımları ve süsleme özelliklerinin ayrıntılı incelenmiş olması, çeşme tipolojisinin sunulması, üslup analizlerinin ortaya konulması bu çalışmayı özgün kılmaktadır.

Tülay Kesmez
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tralleis kazılarında (1996-2021) bulunan Bizans dönemi ticari objeleri: Sikkeler, mühürler, ağırlıklar ve teraziler

Bu çalışmanın konusunu, Tralleis Antik Kenti kazı çalışmalarında ele geçen Bizans İmparatorluğu dönemine tarihlendirilen sikkeler, ağırlıklar, teraziler, çeşitli ticari obje aksamları ve mühür buluntusu oluşturmaktadır. Söz konusu buluntular, 1996-2021 yılları arasında gerçekleştirilen kazı çalışmaları sırasında kentin Gymnasium-Hamam yapı kompleksi içerisinde yer alan, Hamam, Natatio, Latrina ile Dükkân Yapıları, Konut Alanı, Akropol Alanı ve Arsenal olarak adlandırılan alanlarda ele geçmiştir. Tralleis Antik Kentinde sürdürülen arkeolojik kazılarda bulunmuş olan Bizans Dönemine tarihlendirilmiş sikkeler ve ticari objeler üzerine daha önce yapılmış bir bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Tüm bu malzemelerin birlikte değerlendirilmesi ile elde edilen veriler, Tralleis Antik Kenti'nin Bizans Dönemindeki durumunun kapsamlı bir şekilde yorumlamasına imkân sağlayacaktır. Çalışmada, kataloğa alınan Tralleis kazısına ait tüm sikke buluntuları, kronolojik tipolojik ve ikonografik olarak değerlendirilmiş; ticari objeler ise kullanım bağlamları ve üretim teknikleri açısından analiz edilmiştir. Mühür ve Ticari Obje Kataloğunda yer alan buluntuların referansları için öncelikli olarak Batı Anadolu Bölgesinde gerçekleştirilen arkeolojik kazıların yayınları dikkate alınmış ve sonrasında farklı bölgelere ait aynı nitelikteki buluntular ile ilgili hazırlanmış yayın çalışmaları göz önünde bulundurulmuştur. Katalog içerisinde, Bizans İmparatorluğu Dönemine tarihlendirilen 179 adet sikke, 1 adet kurşun mühür ve ağırlık, kantar, terazi, kefe ile bu ticari objelere ilişkin çeşitli aksamlardan oluşan 48 adet obje yer almaktadır.

Merve Toy Özcihan
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye çağdaş sanat ortamında Akatünvel Sanat Topluluğu'nun yeri

Çağdaş Türk sanat ortamında 1960'lara gelindiğinde grup oluşturma anlayışı değişerek yerini bireyselleşmenin aldığı yeni bir döneme bırakmıştır. Akatünvel Sanat Topluluğu, Türk sanatının bireyselleşme eğiliminde olduğu bu yıllarda ortaya çıkmıştır. Topluluk, sanat tarihimizde bireyselliğe karşı eleştirel tutumun ilk temsilcisi olurken grup olma tavrındaki ısrarcı tutumu ile Türk sanat dünyasında varlığını en uzun süre devam ettiren sanat topluluğu olma özelliğini de elinde tutmaktadır. Günümüze kadar süregelen hiçbir akım ve ekolden etkilenmeyerek özgün bir estetik anlayışla etkinlikte bulunan topluluğun insanı merkez alan, ontolojik bir yaklaşım içinde gerçekleştirdikleri ortak bir söylem ve felsefeye dayalı olan resimlerinde biçimsel form ve düşünsel boyut açısından bütünlük sağlanmıştır. Bu çalışmada, 1967 yılındaki kuruluşundan günümüze kadar varlığını devam ettiren Akatünvel Sanat Topluluğu'nun dünya görüşünü yansıtan ve teorik bir temel üzerine kurulan sanat anlayışı, sanatçıların yapıtları üzerinden analiz edilerek pratikteki görünüşü ayrıntılı bir çözümlemeyle ortaya konulmuştur.

Alev Ülaç
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bilecik'te Türk dönemi hamamları

Bu tez, Bilecik il sınırları içerisinde yer alan Türk Hakimiyetinin başladığı dönemden itibaren Türkiye Cumhuriyeti kurulana kadar geçen süreçte inşa edilmiş hamam yapılarının mimari, kültürel ve tarihsel özelliklerini incelemeyi amaçlamaktadır. Türk hamam kültürü, tarih boyunca hem kişisel hijyen hem de sosyal etkileşim mekânları olarak önem taşımış; bu mekânlar, dönemin estetik ve mimari anlayışını yansıtan birer kültürel miras niteliği kazanmıştır. Bilecik, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş coğrafyasında yer alması nedeniyle erken dönem Osmanlı mimarisine dair özgün eserler barındırmakta ve bu bağlamda önemli bir inceleme sahası sunmaktadır. Tez, hamam yapılarının tarihsel süreçteki işlevlerini, mimari özelliklerini ve yapım tekniklerini ele almakta, aynı zamanda bu yapılar üzerinden dönemin sosyo-kültürel yapısını da analiz etmektedir. Araştırma kapsamında hamamların plan tipolojisi, kullanılan malzemeler, süsleme unsurları ve mekânsal organizasyonları, bu yapıların hem yerel hem de Osmanlı genel mimarisi içindeki konumunu anlamak açısından detaylandırılmıştır. Aynı zamanda, hamamların plan özellikleri, örtü sistemleri, geçiş öğeleri su kanalları gibi unsurlar üzerinden analiz edilerek Türk hamam mimarisine katkıları belirlenmiştir. Araştırma, birincil kaynakların yanı sıra saha çalışmaları ve arkeolojik bulgularla desteklenmiş, ilgili yapılar yerinde incelenerek detaylı fotoğraflama ve ölçümler gerçekleştirilmiştir. Bu sayede, hamamların restorasyon ve korunma ihtiyaçları da tespit edilmiştir. Çalışma, sadece tarihsel bir analiz sunmakla kalmamakta, aynı zamanda Bilecik'teki kültürel mirasın korunması için öneriler geliştirmektedir. Sonuç olarak, Bilecik'teki Türk dönemi hamamlarının incelenmesi, hem bölgenin mimari mirasının daha iyi anlaşılmasına hem de Anadolu hamam kültürüne ilişkin genel bilgilere katkı sağlamaktadır. Bu tez, Bilecik'in kültürel ve tarihsel değerlerini belgelemeyi ve bu bağlamda koruma politikalarına rehberlik etmeyi amaçlamaktadır.

Türk hamamıTürk-İslam mimarisi
Hakan Karşıyaka
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de sanat ve vandalizm

Bu doktora tezi, Türkiye'de sanat eserlerine yönelik vandalizmi tarihsel, politik ve toplumsal bağlamları içinde ele alarak kapsamlı bir analiz sunmaktadır. Araştırma, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminden itibaren gelişmeleri ele almakla birlikte, özellikle cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılından günümüze değin sanat ve vandalizmin Türkiye'de nasıl kesiştiğine, vandalizmin kavram olarak nasıl ele alındığına, hukuktaki karşılığına ve de sanatı nasıl şekillendirdiğine odaklanmaktadır. Diğer yandan sanata yönelik saldırıların yalnızca fiziksel tahribatla sınırlı ele alınamayacağı; sansür, ekonomik baskılar ve ideolojik tutumlar gibi mekanizmalarla da gerçekleştiği ortaya konulmuştur. Çalışmada öncelikle; 1923 yılına kadar kültürel mirasa nasıl bakıldığı irdelenmiş, kaçakçılık suçlarına değinilmiş ve de konuyla ilgili bazı kavramların nasıl yer ettiği aktarılmıştır. Erken Cumhuriyet dönemini kapsayan 1923-1950 yılları arasında, -ülkenin kuruluş ve yapılanma sürecinde- sayısız devrim ve modernleşme hamleleri paralelinde kamusal alana taşan sanatın yine kamunun tutumları ile vandalizme açık hale gelen yönleri irdelenmiştir. 1950-1980 yılları arasındaki süreçte ise sanattaki vandalizmin ideolojik ve siyasal kutuplaşmalarla nasıl iç içe geçtiği incelenmiştir. Bu kapsamda Atatürk heykellerinin, Cumhuriyet ideolojisinin ve ulusal kimlik inşasının sembollerinden biri olarak bir yandan korunduğu, bir yandan da siyasal gerilimlerin odağına yerleştiği ortaya konulmuştur. 1980 sonrası ise neoliberal dönüşümlerle birlikte sanatın ticarileşmesi aktarılmış, 2000'li yıllarda fiziksel saldırıların yerini sansürün alması ve kamusal alandan dışlama gibi dolaylı müdahalelerin öne çıkması ortaya konulmuştur. Konu hakkında yazılmış makaleler ve kitaplar, gazete arşivleri ve dijital medya analizleri kullanılarak yürütülen bu araştırma, sanatta vandalizmin bireysel eylemler ve kişisel ruh hallerinden öte; rejim değişimleri, toplumsal krizler ve ideolojik mücadelelerle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, Türkiye'de sanatın yalnızca estetik bir üretim alanı olmadığını, toplumsal hafıza ve siyasal mücadelelerin bir parçası olarak da varlığını sürdürmüş olduğunu ortaya koymaktadır.

Baki Burak Acıl
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

19. yüzyıl Bolu anıtsal yapıları

19. Yüzyıl Bolu Anıtsal Yapıları başlıklı bu tezde Bolu il genelinde 19. Yüzyıl (1801 – 1900)'da inşa edilmiş olan anıtsal yapılar konu edinilmiştir. Bolu, tarih boyunca birçok uygarlığın izlerini taşıyan bir şehir olmasına rağmen, özellikle 19. yüzyıla ait yapılar hakkında sınırlı bilgi bulunmaktadır. Tez, bu yapıları belgelemek, analiz etmek ve sanat değerlerini tartışmak amacıyla hazırlanmıştır. 19. yüzyılda Bolu il genelinde inşa edilmiş yapılar arasında çalışma konusu dahilinde üç farklı yapı tipi bulunmaktadır: camiler, hanlar ve kamu binaları. Bu çalışma kapsamında incelenen yapılardan 10'u cami, 2'si kamu binası ve 2'si han olmak üzere toplamda 14 yapı yer almaktadır. Bu yapılardan 7'si Bolu il merkezinde, 1'i Dörtdivan İlçesinde, 1'i Gerede İlçesinde, 1'i Mengen İlçesi Güney Köyü'nde, 2'si Göynük İlçesinde ve 2'si Seben İlçesinde yer almaktadır. İl merkezinde yer alan yapıların küçük bir alanda yoğunlaşması dikkat çekmektedir. Osmanlı döneminde Yıldırım Bayezid'in imar faaliyetleriyle önemli yapılar kazanmıştır. Camiler genellikle küçük ölçekli ve tek mekânlıdır, ancak Yıldırım Bayezid Cami ve Merkez Çavuşlar Cami gibi büyük ve dikkat çekici yapılar da vardır. Hanlar ise ticari faaliyetlerin yapıldığı merkezlerdir ve Gerede Kiliseli Tüccar Hanı gibi önemli örnekler vardır. Kamu binaları arasında ise Hükümet Konağı ve Göynük Hükümet Konağı öne çıkar.

Serdar Gökkaya
Anadolu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Güney İtalya Basilicata bölgesi Matera kenti resimli kaya oyma kiliseleri

Güney İtalya-Basilicata Bölgesi'nde yer alan Matera kenti kaya oyma kiliselerinde günümüze ulaşan duvar resimleri bölgenin coğrafi konumuyla bağlantılı olarak sosyo-politik, dini ve kültürel dinamiklerle yakından ilişkilidir. Bölgenin jeolojik yapısı, 9.-16. yüzyıllar arasında bölgede sınırların hareketliliği, geçirgenliği, kültürel etkileşimler incelenen kiliselerdeki ikonografiyi etkilemiş ve biçimlendirmiştir. Bu tez çalışmasında seçilen 14 kaya oyma kilisenin mimarisine kısaca göz atılarak resim programları incelenmiştir. Kiliselerin resim programlarında bu dönemde bölgede egemen olan farklı politik güçlerin, politik değişimlere bağlı olarak değişen dini sistemin ve ibadet biçiminin, Kutsal Topraklara yapılan seferlerin ve sonuçlarının izleri tespit edilmiştir. Yapılan karşılaştırmalarla aynı dini mekan içinde farklı dönemlerde gerçekleştirilmiş duvar resimlerinin yapıldıkları tarihsel dönemler belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Matera, Puglia, Basilicata, Kaya oyma, Lombard, Bizans, Norman, Haçlı Seferleri, Bizansvari, İtalo-bizantin, Ortodoks, Latin-Katolik, Haçlı Seferleri.

Bizans kiliseleriBizans resim sanatıBizans sanatı+7
Fatma Sema Gökcan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00