Bezmialem Vakıf University
Institute

Institute of Health Sciences

Bezmialem Vakıf University

299

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Geleneksel yüzey pürüzlendirme yöntemleri ile dijital olarak kontrol edilebilen er:Yag lazerin mine dokusu üzerindeki mekanik etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı geleneksel adeziv sistemler, Er:YAG ve Er,Cr:YSGG lazer ile dijital olarak kontrol edilebilen yeni lazer sisteminin makaslama testi bulguları, pürüzlendirme işlemi uygulanmış mine yüzeyleri ile braketler sökülüp artık adeziv temizlendikten sonra elde edilen mine yüzeylerinden alınan SEM ve AKM görüntülerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmamızda, 98 adet çekim endikasyonu konulmuş, çürüksüz, sağlam üst birinci küçük azı dişi kullanılmıştır. 80 adet diş uygulanan pürüzlendirme metoduna göre 4 gruba ayrılmıştır: 1.grup: Asit (%37'lik ortofosforik asit), 2.grup: Er:YAG lazer (120 mJ, 10 Hz., %40 su, %50 hava), 3.grup: Er,Cr:YSGG lazer (45 mJ, 50 Hz., %30 su, %60 hava) ve 4.grup: Xrunner (100 mJ, 10 Hz., %40 su, %50 hava, 2-yatay+2-dikey tarama sayısı). Pürüzlendirilen mine yüzeyine braketler yapıştırıldıktan sonra örnekler 24 saat boyunca oda sıcaklığındaki distile su içinde bekletilmiştir. Sonrasında 5.000 termal döngü uygulanıp makaslama testi için Universal test cihazına yerleştirilmiştir (crosshead hızı 0,5 mm/dak.). Dişlerin üzerinde kalan yapıştırıcı artıklarının değerlendirilmesinde Artun ve Bergland'ın çalışmasında kullandığı ARI indeksi kullanılmıştır. Yüzey analizleri için her gruptan birer adet olmak üzere toplam 4'er adet örnek pürüzlendirme işlemi yapıldıktan sonra mine yüzeylerinden ve braketler yapıştırılıp kopartıldıktan sonra temizlenen mine yüzeylerinden olmak üzere toplam 8 adet örneğin mine yüzeyinden SEM ve AKM görüntüleri elde edilmiştir. Son olarak işlem görmemiş, sağlam birer örneğin mine yüzeyinden kontrol grubu olarak SEM ve AKM görüntüleri alınmıştır. Er:YAG lazer grubu (9,47±3,31 MPa) diğer deney grupları içerisinde en yüksek braket bağlanma değerine sahiptir. Er:YAG lazer grubunu sırasıyla Ortofosforik asit grubu (8,11±3,5 MPa) ile Xrunner grubu (7,75±2,51 MPa) takip etmektedir. En düşük braket bağlanma değeri ise Er,Cr:YSGG (7,11±3,73 MPa) grubunda gözlenmiştir. Fakat deney grupları arasında braketlerin diş yüzeyine bağlanma değerleri istatistiksel olarak benzer bulunmuştur (p=0,148). ARI skorları karşılaştırıldığında gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Ortofosforik asit grubunun ARI skoru; Er:YAG, Er,Cr:YSGG ve Xrunner grubundan istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur. Çalışmanın sonucunda kullanılan pürüzlendirme yöntemlerinin ortalama braket bağlanma değerleri literatürde rapor edilmiş klinik olarak kabul edilen değerlerin üstünde bulunmuştur.

Dental mineDental stres analiziLazerler+4
Hilal Karamehmetoğlu
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı estetik abutmentların döngüsel yorulma yüklemesi sonrasında kırılma dayanımlarının değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı implant destekli sabit restorasyonların yapımında yaygın şekilde kullanılan titanyum abutmentların yerine estetiğin önemli olduğu ön bölgede tercih edilen zirkonyum abutmentlarla bunlara alternatif olarak yeni geliştirilen Peek abutmentların kırılma dayanımlarının karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada Bredent implant (Almanya) sistemine ait zirkonyum ve peek abutmentların çiğneme siklusu sonrası kırılma dayanımları invitro olarak değerlendirildi. Çalışma grupları: Grup 1; implantlar üzerine yerleştirilmiş 10 adet zirkonya abutmentlardan (Bredent, Germany, 12 mm uzunluğunda ve 4 mm çapında), Grup 2; implantların üzerine yerleştirilmiş 10 adet peek abutmentlardan (Bredent, Germany, 12 mm uzunluğunda ve 4 mm çapında) oluşturuldu. Tüm implantlar önce 45° açıyla akrilik bloklara (Paladent-Kulzer) gömüldü ve abutmantlar 25 Newton kuvvet ile implantlara torklandı. Daha sonra abutmentların üzerine CAD/ CAM sistemiyle (Zenotec select) zirkonyum bloklardan (Zenostar T2 Wieland) hazırlanan korlar geçici implant yapıştırıcı simanı ( Premier;ABD) ile simante edildi. Örnekler önce çiğneme simülatöründe 1,2 milyon siklusta yorma testine tabii tutuldu. Daha sonra örneklere universal test cihazında (Shimadzu, Japon) 1 mm/ dk hızla yükleme yapılarak örneklere kırılıncaya kadar yük uygulandı. Test sonucu elde edilen ortalama kırılma değerleri Peek abutment BioHPP grubunda 478,83± 66,72 N, zirkoyum abutmentlar grubunda ise 722,50± 84,71 N olarak tespit edildi. Elde edilen değerler istatistiksel olarak T-testi ile analiz edildi. Zirkonyum abutmantların kırılma dayanımının, Peek abutmentların kırılma dayanımından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek (p< 0,001) olduğu görüldü. Anahtar kelimeler: Zirkonya, seramik, peek, abutment, kırılma dayanımı

Dental implantasyonDental materyallerDental porselen+4
Berna Balcı
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

N-asetil sisteinin kolistin nefrotoksisitesine karşı koruyucu etkilerinin araştırılması

N-ASETİL SİSTEİNİN KOLİSTİN NEFROTOKSİSİTESİNE KARŞI KORUYUCU ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASI Amaç: Bu çalışmada kolistin nefrotoksisitesi oluşturulmuş sıçanlarda N-asetil sistein proflaksi ve tedavisinin böbrek fonksiyonları üzerine olan koruyucu etkisinin araştırılması amaçlandı. Yöntem: Erişkin Wistar erkek sıçanlar 4 gruba ayrıldı. Nefrotoksisite grubuna 300000 IU/kg/gün toplam doz olacak şekilde 8 saat arayla iki doza bölünerek intraperitonel (i.p.) yolla kolistin verildi. Tedavi grubuna 300000 IU/kg/gün toplam doz olacak şekilde 8 saat arayla iki doza bölünerek i.p. yolla N-asetil sistein (NAS) verildi. Yine bu gruba her bir NAS enjeksiyonundan 2 saat sonra 300000 IU/kg/gün toplam doz olacak şekilde kolistin uygulandı. Diğer bir gruba ise 300000 IU/kg/gün toplam doz olacak şekilde 8 saat arayla iki doza bölünerek i.p. yolla NAS verildi. Kontrol grubuna aynı yolla 2 ml (mililitre)/kg (kilogram) serum fizyolojik uygulandı. Tüm gruplara enjeksiyonlar 10 gün boyunca tekrarlandı. Son doz verildikten 24 saat sonra, biyokimyasal ve histopatolojik incelemeler için tüm hayvanların anestezi altında intrakardiyak kan örnekleri alınıp böbrek dokuları çıkartıldı. Bulgular: Kolistine bağlı nefrotoksisite oluşturulan grupta toplam histolojik aktivite skoru diğer gruplarla kıyaslandığında anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.0001). Diğer taraftan kolistin grubunda görülen histopatolojik belirtiler, NAS tedavisi uygulanan NAS+Kolistin grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azaldı. Buna göre, kreatinin düzeyleri kolistin grubunda artarken NAS+Kolistin grubunda kolistin grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azaldı (p<0.01). Kolistin grubunda artan apoptotik hücre sayısı NAS tedavisi uygulanan NAS+Kolistin grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldı (p<0.0001). Histopatolojik incelemelerde tübüler nekrozun NAS+Kolistin grubunda kolistin grubuna oranla daha az olduğu gözlendi. Sonuç: Çalışmanın sonucunda, kolistinin böbrekte işlevsel ve yapısal hasarlara sebep olduğu, NAS tedavisinin ise bu hasarlara karşı iyileşme gösterdiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Apoptoz, kolistin, kreatinin, N-asetil sistein, nefrotoksisite.

ApoptozisKolistinKreatinin+2
Çilem Ercan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Oksalat dekarboksilaz enziminin rekombinant DNA teknolojisi ile üretimi ve karakterizasyonu

Oksalat taşları üriner sistemde biriken kalsiyum ve oksalik asidin oluşturduğu yapılardır. Oksalat taşları ileri zamanlarda böbrek taşı oluşturur ve erken tanısı için idrar oksalat seviyelerinin ölçülmesi önemlidir. Ülkemizde ve dünyada oksalat seviyeleri oksalat oksidaz ve oksalat dekarboksilaz olmak üzere iki farklı yöntem ile ölçülmektedir. Oksalat oksidaz yönteminde Oksalattan H2O2 ve CO2 açığa çıkarken, Oksalat dekarboksilaz yönteminde reaksiyon sonunda oluşan format'ın format dehidrogenaz enzimiyle parçalandığında açığa çıkan NADH+'nın spektrofotometrik yöntemle ölçülmesiyle oksalat miktarı tayin edilebilmektedir. Bu çalışmada, oksalat dekarboksilaz enziminin rekombinant DNA teknolojisi ile üretimi hedeflenmiştir. Böylece elde edilen rekombinant oksalat dekarboksilaz enzimi ticari olarak satılan format dehidrogenaz enzimi ile birlikte kullanılarak oksalat tayininde kullanılacak bir ölçüm metodunun geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bunun için Basillus subtilis M168 suşundan elde edilen yvrK geni pET SUMO TA Cloning® vektör sistemi ile One Shot® Mach1™-T1R Escherichia coli ve BL21(DE3) One Shot® Escherichia coli mikroorganizmalarına aktarılarak klonlama ve protein ifadesi işlemleri yapılmıştır. Böylelikle elde edilen 6xHis-SUMO-yvrK füzyon proteini başarılı bir şekilde üretilmiştir. Gerekli kofaktör, optimum pH ve sıcaklık sağlanıp karakterizasyonu ve enzim aktivitesi belirtilmiştir. Ayrıca ticari olarak temin edilen format dehidrogenaz enzimi de kullanılarak idrarda oksalat miktarını ölçmekde kullanılabilecek enzimatik aktivitesi yüksek bir oksalat ölçüm metodu geliştirilmiştir.

DNA-rekombinantDekarboksilazEnzimler+7
Ersin Karataş
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İmplant yapılan hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

İnsanların zaman içinde ağız ve diş sağlığının değişmesiyle hayat kaliteleri de etkilenmektedir. Total dişsiz hastalarda çiğneme yetersizliği, konuşma bozukluğu, ağrı, memnuniyetsizlik, retansiyon ve stabilitenin yetersizliği gibi sorunlarla karşılaşılmaktadır. Alt çene tam dişsizlik vakalarında konvensiyonel protetik tedavinin istenilen düzeyde başarılı olamaması, bu olgularda dental implant uygulamalarının artması sonucunu doğurmuştur. Yaşam kalitesi; bireylerin memnuniyet ve memnuniyetsizliklerine bağlı olarak değişen kişilerin kendilerini daha iyi hissetme halidir. Bu çalışmanın amacı implant destekli protetik tedavilerin ağız sağlığı yaşam kalitesi ve genel sağlık yaşam kalitesine etkilerini incelemektir. Randomize olarak seçilmiş implant destekli protez yapılan 50 adet hastaya tedavi sonrası OHIP-14, ve OHQoL-UK anketleri uygulanarak ağız sağlığı ve genel yaşam kaliteleri değerlendirmektir. Verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma, medyan en düşük, en yüksek, frekans ve oran değerleri kullanılmıştır. Değişkenlerin dağılımı Kolmogorov–Smirnov testi ile kontrol edildi. Nicel verilerin analizinde Mann-Whitney U testi kullanıldı. Korelasyon analizinde Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı. Analizlerde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Yapılan tüm protetik tedavilerin ağız yaşam kalitesi üzerine olumlu katkı sağladığı sonucuna ulaşıldı. Ağız sağlığı, yaşam kalitesinin iyileştirilmesiyle birlikte genel sağlığın buna paralel olarak olumlu yönde etkilendiği görüldü.

AnketlerAğız hastalıklarıDental implantasyon+3
Mert Akbaş
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda perinatal dönemde maruz kalınan müzik türlerinin davranış üzerine etkisi

Bu çalışmada, perinatal dönemde maruz kalınan müziğin, hayvanlarda anksiyete, motor koordinasyon, öğrenme, bellek ve depresyon parametreleri üzerindeki etkisi incelendi. 73 adet Wistar albino sıçanla klasik, tasavvuf, metal ve herhangi bir müdahale uygulanmayan kontrol grubu oluşturuldu. Prenatal dönemde her gün anne sıçanlara bir saat süreyle gruplarına ait müzik dinletildi. Annelere doğum yaptıktan sonra üç hafta daha yavrularıyla birlikte aynı müzikler dinletilmeye devam edildi. Yavruların sütten kesilme dönemi geldiğinde anneler çalışmadan çıkartıldı ve yavru sıçanlara sırasıyla anksiyete, motor koordinasyon, öğrenme ve bellek, depresyon testleri uygulandı. Davranış testleri bittikten sonra istatistiksel analizleri yapıldı. Hayvanlar sakrifiye edilerek prefrontal korteks, hipokampus ve serebellum bölgeleri moleküler çalışmalar için çıkartıldı. Çalışma sonunda metal müzik grubunun anksiyete ve umutsuzluk düzeylerinin düşük ancak öğrenme ve bellek becerilerinin zayıf olduğu gözlendi. Ayrıca metal müzik dinleyen yavrularda oksidatif stres düzeyinin de yüksek olduğu bulundu. Buna karşın, klasik müzik grubundaki sıçanların depresyon ve anksiyete seviyeleri yüksek iken öğrenme ve uzun süreli bellek becerileri kontrol grubuna oranla daha iyiydi. Tasavvuf müzik grubu ise depresyon ve anksiyete testlerinden yüksek skorlar alırken, kısa süreli öğrenmede başarılıydı. Bu çalışma sonunda ayrıca farklı müzik türlerinin motor koordinasyon becerisiyle ilişkisi olmadığı bulundu. Sonuç olarak, beyin gelişimi sırasında dinlenilen farklı müzik türlerinin davranış üzerinde farklı etkilerinin olduğu gözlemlendi.

AnksiyeteBellekMüzik+3
Hilal Yanık
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ferulago blancheana bitkisindeki sekonder metabolitlerin izolasyonu, antioksidan ve antikolinesteraz aktivitelerinin incelenmesi

Ferulago türleri, aromatik (kokulu) çiçekli bitkiler familyalarından biri olan Apiaceae (=Umbelliferae) familyasına ait bitkilerdir. Ferulago ve yakın türleri ''Çakşır'', ''Çağşır'' otu olarak bilinmektedir; halk arasında sinir sistemini yatıştırıcı, gaz söktürücü, kurt düşürücü ve ayrıca kökleri afrodizyak olarak kullanılmaktadır. Üzerinde çalışılan Ferulago blancheana Post, endemik bir tür olup Kahramanmaraş Başkonuş'ta yetişmektedir (C6 Karesi). Ferulago blancheana bilim dünyasına 1888 yılında Boissier'in "Flora Orientalis Supplementum" adlı eserinde tanıtılmıştır. Dünyada ve Türkiye'de bugüne kadar Ferulago türlerinin daha çok uçucu yağları ve bazı aktiviteleri üzerine çalışılmıştır. Ferulago türlerinin izolasyon ve diğer metabolitleri üzerine yapılan çalışmalar oldukça az olmakla beraber Ferulago blancheana sekonder metabolitlerinin izolasyonu, antioksidan ve antikolinesteraz aktiviteleri bakımından ilk defa tarafımızdan çalışılmaktadır. Bu yüksek lisans tez çalışmasında Ferulago blancheana bitkisinden sekiz adet bileşik izole edilmiştir. İlk aşamada Ferulago blancheana bitkisinin diklorometan ve etil asetat/metanol ekstreleri hazırlandı. Bu ekstrelerin toplam fenolik miktarları pirokatekole ve toplam flavonoit miktarları kersetine eşdeğer olarak tayin edildikten sonra antioksidan aktiviteleri lipid peroksidasyonu inhibisyonu ve DPPH serbest radikal giderim yöntemleri ile saptanmıştır. Ferulago blancheana bitkisinin diklorometan ve etil asetat/metanol ekstrelerinin ve bu ekstrelerden elde edilen saf bileşiklerin antikolinesteraz aktiviteleri in vitro Ellman metodu ile AChE ve BChE enzimlerine karşı belirlendi. Ekstrelerin başlıca sekonder metabolitleri kumarinler ve steroit yapıdaki bileşikler izole edilip saflaştırıldı; bu bileşiklerin yapıları çeşitli spektroskopik (NMR, UV) yöntemlerle belirlendi. Anahtar Kelimeler: Ferulago blancheana; furanokumarin; antioksidan aktivite; antikolinesteraz aktivite; heraclenol; imperatorin Bu çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 9.2014/17

AntioksidanlarApiaceaeFarmakognozi+4
Esin Aslan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı marka implant frezleri ile yapılan osteotomilerde kemikte meydana gelen sıcaklık değişimlerinin in-vitro olarak incelenmesi

Bu tez çalışmasında farklı firmalar tarafından üretilmiş implant frezleri ile yapılan drilleme esnasında, kemikte meydana gelen sıcaklık değişimlerinin in-vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada taze sığır kaburgasından elde edilmiş kemik bloklar kullanılmıştır. Kemik bloklar üzerinde Ankylos, Astra Tech, Nobel Biocare, Bredent ve Straumann implant markaları tarafından üretilen frezler ile 2 kg sabit basınç altında 30±2 C'lik ortam sıcaklığında drilleme işlemi yapılmıştır. Kemik bloklara 5. ve 10. mm derinliklere iki adet K tipi termocouple sensör yerleştirilmiş ve implant frezine 1 mm mesafedeki sıcaklık değişimleri ölçülmüştür. Çalışmamızda, implant yuvası hazırlanması için farklı koşullarda çalışma modelleri oluşturulmuştur. Grup1'de ilk defa kullanılan frezlerle 150 rpm hızda irrigasyonsuz, grup 2'de ilk defa kullanılan frezlerle 1200 rpm hızda 40 ml/dk irrigasyon ile grup 3'de 30. defa kullanılan frezlerle 150 rpm hızda irrigasyonsuz, grup 4'de 30. Defa kullanılan frezlerle 1200 rpm hızda 40 ml/dk irrigasyon ile çalışılmıştır. Yapılan tüm osteotomi işlemleri 3,5±0,3 mm çaplı frezler ile 8 sn süre periyodunda gerçekleştirilmiş ve eşit zaman aralıklarında elde edilen sıcaklık değerleri kaydedilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde Repeated Measures ve Kruskall Wallis-H testleri kullanılmıştır. İmplant frezlerinin drilleme esnasında kemikte oluşturdukları sıcaklık değişiklikleri ile frezlerin arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p<0.05). Grupların hiçbirinde, çalışma boyunca kritik sıcaklık değerlerine (47C+) ulaşılmamıştır. 5. ve 10. mm derinliklerde kullanılan sensörlerdeki sıcaklık değişimlerinin de birbirine yakın olduğu görülmüştür. Ayrıca, irrigasyonsuz ve irrigasyonlu çalışılan sistemlerde ortalama sıcaklıkların birbirine yakın olmakla beraber; ancak başlangıç sıcaklığı çıkartılarak elde edilen fark değerlerinin, irrigasyonsuz sistemlerde anlamlı düzeyde yüksek olduğu hesaplanmıştır. Çalışmamızın sonuçları, implant frezlerinin kemik bloklarda üretici firmaların farklılığına (Ankylos, Astra Tech, Nobel Biocare, Bredent, Straumann firmaları) ve kullanım sayısına bağlı olarak önemli ölçüde sıcaklık artışlarına neden olmadığını göstermiştir. Ayrıca, irrigasyonlu ve irrigasyonsuz sistemlerin, önerilen koşullarda kullanıldığı sürece güvenli oldukları sonucuna ulaşılmıştır.

Dental implantasyonDental implantlarDiş hekimleri+4
Ömer Faruk Şarkbay
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of delayed type hypersensitivity response against crimean-congo hemorrhagic fever virus nucleoprotein

Crimean–Congo hemorrhagic fever (CCHF) caused by CCHFV is reported in a wide geographic range with a fatality rate ranging from 5 to 50 %. CCHFV is a member of the family Bunyaviridae and classified in Nairovirus genus. CCHFV genome is composed of tripartite single-stranded negative RNA segments, and RNA dependent viral RNA polymerase is produced by L segment. S segment encodes nucleoprotein (NP) and M segment expresses Gn and Gc. To initiate the viral replication and transcription in the host cell, the segments are needed to be encapsidated by NP. The S segment of CCHFV encodes 53 kDa NP made up of globular domain with a prominent arm. CCHFV infection is generally reported as a mild, nonspecific febrile illness but in some cases, severe hemorrhagic disease is also developed. Persisting hemorrhage, multi-organ failure and shock result in fatality on day 5-14 of illness. In combatting against viral infections, CMI plays a pivotal role. Therefore it is essential to clarify the role of cellular immunity in CCHFV infection. In this study, we aimed to investigate the presence of delayet type hypersensitivity (DTH) reactions against CCHFV in an animal model. For this purpose, CCHFV NP (1449 bp), N-terminal part of NP, NPNT (387 bp) and C-terminal part of NP, NPCT (513 bp) were recombinantly produced in procaryotic expression systems and investigated their effect on DTH. Following immunization steps, antigens were injected in three different dosage (50 μg/μl, 100 μg/μl, 200 μg/μl) and footpad swelling was measured by an electronic caliper. For each protein, DTH response has peaked at 24 hr and decreased by 72 hr. Footpad swelling was statistically significant on right hind pad injected with antigen for each groups, compared to negative control (p<0,05). 100 μg/μl was found to be optimum dose for DTH response. The results of this study demonstrate that, CCHFV NP contains CD4+ T cell epitopes and N-terminal part of CCHFV NP developed stronger antigenicity than C-terminal part. Because, the exact role played by each protein in developing a cellular immunity against the whole virus have not been studied in detail, any information on the individual proteins and on the cellular immune response will be a wellcomed addition to the data on CCHFV. These information would be used in developing strategies in designing vaccines as well as on antiviral approaches.

Nesibe Selma Çetin
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk yoğun bakımdaki refakatçi annelerin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Bu çalışma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Yoğun Bakım'da ve Çocuk Servisi'nde yatmakta çocukların refakatçi annelerinin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerini belirleyerek etki eden faktörleri incelemek için planlandı. Her iki grupta 20 anne değerlendirilmeye alındı; toplam 40 kişi araştırmaya dahil edildi. Refakatçi annelere Beck Depresyon Envanteri (BDE), Nottingham Sağlık Profili (NSP), Spielberger Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) uygulandı. İstatistiksel analiz için Windows tabanlı SPSS programı 21 sürümü (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanılmıştır. Çocuk yoğun bakımı refakatçi anneleri ile çocuk servisi refakatçi annelerinin verileri; ortalama, sayı ve yüzdelik dağılımları, Student-t ve Kruskal Wallis testleri ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. ÇYBÜ ve serviste yatan çocuklar yatış sebeplerine göre üç alt gruba (nörolojik, cerrahi, solunum yetmezliği) ayrılmışlardır. Bu alt gruplardaki annelerin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyleri birbirleri ile karşılaştırılmasında "tek yönlü varyans analizi (Anova) test tekniği" uygulanmıştır. Farklı hastalık gruplarındaki çocukların annelerinin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyi ölçümleri bağımsız gruplarda tek yönlü varyans analizi ile kıyaslandığında, hastalık grupları arasında annenin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyleri ölçümleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Çocuk yoğun bakımdaki refakatçi annelerin kaygı, depresyon ve yaşam kalitesi düzeyleri servisteki refakatçi annelerininki ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.001). Yoğun bakımdaki refakatçi annelerin çocuklarının durumlarının daha kritik olması, ortamın daha fazla karmaşık olması, daha fazla invaziv işlemi gördükleri ile ilişkili olduğunu düşünmekteyiz.

AnksiyeteAnnelerDepresyon+4
Burcu Çabuk
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00