
3,229
Archived Theses
14
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Tanzimat Dönemi tiyatro eserlerinin folklorik açıdan incelenmesi
Kültür, bir milletin sahip olduğu birikimi, karakterini ortaya koyan ve geleceğini inşa etmesini sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Bu bakımdan halk kültürü, bir milletin aslî karakterini teşkil eder.Yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenmiş, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelmiş olan değerlerimizin oluşturduğu halk kültürümüz; her dönem, hem yazılı hem de sözlü gelenekte yaşatılmaktadır. Bu açıdan, Tanzimat Dönemi'nde önemli bir yeri olan tiyatro eserlerinin, folklorik unsurlar açısından incelenmesi çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Genellikle sosyal konuların ön planda olduğu, asıl gayesi halkı bilinçlendirmek ve halkı eğitmek olan bu dönemin tiyatroları, aynı zamanda milletimizin kültürünü ve toplumumuzun değerlerini de yansıtmaktadır.Bu bağlamda Hayrullah Efendi, Şinasi, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Direktör Ali Bey, Feraizcizade Mehmet Şakir, Ahmet Vefik Paşa, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Şemsettin Sami, Ebuzziya Tevfik gibi edebiyat tarihimizin önemli şahsiyetlerinin tiyatro eserlerini ele aldık.Çalışmamızda genel olarak ortaya koymaya çalıştığımız durum, folklor unsurlarının tiyatro metinlerinde hangi ölçülerde yer aldığı, kullanılış şekilleri ve ortaya çıkan sonuçlarıdır. Burada kültür unsurlarının yerinde kullanılmasının anlatılara kattığı zenginliğin halk bilimi ve çağdaş edebiyat disiplinleri açısından önemi ve disiplinler arası malzeme alış verişinin ortaya koyduğu sonuçlar değerlendirilmiştir.
İkinci Yeni Şiiri'nde ölüm düşüncesi
Bu çalışmada Türk şiirinde önemli bir dönem olarak kabul edebileceğimiz II. Yeni Şiiri içinde ?ölüm? kavramı odağa alınacaktır. II. Yeni Şiiri, Türk Şiiri içinde özgün bir yeri kapsar. Bu şiir hareketi içinde hayat ve ölüm düşüncesini besleyen dinamikleri ortaya çıkarmak çalışmamızın çıkış noktasını oluşturmuştur. Çalışmamızda önce kavramsal bir çerçeve içerisinde sanat, ölüm ve yaşam ilişkisi belirlenmiş; daha sonra II. Yeni içinde değerlendirilen şairlerin şiirlerinde ölümle ilgili tutumlar ortaya çıkarılmıştır. Modern şiirde ve buna bağlı olarak II. Yeni şiirinde şairin retorik manadaki ölümü ve şairin ideolojik tutumları arasındaki ilişki müstakil bir bölüm olarak incelenmiştir. Ölüm düşüncesinin ve şairin hayat karşısındaki duruşunun metin odaklı kapsamlı bir değerlendirilmesi çalışmamızın temel amacıdır.Anahtar Kelimeler: Ölüm, II. Yeni, sanatta kalıcılık, ölümsüzlük istenci, retorik.
Elazığ folklorunda eski Türk inanışlarının izleri
İnsanoğlu, tarih sahnesine çıktığı günden itibaren fıtratı gereği bir şeylere inanma ihtiyacı duymuş ve bu inançlara sıkı sıkıya bağlanmıştır. Tarih boyunca her dönemde güncelliğini koruyan bu inançlar, kişilerin her alanda başvurduğu bir kılavuz niteliği taşımış ve her alanda kişiye yol göstermiştir. Bu bağlamda düşünüldüğünde, insanı insan yapan temel özelliklerden birinin de inançlar olduğunu söylememiz mümkündür. Zaman zaman çaresizlik içinde kalan insanoğlu, bir takım inançlardan yararlanarak bu çaresizliğini ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Çaresizliği gidermeye çalışan inançlar da bu vesile ile insan hayatına girmiş ve insan davranışlarına her dönemde yön vermiştir.İnsan hayatı içerisinde bu kadar önemli yer tutan inançlar, öylesine etkilidir ki adeta günlük hayatın vazgeçilmez birer parçası halindedir. Bu denli tesiri güçlü olan Eski Türk inanışları, Türk gelenek, görenek ve yaşam tarzına da derinlemesine nüfuz etmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Bu bağlamda Elazığ ve çevresinde görülen gelenek ve göreneklerin eski Türk inanışlarının izlerini taşıdığını söylebiliriz.Çalışmamızın amacı; günlük hayatta karşılaştığımız ve hayatımızın en önemli geçiş dönemlerinde uyguladığımız pratiklerin eski Türk inanışlarıyla olan benzerliklerini tespit etmek ve bu geleneklerdeki eski Türk inanışlarının izlerini aramaktır. Çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz bulgular, bize günümüz gelenek ve göreneklerinde uygulanan pratiklerin eski Türk inanışlarının birer devamı niteliğinde olduğunu göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Eski Türk inancı, gelenek ve görenek, Elazığ folkloru, inanış.
Van Gölü havzası ağızları
Elimizdeki çalışmada 2008?2012 yılları arasında Van Gölü'ne kıyısı olan Van ve Bitlis illeri ile bu illerin ilçe ve köylerinden dil ürünleri derlenmiş, derlenen dil ürünlerinin dil bilgisi incelemesi yapılmış ve sözlüğü oluşturulmuştur. Dolayısıyla bu çalışmamızda Van Gölü Havzasındaki Van ve Bitlis illeri başta olmak üzere Erciş, Ahlat, Adilcevaz, Gevaş ve Edremit ilçelerinden; Van'a bağlı Karpuzalanı, Kavuncu, Karagündüz, Alaköy, Mollakasım köylerinden; Adilcevaz'a bağlı Erik Bağı ve Yıldız köylerinden; Ahlat'a bağlı Çatalağzı ve Uludere köylerinden; Erciş'e bağlı Çelebi Bağı Beldesi'nden derlemeler yapılmıştır. ?Van Gölü Havzası Ağızları? adı altında topladığımız bu araştırma ?Giriş, Ses Bilgisi, Şekil Bilgisi, Metinler ve Sözlük? bölümlerinden oluşmaktadır.Deşifre edilen dil ürünleri, art ve eş zamanlı bir bakış açısıyla incelenmiştir. Çalışmanın birçok bölümünde, bölgedeki ağızlar ile diğer doğu grubu ağızları arasındaki benzerlikler dipnotlarla karşılaştırmalı olarak belirtilmiştir. Bölgemizdeki dil ürünleri ses ve şekil yönünden Azeri Türkçesinin karakteristik özelliklerini taşıdığından Azeri, Türkmen ve Kıpçak lehçeleriyle benzerlik taşıyan hususlar çalışmanın çeşitli aşamalarında belirtilmiştir.Ses Bilgisi kısmında yazı dilinde bulunmayan ünlüler, ünlü uyumları, ünlü değişmeleri, ünlüler ile ilgili tablolar ve ünlülerin özelliklerini yansıtan haritalar yer almıştır. Ünsüzler kısmında ise yazı dilinde bulunmayan ünsüzler, ünsüzlerle ilgili ses olayları, ünsüz değişmeleri yer almıştır.Şekil Bilgisi (Morfoloji) kısmında ad yapım ekleri, ad çekim ekleri, fiiller, fiilimsiler, fiil yapım ekleri, fiil çekim ekleri, zamirler, zarflar, edatlar ve şekil bilgisi yönünden ölçünlü Türkçeden farklılık gösteren ekleri gösteren haritalar yer almıştır.Sözlük bölümü, metinlerimizde yer alan; fakat ölçünlü Türkçede bulunmayan ve fonetik açıdan değişikliğe uğrayan sözcükleri içermektedir.Bibliyografyada gösterilen eserlerin büyük bir kısmı çalışmalarımız esnasında kullanılmış ya da incelenmiş, bazıları ise konuyla bağlantıları olması bakımından alınmıştır.Derlediğimiz konuşmaları tek tek dinleyip transkribe ederek yazıya aktarırken transkripsiyon sistemi için Türk Dil Kurumu tarafından öngörülen ağız transkripsiyon sistemini kullandık. Metinlerimizin sağlam ve eksiksiz olması için incelediğimiz ağzın hususiyetlerini ana hatlarıyla taşıyan, genellikle ilkokul mezunu ya da okuma-yazması olmayan ve 50 yaşın üzerinde olan kişiler tercih edildi. Araştırmamız süresince derleme amacıyla 118 kişiyle görüşülmüştür.Anahtar Kelimeler: Ağızlar, dil, morfoloji, fonetik, doğu grubu ağızları.
Orhan Duru öykülerinde yapı ve izlek
Türk yazınında öykü ve deneme yazarlığının yanında çeviri ve uyarlamalarıyla da tanınan Orhan Duru özellikle öykücü kimliğiyle ön plana çıkmıştır. Başlangıçta şiiri edebiyat algısına var etmeye çalışsa da bunda ısrarlı olmamıştır. Özellikle çağdaş problemler ve ruhsal daralmaların olduğu bir dönemde yaşaması öykülerine de doğrudan kaynaklık etmiştir. Duru öykücülüğünde dikkat çeken bir başka yön de dilsel tercihlerdir. Öykünün esas malzemesi gibi kullanılan bir dille karşılaşırız.Duru, Türk öykü geleneği içerisinde şiirde II. Yeni'nin yaptıklarına benzer bir tavır ve tarzı tercih etmiştir. Kendi kuşağının ve sonraki dönemlerin içinde veya yanında kalarak 1953'ten 2008'e kadar devam eden işlevsel bir yazma serüveni içerisinde olmuştur. Bu yönüyle öykümüzün değer katmanlarında önemli bir kalemdir.Anahtar Kelimeler : Orhan Duru, öykü, yapı, izlek.
Klasik Türk edebiyatında îd ve îdiyyeler
Klasik Türk Edebiyatı şairleri, Türk toplumunda her zaman oldukça önemli bir yere sahip olan dini bayramları ve bayramlarda yaşananları, divanlarda birçok beyitte dile getirmektedirler. Ancak dini bayramlar özellikle kasidelerin giriş bölümlerinde, kıta, gazel ve şarkı gibi nazım şekilleriyle yazılan şiirlerin bir kısmında belli başlı bir tema olarak işlenmektedir.Îdiyye/bayram şiirlerinin kendine has bir formu vardır. Kaside ve kıta nazım şekliyle yazılan îdiyyelerde konunun işleniş ve sunumu bakımından benzerlikler görülmektedir. Bunlar genellikle hilal tasviriyle başlamakta ?medhiye? bölümünde övülen kişinin nitelikleriyle bayram ve bayramlarda yaşananlar arasında çeşitli benzetme ve mecazlarla ilgi kurulur.Anahtar Kelimeler: Îd, Îdiyye, Sevgili, Aşk, Hasret, Ayrılık
Fuzûlî Divanında aşk ve akıl kavramlarının mukayesesi
Aşk ve akıl konusu hemen hemen her şair, filozof ve mutasavvıfın meyil ettiği konulardan biri olmuştur. Akıl genellikle aşkın karşısında değerlendirilmiş ve olumsuz olarak nitelendirilmiştir. Ancak Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır, akl-ı evveldir. O halde biz büsbütün aklı reddedemeyeceğimiz gibi tüm olumsuzluklardan münezzeh de kılamamaktayız. Aklı en basit şekliyle akl-ı cüzi ve akl-ı külli olmak üzere ikiye ayırabilir, akl-ı cüziyi dünyalık işlerde; akl-ı külliyi ise insan-ı kâmil olma yolunda kullanırız. Şairlerin, mutasavvıfların olumsuz olarak değerlendirdiği de akl-ı cüzidir.Aklı işlerliği açısından çeşitli sınıflara ayırdığımız gibi aşkı da sınıflandırabiliriz: Aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki. Aşk, insanın ezelden getirdiği yaratılış hakikatidir. Allah bilinmek ve sevilmek istediği için insanı ve kâinatı yaratmıştır. İnsan dâhil tüm mevcudatın aşk üzerine var olduğunu düşünürsek ister mecazi olsun ister hakiki olsun tüm aşkların kaynağı O'dur ve tüm aşklar O'nadır.Her şeyin ancak zıddıyla kaim olduğu gerçeği, aşkın karşısına olumsuz bir kavram çıkarmayı zaruri kılar. Fuzuli de genel olarak incelediğimiz pek çok beytinde aşkı yüceltmek ve hakikatini daha iyi kavrayabilmek amacıyla karşısına koyduğu aklı olumsuz bir kavram olarak ele almıştır. Âşıklar ve âlimler üzerinden mukayese yapan Fuzuli aşkı çoğu zaman bir bela, devasız bir dert olarak; aklı ise kendine âşıklık yolunda bir engel, bağ olarak ele almıştır. Aşkı ve aklı direkt kullanmakla beraber bu kavramları somutlaştırmış ve her birini temsil eden karakterleri beyitlerinde işlemiştir. Aşkı âşıklar, pir-i mugân, saki temsil ederken aklı ise zahit, sofu, hoca ve özellikle nâsih temsil etmiştir. Sonuç olarak her seferinde şair aşkı akla üstün kılmıştır.Anahtar Kelimeler: Fuzuli, Fuzuli Divanı, Aşk, akıl,
Masal formellerinin sembolik çözümlemesi
Sözlü kültür ürünlerimizden masallar, edebî bir tür olmanın yanı sıra geçmişi bugüne, bugünü geleceğe taşıyan kültür hazinelerinden biridir. Geçmişi bugüne taşımasıyla kültürel bir aktarım sağlayan masallar, milletlerin devamını sağlamada önemli bir yere sahiptir. Masallar bu aktarımı sağlarken, yaşadığı coğrafyanın kültürel, psikolojik, folklorik özelliklerini bünyesine katarak zenginleşirler. Bu zenginlik, masallarımızda farklı şekillerde ifade edilir. Bu ifade şekillerinden biri de sembollerin kullanılmasıdır. İnsan bilincinin bittiği noktada başlayan sembolik dil, masallarda en canlı haliyle devrededir. Sembolik dil, sıradan bir dilin üstünde bir dildir. Masallar, sembollerin çeşitliliğini ve sembolik dilin imkânlarını kullanarak çok katmanlı bir metin haline gelirler. Bu anlamda masalı ve masal içerisinde kalıplaşmış sözler olarak bilinen formelleri dikkatle incelersek, metinler farklı anlamlar kazanacaktır.Formeller, masallarda çeşitli işlevleri nedeniyle kullanılırlar. Anlatıcı, dinleyicilerini masal dünyasına hazırlarken, masal içerisinde geçişler yaparken, masalı bitirirken ve zaman kazanmak isterken formellere başvurur. Anlatıya ahenk katan bu sözler, masalcının ustalığını göstermesi bakımından da önemlidir. Formeller bilinen bu işlevlerinin dışında sembolik anlamlarla örülüdür. Formelin altında bir milletin kültürel pek çok özelliğini ve evrensel çağrışımları bulabiliriz.Bu düşünce ve duyarlılıkla hazırladığımız çalışmada masal formellerinin sembolik anlamlarını ele aldık. Formellerin sembolik anlamlarını da göz önüne alarak yeni bir tasnif çalışması yaptık. Bu tasnifimize göre konuyu yeni bir bakış açısıyla değerlendirmeye çalıştık.Anahtar Kelimeler: Masal, formel, sembol, tekerleme, kalıp ifade, anlatı
Nâbîzâde Nâzım'ın şiirleri üzerine bir inceleme
Tanzimat dönemi, edebî faaliyetler bakımından oldukça verimli geçmiştir. Köklü şiir geleneğinin değişmeye başladığı bu dönemde, 1863-1893 yılları arasında yaşamış olan Nâbîzâde Nâzım'ın başarılı romancı kimliği dışındaki şair kimliği gölgede kalmıştır. Bu çalışmada, Nâbîzâde'nin şairlik yönü, şiirleri üzerinde yapılan incelemelerle ön plana çıkarılmıştır. Giriş bölümünde şairin içinde yaşamış olduğu dönemin siyasi ve edebî atmosferi; birinci bölümde hayatı, edebiyat ve şiir hakkındaki görüşleri ile ilgili bilgi verilmiş, eserlerinin yayınlanma yıllarına göre tasnifi yapılmıştır. İkinci bölümde, şiirleri temalarına göre tasnif edilerek incelenmiştir. Nazım birimi, nazım şekli ve ahenk unsurları gibi biçimsel incelemeler üçüncü bölümde yer almıştır. Dördüncü bölümdeki inceleme dil ve üslup açısındandır. İncelemenin ve elde edilen verilerin değerlendirmesi sonuç kısmında yapılmıştır. Ekler bölümünde ise Nâzım'ın Hâtıra-i Şebâb, Heves Ettim ve Mini Mini Yâhûd Yine Heves adlı eserleri ile şiir kitaplarına girmeyerek gazete ve dergilerde yayınlanmış şiirlerinin günümüz harflerine aktarılmış şekli yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Nâbîzâde Nâzım, Çeviri Metin, Şiir, Şekil, Tema.
Orhan pamuk'un romanlarında İstanbul
Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü dâhil olmak üzere yurt içinde ve yurt dışında pek çok ödül alan; şöhreti kıtaları aşan ve artık tüm dünyada tanınan bir yazarımızdır. Tüm bu başarılara rağmen kendi ülkesinde Orhan Pamuk hakkında az sayıda bilimsel çalışma yapılmıştır. Ayrıca Orhan Pamuk'un eserleri hakkında yapılan çalışmaların ciddi bir kısmı Türk Dili ve Edebiyatı dışında farklı disiplinlerde çalışan akademisyenler tarafından gerçekleştirilmiştir. Orhan Pamuk'un romanları, romancılığı ve romanlarında ele aldığı sorunsallarla ilgili tezler yapılmasına karşın onun romanlarında hem bir mekân hem de bir izlek olarak ele alınan İstanbul konusunda herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Biz "Orhan Pamuk'un Romanlarında İstanbul" başlıklı çalışmamızla romanlarının çoğunda İstanbul'u konu edinen ve bu kentteki yaşamın ayrıntılarını izlek boyutuna yükselten bir yazar hakkında bu yönde bir çalışma yaparak bir eksikliği gidermek istedik. Orhan Pamuk gibi eserlerinde İstanbul'u sık sık konu eden bir yazar hakkında daha fazla çalışma yapılmasının edebiyatımız açısından önemi büyüktür. Bu çalışmanın yeni araştırmaların önünün açılmasına katkı sağlayacağını ümit etmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Orhan Pamuk, Yeni Türk Edebiyatı, İstanbul, Roman, Mekân.
Cahit Külebi'nin şiirlerinde kelime dünyası
Son yıllarda giderek önemini artıran kelime dünyası çalışmaları, dil bilimine önemli katkılar sağlamaktadır. Bu sayede, yeni inceleme yöntemleri ortaya çıkmış, yeni üslûp çalışmalarının önü açılmış, dolayısıyla şair ve yazarların üslûplarının farklı bakış açılarıyla incelendiği bir çalışma alanının ortaya çıkması sağlanmıştır. Dil ve üslûp birbirinden ayrı düşünülemez. Dili oluşturan etmenler kelimelerdir. Eser sahipleri de kelimeleri farklı farklı kullanarak kendi üslûplarını ortaya çıkarmaktadır. Şair ve yazarların kelime dünyasını ve kalıplaşmış sözleri kullanma yöntemleri, onların üslûplarını ortaya çıkarmaktadır. Eser sahipleri dile ne kadar hâkimse, üslûbunu da o derece özenli ve estetik kılmaktadır. Bu tezde Cumhuriyet Döneminin önemli bir şairi olan ve şiirlerde Anadolu halkının konuşma dilini kullanan Cahit Külebi'nin şiirlerinin kelime dünyası üzerine bir çalışma yapılmıştır. Bunu yaparken de sayısal verilerden yararlanılmıştır. Kelime dünyası üzerinden Külebi'nin üslûbuna varmaya çalışılmıştır. Tezin giriş bölümünde dil ve kelime dünyası hakkında genel bir çerçeveye, dil çalışmalarına ve kelime dünyası çalışmalarının önemine değinilmiştir. Dört bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde Cahit Külebi'nin hayatı, ikinci bölümde Külebi'nin şiirlerinin kelime dünyası, üçüncü bölümde Külebi'nin şiirlerindeki kelimelerin türleri, dördüncü bölümde Külebi'nin şiirlerindeki kelimelerin dil kökenlerine göre dağılımı ele alınmıştır. Sonuç bölümünde Külebi'nin kullandığı kelime gruplarının ve kelime türlerinin yoğunluklarının Külebi'nin üslûbuna katkısı verilmiştir. Kaynakçada da bu çalışmada yararlanılan tüm gazete, kitap, dergi, makale gibi kaynaklar listelenmiştir. Külebi, şiirlerindeki ahengi kelimelerle sağlar. Kullandığı her kelime de hayatından bir parça taşır. O, yaşamadığı ya da hissetmediği hiçbir şeyi şiirlerine almaz. Bundan dolayı onun şiirleriyle hayatı bir bütün olarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cahit Külebi, Üslûp, Kelime Dünyası, Sıklık, Kelime Türleri.
Tezer Özlü'nün eserlerine bunalım edebiyatının etkisi
Varoluşçuluk felsefesinden beslenen bunalım edebiyatı, dünyada olduğu kadar ülkemiz edebiyatında da birçok sanatçıyı etkilemiştir. 1950'den sonra görülmeye başlayan bu akım, sonraki yıllarda yetişen sanatçılar üzerinde etkisini devam ettirmiştir. Bu sanatçılardan biri olan Tezer Özlü'nün eserlerinde de bunalım edebiyatı izleklerine rastlanır. Yazarın gerek kendi psikolojik sorunları gerekse etkilendiği yazarlar (Franz Kafka, Italo Svevo ve Cesare Pavese), eserlerinin oluşmasında büyük öneme sahiptir. Hazırlanan bu çalışmada, Tezer Özlü'nün bunalım edebiyatından ne ölçüde etkilendiği, bunalım edebiyatının eserlerine nasıl (içerik, biçim) yansıdığı incelenmiş ve eserlerden alınan örnek pasajlarla söz konusu etkilenme tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: bunalım edebiyatı, varoluşçu edebiyat, Tezer Özlü, yabancılaşma.
Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun seçme lirik şiirlerinde kelime dünyası
Kelime dünyası, şairin üslubunu belirlemede önemli bir rol oynar. Bu alanda yapılan çalışmalar da şairin edebi kişiliği ve üslubunu ortaya koymada başvurulan yöntemlerden biridir. Bu tezde Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun şiirlerindeki kelime dünyası üzerine bir inceleme çalışması yapılmıştır. Tez, 5 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde anlambilimi ve kelime araştırmalarının şiirdeki yeri, kelime dünyası ile ilgili bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun hayatı, edebi kişiliği ve eserleri kısaca tanıtılmıştır. İkinci bölümde "Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Seçme Şiirlerinde Kelime Dünyası" ana başlığında kelime sayısı, kelimelerin sıklık dereceleri tespit edilmiştir. En çok tekrarlanan kelimeler ve sıklık dereceleri tablolar halinde sunulmuştur. Bu kelimeler sıklık dereceleri en yüksekten başlayarak detaylı incelemeleri yapılmış ve örneklerle de somutlaştırılmıştır. En çok tekrarlanan kelimelerin isim ve fiil oranları belirtilmiştir. Üçüncü bölümde kelime türleri tespit edilmiştir. Bunlar isim cinsinden kelimeler (isim, zamir, sıfat, zarf) ve fiil unsurları olmak üzere iki ana grupta detaylıca incelenmiştir. Tablo ve grafikler yardımıyla da görsellik kazandırılmıştır. Dördüncü bölümde üslup incelemelerinde önemli ipuçları veren kelime grupları incelenmiştir. Sıfat ve isim tamlamaları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Tamlamalar ayrıca anlam ve kuruluş özelliklerine göre örnekleriyle ele alınmıştır. Deyimler ve ikilemeler de kullanım sıklıklarıyla birlikte incelenmiştir. Sonuç bölümünde tezin genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmanın sonunda faydalanılan kaynaklar verilmiştir. Ek kısmında da tezde kullanılan Bedri Rahmi'nin şiirleri bulunmaktadır.
Kuseyin Esenkocoyev'in hikâyelerinde kelime grupları (metin-inceleme-Türkiye Türkçesine aktarım)
Kelime grupları söz diziminin en geniş ve detaylı konularından biridir. Dildeki sözcüklerin, bir kavramı bildirmek, bir olayı anlatmak, bir niteliği karşılamak ve durumu belirtmek için bazen dil birlikleri halinde kullanılmasıyla kelime grupları ortaya çıkar. Kırgız Türkçesinde kelime grupları yapı ve mana özellikleri bakımından birçok noktada Türkiye Türkçesiyle benzerlik gösterir. Bununla beraber farklı özelliklerin görüldüğü durum ve örnekler de vardır. Bu çalışmada Kırgız yazar Kuseyin Esenkocoyev'in Sayakatçı Bala, Üçünçü Şar, Rodinanın Uulu ve Şarşe adlı hikâyelerindeki cümleler kelime grupları bakımından incelenmiştir. Cümlelerde bulunan kelime grupları; yapı özellikleri, başka kelime gruplarının ve cümlelerin yapılarına katılma şekilleri yönüyle incelenmiş ve sınıflandırılmıştır. Yapılan sınıflandırmalar başlıklar halinde verilmiştir. Her başlığın altına sonuç kısmı eklenmiştir. Çalışmanın amacı bu başlıklar ışığında Kırgız Türkçesinde kelime gruplarının hangi özelliklere sahip olduklarını, Türkiye Türkçesindeki kelime grupları ile benzerlik ve farklılık gösterdiği noktaları belirlemektir. Çalışmadaki örnek cümleler hikâyelerde bulunduğu satır numaralarıyla verilmiştir.
İslamiyet sonrası Türk destanlarında masal motifleri üzerine bir değerlendirme
Aynı kültür ortamı içinde ortaya çıkan ve gelişen halk edebiyatı türlerinin birbirinden etkilenmesi, birbirlerine kaynaklık etmesi kaçınılmazdır. Mitolojiden destana, destandan halk hikayesine, pek çok türde görülen bu etkileşim, diğer halk edebiyatı türlerinde de kendisini göstermiştir. Masal ve destan da birçok ortak unsuru bünyesinde barındırması noktasında dikkat çeker. Masallar, hayal ürünü ve olağanüstülüklerin; destanlar ise bir milletin teşekkülüne ait kahramanlıkların anlatıldığı, bir nevi tarihe kaynaklık eden anlatılardır. Destanlarda kahramanlıkların anlatıldığı bölümlerde birçok olağanüstü olayın cereyan etmesi, bu iki türü birbirine yaklaştırır. Nitekim bu olayların etrafında oluştuğu destan kahramanları da masaldaki kahramanlar gibi olağanüstü güçlere sahip kişilerdir. Hem yer üstü hem yer altı dünyasını konu edinen bu iki tür, olayların geçtiği mekanlar ve kahramanları itibariyle de benzerlik taşırlar. Bu çalışmada da İslamiyet'ten sonra teşekkül etmiş destan metinleri olarak bilinen Hz. Ali Cenknâmeleri, Hamzanâme, Battalnâme, Danişmendnâme, Saltuknâme ve Oğuz Kağan Destanı'nın İslami varyantı; içerdikleri masala ait unsurlar yönünden incelemeye tabi tutulmuşlardır. Pek çok masal ve efsaneyi ihtiva ettiği görülen metinlerin, masal motifleri açısından incelendiğinde oldukça zengin bir kaynak olduğu görülmüştür.Eserlerde yer alan destan kahramanları; seyahat ettiği yerler, bu yerlerde karşılaştığı varlıklar ve onlarla olan münasebetleri bakımından bir masal kahramanını anımsatmaktadır. Destanlarda karşımıza çıkan en önemli masal mekânı, Kaf Dağı; en önemli masal motifleri ise; devler, cinler, periler, hayvanlar, sihir ve büyü, harikulade yerler, cadılar gibi örneklerdir. Bu çalışmada İslamiyetten sonra ortaya çıkan destan metinlerinde masala ait unsurların tespit edilmesi ve bu sayede masal ve destan türleri arasındaki benzerliklerin ortaya konulması amaçlanmıştır.
Mecmûatü'l-eş'âr, Süleymaniye kütüphanesi Galata mevlevîhânesi, numara:171 (1-117) (İnceleme-karşılaştırmalı metin)
Bu çalışma Süleymaniye Kütüphanesi Galata Mevlevîhânesi Koleksiyonu'nda 171 numarada Mecmû'atü'l-Eşèâr adıyla kayıtlı mecmuanın 1-117 arası yaprakların incelenmesi ve transkripsiyonlu metninden oluşmaktadır. Çalışmada öncelikle mecmuanın tanıtımına, sonrasında transkripsiyonlu metin çalışmasına yer verilmiştir. Mecmuada yer alan şiirler yayınlanmış eserlerle karşılaştırılarak mevcut farklar gösterilmiştir. Aynı zamanda bu çalışmayla bazı şairlerimizin bilinmeyen şiirleri de gün yüzüne çıkarılmıştır. Mecmuada yer alan şiirlerin yazıldıkları yüzyıllar çeşitlilik göstermektedir. Mecmuanın inceleme yapılan kısmında Şeyh Gâlib'ten Cesârî'ye farklı yüzyıllarda yaşamış 131 şairin şiirleri bulunmaktadır. Her bir yapraktaki satır sayısı 42-56 arasında değişmiş olup toplam 545 şiir incelenmiştir. Şiirlerde yer alan mahlaslardan ve ilgili akademik çalışmalardan hareketle yapılan incelemeler sonucunda şiirlerin hangi şairlere ait olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda sonuç bölümü, kaynakça, asıl nüsha ve özgeçmişe yer verilmiştir.
Şeyhülislam Yahya Divanı'nda ahenk unsurları
Divan şiirinde ses ve söz tekrarları, ritim, kafiye ve redifler ahenk unsurlarının başında geliyor. 17. yüzyılda yaşamış, gazel sahasında söz sahibi olan Şeyhülislam Yahya, klasik şiir geleneğine damga vurmuştur. Bu çalışmamızda Şeyhülislam Yahya Divanı?ndaki ahenk unsurlarını tespit etmeye çalıştık. Yaptığımız bu çalışma bir bakıma üslûp çalışması olduğundan daha çok yapısal eleştiri yöntemleri ve stilistik kuralların kesiştiği bir alanda durmaktadır. Bu alanda maalesef çok kapsamlı bir araştırma yapıldığını söyleyemeyiz. Biz, bu çalışmamızda Divan?daki ahenk unsurlarını söz ve ses tekrarları ile sağlanan ahenk ve ritim olarak üç ana başlık altında inceledik.Şeyhülislam Yahya?nın, kullandığı nazım şekillerinde - özellikle gazellerinde - dile hakim olduğu yapmacıksız, sade ve basit bir üslûp ile Türkçeyi başarıyla kullandığı görülmektedir. Şeyhülislam Yahya?da ahenk kuru bir ses topluluğundan ibaret değildir. Anlamla sesin bir potada eritilerek armoninin yakalandığı aşikârdır. Şeyhülislam Yahya, ?neyi anlattığın değil nasıl anlattığın? önemli olduğu bir şiir geleneğine iz bırakmış bir şairdir. Anahtar Kelimeler: Şeyhülislam Yahya, ses ve söz tekrarları, ritim, ahenk
Atebetü'l Hakayık'ta fiil
Bu çalışma, gramerin ana unsuru olan ?fiil? konusunda Atebetü?l Hakayık?ın dağarcığını belirlemek üzere hazırlanmış bir çalışmadır. Başta asıl konu olması bakımından Atebetü?l Hakayık olmak üzere bu döneme ait beş temel eser gözden geçirilmiş ve çalışma 4 bölümde bitirilmiştir. Birinci bölumde giriş yapıldıktan sonra çalışma yöntemi ve planı hazırlanmıştır. Türk yazı dilinin kısa tarihî gelişimi ve bu gelişim içerisinde Karahanlı Türkçesinin yeri anlatılmış , Karahanlı Türkçesinin özellikleri, Atebetü?l Hakayık ve Yüknekli Edip Ahmet hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Fiillerle ilgili gerekli incelemeler yapılmış olup Karahanlı dönemi Türkçesinin ve dolayısıyla Atebetü?l Hakayık?ın ses bilgisi(fonetik) ve Atebetü?l Hakayık?ın şekil bilgisi (morfoloji) anlatılmıştır. Anlatılanlar örneklerle desteklenmiştir. Bu bölüm çalışmanın esası olup, fiillerin ve bu fiillerin yapılarının bulunabileceği kısımdır. İkinci bölüm ise fiilimsilere ayrılmıştır. Bu bölüm fiillerin Atebetü?l Hakayık?ta isim, sıfat ve zarf olarak kullanılışını, fiilimsi ekleri ve özelliklerini kapsamaktadır. Üçüncü bölüm bütünüyle fiil çekimine ve bu çekimleri gerçekleştiren eklere ayrılmıştır. Fiil çekimlerinin dönemsel özellikleri ve Atebetü?l Hakayık?taki durumları da bu bölümde verilmiştir. Dördüncü ve son bölümde Atebetü?l Hakayık?ın söz varlığı sayısal veriler ve tablolarla ortaya konmuş olup, bir kaynakça ve Atebetü?l Hakayık?taki fiilleri kapsayan bir sözlük çalışması yapılarak tez bitirilmiştir. Bu çalışmada , 17 bölüm, 512 mısra, 50 beyit, 103 dörtlük 2728 kelimeden oluşan Atebetü?l Hakayık adlı eserde 129?u basit, 112?si türemiş ve 216?sı bileşik olmak üzere 457 fiilin yapısı, ekleri ve görevleri bulunabilecektir. Anahtar Kelimeler : Atebetü'l Hakayık'ta Fiil, Basit fiil, Birleşik fiil, Türemiş fiil, Sözlük
Âşık Paşa'nın Garib-Nâme'sinde fiiller
Âşık Paşa'nın Garib-Nâme'sinde Fiiller başlıklı tez çalışması Garib-nâme'nin fiil indeksinin alınması sonucu elde edilen verilerin işlendiği beş ana başlıktan oluşmaktadır. Bu bölümler: 1. Basit Fiiller, 2. Türemiş Fiiller, 3. Birleşik Fiiller, 4. Ek fiil, 5. Fiilimsiler. Çalışmanın giriş bölümünde Âşık Paşa'nın hayatına ve eserlerine kısaca değinilerek yapısına göre fiiller basit, türemiş, birleşik fiiller, ekfiil ve fiilimsiler hakkında bilgi verilerek örneklerle birlikte sınıflandırıldı. Basit fiiller, Prof. Dr. Ahmet Bican ERCİLASUN'UN eseri "Kutadgu Bilig Grameri" temel kaynak alınarak ses düzenine dayanan bir sınıflandırmaya göre sıralandı ve kelimelerin anlamları yazıldı. Türemiş fiiller sınıflandırılırken eklerin yapıları göz önünde bulundurularak eklere göre tasnif edildi. Birleşik fiil bahsinde fiiller, kuruluş biçimleri bakımından sınıflandırılmış ve "Ek fiil" konusuna geçilmiştir. Ek fiilin görevi göz önünde bulundurularak metin içinden örneklere yer verildi. Eserde fiilimsiler almış oldukları ekin yapısına göre sıfat-fiil, zarf-fiil ve isim-fiil olarak metinin içinde geçtikleri yerle birlikte örnekler sunuldu. Daha sonra yapılan indeks çalışmasına yer verildi.
Fuzûlȋ'nin Leylâ vü Mecnûn mesnevisinde tasvir ögesi olarak teşbih
Bu çalışma Fuzûlȋ'nin Leylâ vü mecnûn mesnevisindeki tasvir ögesi olarak teşbihleri tespit etmek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmamızda Hüseyin AYAN ve Muhammet Nur DOĞAN tarafından hazırlanan Fuzûlî'nin "Leylâ vü Mecnûn Mesnevisi" adlı eserlerden yararlanılmıştır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde 16. yüzyıl Osmanlı Devletinin siyasi, ekonomik ve edebî durumu ele alınmıştır. Birinci bölümde öncelikle edebî tasvir ve teşbih konuları ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde ise Türk edebiyatında Leylâ vü Mecnûn mesnevisi yazarları sıralanmıştır. Mesnevinin ayrıntılı bir özeti verilmiş, bölümleri sıralanmıştır. Üçüncü bölümde ise beyitlerde yapılan tasvir ögesi olarak teşbihler konularına göre gruplanmış ve olay örgüsü ile birlikte değerlendirilmiştir. Yer yer mazmunlar açıklanmış ve eserin sonunda bazı mazmunlarla ilgili görseller verilmiştir. Sonuç bölümünde ise tezin genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.
Niyâzî-i Mısrî Dîvânı'nda tasavvufî ıstılâhlar
XVII. yüzyıl mutasavvıf şâiri olan Niyâzî-i Mısrî?nin Dîvânı?nda yer alan şiirlerin tamamına yakını tasavvufî şiir özelliği göstermektedir.Fenâ, bekâ, insan-ı kâmil, tecellî, celâl ve cemâl gibi tasavvufî ıstılâhlar birçok mutasavvıf şâir tarafından kullanılmıştır. Niyâzî-i Mısrî tarîkat hakîkatlerini anlatmak için bu tasavvufî ıstılâhlardan yararlanmıştır. Bu nedenle Niyâzî-i Mısrî Dîvânı?nda bu ıstılâhlara sık rastlanmaktadır. Mısrî, şiirlerinde tasavvuf ıstılâhlarını hem doğrudan kullanmış hem de ıstılâhların anlamını veren sözcük ve söz öbeklerinden yararlanmıştır. Tasavvufa özgü olan bu ıstılâhların bilinmesi ve anlam çerçevelerinin belirlenmesi tasavvufî metinlerin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.Bu çalışmada Niyâzî-i Mısrî?nin Dîvânı?nda geçen ıstılâhlar tespit edilmiş ve bu ıstılâhların açıklamaları yapılmıştır. Dîvân?dan seçilen örnek şiirlerle de bu ıstılâhların anlamları ve diğer sözcüklerle anlam ilgileri açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: tasavvufî ıstılâhlar, mutasavvıf, dîvân, tasavvufî şiir, tecellî.
Abdülhak Hâmid Tarhanın şiirlerinin inanç ölüm, tabiat ve kadın temaları bakımından incelenmesi
Tanzimat Edebiyatının en aykırı şairi olan Hâmid, şiirlerinde bireysel konuları ele almış ve sosyal ve siyasi konulardan uzak kalmıştır. Şiirlerinde daha çok her insanın ayrılmaz parçaları olan inanç, ölüm, tabiat ve kadın temalarını işlemiştir. Hâmid bu temaları daha çok felsefi bir nazarla ele almıştır. Onun şiirlerinde İnanç konusunda isyan ve teslimiyet, ölüm konusunda tahammülsüzlük, tabiat konusunda sonsuzluk ve kadın konusunda doyumsuzluk göze çarpar. Anahtar Kelimeler: Hâmid, ?nanç, Ölüm, Tabiat, Kadın.
Kırgız Türkçesinde kadın konulu atasözleri
Atasözü, bir milletin kimliği gibidir. Meydana gelme süreci uzun zaman alan bu söz kalıpları ait olduğu milletin sosyo-psikolojik yapısı, gelenek ve görenekleri gibi birçok özelliğini barındırmaktadır. Bu çalışmada da aynı amaç etrafında Kırgız atasözlerinden hareketle Kırgız toplumunun Kırgız kadınından beklentilerinin neler olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma yapılırken sınıflama yönteminden yararlanılmıştır. Tespit edilen atasözleri şu şekilde üç aşamalı verilmiştir: Kiril alfabesi, Latin alfabesine aktarımı ve Türkiye Türkçesi açıklaması. Tez, giriş kısmı hariç üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, genel olarak toplumsal cinsiyet kavramının açıklanması, bir cinsiyet olarak kadının varlığı ve Türk toplumundaki algılanışı, Kırgız Türkçesindeki kadın konulu atasözlerinin nasıl ve ne şekilde incelendiği, atasözünün tanımı ve işlevi hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Birinci kısımda, Kırgız adı ve tarihi, Kırgız Türkçesi, Kırgız edebiyatı ve genel olarak Kırgızistan'ın beşeri, coğrafi ve ekonomik yapısı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci kısımda, atasözünün tanımı ve içeriği, işlevsel ve biçimsel özellikleri ile Kırgız atasözünün tanımı ve Kırgız Türkçesindeki kadın konulu atasözlerinde kullanılan cümle çeşitleri hakkında tespitler verilmiştir. Üçüncü kısımda ise Kırgız Türkçesindeki kadın konulu atasözlerinden hareketle Kırgız kadınının toplumsal statüleri doğrultusunda sınıflaması verilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmada elde edilen sonuçlar üzerinde durulmuştur. Kaynakça bölümünde ise çalışmada kullanılan kaynaklara yer verilmiştir.
Turar Kocomberdiyev'in "Kölçüktögü Ay" Adlı Eserindeki şiirlerin dil ve üslup bakımından incelenmesi (İnceleme-dizin-metin-aktarma)
Bir eser oluşturulurken kullanılan kelimeler, anlatımın niteliğine dair ipuçları vermektedir. Müelliflerin eserlerinden yola çıkarak onların kelime dünyası üzerine yapılan çalışmalar neticesinde, birçok şair ve yazarın kelime dağarcığı ve sözcük kullanma yetisi verilerle gözler önüne serilmektedir. Sözcüklere hakimiyetin yanı sıra onların kullanım şekilleri de önem taşımaktadır. Bir müellifin sözcükleri kullanma biçimi, onun üslubunu göstermektedir. Dil ve üslup birbirinden bağımsız düşünülemeyen ve birbirini tamamlayan çalışma alanlarıdır. Üslupbilim çalışmaları, dil bilim alanına hizmet etmektedir. Bir eserde yer alan kelimelerin türleri ve cümleler içerisinde kullanılan kelime grupları, eserin dil özelliklerini meydana getiren unsurlardandır. Eseri kaleme alan müellif olduğuna göre eserin dili, aslında müellifin dilidir. Müelliflerin kullandıkları kelimeler aynı olsa dahi yüklenen anlamlar farklılık göstermektedir. Etkili bir anlatım, dili kullanma becerisiyle birleştiğinde nitelikli eserler meydana gelmektedir. Bu çalışmada Kırgız edebiyatı içerisinde yazdığı çocuk şiirleriyle bir ekol olarak görülen Turar Kocomberdiyev'in "Kölçüktögü Ay" isimli şiir kitabı üzerine bir kelime dünyası çalışması yapılmıştır. Şiirlerde geçen kelimeler, kelime türleri ve sıklıkları, kelime gruplarının dağılımı incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Kırgız Çocuk edebiyatı şairlerinden biri olan Turar Kocomberdiyev'in "Kölçüktögü Ay" eserinde yer alan şiirlerin dil ve üslup bakımından incelenerek yazarın dil ve üslup özelliklerinin belirlenmesinin yanında Kırgız edebiyatının bu değerli şairi ve onun "Kölçüktögü Ay" isimli kitabının tanıtılmasıdır. Tez çalışması şairin "Kölçüktögü Ay" isimli kitabını kapsamaktadır.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi T-3031 numarada kayıtlı Mecmû'a-i Eş'âr (MESTAP tasnifi - metin)
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'ne T-3031 numarada kayıtlı mecmuanın çeviri yazıya aktarılması ve mecmuada bulunan şiirlerin şablonlarının oluşturulması şeklindedir. Yapılan çalışmada ilk olarak çeviri yazıya aktarılan metne yer verilmiştir. Mecmuada bulunan şiirler, şairlerinin divanlarıyla karşılaştırılmış, bulunan farklılıklar belirtilmiştir. Bu karşılaştırma ile bazı şairlerin bilinmeyen şiirlerine de rastlanmıştır. MESTAP kapsamında yapılan şablonlarda ise 15. yüzyıl sonlarında dünyaya gelip 16. yüzyılda yaşayan 8 farklı şairin şiirleri bulunmaktadır. Bu şiirlerin kime ait olduğu, nazım birimleri, beyit sayıları, matla ve makta beyitleri ile vezinleri de tablolar halinde gösterilmiştir. Çalışmanın sonunda sonuç bölümü, kaynakça, asıl nüsha ve özgeçmişe yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mecmua, Şiir, MESTAP, Çeviri Yazılı Metin.
Müge İplikçi'nin öykücülüğü
Müge İplikçi, Türk edebiyatının yaşayan en önemli kadın yazarlarından biridir. Roman, öykü, çocuk kitabı yazarı olmasının yanı sıra köşe yazarı ve akademisyen olan İplikçi, kadın dünyasını kendine özgü üslubuyla dile getirir. Bu çalışmada Müge İplikçi'nin öyküleri incelenmiş; böylece yazarın öykücülüğünün özellikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada yazarın Türk öykücülüğündeki yerinin ve katkılarının ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma, giriş ve sonuç dışında üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında öykü türünün gelişiminden kısaca bahsedilmiştir. Birinci bölümde Müge İplikçi'nin hayatı ve eserleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde tüm öykü kitaplarından genele ulaşılarak yazarın öykü anlayışı ortaya konmuştur. Üçüncü bölüm çalışmanın en geniş ve en uzun bölümüdür. Bu bölümde öyküler, kronolojik sıraya uygun olarak altı başlık (olay örgüsü, temalar, kişiler, zaman, mekân, bakış açısı ve anlatıcı) altında incelenmiştir. Çalışmada İplikçi'nin öyküleri esas alındığından, metne dönük bir inceleme yapılmış ve metinlerden örnekler verilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmanın tamamından ortaya çıkarılan bulgular tespit edilmiştir. Ekler bölümünde ise yazar ile yapılan röportaj yer almaktadır.
Cemal Süreya'nın şiirlerinde kelime dünyası
Kelime dünyası çalışmaları, son zamanlarda yaygınlaşarak dil bilime önemli veriler sağlamaktadır. Bu alanda yapılan çalışmalar şairin üslubunu, edebî kişiliğini belirlemede başvurulan yöntemlerden biridir. Biz de bu çalışmamızda Cemal Süreya'nın kelime dünyasını inceledik. Tezin giriş bölümünde şairin hayatı, kişiliği, üslubu ve eserleriyle ilgili bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Cemal Süreya'nın bütün şiirlerindeki kullandığı toplam kelime sayısı, sıklıkları, kelime türleri, isim ve sıfat tamlamaları ele alınmıştır. İkinci bölümde kelime çeşitlerine göre tekrarlar, şairin sık kullandığı sanatlar ve şiire nasıl bir anlam ve estetik güzellik kattığı üzerinde durulmuş ayrıca kökenlerine göre kullandığı kelimeler tespit edilmiştir. Üçüncü bölümde şairin şiirlerinde dil sapmaları gruplara ayrılarak incelenmiştir. Şairin şiirleri tekrarlar, imgeler ve sembollerle doludur. İmaj dünyası olabildiğine geniş olan şairin kelimelere yüklediği anlamlar da bir o kadar geniştir. Her ne kadar kısa cümleler kullanarak sade bir anlatım benimsemiş olsa da şiirleri sıradan bir okuyucu için gizemli ve kapalıdır. Sonuç kısmında ise incelemelerden elde edilen verilerin değerlendirmesi yapılarak bütün şiirlerini ihtiva eden "Sevda Sözleri" adlı kitabının dizinine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cemal Süreya, edebî kişilik, kelime dünyası, şair, üslup
Fuzûlî'nin Türkçe Divân'ında renklerin kullanımı
Fuzûlî, dîvan şiirinin usta şairlerinden biridir. Arap, Fars ve Türk dillerini iyi bilen âlim bir şairdir. Şiir anlayışını derin bilgi birikimi üzerine kurmuştur. Çok zengin bir hayal dünyasına sahip olan bu usta şair bu geniş hayal dünyasını anlatırken pek çok unsurdan yararlandığı gibi renklerden de yararlanmıştır. Aşkını, ıstırabını, hasretini kısacası insana ait olan bütün duyguları anlatırken renklerden faydalanmıştır.Renklerin insanlar üzerinde bir etkiye sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Renkler, insanların algı alanı sınırları içinde bulunan ve her an birlikte yaşanılan ancak etkilerinin farkına varılmayan gizli güçlerdir. ?Renk? yaşamımızda var olan, hayatımızın bir parçası hatta tamamını içine alan bir olgudur. Renklerin hayatımızda bu kadar önemli yere sahip olmasının doğal bir sonucu olarak yazılan bütün şiirlerin ruhunda bu etkinin var olması da kaçınılmazdır.Yaptığımız bu çalışmanın birinci bölümünde Fuzûlî?nin hayatını edebikişiliğini ve eserlerini tanıtmaya çalıştık. Tezin ikinci bölümünde renk olgusunu bütün yönleriyle anlatmaya çalıştık. Tezin üçüncü bölümünde Fuzûlî? nin şiirlerinde kullandığı renkleri ve bunu yansıtma biçimini anlatmaya çalıştık. Anahtar Kelimler: Fuzûlî, divan edebiyatı, renk, aşk, duygu.
Çağdaş Türk lehçelerinde Rusçadan yapılan kavram ve gramer çevirileri
Türkistan, Rus istilasına uğradıktan sonra yönetenin yönetilene etkisi her alanda ve her dönemde belirgin bir şekilde kendisini hissettirmiştir. Ancak en büyük etki dil alanında olmuş ve bölgede iki dilli bir toplum yaratılmıştır. Türkistan?da Rusçanın uzun yıllar yazı dili olarak her alanda etkili bir şekilde kullanılması, çağdaş Türk lehçelerine Rusça unsurların girmesine neden olmuştur. Bu unsurlar arasında çağdaş Türk lehçelerinde Rusçadan alıntı sözcük ve terimler sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu tür alıntılar belirgin bir şekilde tespit edilebilmektedir. Fakat alıntı sözcüklerin ötesinde çok belirgin olmayan Rusçadan alıntı unsurlar da bulunmaktadır. Bu tür alıntı unsurlar, Türkçe kelimelerle ama Türkçe yerine Rusçanın dilsel dünya görüşüne, dil mantığına uygun anlatımlardır. Kavram ve gramer çevirisi adını verdiğimiz bu unsurlar, Türkçenin genel yapısı içerisindeki kavram ve gramer yapısına zarar vermektedir. Kavram ve gramer çevirileri, ek, sözcük ve söz dizimi ile ilgili olarak gerçekleşmektedir. Ek ve sözcükte anlam, söz diziminde ise yapı çevrilmektedir. Bu çalışmada önce dil ilişkileri üzerinde durulmakta, ardından da çağdaş Türk lehçelerinde Rusçadan yapıldığını tespit ettiğimiz kavram ve gramer çevirileri dil bilgisi ve konularına göre sınıflandırılarak incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Türk Lehçeleri, Rusça, Kavram ve Gramer Çevirisi
Dengbêjlik geleneği ve âşık edebiyatı ile karşılaştırılması
Kültür taşıyıcısı konumunda olan halk sanatçıları halk kültürünün sonraki kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Teknolojinin hızla ilerlemesi sonucunda sözlü gelenekler özellikle sözlü kültür anlatıcıları çağa uyarak varlıklarını devam ettirmekte kimi yönleri ile yozlaşıp zamanla yok olmaktadırlar. Günümüzde Türkiye?de sözlü kültür aktarıcıları olan âşık ve dengbêjlerin sayısı gittikçe azalmaktadır. Aynı coğrafyada yaşayan, günlük yaşamın her noktasında ortak paydaları bulunan Türk ve Kürtlerin sözlü kültür aktarıcıları olarak âşıklar ve dengbêjlerin sanatçı kişiliği kazanmaları sırasında geçirdikleri evreler, icra ettikleri ürünlerin ayrı ayrı şekil, içerik ve üslup açısından incelenmiştir. İki gelenek etrafında oluşan tüm uygulamalar etraflıca karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar sonucunda usta malı ürün söyleme, irtical yeteneğinin aranması, çırak yetiştirme, hikâye anlatma gelenekleri gibi çeşitli müşterekliklere ve mahlas alma, saz çalma, rüya görme, tarih bildirme vb. farklılıklara ulaşılmıştır. Geleneklerde bulunan müşterekliklerin farklılıklardan çok daha fazla olduğu görülmüştür. Bu da toplumların ne derece birbirleri içe geçtikleri ve ayrılmaz bir bütün hâline geldiğini gösteren bir kanıt olarak karşımıza çıkmaktadır. Âşıklar ve dengbêjler sanatlarını geleneklerinden de kopmayarak varlıklarını zor şartlar altında devam ettirmeye, geçmiş ile gelecek arasında kültürel bağ kurmaya devam ettirmektedirler. Teknolojinin ilerlemesi sonucunda birçok kişi tarafından âşıklık ve dengbêjliğin bitme noktasına geldiği iddia edilse de yeni şartlara göre kendilerini yeniledikleri görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Âşık, Dengbêj, Sözlü Kültür, Gelenek, Anlatı, Tür, Karşılaştırma
Redif kelimeler bağlamında Nâbî Divanı'nın çözümlenmesi
Divan şiirinin söylendiği dönemle günümüz arasındaki kopuşu engellemek, zengin şiir mirasını bugünün insanlarına aktarmak amacıyla söz konusu şiirlerin çözümlenmesi gerekir. Ancak, bu incelemeler sırasında şiirler, sadece bir yönüyle ele alınmamalı, şairin psikolojisi, eserin yazıldığı dönemin sosyo-külterel durumu ve genel anlamda "insan" problemi göz önünde bulundurulmalıdır. Bu şekilde çok yönlü bir çalışma, divan şiirinin öneminin daha sağlıklı bir şekilde ortaya çıkmasını sağlar. Redif, şairin psikolojisini, devrin atmosferini ve buradan hareketle "insan"ın benzer olan durumlarını ortaya koyan önemli bir etkendir. Redif kelime, şiirin temel taşı olup onun iskeletini oluşturur. Şair, şiirin bütününü redif üzerine kurarak, his ve hayal dünyasını redife yansıtır. Ayrıca şiiri oluşturan kelime kadrosu ile şiirdeki ahenk ve anlam bütünlüğü de redif etrafında meydana gelir. Bu çalışmada daha önceki şiir çözümlemelerinin aksine rediften hareketle yorumlamalar yapılmış; redifin şiir, şair ve dönem üzerindeki önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda şairin seçmiş olduğu rediften ve redifle bağlantılı şiire hâkim olan fikir dünyasından yola çıkılarak "insan"ın ortak duygu ve düşüncelerinin tespiti üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Nâbî ve Divanı, redif, şiir, çözümleme, hikmet, insan
Mihri Hanım ve Leyla Hanım divanlarının kavramlar ve mefhumlar yönünden mukayeseli incelenmesi
Arap, İran, Türk edebiyatlarının ortaklaşa oluşturduğu divan edebiyatında, yüzyıllar boyunca birçok şair tarafından uygulamaya konulmuş birtakım gelenekler vardır. Bu geleneklerden birisi de divan edebiyatının kendine has birtakım kavram ve mefhumlarının oluşudur. Mazmun şeklinde de anlaşılabilecek bu kavram mefhumlar, bazı sözcüklerin şiirde şairler tarafından aynı anlamlarda kullanılmasına ve okurlar tarafından aynı anlamlarda anlaşılmasına olanak sağlamıştır. Bu kavram ve mefhumlar bir anlamda toplumun adı konulmamış bir uzlaşım noktasıdır. Divan şairlerinin çoğunluğu erkek olsa da yüzyıllar içerisinde kadın şairler de yetişmiştir. Mihri Hanım ve Leyla Hanım az sayıdaki kadın şairler arasındadır. Bu şairlerden Mihri Hanım 15. yüzyılda yani divan edebiyatının kuruluş dönemine daha yakın bir dönemde yaşamıştır. Leyla Hanım'sa artık divan edebiyatının güç kaybettiği, yerini Batı etkisinde gelişmiş Türk edebiyatına bırakmaya hazırlandığı 19. yüzyılda yaşamıştır. Bu çalışmada farklı dönemlerde yaşamış Mihri Hanım ve Leyla Hanım, divanlarındaki şiir örneklerinden hareketle, kavramlar ve mefhumlar yönüyle mukayeseli bir incelemeye tabi tutulmuştur. Her iki isim etrafında; geleneğin kadın şairler özelinde farklılık kazanıp kazanmadığı, yüzyıllar içerisinde kavram ve mefhumlarda değişim olup olmadığı görülmeye ve anlaşılmaya çalışılmıştır.
Gaziantep ili yer adları üzerine bir inceleme
Yeryüzünde var olan canlı-cansız her şey, bir adla belirtilir ve kendisine verilen bu adla diğerlerinden farklılaştırılır. O halde bir ada, tanımlamaya sahip olmayan bireyin, nesnenin ya da durumun olmadığını söylemek mümkündür. Adların gramatik açıdan taşıdığı bu önemle birlikte sosyolojik bakımdan da irdelendiğinde geri planında ortak kültürel bir belleği bünyesinde barındıran sembolik göstergeler olduğu görülecektir. Her türlü varlığın, nesnenin kimliğini somutlaştıran bu göstergeler içerisinde oldukça büyük önem arz edeni ise yer adlarıdır. Yer adları, basit birer coğrafik tanımlamanın çok ötesinde; yaşanılan toprak parçasının bir millete vatan oluşunun tapu senedidir. Yaklaşık dokuz asırdır Anadolu'nun her karışını yurt tutan Türkler, bu toprakların dağına, tepesine, ovasına, yaylasına, kültürlerini ve düşünce dünyalarını şifreleyen manalı adlar vermişlerdir. Bu adların irdelenmesiyle hem bu kültür somutlaştırılabileceği gibi hem de Türk dilinin tarihi gelişimi hakkında da bilgilere ulaşmak mümkün olacaktır. Bu çalışmada, Gaziantep ili yer adlarını oluşturan yaklaşık 8.000 civarında ilçe, köy, kasaba, dere, tepe, dağ vb. yer adı, yapı, köken ve anlam bakımından incelenmiştir. Neticede Türk dilinin tarihsel gelişimi ile Türk ad verme felsefesine ait ipuçlarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gaziantep, ad bilimi, yer adları, su adları, dağ adları
Çağdaş Türk lehçelerinde yardımcı fiiller
Yardımcı fiil kavramına bütün dillerde rastlanılır. Bu diller ister yazı dili olmuş olsun isterse hâlâ konuşma dili olarak varlığını sürdürüyor olsun bu durum farklılık göstermemektedir. Yardımcı fiillerin, yine hemen her dilde, var olma bilgisini, ortaya çıkma bilgisini taşıyan ve Türkçedeki karşılığı "olmak" olan fiil başta olmak üzere sınırlı sayıda ve kendilerine ait bir takım özellikleri olan fiiller olduğu bilinmektedir. Yardımcı fiiller hemen her dilde isim ve fiillerle kullanılan, isimlere ve fiillere değişik yapı ve anlam özellikleri kazandıran fiillerdir. Bu fiiller birleşik fiil, birleşik kip "çekim" ve bildirme görevi ile kullanılırlar. Türkçede de yardımcı fiiller birleşik fiil yapıları içerisinde yer alırlar. Bazılarının, birleşik kip ve bildirme işlevi ile kullanımı da söz konusudur. Türkçede birleşik fiiller içerisinde yardımcı fiil olarak gösterilen fiillerin isim + fiil ve fiil + fiil yapılarında kullanılan fiiller olarak değerlendirildiği görülmektedir. Kimi araştırmacılar deyimleri de birleşik fiil olarak görmekte ve deyimlerde kullanılan fiilleri de yardımcı fiil saymaktadırlar. Böylelikle, birleşik fiil kuran her fiilin yardımcı fiil sayılması ile karşılaşılmaktadır. Türkçede birleşik fiil yapılarının sınıflandırılması ve yardımcı fiilin tanımı ile özelliklerinin tam olarak belirlenmemiş olması nedeniyle yardımcı fiilin ne olduğu ve sayısı da farklılık göstermektedir. Türkiye Türkçesi dışındaki Türk yazı dilleri de hesaba katıldığında Genel Türkçedeki yardımcı fiil sayısı oldukça kabarık rakamlara ulaşmaktadır. Bunun nedenleri arasında yardımcı fiillerin yardımcı sözler dışında değerlendirilmesi, gramerleşme incelemelerinin yardımcı fiillere yeteri kadar uygulanmaması ve yardımcı fiillerin anlam açısından incelenmemesi yatmaktadır. Türkçe dışındaki kimi dillerde yardımcı fiillerin, özellikle gramerleşme ve anlam bakımından değerlendirildiği; bunun sonucunda da yardımcı fiil tanımının ve yardımcı fiil sayısının netleşmiş olduğu görülmektedir. Türkçedeki yardımcı fiil kavramına yardımcı sözler, gramerleşme ve anlam açısından bakmanın konu hakkında daha genel ve sağlam sonuçlara ulaştıracağı düşünülmektedir. Bu çalışmada Türkiye, Türkmen, Kırgız, Özbek ve Hakas Türkçeleri ölçü alınarak Türkçedeki yardımcı fiiller yapı, görev ve anlam ile gramerleşme ve yardımcı sözler dikkate alınarak incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yardımcı fiil, tasvir fiilleri, cevher fiil, birleşik fiil, yardımcı söz, Türk lehçeleri.
Muhyî-i Gülşenî Şehd-i Ebrâr (Dil incelemesi-metin-dizin )
Muhyî-i Gülşenî, kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre XVI. yüzyılda yaşamış, çok iyi bir eğitim almış, Gülşenî tarikatına intisap etmiş ve 200'den fazla eser bırakmış bir şairdir. Eserlerinden birisi de Şehd-i Ebrar isimli manzum eserdir. Eserde, Allah'a ve Peygambere ve padişaha övgüden sonra, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz.Ali, Hz Hasan, Hz Hüseyin ve Hz Ali'nin torunu Zeynel Abidin'le ilgili menkıbeler anlatılır ve bu menkıbelerden ders çıkarılır.Söz konusu eser üzerinde yapılan bu çalışma dil incelemesi, metin ve dizin olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Dil incelemesi bölümünde eser imla, ses, şekil özellikleri ve söz varlığı açısından incelenmiş; eserin dönemin genel temayülleri dışında XVI.yüzyıldan itibaren Osmanlı Türkçesinde görülen bazı farklı ses ve şekil özelliklerini taşıdığı tespit edilmiştir. Bazı ekler düz ve yuvarlak ünlülü olarak her iki şekliyle de metinde yer almaktadır. Dizinde eserde geçen sözcükler alfabetik olarak sıralanmış, karşılarına anlamları yazılarak, sözcüğün aldığı çekim ekleriyle birlikte yer aldığı beyitlerin numaraları verilmiştir. Eserde kullanılan sözcüklerin %35.5 Arapça, % 15.8 Farsça, %17 Türkçe kökenli kelimelerden oluştuğu; birleşik kabul ettiğimiz sözcüklerin ise % 11.4 Arapça-Türkçe, % 6 Farsça-Türkçe, % 4.9 Arapça-Farsça, % 3.6 Arapça-Farsça-Türkçe olmak üzere farklı kökenli kelimelerin birleşmesinden oluştuğu anlaşılmaktadır. Anahtar kelimeler: Türk Dili, Osmanlı Türkçesi, Muhyî- i Gülşenî, Şehd-i Ebrar, mesnevi
Anadolu masallarında su ve ateş
Varoluşunun sırrını öteden beri sorgulayan ve bu sırrı çözmeye çalışan insan, zaman içerisinde öze ulaşmayı başarmış ve saklı kalanları anlama gayesine ermiştir. İnsanın, bilgisine ulaşmak istediği öz, su ve ateş içerisine gizlenmiştir. Bu unsurların özü yansıtması ve öze ulaşmayı sağlaması, insanoğlunun varoluş sırrını da ortaya koyar niteliktedir. Bu yönüyle su ve ateş, insanın maddi ve manevi yolculuğunda hem araç hem de amaçtır. İnsanın araç ve amaç edindiği su ve ateş unsurları gerçek ve sembolik boyutuyla çalışmamızın esasını oluşturmaktadır. Ayrıca bu unsurların halk edebiyatının anlatı türleri içerisinde farklı yönleriyle yer alması, kolektif bilinç dışının bir yansıması olarak vücut bulmaktadır. Çalışmamızda, su ve ateş unsurlarının anlatı türlerinden olan masallardaki gerçek ve sembolik boyutu çok yönlü bir bakış açısıyla incelenmiştir. Nitekim halkın ortak hafızasının ürünü olan masallar, sembolik anlamlarla yüklü, çözümlenmeyi bekleyen bir derya gibidir. Amacımız, bu deryanın içerisindeki bilinmeyenleri ortaya çıkarıp kültürel kodları anlamlandırmaktır. Bu bakımdan bir hazine konumunda olan masallarda yer alan su ve ateş unsurları ile insan doğasının engin bilgisi aynı perspektiften bakılarak çözümlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Su, ateş, masal, sembol, çözümleme
Türk halk kültüründe cennet imgesi
İnsanın bu dünyada yaptığı her türlü davranış ve eylemlerin, öteki âlemde bir şekilde karşılığının olacağı başta İslamiyet olmak üzere ahiret inancını taşıyan diğer dinlerin kutsal metinlerinde, mitolojik unsurlarda ve halk kültürü ürünlerinde ortak bir kavram olarak yer almaktadır. İnsanın ahirette karşılaşacağı bu önemli olayın olumlu yönü İslamiyet'te ve dolayısıyla kutsal kitabında ''cennet'', olumsuz yönü ise, ''cehennem'' olarak adlandırılırken, diğer din ve mitolojilerde de anlamsal olarak farklı kelimelerle ifade edilmiştir. İyilik yapmanın, günah işlememenin, sevap kazanmanın karşılığı olan cennet, bütün inançlarda yeşil, gölgeli, ağaçlı ve her türlü nimetleri insanlara sunan bir yer olarak karşımıza çıkarken, günahın, kötülüğün karşılığı olan cehennem ise, her türlü eziyetin ve işkencenin yapıldığı acı ve elem yeri olarak tasvir edilmektedir. İslam inancında ve diğer inançlarda cennet ve cehennem betimlemeleri genel olarak birbirine benzemekle beraber, ayrıldığı noktalar da vardır. Bu benzerliğin en önemli nedeni, bütün dinlerin özgün yönleri ile ilahi bir kaynaktan beslenmiş olmaları ile ifade edilebilir. Görülen farklılıkların temel nedeni ise, diğer dinlerdeki tarihi süreç içerisinde yaşanan muhtemel tahriflerle izah edilebilir. İnsan hayatı içerisinde önemli olan din, günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası halindedir. Toplum hayatı üzerinde etkisi güçlü olan din ve inancın ilkeleri, Türk halk kültürü ürünlerine derinlemesine etki etmiş ve bu etki günümüze kadar gelmiştir. Bu nedenle halk kültürü ürünlerinde eski Türk inanışlarının etkilerini görmek mümkündür. Bu çalışmadaki amacımız Türk halk kültürü ürünlerine dinin dolayısıyla ahiret inancının yansıyıp yansımadığını tespit etmekti. Çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz bulgular, bu ürünlerde ahiret inancı anlayışının İslamiyet'ten önce de var olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Din, inanış, kültür, mitoloji, cennet, cehennem
Sadık Yalsızuçanlar'ın öykülerinde yapı ve izlek
Sadık Yalsızuçanlar, Çağdaş Türk Edebiyatı içerisinde yazdığı eserlerle önemli bir yere sahiptir. Öykü, roman ve deneme yazıları kaleme alan yazar en çok öykücü yönüyle bilinir. Bu çalışmada Sadık Yalsızuçanlar'ın öykülerindeki yapısal ve izleksel unsurlar, boyutlu bir şekilde ele alındı. Temelde dört ana bölüm olarak düzenlediğimiz çalışmanın Birinci Bölümü'nde yazarın yaşamı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında bilgiler verildi. Çalışmanın büyük bir bölümünü oluşturan İkinci Bölüm'de yazarın sekiz öykü kitabı olay örgüsü, şahıs kadrosu, mekân, zaman ve bakış açısı yönünden incelendi. İnceleme yapılırken çeşitli kaynaklar yardımcı olarak kullanıldı. Öyküler bilimsel bir gözle ve tarafsız bir şekilde incelendi. Çalışmanın Üçüncü Bölümü'nde öykülerde yer alan izlekler incelendi. Yazarın öykülerinin temelini insan ve insan sorunsalı oluşturduğu için öykülerde aşk, ölüm, geçmişe duyulan özlem ve yabancılaşma gibi insani davranışların sergilendiği izlekler bulunur. Çalışmanın Dördüncü Bölümü'nde Yalsızuçanlar'ın öykülerinde dili kullanma şekli ve üslûbu incelendi. Sadık Yalsızuçanlar'ın öyküleri kendi yaşamından izler taşır. Öykülerinde kendi yaşamından karakterler bulunduğu gibi kurmaca karakterlerin varlığına da rastlamak mümkündür. Anahtar Kelimeler: Sadık Yalsızuçanlar, öykü, Garip, Küf, Zaman, Mekân, Şahıs Kadrosu
Çağdaş Türk lehçelerinde şekil bilgisi ortaklıkları
Bu çalışmada günümüzde bağımsız ya da yarı bağımsız topraklarda yazı dili olarak kullanılan dört lehçe grubundan (Oğuz, Karluk, Kıpçak ve Kuzey-doğu lehçeleri) on sekiz Türk lehçesinin yapım ve çekim ekleri incelenmiştir. Lehçelerin benzer ve farklı özellikleri ortaya konularak birbirleriyle olan ilişkileri üzerinde durulmuştur. Eklerin kökenleri de ele alınarak bu eklerin birbirinden tamamen farklı ekler mi olduğu yoksa görünen farklılığın yalnızca fonetik bir varyant mı olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Babürnâme'nin dil özellikleri
Çağatay Türkçesi, 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar bütün Doğu Türklüğü tarafından geniş bir coğrafyada tek bir yazı dili olarak kullanılmış ve bu Türkçeyle pek çok eser verilmiştir. Bunlardan bir tanesi Babur Şah'ın hatıralarını kaleme aldığı "Babürnâme" adlı eseridir. Babürnâme Doğu Türkçesinin en güzel mensur eserlerinden biri olarak kabul edilir. Türk kültürüne, tarihine kaynaklık ettiği gibi Türk dilinin o dönemi için de muazzam bir kaynaktır. Eserin hem mensur olması hem de içerik ve anlatımındaki zenginliğinden dolayı, eserde ses ve şekil bilgisi bakımından da pek çok özellik bir arada yer almaktadır. Yaptığımız incelemeden, Babürnâme'nin 500 yıl gibi uzun bir süre geniş bir coğrafyada kullanılan Çağatay Türkçesinin pek çok ses ve şekil özelliğini büyük oranda yansıttığı görülebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Dili, Çağatay Türkçesi, Babürnâme, Ses Bilgisi, Şekil Bilgisi, Babür Şah.
17. yüzyıl sosyal hayatı'nın Nâbî Divanı'na yansımaları ve anlam çerçevesi
Bu çalışma, 1642-1712 yılları arasında yaşamış divân şairi, Nâbî'nin divânında yer alan 1772 şiir metni üzerinde yürütülmüştür. Şairin divânında sosyal hayatla ilgili malzemeler tespit edililerek 1753 adet unsur fişlenmiştir. Tespit edilen fişler konularına göre tasnif edilip değerlendirilmiştir.İncelenen divân metninde, 17.yüzyıl Osmanlı toplumunun sosyal yapılanması, gelenek, inanış, davranış ve uygulamaları, eğlence hayatı, yiyecek ve giyecekleri, eşyaları, yerleşim merkezleri, hastalıklar ve tedavi yolları, suçlar ve ceza yöntemleri, spor faaliyetleri, haberleşme ve ulaşım araçları gibi insanı ve toplumu ilgilendiren unsurlar söz konusu edilmiştir. Şair, bu unsurları sanatsal bir üslupla şiirlerinde kullanmıştır. Bu başlıklara ek olarak, 17.yüzyılda Osmanlı Devleti'nin yaşadığı siyasî, ekonomik, toplumsal birçok problemin şair tarafından estetik bir malzeme şeklinde yorumlandığı tespit edilmiştir. Divânda Sosyal yapılanma ve gelenekler şairin en çok bahsettiği konular olurken en az bilgi verdiği konular ise; suçlar ve cezalandırma yöntemleri ile haberleşme ve ulaşım araçlarıdır.Anahtar Sözcükler:1. Nâbî2. Sosyal Hayat3. 17.yüzyıl Divân şiiri4. Kültür5. Tarih
Feridi ve Divanı
Divan Edebiyatı, yedi asır sürmüş ve bu sürede sayısız eser verilmiştir. Bu eserler geçmişimizi aydınlatan vesikalardır. Bu çalışma divan edebiyatı'nın şairlerinden Ferîdî ve Divânı üzerinedir.Ferîdî, XVII. yy. şairlerindendir. I. Ahmet, IV. Murat gibi şahsiyetlerin zamanında yaşamıştır. Kendisi Erzurumludur. Ferîdî iyi bir eğitim almıştır. Mezuniyetinden sonra da Tokat, İstanbul ve Erzurum'da kadılık, müftülük ve müderrislik görevlerinde bulunmuştur. Küçük yaşta vefat ettiğini tahmin ettiğimiz oğlunun mersiyyesinden Ferîdî'nin evli ve bir aileye sahip olduğunu söyleyebiliriz.Şairin divanın dışında "Zübdetü'l-Kelâm fi Husûli'l-Merâm" isimli bir eseri vardır. Biz çalışmamızda Ferîdî'nin divanını inceledik.Ferîdî Divanının kütüphanelerde ulaşabildiğimiz bir nüshası vardır. İstanbul Üniversitesi Ktp. T.2909 numaralı olan nüsha metnin oluşturulmasında kullanılmıştır. Bunun yanında şairin Arapça yazmış olduğu ?Zübdetü'l-Kelâm fi Husûli'l-Merâm? adlı eserindeki şiirler de divana alınmıştır. Şiirler transkribe edilerek, klasik divan tertibine göre sıralanmıştır.Ferîdî divanında 2 kaside, ikisi Farsça 3 tahmis, on ikisi Farsça 354 gazel, 1 rübai, biri Farsça 16 kıta, 2 nazm, ikisi Farsça 12 matla ve üçü Farsça, biri Türkçe-Farsça mülemma 81 müfret olmak üzere toplam 471 manzume vardır.Çalışmamızın birinci bölümünde Ferîdî'nin Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri işlenmiştir. Ferîdî'den bahseden biyografik eserler incelenerek şairin biyografisi oluşturulmuştur. İkinci bölümde divanın şekil ve muhteva özellikleri geniş çaplı incelenmiştir. Ferîdî'nin hayatı ve edebî kişiliği incelendikten sonra üçüncü bölümde ?Transkripsiyonlu Metin? verilmiştir. Daha sonra ise dizin çalışması eklenmiştir.Ferîdî, Arapça ve Farsça'yı da bilmektedir. Şiirlerinde Türkçe'yi başarılı bir şekilde kullanmıştır. Atasözleri ve deyimlerden de faydalanmıştır.Ferîdî, başarılı bir şairimiz olup, kültür tarihimiz içinde yerini almıştır.Anahtar Kelimeler: Feridi, Dîvân, Ferîdî Dîvânı, Zübdetü'l-kelâm fi husûli'l-merâm.
Yeni bir disiplin olarak metin dilbilim ve Türk edebiyatına metin dilbilimsel bir yaklaşım
?Yeni Bir Disiplin Olarak Metin Dilbilim ve Türk Edebiyatına MetinDilbilimsel BIr Yaklaşım? başlığını taşıyan bu tez, 20. yüzyılda özellikle batıdahızla gelişen bir disiplin olarak metin dilbilimin, edebî metne yaklaşımını veedebî metin üzerindeki uygulanabilirliğini konu almaktadır.Edebî metin, edebî faaliyetin gerçekleştiği düzlem olması yönüyleedebiyatın; dilin özel bir mesajı yansıtacak biçimde düzenlendiği bir metin türüolması yönüyle de metin dilbilimin araştırma ve inceleme alanına girmektedir. Buçalışmanın amacı, da metin dilbilimin ortaya çıkışı ve gelişim aşamalarınıtanıtmak, metin dilbilimin geliştirdiği metinsellik ölçütlerini irdelemek ve meitndilbilimsel kavramların edebî metin üzerindeki uygulanabilirliğinideğerlendirmektedir. Bu anlamda, metin dilbilimsel yaklaşımlardan hareketleedebî metinler üzerinde yapılan çözümlemeler, yeni bir edebî metin incelemeyöntemi olarak değil, metnin farklı seviyedeki birimleri arasındaki etkileşimleriaçıkladığından, metnin incelenmesi sürecine önemli katkılar sağlayayabilecekbir yaklaşım olarak görülmektedir.Bu tezin kapsamı, dilbilimin tarihçesi, metin dilbilimin temel özellikleri,metin dilbilimin edebiyat ile ilişkisi, metin dilbilimin temel unsurlarının edebiyatayansıtılması ve Türk edebiyatı metinlerinde metin dilbilimin uygulanmasını içinealmaktadır.Tezimizin hazırlanmasında terkîbî/sentezci bir yöntem uygulanmıştır.Metin dilbilim alanında yayımlanmış olanbilgiler birçok farklı kaynaktanderlenerek, bir kuramsal bütün oluşturulmuş, ardından da oluşmuş bu kuramsalbütünbirden fazla değişik alandaki metin üzerinde uygulanarak, etkinliğininortaya konması çalışılmıştır.Bu çalışmanın uygulamalı bölümü için seçilen edebî metinlerden Attilaİlhan'ın Sisler Bulvarıadlı şiiri, Sait Faik Abasıyanık'ın Müthiş Bir Tren adlı2hikayesi, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar romanı ve Haldun Taner'in Keşanlı AliDestanı adlı tiyatrosu üzerine yapılan metin dilbilimsel çözümlemeler sonucundaanlaşılmıştır ki, edebî metnin birbirinden farklı seviyedeki birimleri, bazıetkileşimlere girerek, ahenkli bir bütünü ortaya koymaktadır. Metin dilbilimingeliştirdiği bağdaşırlık, tutarlılık ve metinlerarasılık kavramları da, edebî metninbütünselliğinin anlaşılmasında son derece gerekli birer süreç olduğuanlaşılmıştır.Anahtar Sözcükler: Metin Dilbilim, Edebî Metin, Metinsellik Ölçütleri,Bağdaşırlık, Tutarlılık, Metinlerarasılık.
Bursalı Murad Emri ve Divanı
İçindekiler, Kısaltmalar, Önsöz ve ?19. Yüzyılda Divan Şiiri ve Değişim? başlıklı Giriş'ten sonra üç bölümden oluşan çalışmamızın I. Bölümünde ?Divan Şiirinin Sonbaharında Bursa'da Bir Yabangülü; Murad Emrî Efendi? genel başlığı altında A. Şairin hayatı, B.Eserleri, C.Edebî Kişiliği; burada 1.Şairliği üzerine kaynaklarda söylenenler, 2.Kendi sanatı hakkındaki düşünceleri, 3.Şiir tenkitçiliği, 4.Edebî kişiliğine etkisi olanlar, 5.Şairliğinin etkileri, 6.Ehl-i beyt sevgisi, 7.Eğitim anlayışı, 8.Bir tahmis şairi olarak Murad Emrî Efendi konuları üzerinde durulmuştur. Daha sonra D.İş yaşamı ele alınarak sırasıyla: 1. Matbaacı kimliği ve Matbaa-i Emrî, 2.Kütüphaneci, Kitapçı kimliği ve Kütüphane-i Emrî, 3.Gazeteci kimliği; Fevâ'id, Bursa ve Sanayi gazeteleri işlenmiştir.II. Bölümde Murad Emrî Divanı'nın değerlendirilmesi yapılmış; A.Şekil özellikleri incelenmiştir. Divanın şekil yönünden incelenmesinde her nazım şeklinin sayısı, divanda kullanılan vezinlerin oranlarıyla kafiye ve redif tek tek ortaya konmuş, istatistikî tabloyla gösterilmiştir. Şairin şiir diliyle ilgili ayrıntılı bir inceleme yapılmış, dil ve üslup özellikleri ortaya konulmuştur. B.Divanın muhtevasında dikkati çeken hususiyetler ele alınarak 1.Tasavvuf-din, 2.Aşk, 3.Sevgili, 4.Âşık, 5.Rakip, 6.Şarap, 7.Sosyal hayat altında; a.Tarihî-Efsanevî kişiler, b.Ferdî şikâyetleri ve istekleri, c.Gönül, d.Şehirler, e.Vatan-Gurbet, f.Yaşam konuları ele alınmıştır. 8.Murad Emrî Efendi'nin Bursalı diğer şairlerle münasebetleri konu edilmiştir. C.Divanın gelenek dışı nitelikleri ve değişimler incelenerek bölüm tamamlanmıştır. Divan-ı Murad Emrî'de farklı nazım şekillerinden toplam 918 manzume bulunmaktadır. Bunların 474'ü gazel, 139'u tahmis, 136'sı kıt'a, 89'u muhammes, 47'si müfret, 18'i muhammes kıt'a, 6'sı mersiye, 2 kaside şeklinde yazılmış münacat, 1 terkib-i bent, 1 terci-i bent, 1 murabba, 2 tarih, 1 mesnevi şeklinde yazılmış mezar şiiridir.Sonuç bölümünde tezimizde ulaşılan sonuçlar özetlenmiştir. Bibliyografyaya Murad Emrî ile ilgili günümüze kadar yapılan yazma, basma ve günümüz alfabesiyle yapılan çalışmaların tümü alınmaya çalışılmıştır. Divan metninden önce metnin oluşturulmasında tutulan yolla metinde kullanılan kısaltmalar birlikte verilmiştir. Çalışmamız genel bir dizinle sona ermektedir.Danışmanı: Prof. Dr. İsmail Hakkı AKSOYAKAnahtar Kelimeler: Murad Emrî Efendi, Dîvân, Bursa, Bursa, Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı, Şiir.
Anadolu Türk masallarında kılık değiştirme
?Anadolu Türk Halk Masallarında Kılık Değiştirme? adlı tezde Anadolu coğrafyasında anlatılan masallarda geçen ?Kılık Değiştirme? motiflerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede bugüne kadar çeşitli araştırmacıların Anadolu'dan derlemiş oldukları masallar okunup incelenmiş, tespit edilen kılık değiştirme motifleri sınıflandırılmış ve bunların gerçekleşme biçimleri ve hangi durumlarda gerçekleştikleri ele alınmıştır. Mutlaka olağanüstü bir şekilde gerçekleştiği görülen kılık değiştirmenin masallarda önemli bir yeri olduğu ve kimi zaman kahramanların zor zamanlarında onlar için bir kurtuluş yolu olduğu kimi zaman da birer ceza olarak meydana çıktığı belirlenmiştir. Bu motiflerin masalın önemli unsurlarından biri olduğu sonucuna varılmış, hatta masaldan çıkarıldığı zaman masalın kuru bir anlatımdan öteye gidemediği sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Masal,2. Motif,3. Kılık Değiştirme,4. Anadolu,5. Halk
Fahir Onger'in hayatı, sanatı ve eserleri
Çalışmamızda toplumcu gerçekçi bakış açısına uygun olarak eleştiri, inceleme,deneme ve kitap tanıtma yazıları kaleme alan Fahir Onger'in yazılarını, edebî fikirleri doğrultusunda incelemeye çalıştık. Bunun yanında Fahir Onger'in yazı hayatının ilk edebî mahsulleri sayılabilecek hikâyelerini de değerlendirdik.Üç bölüm halinde düzenlediğimiz çalışmamızın ilk bölümünde Fahir Onger'in hayatını inceledik. İkinci bölümde ise öncelikle edebî kişiliğini, bu kişiliğin oluşmasında etkili olan faktörleri, eleştirmenliğinin, denemeciliğinin ve hikâyeciliğinin özelliklerini ele aldık. Ayrıca bu bölümde, Fahir Onger'in inceleme, eleştiri, deneme ve kitap tanıtma yazıları doğrultusunda edebî fikirlerini de ortaya koyduk. Fahir Onger'in basılmış tek müstakil eseri olan Bugünkü Şiirimiz adlı antolojisinin tanıtımına da bu bölümde yer verdik.Çalışmamızın son bölümünde ise Fahir Onger'e ait altı hikâyenin ayrıntılı bir şekilde değerlendirmesini yaptık. Fahir Onger'in hikâyelerinin birer hikâye denemesi olmaktan öteye geçemediğini ve edebî yönden başarılı olduklarını söylemenin yanlış olacağını belirtmek gerekir. Bu nedenle, yazarın hikâyeciliği, eleştirmenliğinin çok gerisinde kalmıştır denilebilir. Onger'in denemelerinde ise eleştirel tutumunu sürdürdüğünü anlamak mümkündür.Fahir Onger, yazı hayatının ilk dönemi olarak adlandırabileceğimiz 1940-1955 yılları arasında kaleme aldığı inceleme, eleştiri ve tanıtma yazılarında toplumsal gerçekçiliğin tüm özelliklerine sadık kalmıştır; ancak bu doğrultuda kimi zaman öznel yorumlarda bulunmuştur. Eleştirmen, yazı hayatının ikinci döneminde ise (1965 -1971) yorum ve değerlendirmelerinde daha nesnel ve sistemli bir tutum izlemiştir.Fahir Onger, eleştiri ve incelemelerinde yazarın/şairin dünya görüşüne, insanı ele alış biçimine ve eserinde ortaya koyduğu özgünlüğe oldukça önem vermiştir.Anahtar Sözcükler1. Fahir Onger2. Toplumcu Gerçekçi3. Eleştiri4. Hikâye5. Toplum ve İnsan
Türk anlatı geleneğinde kahraman, mitoloji, iktidar ilişkisi
Bu çalışmada, farklı tarihsel dönemlere ait kahramanların, benzer değerler bütününe gönderme yaptığını mitolojik çözümleme yöntemi kullanarak ortaya koymak amaçlanmıştır. Aynı zamanda, bu kahramanların, zaman içerisinde iktidar kavramıyla ilişkilerindeki dönüşümlerin de gün ışığına çıkarılması hedeflenmiştir. Bu nedenle tezde, Oğuz Kağan, Bamsı Beyrek, Karaoğlan ve Tarkan gibi kahramanlar seçilmiş ve bu kahramanların anlatıları yakın okuma yöntemiyle çözümlenmiştir.Türk kültürünün İslamiyet öncesi metinlerinden Oğuz Kağan Destanı, İslami dönem metinlerinden Bamsı Beyrek Hikâyesi ve 20. yüzyıl çizgi romanlarından Tarkan ve Karaoğlan mitolojik bağlamda okunduğunda, kahramanların aynı kültür evreninden geldikleri görülmüştür. Bununla birlikte, aynı kültür evrenine gönderme yapan bu metinler, tarihsel süreklilik içerisindeki kahraman algısındaki dönüşümleri de açığa çıkartmaktadır. Üç ana bölümde yürütülen tartışmada elde edilen sonuçlar şu biçimde sıralanabilir:İlk bölümde incelenen Oğuz Kağan, arketipik ve göksel bir kahraman olarak iktidarın tam merkezinde yer alır ve hem tanrısal, hem siyasal, hem de örfi iktidar biçimlerini ?kut? kavramı ekseninde kendinde toplar. Merkezde ve gökte olan kahramanın iktidarla bağlantısı kolektif bilinçdışı ile ilişkilendirilerek ?arketip? kavramıyla birlikte okunduğunda, Oğuz Kağan'ın uygarlaştırıcı bir kahraman olarak kendilik arketipine ulaştığı görülür.İkinci bölümde çözümlenen Bamsı Beyrek'in bir kahraman olarak coğrafyada yayılmasıyla dünyevileşmesi arasında bir ilişki bulunmaktadır. Kahramanın bu biçimde dünyevileşmesi mevsimsel doğa döngüleriyle ilişkilendirilmesine olanak sağlar. Kahramanın bu dönüşümü iktidara bağlı merkezinin değişmesine neden olmuştur. Dünyevileşen kahramanın göksel olanla bağlantısını sürdürmesine karşın ?kut? kavramıyla ilişkisinin zayıfladığı tespit edilmiştir.Üçüncü bölümünde Karaoğlan ve Tarkan çizgi romanları, geleneğin icadı ve imhası bağlamında değerlendirilmiştir. ?İcat edilmiş gelenek? ve ?fake-lore? yani ?sahte-folklor? kavramlarından yola çıkılarak çözümlenen metinler ?fake-tip? yani ?sahte-tip? kavramından esinlenilerek ?kırkyama kahraman? olarak değerlendirilmiştir. Kahramanın arketipten, sahte-tipe dönüşmesinin onun iktidarla olan ilişki biçimini de değiştirdiği gözlemlenmiştir. Kırkyama kahramanların siyasal iktidarın erki altında, kahramanın doğasında var olan erginleme aşamalarını yitirdikleri saptanmıştır.Bu çalışmada, kültürün kahraman üretme ve tüketme dinamiklerinin metinlere yöneltilecek mitolojik yakın okuma yöntemiyle açığa çıkartılabileceği görülmüştür. Sonuç olarak kahramanın geleneği restore eden doğal döngüsünü sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için iktidarla ilişkisinin önemli olduğu saptanmıştır.Anahtar Sözcükler1- Kahraman ve iktidar ilişkisi2- Mitoloji3- Kut ve töre4- Folklor5- Arketip
Şeyh Vasfî, hayatı, sanatı, eserleri
Seyh Vasfî Hayatı, Sanatı, Eserleri adlı tez ; giris ve sonuç dısında, üçbölümden olusmaktadır. Giris bölümünde Seyh Vasfî'nin de mensubu olduğu araneslin; faaliyet alanı, zamanı ve edebiyatçıları konusu tartısılmıstır. Seyh Vasfî'ningrup içindeki yeri tespit edilmistir.Çalısmanın birinci bölümünde, sairin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmistir.?kinci bölümde sairin Cezebât ve Feyzâbâd'daki siirlerinin Latin alfabesineaktarılmasıyla olusturulmus antoloji bulunmakatadır.Üçüncü bölümde Seyh Vasfî'nin siirleri; âhenk, muhtevâ, sekil, dil ve üslûpözellikleri açısından incelenmistir. Seyh Vasfî'nin hayatı, eserleri ve siirlerininincelenmesiyle ulasılan bigiler sonuç bölümünde toplu olarak değerlendirilmistir.
Safahat'ta özlü sözler
Bu çalışmamızda XX. yüzyıl başlarında, şiirleriyle Türk edebiyatında önemli bir yer edinen Mehmet Âkif Ersoy'un Safahat adlı şiir kitabından seçtiğimiz atasözü gibi kısa ve özlü anlatıma sahip metinleri kaynak, muhtevâ âhenk ve fonksiyon bakımından değerlendirdik. Çalışmamızda büyük oranda klasik şiir inceleme metotlarını kullandık. Ancak metinlerin bir kısmını bağlamından kopardığımız için kimi zaman bu metotların dışına taşmak durumunda kaldık. Bu durumlarda ise atasözleri ve deyim gibi kısa, kalıp ifâdeleri değerlendiren tahlil metotlarına başvurduk.Çalışmamızın temel amacı, sanatçının şiir söyleme gücünün ve Türk edebiyatındaki rolünün anlaşılmasına hizmet etmektir. Bu çalışma sonunda Mehmet Âkif'in bazı mısra ve beyitlerinin klasik edebiyatımızda îcâz olarak isimlendirilen ?az sözle çok şey söyleme? niteliğine sahip olduğunu tespit ettik. Bu mısra ve beyitlerin tıpkı atasözleri gibi bilgece oluşturulduğunu, halk arasında yüzyıllarca yaşayabilecek özelliklere sahip olduğunu gördük. Ayrıca Safahat'ın, kuralları kendi içinde saklı bulunan daha önce Türk edebiyatında bir benzerinin görülmediği âdeta yeni bir tür olduğu kanâatine vardık.
XIX. yüzyıl halk şiirinde toplumsal hayatın izleri
Tez çalışmamız on iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Âşık edebiyatı ve XIX. yüzyıl Halk şiiri hakkında bilgi verilmiş ve şiirleri incelenen âşıkların hayatları hakkında kısaca bilgiler verilmiştir.Her bölümde incelenen şiirler farklı başlıklar altında toplanmış verilen bilgileri tanıklayarak şiirlerden alıntılar yapılmıştır.Çalışmada elde edilen bilgiler ?sonuç? başlığı altında verilerek değerlendirmeler yapılmıştır.Çalışma kaynakça ve Türkçe ? İngilizce özetle sona ermiştir.Anahtar Kelimeler:1. halk edebiyatı2. halk şiiri3. XIX. yüzyıl4. âşık5. toplumsal hayat