Bingöl University
Anabilim Dalı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı

Bingöl University

22

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

22 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

12 Eylül 1980'e giden süreçte Türkiye'de iç güvenlikte karşılaşılan sorunlar ve bunları çözmeye yönelik uygulamalar

Bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için bir araya gelerek oluşturdukları örgütsel yapı olan devletin temel işlevlerinden biri de toplumun güvenliğini sağlama görevidir. Tarihsel süreç içerisinde baktığımızda da tarihin ilk dönemlerinden bu yana devlet denilen yapının sorumluluklarının başında ülkesinin dışa ve içe karşı olan savunmasını üstlenmesi gelmektedir. Bu bağlamda devletler halkın huzur ve güvenliğinin sağlanması için bir güç oluşturmuşlardır. Başlangıçta askeri örgütlenme olan bu güç zaman içerisinde iş bölümü ve uzmanlaşma gereği neticesinde askeri örgütlenmeden bağımsız olarak iç güvenlik ile yetkilendirilmiş örgütler ortaya çıkmıştır. 1970?li yıllarda Türk siyasetinde yaşanan bölünmüşlük ülkeyi koalisyon hükümetlerine mahkûm etmiştir. Koalisyon hükümetleri, toplumdaki kamplaşmalar, siyasi partiler arasındaki çatışmalar siyasi istikrarsızlığı arttırmıştır. Öte yandan ekonomik bunalımlar, toplumda yaşanan değişim ve artan terör olayları bir askeri müdahaleyi gündeme getirmiştir. 12 Eylül 1980?de Türk Silahlı Kuvvetleri önlenemeyen terör faaliyetlerini, siyasilerin basiretsiz yönetimini ve milli birliğin bozulduğunu gerekçe göstererek yönetime el koymuştur. Yaklaşık üç yıl demokrasiye ara verilmiş, ancak 1983 genel seçimleriyle normalleşme sürecine girilmiştir. 12 Eylül müdahalesi öncesinde iç güvenlik bağlamında karşılaşılan sorunların çözümüne ilişkin sıkıyönetim ilan edilmesi tartışmaları yaşanmış ve TBMM?de yapılan görüşmelerin ardından 26 Aralık 1978 tarihinde 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Sıkıyönetim ilan edildikten sonra yaşanan terör olaylarında bir azalma görülse de bu tek başına yeterli olmamıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerine göre gerekli yasal düzenlemelerin yapılamaması sıkıyönetim uygulamasındaki başarısızlığın temel nedenlerinden biridir. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, İç Güvenlik, 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi.

1. Milliyetçi Cephe Hükümeti12 Eylül 1980 Dönemi12 Eylül müdahalesi+5
Çağrıhan Karadağoğlu
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atatürk döneminde köy eğitmenliği

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi siyasal otoritenin öncelikli konularından biri olmuştur.Genel nüfus içerisindeki okuma yazma oranının çok düşük olması ayrıca köylerdeki okuma yazma oranının yok denecek kadar az olması devlet yetkililerine yeni arayışlara yönlendirmiştir.Mustafa Kemal, köy eğitim meselesini çözmek için Saffet ARIKAN 'a teklifte bulunur köy egitmeni yetiştirmek için Türk Silahlı Kuvvetlerinden yararlanma yoluna gidilerek askerliğini çavuş olarak yapanların eğitmen kurslarına katılmaları sağlanır.İlk eğitmen kursu 1936 yılında Eskişehirin Çifteler çiftliğinde açılır. Köy eğitmenleri sayesinde köylerin öğretmen ihtiyacı kısa zamanda büyük ölçüde sağlanır.Eğitmenler görevlerinde başarılı olmuş köy enstitülerinin kurulmasına zemin hazırlamıştır.

Filiz Yel
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

I. ve II. Körfez Savaşı' nın Türkiye' ye etkileri

ÖZETOrtadoğu, insanlık tarihinin hemen her döneminde, taşıdığı önem nedeniyle birsıcak çatışma bölgesi olmuştur. Coğrafya ve Jeopolitik otoritelerinin ?Dünya Adası? olaraknitelendirdikleri Asya-Avrupa ve Afrika'dan oluşan ve zaman zaman ?Eski Dünya? olarak daanılan bu kıtalar topluluğunun birbirleriyle Ortadoğu'da kesişmeleri bu bölgenin jeopolitikönemini daha da artırmıştır. Bölge; üç kıtayı birleştiren karayollarının ve demiryollarınındüğüm noktasında oluşu, en önemli stratejik hammaddelerden birisi olan petrolün dünyarezerv durumuna göre %60'nı ihtiva etmesi ve dünyadaki tek tanrılı üç büyük dinin merkeziolması nedenleriyle güç ve egemenlik mücadelelerine sahne olmuş, bu yüzden de dünyanınen istikrarsız bölgeleri içinde ilk sıralarda yer almıştır.XIX. yüzyıldaki sanayi devrimiyle birlikte enerji kaynaklarına sahip olmak,üretimini elde tutmak, taşıma güzergâhlarını denetim altında bulundurmak ve bu uğurdauluslararası mücadelede başarılı olmak devletlerin temel amaçları arasında yer almıştır.Bu kapsamda Ortadoğu'da bulunan Irak, bölgede bulunan ülkelere oranla ciddimiktardaki petrol ve doğalgaz rezervleri ile dikkatleri üzerinde toplamıştır.Bölgede, ran Şahı'nın 1979 yılında devrilmesi ve yerine geçen Humeyni'ninuyguladığı rejimin, Irak'ın hem dış güvenliği hem de iç güvenliği açısından tehditleriçermesi ayrıca Irak'ın Arap dünyasının ve Üçüncü dünya ülkelerinin liderliğini yapmaisteği, ran-Irak Savaşı'nın çıkmasına sebep olmuştur. Bu savaşta ABD hem Irak'ı hem deran'ı desteklemiş hatta savaşın sonunda Irak'ın; ?benim 19 uncu lim? diye tabir ettiğiKuveyt'i işgal etmesine bile ses çıkarmamıştır. Ancak Irak'ın 1 Ağustos 1990 yılındaKuveyt'i işgal etmesinin hemen ardından ABD ?yenidünya düzeni? için istediği fırsatıyakalamıştır. ABD, Irak için tüm dünyaya ekonomik ambargo çağrısı yapmış ve BirinciKörfez Savaşı için kendine taraftar aramıştır.Birici Körfez Savaşı, ABD'nin önderliğindeki koalisyon güçleri ile 17 Ocak 1991tarihinde başlamış, Irak ve Müttefik güçlerinin askeri heyetlerinin bir araya geldiği 3IVMart'taki toplantıda ateşkes ilan edilmesiyle sona ermiştir. Bu ateşkes antlaşmasınınhukuki çerçevesi ise BM Güvenlik Konseyi'nin 679 sayılı kararı ile belirlenmiştir.Türkiye, Birinci Körfez Savaşı'nda komşusunda meydana gelen olaylara duyarsızkalmamış, ABD ve koalisyon güçlerine destek vermiştir. Ancak verilen bu destek iç vedış politikada sıkıntıların yaşanmasının yanında ekonomiye de büyük zararlar vermiştir.Ayrıca Irak lideri Saddam Hüseyin'in zulmünden kaçarak sınırımıza yığılan 460.000mülteci büyük problem yaratmıştır. Zamanın Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın yoğundiplomasisi neticesinde bölgede ?huzur operasyonu? gerçekleştirilmiş ve sonucundaKuzey Irak'taki Kürtleri Saddam Hüseyin'in zulmünden korumak maksadıyla ?ÇekiçGüç? adı altında uluslar arası bir güç Türkiye'de konuşlandırılmıştır. lk etapta Türkiyeaçısından faydalı olan bu güç ilerleyen zamanlarda bölgede otorite boşluğununoluşmasına neden olmuştur. Bu durum yeni bir Kürt devletinin oluşumuna olanaksağlamıştır. Ayrıca Çekiç Güç'ün bölgede bulunan PKK/KADEK terör örgütüne yardımettiğinin tespit edilmesi, Türkiye'nin uzun yıllar başını ağrıtacaktır.11 Eylül 2001 tarihinde ABD de bulunan Dünya Ticaret Merkezi'ne yolcuuçakları ile saldırı yapılmıştır. Yapılan saldırılar ABD'nin ulusal güvenlik stratejisinin vesavunma konseptinin değişmesine yol açmıştır. ABD bu tarihten itibaren kendigüvenliğini ?önleyici eylem? ile sağlayacağını ilan etmiştir. Bu anlayışı ilk olarakAfganistan üzerinde deneyen ABD, ?Şer Üçgeni? diye isimlendirdiği ve sırasıyla Irak,ran ve Suriye ülkelerine de aynı yola başvuracağı tehdidini savurmuştur.ABD 11 Eylül Saldırısı'nın avantajını da kullanarak Afganistan'a harekâtdüzenlemiş, Orta Asya bölgesindeki muazzam petrol ve doğal gaz rezervlerininkontrolünü emniyete almış, Usame Bin Ladin'in Afganistan'daki sığınağını imha etmiş veayrıca Afganistan üzerinde kurduğu denetim ile Çin, Pakistan ve Hindistan üzerinde debir denetim kurmuştur.Birinci Körfez Savaşı'nda istediğini tam anlamıyla ede edemeyen ABD, Ortadoğupetrollerini kontrol altında tutmak, Irak Hükümeti'ni devirerek kendisine bağlı biryönetimi başa geçirmek maksadıyla, Irak'ın elinde bulundurduğunu iddia ettiği Kitlemha Silahları'nı ve Usame Bin Laden'e destek verdiği gerekçesiyle, 20 Mart 2003'teikinci kez savaş ilan etmiştir. kinci Körfez Savaşı 1 Mayıs 2003 tarihinde SaddamHüseyin rejiminin yıkılması ile sona ermiştir.VTürkiye, kinci Körfez Savaşı öncesi ve sonrasında meydana gelen olaylarneticesinde politik ve ekonomik yönden etkilenen ülkelerin başında yer almıştır.Türkiye'nin Irak'a yapılacak harekât konusunda desteğini almak ve Irak'a kuzeyden debir cephe açmak maksadıyla, ABD, Türk hava sahasının kendisine açılmasına ve kendiaskerlerinin Türkiye'de konuşlandırılması konusunda ki talepleri Hükümet ve Muhalefetarasında sorunlara neden olmuş, iç ve dış politikadaki bu sorunlar ekonomiyi de olumsuzyönde etkilemiştir. ABD yaptığı talepler neticesinde Türk Hükümeti tarafından çıkarılaniki tezkereden de olumsuz cevap alınması, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri kopmasafhasına getirmiştir. ABD Türkiye'den istediklerini elde edemeyince bunun intikamınıSüleymaniye'de Türk Özel Kuvvetler Komutanlığı Timlerine mensup askerlerin başınaçuval geçirmek ve Irak'ın kuzeyinde sözde bir Kürt Devleti oluşumunun desteklenmesiylealmaya çalışmıştır.Türkiye'nin kinci Körfez Savaşı ile birlikte oluşacak ekonomik kayıpları ABDtarafından giderileceği beklentisi Tezkerelerin kabul edilmemesi ile kaybolmuştur. Ancakilk etapta savaşın ekonomiye büyük yük getireceği düşünülürken Birinci Körfez Savaşı'nakıyasla ekonomi fazla etkilenmemiştir.Yukarıda özet olarak arz ettiğim her iki savaşla ilgili yapılan araştırma toplam 6bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ortadoğu kavramı, kinci bölümde BirinciKörfez Savaşı, Üçüncü bölümde Birinci Körfez Savaşı'nın Türkiye'ye etkileri, dördüncübölümde iki savaş arasında meydana gelen gelişmeler, beşinci bölümde kinci KörfezSavaşı ve altıncı bölümde de kinci Körfez Savaşı'nın Türkiye'ye etkileri incelenmiştir.VI

Alptan Ulutaş
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2006
00
DoktoraAçık ErişimTR

1960-1980 yılları arasında Türkiye`nin Orta Doğu politikası

ÖZETBu tez, 1960-1980 yılları arasında, Türkiye'nin Orta Doğu politikasınıincelemektedir. Tezin amacı, Türkiye'nin Orta Doğu'ya yönelik izlediği politika sonucu,ortaya çıkan konu ve sorunların, kamuoyu ve siyaset kültürü açısından öneminin ne şekildeolduğunu ortaya koymaktır.Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren Batılılaşmanın hedef olarakalınması, Türk dış politikasında asker-seçkinlerin, Orta Doğu ile ilgilenmelerini engellemiştir.1960-1980 yılları arasında çok sayıda hükümet değişikliği olmuşsa da, Orta Doğu'ya yönelikpolitikaları ile ilgili olarak hükümet programlarında pek değişiklik görülmemektedir. 1961Anayasası'nın getirdiği özgürlük havası içinde ilk defa tartışma konusu olan dış politikaüzerinde, kamuoyu da belirleyici unsur olmaya başlamıştır. Özellikle 1965'ten sonra,Türkiye'nin Arap ülkelerine yakın bir politika izlemeye başlamasında, Türk kamuoyununtepkisinin de önemli rolü olmuştur. Kamuoyunun, dış politikayla ilgili konularda ki bilgisizlikve ilgisizliği nedeniyle çok etkili olamadığı görülmektedir. Kamuoyunun bilgilendirilmesindeetkin olan basın 1965-1971 döneminde oldukça etkili olmuştur. Ancak, iç politikadakiolumsuz gelişmeler kamuoyunun uzun süre belirleyici olmasını engellemiştir.Türkiye, 1965 sonrasında uluslararası platformlarda yalnız kalmasının verdiği sıkıntıiçerisinde Arap ülkelerine yaklaşmaya başlamıştır. Zaman zaman ilişkilerde, inişler çıkışlargörülse de, Türkiye'nin Orta Doğu'ya yönelik sağlam bir politikası olmadığı için ilişkilerdeçok başarılı olduğu görülmemektedir.

Yeşim Demir
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Cumhuriyeti'nin laikleşme sürecinde dinde ulusal dil sorunu

Cumhuriyet DönemiDin öğretimiDini yayınlar+6
Başak Gez (ocak)
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
1994
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Askeri yargı tarihi içinde 1961 Anayasası ile gelen değişiklikler

Askeri yargı dünyada ve ülkemizde en çok tartışılan kurumlardandır. Dünyada güçlü orduya sahip veya güçlü ordu kurmak isteyen ülkelerde askeri yargının da güçlü olduğunu görmekteyiz. Türk toplumunda askeri yargı çok eskilere dayanmaktadır. Bunun sebebi ilk düzenli ve sürekli ordunun Türkler tarafından kurulmuş olmasından kaynaklanmaktadır. Tarihteki Türk toplumlarında orduyla hareket edebilen ve yargı hizmetini yerine getiren, çeşitli isimlerde askeri hakimler görmekteyiz. Osmanlı devletinde Kazasker ve onların görevlendirdiği KassamMar şerri yargının dışında askeri yargı hizmetini Tanzimat'la birlikte kurulan Divan-ı Harpler'e kadar yürütmüşlerdir. Cumhuriyet dönemi ile birlikte Divan-ı Harpler bu görevi askeri mahkemelere bırakmışlardır. 1961 Anayasası ile birlikte askeri yargı anayasal bir kurum halini almış ve bu Anayasa'ya uygun olarak çıkarılan kanunlarla askeri yargı yeniden yapılanmıştır. Ülkemizde askeri yargının değişim ve gelişimi ordunun yapılanmasına ve konuşlanmasına göre değişiklik göstermiştir. Bununla birlikte genel olarak toplumda yavaş yavaş gelişen kişi haklan ve buna bağlı olan bağımsız yargılanmayı isteme hakkı geliştikçe gelişim göstermiş, gerek yargılama usulleri, gerekse verilen cezalar, gelişen kişi haklarına göre değişmiş ve gelişmiştir, ancak en büyük gelişimini demokratik ve laik hukuk devrimi yaratan Atatürk Devrimi ile kendini göstermiş ve Türk hukuk devriminin bu felsefesinin sonucu olarak da 1961 Anayasası ile anayasal bir kurum olarak sivil yargıdan bağımsızlık bazında hemen hemen bir farkı kalmadığı seviyeye ulaşmıştır. Ancak askeri yargının tam bağımsız olarak görev yapabilmesi için 1961 Anayasası ile yapılan çok önemli değişikliklerin, yargıç bağımsızlığı ve mahkemelerin kuruluşu açısından geliştirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. 1961 Anayasası' nda 1971 yılında yapılan hukuk sistemi ve askeri yargı üzerindeki değişiklikler ayn araştırma konusu olacak kadar geniş olması nedeniyle çalışmamız dışında bırakılmıştır.

Anayasa 1961Askeri yargı
Aydoğan Yolyapan
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
1999
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve İzmir basını

BasınGazetelerGazeteler+3
Hakan Erterzi
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2000
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Marshall yardımı ve Türk Silahlı Kuvvetleri

Marshall PlanıSilahlı kuvvetlerTürk Silahlı Kuvvetleri+2
Metin Yılmaz
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2000
00
DoktoraAçık ErişimTR

1908-1939 yılları arasında Türk ordusunun bazı harekatlarının "Hibrit savaş" bağlamında değerlendirilmesi

"Hibrit Savaş" terimi 2006 yılında İkinci Lübnan Savaşı neticesinde Hizbullah'ın İsrail'e karşı uyguladığı yöntem ve taktiklerin formüle edilmesi için kullanılmaya başlanmıştır. 2014 yılında Rusya'nın Kırım'ı ilhakı ile neticelenen hadiselerin NATO, ABD ve AB'nin geleneksel savaş eşiğinin altında kaldığından dolayı başlangıçta şaşkınlık oluşturduysa da ilerleyen süreçte faaliyetlerin bütününe "Hibrit Savaş", "Hibrit Tehdit" gibi tanımlamalar yapılmıştır. Bu tanımlamalar ayrıntılı olarak analiz edildiğinde "hibrit" olarak ifade edilen hususların tarihsel süreçte de karşılıklarının bulunduğu, tanımlamaları yapılmasa da dönemin ruhuna uygun ve benzer biçim ve yöntemlerle uygulandığı görülebilmektedir. Bu bağlamda yapılacak analiz ve önermelerde öncelikle tarafların "harekât tasarımlarının" incelenmesi gerektiği değerlendirilmektedir. "Hibrit savaş" kavramının oluşturulmasında kullanılan en önemli argüman nizami ve gayri nizami birlik, kuvvet ve yöntemlerin aynı harekât alanında kullanılması ve propaganda ve algı yönetiminin uygulama esnasında sürdürülmesidir. Bu çerçevede yapılacak olan analizler ile "hibrit savaş" kapsamında ele alınabilecek pek çok muharebe ve savaşın olduğu görülmüştür. Bu kapsamda, "Hibrit Savaş" kavramının oluşturulması ve yaygınlaşmasının konjonktürel olarak anlam taşıdığı ve özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan "Yeni Dünya Düzeni" ve Birleşmiş Milletler örgütünün devletler arası anlaşmazlıklarda savaşı yasaklayan tutumu nedeniyle bu ve buna benzer tanımlamaların gelecekte de görülebileceği değerlendirilmektedir. Son kertede tanımlamaların ve kavramların oluşturulduğu yerlerde değerli olduğu, kavramların ifade ettiği hususların tam olarak neyi karşıladığının doğru analiz edilerek kullanılmasının, savaş kavramı çerçevesinde uygun olacağı değerlendirilmektedir. Aksi halde tanımlanması ve anlaşılması zor olan savaş kavramının anlaşılmasının artan karmaşa ile daha da zorlaşacağı değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hibrit Savaş, Hibrit Tehdit, Savaş, Hizbullah, İkinci Lübnan Savaşı, Rusya, Kırım, 2014 Ukrayna Krizi, Kırım'ın ilhakı.

Fırat Kaplan
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

I. Dünya Savaşı'nda İzmir'e yapılan saldırılar ve İzmir Savunması

Birinci Dünya Savaşı, 1914-1918 yılları arasında cereyan etmiş ve milyonlarca insanın ölümüne neden olmuş büyük bir savaştır. Uluslararası arenada yeni güçlerin belirmesi ve düzenin bozulması sonucunda meydana gelen bu savaş, altı yüz yıldan fazla varlığını sürdüren Osmanlı Devleti'nin yıkılışına giden süreci hızlandırmıştır. Bu savaşta İtilaf donanması, Almanya ile müttefik olan Osmanlı sularında işgal girişimlerinde bulunmuştur. Bu girişimlerden birisi de İzmir'in ablukasıdır. İzmir, Mart 1915'te bombalanmıştır. Ancak Osmanlı Devleti, İzmir'in işgal edilme olasılığını hesaplamış ve birtakım tedbirler almıştır. Alınan caydırıcı tedbirler sayesinde, İzmir, İtilaf donanması tarafından bombalansa da işgal edilememiştir. 18 Mart 1915 tarihindeki Çanakkale Deniz Savaşı öncesinde böyle bir girişim dikkat çekicidir. Düşman donanmasınca, İzmir'in abluka altına alınarak Çanakkale'de daha etkili bir manevra yapmayı amaçladıklarını söylemek mümkündür. İzmir'in bombalanması ve abluka altına alınması hem Çanakkale Muharebeleri hem de İstanbul'un işgali açısından önemlidir. Zira Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan altı ay sonra 15 Mayıs 1919'da İngiliz destekli Yunanların İzmir'i işgal etmesi, İzmir'in tarihî ve stratejik açıdan önemli olduğunu ispatlamaya kâfidir.

Dünya Savaşı IOsmanlı Devletiİzmir
Hüseyin Çalar
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk-Yunan nüfus mübadelesi sonucu Tire'de iskân edilen göçmenler (1923-1930)

Osmanlı İmparatorluğunun toprak kayıpları ile başlayan göç, 19. Yüzyıl boyunca devam etmiştir. Yaşanan göçlerin etkileri sadece Osmanlı Devleti ile sınırlı kalmamış, yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti için de büyük etkilerde bulunmuştur. Bu durum kendisini Lozan'da 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanmış olan mübadeleye ilişkin sözleşme ve protokol ile göstermiştir. Bunun sonucu olarak yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti, içinde bulunduğu ağır şartlara rağmen Yunanistan topraklarında kalmış olan vatandaşlarını Türkiye'ye getirme çabası içine girmiştir. Çalışmamızda Lozan Konferansı, Türk-Yunan nüfus mübadelesi, mübadele öncesi Tire ve Lozan mübadillerinin Tireye iskanı ele alınmıştır. Bu sayede bölge tarihine ışık tutacağını düşündüğümüz bir çalışma ortaya çıkmıştır. Çalışmayı arşiv belgeleri, kitap ve makaleler ile tamamlayarak daha iyi anlaşılmasını amaçladığımız bir çalışma ortaya koymaya çalıştık.

Bülent Kuloğlu
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Haydar Aliyev dönemi Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin kültürel boyutu (1993*2003)

Bu çalışmada Haydar Aliyev dönemi Türkiye - Azerbaycan ilişkilerinin kültürel boyutu ( 1993 - 2003 ) incelenmiştir. Tezimi hazırlarken Haydar Aliyev hakkında bilgi içeren arşiv belgelerden, Azerbaycan - Türkiye arasındaki kültürel ilişkiler hakkında eserlerden, belgelerden, dergilerden, yazılardan, yüksek lisans tezlerinden yararlandım. Tez çalışmam giriş ve sonuç bölümlerinin dışında üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin amacı, genel çerçevesi, bölümleri hakkında bilgileri, birinci bölümünde, kültür ve eğitim hakında genel bilgileri, diğer bölümlerde ise, genel olarak Azerbaycanın tarihi ve Türkiye - Azerbaycan ilişkilerine değilerek, Haydar Aliyev döneminde Azerbaycan ve Türkiye arasında kültür ve eğitim alanlarında mevcut olan ilişkileri ve yakın tarihi dönemde, İlham Aliyev döneminde Azerbaycan – Türkiye ilişkileri ortaya koymuşum. Aynı etnik kökene dayalı Azerbaycan - Türkiye ilişkileri tarih boyu dostluk ve kardeşlik çerçevesinde yürütülmüştür. 18 Ekim 1991 tarihi ''Azerbaycanın Devlet Bağımsızlığı'' ile bağlı anayasa maddesinden sonra Azerbaycanın kalkınma süreci çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu iki halkın ortak noktaları çoktur. 1991 yılında Azerbaycan bağımsızlığını kazanmasının ardından 9 Kasım 1991 yılında Azerbaycanı ilk tanıyan ülke Türkiye olmuştur. 1-3 Mayıs 1992 tarihlerinde Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal Azerbaycana ziyaret etdikten sonra, iki devlet arasında iş birliliği ve karşılıklı ilişkilere dayanarak eğitim ve kültür alanında kararlı atılımlar gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler : Haydar Aliyev, Azerbaycan, Türkiye, Kültür, Eğitim, İkili İlişkiler

Shola Aghayeva
İstanbul University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suat Derviş'in gazete yazılarında siyaset, toplum ve kadın

Suat Derviş pek çok şekilde tanımlanmış bir aydındır. Bu tanımlanma biçimleri, şüphesiz, onun yaşamı boyunca yaptığı faaliyetlerle ilgilidir. Önemli bir toplumsal dönemin ve dönüşümün temsili olarak Suat Derviş, hem yaşamı hem de ardında bıraktığı gazete yazıları ve edebiyat eserleriyle dikkat çekici bir çalışma konusu haline gelmektedir. Bu çalışmada Derviş'in 1935–1942 yılları arasında yapmış olduğu gazetecilik faaliyetleri incelenecektir. Dört ana bölüme ayrılan bu çalışmanın birinci bölümünde, Suat Derviş'in yaşamöyküsüne kısaca yer verilecektir. Derviş'in tarihin akışı içerisindeki ve edebiyattaki yerini ona tekrardan kazandırmaya çalışan feminist tarih yazımı ile Derviş'in ayna tuttuğu sıradan insanların meselesi tarih bilimi ile ilişkisi bakımından, yine tezin birinci bölümünde kısaca yer alacaktır.Derviş'in yaşamöyküsü Türkiye'de yaşanan bazı değişimlere paralel bir biçimde aktarılmaya çalışılacaktır. Bu dönüşümler satır aralarında tarihsel bilgiler biçiminde verilecektir. Tezin diğer bölümlerinde Derviş'in 1935–1942 yılları arasında Cumhuriyet, Son Posta, Tan ve Haber gazetelerinde yazdığı yazıları ve röportajları değerlendirilecektir. Üst sınıfa mensup bir birey olan Suat Derviş'in bu yazılarında, toplumsal gerçekliği alt sınıfların yaşantıları üzerinden göstermeye çalıştığı görülmektedir. Dolayısıyla hem Derviş'in düşüncelerini hem de toplumun genel görünümünü içermektedir. Bu yazılar"toplum", "kadın" ve "siyaset" başlıkları altında kategorize edilerek tematik bir biçimde yer alacaklardır. İkinci bölümde, "Toplum" başlığı altında, toplumu ilgilendiren farklı alt başlıklar bulunacaktır. Üçüncü bölümü oluşturan "Kadın" teması etrafında,feminist olarak tanımlanan Derviş'in hem kadın meselesine bakışı hem de farklı sınıflardan kadınların temel sorunları işlenecektir."Siyaset" başlığı altındaki tezin son bölümü olan dördüncü bölümde ise,ağırlıklı olarak Tan ve Haber gazetelerindeki yazıları üzerinden hem Türkiye'nin siyasal panoramasını görmeye hem de Derviş'in dinamik bir hareketliliğe sahip siyasal düşünceleri incelenmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Suat Derviş, kadın, siyaset, toplum, Kemalizm, Cumhuriyet

Derviş, SuatGazetecilikHaber gazetesi+4
Emine Seda Çekin Işık
İstanbul University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Günümüzde güney Azerbaycan'da muhalif hareketler

İran coğrafyası, tarih boyunca farklı etnik grupların sosyal, kültürel ve siyasal olarak var olma çabalarına sahne olmuştur. Günümüz İran İslam Cumhuriyeti'nin en kalabalık nüfusa sahip etnik grubu olarak Azerbaycan Türkleri, hem İran tarihinde hem de İran kültüründe önemli bir yere sahiptir. Bu kapsamda, Azerbaycan Türklerinin İran içerisindeki konumu, araştırılması ve analiz edilmesi gereken bir konudur. Konunun hem İran içişlerinde hem de uluslararası ilişkilerde yaratmış olduğu etkinin anlaşılabilmesi için, bu çalışmada, İran tarihinde varlık göstermiş olan Türk devletleri incelenmiş, dönemsel olarak, Azerbaycan Türklerinin yaşamış olduğu sorunların, İran'ın iç dinamikleriyle ilişkileri ortaya konmuştur. İslam Devrimi sürecinde Azerbaycan Türklerinin konumunun geniş bir analizi yapılmıştır. Son bölümde de günümüzde Azerbaycan Türklerinin yaşadığı güncel sorunlar ve Azerbaycan Türklerinin bu sorunlar karşısında verdiği mücadelenin sivil toplum kuruluşları çatısı altında ne şekilde yürütüldüğü araştırılmıştır. Bu çalışmada, ilişkisel araştırma modeli ve etnografi araştırma modeli kullanılıp, korelasyonel ve nedensel karşılaştırma yöntemleri uygulanarak, tarihsel süreçle bağlantısı içerisinde, İran'da Azerbaycan Türklerinin güncel konumu ve gelecekteki muhtemel bazı gelişmeler aydınlatılmaya çalışılmıştır.

AzerbaycanGüney AzerbaycanMuhalefet+5
Didem Gülkaç
İstanbul University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı-İngiliz ilişkilerinde Balkan Komitesinin rolü

93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı – Rus Savaşı ve bu savaş sonrasında imzalanan Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasal yaşamında çok önemli bir sürecin başlamasına sebep olmuştur. I. Dünya Savaşı'na kadar geçen süreçte Büyük Güçler, Berlin Antlaşması'nın 23. ve 61. maddelerini bahane ederek Balkan uluslarını ve Doğu Anadolu'da Ermenileri kışkırtmış ve kendi siyasi çıkarları doğrultusunda Osmanlı İmparatorluğu aleyhinde faaliyetlerde bulunmuşlardır. Buxton kardeşler de İngiltere'nin Balkanlar ve Doğu Anadolu'daki çıkarlarını korumak için 1903 yılında Londra merkezli Balkan Komitesini kurmuştur. Bu çalışmada, Balkan Komitesinin ve bu komiteye yön veren Buxton kardeşlerin, 1903 yılından başlayarak I. Dünya Savaşı'na giden süreçte Osmanlı İmparatorluğu aleyhinde yapmış oldukları faaliyetler ve bu faaliyetlerin Osmanlı İmparatorluğu'na olan etkileri üzerinde durulmuştur.

Balkan savaşlarıErmenilerMakedonya sorunu+4
Eğit Serindağ
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İkinci meşrutiyet'ten 31 mart olayı'na kadar İstanbul'da yaşanan işçi olayları

Bu çalışmayla, Osmanlı Devleti'nin en kritik ve en önemli dinamiklerin oluştuğu II. Meşrutiyet dönemi İstanbul şehrindeki ilk dokuz ay itibarıyla yaşanan işçi olayları tespit edilmektedir. Sanayi Devrimi öncesi ilk aşamada Avrupa'da gözüken ve daha sonra basit bir yapıda Osmanlı Devleti'nde de rastladığımız işçi olaylarının oluşum süreçleri, örgütlenme modelleri ve buna devlet organlarının verdiği tepkiler araştırmanın ana konusunu oluşturmuştur. Çalışmada; II. Meşrutiyet Dönemi'nde, grevlerin meydana getirmiş olduğu, sosyal, idari ve iktisadi sorunlar incelenmiştir. En çok rastlanılan durum olan, işçilerin maaşlarına zam taleplerinin yoğun bir biçimde görüldüğü bu grevler ve bunları takip eden iş bırakma eylemleri sonucu büyük güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Çalışmada; konu ile ilgili yazılmış kitapların yanı sıra Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve gazetelerden de yararlanılmıştır. Özellikle arşiv kayıtlarından çıkan özgün belgeler ile bundan sonra bu konuda çalışma yapacak araştırmacılar için de önemli bir bilgi aktarımı oluşturmuştur.

GrevMeşrutiyet IIOsmanlı Devleti+5
Hakan Şendilmen
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1940 yıllarda Çanakkale Savaşı algısı

Çanakkale Zaferi, hem dünya tarihi hem de Türk tarihi açısından zaman geçtikçe daha da kıymetlenen bir mücadelenin adıdır. Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesi'nin açılmasıyla başlayan Türk direnişi imkânsız denileni başarmış ve evrensel bir mahiyet taşıyan bir zafer kazanılmıştır. Çanakkale Cephesi'ne dünyanın farklı yerlerinden birçok millet savaşmak için gelmiştir. Bu nedenledir ki Çanakkale Savaşı'nın önemi tüm dünya tarafından kabul edildiğinden savaşta ölen askerleri anmak, hatırâlarını yâd etmek için her sene 18 Mart ve 25 Nisan tarihlerinde çeşitli anma etkinlikleri düzenlenmektedir. Bu anma etkinlikleriyle toplumlar, tarih bilinciyle hareket edip, vatan, millet sevgisi, birlik ve beraberlik duygularını pekiştirmiş olmakla birlikle tarihlerine de sahip çıkmış olmaktadır. Ayrıca geçmişini bilmenin aydınlığıyla geleceğe yön veren toplumlar daha uzun süre ayakta kalmaktadır. Bu tez kapsamında; 1940'lı yıllarda Çanakkale Savaşları'nı anma etkinliklerinin nasıl bir süreç içerisinde geliştiği ve yurt genelinde yapılan anma etkinliklerinin ve halkın bu etkinliklere katılımı üzerinde durulacaktır. Bu tez çalışmasıyla, gerek Türk basınında yer alan etkinlikler gerekse diğer yayınlar ele alınarak 1940'lı yıllardaki " Çanakkale Algısının" ortaya konması amaçlanmıştır. Bu kapsamda da Çanakkale Şehitleri Anma Törenleri ve daha çok basında yer alan adıyla Çanakkale Zaferi Kutlama Etkinliklerinin nitelikleri dönemin basını aracılığıyla incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çanakkale Savaşları, Çanakkale Zaferi, Çanakkale Zaferi Anma Etkinlikleri, 1940'lı yıllar

Cumhuriyet tarihiKutlamalarSavaş+1
Ayşe Köseoğlu Atakan
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

II. dünya savaşı ve sonrası Rodos ve İstanköy adasından Anadolu'ya yapılan göçler ve göç edenlerin adaptasyon süreci

Ege Denizinin güney doğusunda yer alan Rodos ve Oniki Ada, Türkiye kıyılarına çok yakın ve stratejik önemi büyük bir konumdadırlar. Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlayan Osmanlı egemenliği, 1912 yılında İtalya'nın Oniki Ada'yı işgaline kadar sürmüştür. Balkan Savaşları sonrasında adaları geri vermeyen İtalya, hâkimiyet sürecini devam ettirmiştir. Birinci Dünya Savaşı ve Türk İstiklal Mücadeleleri döneminde İtalya egemenliğinde kalan adalar, Lozan Antlaşması gereği de İtalyan hâkimiyetinde kalmaya devam etmiştir. 1930'larda dünyada başlayan yayılmacı politikaların sonunda meydana gelen İkinci Dünya Savaşı sırasında Oniki Adada 1943 yılına kadar İtalyan hâkimiyeti devam etmiş, 1943-1945 yılları arasında adalarda Alman işgali ve sonrasında bir süre İngiliz idaresi görülmüştür. Bu savaşın bitiminden sonra 1947'de müttefikler arasında imzalanan Paris Barış Antlaşması gereğince bu adalar, silahsızlandırılmak koşuluyla, Yunanistan'a verilmiştir. Yunanistan silahsızlandırma koşuluna uymadığı gibi Türklere azınlık statüsü ve haklarını tanımamış, Türklerin adalardaki kültürel ve etnik kimliklerini silmeye çalışmıştır. Bu amaçla oluşan baskı ve nefret ortamı içinde tutunamayan çok sayıda Türk kökenli vatandaş Türkiye'ye göç etmek durumunda kalmıştır. Bu çalışmamızın amacı; göç eden bu insanların Türkiye'ye uyum süreçleri ve karşılaştıkları zorlukları ortaya koymaktır. Amacımıza uygun olarak İzmir ve Marmaris'te yaşayan Rodos göçmenleri ile görüşmeler yapılarak söyledikleri kayıt altına alınmıştır. Türklerin, İtalya yönetimi altında başlayan sıkıntılı hayatları, Yunan egemenliği sırasında vatandaşlıktan atılma, dil ve dinlerini öğrenmelerinin engellemesi, mallarına el konulması, ekonomik olarak zayıflatma ve sindirme politikaları doğrultusunda baskılar devam etmiştir. Bu baskılar sonucunda, tarihi süreç içinde peyderpey yapılan ve kendi iradeleriyle yaptıkları göç hareketi gibi görünse de aslında zorunlu olarak geldikleri Türkiye'de de uzun süre rahatlığa kavuşamamışlar, Türk Hükümeti'nin çözüm odaklı, yapıcı ve kararlı bir politikasının olmamasının sıkıntısını çekmişlerdir. Bugün bir Türk vatandaşı olarak her haktan yararlansalar da bu hakları kazanmaları uzun yıllar almıştır. Tezimizde Rodos ve İstanköylü Türklerin yaşadıkları bu sıkıntı ve zorluklar ele alınmıştır. Bugün adalarda Yunan vatandaşı olan soydaşlarımızın ana dilde eğitim ve din eğitimi alamamak, Türk vakıf idaresinin kötü yönetimi sonucu vakıf mallarının elden çıkması, Türk kültürel mirasının çürümeye bırakılması ve Türk – Müslüman kimliklerinin unutulmaya başlanması gibi sorunları devam etmektedir.

AnadoluDünya Savaşı IIDış Türkler+6
Sezen Doğruer
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Halkın Sesi gazetesinde II. Dünya Savaşı yıllarında İzmir

Tezin amacı İkinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı 1939-1945 yıllarında Halkın Sesi Gazetesi'ne göre İzmir'in sosyal, siyasal ve ekonomik yaşamını ele almaktır. İzmir'in savaş yıllarındaki koşullarını daha geniş bir perspektifte ele alabilmek için İkinci Dünya Savaşı'nın ülkelere ve Türkiye Cumhuriyeti'ne etkileri üzerinde durulmuştur. İkinci Dünya Savaşı yıllarında dünya, Almanya'nın notasız saldırı amacını taşıyan saldırgan politikalarının etkisinde ne yapacağını bilememiştir. Almanya Avrupa'yı, Japonya Pasifik'i, İtalya Akdeniz'i (Mare Nosrtrum) hedef haline getirmiş, Sovyet Rusya ise Türkiye için baskı unsuru olmuştur. Almanya'nın Türkiye'nin savaşa girmesi yönünde çok büyük bir isteği olmazken Sovyet Rusya'nın olmuştur. Nasyonel Sosyalistler ile Sosyalistler birleşince halkların ve ülkelerin özgürlüğünü savunmak, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri gibi şeffaf ülkelere kalmıştır. Türkiye ve İzmir ise İkinci Dünya Savaşı yıllarında Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yönetilmiştir. Milli Korunma Kanunu'yla özellikle ekonomik yaşam devletin denetimine alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, savaş yıllarında savaştan uzak durmuş ve dünyaya barış mesajları verilmiştir. Buna rağmen hem savaşın yarattığı olumsuz koşullardan etkilenmiş hem de savaşa sembolik de olsa girmekten kaçamamıştır. Halkın Sesi Gazetesi'ne göre İzmir'in sosyal yaşamı, savaşın yarattığı olumsuz koşullardan çok etkilenmiştir. Hemen hemen bütün dünyada ve Türkiye'de görülen salgın hastalıklar, karaborsacılık ve pahalılık İzmir'de halkın yakındığı konular arasında olmuştur. Savaşın olumsuz koşullarına rağmen savaşın ortalarında Hitler'in yenileceği, Sovyet Rusya'nın kazanacağı anlaşılmış, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere tarafından Atlantik Bildigesi yayınlamış, Türkiye Cumhuriyeti, İsmet İnönü sayesinde savaştan uzak kalmış ve İzmir, Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz tarafından yeniden imar edilmiştir. İzmir'de halkevleri, sinema, tiyatro ve spor, halkın yoğun ilgi duyduğu alanlar arasında yer almıştır.

Dünya Savaşı IIEkonomiGazeteler+5
Seval Afşar
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

'68 hareketinden '71 kopuşuna: Türkiye'de öğrenci eylemlerinin dönüşümü

This thesis analyses the student movement in Turkey between 1968 and 1971 and the transformation of the protest repertoire. In 1968, the student protests that began in Europe and the United States were also reflected in Turkey. The thesis aims to reveal the difference of the Turkey's '68 movement from the Western '68 movement, the emergence of unique student organizations and the multidimensional transformation of the student movement's repertoire of actions until the '71 rupture. Focusing on the leading universities of the country, Middle East Technical University, Istanbul Technical University, and Istanbul University, the thesis examines the Federation of Idea Clubs, Dev-Genç, Socialist Idea Club, and Revolutionary Student Union, which were the main student organizations. It explains how the student leaders of these organizations transformed the movement in ideological and practical terms.

Youth movementsSocial movementsTurkish political history+1
Cenk Yılmaz Bayır
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2025
11
DoktoraAçık ErişimEN

Çeperden imparatorluklar: Osmanlı İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasında Bosnalı müslüman göçmenler, 1878-1918

This dissertation focuses on the Bosnian Muslim return migration from the Ottoman Empire to the Austro-Hungarian occupied Bosnia-Herzegovina between 1878 and 1918. The emigrants returned to Bosnia following their migration to Ottoman Empire. Initial emigration was a response to Austro-Hungarian policies and practices as conscription, land reform, and the mar-ginalization of Islamic institutions and everyday life. In Ottoman territories, emigrants encountered unfavorable economic conditions and political insta-bility. As a structural process, the decision of return shaped the political and economic milieu in the Ottoman Empire and Bosnia. The reintegration of returnees and how they navigated the complex Austro-Hungarian bureau-cratic governance and the hardships of everyday life constitute the core of this dissertation. The context they returned to was a thoroughly transformed one with altered legal framework and property regime. Returnees sought to adapt to new context and played a key role in the reconstruction of Bosnian Muslim identity. This dissertation argues that return migration is not an occasional incident, but a constitutive element of migratory processes in the imperial contexts of the late 19th and early 20th centuries. Muslims in bor-derland regions established strategies to navigate imperial politics, religious identity, and the pressures of modernity. Returnees were transformative agents, and their impact in their communities were substantial. The study employs a wide range of primary sources which include archival records of seven different countries, as well as petitions and consular reports.

BalkansBosniaBosnia-Herzegovina+6
Bayram Şen
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisinde bağımsız mebuslar ve yasama çalışmaları (1920-1923)

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sivas Kongresi'nde alınan "particilik faaliyetinde bulunmama" kararına uygun bir şekilde, siyasi partilerin yokluğunda açıldı. Meclisin temel amacı, tam bağımsızlığın sağlanmasıydı. Ancak mevcut partisiz yapının, Meclisin disiplinli şekilde çalışmasına engel olduğu düşüncesiyle Mustafa Kemal Paşa tarafından Birinci Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu (Birinci Grup) kuruldu. İstenmeyen mebuslar, bu grubun dışında bırakıldı. Grup dışında kalan muhalifler de ayrı bir grup etrafında kümelendi veya bağımsız kaldı. Bu çalışmada öncelikle Osmanlı-Türk parlamento tarihi, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşuna kadar incelenmiş sonrasında Birinci Meclis'in kuruluşu, işleyişi ve Meclis'te oluşmuş Birinci ve İkinci Gruplara değinilmiştir. Ardından bağımsız mebusların kimler olduğu tespit edilmiş, son olarak İstiklal Mahkemeleri, İcra Vekilleri Heyeti ve seçilmesi usulü, Hürriyet-i Şahsiye Kanun'unun kabul edilmesi süreci, Başkumandanlık Kanunu ve Lozan Konferansı'nda yaşanan müzakerelerin Meclis'teki akisleri Bağımsız mebuslar temel alınarak incelenmiştir.

Bağımsız milletvekiliMilletvekiliSiyasi tarih+4
Onur Zeki
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2018
00