
39
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Postmodern süreçte fotoğraf sanatında çıplak beden kullanımı
ÖZETPostmodern sürecin fotoğraf sanatında çıplak beden kullanımına olan etkilerinin araştırıldığı tezde, postmodernizm teorisi ile gündeme gelen söylemlerin, çıplak beden üzerine olan yansımalarının belirlenmesi gerektiği düşüncesiyle yola çıkılmıştır. Bu bağlamda öncelikle bedenin, birey ve kimlikle olan ilişkisi saptanmış, çıplak bedenin toplumsal açıdan algılanışı cinsellik, erotizm ve pornografi kavramları çerçevesinde belirlenmiştir. Çıplak bedenin sanat yapıtı ile olan ilişkisi Antik Yunan sanatı, Orta Çağ ve Rönesans döneminde ortaya çıkan önemli sanat yapıtları ışığında incelenmiştir. Sanat yapıtlarının, döneme hakim olan din, iktidar ve ahlaki görüşler çerçevesinde şekillendiği saptanmıştır.Postmodern teorinin daha iyi anlaşılması için Modernizmin ekonomik, kültürel ve toplumsal yapılanması ortaya konarak, bu yapılanmanın sanat eseri üzerinde olan etkileri araştırılmıştır. Modern sanatın yapısal özellikleri belirlenerek fotoğraf içerisinde çıplak beden kullanımına dair örnekler incelenmiştir. Modernizmi oluşturan sanat akımlarının etkisindeki fotoğraf sanatı içerisinde, çıplak beden kullanımı ve estetik gelişimi incelenmiştir. Batı toplumlarındaki teknolojik, ekonomik, kültürel değişimlerin bir sonucu olarak Modernizmin tartışılmaya başlaması ve farklı bir yaklaşımla yapıbozumuna uğratılması sonucu hayat bulan postmodernist teori ve sanata olan etkileri, postmodernizmi tanımlayan kodlar ve çıkış noktaları belirlenmiştir. Bu bağlamda eserlerinde çıplak bedene yer veren ve postmodern olarak nitelenen sanatçıların vizyonları, estetik görüşleri; toplumsal değişimlerin yansımaları göz önünde bulundurularak incelenmiştir.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Postmodernizm 2- Çıplak 3- Fotoğraf 4- Erotizm 5- Pornografi
Internet ortamında bir tüketim nesnesi olarak fotoğraf kullanımı
İnsanların gerçeği kaydetme isteği, fotoğrafı her zaman cazip hale getirmiştir. Fotoğrafın belgeleme özelliği kullanılarak, dünyada keşfedilmemiş yerler insanlara kolayca aktarılmıştır. Bunun yanında sanat objesi olarak kullanılan fotoğraf, yaşamın içinde teknolojik gelişmelere ayak uydurarak varlığını devam ettirmiştir.Kodak firmasının ürettiği fotoğraf makinaları, fotoğrafın daha yaygın olarak kullanımını sağlamıştır. Birçok alanda kullanılan fotoğraf, sanayileşmenin hızlanmasıyla birlikte, fotoğraf makinelerinin de değişimine ve gelişmesine sebep olmuştur. Analog fotoğraf makinelerin yerine geçen dijital fotoğraf makineleri, fotoğrafın sınırsız sayıda üretimine olanak sağlamıştır. Fotoğrafın teknolojik bir aygıt olması, gelişen diğer teknolojik yapılarla birlikte gelişim göstermiştir. Özellikle bilgisayar ve internet kullanımının yaygınlaşması, fotoğrafın çok daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır.Sosyal paylaşım siteleri, fotoğraf paylaşım siteleri, bireysel fotoğraf siteleri gibi birçok alanda kullanılan ve tüketilen fotoğraf sayısı inanılmaz boyutlara ulaşmaktadır. Bu tez, fotoğrafın gündelik hayatımıza internet ortamından yayılışını ve ayrılmaz parçası haline gelişini inceler.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1-Sanat 2-İnternet 3-Dijital Fotoğraf 4- Fotoğraf 5-Medya
19. yüzyılda empresyonizm akımı ve fotoğraf ilişkisi
19.yüzyılın Avrupa'sında yaşanan sanayi devrimi Avrupa ülkelerinde teknolojik, ekonomik ve toplumsal değişiklikler olmasına neden olmuştur. Batıdaki bu değişikliklerden tüm sanat alanları ve dolayısıyla resim sanatı da etkilenmiştir. Resim sanatının başta konuları olmak üzere teknik ve biçimleri de değişime uğramış ve geniş kitlelere ulaşmaya başlamıştır. Tarihi M.Ö. 4.yüzyıla dayanan ve karanlık bir kutu olarak bilinen "Camera Obscura" da uzun bilimsel uğraşlar sonucu ortaya çıkmış bir araçtır. Camera Obscura'nın olanaklarıyla ortaya çıkan fotoğraf da sanayi devriminin önemli bir ögesi olmuştur. İlk zamanlar görüntünün netsizliği, diyafram mekanizması ve pozlama süresinin uzun olması, fotoğrafı etkin kullanmak için yetersiz kalmıştır. Fizik ve kimya biliminin çabaları sonucunda da özellikle pozlama süresi kısalmış ve ışığa olan duyarlılık arttıkça fotoğrafın kullanımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Fotoğraf alanındaki teknik gelişmeler sanat tarihi için devrim niteliği taşımaktadır. Fotoğrafın geniş kullanım alanına sahip bir araç olması ve birçok alanda kabul görmesi, kısa sürede bu görsel kayıtların daha fazla kitlelere yayılmaya başlamasını sağlamıştır. Ancak,1839 yılında Louise Mande Eugene Daguerre tarafından dünyaya tanıtılan fotoğraf makinesi ve görsel kayıt ürünü fotoğraf, ressamlar tarafından bir tehdit olarak algılamıştır. İlk zamanlarda 20-30 dakika pozlama süresi olan fotoğraf makinesi, görüntüyü hiç olmadığı kadar gerçekçi ve kısa sürede kaydetmesi resim sanatının başlıca kaygılarından olmuştur. Ancak daha sonra resim sanatı da bu icattan yararlanmıştır. Böylelikle resim-fotoğraf ilişkisi bir işbirliği içine girmiştir. Resim sanatı, fotoğrafın teknolojik gelişmelerden etkilenerek yeni anlatım biçimleri oluşturmuştur. 1860'larda başta Fransa ve çevresinde başlayan Empresyonizm akımı, 1874 yılında bir grup ressam tarafından, Nadar'ın fotoğraf stüdyosunda açılan empresyonist resim sergisiyle döneme damgasını vurmuştur. Empresyonist sanatçılar arasında Claude Monet, Degas, Alfred Sisley, Camille Pissaro, Manet gibi sanatçılar empresyonizm dönemine öncülük etmiştir. Empresyonist sanatçılar için en önemli unsur güneştir (ışıktır). Amaçları, görüntü üzerindeki anlık ışık değişimlerini, açık havada büyük fırça tuşları ile resmetmektir. Resimlerin konusu, kalabalık şehir görünümleri, cadde, sokak ve peyzaj görünümleri olarak ele alınmıştır. Fotoğrafın gündelik yaşamı detaylarıyla kaydetmesi, Empresyonist sanatçıların da bu yeni üslubu tuvallerine aktarması,klasik resim geleneğine bağlı izleyiciler tarafından farklı bulunmuş ve akademik çevreler tarafından eleştiri konusu olmuştur. Fotoğrafın icadından sonra resim ile fotoğraf ilişkisine bakıldığında, fotoğraf, resim sanatını sekteye uğratmamış tam tersine onu yeni bir boyuta taşımayı başarmıştır. Empresyonizm döneminde, fotoğrafın eskiz aracı, model ve görüntü envanterlerinde sıkıntı çektiğinde fotoğraf, sanatçının yardımcı unsuru olarak kullanılmıştır. Böylelikle "fotoğraf sanat mıdır?" düşüncesi, bu dönemde aydınlığa kavuşmaya başlamıştır. Camera Obscura ile başlayan ve Rönesans döneminden beri kullanılan fotoğraf, "fotoğraf ve resim ilişkisi" Empresyonizm döneminde ressamların fotoğrafı kullanarak resim yapmalarıyla farklı bir boyuta ulaşmıştır. İzleyen dönemlerde ise fotoğraf sanatında ortaya çıkan Pictorialist sanat akımı, resmin kompozisyon kurallarının fotoğrafa aktarıldığı ve fotoğrafın görsel anlatım dilinin zenginleştiği bir süreç olmuştur.
Tıbbi görüntüleme yöntemleri ve fotoğraf ilişkisi
"Tıbbi Görüntüleme Yöntemleri ve Fotoğraf İlişkisi" başlıklı tez çalışmasının amacı, bilimsel ve tıbbi amaçlar için kullanılan radyodiyagnostik görüntüleme yöntemlerinin fotoğraf ile ilişkisinin saptanması üzerinedir. Fotoğrafın teknik ve sanatsal gelişiminin yıllar içindeki değişimine ve gelişimine yer verilmiştir. Radyolojik görüntüleme yöntemlerinin teknik ve fizik bilimi açısından çözümlemesi yapılmıştır. Buna ek olarak çekim yöntemleri görüntü oluşturmada kullanılan işlemler hem fiziksel hem de mekanik olarak irdelenmiştir. Ana ilke, radyogramların ve sonogramların taşıdığı estetik potansiyeli araştırılarak, Kant'ın estetik yorumu ve Husserl'in fenomolojisi üzerinden bir bakış açısı geliştirilmiştir. Radyogram ve sonogramların yöntem olarak fotoğrafla ilişkisi üzerine durulmuştur. Ayrıca diğer sanat disiplinleri ile etkileşime de yer verilerek birleşim noktaları yakalanmaya çalışılmıştır.
Fotoğrafta gerçeklik ve lensler
Gerçeklik algısını oluşturan objektiflerin, ilk bölümde mercek yapılarını, kusurlarını doğal olarak sürekli karşılaştırıldığı insan gözünün yapısını, objektiflerin özelliklerini bir aygıt olduğu için sınırları ve sınıflaması anlatılmıştır. İkinci bölümde objektif gelişim tarihi, belli başlı objektif tasarımları, tek mercekten zoom objektiflere olan yolculuğu ele alınmıştır. Fotoğraf tarihindeki belli başlı ve daha sonraki gelişmelere zemin hazırlayan ve mihenk noktası oluşturan objektif tasarımları incelenmiş ve anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise gerçek konusu incelenmiş, fotoğrafın gerçeklik olan ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç kısmında ise objektif çeşitlerinin gerçeklik algısı yaratmadaki etkileri ve dış dünya gerçekliğini nasıl yorumlayabildiği üzerinde durulmuştur.
Postmodernizm ve fotoğraf ilişkisi
Fotoğraf ile postmodernizm arasındaki ilişkinin, fotoğrafik açıdan irdelenmesi gerektiği düşüncesi ile yapılan tezde ortaya çıkarmak istenilen temel konu, postmodernizmin görsel materyallere ve özellikli olarak da fotoğraf sanatına yansıma biçimidir. Çalışma sırasında postmodern durum ve kavramlar ve onların kullanılış biçimleri araştırılırken fotoğraf tarihinde bu yönde çalışmalar yapan örnek fotoğraf sanatçıları, çalışmaları ile birlikte ele alınmıştır.Tezin temel amacı, postmodern durumu kapsayan süreçte, postmodern fotoğraf dendiğinde ne gibi kavramsal ifade ve durumların akıllara gelmesi gerektiğinin örnekler ile beraber ortaya konulmasıdır. Buradan yola çıkılarak yöntem, yazılı ve görsel kaynakların taranması ve bunların arasından konuya en uygun olan fotoğrafçıların, fotoğraf örneklerinin seçilmesi ve derlenmesi olarak belirlenmiştir.Postmodern durum her ne kadar tanımı belirsiz bir yapıyı içeriyor ve kendi üzerinden herhangi türden bir gelenek oluşturulmasını yadsıyor olsa da, sanatsal yaratım sürecine bakıldığında kendini ortaya koyan bazı kavram ve durumları beraberinde getirdiği de bilinen bir gerçektir. Görsel sanatların önemli bir dalı olan fotoğrafçılıkta da postmodern alanda aynı kavram ve durumlar ile sıklıkla karşı karşıya kalındığı dikkati çekecektir. İşte söz konusu bu postmodern kavramlar, durumlar ve onların fotoğraftaki yansımaları tezin bel kemiğini oluştururken, başta Cindy Sherman ve Yasumasa Morimura'nın fotoğrafik çalışmaları olmak üzere pek çok fotoğraf sanatçısı üzerinden postmodernizm ve fotoğraf arasındaki ilişki açıklanmıştır.
Kriminal fotoğraf ve estetik yorumları
Görsel sanatlar içinde, bilimle olan yakınlığı açısından fotoğrafın ayrı bir yeri vardır. İcadındaki optik ve kimyasal süreçler onu bilimin bir parçası yapmıştır. Bu tezin amacı, bilimsel yöntemlerden oluşan kriminalistiğin bir dalı olan kriminal fotoğrafın, fotoğraf sanatındaki alternatif estetik yorumlarını üç ana bölümde incelemektir.`Kriminal Fotoğrafın Tarihçesi' başlığını taşıyan birinci bölümde; fotoğrafın icadındaki bilimsellik, kriminalistiğin tanımı, tarihçesi ve kriminal fotoğrafın tekniği bağlamında incelenmektedir.`Kriminal Fotoğraf ve Mahremiyetin İhlali' adlı ikinci bölümde ise mahremiyet `olay yeri' açısından tartışılmıştır. Bu bölümde basın fotoğrafçılığı, Weegee, Letizia Battaglia ve Enrique Metinides'in fotoğrafları bağlamında enformasyon düzeyinde ele alınırken, Sophie Calle'in `Otel' serisi bağlamında da kavramsal düzeyde ele alınmıştır.Üçüncü ve son bölüm olan `Kriminal Fotoğraf Estetiği'nde ise, kriminal fotoğrafın görselliğinin ve içeriğinin estetik açıdan yorumları örneklendirilmiştir. Bu bölümde, kriminal açıdan çok belirleyici olan `ölüm' kavramı özellikle vurgulanmıştır. Çünkü ölüm, olay yerine, adli boyutu ve kriminalistiğin kullandığı yöntemler açısından farklı bir yaklaşım getirmek zorundadır. Bu nedenle üçüncü bölüm, sanatsal açıdan estetik hale getirilen `ölüm' kavramının Witkin ve Serrano gibi fotoğrafçıların çalışmalarıyla, tüketim nesnesi haline getirilen moda fotoğrafları bağlamında Guy Bourdin'in çalışmalarıyla, postmodern bakış açısıyla adeta bir ölüm modası mizanseni sunan Izima Kaoru ve Melanie Pullen'ın çalışmalarıyla, gerçekliğin katmanlarında boyutlararası bir yolculuk sunan Erwin Olaf'ın ?Royal Blood? serisiyle sonlanmaktadır.Sonuç olarak bu araştırma dolayısıyla, kriminal fotoğrafın; estetik yorumlar bağlamında farklı sunumları, örneklerle ortaya konulmuştur.
Türkiye'de internet haberciliğinde fotoğraf
Bütün yeniliklerin getirdiği değişimler gibi bilgisayar ve ardından internetin insan hayatına girmesinden sonra insan yaşamının her alanında kendini hissettirmiştir. Türkiye'de internetin kullanıma girmesi ve kısa sürede yaygınlaşmasının ardından Dünya'da birçok disiplinde kullanıldığı gibi ülkemizde de kullanılmış ve basın sektöründe de farklı uygulamalarla yerini almıştır.Bu araştırmada geleneksel basının vazgeçilmez bir unsuru olan fotoğrafın Türkiye'de internet haberciliği yapan sitelerdeki kullanımı araştırılmıştır. Araştırmanın amacı Türkiye'deki faklı uygulamaları ve fotoğrafın haber sitelerinde önemini belirlemektir.Çalışmanın birinci bölümünde internet haberciliğinin teknik şartlarını sağlayan temel iki unsur olan bilgisayar ve internetin dünyada ve Türkiye'de gelişimi açıklanmıştır. İkinci bölümde haberciliğin günümüze kadar gelişimi ele alınmıştır. Son bölümde internet haberciliği kavramı da incelenmiş ve belirli ölçütlere göre ele alınan beş haber sitesi de ele alınarak Türkiye'de internet haberciliğinde fotoğrafın kullanımı saptanmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de gündelik yaşam içinde fotoğrafın yeri
Mağara duvarına atılan ilk çentikten fotoğrafa kadar, yazıyla, resimle toplumsal bellek oluşturma gayretinde olan insan, artık hafıza tanrısını bulmuştu. Kimya ve optikle doğa bir yüzeye geçirilmişti. Öyle ki, gerçeğin yansıması olduğu gibi elle tutulabiliyordu. İçinde bulunduğu yüzyılın en büyük buluşuydu fotoğraf. Yaşadığımız dünyanın asıl keşfi şimdi başlamıştı.İlk olarak doğaya ve insana yöneltilen objektif, ressamın fırçasını da elinden almıştı. Gezgin fotoğrafçılar dünyayı belgelerken, ard arda açılan stüdyolarda seçkinlerin portreleri çekiliyordu. İlk elli yılın ardından sanatsal arayışalara giren fotoğraf resimin etkisinden kurtularak, sokağa çıkmış ve sıradan, basit olana yönelmişti. Üstelik, Kodak'ın ürettiği kutu kameralar da toplumun her kesimine hızla yayılıyordu. Fotoğraf artık daha özgür ve daha demokratikti... İcadından kısa süre sonra Osmanlı'ya giren fotoğrafın, topluma yayılma süreci çok daha yavaş olmuştu. Gayrimüslimler tarafından yürütülen bu faaliyet uzun yıllar fotoğraf çektirmeyi dini açıdan sakıncalı bulan halktan çok, sarayın ve yakın çevresinin tekelinde kalmıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında ise, devrimleri halka anlatmak için propaganda amacıyla basında kullanımıştı. 1932'de nüfüs cüzdanlarında bir zorunluluğa dönüşen vesikalık ve her yerde sergiler açan halkevleri sayesinde daha çok tanınmıştı. Kabuk değiştirdiği seksenlere kadar belgesel ve politik bir tavırda olan fotoğraf bu tarihden itibaren hem bireysel ve içe dönük, hem de biçimsel ve deneysel bir arayışa girmişti. İnternetle birlikte iyice küçülen ve küreselleşen dünyayla, doksanlarda eş anlı gelişmeler yaşanmaya başlanmıştı. Tam da bu sıralarda hayatımıza giren sayısal fotoğraf, ikinci bin yılın eşiğinde fotoğrafı yeniden tanımlattırıyordu.Görüntüler üzerinden bize aktarılan hatta kurgulanan bir gerçeklik içinde yaşayan günümüz insanı, fotoğrafik kadraja çoktan hapsolmuş durumda. Hergün, sanal alanda, gazetelerde, aile albümlerinde, polis kayıtlarında, bilboardlarda, fotoğraflarla var oluyor, fotoğrafın diliyle iletişim kuruyoruz. Bu tez de, Türkiye'de fotoğrafın gündelik hayatımıza girişini, yayılışını ve ayrılmaz parçası haline gelişini inceler.
Fotoğrafik anlatımda sürrealist bakış
Ortaçağda bazı ressamlar öteki dünya ile ilgili resimler yapınca belki de bu fikirlerin nerden geldiği konusunda birçok teori ortaya atılmıştır. Büyük olasılıkla rüyalar bu tip bir başlangıcın ana temalarıydı. Fotoğrafın keşfinden sonraki yıllarda gerçeküstü tavır bu sanat dalında yer buldu. Bu teknik gelişme tüm sanat dünyasını altüst etti. Özellikle modern sanatın fotoğrafla başladığını söylemek yanlış olmaz. Başlangıcından itibaren bir belgeleme aracı olarak görülen fotoğraf aslında resim gibi duygu ve düşünceleri yansıtan bir sanat aracı olmalıydı. Öncü isimler tüm dışavurumlarıyla fotoğrafta da varolan sanat anlayışının izlerini ortaya koydular. Mantık ve düz anlamın olmadığı ruhsal ve çok anlamlı üretimler yaptılar. Dünya düzeninin getirdiği radikal değişikliklerin içinde giderek sanat anlayışı da değişti.20. yüzyılın başında sanat dünyasında ortaya çıkan avangard sanat hareketleri, sanat dünyasının daha önce öngördüğü birçok kavramı altüst etti. Baskılarla sıkışan dünya görüşü terk edilip her bakımdan özgür bir yapı getirilmek istendi. Hem sanat malzemesi hem de içeriği birbirine karıştı. Dada ve gerçeküstü akımlar sanatın özgür yönünü ortaya çıkarmaya çalışan sanat akımlarının başında gelmekteydi. Fotoğraf sanatı da bu akımlar içerisinde çok farklı yönlerde gelişti. Ruhsal ve düşünsel anlamdaki serbestlik savunuldu. Teknik anlamdaki deneysellikler ve özgür dünya görüşlerinin savunulmasına yönelik konular gerçeküstü fotoğrafın temellerini oluşturdu.Avangard dönemde hayat bulan gerçeküstü fotoğraf, postmodern dönemde de devam ediyor. Ancak dönemin getirdiği görsel zenginlik anlamında bazı aşırılıklar fotoğrafta da fantastik biçimde yer buldu. Peki 1920'lerdeki saflık nereye gitti? Postmodern dönem fotoğrafa ve özel olarak gerçeküstü fotoğrafa ne getirdi? Teknolojik gelişmeler ve ideolojik farklılığın getirdiği değişiklikler, yansımalarını sanat dünyasında buldu. Gerçeküstü fotoğraf avangard haliyle olmasa bile uzantısı olan postmodern tavırla ve fantastik dünya görüşleriyle devam ediyor.Sanat akımlarının tümünde olduğu gibi gerçeküstücü akım da Türkiye'de kendisine yer buldu. Avangard dönemde özellikle Avrupa'da yayılan gerçeküstü sanat akımı, ancak bir süre sonra Türk sanatının ilgi alanına girebildi. Gerçeküstücü düşünceyle eser üreten sanatçıların sayısı da yeterli olmadı. Edebiyat ve resim alanındaki nadir örneklere fotoğraf alanındaki ilgi 1970'lerin sonunda eklendi. Toplumsal ve siyasi gelişmeler Türk fotoğrafındaki değişimlerin önemli dayanağı oldu. Belgesel ve kurgusalcılar olarak iki farklı kutupa ayrılan fotoğraf dünyasında kurgusal çalışmalar yapan ve gerçeküstü tavır gösteren bazı sanatçılar ortaya çıktı. Bu sanatçılar kendilerine genel olarak mevcut postmodern dönemde var olan teknik ve içerikleri örnek aldılar.
Futbolun sunumunda fotoğrafın endüstriyel ve politik işlevleri
Futbol XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İngiltere'den Dünya'nın çeşitli coğrafyalarına yayılarak günümüzün en popüler sporu haline gelmiştir. Bu tarih içerisinde futbolun yalnızca bir oyun ya da spor olarak anlam kazanmadığını, kitlelerin aidiyet duygularını karşıladıkları, politik olarak kendilerini ifade ettikleri bir mecra halini aldığını gözlemlemekteyiz. 2006 Dünya Kupası'nı yaklaşık üç milyar izleyicinin takip ettiği göz önünde bulundurulacak olursa, dünya çapında, kitlelerin futbola olan düşkünlüğü apaçık karşımıza çıkacaktır. Bu bağlamda futbol, hem sosyal boyutlarıyla hem de kitlelere ulaşmasını sağlayan kitle iletişim araçlarındaki sunumları itibarı ile değerlendirilmesi gereken bir konudur.Henüz standart kurallarla oynanmaya başlanmadan politikanın müdahil olduğu futbol oyunu, 1970'li yılların başından itibaren ise sermaye odakları tarafından keşfedilerek özellikle reklâm, tanıtım ve kitlelerin tüketim alışkanlıklarının belirlenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Futbol, sosyal bir olgu olarak seçkin fotoğraf ajansları ve fotoğrafçılar tarafından belgesel bir tavırla ele alınmasının yanı sıra, haber fotoğrafı olarak gazetelerde, çoğunlukla olay anını gösteren karelerle temsil edilmektedir. Diğer taraftan içinde bulunulan sermaye ilişkileri gereği sponsorluk, reklâm ve tanıtım amacıyla, kulüpler ve futbolcuların fotoğrafları kitle iletişim aygıtlarında önemli yer kaplamaktadır.Çalışmanın amacı her iki şekilde fotoğraf ve futbol ilişkisini değerlendirerek, 2002 Dünya Kupası ve 2008 Avrupa Şampiyonası örneğinde, Türk Milli Futbol Takımı üzerinden futbolun fotoğrafik sunumlarını ortaya koymaktır.
Marka imajında fotoğrafın rolü ve pirelli takvimleri
İcadından günümüze fotoğrafın görsel sanatlar içindeki yeri ve etkileşimi sürekli bir gelişim göstermektir Sanatsal ve işlevsel kullanımı olan fotoğraf bazen bir reklam aracı olarak üretilen nesneyi bir sanat eseri haline dönüştürebilmektedir. Fotoğrafın görsel gücünden yaralanan reklam sektörü hedef kitle üzerinde görsel bir güç kullanarak marka değerini profesyonel anlamda imaj çalışmalarıyla geliştirmiştir. Bu noktada fotoğrafa ihtiyaç duymakta duyulmakta ve kullanılmaktadır. Bunun bir örneğini uluslararası bir kurum olan Pirelli Lastik firmasının tasarlamış olduğu takvimlerde görüyoruz. Öncelikle bir reklam kampanyası olarak ortaya çıkan takvimler ilerleyen yıllarda bir sanat nesnesine dönüşmüş ve bu noktada firma kurumsal bir imaj kazanmıştır. Çünkü imaj kavramı için görsellik, kimliğin vazgeçilmez unsurudur. Görsellik algıyı biçimlendirmekle birlikte marka yaratmada bilgi sağlar. Ortaya çıkardığı bu ikonlaşmış takvim, fotoğraf sayesinde mesajı iletmekte ve takvim kavramı ile bütünleşip akıllara kazınmaktadır.Takvimle, fotoğraf sanatının buluştuğu nokta; takvimin zamanı sistematik bir biçim de bölmesi ve fotoğrafın zamanı durduran bir olgu olmasıdır. Bunun tercih edilmesinin sebebi budur. 1960'lı yıllardan bugüne geçmişe tanıklık eden bu takvimler, birer görsel kayıt olmasının yanı sıra bir markanın imajını ve prestijini oluşturan önemli bir tasarımdır. Pirelli, bu geleneğin oluşmasında öncülük eden uluslar arası markadır.`Kült' bir obje ve olağanüstü başarılı bir yayıncılık olarak Pirelli takvimi için basında birçok makale yazılmış, fotoğraflar ve sahne arkası filmleri yayınlanmış, fotoğrafçılar, sanat yönetmenleri ve mankenlerle yapılan yüzlerce saatlik tv programları ve röportajlar gerçekleştirilmiştir.
Görsel kültür ve toplumsal bellek bağlamında sayısal fotoğraf estetiği
Bu tez, son yıllarda gelişen dijital teknoloji içinde fotoğraf kavramını ve estetiğini, görsel kültür ve toplumsal bellek üzerinden irdelemektedir. Toplumsal bellek oluşturmada önemli bir görsel iletişim aracı olan fotoğraf, görüntünün sayısallaşması ile birlikte gerçeklik (güvenirlik),estetik ve etik gibi kavramlarla sorgulanmaya başlamıştır. Oysa Fotoğraf toplumsal bellek için anımsamanın gerçekçi tanıklığını yapar. Fotoğraf ile akıp giden zamanı, yitip giden hayatları, adetleri , kısaca insana ve doğaya dair her şeyi kayıt altına alınır. Fotoğrafa bakan birey için fotoğraf eidetic (resimsi) bellek işlevi görür. Güncelliğin, kalıcılığın ve tarihsel olanın görsel envanteri ve tanığı olan fotoğraf bağlamından koparıldığında gerçeği değil, sadece fotoğrafçıyı temsil eder.Fotoğraf'ın 1839'daki icadından günümüze dek toplumla olan bağlantısı teknolojideki gelişmeler ile paralel bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır ve bu zamana kadar önemli evrimler geçirerek gerçekliğin sorgulandığı bir medya haline gelmiştir. Bu durum doğası itibariyle fotoğraf kuramı için de bir paradigma değişimidir. Çünkü yaratılan görsel, onu yaratan kişinin eseri olduğu kadar, onu yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve sürecin de sonucudur.Sayısal fotoğraf, konvensiyonel fotoğraf ve bilişim teknolojisinin buluşmasıyla varolmuştur. Sayısal fotoğrafın estetik ve teknik yönlerinin çoğu konvensiyonel fotoğraftan gelse de, kişinin fotoğrafa yönelik olağan bakış açısı ve yaratıcı güdüsünün yanında kaçınılmaz olarak görüntü yakalamayla ilgili yeni anlayış ve teknikleri de birlikte getirmiştir.Son yıllarda fotoğrafın sanat alanındaki konumu, teknolojideki ilerleme ve değişime bağlı olarak devamlı bir dönüşüm süreci yaşamaktadır. İletişim çağı olarak adlandırılan yaşadığımız yüzyıl fotoğrafın estetik değerlerinideğiştirmiş sanat içerisinde kullanım alanlarını arttırmıştır ve fotoğrafın gündelik hayat içindeki anlamı değişime uğramıştır.Toplumsal gerçeklere tanıklık eden ve önemli bir kültürel olgu olarak karşımıza çıkan fotoğraf günümüzde dijital üretimin teknik olanaklarıyla yeni bir boyut kazanmakta ve teknolojik gelişmeler içinde estetik ve etik kavramları çerçevesinde ki gelişmeler arasında paralellik bulunmamakta, sancılı ve kaotik bir çağdaşlaşma süreci yaşanmaktadır.
1980 sonrası Türkiye'de çağdaş sanatta bir ifade olanağı olarak fotoğraf
1980 sonrasında Türkiye, yaşamın her alanına yansıyan köklü bir değişim sürecinin içine girdi. Türkiye ekonomisinin dışa açılarak dünya ekonomisi ile bütünleşmesi, Türkiye'nin modernleşme serüveni içinde ilk kez Batıyla arasında eş zamanlı bir ilişki doğurdu. Batı'da 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ivme kazanan sanatı hayata yaklaştıran, sanatçı ve sanat yapıtı kavramlarını sorgulayan, sanat alanı içine yeni ifade biçimlerini ve malzemeleri sokan, sanatsal disiplinlerin birbirinden faydalanması ve modernizm projesinin sorgulanması üzerine kurulu çağdaş sanat akımları, Türkiye sanat ortamında 1980 sonrasında yansımasını buldu. İstanbul Bienali'nin düzenlenmeye başlanması, küratör kavramının yerleşmesi, özel sermayenin çağdaş sanata destek vermesi ile Türkiye sanat ortamı hızlı bir çağdaşlaşma süreci yaşadı. Dönemin diğer önemli gelişmesi de 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi oldu. Türkiyeli çağdaş sanatçılar işlerini, 12 Eylül'ü doğuran ideolojinin ve müdahale sonrası sürecin getirilerinin eleştirisini de kapsayan kimlik, birey, cinsiyet, göç, sınıfsal farklılıklar, aidiyet, etnik kimlikler, kentsel dönüşüm, kamusal alan, anti-ulusalcılık, küresel ekonomi eleştirisi etrafında ürettiler.Batıda, temeli Dada foto-montajlarına dayanan yükselişini pop art ve 1970'li yıllarda kavramsal sanatla birlikte yaşayan çağdaş sanat yapıtlarında fotoğraf kullanımının Türkiye sanat ortamındaki yansımaları, 1980 sonrası dönemde görünür oldu. Fotoğrafı çağdaş sanat ortamında kullanan birinci kuşak sanatçılar, Ahmet Öner Gezgin, Şahin Kaygun, Ayşe Erkmen, Osman Dinç, Nur Koçak, Cengiz Çekil, Gülsün Karamustafa ve Bedri Baykam'dı. 1990 sonrasında kurumsallaşmasını oluşturma sürecine giren çağdaş sanat ortamında fotoğraf kullanımı artış gösterdi. Fotoğrafı çağdaş sanat ortamında kullanan ikinci kuşak sanatçılar Ferhat Özgür, Bülent Şangar, Aydan Murtezaoğlu, Nazif Topçuoğlu, Halil Altındere, Canan Şenol, Orhan Cem Çetin, Ahmet Elhan, Nancy Atakan, Serkan Özkaya, Banu Cennetoğlu, İnci Eviner'den oluşuyordu. 2000'li yıllarla birlikte fotoğraf Türkiye'de sanatçılar tarafından giderek kullanımı artan bir medyuma dönüştü.
Din olgusu ve fotoğrafik yaklaşımlar
Fotoğraf sanatında din olgusunun önemli bir yeri bulunmaktadır. Tezinamacı, fotoğrafta din olgusunu hem tarihsel hem de günümüzdeki yansımalarıaçısından ele almak, bu anlamda fotoğraf sanatına sunduğu olanakları ve buolanakların fotoğraf sanatında nasıl değerlendirildiğini üç ana bölümde incelemektir.?Din Olgusu ve Sanatsal fade? başlığını taşıyan birinci bölümde, dinin estetik yapısıve görsel karakteri incelenmekte, ?estetik?, ?sembol? ve ?ikonografi? gibi kavramlaraçıklanmaya çalışılmakta ve güzelliğin ilahi boyutları üzerinde durulmaktadır. Bunaek olarak ilahi dinlerde görülen semboller ve anlamları anlatılmış, dinlerin tasvirtartışmaları ele alınmış, ikonografi geleneği açıklanmış ve bunların sanatsalyaratıcılığa katkısı üzerinde durulmuştur. ?Din Olgusu ve Modern Fotoğrafik fadeninEvrimi? başlıklı ikinci bölümde, fotoğraf tarihinin ilk yüz yılında, dini temalar üzerineyoğunlaşmış fotoğrafçılar tarihsel olarak sınıflandırılarak, fotoğraf sanatınıngelişimiyle birlikte anlatılmıştır. Amaç bu süreçte din temasının fotoğraftaki gelişimve değişim çizgisini belirlemektir. Tezin son bölümünde ise, günümüzde din olgusubağlamında eserler veren ve farklı fotoğrafik gelenekleri temsil eden Pierre ve Gillesile AES gibi iki grubun ve Andres Serrano ile Abbas gibi iki fotoğrafçının çalışmalarıincelenmektedir. Bu bölümdeki amaç ise, bu sanatçıların ve çalışmalarının ilahidinlerle olan bağlantılarını ortaya çıkartmak ve böylece din olgusunun postmodernyaratıcılıktaki rolünü sorgulanmaktır. Sonuç olarak bu araştırma dolayısıyla ilahidinlerin fotoğraf sanatındaki yeri ve önemi örneklerle ortaya konulmuş olur.
II. Dünya Savaşı'ndan günümüze Orta Doğu'lu kimliği ve Magnum Fotoğraf Ajansı
Orta Doğu 20. yüzyılın ba?larında kullanılmaya ba?lanmı? bir kavramdır. Bu kavram zaman içerisinde, kullananın ideolojisine ve amaçlarına göre farklı kapsam ve anlamlara sahip olagelmi?tir. Sınırları muğlak da olsa bu kavramın temsil ettiği mekan dünya tarihi açısından her zaman önemli oldu. Üç tek tanrılı dinin doğduğu, yazının ke?fedildiği, tarımın ilk kez yapıldığı, devlet kavramının hayat bulduğu bir coğrafyadır Orta Doğu. 7. yüzyılda doğan ?slamiyet bir yüzyıl içerisinde neredeyse bu coğrafyanın tamamında hakim din haline geldi. Deği?ik hanedanlıkların elinde 8 ile 18. yüzyıl arasında ya?anan parlak dönemin ardından son iki yüzyılda bu coğrafyanın bitimsiz çatı?maların, sava?ların ve i?gallerin mekanı haline geli?ine ?ahit olundu. 1798 yılında Napoleon?un Mısır?ı i?gali bu yeni dönemin ba?langıç noktası olarak görülebilir. Son iki yüzyılda dünyada ya?anan bir ba?ka geli?me de fotojurnalizmin geli?imidir. Önceleri gazetelerde çizim ve gravürlerin kullanımıyla ba?layan görselle?me fotoğrafın da katılımıyla doruk noktasına ula?tı. Özellikle 1920?ler fotojurnalizmin modern anlamda kurumsalla?tığı yıllar oldu. Fotojurnalizmde ya?anan hızlı geli?meler, basın için görsel malzemeler üreten fotoğraf ajanslarının da doğumuna yol açtı. ??te bu ajansların en önemlilerinden birisi de Magnum Fotoğraf Ajansıdır. 1947 yılında dört genç fotojurnalistin önderliğinde kurulan Magnum?un son 60 yılda dünyanın dört bir yanında yaptığı çalı?malarla insanlığın ortak hafızasına yaptığı katkı tartı?ılmazdır. Elbette ki fotojurnalizmin öncüsü olan bu kurumun Orta Doğu gibi sürekli haber kaynağı haline gelmi? bir coğrafyada çalı?ma yapmamı? olması dü?ünülemez. Tam tersine kurulu?undan itibaren pek çok Magnumcu için Orta Doğu vazgeçilmez bir çalı?ma alanı olagelmi?tir. Son 60 yıl fotojurnalizm anlayı?ında büyük deği?imlere yol açtı. Özellikle televizyon rekabeti fotojurnalizmi yeni açılımlar yapmaya zorladı. Magnum?un Orta Doğu?da tanıttıkları hem bu coğrafyanın son 60 yılına hem de fotojurnalizmin geçirdiği deği?ime dair bize önemli ipuçları sağlıyor.
Türk fotoğraf sanatının gelişim süreci içerisinde halkevleri ve köy enstitülerinin rolü
Söz konusu bu tez Halkevleri'nin kuruluşundan başlayarak günümüze kadarki tarihsel süreçler ile Köy Enstitüleri'nin ortaya çıkışı hakkında bilgilerin yanı sıra bu kurumların içerisinde fotoğrafın ele alınışı ve Türk Fotoğraf sanatının gelişimindeki etkisini ortaya çıkarmak amacıyla hazırlanmıştır. Birinci bölümünde; Ankara'da 1932 yılında açılan ve Atatürk devrimlerinin halk tarafından hızla benimsenmesini sağlamak, halkı her alanda bilinçlendirmek, onlara sanat sevgisi kazandırmak ve Osmanlı'nın baskıcı düşünce yapısını yok etmeye, halkı cahillikten kurtarmaya yönelik olarak kurulan Halkevlerinin tarihsel gelişimi ile yine aynı amaçlar doğrultusunda İsmail Hakkı TONGUÇ tarafından kurulan; köylüyü bilinçlendirmek, onu ağanın kölesi olmaktan kurtararak kendi işini yapabilen, okuyan, her şeyden az çok anlayan, sanatla uğraşan, sorgulayan bir insan tipi yaratmaya yönelik olan Köy Enstitülerinin izlediği tarihsel süreçler ve bu kurumların anlayışları anlatılmıştır. Çalışmamın ikinci bölümünde; Halkevleri'nin ve Köy Enstitülerinin kurulduğu yıllarda, Türkiye'de ne tür sanatsal etkinliklerin bulunmakta olduğu ve verilen sanat eğitiminin ne boyutta bulunduğu anlatılmaktadır. Bu çerçevede Türkiye'de fotoğrafın gelişim aşamalarına da kısaca değinilmiştir. Çalışmamın üçüncü bölümünde ise; Bir şekilde (sergi, yarışma vb) Halkevleriyle ilişkilisi olmuş isimler ile Halkevlerinde fotoğraf kurslarında çalışmalar düzenleyen çeşitli fotoğraf sanatçılarına ve bunların eserlerine yer verilmiştir. Ayrıca Halkevleri'nde yarışmaya katılan Cafer TÜRKMEN ile yapılan röportaj da bu bölümde yer almaktadır. Çalışmamın son bölümünde; Köy Enstitüleri'nde fotoğrafın yerinin ne olduğunu, nasıl eğitim verildiği anlatılmakta ve Köy Enstitüleri'nde fotoğraf eğitsel kolunda ders vermiş olan Hüsnü GÜRSEL ile yapılan röportaj yer almaktadır.
1990 sonrası Türk moda fotoğrafında genel eğilimler
Fotoğrafın keşfinden hemen sonra batıda portre geleneğinin ardından gelişen moda fotoğrafı kısa zamanda branşlaşarak bu alanda önemli bir yer edinmiştir. Toplumda yaşanan ekonomik, politik ve sanatsal akımlar yardımıyla kendine ait estetik bir dil geliştiren moda fotoğrafı moda sektörünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. 1980 sonrası Türkiye'de değişen ekonomik şartlar, tekstil ve reklam sektörlerinin gelişmesine olanak tanımış ve Türkiye'de moda fotoğrafçılığının branşlaşmasında etken olmuştur. 1990'larda ise moda fotoğrafı masa üstü yayıncılığın ve fotoğraf tekniklerinin de gelişmesiyle moda sektöründe yön veren bir duruma gelmiştir. Dünyada 1900'lerin başında branşlaşan moda fotoğrafı, Türkiye'de neredeyse bir yüz yıl kadar sonra kavramlaşma sancıları çekmekte ve kendine ait bir üslup arayışını içerisine girmektedir. Newyork'ta Modern Sanatlar Müzesinde 28 haziran 2004'de açılan ?Fashioning Fiction in Photography since 1990? sergisi 90'lı yılların moda fotoğrafçılığını inceleyerek bu yıllara bir tarz biçebilmemiz için önemli bir adım atmıştır. Türkiye'de ise yeni kuşak moda fotoğrafçılarıyla başlayan batıyla eş zamanlı ilerleyen moda fotoğrafında yeni bir dil oluşturma çabası günümüzde bazı fotoğrafçılarda kendilerine ait üslup olarak ortaya çıkmış, 90 sonrası gelişen yeni pratikleriyle kataloglarda, magazin dergilerinde, televizyon kanallarında görsellik kazanmıştır. Günümüzde ticari anlamda kendini ispat etmiş olan Türk moda fotoğrafının sanatsal yaratıcılık anlamında sorunlar yaşadığı görülmektedir. 1990 sonrası fotoğrafta gelişen üsluplara parelel olarak Türk moda fotoğrafında eğilimlerin ortaya çıkmasına olanak tanıyacak gelişmeler olmuş ve moda fotoğrafı önemli bir yol almıştır. Moda fotoğrafı üzerine yapılan bu çalışmada Türk Moda Fotoğrafında tarihsel süreç değerlendirilirken 90 sonrası oluşan eğlimler de ortaya çıkarılacaktır. Bu anlamda bu tezin, Türk moda fotoğrafıyla ilgili gelecekte yapılacak çalışmalara da ışık tutacağı düşünülmektedir.
Türkiye'de fotoğraf dernekleri ve işlevleri
Ülkemizde amatör fotoğraf dernekleri konusunda yeterli veri yoktur. Bu çalışmanın amacı amatör fotoğraf derneklerinin gelişim sürecini incelemek ve ulaşılabilen fotoğraf derneklerinin üyelerinin özelliklerinin, fotoğrafla ilişkilerinin ve üyeler gözüyle bu derneklerin işlevlerinin belirlenmesidir. Öncelikle Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerinde fotoğrafın durumu gözden geçirilmiş, daha sonra dünyada ve ülkemizdeki fotoğraf derneklerinin gelişim süreci incelenmiştir. Türkiye'de faaliyet gösteren derneklerin işlevlerinin ve üyelerinin özelliklerinin belirlenmesi için, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonuna (TFSF) bağlı 19 fotoğraf derneğinin yaklaşık 1700 üyesinden 350 kişiye, TFSF başkanlığı ve dernek yönetimleri aracılığıyla ulaşılması ve 68 sorudan oluşan bir anketin üyelere uygulanması planlanmıştır. Ancak 19 dernekten 11 derneğe ve 154 üyeye ulaşılabilmiştir. Sekiz dernekten az sayıda ve eksik yanıtlı anket gelmesi nedeniyle, araştırmada ankete en çok ve doğru yanıt veren üç derneğin 85 üyesinin verileri değerlendirilmiştir. Verileri kullanılan bu üç dernek İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) ve Trabzon Fotoğraf Sanatçıları Derneği (FOTO-FORUM)' dur. Çalışmaya katılan 85 dernek üyesinin yaş ortalaması 41,6 ± 10,2 (21-68 ) olarak saptanmıştır. Üyelerin % 12,9'u (n=11) kadın, % 87,1'i (n=74) erkektir. Dernek üyelerin % 2,4'ü (n=2) ilköğretim, % 10,6'sı (n=9) lise, %55,3'ü (n=47) üniversite , %31,8'i (n=27) yüksek lisans veya doktora düzeyinde eğitim almışlardır. 85 fotoğraf derneği üyesinden 5 kişi (% 5,9) fotoğraf lisans eğitimi, 6 kişi (% 7,1) fotoğraf ön lisans eğitimi almıştır. 53 kişi (%62,4) dernekler tarafından düzenlenen fotoğraf kursları ile fotoğraf eğitimi almışken, 21 kişinin (% 24,7) fotoğraf üzerine eğitimi yoktur. Dernek üyeleri, derneklerinin eğitim verme, gösteri ve sergi düzenleme, süreli yayın çıkarma, çekim gezisi düzenleme, vb. işlevlerini yerine getirmede yeterli olduğunu düşünmektedirler.
Kent peyzajında imge kullanımı ve fotoğrafik yansımaları
nsanların toplu yasamalarıyla baslayan süreç kent yasamını önemli bir hale getirmistir. Kent kavramının gelismesiyle insanlar daha düzenli ve sistemli bir hayat tarzı edinmislerdir. Sosyal yasamlarını ve islerini kent düzeni içinde düzenlemislerdir. Bir arada modern ve çagdas bir yasam sürmek istemislerdir. Kent yasamı, sosyal ve kültürel açıdan en gelismis yasam biçimidir. Bu kentsel yasam sürecinde pazarlama stratejileri de gelismektedir. nsanların gün içinde yasamları dâhil her dakikaları önem kazanmıstır. Bununla beraber günlük yasamda reklâmlarda yerini almıstır. Reklâmlarla dolan dünyada sehir açık hava reklâmları tüketiciye ulasmaktaki en etkili yollarda biridir. nsanların çogunlukta oldugu kent meydanları ve caddeleri bu açık hava reklâmları için en uygun yerlerdir. Bu reklâmları seyretmek için ne bir televizyona ne de bir bilgisayara ihtiyaç vardır. Dogrudan tüketiciye ulasır. Kent yasamı içinde billboardlar insanlara ürünü ya da markayı nasıl sunmak isterse o sekilde sunmaktadır. Teknolojik gelismeler, grafik tasarımlar ve fotograf billboard olusturmada sıklıkla kullanılmaktadır. Bu sayede genis kitlelere ulasılmaktadır. Bu süreçte ürün insan beyninde bilinçaltına kodlanır. Kisi yolda yürürken dikkatle bakmasa bile bilinçaltına o reklâm girmektedir. Sonuç olarak kent peyzajıyla bütünlesen billboardlar imge kavramının destekleyici güçlerinden birini olusturmaktadır. Tüketicinin ürünle bulusmasına aracılık etmektedir. Billboardlar bize kent yasamının tarzını sunmaktadır.
Fotoğraf-arkeoloji ilişkisi ve çağdaş fotoğraf sanatında temsili
Fotograf, icat edildigi günden itibaren arkeoloji ile iç içe olmus, arkeolojinin bagımsız bir bilim dalı olarak gelismesine yardım etmistir. Fotografın arkeoloji için yararlı olabilecegi, fotografın dünya kamuoyuna duyurulusu sırasında Arago tarafından vurgulanmıs, fotograf icadı ile birlikte arkeolojinin hizmetine girmistir. Arkeoloji, Michel Foucault'un Bilginin Arkeolojisi adlı eseri ile özel bir içerik kazanmıs; bu, postmodern Fotograf Tarihi ve Fotograf Kuramı çalısmalarında önemli bir hareket noktası haline gelmistir. Arkeolojinin fotografik temsili dönemlere ve kisilere göre farklılık göstermektedir. Tezin amacı arkeolojinin dönemlere ve kisilere göre degisen temsillerini açıklamaktır. XIX.yüzyıl fotografın arkeolojiyi kendine konu olarak seçtigi bir zaman dilimi olmasının dısında; arkeolojinin de fotografın bilimsel karakterini kesfettigi bir yüzyıldır. Böylece fotograf Joseph Philibert Girault de Prangey, Felix Bonfils, John Shaw Smith, Francis Bedford gibi gezgin fotografçılar arasında; August Salzmann, Auguste Edouard Mariette, Giorgio Sommer, John Henry Parker gibi arkeolog-fotografçılar arasında kullanılmıstır. Arkeolojinin bir temsil boyutu da Magnum Ajansı baglamında gerçeklesmistir. Ferdinando Scianna, Martin Parr, Bruno Barbey, Henri Cartier Bresson, Ara Güler arkeolojiyi yorumlayan Magnum üyeleri arasındadır. Savas harabeleri de Magnum Ajansı üyelerinin fotografladıgı konular arasındadır. Herbert List David Seymour, Robert Capa, Werner Bischof, Joseph Koudelka, Susan Meiselas bu konuda örnekler vermislerdir. Arkeolojinin bir diger özelligi postmodern sanatçılara ilham vermesidir. Duane Mıchals, Sahin Kaygun, Calum Colvin, Simon Norfolk bu dogrultuda eserler veren fotografçılar arasındadır.
Pandemi temalı bilgisayar oyunları ve fotoğrafik görüntü üretimi
Bu çalışmada, yeni medyanın bir türevi olan dijital oyunlarda son dönemde canlı yaşamını tüm yönleriyle etkileyen pandemi teması bağlamında fotoğrafik görüntü üretimi incelenmiştir. Covid-19 hastalığı ile oluşan pandemi durumu beraberinde belli kısıtlamalar getirerek bireyleri yalnızlaştırıp yaşadıkları zamanda soyutlamıştır. Bireyler yaşadıkları zamandan soyutlanırken dijital oyunlar içerisinde yaratılan sanal dünyada var olmaktadır. Pandemi temalı dijital oyunlarda üretilen sanal fotoğraflar oyuncu olan bireyin var olduğunun göstergesi olmuştur. Fotoğrafın gelişen teknolojiyle birlikte sanallaştığı ve varoluş göstergesi olduğu çeşitli disiplinlerce ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Tezimiz, fotoğrafın sanallaşırken gerçekten sanala; sanaldan gerçeğe bir aktarım yaptığı düşüncesi üstünde geliştirilmiştir. Üç bölümden oluşan tezimizde, 'Fotoğrafik Görüntü Üretimi Pandemi Temalı Bilgisayar Oyunları Bağlamında Nasıl Şekillenmiştir? Sanal fotoğraf gerçekliğin oluşmasında nasıl bir gösterge yapısındadır? Sorularına geçerli yanıtlar aranmıştır. Yaptığımız araştırmalarda hipotezimizi destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Dijital oyunların yeni medyanın bir türevi haline gelmesiyle yaratılan sanal oyun evrenlerinin içinde yaşanılan zamana aktarımı fotoğraf aracılığıyla olduğu görülmüştür. Fotoğrafın, gerçek ve sanal bağlamlarını aynı düzlem üzerinde farklı zaman algıları ile oluşturduğu araştırılmıştır. Dijital oyunlar ve son dönemde canlı yaşamını olumsuz etkileyen pandemi temasını konu edinen bilgisayar oyunlarında üretilen fotoğrafik görüntü üretimlerinden örnekler verilerek analiz edilmiştir. Fotoğrafik görüntü üretiminin dijital oyunlarda yaratılan sanal dünyada sanal fotoğraf makinaları ile oluşturulduğu gözlemlenmiştir. Fotoğraf o anın bir yansıması olarak sanalın reel yaşamdaki göstergesidir. Fotoğrafın geçirdiği dönüşüm dijitalleşip sanallaşma bağlamında dijital oyunların içerisinde gerçekleştiği analiz edilmiştir. Bu dönüşümün neticesinde fotoğrafın, var olan gerçeklik algısının sanal evrenlere ve dijital oyunlarda yaratılan sanal algısının gerçek yaşama aktarımını yaptığı tespit edilmiştir. Bu ilişki; gelişen ve ilerleyen teknolojiyle birlikte her şeyin sanallaştığı dönemde yeni medyanın bir unsuru olan dijital oyunlarda fotoğrafın dönüşerek sanallaşması bağlamında biçimlenmektedir. Anahtar Sözcükler: Pandemi, Bilgisayar oyunu, Fotoğraf, Sanal, Yeni medya
Günümüzde gözetim ve kontrol aracı olarak fotoğrafın kullanımı ve geleceği
Bu tez gözetim ve kontrol kavramını fotoğraf ve fotoğraf tabanlı teknolojiler bağlamında incelemektedir. Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile birlikte gözetim faaliyetleri artmıştır. Son yıllarda sosyal medya mecralarının hayatımıza girmesi ile kişiler sosyalleşmek için kullandıkları platformlar aracılığıyla gözetlenmeye başlanmıştır. İnsanların her alandan gözetlenmesi beraberinde mahremiyet sorununu ortaya çıkartmıştır. Tez bağlamında gözetleme faaliyetlerinde önemli bir araç olan fotoğrafın geçmiş, günümüz ve gelecek kullanımları araştırılmıştır. Bu tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gözetim ve gözetim sistemleri incelenmiştir. Modern Dönem 'de değişen sosyal yapı ile gözetim ve kontrol pratikleri uygulanmaya başlanmıştır. 1785 yılında bir mimari yapı olarak tasarlanan Panoptikon ise gözetim kavramının önemini vurgulamıştır. Gözetim kavramının bir tasarım sorunu haline getirmiş kitle ile sosyal ve psikolojik durumu ile ilgili hem gözetleyip hemde kontrol etme boyutunu modelleştiren bir yapı olan Panoptikon, aynı zamanda konunun kavramsal ve uygulamalı tartışılmasının bağlamını oluşturmuştur. Gelişen teknoloji ile birlikte değişen Panoptikon kavramının yeni türleri ortaya çıkmıştır. Gözetimin temel amacını oluşturan kontrol kavramı ise bu pratikler için önem taşımıştır. 19. Yüzyılın icatlarından biri olan fotoğraf ise gözetim ve kontrol açısından değerlendirilmiştir. İkinci bölümde aynı zamanda gözetim ve kontrol araçlarından biri olan fotoğrafın gözetim pratikleri amacıyla kullanılması incelenmiştir. Bölüm kapsamında savaş fotoğrafı, polis teşkilatların fotoğrafı gözetim aracı olarak kullanmaları, Casus kameraların kullanımı, hava fotoğrafçılığı ve Osmanlı tarihinde fotoğrafın rolü araştırılmıştır. Tekniğin yeni olanakları ve 20. Yüzyılın gelişen teknolojik imkanları ile gözetim pratiklerinin değişimi Mobese, drone ve uydular kapsamında araştırılmıştır. 21. Yüzyılın gözetim düşünceleri için ise 11 Eylül saldırıları gözetim pratikleri açısından değerlendirilmiştir. Üçüncü Bölümde fotoğrafın geleceği ile ilgili olarak 2. Bölümdeki hususlarla birlikte gözetimin sistematik boyutu tartışılarak saptamalarda bulunulmuştur. Günümüz gözetim çağında fotoğrafın rolü ele alınarak fotoğrafın gerçeklikler arası konumu, sosyal medya mecralarındaki rolü ve sanal gerçeklik, arttırılmış gerçeklik ve karma gerçeklik gibi sanal evrenlerdeki rolü araştırılmıştır. Tez bağlamında fotoğrafın gözetim ve kontrol açısından kullanımı ve geleceği ile ilişkin yeni gerçekliklerin rolü araştırılmış, kişisel verilerin korunması ile sanal evrenlerdeki kişisel verilerimizin varlığı incelenmiştir.
Çağdaş deneysel sinemada fotoğraf kurgusu
"Çağdaş Deneysel Sinemada Fotoğraf Kurgusu" isimli yüksek lisans tez çalışmasında fotoğraf sanatının deneysel sinema alanında kurgu teknikleriyle nasıl kullanılabileceği üzerine bir inceleme yapılmıştır. Ülkemizde deneysel sinema adına yapılan çalışmaların ve sinemada fotoğraf kullanımı uygulamalarının azlığı sebebiyle bu alanda bir çalışma gerçekleştirmek ve fotoğraf sanatıyla deneysel sinemayı ortak bir paydada bir araya getirebilmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çeşitli fotoğrafların kurgusal anlamda farklı tekniklerle yer aldığı "Seabird" ve "Rüyamda Ölü Gördüm" isimli iki adet deneysel kısa film çekilmiş ve bu filmler üzerinden fotoğraf sanatı için yeni bir kullanım alanı yaratılmaya çalışılmıştır. Filmlerin çekim tarzı ve senaryolarıyla birlikte deneysel olarak kategorize edilmesini sağlayan diğer bir önemli unsuru fotoğrafların kurgu teknikleriyle yeniden sunulması olmuştur. Çalışmada öncelikle deneysel sinemayı daha iyi kavrayabilmek adına farklı ülkelerin deneysel sinemanın tarihi irdelenerek önde gelen sanatçılarından örnekler verilmiştir. Ardından fotoğrafın sinema sanatında kullanımı konusunu kapsamında ülkemizdeki fotoğraf kökenli sinemacılar, fotoğraf temalı filmler ve fotoğraf makinesiyle çekilen filmler işlenmiştir. En son kısımda ise, sinemada kullanılan güncel görsel efekt teknikleri fotoğrafla ilişkilendirilerek, tez kapsamında üretilen deneysel filmlerdeki örnek uygulamaları gösterilmiştir. Seabird filminde tek bir bölümde ritmik kurgu tekniğiyle kısa sürede çok sayıda fotoğraf kurgulanarak farklı bir anlatım dili yaratılıp fotoğrafların filme olan etkisi arttırılmaya çalışılmıştır. Rüyamda Ölü Gördüm filminde ise çoğu sahnede, fotoğraf üzerine çeşitli görsel efekt teknikleri uygulanıp fotoğrafların hareketli hale getirilmesiyle film sahneleri yaratılmaya çalışılmıştır. Teknik, içerik ve estetik açıdan filmlerin çözümlemeleri yapılarak fotoğrafların kurgu ve görsel efektler sayesinde yeni bir formla sunularak filmlerde kullanılabileceği uygulamalı olarak görülmüştür.
Çağdaş sanat ve yeni medya bağlamında ostranenie olgusu ve bir fotoğraf projesi
Fotoğraf sanatının, Rus Avangart sanatçılarının üretimleriyle kazanmış olduğu potansiyel, yeni medyanın zengin üretimlerinde kendine yer edinmiştir. Viktor Şklovski'nin 1917 yılında yayınlamış olduğu Teknik Olarak Sanat makalesinde tanımlanan Ostranenie olgusu, dönemin fotoğraf sanatçısı Aleksandr Rodçenko'nun bakış açısında yeni bir form kazanmış ve fotoğraf tarihinin bir dönüm noktası haline gelmiştir. Rusya'dan Bauhaus'a, oradan da dünyaya yayılan formalist bakış açısı, bilgisayarların ve internetin kitlelere mal olmasıyla Cyberspace'te yeni bir ortam edinmiştir. Çağdaş Sanat ve Fotoğraf ortamında Ostranenie olgusu, algımızı uyandırmaya, bakış açılarımızı tazelemeye, normalleşmeye meydan okumaya devam etmektedir. Bu tezde; Ostranenie olgusu, Konstrüktivist fotoğraf sanatçılarının avangart eğilimleri, Formalist sanat anlayışı ve Lev Manoviç'in Yeni Medya Prensipleri araştırılmıştır. Böylece Ostranenie olgusunun güncel konumu tanımlanmıştır. Bunun yanı sıra kuramsal çalışmaların paralelinde Dördüncü Boyutun Dispersiyon Küpü başlıklı proje ve sergilenmesi tasarlanmıştır.
Sosyal medya fotoğrafı ve unutma ilişkisi
Bu çalışmada, 21. yüzyılda sosyal ağların yükselişiyle beraber ortaya çıkan sosyal medya fotoğrafı olarak bilinen yeni fotoğraf türünün, unutma ile olan ilişkisi incelenmiştir. Hayatımızın içinde bir fenomen haline dönüşen sosyal medya fotoğrafı, hızlı üretim ve tüketim sürecine tabi olan bir fotoğraf türüdür. Yüksek düzeyde olan üretim ve tüketimin çeşitli disiplinlerce ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Tezimiz, sosyal medya fotoğrafının üretim ve tüketim ilişkisinde belirleyici olan kavramların, hatırlama ve unutmayla ilgili olabileceği üzerine geliştirilmiştir. Üç bölümden oluşan tezimizde, 'Sosyal medyada fotoğraf üretiminin/paylaşımının bellek üzerindeki etkisi nedir? Sosyal medya fotoğrafının unutma ile nasıl bir bağlantısı vardır?' sorularına geçerli yanıtlar aranmıştır. Yaptığımız araştırmalarda hipotezimizi destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Sosyal medya fotoğrafı ve unutma ilişkisinde belirleyici bir unsur olan, akıllı cep telefonlarının son derece önemli bir medya olduğu görülmüştür. Fotoğraf çekiminin akıllı telefonlara entegre bir özellik haline gelmesi, üretim süreçlerini hızlandırırken, sosyal medyadaki fotografik görüntü miktarının da nitelik ve nicelik olarak artışına sebep olmuştur. Tezimizde, fotoğraf temelli bir sosyal ağ olan Instagram ve türevlerinin unutma, hatırlama ve bellek ilişkileri ile sürdürülebilirliği araştırılmıştır. Bu kavramlar arasında sürdürülebilir bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bellek dışı kaydı mümkün kılan sosyal medyada fotoğraf, hatırlama ve unutma diyalektiği üzerine kurgulanmıştır. Her şeyin geçici olduğu 'süreksiz evren' yapısı içinde, bize sürekli olarak unuttuklarımız hatırlatılırken, aynı zamanda yeni bir belleğin inşasına da izin verilmeyecek şekilde kurgulanmış bir düzenin hakim olduğu görülmüştür. Bu düzen; hatırlama ve unutma süreçlerini barındıran, insan belleği gibi çalışan ve sürekli bizimle beraber olan yapay bir bellek sisteminin yaşamın içine girmesini beraberinde getirmiştir. Yapay bellek sisteminin insan yaşamının içinde yer almasını sağlayan en önemli olan araç olan akıllı cep telefonların sağladığı bu özellik itibarıyla, yapılan analizlerimiz sonucunda sosyal medya fotoğrafının hatırlama ve unutmayla ilişkisi tespit edilmiştir. Bu ilişki; çok görevlilik, Google etkisi, görüntü bombardımanı ve hiper-şimdiki zaman olarak sınırlandırdığımız dört temel olgu çerçevesinde biçimlenmektedir.
Turistik mekân deneyimlerinin fotoğraf üzerinden incelenmesi: Antalya Kaleiçi örneği
Turistik destinasyonların hızlı tüketimine dayalı turizm yaklaşımlarının yanı sıra, günümüzde kentin deneyimlenmesinde turistin öznel deneyimini önceleyen anlayışlar giderek önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda turist ve gezgin kavramlarının farkını ortaya koyan; kenti gözlemleyen yaklaşımıyla flâneur (flanör) ve planlayıcı aktif bir rol üstlenen choraster (koro şefi) kavramlarının literatürdeki kullanımları dikkat çekmektedir. Global turizmin yaygınlaşmasının bir sonucu olarak profesyonel rehberlerin yönlendirmeleri ile yapılan hızlandırılmış kent turları, turistlerin pasif izleyiciler olarak kenti yüzeysel şekilde deneyimlemeleriyle sonuçlanmaktadır. Gezginlerin tıpkı bir choraster gibi gerçekleştirdikleri kent gezilerini kendilerinin planladıkları, yerel halk ile etkileşime girdikleri ve bunun sonucunda da kitle turistlerine göre kenti daha derinden deneyimledikleri düşünülmektedir. Araştırmada kitle turistleri ve gezginlerin Antalya Kaleiçi'ndeki turistik mekân deneyimleri incelenerek bu iki turist tanımı arasındaki benzerlik ve farklılıklar analiz edilmiştir. Etkileşimli deneyime dayalı anlayışın olumlu ve olumsuz yönleri ile, yapay olarak sahnelenen kültürel temsillere maruz kalan kitle turistlerinin kentin doğal ve gerçek görünümüne ulaşıp ulaşamadıklarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Fotoğrafın, turistik deneyimi görünür kılan bir araç olarak ele alındığı ve turist fotoğrafları üzerinden şekillenen çalışmada, turistik deneyimde mekânla kurulan ilişki bağlamında elde edilen veriler; Urry'nin turist bakışı, MacCannell'in sahnelenmiş otantiklik ve Wearing & Wearing'in choraster kavramları çerçevesinde incelenmiştir. Araştırma, nitel araştırma yöntemi olan bir durum çalışması olup bütüncül çoklu durum deseni kullanılarak yürütülmüştür. Katılımcılar ile yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler tematik analiz, içerik analizi ve betimsel analize tabi tutulmuş ve karşılaştırma yapılmıştır. Araştırmada görsel veri kaynağı olarak turist fotoğrafları kullanılmış, veriler görsel analiz yöntemi ile incelenmiştir. Bulgular birlikte ele alındığında, çalışmanın amaçları doğrultusunda anlamlı örüntülerin ortaya çıktığı ve kuramsal çerçeveyi desteklediği görülmüştür. Bu bağlamda araştırmanın temel ve tamamlayıcı sorunsallarına yanıt verdiği sonucuna varılmıştır. Antalya Kaleiçi'nin turistik bir bölge olma durumundan daha derin bir değeri içerdiği anlayışı ile gerçekleştirilen bu çalışmanın, saha deneyimini önceleyen yeni turizm anlayışlarına görsel veri sunacağı düşünülmektedir.
2000 yılı sonrasında İzmir ili ve çevresinde düğün fotoğrafı
İcat olduğu günden bugüne fotoğraf günlük hayatın dışında, toplum tarafından önemli olduğu kabul edilen günleri kaydedip görüntünün korunmasını sağlamış ve ritüellerin değişmeyen, önemli aktörü haline gelmiştir. Fotoğraf, insanların yaşantılarını değiştiren önemli zaman dilimlerini, kısacık bir anını dondurup kaydını yapmakta ve böylece bir anın yaşandığının ispatı, belgesi olmaktadır. Cumhuriyetin ilanından günümüze yaklaştıkça ritüellerin çeşitliliğinde artış olduğu, evliliğin özellikle görsel kısmına verilen önemin arttığı, bu durumun da fotoğraflara yansıdığı görülmektedir. Geçmişten günümüze düğün fotoğrafları içinde kişilerin, fotoğrafçının yönlendirmesi ve teknolojik imkanların da etkisiyle değişim yaşandığı görülmektedir. Artık belirli kurallar çerçevesinde objektifin önüne geçilen, bakışların uzaklara doğru yöneldiği fotoğraflardan aile bireylerinin duygularının fotoğrafa daha çok yansıdığı fotoğraflara doğru değişimin yaşandığı görülmektedir. Özellikle teknolojinin gelişmesiyle de fotoğrafçının fotoğrafta varlığı sadece poz verdirmenin ötesine geçmiş, fotoğrafçı fotoğraf düzenleme yazılımları ile fotoğrafı tamamen değiştirebilecek kadar görüntünün içine girmiştir. Fotoğraf bu değişimlerin kaydedilmesi amacıyla, bir yandan değişimin kabulü ve yaygınlaşmasını sağlarken diğer yandan da yapılan kayıt ile kültürel belleğin oluşturulması, saklanmasını sağlamıştır. Bu gelişmeler fotoğrafın saklanma, sergilenme biçimlerini de etkilemiştir. Geçmişte sadece albümlerde veya çerçevelerde sergilenebilen fotoğraflar; günümüzde cep telefonlarında, elektronik ortamlarda kaydedilmekte veya sosyal paylaşım sitelerinde yerini almaktadır.
Kavramsal fotoğraf bağlamında Chema Madoz
Bu tez, "Kavramsal Fotoğraf Bağlamında Chema Madoz" başlığı altında fotoğrafın düşünsel kapsamıyla ilgili uygulamaların kavramsal nitelikli yaklaşımını dünya çapında tanınan İspanyol fotoğrafçı Chema Madoz'un (d.1958) sanatçı kimliğini ve fotoğraflarının kavramsal bağlamdaki ifade tarzını incelemektedir. Kendisinin söyledikleri, onunla ilgili yayınlardaki taranmış ifadeleri ve diğer kaynaklardan hareketle sanatçının kavramsal karakterli çalışma metodolojisi araştırılarak, eserleri göstergebilim kaynaklı analiz metodolojisi ile çözümlenerek değerlendirilmektedir. Sonuçta Chema Madoz'un yaratıcı kimliği ve fotoğraflarının kavramsal çerçevesi ele alınarak uzak ve yakın kültür sanat tarihinin akışı içinde ilişkilendirilip kuramsal bağlamda incelenerek yapıtlarının kavramsal karakteri tanımlanmaya çalışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Chema Madoz, Kavramsal Fotoğraf, Avangard, Sürrealizm, Modernizm, Kavramsal Sanat
1990 sonrası Türk fotoğrafında sayısal paradigma
"1990 Sonrası Türk Fotoğrafında Sayısal Paradigma" başlıklı bu yüksek lisans tezinde fotoğrafın teknolojik bir dile sahip olmasıyla birlikte Türk fotoğrafındaki yeri ve gelişimi izlenmiştir. 19.yüzyılda bulunan Fotoğrafın teknik, optik, kimyasal ve teknolojik gelişmeleri 21.yüzyıla kadar incelenmiştir. Bu incelemelerde fotoğrafın teknolojiye ne kadar endeksli bir dil olduğu üzerinde durulmuştur. Dilin yaşanan gelişmelere bağlı olarak yaşadığı değişim ve yenilikler takip edilerek Türk fotoğraf tarihindeki önemli gelişmeler ile sentezlenmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet öncesi dönemden başlayarak tarihsel gelişmelerle incelenen ülke fotoğrafı üslup sorunu üzerinden araştırılmıştır. Türk fotoğraf tarihinde nitelikli ve farklı yaklaşımlara sahip kişi ve kurumlar paradigma bağlamıyla değerlendirilmiştir. Bu bağlam üzerine gelişen teknoloji ve değişen toplum yapısında Türk fotoğrafçılarının üslup arayışları ve üretimleri dikkate alınmıştır. 1990 yılı itibariyle ülkemize giren, sayısal kameralar, bilgisayar, fotoğraf işleme ve düzenleme programları ve internet teknolojisi gibi gelişmeler üzerinden teknolojinin olanaklarıyla gelinen durum tespit edilmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de sosyal medyada trollük ve fotoğraf
İletişim, sosyal medya ile birlikte sanal bir boyut kazanmış, görsel bir anlatı dili hâline gelmiştir. Bu çalışmada trollerin faaliyet alanı olan sosyal medya teknik ve kültürel bileşenleriyle ele alınmıştır. Sosyal medyada fotoğraf yaratıcı, estetik ve eleştirel bir iletişim dili oluşturmuştur. Sanal ortamın sunduğu anonimlik imkânından faydalanarak özgür ifade biçimleri geliştiren troller için zengin bir malzeme alanı hâline gelmiştir. Türkiye'de sosyal medya, sosyal medyada trollük ve fotoğrafın trollükte kullanımı çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Yeni ifade biçimleri ortaya koyan eğlendirici trollerin, sosyal medyada yaratıcı görsel iletişim, mizah ve toplumsal eleştiri bağlamında işlevleri sorgulanmıştır. Bu nedenle sosyal medyada Instagram'da trol, mem ve caps anahtar sözcükleriyle taramalar yapılmıştır. Üretimlerinde fotoğrafı kullanan yirmi trol hesap ve fotoğrafik trollük örnekleri analiz edilmiştir. Yapılan incelemelerde elde edilen veriler siyasetle, sanatla, sporla, cinsellikle, kültür ve tarihle ilgili olmak üzere beş başlıkta sınıflandırılmıştır. Dünya ve Türkiye'den bu kategoriler kapsamında ele alınan örneklerde, fotoğrafın birtakım niteliklerini kaybederken yenilerini kazandığı görülmüştür. Fotoğraf ve metnin bir araya geldiği fotoğrafik trollük örneklerinin gündemle yakından ilişki içinde olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle eğlendirici trollerin 'güncelin mühendisliği'ni yapan, teknoloji ve bilgisayar terminolojisine hâkim gözlemciler oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Günceli yapılandıran ve ona bağlı gelişen trollükte fotoğraf kullanımı; fotoğrafın sanal düzlemdeki konumunda sürekliliği sağlarken, sayısal dili de geliştiren, dönüştüren ve zenginleştiren bir durum olmuştur. Ayrıca tezimiz itibarı ile bir dönemin kültürüne ait yeni göstergelerin ortaya çıktığı, bu dönem analiz edilirken bağlamımızın da bir inceleme alanı olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: sosyal medya, trollük, fotoğraf, mem, caps
Çağdaş fotoğraf ve otobiyografik bellek
İnsan, İlk Çağ'dan bu yana çevresinde oluşan olayların görsel ve işitsel etkileriyle yüzyüzedir; bu tanıklıklar ve yaşanmışlıklar, anı olarak ve anlamsallığının izinde onun hafızasında yer etmiştir. Dolayısıyla söz konusu deneyim, insanın otobiyografik belleğini oluşturmuştur. Bu insan, yaşanmışlıkları, deneyim ve tanıklıklarını ilk önce eline fırçasını ve kalemini alarak betimlemiştir. Ardından fotoğraf gelir. Yitip giden çağlar boyunca, anlamlı bir geçmişe sahip olmak isteyen insan, artık yazmakta, resmetmekte ya da fotoğraf çekmektedir. Söz konusu çaba onun kesintisiz bir izlek oluşturması ve ardından belleğinin dökümlerini yapması için bir fırsat ve olanaktır. İnsan, bireysel temsillerini, imzasını attığı birbirinden nitelikli yapıtlarla ölümsüzleştirmiştir. Bu eylem onun yaşadığının en büyük ispatıdır. Ardından gelen kuşaklar bunları okur ve izler. Bu bağlamda, otobiyografik bellekler, katman katman tortul tabakalar olarak üst üste binerek bugünlere ulaşır; böylece kültürel ve toplumsal bellek inşasının temelleri atılır. "Çağdaş Fotoğraf ve Otobiyografik Bellek" başlıklı bu yüksek lisans tez çalışması, yukarıda ifade edilen bellek katmanlarını tanımlamak üzerine kurulmuştur. Tarihsel bir dizge çerçevesinde, edebiyat, görsel sanatlar ve fotoğrafla kendi bireysel temsillerini ortaya koyan sanatçıların ve örnek olarak seçilen çalışmalarının, otobiyografik bellek inşası ve oluşumundaki etkilerine açıklık getirilmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasıyla "bireysel temsil" olgusunu, imza attıkları birbirinden nitelikli yapıtlarla taçlandırmış hem otobiyografik hem de kültürel belleklerimizde yerini almış isimler ve yapıtları incelenmiş ve bu örneklerle otobiyografik bellek inşasında görsel sanatların etkisi irdelenmiştir. Yanı sıra, tez kapsamında, edebiyat, görsel sanatlar, fotoğraflar ve videolardan oluşan, "Core Memory: Şimdi, Geçmiş Gelecek" başlıklı bir performans çalışması geliştirilmiş ve otobiyografik belleklerimizin inşasında fotoğrafın gücü metinlerarası bir bağlamla yeniden sorgulamaya açılmıştır. Anahtar Sözcükler: Otobiyografik bellek, bireysel temsil, Jacques Henri Lartigue, foto-biyografik bellek, vernaküler fotoğraf.
Kent ve kentleşme olgusunun çoklu pozlama tekniği ile fotoğraflanması
Fotoğraf sanatının teknik ve estetik taraflarını bünyesinde barındıran ifade biçimlerinden biri olan çoklu pozlama tekniği, tarih boyunca hem sanatın hem de bilimin konusu olmuştur. Fotoğrafın icadının hemen ardından bu alandaki denemeler ve sanatsal kaygılar ile ortaya çıkan kompozit fotoğraf tekniği kısa süre içinde bir ifade biçimine dönüşmüştür. "Kent ve Kentleşme Olgusunun Çoklu Pozlama Tekniği ile Fotoğraflanması" isimli uygulama raporunda kent ve çoklu pozlama kavramları ele alınmıştır. Uygulama raporunun birinci bölümünde kent ve kentleşme kavramları tanımlanmış, kavramlar tarihlerinden başlanarak incelenmiştir. Tezin ana konusu olan bu kavramların tarihsel süreçteki değişimini ortaya koymak, günümüzdeki süreci anlamak adına önem arz etmektedir. Bu bağlamda tarihin yanı sıra kent ve kentleşmenin günümüzde geldiği nokta ve gelecekte kavramların ulaşacağı noktalar ele alınmış, fotoğraflarla örneklenmiş ve birinci bölümün son kısmında kavramlar Türkiye ve İzmir özelinde işlenmiştir. İkinci bölümünde kent kavramının fotoğraf sanatında bulduğu yer irdelenmiş, fotoğrafın tarihi üzerinde durulduktan sonra örnek çalışmalarla birlikte 20. yüzyıldan günümüze kadarki kent fotoğrafları konusu üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise kompozit fotoğraf kavramı anlatılmış, tarihsel sürecinin ardından kent fotoğrafı üzerine yapılan kompozit çalışmalar, onları üreten sanatçılarıyla birlikte ele alınmıştır. Son olarak uygulama raporunun asıl konusu olan fotoğraflar gösterilerek rapor noktalanmıştır. Tüm bu araştırmaların ve saptamaların sonunda, kompozit fotoğraf kavramı ile kent kavramlarının iç içe olduğu saptanmış, modern zamanların ve kent yaşamının sanatçılar üzerindeki etkisinin benzerliği gözlemlenmiştir. Sayısal alandaki üretim yöntemlerinin oldukça yakın olmasına rağmen çıkan sonuçların farklı olduğu ortaya konmuştur.
Fotoğraf sanatında panoramalar ve sanal dioramalar
Sayısal panoramik fotoğraf geleneğinin kökenleri estetik algısını aldığı resim sanatına dayanmaktadır. Resim sanatında perspektif algısının aktif kullanılmaya başlanması, camera obscura, camera lucidia, claude camı gibi araçlarında yardımıyla artmıştır. Bu sayede panoramalarda görünen alandaki perspektif ve boyutlandırmalar daha gerçekçi hale gelmeye başlamış sadece topografiyi betimleyen işler olmaktan çıkıp başlı başına sanatsal bir anlatı dili oluşturmaya başlamıştır. Büyüyen boyutları ile izleyiciye farklı deneyimler sunmaya başlamıştır. Sadece resim ile kalmamış cosmorama, myriorama, diaroma gibi çalışmalarda ana malzeme olarak seyir kültüründe de yer almaya başlamıştır. 19. yy.da gelişmeye başlayan fotoğrafla birlikte panorama algısı kendine fotoğrafta çok hızlı bir şekilde yer bulmuştur. Özellikle 1890'lardan sonra fotoğraf tekniğindeki levhadan film tabanına dönüş ile birlikte gelen üretim kolaylığı sayesinde panoramik görüntü üretimleri artmıştır. Sinema tekniğinin gelişmesi Stereopticon-Cyclorama, Cinerama gibi yöntemleri doğurmuş ve seyir kültürümde panoramik resim algısının önemini kaybedip talebin azalarak yok olmasına dönem içinde neden olmuştur. Fotoğrafta ise özellikle duyarkat değişimi ile küçülen ekipmanlar ekonomik olarak ulaşılabilirliği arttırmıştır. Panorama için yapılan fotoğraf makinelerinin çeşitlenmesiyle ekonomik olarak ta fotoğraf sektöründe teknik olarak kendine yer edinerek sürekli geliştirmeye açık bir dal haline gelmiştir. Görmediğimiz kadar geniş açıda ve estetik olarak idealize edilmiş panorama resim geleneğinin fotoğrafta evrimleşerek kendine yer bulması, optik ve mekanik olarak bunun üretilmesi her ne kadar kolay ve düşük maliyetli olsa da fotoğraf makinelerinden kaynaklı teknik kusurları da barındırıyordu. Kompozisyonda geniş açıya bağlı deformasyonlar, ışık yoğunluğunun farkları gibi sorunlar resimdeki idealize estetiği yansıtmada yeterli değildi. 2000ler gelişmeye başlayan sayısal fotoğraf teknikleri sayesinde yazılım destekli panoramik fotoğraflardaki hdr etkisi, perspektif düzeltmesi gibi teknikler sayesinde panorama resmindeki idealize halede dönüşmüştür. Bu haliyle sayısal panoramik fotoğraf sadece fotoğrafta değil bilgisayar oyunları ve video görüntülerde estetik bir değişimi başlatmış. Sayısal panoramik fotoğraf sanal gerçeklik, panoramik video ve 3 boyutlu video tekniklerinin temelini oluşturmuştur
Fotoğrafın kitle iletişim aracı olma özelliği ve basında kullanımı
Sosyal olma kaygısı ve iletişim kurma çabası insanın en temel gereksinimlerinden biridir. İnsan her dönem düşüncelerini varlığının bir kanıtı olarak kendine özgü iletişim araçları ile ifade etmiştir. Doğayı kendi amaçları için bir araç olarak görmeye başlaması da onu inanılmaz bir teknolojik gelişmişliğe ve toplumsal değişime götürmüştür. Bu gelişimin ve değişimin ürünü olan fotoğraf ve gazete ise, kitle iletişimini sağlayan en önemli araçlar olmuştur. Bu noktada çalışma.fotoğrafın kitle iletişim aracı olma özelliğini, hem ürettiği nesne hem de basında kullanımı açısından ele almayı amaçlamıştır. Bu çalışmada fotoğrafın gelişimi ve basında kullanımı, insanın toplumsallaşma sürecinde meydana gelen hem teknolojik hem sosyo-kültürel hem de ekonomik gelişmeler çerçevesinde ele alınmıştır. Teknolojik gelişmeler fotoğrafın her alanda daha rahat kullanımını sağlarken, toplumda yaşanan sosyo-kültürel değişim de fotoğrafa bakış açısını etkilemiş ve gerçeklikle olan ilişkisi onun üzerinde tartışmalara ve yeni görüşlerin gelişmesine neden olmuştur. Bu değişim ve gelişim, fotoğrafa; gelişen diğer görsel kitle iletişim araçlarına rağmen, önemli bir kitle iletişim aracı olma özelliği kazandırmıştır. Araştırma bu konuda yapılmış olan çalışmalar doğrultusunda üç bölümde incelenmiştir. Birinci bölümde; fotoğrafın sanat olarak ve teknolojik açıdan gelişimi ele alınmış, daha sonra fotoğrafın kitle iletişim aracı olma özelliği, fotoğrafın gerçeklik ve yenidensunumu, yapılan incelemeler çerçevesinde değerlendirilmiştir. İkinci bölümde; iletişim, kitle iletişimi ve kitle iletişim araçlarının gelişimi toplumsal süreçle birlikte ele alınmış, Avrupa'da ve Türkiye' de, kitle iletişim aracı olarak gazetenin doğuşu ve gelişimi yine toplumsal gelişmeler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise-, fotoğrafın haber olarak basında kullanımı, dönemin ilk gazeteleri örnek gösterilerek ele alınmıştır.
Postmodern süreçte fotoğraf sanatında çıplak beden kullanımı
ÖZETPostmodern sürecin fotoğraf sanatında çıplak beden kullanımına olan etkilerinin araştırıldığı tezde, postmodernizm teorisi ile gündeme gelen söylemlerin, çıplak beden üzerine olan yansımalarının belirlenmesi gerektiği düşüncesiyle yola çıkılmıştır. Bu bağlamda öncelikle bedenin, birey ve kimlikle olan ilişkisi saptanmış, çıplak bedenin toplumsal açıdan algılanışı cinsellik, erotizm ve pornografi kavramları çerçevesinde belirlenmiştir. Çıplak bedenin sanat yapıtı ile olan ilişkisi Antik Yunan sanatı, Orta Çağ ve Rönesans döneminde ortaya çıkan önemli sanat yapıtları ışığında incelenmiştir. Sanat yapıtlarının, döneme hakim olan din, iktidar ve ahlaki görüşler çerçevesinde şekillendiği saptanmıştır.Postmodern teorinin daha iyi anlaşılması için Modernizmin ekonomik, kültürel ve toplumsal yapılanması ortaya konarak, bu yapılanmanın sanat eseri üzerinde olan etkileri araştırılmıştır. Modern sanatın yapısal özellikleri belirlenerek fotoğraf içerisinde çıplak beden kullanımına dair örnekler incelenmiştir. Modernizmi oluşturan sanat akımlarının etkisindeki fotoğraf sanatı içerisinde, çıplak beden kullanımı ve estetik gelişimi incelenmiştir. Batı toplumlarındaki teknolojik, ekonomik, kültürel değişimlerin bir sonucu olarak Modernizmin tartışılmaya başlaması ve farklı bir yaklaşımla yapıbozumuna uğratılması sonucu hayat bulan postmodernist teori ve sanata olan etkileri, postmodernizmi tanımlayan kodlar ve çıkış noktaları belirlenmiştir. Bu bağlamda eserlerinde çıplak bedene yer veren ve postmodern olarak nitelenen sanatçıların vizyonları, estetik görüşleri; toplumsal değişimlerin yansımaları göz önünde bulundurularak incelenmiştir.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Postmodernizm 2- Çıplak 3- Fotoğraf 4- Erotizm 5- Pornografi
Aktivist bir eylem pratiği olarak fotoğraf sanatı
İnsanlık tarihi boyunca toplumsal dönüşümler ve bunların sonuçları, günümüz kültürlerinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Sanat bu bakımdan ilerlemenin diğer bileşenleri olan toplumsal hareket pratikleri ve dönemin siyasal, sosyal, ekonomik dinamiklerinden bağımsız değildir. Özellikle işçi sınıfının tarih sahnesine çıktığı 1848 devrimleri ve sonrasındaki toplumsal hareketlerle oluşan mücadele ve direniş kültürü, hayatın her alanında dönüşüm sağladığı gibi sanatın da muhalif karakterini belirginleştirmiştir. Bu çerçevede görsel sanatlarda estetik dışavurum biçimlerinin ve özelinde fotoğraf sanatının aktivist niteliğini ve toplumsal hareketlerle etkileşimlerini analiz etmek amacıyla bu tez çalışması hazırlanmıştır. Tez çalışmasında 19.yy'dan itibaren var olan sisteme karşı alternatif öneriler sunan, Avrupa merkezli toplumsal hareketler ve aktivist eylemler değişen paradigmalar çerçevesinde incelenmiş, bu bağlamda ülkemizdeki gelişmeler de değerlendirilmiştir. Toplumsal değişimin temel dinamiklerinden olan aktivist eylem pratikleri ideolojisini kitleselleştirebilmek için algıya dayalı söylemler geliştirmiştir. Tarihsel süreç içerisinde aktivizmin estetik dışavurum biçimleriyle birlikteliği sanat üretim faaliyetlerini dönüştürmüş, 20.yy avangard anlayışıyla birlikte muhalif-aktivist sanat pratiklerini biçimlendirip, örgütlü bir yapıya kavuşturmuştur. Çağdaş sanat pratiklerinde ise performansa dayalı farklı muhalefet kanalları oluşturmuştur. Sistem karşıtı sanat pratikleri günümüz teknolojik olanakları ve yeni medya araçlarıyla birlikte toplumla daha hızlı ve koordineli bir şekilde temas kurmaktadır. Aktivist sanat özellikle Occupy hareketleriyle birlikte eylemlerin yöntem ve söylemini dönüştürmüş, bu pratiklerin önemli bir parçası olmuştur. Sanatın aktivist dönüşümünde fotoğraf, gerçekle kurduğu ilişki paralelinde özel bir öneme sahiptir. Bireysel ve toplumsal muhalefetin en çok kullanılan mediumu olması fotoğrafı da aktivist bir eylem pratiği haline getirmiştir. Yanı sıra toplumsal hareketlerin ve direnişlerin belleğini oluşturan fotoğraf, avangard sanat pratikleriyle birlikte yaratıcılık bağlamında da muhalif bir dil inşa edip, direnişi estetize etmeye başlamıştır. Tez çalışmasında farklı tarihsel dönemlere ilişkin fotoğrafın bu özelliklerini vurgulayan örnekler yer almıştır. Sanatın tüm formlarının kullandığı bir medium olan fotoğraf, çağdaş sanat pratiklerinde ve günümüz dijital çağında da yukarıda belirttiğimiz önemini ve niteliklerini korumaktadır.
Vakko ve moda fotoğrafçılığı ilişkisi
Türkiye'de Moda denilince akla gelen ilk markalardan biri Vakko'dur. Vakko'nun ülkemizde çağdaş çizgide moda fotoğraflarıyla gerçekliğini tasarımlaması ve sektöre model oluşturması dikkat çeken bir konudur. "Vakko ve Moda Fotoğrafçılığı İlişkisi" tezi bu ihtiyacın bir sonucu olarak biçimlenmiştir. Tezimde moda, marka, moda fotoğrafı ve Vakko markası üzerinden araştırmalar yapılmıştır. Özellikle, Türkiye'de modayı etkileyen faktörler, Vakko markası ve moda fotoğrafı ilişkisi üzerinden irdelenmiştir. Tarihsel süreç içerisinde Vakko'nun köklü bir marka olması sebebiyle, Türk moda fotoğrafının gelişimi, sürekliliği ve yenilikçiliğinde etkisi olmuştur. Bu durum günümüz Türk moda fotoğrafının şekillenmesinde etki etmiştir. Vakko'nun yenilikçi ve Batı tarzı moda fotoğrafı anlayışıyla moda sektörümüzdeki yeri gözlemlenmiş ve sonuçları ortaya çıkarılmıştır. Bu durum, Vakko'nun moda sektörümüzde ve imaj oluşturma konusunda etkisinin olduğunu göstermiştir. Vakko firmasında süreç içinde Vakko çalışanlarıyla yapılan röportajlardan elde edinilen bilgiler ile "Vakko ve Moda Fotoğrafçılığı İlişkisi" saptaması doğrulanmıştır. Yanı sıra, tezde ortaya çıkan yapı kitap, dergi, tez, makale, Vakko'nun gazete ve fotoğraf arşivi yardımı ile desteklenmiştir. Elde edilen bu bilgiler doğrultusunda Vakko'nun Türk moda fotoğrafçılığı açısından önemi ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca moda, marka ve imaj konularının yönetimi konusunda Vakko'nun vizyon veren bir karakteri olduğu tespit edilmiştir. Türk moda fotoğrafçılığına nasıl örnek teşkil ettiği ve ülkemizde moda fotoğrafını ne kadar ileriye taşımış olduğu konusu belgelenmiştir. Anahtar Kelimeler : Moda, Moda Fotoğrafı, Marka, Vakko
Türk moda dergiciliğinde Vogue dergisi etkisi
Moda, toplumsal farklılaşmanın ve değişimin önemli bir sembolüdür. Fotoğrafın, modanın gelişimine ve değişimine sağladığı katkı ile büyük bir endüstri haline gelmesinde önemli bir rolü vardır. Fotoğraf moda ilişkisi derin tarihsel bir ortaklığa sahiptir. Temelleri yaşanan ekonomik, politik ve sanatsal akımlar yardımıyla kendine ait estetik bir dil geliştiren moda fotoğrafı, moda sektörünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Moda dergiciliği bu sektörün ayrılmaz bir parçasıdır. Moda dergileri, moda fotoğrafına özgü görsel dil aracılığıyla kendilerini ve yaşamı güncellerler. Fotoğrafın ve modanın kamuya mal olma kronolojilerindeki senkronizasyon bu birlikteliğin başarılı bir şekilde günümüze gelmesini sağlamıştır. Dolayısıyla modanın toplumsal ilişkisini sağlayan fotoğraflar güçlü kitle iletişim araçları haline gelmişlerdir. Dergiciliğin tarihsel gelişiminde, moda dergilerinin yenilikçi anlayışı söz konusu yayıncılığı güncel hale getirmiştir. Bu durum dünyada ve ülkemizde somut olarak gözlemlenebilmektedir. Moda dergileri, moda fotoğrafını dijital gelişmelerin doruk noktasına ulaştığı günümüzde şaşırtıcı bir şekilde kitlelerle iletişim kurmada yoğun biçimde kullanmaktadırlar. Moda dergileri kuracakları bu iletişimde ilgi çekmek adına yaratıcılığın bütün esprilerini kullanmaktadırlar. Bir moda dergisi olarak Vogue bu farkındalıkla 19. Yüzyıldan günümüze dünyada fotoğraflar aracılığıyla yeni ve farklıyı arayarak varoluşunu ispat eden önemli bir yayındır. Vogue, global anlamda bugün itibariyle 19 ülkede yayınlanmaktadır. Türkiye'de yayın hayatına Mart 2010'da başlamıştır. Vogue, birçok yabancı moda dergisinden çok sonra ülkemizde yayınlanmaya başlamasına rağmen moda dergiciliğinde farkını ortaya koymuştur. Yayınlandığı ülkelerin kültürel özelliklerini ön planda tutarak dünya standartlarında yayın yapma politikasına sahip olan dergi Türkiye içinde farklı bir üslup yaratma arayışındadır. Türkiye'nin kültürel dokusuna temas eden tasarımcı, fotoğrafçı, model arayışları ile bir gelecek vizyonu yaratmaya çalışmaktadır. Dergi, moda alanındaki meslek grupları için bir prestij unsuru konumundadır. Vogue Türkiye de yayın hayatına başladığı dönemden itibaren yayınladığı moda fotoğraflarıyla Türk moda tarihinde önemli bir yer edinmiştir. Yani moda dergiciliğimizde nitelik anlamında bir Vogue dergisi etkisi söz konusudur.