
83
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Robert Rauschenberg'in imge üretimi ve sanatçı tutumu
Robert Rauschenberg'in söylemiyle, ?sanat ve yaşam arasındaki boşluk içinde? yaşamaktayız. Etrafımızdaki nesneleri olduğu gibi görmeyip onların üzerlerine anlamlar yükleyerek işlevler vermekteyiz. Ve bu boşluk içinde nerede durduğumuzu kavramaya çalışıyoruz.Bu arayışlar içinde, Rauschenberg kendi yaşadığı dönem içindeki böylesi karmaşık sanat çevresinde kendi dünya görüşü ve sıradışı kişiliği bağlamında gündelik hayatın içinden atık nesneler, serigrafi baskılar ve tiyatro performansları şeklinde izleyicilere sanat eserleri bırakmıştır. Yaşamı boyunca herhangi bir sanat disiplinine bağlı kalmadan sadece yaşadığı tarihin kısıtlamaları içinde sonsuz hayal gücü ile birçok denemeler yapmıştır. Özellikle duygularını hiçbir zaman gizlemeyip tam tersi sanat çalışmalarında imgesel bir biçimde korkusuzca sunmuştur. Kendisine ait yöntem ve teknikler ile günün ikonolarını çalışmalarında yansıtmıştır. Günümüz tüketim dünyasının kaybetmiş olduğu nesnel bakış anlayışını, sanat eserlerinde; bir kolleksiyonerin tozlu raftan çıkardığı eserler gibi bizlere göstermiştir. Ve Rauschenberg olanaklarını zorlayarak yaşamına ve hayatta dair anekdotları; pratik, teorik ve düşünsel boyut düzlemlerinde kendi sanat anlayışı ile birleştirerek sanat dünyasına birçok eser katmıştır.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- kolaj tekniği 2- birle?tirme 3- soyut dı?avurumculuk 4- imge 5- tutum
1960 sonrası heykel sanatı ve yeni gerçekçilik
Heykel kavramına yeni bir yaklaşım getiren Rodin, heykeli geleneksel çizgilerinden sıyırmış, kaideden soyutlanan heykeli, anıt mantığından da çıkararak başka bir boyuta taşımıştır. Rodinle gelen bu uyanışın izleri, modernizm dönemine hatta çağdaş sanat akımlarına ve akım sanatçılarına öncülük etmiştir. Rodinle uyanışın ardından Duchamp'ın hazır nesneleri sanat dünyasını derinden etkilemiştir. Seçtiği hazır nesneler ve seri üretim malzemeleriyle heykel kavramına bambaşka bir yorum getirmiştir. İnsan yeteneğine, estetik kaygılara ve el becerisine dayalı sanata karşı bir duruştur bu. Kavramın önemini amaçlayan Duchamp'ın bu tavrı daha sonraları ortaya çıkacak olan Yeni Gerçekçilik, Pop Sanat, Minimal Sanat gibi sanat akımlarına esin kaynağı olacaktır.Yaşanan dünya savaşlarının toplumlar üzerindeki etkileriyle birlikte sanatçılar da bağımsızlığın, özgürlüğün ve özgünlüğün peşinden gitmek istemişlerdir. Teknolojinin egemenliğini kurduğu dünya düzeni içinde yaşayan sanatçılar, hızlanan iletişiminde sağladığı kolaylıklarla daha geniş kitlelere hitap edebilecek imkanları yakalamışlar ve bununla beraber insan olmanın önemini vurgulamışlardır. Sanatın geleneksel çizgilere ihtiyacının olmadığını düşünen sanatçılar artık ne heykeltraş ne de birer ressamdılar, farklı dalların ortadan kalktığı bir sanat düzeni içinde sanatçılar en özgür eserlerini biçimlerin dışında kendi bedenleriyle, seçtikleri hazır nesnelerle veya boş bir odayı sergileyerek sunmuşlardır.1960 sonrası sanat akımlarının etkili bir noktasında bulunan Yeni Gerçekçilik akımını oluşturmak için bir araya gelen sanatçı topluluğu, sanatın değişen yüzüne paralel olarak sanat ve sanatçının haricinde içinde yaşadığımız dünyanın ve gerçekliğin algılanmasını amaç edinmişdir.Bu gelişmelerin ışığında sanat, tavır alan, eleştiren, gündelik gerçeklikle ve sokakla bütünleşen çağdaş sanata evrilmiştir. Sanat artık yeni araçlar yeni malzemeler, yeni sunum teknikleri ve mekanlar kullanmaya başlamıştır ve artık bir galeride, sokakta, çölde, gökte, bedende ve hatta sadece zihnimizde yer alabilen bir konuma gelmiştir.Türkçe Anahtar Kelimer: 1- Modernizm 2- Yeni Gerçekçilik 3- Heykel 4- 1960?larda Sanat 5- Pop Sanatı
Ron Mueck yaşamı ve sanatı
Ron MUECK, Hiperrealizm akımına dâhil olan çağdaş bir heykeltıraştır. MUECK heykel alanında teknolojinin yeniliklerinden faydalanmasına rağmen geleneksel konulara bağlı kalmayı tercih etmiştir.Hiperrealizm bağlamında ?Ron MUECK Yaşamı ve Sanatı? adlı konuyu araştırmaya iten başlıca neden, hiperrealizme ve özellikle bu bağlam da Ron MUECK'in çalışmalarına duyduğum yakınlıktır.Ron MUECK, çalışma hayatının ilk 20 yılını kukla ve oyuncak yapımcısı olarak geçirmiştir. Bu süreçte çocuk televizyon programlarına ve filmlere kuklalar yapmıştır. Özel efekt uzmanlığı ve seslendirme alanlarında yer almıştır.Heykel sanatına geçiş süreci ve yapmış olduğu heykellerle son yıllarda adını duyurmuştur. Kukla sanatındaki başarısı ve tecrübelerini heykel sanatında da ustalıkla kullanmıştır. Var olan yeteneğini heykel sanatına yöneltmiş ve bu alanda teknik bilgisini ön plana çıkarmıştır.Bu çalışmada Ron MUECK'in sanatının gelişim sürecini, düşüncelerini, yapıtlarını, kukla sanatındaki deneyim ve birikimlerinin heykel sanatına yansımasını, kullanma şeklini ve geliştirdiği teknikleri araştırmak istedim.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1. Hiperrealizm 2. Ron Mueck 3. Heykel 4. Kukla 5. Fiberglas
Sanatsal form olarak oyuncak tasarımı
?Sanatsal Form Olarak Oyuncak Tasarımı? başlıklı bu araştırmada oyun-oyun nesnesi oyuncak ve sanat ilişkisi üzerinde durulmuştur.Çalışmanın ?Oyuncak Formu? isimli birinci bölümde oyuncağın tarihsel değişimi Antik dönemden 21. yüzyıla dek ele alınmıştır. Antik dönemde oyuncakları ikonlardan ya da yaşamdan sonra ölüme eşlik etmesi istenmiş nesnelerden ayırt etmek güçtür. Ritüel amaçlı kullanılan adak nesneleri önce dinsel törenlerde hizmet görür daha sonra oynamaları için çocuklara verilirdi. Bu dönemde oyuncaklarda genellikle kil, taş, kemik, kurutulmuş meyve, tahta gibi malzemeler kullanılmıştır.Antik dönemden ortaçağa doğru gelindiğinde oyuncakların daha çok kil, ahşap ve balmumundan el yapımı ürünler olarak ortaya konduğu, dövme demirden hayvanların ve tahta bebeklerin üretilmesinden sonra ortaçağ sonuna kadar oyuncak sanayinde gelişme görülmediği saptanmıştır (Onur, 2002, 35).Ortaçağ'da ticaretin artmasına bağlı olarak zanaat tekniği ile aynı ürünün tekrar tekrar üretilmesinden, makine üretimine geçiş Sanayi Devrimiyle gerçekleşmiş daha sonra tüm Avrupa'ya yayılmıştır.20. yüzyılda çocuğun gelişiminde oyuncağa büyük roller yüklenmeye başlanmıştı. Eğitsel ve Yaratıcı oyuncaklar adıyla yeni tasarım ürünleri pazarda yerini almaya başladı.21. yüzyılda elektronik ve dijital oyuncaklar dikkat çekmiştir.Oyuncak formunun tarihsel değişimi bebek formu üzerinden örneklendirilmiştir. Bebekler her zaman istisnai oyuncaklar oldu. Zengin ya da yoksul her çocuğun bir bebeği vardı. Bebek formu antik dönemden günümüze oyuncağın izini sürmek açısından bize yol gösterecek evrensel oyuncaklardan biridir.Kuşkusuz, insanın kendi imgesiyle uğraşmasından çok önceleri de insan imgesi çocuğun oyuncağını etkiledi. İlk bilinçli insan imgeleri doğadan kopya edilen bebek gibi figürlerdi. Sanatsal heykellerle karşılaştırıldığında bunların özel bir konumu vardır. Çocukların ellerine geçmeden önce bunlar büyük olasılıkla tapınma nesneleri hizmetini görüyordu.Bebek gibi formlar Paleotik Taş Devri kil heykelciklerinde zaten vardı. Bunlar abartılmış bir tarzda kadın bedeninin özelliklerini göstermektedir. Bunların majik-mistik kadın simgeleri sonuç olarak da doğurganlığın simgeleri olduğu sonucu çıkarılabilir.Antik çağda az çok değerli malzemenin kullanımı farklılığı yaratırken, Ortaçağ bireysel düzeylere göre oldukça özel bebek tipleri ortaya koymaktadır. 19. yüzyılın ortalarına kadar bebekler yetişkinler gibi görünüyordu. 20. yüzyılın başlarında, çocuk pedagojisinin yeniden gözden geçirilmeye başlanması ve Fröbel ile Montessori'nin görüşlerinin yaygınlık kazanmasıyla bebek formları da değişime uğradı (Nieman, 56-57). 21. yüzyıl ise tasarım bebeklerin ortaya çıkışına sahne oldu.?Oyuncak Formundan Sanatsal Forma? başlıklı ikinci bölümde ise oyun- sanat ilişkisi, tarih boyunca çeşitli düşünürlerin görüşlerine yer verilerek kavramsal çerçevede incelenmiş; oyun etkisiyle sanat üretmiş akımlarla somut bir şekilde ele alınmıştır. Oyun tavrıyla sanat yapan sanatçıların heykellerinden örnekler verilerek oyuncaklarla benzer olan noktalar vurgulanmış; Tasarım oyuncak adı altında oyuncağın tasarım yönü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1. Sanat 2. Oyun 3. Oyuncak4. Form 5. Tasarım
Hans Bellmer yaşamı ve sanatı
Hans BELLMER, Sürrealizm akımına dahil olan çağdaş bir sanatçıdır. BELLMER, ürettiği oyuncak bebeklerin yanı sıra sanatın çeşitli dallarıyla ilgilenmiş çok yönlü bir sanatçıdır.Hans BELLMER, fotoğraf, heykel, grafik, resim ve yazın gibi sanatın çeşitli dallarıyla ilgilenmiş ve başarıya ulaşmış nadir sanatçılardan birisi olmuştur. Sanatını yaşam tarzı şekline dönüştürebilen Hans BELLMER, sanat hayatındaki çıkışını `Bebek Projesi? ne borçludur. Kendi ürettiği bebeklerin irkiltici pozlarda fotoğraflarını çeken BELLMER insan uzuvlarının rahatsız edici görüntüleri üzerine yoğunlaşmış bir sanatçıdır. Bu çalışmada Hans BELLMER? in sanatının gelişim sürecini, düşüncelerini, yapıtlarını, yaşadığı olayların ve dönemin sanatına yansımasını, kullanma şeklini ve geliştirdiği teknikleri araştırılmıştır.
Cengiz Çekil yaşamı ve sanatı
Bu çalışmanın amacı, Cengiz Çekil?in sergileme pratiklerine yönelik bir değerlendirme aracılığıyla onun sanatsal üretim yöntemlerini çeşitlilikle kullanan, sorgulayan, araştırmacı tavrının farklı boyutlarıyla açığa vurulması ve bu tavrın, plastik sanatların anlatım dili bakımından belli imkânlar sunan bir sanatsal araştırma pratiği ve yöntemi olarak düşünülebileceğinin gösterilmesidir. Bu yolda ilk olarak, Çekil?in yaşamı ve genel olarak sanat serüveni, onun sanat anlayışının ve sergileme pratiklerine yönelik tavrının biçimlenmesinde etkili olan yönlerine işaret etmek üzere incelendi. Bu incelemenin ışığında sanatçının `Cengiz Çekil? (2010) başlıklı ilk retrospektif sergisinde yer alan bazı heykel yerleştirmelerinin, onun sanatsal üretim mantığının temel bileşenlerini açığa vuran bir görsel analizi ve değerlendirilmesi gerçekleştirildi. Son olarak, bu değerlendirmeler çerçevesinde Çekil?in sanatsal tavrının ve sergileme pratiklerinin özgün yanları tespit edildi ve onun sanatsal üretim yöntemlerini sorgulamanın sunduğu olanaklara işaret edildi. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1-Cengiz ÇEKİL 2-heykel-yerleştirme 3-sergileme pratikleri 4-heykel çalışmaları 5-sanatsal araştırma
Heykelde hazır nesne algısı ve dönüştürme üstüne uygulamalı araştırmalar ve bir sergi
Bir özne içindeki nesneyi tam anlamıyla betimlemek neredeyse olanak dışıdır. Öznenin alanı nesnenin alanından büsbütün farklıdır. Algılama ve bir algılama deneyimi olarak estetik, özne ile nesne arasındaki gerginliği gidermeye yönelik bir tür ilişkidir. Sanat bu ilişkiyi dönüştürmede bir arabulucudur. Seri üretim bir endüstri ürününün bizzat kendisini bitmiş bir iş olarak algılayıp ona hiç müdahalede bulunmadan doğrudan sanat eseri statüsüne taşıyan ilk sanatçı Marcel Duchamp oldu. Kendisi yani bir sanatçı tarafından tüm yerleşik estetik kaygılardan arınmış bir şekilde seçilen ve sanat nesnesi olarak atanan bu nesneyi hazır nesne olarak adlandırdı. Sıradan, günlük bir endüstri ürününe tanınan bu olanak kendisine kadar gelen sanat anlayışlarından büyük bir kopuş olduğu kadar kendisinden sonraki sanat anlayışlarına da karşı koyulamaz bir şekilde kaynaklık etti. Hazır nesne kendini gerçekleştirmiş bir sanat nesnesidir. Sanatçının seçimiyle dönüşümü başlamış ve bitmiştir. Sanat eseri statüsü bu seçimle başlar. Seri üretim endüstri ürünü olan her nesne bir malzeme olarak sanatta kullanılabilir ama hazır nesne değildir. Hazır nesne bir malzemenin adı değildir. Statünün adıdır. Tezin birinci bölümünde tarihsel ve düşünsel arka plan verilerek sanatta özne ve nesne ilişkisinin tarihsel ve düşünsel alanlardaki yolculuğu irdelenmiştir. İkinci bölümde nesneye bakış, hazır nesne algısı ve dönüştürme başlığı altında teknik nesne/estetik nesne ayrımı, bir analiz yöntemi olarak nesne okuma, hazır nesne ve dönüştürme süreçleri ile endüstri ürünü kullanan sanatçılar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde uygulamalar sunulmuş ve gerçekleştirilen sergideki eserler tanıtılmıştır.
Alexander Calder ve sanatı
Tez oluşturulurken ?Sanat toplum içindir? gayesi ile izlenen yolda karşılaşılan örnek teşkil edecek unsurlar göz önüne alınmıştır. Bu yolda topluma hizmet etmiş plastik sanatlar bünyesinde, değerli sanatçılar araştırılmış ve Amerikalı heykeltıraş Alexander Calder?in; sanatsal üretimlerine yansıması kaçınılmaz olan, özel hayatı ve sanat hayatı incelenmiştir. 1898 doğumlu, toplum için üreten heyekeltıraşın tercih edilmesinin nedeni yaşamı boyunca içindeki eğlenme arzusunu yok etmeyip, bu hisler içinde eserlerini üretmiş olmasıdır. Ortaya çıkan eğlenceli çalışmaları, savaşın ardında bıraktığı bunalımlı zamana isabet eder ve insanları bir nebze olsun neşelendirir. Sanatçının insanları kahkaya boğan el yapımı sirk performansları, buna en güzel örnektir. Sanatçı aslında etrafında olup bitenlere kayısız kalmamış, tepkilerini, coşkularını duygularını ortaya koymuştur. Çalışmaya Alexander Calder'in yaşam öyküsünden başlanmış, yaşadığı döneme ve sanat çevresine olan büyük katkılarını incelemekle devam edilmiştir. Günümüzde Calder'in eserlerinin bulunduğu sergiler incelenmiş ve bu sergilerde Nathan Carter,Martin Boyce,Abraham Cruzvillegas gibi günümüz sanatçılarında da Calder etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Calder hakkındaki röportajlar ve günümüz sanatçıların eserleriyle Calder?in eserlerinin yan yana çekilmiş fotoğrafları bu etkiyi kanıtlar niteliktedir. Bunun yanı sıra çeşitli Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca kaynaklar incelenmiş, yabancı kaynaklarda gerekli görülen yerler Türkçe'ye çevrilerek sentezlenmiştir. Ayrıca Alexander Calder 'in farklı dönemlerde yaptığı eserlerin fotoğrafları görsel kanıt teşkil etmiştir. Bu görsel kaynaklar onun yaşadığı dönemlerin sanat tarzının aksine, kendine has eşşiz bir tarzının olduğunu gösterir. Etkilenmiş olduğu sanatçılar saptanmıştır. Örneğin Miro'dan oyun ve renk konularında etkilenmiş, Mondrian'dan tek çizgili çalışmalar konusunda etkilenmiştir. Mekanik mühendislik eğitimi onun dengede duran hareket halindeki mobilleri yapmasında fayda sağlamıştır. Sanat dünyasına getirmiş olduğu en büyük yenilik, motorsuz hareket eden heykeller olmuştur. Tel heykellerle başlayan sanat yaşam serüveni çeşitli (takı, kullanım eşyası, sirk, oyuncak, mobil, stabil) gibi tasarımlarıyla devam etmiş, ve sonunda onun anıtlarıyla birleşmiştir.
Türk heykel sanatında Hakkı Atamulu
Türk Heykel Sanatında Hakkı Atamulu adlı bu çalışmamda, Cumhuriyet Dönemi Heykeltıraşı olan Hakkı Atamulu'nun yaşamı ve sanatı incelenmektedir. Hakkı Atamulu, Osmanlı Devleti Döneminde doğmuş, Cumhuriyetin ilanına şahit olmuş, Türkiye Cumhuriyetinin ilk yontucularından birisidir. Hakkı Atamulu'nun yaşadığı dönem yaşamı ve sanatına birçok açıdan etki etmiştir. Yontucu Atamulu, 1934 senesinde, bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde Mahir Tomruk ve Rudolf Belling Atölyelerinde heykel eğitimini tamamlayıp Almanya da eğitimini devam ettirse de, ikinci Dünya Savaşının Başlamasıyla bu eğitimi çok uzun sürmemiştir. Yurda dönüp birçok anıt heykele imza atan yontucu, 1960 senesinde doğduğu Nevşehir Derinkuyu?ya yerleşmiş ve ölümünde dek burada sanat çalışmalarına devam etmiştir. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- etki 2- kültür park 3- anıt heykel 4- süreç 5- siyaset
Steatopijik ana tanrıça heykelcikleri ve 20. yy. heykel sanatına etkileri
Steatopijik Ana Tanrıça Heykelcikleri ve 20. Yüzyıl Heykel Sanatına Etkileri konulu bu araştırmada, tarih öncesi dönemlerde steatopijik olarak adlandırılan ana tanrıça heykelcikleri incelenerek, bu abartılı kullanımın 20.yüzyıldaki heykel sanatına etkileri ele alınmıştır.19. yüzyılın sonlarında endüstriyel gelişmelerle sanatta başlayan dönüşüm, sanatçıların ilkel denilen başka halkların, kültürlerin sanatlarına bakma isteğini doğurmuştur. Bu dönem sanatçıları ilkçağ ve ilkel kabile sanatlarını incelemiş ve etkilenmiştir.Bu çalışmada tarih öncesi çağlar olarak adlandırılan dönemdeki venüs heykelleri, 20.yy heykel sanatına etkileri açısından, sanatçılar ve çalışmaları üzerinden araştırılmıştır.
Heykelde geometrik soyutlama
Heykelde Geometrik Soyutlama başlığı ile ele alınan çalışmada heykel sanatı içerisinde geometrik soyutlama kavramı esas alınarak, 1900 ve 1950 yılları arasında heykel sanatında gelişen, değişen plastik yargıların açıklanması amaçlanmıştır. Radikal değişikliklerin olduğu bu dönemlerde, gerçek kimliğini kazanan modernist heykelin değişimine paralel olarak geometrik soyutlama kavramının gelişimi de yansıtılmaktadır. Sanat yapıtında yapılan bu devrimin tanımlaması soyutlama olarak adlandırılır. Soyutlamanın sanat tarihindeki başlangıcı irdelenirken primitif ve arkaik dönem sanatındaki soyutlama anlayışına dikkat çekilmektedir. İlkel dönem sanatçısının dünyayı görme ve çözümleme becerisi mutlak bir soyut anlatıma değil, bir nesne figür görüntülerinin sembolize edilişine dayanır. Uygar toplumlarda ise, bireyi soyutlamaya, geometrik biçimlere götüren neden, öze ulaşma isteğidir. Öze ulaşmaya çalışan sanatçı tarafından imgelerin yüklendiği yeni anlamlar, geçmişteki anlamları ile birlikte, düşünsel ve ruhsal olarak yeniden ortaya konur.Heykel sanatında geometrik soyutlama sürecinde sanatçılar ve akımlar bölümleri ile 19.yy sonralarında, Endüstri devrimi sonucunda oluşan değişikliklerin sanatçıya nasıl yansıdığı ve buna bağlı olarak soyutlama ve geometrik soyutlamanın ortaya çıkış nedenleri incelenmeye çalışılmıştır. Konu incelenirken geometrik soyutlamaya kaynaklık eden sanatçılar ve yapıtları, ayrı ayrı ele alınarak değerlendirilmiştir.
Kamusal alan heykeli olarak güneş saati uygulaması
ÖZETBugün geçmişte olduğu gibi kamusal alanlar için üretilen heykeller diğer kamusal alan elemanlarında olduğu gibi basit bir imge olmaktan çok daha fazla işleve hizmet etmektedir. Bu yüzden pek çok açıdan bu mekânları kullananlara hitap edecek şekilde üretilmeleri ile daha iyi yaşanabilir kamusal alanlar yaratmada etkin bir rol üstlenebilirler. Bir kamusal alan heykeli içerisinde bulunduğu çevresi ile kurduğu ilişkilerle varlığını sürdürürken yüklendiği misyonla beraber düşünsel ve fiziksel anlamda bütünlüğe kavuşacaktır. Kamusal açık alanda yer alan yapıtlar gerek çevre, gerekse içerdiği bildiriler ve toplumsal ilişkilerde etkin bir rol alması bakımından iç mekân için tasarlanan heykellerden farklıdır.Kentlerin kimliklerini yine o kentlerin geçmişten gelen izleri belirlemektedir. Bugün dünyanın bütün coğrafyasında yer alan kentlerin dününü bugüne taşıyan bir imgesi mutlaka bulunmaktadır. Dün ve bugün arasında gidip gelen imgelerden biri olan Güneş saatleri de kendi işlevsellikleri ile beraber formsal anlamda da görsel sunumu olan imgelerden biridir. Günümüzde işlevsel olma özelliğini yitiren güneş saatleri sanatsal tasarımlarla yeniden kurgulanmaktadır. Tasarlandıkları mekân üzerinde görsel ve algısal farklılık yaratılarak kamusal mekânın sanatsal bir değeri olarak yeniden hayata geçirilerek kamusal alan sahiplerinin zihninde geçmişi olan yeni bir imge oluşmasını sağlayabilir. Güneş saati heykeli ilişkinin tarafı olmakla birlikte üzerinde izleyici ile zaman arsında köprü oluşturur. Bunun için kamusal alana yerleştirilecek güneş saati heykeli sosyo kültürel yapı, mekânın fiziksel özellikleri, belleği ve alanın kullanım alışkanlıklarından doğan kullanıcı ihtiyaçları gibi bütün kamusal alan heykellerinde olması gereken tüm plastik unsurları taşımak durumundadır.
Pekin olimpiyatları kapsamında bir kamusal alan heykeli uygulaması "Prizmanın Telaşı"
2004 yılında, lisans programı sürecinde ürettiğim ?Prizmanın Telaşı? isimli heykel, 2008 yılında Pekin'de yapılan Olimpiyat Köyü Parkı kamusal alanında ?100 Olimpiyat Heykeli?nden birisi olarak büyük ölçekte uygulandı. 2005 yılında uluslararası düzlemde sanatçılara ve tasarımcılara katılım çağrısı yapılan yarışma, 2007 yılında sonuçlanmıştır.?Prizmanın Telaşı? isimli heykelin, 2006 yılında Pekin Olimpiyat Köyü kamusal alanına uygulanmak üzere seçilmesi ve uygulama sürecini anlatan sanatta yeterlik tezinde; 2008 yılında Pekin'de nihayetlenen yarışma süreci ve ?Prizmanın Telaşı?nın bir kamusal alan heykeli olarak uygulamasının okuyucu tarafından daha iyi anlaşılabilmesi için ilk bölümde; modern toplum kuramlarında kamusal alan ve modernizm sonrası kamusal alan heykeli kavramlarının açıklanması, ikinci bölümde; Çin Kültür Devrimi periyodundan günümüze değin geçen zaman diliminde Pekin'de çağdaş kamusal alan heykeli üzerine yapılan uygulama örnekleri; kültürler arası etkileşim için farklı ülke sanatçılarının çağdaş nitelik taşıyan kamusal alan heykellerinin uygulanması, yerel yönetimler, sanatçı birlikleri ve sanat akademilerinin göstermiş olduğu ortak çalışma deneyimleri içerik olarak aktarılmıştır. Üçüncü bölümde 2004 yılında üretilen ?Prizmanın Telaşı? heykelinin biçim ve içerik açıklamaları, heykelin kamusal bir alan için yorumlanması, uygulama süreci görselleri ve ekler bölümünde Olimpiyat Parkına yerleştirilen 100 adet heykelden seçilen örnekler görseller sunulmuştur.
Modernizm sonrası batı heykel sanatında biçimsel yaklaşımlar ve taş
Bu çalışmada, 20. yüzyılda modernleşme süreci ve sonrasındaki heykel sanatında malzeme olarak taşın kullanılması ele alınmıştır. Sanatta değişen tanım, kavram ve yaklaşımların biçimsel etkileri ve taşın bu etkilerdeki rolü örnekler üzerinden incelenmiştir.Birinci bölümde batı plastik sanatlarını etkileyen Fransız Devrimi ile Sanayi Devrimi ve onların sonucundaki gelişmelere değinilmiştir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının sonuçları ve etkilerinin ne olduğu ile tüm bu etkilerin sanatta nelerin doğmasına sebep olduğu ve soyut sanatın ortaya çıkışı yer almaktadır.İkinci bölümde modernizmin temel kavramı; soyut ve soyutlama merkezli heykelde, taşın doğrudan biçimlendirme malzemesi olarak nasıl yer aldığı, heykeltıraşların biçimsel yaklaşımları ve etkilendikleri görüşler ve temalar üzerinden ele alınmıştır.Üçüncü bölümde 20. yüzyılın ikinci yarısında, heykelin değişen tanım ve kapsamlarından bahsedilmiş ve bu değişim üzerinden taşın heykelde yeni yaklaşımları, biçimleri; doğal malzeme oluşu, ham malzeme oluşu ve işlevselliği ile kullanılması ele alınmıştır.
Konstrüktivist heykelde boşluk kavramı
19. yy.da başlayan ve 20. yy.a damgasını vuran teknoloji ve endüstri alanında yapılan büyük atılımlar, Endüstri Devrimi olarak adlandırılır. Gittikçe hızlanan teknolojik devrim, geleneksel kültürün parçalanmasına, kırsal yaşam biçiminin değişmesine ve böylece ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda köklü değişimlere neden olmuştur.Dünyada oluşan teknoloji ve endüstri alanındaki bu hızlı değişimler, sanatçıların da yaşama ve çalışma koşullarını değiştirmiştir. Özgür kalan sanatçılar doğayla baş başa kalmışlar, bu gerçek, onları manzara resmi ve toplumsal resimler yapmaya itmiştir.Sanatçıların bu bakışı, doğayı analiz etmelerine ve ondan sentezler çıkarmalarına neden olmuştur. Cezanne ile temelleri atılmaya başlanan bu dönem Kübizm olarak adlandırılmıştır. Picasso ve Braque, 20. yy.da Fizik alanında yeni bir gelişme olan, maddenin enerjiye dönüşümünün (görelilik teorisi) dördüncü boyutu, yani zamanı ifade ettiği bilimsel teorisinden yararlanarak, kütle ve hareket düşüncesini sanata taşıyan ilk sanatçılardır. Aynı dönemde Malevich de sonsuzluk niteliği üzerinde durarak genişlettiği süprematizmi Einstein'ın görelilik teorisinde, alanın yeni kavrayışının bir yansımasıdır.Tüm bu gelişmelerden beslenerek ve Einstein'ın enerjinin bir kütlesi olduğu ve uzayın bir hiçlik olmadığı görelilik teorisinden yararlanarak, Rusya'da 1920'de konstrüktivizm akımı ortaya çıkmıştır. Teori, boşluğun (Uzay) maddeden ayırt edilemez olduğunu ve uzayın kendisinin maddi cisimlerin varlığı ile koşullandığını iddia eder. Bunun sonucu olarak, konstrüktivistler, boşluğu somut bir madde olarak ele almışlardır ve boşluğu, heykelin tamamlayıcı bir parçası olarak kullanmışlardır.Gabo ve A. Pevsner'in Ağustos 1920'de birlikte yayınladıkları ?Gerçekçi Bildirisi?, dönemin bilimsel çalışmalarını (görelilik teorisi) titizlikle incelediklerini göz önüne koymaktadır ve sanatlarına yansıttıklarını göstermektedir. Ayrıca bu bildirinin en önemli tarafı, boşluğun yeni bir anlamda heykelde kullanılmasının belirlenmesidir.
Plastik sanatlarda imgeye öznel yaklaşımlar
?Plastik Sanatlarda mgeye Öznel Yaklaımlar? adlı tez çalımasında imgenin büründüü farklı haller, farklı dönemlere ait olan bazı sanatçıların kendilerine özgü ifadesel yaklaımları dorultusunda incelenmeye çalıılmıtır. Tezin `Göstergelerin Oluumu' adlı ilk bölümünde; dilin göstergeyle balantısı, göstergelerin insan yaamındaki yeri, farklı dilsel yapılarda üstlendikleri ilevleri ve görsel göstergebilim kapsamı altındaki `sanatsal gösterge' kavramı ele alınmıtır. `Sanatsal Yaratımda mgesel Yapılanmaya Sanatçı ve Yapıtları açısından Yaklaımlar' adlı ikinci bölümünde ise; imgeyi yapıtlarında farklı materyaller ve yaklaımlarla sunan sanatçılardan örnekler verilmitir. Göstergelerin günlük yaamdaki ortak uzlaımsal ilevlerinden farklı olarak, sanatsal göstergelerin sanatçının tavrına ve dolayısıyla yapıtına özgü olan kod sistemleri, biricikliklerinden ötürü farklı bir algılama ve deerlendirme biçimine ihtiyaç duyarlar. Görsel düzlemde, ?sanatsal gösterge? kapsamı altına girebilecek öeler (iaret, sembol, simge, imge?), yapıtın iç bütünlüünü kuran ve böylelikle de yaamsal hale gelen özel ilevlere sahiptir. Denebilir ki, sanatçının içinde bulunduu sosyo-kültürel yapıya ve yapıtın üretildii özel artlara göre anlam kazanan her bir görsel imge, dier imge çeitleri gibi güçlü bir ifadeyi temsil etmektedir; böylelikle özgün dilsel yapıları toplumsal düzlemde iletiimsel ilevleriyle öne çıkaran önemli bir belge haline gelmektedir. Bunun yanı sıra yapıttaki imgesel yapıyı sanatın kendi kıstasları dorultusunda algılamak doru olacaktır. Sanatsal yaratım esnasında duyumların, ifadesel özellikler taıyan imgeler olarak yapıta yansıması, aslında iaret ve göstergelerin yeniden dönüümünün bir sonucudur. iir, masal, resim heykel, müzik gibi ifadeler, belirli dilsel yapılara dönümü iaretler bütünü ve nihayetinde duyusal algılarımızdır.
Terracotta heykel ve bir sergi
Terracotta, var olusun temel ögeleri olan toprak, su, hava ve atesten dogar. Neredeyse, insan ruhu ile de aynı kimyadadır. Pismis toprak olarak adlandırabilecegimiz bu teknikle, yapılan tüm sanatsal üretimler, yeryüzünün bellegini, insanın bilgeligini içlerinde saklarlar. Toprak, yeryüzünün insana armagan ettigi en zengin arkeolojik olusumlardandır. Su ile karıstırıldıgında, kolaylıkla biçimlenen kile dönüsür. Bu malzeme, heykel sanatının en eski vazgeçilmez model malzemesidir. Nefes almasına ragmen, kısa ömürlü olan bu malzeme, ancak ates ile pisirildiginde kalıcılasmaktadır. Bu çalısmada, kilden üç boyutlu kalıcı isler olusturabilmek amacıyla, terracotta'nın geçmisten günümüze kullanılısı incelenmis uygulama tekniklerine yer verilmistir. Gelisim süreci incelendiginde, neredeyse insan ile yasıt olan bu teknik dogaya uyumu, dayanıklılıgı, duyarlı anlatım olanakları ile, günümüz sanatçıları için, hala çekiciligini korumaktadır.
Metal malzemenin modern heykelde yeri ve anlatım olanakları
1900 yıllarından günümüze degin, endüstrilesme, seri üretim, kentlesme, küresellesme ve bu gibi kavramlar, tezin içeriginin sekillenmesinde baslıklar ve referanslar olarak kullanılmıstır. Sıralanan kavramlarla birlikte insan ve toplum hayatında çaglardan beri olmadıgı kadar önemli yer tutan metaller, bu yasamsal etkisini sanat yapıtlarında ve üretimlerinde farklı ve etkin biçemlerde kendisini göstermistir. Metal, modern heykel sanatında önemli bir anlatım sekli olarak yerini almıstır. Dogrudan biçimlendirme veya metale özgü müdahale yollarıyla; demir, çelik, alüminyum, kursun, bakır vb. metaller, sanat üretimlerinde yeni anlatım olanakları yaratmıslardır. Bu yaklasımlarla, geleneksel sanat üretimlerinin sınırlarının sorgulanmasıyla baslayan 19 yy.'dan, modernizmin bir kavram ve degisim ideolojisi olarak toplum yasamına girmesi, yakın geçmise kadar bu arayısların gelmis oldugu yeni sınırlar; sanatçılar, akımlar ve yapıtlar zamandizin anlatım perspektifinde incelenmeye çalısılmıstır. Tezin son bölümünde, Carlo Goldoni zmir talyan Kültür Merkezi'nde 16 Mayıs 2007 tarihinde yükseklisans egitim sürecimin sonunda kursun ve demir materyallerle açtıgım heykel sergisinin içerigi, rapor ve fotograflarla sunulmustur.
Primitif sanat ve primitif sanatın 1900-1950 yılları arası heykel sanatına etkileri
Primitif Sanat Ve Primitif Sanatın 1900?1950 Yılları Arası Heykel Sanatına Etkileri konulu bu araştırmada, Primitif Sanat incelenerek, Modern sanatın en yoğun yaşandığı dönemdeki heykel sanatına olan etkileri ele alınmıştır. Modern olarak adlandırılan süreçteki heykel sanatına bakıldığında, bunun özellikle 1900?1950 yılları arasındaki dönemi kapsadığı görülür. Bu sürecin oluşumunu sağlayan en önemli etkilerden biri de Primitif sanatın farkına varılmasıdır. Bu çalışmada öncelikle insanın ilk kez alet yapmasıyla başlayan tarih öncesi çağların ilk sanat örnekleri ile günümüze kadar gelebilmiş ya da yakın tarihlerde son bulmuş Primitif kabile topluluklarının yaptıkları ve sanat nesnesi olarak değerlendirilen; fetiş, maske, totem şeklindeki çeşitli üretimleri incelenmiş, aslında bu nesnelerin onların yaşamı algılayışlarının ve inançlarının yansımaları olduğu görülmüştür. Daha sonra ise modern sanatın oluşumunu hazırlayan önemli toplumsal, endüstriyel ve tarihsel gelişmeler üzerinde durulmuş, Ekspresyonizm, Kübizm, Sürrealizm gibi Primitif sanattan en çok etkilenen sanat akımları incelenmiştir. Primitif sanatın heykel sanatına etkileri ise Matisse, Picasso, Brancusi, Moore gibi heykeltraşlar ve heykelleri üzerinden araştırılmıştır.
Plastik sanatlarda "heykel, performans, video" bedenin kullanımı
1960 kusagı sanatçılar, hedeflerini gerçeklestirmek için bedenlerini sanat eylemlerinde kullanmaya baslar. Ancak sanatçılar bedeni geleneksel sanattaki model anlayısının aksine dogrudan sanat yapıtı olarak kullanır. Bedeninin fizyolojisini estetikten ayırarak genel kabul görmüs sanat begenisini yıkar. Batı modernizmin bedenleri uyruklastıran, davranısları yöneten, ne yapması gerektigini buyuran yönetim biçimlerini entelektüel çaba göstermeden izleyicide travmalar yaratarak karanlık yönlerini sorgular. Sanatçılar, dogal olarak adlandırılan yasantının aslında normallestirme adı altında belirlenmis kalıplar oldugunu bedenlerine uyguladıkları törensel eylemlerde vurgular. Bu yüzdendir ki, izleyicinin tepkisi kendilerine yapılmıs bir saldırıya karsı degil, alıskanlıklarına duydugu baglılıgının anlamsız kılınmasınadır. Beden sanatçıları bedenlerinin limitlerini zorlayarak izleyicinin algılama sınırlarını zorlar. zleyiciye bedenin çok daha zengin bilesenlerden olustugunun farkındalıgını saglar.
1950'den günümüze cam heykel sanatı
?1950'den Günümüze Cam Heykel Sanatı? hakkındaki bu çalışmada, camın tarihsel süreç içerisindeki gelişiminden, camı şekillendirme tekniklerine, camın heykel malzemesi olarak nasıl kullanılmaya başlandığı ve bunu kullanan Türk, yabancı cam sanatçıları incelenmektedir. Endüstri Devrimi ile birlikte teknolojide yaşanan büyük değişim, her alanda olduğu gibi camda da kendini göstermiştir. Cam malzemesi, sadece kullanım amaçlı değerlendirilirken, Art Nouveau'nun ortaya çıkışıyla camın sanat malzemesi olarak görülmeye başlanmasının temelleri atılmıştır. Stüdyo Cam Hareketi'nin kendini göstermesi ile de cam, artık heykel sanatında yerini almıştır. Üç bölümden meydana gelen tezin ?Camın Tanımı ve Tarihçesi? isimli ilk bölümünde, camın bulunuşundan günümüze gelişimi, Türkiye'de ve dünyada, cam sanatının hangi noktada olduğu açıklanmaktadır. Cam malzemesinin, sıcak ve soğuk haldeyken, nasıl biçimlendirilerek sanat malzemesine dönüştürüldüğü teknik açıdan ele alınmasıyla başlayan ikinci bölümde, Stüdyo Cam Hareketi'nin, Cam Heykel Sanatı'ndaki etkisi ve buna öncülük edenler, XX. Yüzyılın ikinci yarısından sonra, heykel teriminin anlamının, genişleyerek farklı disiplinlerde yorumlanması ile bunun cam heykel sanatındaki etkileri resimler ile belirtilmektedir. Cam Heykel ve Cam Heykel Sanatçıları adlı son bölümde ise; Dünya ve Türkiye'deki Cam Heykel Sanatçıları ve çalışmalarını hangi teknikler ile oluşturdukları, örnekler ile anlatılmaya çalışılmıştır.
Heykelde geçicilik olgusu ve kişisel bir sergi
Günümüzde kapitalist toplum düzeniyle kosutluk gösteren sanatın kurumlarının birer magazaya dönüsmesi, sergilenen nesneleri ticari yatırım haline getirdi. Bu durum sanatta yeni fikirlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Müze, galeri, vs? gibi mekânların statülerini koruma istekleri dogrultusunda, kalıcı biçimlere sahip islerin sergilenmesine karsıt düsünceler; 1960 sonrasında sanat olmayan nesnelerin sergilenmesi ve sanatçının geçici olan eyleminin görsellestirilmesiyle ortaya kondu. Bunun dısında, tarihsel süreç içerisinde sanatın bulundugu politik rol, ona toplumda büyük güç ve statü kazandırmıstır. Sanatın kitleler üzerindeki etkisi; yirminci yüzyılla birlikte dünyanın kapitalist temelde degisimiyle de süregelmistir. Bu açıdan birer prestij nesnesi olan sanat yapıtları; toplumla olan mesafelerini daha da artırmıstır. ?Geçicilik? baglamında yapılan çalısmalar, alısıla gelmis geleneksel sanat objesine göre; biçimlendirme, yerlestirme bakımından farklıdırlar. Bu tür çalısmalar; yer çekimi ve doga kosullarına göre biçimlendirilmis, aynı zamanda izleyici müdahalesine açık ve gevsek bırakılarak yapılandırılmıstır. Geçicilik; sanat objesinin sanatçının eyleminin önüne geçmesine, etrafından bagımsız bir nesne olusuna elestiridir. Çalısmaların; bitmis kalıcı biçim dısında geçicilikleri ve tasınamaz olmaları; müzelerin temel islevi olan saklama fikrini sorgulamaktadır. Geçici olan çalısmalar anti-kapitalist yaklasımla, alınıp satılabilen bir meta haline gelmis ve belli bir kesimin hizmetinde olan sanata karsı çıkmıslardır.
Heykelde metal ile doğrudan anlatım ve bir sergi
ÖZET Giriş kısmında doğrudan anlatımın çağdaş sanata getirdikleri ve metal ile doğrudan anlatım yöntemini kullanan sanatçılardan bahsedilmektedir. Çalışmamın ilk bölümü metallerin genel özellikleri ve doğrudan anlatım yöntemi ile kullanılabilecek metallerin tanıtılmasına ayrılmıştır. İkinci bölümde, çağdaş heykel sanatçılarına geniş anlatım olanaktan açan, metal ile doğrudan anlatım yöntemleri sıralanarak bunlar basitçe açıklanmıştır. Üçüncü ve son bölümde, metal ile doğrudan anlatım yöntemlerinden yararlanarak yaptığım heykellerin fotoğraftan ve bunlar hakkında açıklamalar yer almaktadır. Sonuç bölümünde Metal ile doğrudan anlatım yönteminin bir değerlendirmesi yapılmaktadır. Çalışmalar sonucunda elde edilen bilgiler ışığında bu yöntemin imkanları tartışılmaktadır.
Kuzgun Acar'ın yaşamı ve sanatı
Bu çalışmada, Türk heykel sanatının modernist hareketler içinde değişim ve gelişim geçirdiği bir evrede, çalışmalarıyla soyut sanat alanında öncü olabilecek değerde olan heykeltraş Kuzgun Acar'ın Yaşamı ve Sanatı incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma, sanatçıyı daha iyi tanıtabilmek amacıyla iki bölüme ayrılmıştır. I. Bölüm'de, Kuzgun Acar'ın Yaşamı anlatılmış, II. Bölüm'de, Kuzgun Acar'ın Sanatı ve Yapıtları başlığı altında sanatçının eserleri zaman gözetilerek sıralandırılmış, yapıtlar üzerine açıklamalar getirilmiştir.
Ana Tanrıça'nın Anadoluda biçimsel değişimi ve günümüz Türk heykel sanatına yansımaları
Bu tez çalışmasının birinci bölümünde kadının Anadolu toplumu içerisindeki rolü ve gücü, doğurganlığına bağlı olarak tanrıçalaştırılması, Ana Tanrıça'nın doğayla, insanlarla ve hayvanlarla olan ilişkisi ve tanrıça inancı irdelenmiştir. Bu bulgular doğrultusunda ikinci bölümde Anadolu'nun yerli halklarından başlayarak onu takip eden uygarlıklar tarafından adlandırılması ve aldığı biçim açıklanmış, üçüncü bölümde Ana Tanrıça formlarının malzeme, teknik, konumlandırılmaları arasındaki farklılıklar ve Ana Tanrıça heykelciklerinin zaman içerisinde biçimsel değişim süreci ortaya konmuştur. Dördüncü ve son bölümde ise günümüz Türk heykel sanatında çağdaş Türk heykeltıraşlarının Ana Tanrıça yorumlamalarına yer verilmiş, esin kaynağı veya benzerlik gösterdiği düşünülen Ana Tanrıça heykelcikleriyle eşleştirilerek birlikte değerlendirilmiştir.Ana Tanrıça heykelcikleri Anadolu uygarlıklarında çeşitlilik ve süreklilik göstermektedir. Bu çeşitlilik malzeme, bölgesel farklılık, konumlandırma ve dönem farklılığından kaynaklanmaktadır.Güçlü bir form anlayışıyla biçimlendirilen Ana Tanrıça heykelcikleri kaçınılmaz bir şekilde günümüz heykeltıraşlarını da etkilemiştir. Bu çalışmada yüzyıllar boyunca süregelen Ana Tanrıça objesinin aynı amaçla olmasa bile, aynı coğrafyada yaşayan heykel sanatçıları tarafından yaşatıldığı ve yorumlandığı örnek eserler aracılığıyla ortaya konmuştur.
Çağdaş heykelde tasarım süreci
İnsanı diğer canlılardan ayıran başlıca özelliği ihtiyaçlarını karşılayacak objeler üretebilmesidir. Bu şekilde üretilen her obje bir tasarım sürecinden geçer. İşlevsel bir özelliği olmasa da sanatsal üretim de bir tasarım süreci sonrasında var olur. Sanatın en eski dallarından biri olan heykel sanatı da tarih içerisinde tasarım süreci bağlamında değişikliklere uğramış, bu değişikliklerin en önemlisi modernizm ile birlikte olmuştur. Bu tez çalışması, çağdaş heykelde tasarım süreçlerinin ne şekilde gerçekleştiğinin, dönemin önemli sanatçılarının çalışmalarından örneklerle anlaşılmasını sağlamayı amaçlamıştır.Bu amaca yönelik olarak birinci bölümde öncelikle heykel tanımlamaları değerlendirilmiştir. Çağdaş heykelin, içinde yaşadığı modernizm olgusu tarihsel süreci içerisinde incelenmiş ve heykel sanatının bu süreç içinde geçirdiği değişim ve dönüşümler ele alınmıştır. Ayrıca modernizme getirdiği farklı bakış ile 1960 sonrası her alanda etkili olmuş olan postmodernizm kavramı ve heykele yansımaları da bu bölümün içinde bir alt başlık altında değerlendirilmiştir.İkinci bölümde, tasarım kavramı incelenerek, tasarımın oluşum sürecinde olması zorunlu olan problem, yaratıcılık ve tasarım nesnesi, tasarım süreci başlığı altında endüstri tasarımı ile sanatsal tasarımın farklılıkları göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde de öncelikle modern öncesi heykel tasarımının nasıl oluştuğu, ardından heykelde kullanılan malzeme ve yöntemlerin tasarım sürecine etkileri ele alınmış ve son olarak çağdaş heykelin önemli sanatçıları üzerinden tasarım süreçleri incelenmiştir.
20. yüzyıl heykelinde görsel ve düşünsel değişimler
Bu çalışmada 20.Yüzyılda heykelin, sanat akımları ile olan ilişkileri, en çok öne çıkan örnekler üzerinden incelenerek, heykel sanatının gelişim sürecinde, geçirmiş olduğu değişimler ele alınmıştır.İlk çağdan 19.Yüzyılın sonlarına kadar, heykel dinin ve toplumsal kurumların belirlediği sınırların içerisinde varlık gösterebilmiştir. Modernizm'in başlangıcıyla birlikte, heykel bu sınırlarından kurtulmuştur. Heykelde Modernizm Rodin ile birlikte başlamaktadır. Heykel bu süreçte temsil işlevinden bağımsız olarak kendi varlığını sorgulamaya başlayabilmiştir. Marcel Duchamp ve Hazır Nesneleriyle birlikte ise heykel'de kavram biçimin önüne geçmiştir. Birinci bölümde modernizm'in tanımı, heykel üzerinde olan etkileri ve bu süreçte ortaya çıkan akımların, heykelde görülen değişimler ile olan ilişkileri ele alınmıştır.İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan postmodernist süreçte ise heykel önceki dönemlerdeki klasik tanımlamalarının ötesine geçmiş ve diğer sanat dalları ile arasındaki sınırları aşmıştır. Ekonomik üstünlüğün Amerika'nın eline geçmesiyle birlikte Avrupa sanat alanındaki eski üstünlüğünü yitirmiştir. Amerika'da gelişen Soyut Dışavurumculuk ve sonrasında bu akıma tepki olarak ortaya çıkan diğer akımlar, heykelin gelişim sürecinde etkili olmuşlardır. Bu süreç aynı zamanda heykel'in ne olup olmadığının daha fazla sorgulandığı bir süreçtir. İkinci ve üçüncü bölümlerde postmodenizm'in tanımı ile birlikte, ikinci dünya savaşı sonrası ve özellikle 1960 sonrası sanatsal hareketlerdeki değişimler ve bu değişimlerin heykele olan etkileri örnek eserler üzerinden incelenmiştir.
Modernizm ve sonrası kaidesinden kurtulan heykel
Heykel Sanatı insanlık tarihinden bu yana var olan ve sürekliliğini koruyan bir sanat dalıdır. Heykele yüklenilen anlam zaman içerisinde yerini sanatçının heykele yüklediği anlama bırakır. Duygu ve düşüncelerini eserlerinde yansıtmaya başlayan heykeltıraşlar, dönemin şekillendirdiği olaylar doğrultusunda gerçeği yansıtmaya çalışmışlardır. Modernizm ile birlikte heykeli ayakta tutan kaideye verilen görev, heykel anlayışındaki farklılıklarla paralel göstererek hafifler. Heykele dahil olan kaidenin özgürleşme çabası sanatçının tamamen kendini özgür hissetmesiyle tamamlanır. Modern heykelin önde gelen sanatçısı Auguste Rodin?in heykel sanatına getirdiği yeni anlamla heykel ve heykelin taşıyıcısı kaide özgürleşme sürecine girer. 1960 sonrasında kaide serbest kalır ve heykelin yerle teması sağlanır. Postmodern süreçle birlikte kaidesini yitiren ya da kaidesinden kurtulan heykel, gündelik hayatta karşılaşılan bir hal alır. Sanat ve hayat arasındaki sınırın kalktığı bu dönemde kaidesini yitiren heykelde yeni tanımlamalar ve anlayışlar oluşur. Bu araştırma kapsamında, heykelin tarihsel süreçte kaidesiyle olan ilişkisinin çeşitliliği ve 1960 sonrasında kaideyle olan bağlantılarını koparması sonucu heykel sanatındaki gelişmeler sorgulanmaktadır.
Tasarlanan dünya düzeni ve 20. yüzyıl'da mekân/sanat/heykel ilişkisi
Tarihsel süreçte mekân, hem fiziksel olarak coğrafya, geometri ve matematik gibi bilimlerin hem de toplumsal olarak sosyoloji, antropoloji ve tarih gibi bilimlerin ilgi alanına girmiştir. 18. yüzyıl modernizm düşüncelerinin olgunlaşmaya başladığı süreçte mekân, kapitalist sermayenin kontrolünde planlanmaya başlamıştır. Bu doğrultuda Avrupa'da ilk kez Fransa'nın başkenti Paris, sistematik şekilde tasarlanarak dünyaya örnek model olarak sunulmuştur. Bu dönemde eski geleneksel yapılar yerini, ulus devletin ve kapitalist stratejilerin işlerliğini sürdüreceği daha işlevsel yapılara bırakmıştır. Bunun sonucunda toplumsal yapıda birtakım kırılmalar gerçekleşmiş, eski zaman ve mekân algısı değişmiştir. 20. yüzyılın başlarında Dadaizm, Sürrealizm ve Konstrüktivizm gibi avangard akımlar, modernist stratejilerle organize edilen bu mekânı ve savaşın etkisiyle kaybolan toplumsal hayatı, sanatsal çalışmalarıyla eleştirmişlerdir. Bu süreçte heykel sanatı bilinen geleneksel anlayışlardan koparak, bambaşka biçimlere bürünmüştür. Katı bir kütle olan heykel, gündelik nesnelerle oluşturulmuş taşınabilir, mekâna monte edilebilir formlara dönüşmüştür. Diğer taraftan tarihsel avangardistlerin, toplumsal kırılmalara neden olan olguları, sanat alanına taşıyıp, tartışıp eleştirmeleri, 20. yüzyıl boyunca farklı avangard hareketler tarafından sürdürülmeye devam etmiştir. Bu çalışma Dadaizm, Konstrüktivizm ve Sürrealizm ile başlayan, günümüze kadar etkileri devam eden avangard hareketlerin, zaman içerisinde geçirmiş olduğu evrelere ve toplumsal kırılma dönemlerinde heykelin biçimsel olarak değişimlerine odaklanmaktadır.
Biyomorfik öykünme ve modern heykel sanatına yansımaları
Bu çalışma, biyomorfizm teriminin kökenlerini araştırarak modern heykel sanatına yansımalarını incelemektedir. Biyomorfik hareketler, sanatsal tasarımları yapı ve form bağlamında etkilemiş olup, Mezolitik Dönemden itibaren insanın doğaya öykünmesiyle biçimlenmeye başlamıştır. Modern dönemdeki sanatçılar, bu ilkel üslupları referans alarak biyomorfizmin etkilerini günümüze kadar taşımışlardır. Yirminci yüzyıldaki bilimsel keşifler ve doğal fenomenlerin ortaya çıkışı, sanat ve bilim arasındaki ilişkiyi vurgulayarak form ve yapı bağlantılarını anlamamıza yardımcı olmuştur. Biyomorfizm, antropoloji, siyaset bilimi, felsefe ve sanat gibi çeşitli disiplinlerde ele alınmakla birlikte, Türkçe literatürde heykel sanatı bağlamında kapsamlı bir şekilde incelenmemiştir. Tarih boyunca sanatçılar doğa imgelerini hem düşünsel hem de biçimsel olarak sürekli yeniden yorumlamış, doğadaki yapı ve formları sanatsal ifadeye dönüştürmenin yollarını araştırmışlardır. Bazı sanatçılar, doğayı sadece görsel olarak değil, derinlemesine analiz ederek, tüm duyularıyla yeniden anlamlandırmaya çalışmışlardır. Bu araştırma, doğa, evren ya da gerçekliği biyomorfik bir üslupla ele alan sanatçılara odaklanmaktadır. Biyomorfik üslubun art nouveau, soyut sanat, sürrealizm gibi akımlarda kendine yer bulduğu görülmektedir. Bu üslubu benimseyen sanatçıların doğa imgelerini hangi formlarda kullandıkları ve bu üsluba neden ilgi duydukları incelenmiş, sanatçıların doğa imgeleriyle ne anlatmak istedikleri ve bu imgeleri nasıl yorumladıkları açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Araştırma, biyomorfizmin sanattaki yerini farklı açılardan irdeleyerek, farklı dönemlerdeki biçimsel ve anlamsal kurguların analizini sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Sözcükler: Heykel, Vitalizm, Büyüme, Canlılık, Organik
Çağdaş heykel sanatında ideal beden algısının yeniden inşası
Bu tez çalışması, çağdaş heykel sanatı pratiklerinde sınırlamalardan uzaklaşan insan bedeninin yeniden kurgulanmasını merkeze almaktadır. Heykel sanatında insan bedeni arkaik dönemden günümüze değişen eğilimlere, kavramsal içeriklere ve biçimsel dönüşümlere şahit olmuştur. Her çağ, kendine özgü yeni bir toplum ve beden tasvirinin belirleyicisidir. Tarihten gümünüze olan süreçte bedenin çok çeşitli tipolojilerde anlam kazanması, toplumun oluşturduğu değerler doğrultusunda inşa edilen normlar ve ideolojilerin beden üzerinde doğrudan kurduğu hakimiyetle ilişkilidir. Geleneksel heykel sanatında insan bedeni, düzenli ve ahlaklı toplumu yansıtması amacıyla idealleştirilmiştir. 19. yüzyılın sonlarında oluşan modernist düşünce sanatta bedenin temsiline dair yenilikçi ve yıkıcı yaklaşımları öne sürmüştür. Modernizm bedenin sahip olduğu ideal ve doğruluğu sorgulanamaz olarak kabul edilen yargılar üzerinde büyük bir yıkım yaratarak geleneksel düşüncenin hakimiyetine son vermiştir. Bu dönemde sanatçılar heykel sanatında insan bedeni imgelerini yenilikçi yollar keşfederek farklı bakış açıları ve teknikler ile ele almıştır. Çağdaş dönemde, düşünsel ve fiziksel parçalanma sonrası yeniden inşa edilen beden izleyiciye anlam, algılanış, tanımlanma vb. kavramlar üzerine derin düşünme ve deneyimleme alanı yaratmıştır. Çağdaş heykel sanatında anti estetik ve ideal dışı yapıtlar aracılığıyla kimlik, algı, varoluş gibi karmaşık konular bedenin yansımaları haline gelerek, bedeni keşfedilmeye yönelik bir çağrıya dönüştürmüştür. Anahtar Sözcükler: Beden, İdeal, Çağdaş Sanat, Heykel
Sanat sergileme pratiğinde oyun katkısının postmodernite üzerinden incelenmesi
Bu tez çalışmasında, sanat sergileme pratiğinin gelişimi incelenerek postmodernite bağlamında oyunun bu pratiğe katkısı araştırılmaktadır. Çağdaş sanat sergileme pratiğinde oyunun ve izleyici katılımının ortaya konduğu başarılı örneklere ulaşmak, böylelikle sergileme pratiğinde yeni bir perspektif sunabilecek bu katkının kabul edilmesi ve önemsenmesine yardımcı olabilmek amaçlanmaktadır. Çalışmada, sanat algısının ve sanatçı kimliğinin oluşumundan başlayarak, sergileme pratiğinin tarihsel gelişimi ve modern izleyici ile olan etkileşimi ele alınmaktadır. Ayrıca, oyunun insan hayatındaki rolü ve sanatla olan kesişiminin incelendiği bu çalışmada; postmodern anlayışın oyun olgusu üzerinden sanat sergileme pratiğine pozitif etkisi nasıl açıklanabilir, oyunla kesişen sanat akımları ya da sergi pratikleri varsa nelerdir, sergileme pratiğinin postmoderniteye geçişte yaşadığı dönüşümler nelerdir, seyircinin oyuncuya sanatçının oyun kurucuya ve sergi mekanının oyun alanına doğru dönüşümüne örnek gösterilebilecek işlere rastlanmakta mıdır gibi sorulara cevap aranmaktadır. Birinci bölümde, sanat sergileme pratiğinin gelişim süreci ve sanat algısının toplumsal etkileri, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi bağlamında yaratıcılık ve kendini gerçekleştirme süreci ele alınarak, sanatın doğuşu ve modern izleyici ile buluşması incelenmektedir. Ayrıca; sanat piyasasının dönüşümü ve küreselleşme, teknoloji, yeni medya ve sürdürülebilirlik gibi faktörlerin çağdaş sanat üzerindeki etkileri, mekansal bir deneyim odağında sanatın sergilenmesi, mekan olgusunun sanat ve izleyici ilişkisine katkısı, sergileme pratiğinin tarihsel gelişimi ve dijital çağdaki yenilikler ele alınmaktadır. İkinci bölümde, oyun kavramının kültürel bağlamı üzerinde durulmaktadır. Oyun, oyunbazlık ve oyunlaştırma kavramlarının sanat ile kesişimi sanat sergileme pratiğine etkileri üzerinden ele alınarak oyun ve oyun alanının gelişimi ve teknoloji ile dönüşümü incelenmektedir. Üçüncü bölümde, çağdaş sanat sergileme pratikleri ile oyun olgusu arasındaki ilişkiyi modernite ve postmodernite süreçleri bağlamında değerlendirilmektedir. 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıldaki yeniliklerle izleyici katılımının gelişen önemi incelenirken, seçilen bazı kavramlar üzerinden günümüz sergileme pratiğinde çağın gereksinimlerine uyacak çözümler için ilham aranmaktadır. Dördüncü ve son bölümde, sergileme pratiğinde karşılaşılan oyunbaz yaklaşım örnekleri ele alınmakta, oyunun etkin olarak öne çıktığı sanat eserleri ve temsil örnekleri incelenmektedir. Bu bölümde, sanat sergileme pratiğinde oyun ve oyunlaştırmanın çağdaş sanat eserlerine nasıl entegre edildiği ve bu entegrasyonun izleyici deneyimini nasıl dönüştürdüğü vurgulanmaktadır. Sergileme pratiğinde sanat ve oyun birlikteliğinin sunduğu çağdaş, yenilikçi yaklaşımların ortaya konulduğu bu tez ile deneyim odaklı ve oyunbaz sergilemenin potansiyeli gösterilmeye çalışılmaktadır. Sonuç olarak sanat sergileme pratiğinde yaratıcı yollar keşfetmek isteyen araştırmacılar ve sanatçılar için bu potansiyele işaret eden bir kaynak sunulmaktadır.
Heykel sanatında çizgisel formların kullanımı ve birim tekrarı üzerinden incelenmesi
Heykel sanatında çizgisel formların birim tekrarı üzerinden incelendiği bu tez çalışmasında çizgiselliği tercih eden sanatçıların birim tekrarını kullanarak heykel sanatına kattığı sanatsal anlatım dili üzerindeki etkisine vurgu yapılmıştır. Farklı anlayışlarda ve farklı söylemlere sahip sanatçılara ait eserlerin birim tekrarı tekniği ve çizgisel form tercihleri paydasında bir araya getirerek, plastik değerlerine yapılan katkısı ve tekniğin kavrama olan katkısı araştırılmıştır. Birinci bölümde çizginin tanımı ve kullanım şekillerinin psikolojik etkileri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde tekrar konusunun tanımı, türlerinin anlatımı ve sanatçıların birim tekrar ile ürettikleri eserlerine nasıl yansıttıklarına dair incelemeler yapılmıştır. Üçüncü bölümde farklı anlayışlara sahip sanatçıların çizgisel formları tekrar ederek ürettikleri eserleri ön planda değerlendirerek, bu formların tekrarı; sanatçının söylemine olan plastik katkısına mercek tutulmuştur. Sanatçıların çalışmalarından sonra çizgiyi ve çizgisel formların kendi çalışmalarımdaki kullanım şekillerine yer verilmiştir
Doğa sanatında geçicilik olgusu ve bir sergi
Bu çalışmada, 1960'lı yıllarda Batı'da ortaya çıkan Arazi Sanatı, Yeryüzü Sanatı, Çevre Sanatı, Toprak Sanatı ve Ekolojik Sanat'ın etkisiyle 1980'lerde Güney Kore'de doğmuş, proje ve grup çalışmalarıyla yaygınlaşmaya başlamış olan Doğa Sanatı'ndaki geçicilik olgusu araştırılmış, doğada üretilen Doğa Sanatı uygulama çalışmaları bir kişisel sergiyle sunulmuştur. Yapılan literatür taraması sırasında Doğa Sanatı ile ilgili doğrudan bağlantılı az sayıda Türkçe kaynağa rastlanmıştır. Bu alanda, dünyada ve ülkemizde çalışmalarını sürdüren sanatçılar olmasına karşın, kuramsal açıdan eksiklikler olduğu saptanmıştır. Bu çalışmayla, Doğa Sanatı ve Geçicilik Olgusu bağlamında yapılan araştırma ve uygulama çalışmalarını kapsayan analizler sonucunda verilerin kayıt altına alınmasıyla, özgün bir içerik sunmak amaçlanmıştır. Çalışmanın odak noktası 1980 sonrası Doğu'da ortaya çıkan "Doğa Sanatı'ndaki Geçicilik Olgusu"dur. Doğu anlayışına sahip Doğa Sanatı hareketinin anlaşılabilmesi için Doğu sanat tarihinde sanatçıların doğaya yaklaşımı araştırılmıştır. Batı anlayışını benimseyen sanatçıların doğa üzerinde hakimiyet kurma yaklaşımına karşı, Doğu anlayışını benimseyen sanatçıların kendilerini doğanın bir parçası olarak gördükleri ve doğayla bütünleştikleri gözlemlenmiştir. Batı ve Doğu algısının sanata ve doğaya yaklaşımındaki en temel farkın bu olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda, Batı anlayışı sanat eserini metalaştırarak kalıcılığı ve ölümsüzlüğü hedeflerken, Doğu anlayışından doğan Doğa Sanatı'nda ölümlülük kabulüyle geçiciliğin vurgulandığı ve doğadan alınanın yeniden doğaya verildiği tespit edilmiştir.
20. yüzyıl heykelinde görsel ve estetik bir öge olarak yapay ışık
Görmenin birincil gerekliliği olan ışık, sanatsal üretimler için vazgeçilmez bir unsur olmuş ve tarihsel süreçte sanat eserlerinde farklı şekillerde yer almıştır. Heykelde ışık konusu Rönesans sanatçıları tarafından da araştırılmıştır. Işık konusundaki en radikal değişim Rodin'in heykel yüzeyine müdahaleleriyle gerçekleşmiştir. Heykelin biçimsel yapısı 20. Yüzyılda değişime uğramaya başlamış, plastik türevi şeffaf ve yarı saydam malzemelerin kullanımıyla heykel, hafif bir görünüme kavuşmuştur. Teknolojik olarak yaşanan dönüşüm ile birlikte sanat alanında yeni ufuklar açılmış ve yapay ışığın heykelde yeni bir malzeme ve dil olabilme olasılığı gündeme gelmiştir. Bu bağlamda oluşturulan farklı sanat hareketlerinde yapay ışığın kullanımı araştırılmış ve alternatif yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bu çalışmada heykelde yapay ışık kullanımıyla ortaya çıkan biçimsel ve görsel etkiler incelenmiş, heykelin maddesel yapısında ele alınan biçimsel ögelerin yapay ışıkla nasıl sağlandığı ve yapay ışık kullanımının günümüz sanatında hangi noktaya geldiği araştırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Işık, Heykel, Işık ve mekan hareketi, Sanat
Antik Mısır heykel sanatında sembolik ifade biçimi
Bugün sanat dallarından biri olarak ele aldığımız heykel kavramı; Antik Mısır kültürü düşünüldüğünde pek karşılık bulmamaktadır. Antik Mısır heykeli çoğunlukla dini fonksiyonları olan bir araçtı. Bu fonksiyonlarını yerine getirebilmek adına antik sanatçılar heykel içerisinde barınan ögelere sembolik anlamlar katıyor ya da doğrudan kültürlerinde barınan sembolleri kendilerine özgün bir şekilde kullanıyorlardı. Antik Mısır dönemleri arasında üslup farklılıkları olmasına karşın, sembolizm gereği bir çeşit heykel üslubu belirlemeleri ve bu üslubu sürdürmeleri elzemdi. Üslup küçük değişimler geçirse de sembolik anlatı biçimi antik Mısır uygarlığında bir ortak bir dil yarattı. Bazı araştırmacılar 19.yy. erken dönemlerinden itibaren bu ortak anlatıya, ikonografi olarak ele aldılar. Bugün temel sanat ögeleri ve plastik ögeleri bir ifade biçimi olmasının dışında bunlar ile sembolik bir dil kurdular ve asırlar boyunca bu geleneği bir sonraki nesille aktarmayı başardılar. Bugün araştırmacılar, antik Mısırı tarihini ele alırken birbiri ile bütünlük sağlayan benzerlikleri göz önünde tutarak antik Mısır dönemlerini ortaya çıkarmışlardır. Bu araştırma boyunca antik Mısırda heykel, heykeltıraş kavramları, dönemler arası üslup farkları; Sembolik anlatıyı anlayabilmek adına anlatılmış. Sembol, ikonografi ve sembolizm kavramlarına ana konuya açıklık getirecek kadar değinilmiştir. Son bölüm olarak, sembolik ifade biçimi; önceki bölümlerin verdiği bilgiler doğrultusunda okunması adına kompoze edilmiştir.
Canlılık deneyimleri kapsamında biyo sanat ve heykel
Bu araştırmada Biyo sanat ve Biyo sanata ilişkin örnek eserler incelenerek, canlılık, biyoloji ve biyo teknolojinin 3 boyutlu ifade ile etkileşimleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Canlı-cansız, doğal-yapay gibi ayrımların öne çıkmasıyla insanın ötekine bakışı ve varlıkları kavrayışı önemli görülmüştür. Bu bağlamda, kaynağı doğa ile bir oluşta görülen, mitolojilerde ve söylencelerde karışık varlıklar incelenmiştir. Ardından Antik Yunandan Bilim devrimine dek süren doğal varlıkların tanımlanması ve ayrışması süreci ele alınarak, canlılığa müdahaleleri ve yaşamın düzenlenişini tartışan Biyoetik konularına değinilmiştir. Varlıklar arası etkileşimler, canlılık deneyimleri, canlı malzeme ve kurgusal canlılık kapsamında genişletilen konuyla ilişkili 3 boyutlu çağdaş eserler değerlendirilerek, Biyo sanat ve heykel arasındaki etkileşimler ve insanın canlılık üzerindeki etkilerinde yeniden anlamlanan heykel fikrinin bir düşünce aracı olarak görülebilirliği araştırılmıştır.
Plastik sanatlar bağlamında tarihsel süreç içerisinde sanat siyaset ilişkisi
Bu tezin amacı; tarihsel açıdan farklı uygarlıkları ve onların sanat ile olan ilişkilerini incelemek, sanat ve siyaset ilişkisini farklı kültürler üzerinden örneklendirerek açıklamaktır. İnsanlık tarihsel açıdan birçok yaşanmış birikimi hayatlarına katar ve bu birikimler üzerine, yeni kültürel anlayışlar da kazanarak uygarlıklarını sürdürürler. Bu kültürel birikimler içinde sanatın yeri, birçok medeniyet açısından farklı beklentilerle oluşur ve bu özelliklere göre değişkenlik gösterir. Tarih öncesi çağlardan başlayarak sanatın toplumlar içerisindeki yeri ve toplumsal etkileri, Medeniyetlerin oluşturmaya çalıştıkları kültürel bütünlükler içerisinde değişkenlik gösteren örnekler sergiler. Sümer medeniyetinin modern toplumların oluşumundaki katkılarını birçok tarihçi kabul etmektedir. Sümerlilerin etkileri Mısır' a, Mısır' ın Yunan ve Roma'ya, Roma' nın ise Avrupa Rönesans' ına kadar süren bu etkileşim serüvenini, daha sonra Fransız Devrimine ve oradan da günümüz Modern ve Postmodern toplumlarına kadar ilerleyen bir kar topu yumağı şeklinde okumak mümkündür. Sanatın ifade biçimlerini ve ne gibi beklentiler üzerine eserlerin inşa edildiğini, hangi beklentilerden yola çıkıldığını tarihi örnekler üzerinden okumak mümkündür. Sanat ve siyaset ayrı ayrı kavramlar olarak ele alınabilir fakat tarihsel açıdan incelendiğinde bazı dönemler bu iki kavramın birbirini desteklemek için kullanılmaya çalışıldığı örnekler görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Sanat Siyaset ilişkisi, Aydınlanma, Rönesans, Modernizm, Postmodernizm,
Heykel ve mimari etkileşiminin doğurduğu içine girilebilir heykeller
Heykel sanatı ve mimari tarihsel süreç içerisinde hep etkileşimde olmuş iki disiplindir. Bu etkileşim, modernizm öncesi dönemde mimari strüktürün bezenmesinde kullanılan heykel sanatının, modernizm sonrası ortaya çıkan Konstrüktivizm, Bauhaus gibi yaklaşımlarla ve ayrıca endüstriyel malzeme kullanımı ile başkalaşıma uğramış, özellikle 1960 sonrası dönemde içine girilebilir heykellerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu tez kapsamında birinci bölümde heykel sanatını mimari strüktüre yaklaştıran Konstrüktivizm ve Bauhaus'a değinilmiş, ikinci bölümde ise mimari ile benzerlik gösteren içine girilebilir heykeller incelenmiştir. Heykel ve mimarinin benzerlikleri, disiplinler arası etkileşimin daha iyi anlaşılabilmesi için 20. yüzyıl ve 21. yüzyıl mimarlarının yapılarındaki heykelsi yaklaşımlar ise üçüncü bölümde incelenmiştir.
Lefebvre'in "Şehir Hakkı" kuramı bağlamında sokak sanatının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, alternatif bir sanat yapma biçimi olarak görülen sokak sanatı, Lefebvre'nin "şehir hakkı" kuramı bağlamında değerlendirilmektedir. Sokak sanatının şehir hakkı kuramı üzerinden bir mekân üretim biçimi olması ele alınmaktadır. Kent mekânlarını, alternatif bir üretim alanı olarak seçmekte olan sokak sanatçılarının, insani bilimlerin pek çok alanında tartışılan ve kendi içerisinde bütünlüklü bir yapı sergileyen "şehir hakkı" kuramına ilişkin, sanat alanı içerisinden yaptıkları katkı bu tez çalışmasının ana hipotezini oluşturmaktadır. Tez kapsamında kent kavramından yola çıkarak Lefebvre'nin "şehir hakkı" kuramının genel sınırları, politik ve tarihsel süreçteki bağlamları ortaya koyulmuştur. Sitüasyonist hareketin ve flaneur kavramının pratiklerinden bahsedilerek, sokak sanatının tarihsel süreci ve pratikleri ile genel bir çerçeve çizilmiştir. Tez kapsamında üretilen çalışmalar kamusal alanda sergilenmek üzere bırakılmıştır. Üretilen çalışmaların bir kısmı ise kamusal alandan alınan referanslar ile modellenerek küçük ölçekli hale getirilip, üzerine grafiti ve sokak sanatı çalışmaları yapılmıştır.
Sanatta yapıbozum kavramının heykel sanatındaki çoklu anlam üzerinden değerlendirilmesi
Yapıbozum kavramı birçok yöntem ve stratejilerle, toplum bilimleri ve kültür anlayışından tek bir bakış açısından ayrılır ve bütüne çoklu bakabilmeyi ifade eder. Anlamın değişkenliğinde sabit kalmanın bir anlamı olmadığını belirtir. Hiçbir şekilde periyodik bir zamanın kesinliğinin olmadığını söylemektedir. Bu tez çalışmasında, yapıbozumun sanat içerisinde kendine nasıl yer bulduğu ve sanatçıların bu anlatı dilini nasıl kullandığı incelenmektedir. Ayrıca sanatçıların, yapısöküm kavramının çoğulcu, kesinlik ve netlik belirtmeyen fikri üzerine sanatta, özellikle de "heykelde" bütün ve parça ilişkisi sorgulanmaktadır. Çalışma kapsamında Derrida'nın ortaya attığı kavramların, çağdaş sanat yapıtları üzerindeki etkisine değinilerek, çeşitli analizler yapılmıştır. Buna bağlı olarak üç bölümde ele alınan tezin birinci bölümde; Yapıbozum kavramının oluşum sürecini ve onun oluşumunu sağlayan postmodernizm, yapısalcılık ve postyapısalcılık kavramları genel çerçevede ele alınmaktadır. İkinci bölümde; Sanatta yapıbozum başlığı altında, Jacques Derrida'nın geliştirmiş olduğu "yapısökümcü" okuma yönteminin modern ve postmodern dönemde kavram olarak gelişimi incelemekte ve sanata yansıması araştırılmaktadır. Ayrıca Derrida'nın yapıbozum yönteminin çağdaş sanatta ve özelinde heykel sanatındaki etkilerine odaklanılmaktadır. Üçüncü bölümde ise araştırılan konu kapsamında kavram üzerinden yapıt üretimi ve analizi yapılmaktadır. Daniel Arsham sanat hayatı boyunca yenilikler üzerine ortaya koyduğu fikirleri uygularken yapıbozum kavramını bilinenden çok daha öteye götürmüştür. Arsham eserlerinde kurgusal bir algıyla izleyiciyi etkilemektedir. Algının anlam bakımından daha derine inme düşüncesi benimsenmektedir. Anlamın yapısal olarak parçalanması, incelenmesi ve kullanılan anlamların derinlerine inilmesini benimseyen bu çalışmada, bireysel uygulamalar aidiyet kavramı vurgusuyla ifade edilerek, heykelde çoklu anlam özelinde incelenmiştir. Aidiyet kavramı vurgusuyla; yaşanmış, şahit olunmuş olayların bireysel etkileri heykel uygulamalarıyla yorumlanmıştır.
Zen bahçelerinde heykelin konumu
Doğa, yaşam, doğum, ölüm, aydınlanma, farkındalık, metafor, aydınlatma, sorgulama, paradoks, sadelik, yalınlık, mükemmellik, kusur, iyilik, kötülük, dinginlik, saygı, gerçeklik ve düş gibi kavramlar bir sanat yapıtının kavranmasında temel yapıyı meydana getirirken bu kavramların somutlaşmış en güzel örnekleri Zen bahçeleri veya Japon kaya bahçeleri de Japon kültürünü en güzel yansıtan önemli yönlerinden biridir. Bu bahçeler, hayatın anlamını ortaya çıkarmaya ve meditatif bir durumu canlandırmaya yardımcı olmak için doğayı çıplak kum ve kayaları kullanarak yalın olarak tasarlanmaktadır. Sanat yapıtlarında olduğu gibi Zen bahçelerinin işlevi ve misyonuna bakıldığında temel amacı Zen bahçesi fikri veya boyutu ne olursa olsun, izleyicilerinin arkalarına yaslanmasına, rahatlamasına ve zihinlerini boşaltmasına izin vermesi üzerine kuruludur. Bu tez çalışmasında, Heykel ve çevre, heykel ve mekân ilişkisinde Zen bahçe tasarımında kavram, durum ve gerekçeden hareketle bahçelerde kullanılan sanatsal elemanların tasarım ve uygulamasına odaklanılmıştır. Zen bahçeleri bin yılı aşkın bir süredir evrim geçirmektedir ve bugüne kadar her zamanki gibi güncel ve ilginç olmaya devam etmektedir. Bu değişim ve dönüşüm içerisinde pek çok günümüz sanatçısı da Zen felsefesi temelli yapıt üretimi gerçekleştirmektedir. Bu nedenle çalışma kapsamı içerisinde Zen kavramı ve Zen bahçelerinden hareketle, bu mekanlar için üretilen sanat eseri kurgulanma sürecine odaklanılarak, gösterge ve gösterilen üzerinden yapıt ile girilen ilişki, döngü ve sanatçıların Zen temelli uygulamalar üzerine yapmış oldukları yapıtları incelenerek yine aynı kavram üzerinden yapıt oluşturulacaktır.
Beden üzerinden utanç kavramının sanat yapıtına dönüşümü
Bu tez, utanç duygusunun sanatta estetik bir deneyim olarak temsili ve dönüşümünü incelemektedir. Utancın, bireysel ve toplumsal düzeylerde çeşitli sanatsal disiplinler aracılığıyla nasıl görünür hale geldiği analiz edilmektedir. Çalışma, utancın estetik ve kavramsal bir araç olarak toplumsal eleştiri ve bireysel yüzleşme süreçlerindeki rolünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tez, üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, utanç duygusunun psikolojik ve sosyolojik boyutlarını ele almakta, bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini tartışmaktadır. Literatür taraması yoluyla, utancın bireylerin toplumsal normlara uyum süreçlerindeki rolü ve bu duygunun tarihsel ve kültürel bağlamda nasıl şekillendiği incelenmiştir. İkinci bölüm, utanç kavramının sanat tarihinde modern döneme kadar olan temsillerini araştırmakta; bireysel deneyim, toplumsal normlar, savaş ve soykırımların travmatik etkileri, kimlik ve yabancılaşma ile toplumsal adaletsizlik gibi temaları değerlendirmektedir. Üçüncü bölüm, bu tez kapsamında üretilen sanatsal çalışmalar üzerinden utancın estetik bir deneyime dönüşümünü ve toplumsal eleştiri aracı olarak uygulanmasını analiz etmektedir. Heykel formundaki kavramsal süreçlere odaklanılarak, sanatın bireysel duygular ile toplumsal eleştiri arasındaki bağlayıcı dönüştürücü gücü tartışılmıştır. Tez, utanç duygusunun sanat yoluyla görünür kılınmasının, bireysel ve toplumsal düzeyde yüzleşme, eleştiri ve iyileşme süreçlerine katkıda bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, utancın sanatsal bir ifade biçimine dönüştürülmesi hem bireysel özgürleşme hem de toplumsal farkındalığı artırmak için güçlü bir mekanizma olarak öne çıkmakta ve bireylerin kendi duygularını keşfetmeleri ve yüzleşmeleri için bir olanak sunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Utanç, Sanat, Estetik Deneyim, Toplumsal Eleştiri, Kimlik.
Totem ve totemizm kavramlarının kültürel kodları ile günümüz heykel sanatında değerlendirilmesi
Sanatın kültürel bağlamda belirlenişi onun toplumsal içeriğindeki bağlamlarının kurulmasının gerekliliğine işaret etmektedir. Bu bağlamda sanatın doğmasında en önemli etkenlerden biri olan inanç sistemlerinin, yaşam dediğimiz olgunun içinde birey ve toplum arasındaki ilişkilerin şekillenmesi, düzenlenmesi ya da kolektif bilincin oluşumunda insan beynine işlenmiş kodlarıdır. Araştırmanın omurgası dört ana bölümden oluşmaktadır. İlkinde gerekli tanımlara yer verilmiştir. İkinci bölümde kültürler bağlamında totem ve totemizm konusu incelenmiş, Aborjin ve Kızılderili kültürleri öncelenmiştir. Üçüncü bölümde totem ve totemizm kuramları üzerinde çalışılmıştır. Toplum, din, sanat ve ahlak ilişkisinin bağlamlarını açarak bunun sonucu olan ve topluma yön veren ortaklaşa yapının evlilik, aile, akrabalık ve kardeşlik gibi alt kavramların kültürel kodlarının izini sürmeye ve hikâye anlatıcılığına vurgu yapılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın son bölümünde ise geçmişin totem izlerinin günümüz heykel sanatındaki yerine işaret ederek, günümüz çağdaş sanatçıların yapıtlarından örneklerle yer verilmiştir. Totem ve totemizm konusunun geçmişten günümüze iz sürümünü içeren araştırmamızdan beslenerek yaptığımız kişisel uygulamalarla desteklenmiştir. Anahtar sözcükler: Bellek, Din, Heykel, Kolektif Bilinç, Kültürel Kimlik, Totem, Totemizm.
Yürüme kavramının heykel plastiğine aktarılması
Yürüme kavramı insanlığın ortaya çıktığı ilk dönemlerden günümüze kadar geçen süreçte gizemini korumuştur. İnsan iyi ya da kötü hisler içerisinde kaldığında içsel ve dışsal seslerle donatılır. "Dik dur!" denir daima bedene. Zarif olmak için "Dik dur!", güçlü olmak için "Dik dur!", ilerlemek için "Dik dur!". Yürümek için "Dik dur!". Bir bebeğin, daha ilk adımlarında dahi dimdik ayakta durduğu için sevinç gösterileri tutulur. Bu çalışmada; bedenin sahip olduğu varoluşsal ve içgüdüsel eylemin sanatta edindiği yer, ilk insandan günümüze kadar olan süreçle ele alınmıştır. Çünkü bedenin ellerini kullanmak için ayağa kalkması, iki ayağa evrilmesi devamında sanatı doğurmuştur. Kavramın sanat ortamındaki yeri; mekân, beden, iç-dış kavramları ile birlikte fenomenolojik yaklaşımlarla irdelenmiş olup yürüyen ve yürüten sanatçılarla örneklendirilmiştir. Özümsenen bilgiler ışığında, geleneksel malzeme ile üretilen heykeller ele alınmıştır. Yürüme kavramının fonksiyonel anlam aracılığı eşliğinde; sanatta aranan alternatif arayışların heykel sanatına olan etkileri sorgulanmış, kaynaklar ve görseller aracılığı ile desteklenmiştir.
20. yüzyıl ile gelişen edüstriyel metallerin heykel üzerindeki etkisi ve renk kavramının yeni kazanımları
Tezin birinci bölümünde, madenlerin keşfi ile hayatın içerisine giren ve aynı zamanda çağlara isimlerini veren Bakır, Bronz ve Demirin işlenmesi, ilk uygarlıklardaki gelişmeleri ve Heykel Sanatına etkisi irdelenmiştir. İkinci bölümde, Sanayi Devrimi sonrası gelişen teknoloji ve bilimin toplum ile sanatın içerisinde uğrattığı yeni gelişimler, aynı zamanda metallerin yeni endüstriyel halleri ve hazır, atık, buluntu metal nesnelerin Heykel Sanatına girmesiyle oluşan etkiler, akımlar ve sanatçılar incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Heykel Sanatında, özelikle 20. Yüzyılın ortalarında yaşanan gelişmeler bağlamında renk kavramının metal heykellere uygulanması ve etkileri, sanatçılar ve işleri ile ele alınmıştır.
Dijital sanatın gösterim yöntemlerine heykel perspektifinden bakış ile üç boyutlu sanal sanat yapıtlarının sergilenme olanaklarının incelenmesi
Heykel sanatı 20. yy'da modern sanat ve ardından gelen postmodern dönemde, biçim ve içerik bağlamlarında büyük değişiklikler geçirmiştir. Heykel, insanın görme duyusunun yarattığı üç boyutlu algıya dayanan, uzamsal bir sanattır. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızla gelişen bilgisayar ve elektronik teknolojilerinin kullanımı önceki medya araçlarını katlayan bir hızla artmış, 1990'larda internet gündelik yaşamda sıklıkla kullanılmaya başlanmış ve bu gelişmeler sanata da etki etmiştir. Önce bilgisayar sanatı, sonra dijital sanat kendilerine has özellikleri ile ayrı bir kategori olarak ortaya çıkmış ve bu sanat alanları, diğer sanat mecraları ile etkileşime girmiştir. Dijital sanat yapıtlarının satılma, sergilenme, arşivleme, konservasyon faaliyetleri geleneksel-den farklı olduğundan, başlangıçta ana akım sanat dünyası ile mesafeli olmuş fakat, dijital sanat üreticileri, kendi topluluklarını ve kurumlarını yaratmış ve bu mecrayı geliştirmiştir. Bilgisayar ve benzeri cihazların görüntüleme arabirimleri olan ekranlar-da insan bilgisayar arayüzlerinin geliştirilmesi, bu cihazları görsel bir yapıya bürün-dürmüştür. Bilgisayar grafiklerinde üç boyutlu nesnelerin görüntülenmesine dair araştırmalar ve üç boyutlu uzamsal algıyı sağlayan görüntüleme sistemleri, heykelde tasarım ve üretime katkı sağlamasının yanında, dijital ortamlarda yaratılan uzamlarda üç boyutlu sanat yapıtlarının yapılabilmesine olanak tanıyarak, tamamen fiziksel olarak görülen heykel sanatının, yalnızca sanal ortamlarda üretilip izleyiciye sunulabilmesine olanak tanımıştır. Anahtar Sözcükler: Dijital Heykel, Dijital Sanat, Sanal Gerçeklik, Sergileme, Bilgisayar
Heykel sanatında yansıma ve yansıtma üzerine yaklaşımlar
Antik çağlardan günümüze değin sanat yapıtlarında Mimesis kavramı tartışıla gelmektedir. Platon ve Aristoteles'in doğayı ve mimesis kavramını tartışmaları diyalektik materyalist ve bilimsel dünya görüşünün hâkim olduğu modern çağların başlamasından bu yana çağa uygun biçim ve içerik değişiklikleri olsa da günümüze kadar süregelmektedir. Modernizm çağından bu yana tartışmalar daha da şiddetlenerek ve her sanat akımında farklı bir görünüme bürünerek varlığını korumuştur. Bu çağdan sonra sanat yapıtı üretilirken sanatçılar on binlerce yıllık doğadan esinlenme, onu taklit etme geleneğinden rahatsız olmaya başlamış; soyutlamalar hem bir yenilik getirirken hem de bu rahatsızlığın bir dışavurumu tarzında giderek artmış, kavramsal sanat döneminde çağdaş sanat uygulamalarında bu düşünce en yüksek düzeylere varmıştır. Ne var ki doğanın alelade taklidinden her türlü soyutlama ve doğanın devre dışı bırakılması iddialarının açıkça dile getirildiği fütürizm, suprematizm ve konstrüktivizm gibi modern dönem sanat akımlarında dahi doğa tüm yapıtlarda bütün varlığıyla kendini göstermiştir. Bu çalışmada insanın doğanın bir parçası olduğu ve yaptığı hiçbir şeyin istese de istemese de doğal Mimesis kavramının dışına çıkamayacağı ana fikri esas alınarak ortaya konulan tezin desteklenmesi amacıyla yapıtlar üretilmiş ve bu fikir savunulmaya çalışılmıştır.
Heykel ve kent estetiği
Kent, toplumun sosyal ve kültürel yapılarını barındıran bir araçtır. Kent mekânının, toplum yaşamını kısıtlamadan düzenlenmesinin, insan yaşamının kültürel, ekonomik, eğitim, sosyal vb. alanlarda gelişmesini sağlar. Kentin mekânlarında kendine alan açan heykel sanatı, görsel açıdan kent estetiğini zenginleştirir. Sanatçı, toplumun yaşam alanı olan kenti ve çevresini olumlu ya da olumsuz yönleri ile değerlendirerek, kent mekânına yeni bir kimlik kazandırmayı amaçlar. Kent mekânını yaşanabilir hale getirirken, aynı zamanda da kamuya açık alanlarda sanatçının varlığını ve sanatı geniş çevrelere yansıtır. Sanatın izlenmesi açısından sınırlarının genişletilmesine katkıda bulunur. Toplumun yaşamında, insan ayırt etmeksizin dil, din, ırk etnik kimliklerin bir araya geldiği insanlarla doğrudan buluşan sanat kamuya aittir. Kamusal alanın temelini kent mekânı oluştururken aynı zamanda kent estetiği açısından yapılandırılan sanat, kamusal alanda insanlarla doğrudan buluşmayı amaçlar. Bu amaç doğrultusunda kamusal alandaki heykellerin gerçek sahipleri kamusal alanı paylaşan insanlardır. Günümüzde heykele kent estetiği açısından bakılınca, kamusal alanlara konumlandırılan heykellerin, çağımız teknolojileri ile birlikte gelişerek, çeşitli form ve tekniklerle birlikte izleyenlerin estetik beğenilerine sunulduğu ve günümüz sanatında da yerini aldığı görülmektedir.Anahtar Sözcükler: Kent, Kent Estetiği, Kamusal Alan, Heykel, İzleyici
Anısh Kapoor yaşamı ve sanatı
Bu tez, Hint asıllı, İngiliz vatandaşı ve postmodern dönemin önemli heykeltıraşlarından Anish Kapoor üzerine hazırlanan bir çalışmadır. Çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. Kapoor'un, yaşamını, sanat anlayışını, felsefesini ve sanatının tarihsel gelişimini, eserleriyle birlikte başlangıcından günümüze incelemektedir. Sanatçı hakkında genel bir fikir ve ön bilgi oluşabilmesi için, birinci bölümde, Anish Kapoor'un yaşam öyküsüne yer verilmiş ve biyografisi oluşturulmuştur. Sanatçının biyografisinde, günümüze kadar olan yaşamı, sanatı ve anlayışı kısa başlıklar halinde öyküsü ile tarihsel bir sıralama yapılarak özet ya da ön bilgi şeklinde belirtilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, Anish Kapoor'un sanat anlayışı ve sanatçının felsefesi, detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Bu bölümde, Kapoor'un sanat anlayışını irdelemeye, değerlendirmeye ve sanatçının felsefesini anlamaya yönelik bir araştırma yapılmıştır. Anish Kapoor'un sanat felsefesi alt madde ile genişletilerek, eserlerinde kullandığı imgeler ve metaforlara yer verilmiştir. İkinci bölümün amacı, sanatçının hangi felsefi düşünce doğrultusunda eserlerini ürettiği, amacı, hangi kavramlar, metaforlar ve imgeleri eserlerinde özellikle belirttiği ve sanatçının düşünce yapısı araştırılarak irdelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Anish Kapoor'un sanatına yer verilmiştir. Kapoor'un sanat yaşamındaki farklı malzeme çeşitliliğinden dolayı, sanatçının eserleri, dönemsel malzeme kullanımına göre ve günümüze kadar olan tarihsel gelişimi ile maddelendirilmiştir. Kapoor'un sanat eğitimi ve sanatının ilk yıllarıyla başlanarak, malzeme dönemleri eserleriyle devam edilmiş ve son dönem eserleriyle de bitirilmiştir. Bu bölümde, Kapoor'un malzeme ve eserleri, tarihsel gelişimi ve sanatçının düşünce yapısı ile detaylı olarak değerlendirilmiş ve irdelenmiştir. Bu çalışmada varılmak istenen amaç; Anish Kapoor'un sanatını, eserlerindeki malzeme çeşitliliği, felesefesi ve anlayışının, doğduğu, yetiştiği, yaşadığı coğrafya ve sosyo-kültürel yapısı doğrultusunda irdelenmesidir. Anahtar kelimeler: Anish Kapoor, Heykel, Malzeme, Metafor.