Biruni University
Discipline

Political Science and Public Administration

Biruni University

1,113

Archived Theses

13

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Kentsel evrimleşme bağlamında akıllı kent uygulamaları üzerine bir model önerisi

Günümüzde gerçekleşmekte olan demografik, toplumsal, kültürel, ekonomik ve teknolojik evrimleşme ve dönüşümler bireylerin hayat alanı olan şehirlerin yapısal durumuna etki etmeye ve değiştirmeye başlamıştır. Öncelikle şehirlerde nüfusun artış göstermesi ile birlikte barınma, sağlık ve altyapı sorunları meydana gelmiştir. Ardından emniyet, eğitim, ulaşım, haberleşme ve çevresel bazı kentsel problemler de ortaya çıkmıştır. Bu noktada akıllı kent; kentsel problemlere, şehir hizmet ve faaliyetlerinin meydana getirilmesinde gerçekleşen eksikliklere bilgi ve iletişim teknolojilerinin katkılarıyla çözüm sunmaya yardımcı olacaktır. Hizmet üretimi hususunda yaşamsal kaliteyi üst düzeye çıkartmak maksadıyla ortaya çıkmış olan akıllı kent; içerisinde konumlandığımız bilgi ve iletişim toplumunun hayat alanı olarak görülen kent modeli olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk olarak kent kavramı, kentleşme, kent kuramları, kentsel evrimleşme genel anlamda açıklanmaktadır. Hemen ardından akıllı kent kavramı, akıllı kentlerin ortaya çıkışı, akıllı kentin özellikleri, akıllı kentin hedefleri, akıllı kentin temel bileşenleri, akıllı kent uygulamalarının gerçekleştirilmesi için gerekli faktörler sıralanmaktadır. Son olarak akıllı kent uygulamalarının genel anlamda literatür taraması yapılarak çalışmada ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Kentsel evrimleşme bağlamında akıllı kent yaklaşımı ve akıllı kent uygulamalarının eksik ve aksayan yönlerinin tespiti yapılmıştır. Akıllı kent bileşenlerine ve şehirlerin yapısına uygun bir model geliştirilmeye çalışılmıştır. Şehirlerde yaşamlarını sürdürmekte olan tüm bireylerin hayat kalitelerini yüksek seviyeye çıkartabilecek ve şehirlerde her alanda gelişime destek sağlayabilecek bir akıllı kent model önerisi sunmak amaçlanmaktadır.

Akıllı kentlerKentleşmeKentsel evrimleşme+1
Mert Erol
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de muhafazakârlık ve tasarruf finansman sistemi ilişkisi

Çalışmanın amacı Türkiye'de muhafazakârlık ve tasarruf finansman sistemi arasında bir ilişki olup olmadığını incelemektir. Öncelikle bir ideoloji olarak muhafazakârlık incelenerek muhafazakârlık ve dindarlık ilişkisi araştırılmıştır. Sonrasında Türkiye'de bir ideoloji olarak muhafazakârlığın dindarlık olarak algılanış şekli katılımcı görüşlerine yer verilerek açıklanmıştır. Daha sonra bu ilişkinin bir tüketim tercihi olarak tasarruf finansman sistemine yansıyıp yansımadığı araştırılmıştır. Çalışma Türkiye'de muhafazakârlık ile tasarruf finansman sistemi arasında doğrudan bir ilişki olup olmadığını ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda çalışmada tasarruf finans sisteminin aktörlerine yer verilmiştir. Sistemin aktörleri seçilirken hem sektör çalışanları hem de sektör müşterilerinin görüşlerine yer verilmiştir. Çalışmanın yöntemi yüz yüze görüşme yöntemidir. Çalışmada kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. Çalışma grubu seçilirken rastgele örneklem tercih edilmiştir. Gönüllü katılımcılara yer verilirken hem çalışmanın güvenilirliği hem de katılımcıların güvenliği için açık onay alınmasına dikkat edilmiştir. Sektörde çalışan ve daha önce çalışmış olan çalışma grubu seçilirken 25 kişiye ulaşılmış, ulaşılan kişiler arasından çeşitli kişisel nedenlerden dolayı 5 kişi katılımcı olmayı açık onay ile kabul etmiştir. Tasarruf finansman sistemi müşterileri arasından seçilen çalışma gurubu için 60 kişiye ulaşılmış, ulaşılan kişiler arasından 21 kişi açık onay ile araştırmaya dahil edilmiştir. Çalışma sonucuna göre Türkiye'de muhafazakârlık ve tasarruf finansman sistemi arasında doğrudan bir ilişki olmadığı, bu ilişkinin sadece muhafazakârlık ile açıklanamayacağı, ekonomik nedenlerin de ön planda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Muhafazakârlık ve tasarruf finansman sistemi arasında dolaylı bir ilişki olduğu söylenebilir.

DindarlıkFinansmanFinansman yöntemleri+4
Murat Arıcan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kemalizm'i eleştiren bir Kemalist: Emin Türk Eliçin

Kemalizm kavramının Türkiye tarihinde çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Hatta Kemalizm öyle bir kavramdır ki tarihin olduğu kadar günümüzün de siyasal, iktisadi ve sosyal alanlarında kendine yer bulmakta ve bu alandaki tartışmalara konu olmaktadır. Kemalizm, Türk toplumu için yabancı bir kavram olmamakla beraber, içeriği sürekli tartışma konusudur. Türkiye'nin temellerini, kurucu unsurlarını oluşturduğu ve Cumhuriyet boyunca devamlı olarak gölgesini göstereceğini söyleyenler olduğu kadar; eskidiği, güncellenmesi gerektiğini söyleyenler hatta tamamen ortadan kaldırılmasını söyleyenler dahi bulunmaktadır. Siyasi söylemlerde sıkça kendine yer bulmakta, Kemalizm söylemiyle aidiyet duygusu yaratılmaya çalışılmaktadır. Bunlara ek olarak, Türkiye'nin siyasi tarihinde siyasi partilerden ayrı olarak askeri müdahalelerde bir söylem olarak ön plana çıkmış ve her alanda yapılan çalışmaların meşruiyetini sağlamada tüm kesimlere dayanak görevi görmüştür ve görmeye devam etmektedir. Kemalizm'in kavram olarak açıklaması üzerinde birçok farklı yorumlar olduğu gibi; ideoloji olup olmadığı konusunda dahi tartışmalar yapılmakta, ideoloji olduğunu savunanlar ise savlarını desteklemek için ideolojik açıklamalar getirmektedir. Yine Kemalizm'in ateşli savunucuları olduğu kadar eleştirenler de bulunmaktadır. Bu eksende Kemalizm'e eleştiri getirenlerden biri de Kemalist kimliği ile öne çıkan Emin Türk Eliçin'dir. Çalışmanın amacı da Kemalizm'i bir Kemalist olarak eleştiren Emin Türk Eliçin'in Kemalizm'e bakışını, kendisini Kemalizm'i eleştirmeye yönelten sebepleri ve eleştirilerini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda çalışmada literatür taraması ve derleme yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan çalışma neticesinde Eliçin'in, Kemalizm'in vadettikleri ile sundukları arasında farklar olduğunu, ideolojik temellere yeterince sahip olmadığını, uygulamalarda eksiklikler bulunduğunu ve Kemalizm'in iddia ettiği kadar başarılı olmadığını öne sürdüğü sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kemalizm, Kemalizm Eleştirisi, Emin Türk Eliçin, Kemalist, İdeoloji

Eleştirel söylem çözümlemesiEleştiriEliçin, Emin Türk+3
Mehmet Kara
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Doğu ideolojisinin yakın dönem Türkiye siyasetine etkisi: İdeolojik ve sistemsel bir inceleme

Çalışmanın amacı, yakın siyasi tarihte birçok siyasiyi fikrî bakımdan etkileyen Necip Fazıl ve onun inşa ettiği Büyük Doğu ideolojisinin, yakın dönem Türkiye siyasetinde baş aktör olan Recep Tayyip Erdoğan'ın düşünce dünyası üzerindeki tesirinin incelenmesi ve bu tesirin sistemsel bir yansıması olup olmadığının tespit edilmesidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi modeline geçişle birlikte, bazı köşe yazarlarınca "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Necip Fazıl'ın Başyücelik Devleti'ne giden bir yol izlemeye çalıştığı" yönünde yorumların yapıldığı görülmüştür. Tezimizde Büyük Doğu ideolojisinin yakın dönem Türkiye siyasetine etkisi ideolojik yönden Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden izlenmeye çalışılmıştır. Büyük Doğu ideolojisinin sistemsel yönden tesiri ise yeni hükümet modeli üzerinden değerlendirilmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın medya kaynaklarına yansıyan söylemlerinden yola çıkılarak, düşünsel alanındaki Büyük Doğu tesiri incelenmeye çalışılmıştır. Erdoğan'ın konuşmalarına ulaşmak amacıyla gazete, dergi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) konuşma metinleri ve Cumhurbaşkanlığı resmi web sitesinde yer alan haber ve verilerden faydalanılmıştır. Bu doğrultuda konu hakkında medyada olumlu ve olumsuz yönde yer verilen haber verileri ile Cumhurbaşkanlığı web sitesi üzerinden konuya ilişkin veriler analiz edilerek konumuz bağlamında incelenmiştir. Analiz sonucu edinilen kanaat Erdoğan üzerinde "Necip Fazıl" ve "Büyük Doğu ideolojisi" tesirinin yoğun olarak görülmekte olduğudur. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değişikliğiyle Erdoğan üzerindeki bu etkinin devlet yönetimi alanına yansımasının olup olmadığı ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Başyücelik Devleti yasama, yürütme, yargı ile temel kavram ve görüşler bakımından karşılaştırmaya tabi tutularak gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma neticesinde Erdoğan'ın retoriğinde Büyük Doğu'ya dair birçok iz gözlenmiştir. Erdoğan üzerinde yoğun biçimde hissedilen Büyük Doğu etkisine dayanarak yeni hükümet modelinin Başyücelik Devleti ile şeklen karşılaştırılması sonucunda iki sistemin birbirini kapsamadığı ve halihazırda bu hususta yapılan yorumların düşünsel eksende kaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bunun temel nedeninin Başyücelik Devleti'nin belirttiği yönetim tarzının içerisinde rûhî faktörler barındırması fakat yeni hükümet modelinin devlet ve toplumun ruh değerlerinde bir değişim gerçekleştirmemesi olduğu anlaşılmıştır. Ancak çalışma sonucunda Erdoğan'ın söylemleri ve bu ideolojiyle kurduğu sıkı bağdan yola çıkarak ileri vadede "Başyücelik Devleti'nin" alternatif bir teklif olarak gündeme gelmesinin mümkün göründüğü söylenebilecektir.

Başyücelik ModeliBüyük DoğuCumhurbaşkanlığı hükümet sistemi+5
Hayri Melih Kurt
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Seçilmiş örnekler ışığında Kıbrıs meselesinin Türkiye'nin iç politikasına etkileri

Akdeniz'in en önemli adası konumunda yer alan Kıbrıs, en başta stratejik yönden çok önem arz etmektedir. Öte yandan geçmişten günümüze kadar olan süreçte ada üzerinde egemenlik sağlamak adına yapılan mücadeleler hiç eksik olmamıştır. Çalışmanın ana konusu Kıbrıs olduğundan dolayı, Türkiye'nin bu doğrultuda yapmış olduğu politikalarının bir sonucu olarak, iç siyasetine yansımalarının değerlendirmesinden dolayı başlangıçta iç ve dış politikanın ne olduğu kavramsal bir çerçeve içerisinde ele alınarak incelemesi yapılmıştır. Tarihsel açıdan başlayarak ele aldığımız çalışmada, adanın önemine değinilmiştir. Öte yandan adada yaşayan Kıbrıs Rum halkının Enosis amaçları doğrultusunda sürdürdükleri faaliyetlere yer verilmiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Kıbrıslı Rum yöneticilerin Enosis amaçlarının gerçekleştirmek adına özellikle adada yaşayan Türklere karşı soykırımlarını şiddetlendirmeleri, adadaki Türklerin buna karşı ne gibi cevaplar da bulundukları ve Türkiye'nin bu duruma yaklaşımının ve tutumunun ne olduğu derinlemesine bir araştırma yapılarak aktarılmıştır. Türkiye açısından Kıbrıs'ın ne kadar önem arz ettiğinin ve bu doğrultuda ne gibi girişimlerin içerisine girdiğine değinilmiş olup, esas konu itibariyle ne gibi durumlarla karşı karşıya kalındığı çalışmada yerini almıştır. Türkiye'nin Kıbrıs'ın ve Kıbrıs'ta yaşayan Türklerin güvenliğine ne derece önem verdiğinin göstergeleri çalışma içerisinde yer almış olup, bu güvenliğin sağlanması içinde Türkiye'nin dış siyasette uyguladığı politikalar ele alınmıştır. Bununla birlikte Türkiye'nin Kıbrıs Barış Harekâtı'na ve yapılan bu harekât sonucunda iç ve dış politikada oluşturduğu etkilere de ayrıca yer verilmiştir. Diğer yandan KKTC ile Türkiye arasındaki ilişkilere değinilmiş ve dış politikada birlikte izledikleri siyaset araştırılıp aktarılmıştır. Kısaca Türkiye'nin Kıbrıs üzerinde uyguladığı politikalar değerlendirilerek ortaya konulmuş ve sonucunda uluslararası ilişkiler bağlamında iç siyasetine yansımalarının tespiti ve araştırılması yapılarak bunun sonucunu sunmak amaçlanmıştır.

Annan PlanıBarış harekatıJohnson Mektubu+7
Tunç Volkan Kurter
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal yaşam açısından biyografi yazını: "Plutarch's Lives" incelemesi

Tezde, siyasal yaşam açısından biyografi yazını bağlamında "Plutarch's Lives" (Paralel Hayatlar) eseri incelenmektedir. MS 105-115 yılları arasında yazıldığı tahmin edilen bu seri 23 çift ve 4 tekli biyografiyi kapsamaktadır. Yunan kökenli karakterler ağırlıklı olarak Klasik-Erken Hellenistik dönemlerden, Romalı karakterlerin genellikle Geç Cumhuriyet Dönemi'nden seçildiği görülmüştür. Tarih boyunca ön plana çıkmış askeri kumandanlar, liderler ve filozoflar yaygın ve nadir özellikleriyle eşleştirilip kıyas edilmiştir. Bu sayede kişilerin eylem ve güdüleri, temsil ettikleri değerler bütününün etik ve felsefi yönlerini ele alan bir içerik oluşturmuştur. Klasik biyografi yazınını bütünüyle etkilemiş bir eser olmasının yanı sıra siyaset bilimi için de kıymetli bir kaynak olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma Plutakhos'un içinde yaşadığı dönemin siyasi, sosyal ve kültürel koşullarını ele almakla birlikte, onun yaşamının önemli dönemleri ve yapıtları üzerine derli toplu bilgiler de içermektedir. Bu çalışmanın, Plutarkhos'un yazarlığını daha iyi anlamaya yardımcı olacağı düşüncesi ile Plutarkhos'ta biyografinin nasıl ele alındığı üzerinde durulmuştur. Çalışmanın amacı, Plutarkhos'un Lives'ini temel referans alarak siyaset biliminde bulunan temel kavramları, yaklaşımları, ideolojileri ve siyasal kurumları ortaya çıkarmak ve siyaset biliminde biyografi yazınının kaynaklık oluşturucu rolünü vurgulamaktır. Anahtar Kelimeler: Plutarkhos, Paralel Yaşamlar, Biyografi, Karşılaştırma, Yunan

Gamze Kavak
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesi kararları ışığında somut norm denetimi

Evrensel düzen içinde yaşayan her birey temel hak ve özgürlüklere sahip olmuştur. Tarihsel süreçte meydana gelen gelişmelere bağlı olarak bu haklar çeşitlik göstermiş ve giderek artmıştır. Ancak bireylerin sahip olduğu hakların, devlet yöneticilerinin keyfi uygulamalarına karşı korunması gündeme gelmiş ve böylelikle hakları güvence altına alan "Anayasa Yargısı" doğmuştur. Anayasa yargısının doğuşuyla birlikte devlet organları tarafından düzenlenen hukuki normların anayasaya uygunluklarının denetlenmesi sağlanmıştır. Türk anayasacılık tarihinde 1961 Anayasasıyla, Anayasa Mahkemesi kurulmuş ve mahkemeye uygunluk denetimi yapma yetkisi verilmiştir. Anayasa Mahkemesi de bu uygunluk denetimini; soyut norm denetimi, somut norm denetimi ve bireysel başvuru olmak üzere üç yolla yerine getirmektedir. Çalışmanın temelini de uygunluk denetimi yollarından biri olan somut norm denetimi oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı, günümüz yargı alanı kapsamındaki mahkemelerin somut norm denetimi yolunu işleterek Anayasa Mahkemesine başvurması sonucunda verilen kararların analiz edilmesi ve adli yargı ile idari yargıya yönelik verilen kararların karşılaştırılarak gösterilmesidir. Bu bağlamda elde edilen veriler tablo haline getirilerek yorumlanmıştır. Çalışma kapsamında yer alan veriler, Anayasa Mahkemesinin somut norm denetimi sonucunda verdiği kararlardan elde edilmiştir. Bu veriler doğrultusunda günümüz yargı alanındaki mahkemelere yönelik toplam 2.373 karar verildiği tespit edilmiştir. Yargı boyutundan bakıldığında en fazla adli yargı alanının itiraz başvurusunda bulunduğu görülmüştür. Mahkeme bazından ise en fazla asliye ceza mahkemelerinin başvurduğu saptanmıştır.

AnayasaAnayasa MahkemesiAnayasa yargısı+3
Zülal Aykut
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yükseköğretimin geleceği: Stratejik planlar üzerinden bir analiz

Stratejik yönetim, bir kurumun, işletmenin veya organizasyonun hedeflerini belirleme, kaynaklarını yönetme, stratejik kararlar alıp uygulama sürecini kontrol etme işlemlerini kapsayan bir yönetim disiplinidir. Stratejik yönetim, bir organizasyonun rekabet gücünü arttırmak, uzun vadeli başarı sağlamak ve gelecekteki belirsizlikleri öngörmek için gereklidir. Bu nedenle, stratejik yönetim, yöneticilerin gelecekteki hedeflerine ulaşmak için taktiksel kararlar almak yerine, uzun vadeli hedefleri belirleyerek stratejik planlama yapmalarına olanak tanır. Stratejik yönetim, organizasyonun kaynaklarını etkin bir şekilde kullanarak amaçlarına ulaşmasını sağlayan bir süreçtir. Bu süreç, organizasyonun içinde yer aldığı sektördeki değişimleri dikkate alarak organizasyonun stratejik hedeflerini belirlemeyi, bu hedeflere ulaşmak için gereken eylemleri planlamayı, uygulamayı ve sonuçları değerlendirmeyi içerir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de yükseköğretimin mevcut durumunu ve geleceğini stratejik planlar üzerinden analiz etmektir. Çalışmanın örneklemini 81 ilde bulunan üniversiteler oluşturmaktadır. Üniversitelerin stratejik planlarında yer alan misyon ve vizyon bildirimleri ile GZFT analizleri betimleyici analiz yöntemi kullanılarak incelenmiş ve oluşturulan anahtar kavramlar üzerinden değerlendirilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda şu sonuçlar elde edilmiştir; akademik kaliteyi artırmak için ulusal ve uluslararası standartlar gözetilmeli, yükseköğretim kurumlarına daha fazla bütçe ayrılmalı, araştırma ve inovasyon faaliyetleri desteklenmeli ve öğrenci merkezli bir yaklaşım benimsenmelidir, Yükseköğretim kurumları arasında işbirliği artırılmalı, ortak projeler, programlar ve araştırmalar geliştirilmeli, ayrıca sanayi ve iş dünyası ile işbirliği artırılmalıdır, Yükseköğretimde yönetim ve finansman konularına dair reformlar gerçekleştirilmeli, yükseköğretimde mali ve idari özerklik daha da güçlendirilmelidir.

MisyonStratejik planlamaStratejik yönetim+6
Serkan Acar
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yoksullukla mücadelede sosyal yardım politikaları kapsamında yerel yönetimlerin rolü: Antalya Kepez Belediyesi örneği

Yoksulluk günümüzde gelişmiş veya gelişmekte olan tüm ülkelerin karşılaştığı en önemli sorunların başında gelmektedir. En genel anlamıyla temel ihtiyaçlardan olan gıda, barınma ve sağlık ihtiyaçlarının karşılanamaması anlamına gelmektedir. Ancak yoksulluk konusu bu tanımın dışında daha karmaşık bir anlam ifade etmektedir. Kavramın bu çok boyutlu yapısı onunla mücadelenin de aynı şekilde olmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede birçok ülke, yoksullukla mücadelede, merkezi yönetimlerin yanında yerel yönetimlere de daha fazla sorumluluk vermeye başlamıştır. Nitekim Türkiye'de 1980'li yıllardan itibaren yoksulluk artış göstermiş, yeni yoksulluk türleri ortaya çıkmıştır ve toplumun gelir dağılım yapısı ciddi boyutlarda bozulmuştur. Ayrıca merkezi hükümetin yoksullukla mücadelede, yoksulların taleplerini karşılamada tek başına yeterli olmayacağı anlaşılmıştır. 2000'li yıllardan sonra gerçekleştirilen yasal reformlar ile merkezi hükümetin yanında yerel yönetimlere de önemli görev ve yetkiler verilmiştir. Bu bağlamda yerel yönetimler özel de ise belediyeler, yoksul halka daha yakın olmaları, yoksul kişileri daha kolay tespit edebilmeleri ve ihtiyaç sahiplerine daha kısa sürede ulaştırabilmeleri gibi avantajlara sahip olduklarından dolayı yoksullukla mücadelede öne çıkmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın amacı yoksulluk kavramını teorik olarak inceledikten sonra Türkiye'de yoksulluk sorununun genel görümünü ve yoksullukla mücadelede uygulanan politikaların hangi düzeyde olduğu tespit etmektir. Ardından yerel yönetimlerin özellikle de belediyelerin uyguladığı sosyal yardımların, yoksulluğu azaltmakta ne ölçüde faydalı olduğu ortaya koymaktır. Bu nedenle Antalya Kepez Belediyesi, Antalya'nın diğer bölgelerine kıyasla sosyo-ekonomik anlamda daha az gelire sahip kişilerin yaşadığı bir yer olduğu için örnek belediye olarak seçilmiş ve yoksullukla mücadeledeki görev ve sorumlulukları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Kepez Belediyesinde sosyal yardımlardan sorumlu olan personele yarı yapılandırılmış mülakat uygulanmıştır. Böylelikle yoksullukla mücadelede hangi tür sosyal yardımların ve hizmetlerin yapıldığı, en çok yapılan yardım türleri, yoksullukla mücadelede karşılaşılan sorunlar, yoksullukla mücadele konusunda personelin bilgi ve bilinç düzeyi analiz edilmeye çalışılmıştır. Son olarak da 6 Şubat 2023'de yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremin, Kepez Belediyesini nasıl etkilediği incelenmiştir.

Antalya-KepezBelediyelerSosyal politika+4
Semih Türkmen
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gençlerin yerel yönetimlere katılımında belediye meclis üyelikleri: Ege bölgesi örneği

Demokrasinin olduğu medeniyetlerde, yurttaşların yönetim sürecine katılım sağlaması sistemin ana unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Katılım kamu yönetiminin devamlılığını sağlaması ve karşılaşılan sorunların çözüme kavuşturulması noktasında önemli bir fayda sağlamakla birlikte diğer taraftan demokrasi için şeffaflık ve verimlilik faktörlerini güçlendirmektedir. Yerel ölçekte demokrasinin oluşumunda ve gelişiminde en büyük görev yerel yönetimlere düşmektedir. Yerel yönetimler açısından ise hemşehrilerden oluşan ve seçimle göreve gelen belediye meclisleri katılım olgusunun ve yerel demokrasinin en şeffaf anlamda temsiliyetinin sağlandığı yapılardır. Günümüzde yerel yönetimlere katılımın önemli bir argümanı olan belediye meclisleri kapsayıcılık açısından gün geçtikçe daha geniş bir tabana yayılmakla birlikte artık gençlerin de yer alabildiği bir yapı haline gelmiştir. Gençlerin yerel yönetimlerde karar alma mekanizmalarına etki edebilmesi ve de katılabilmesi için oluşturulan farklı kurumlar ve oluşumlar bulunsa da 2017 referandumu kapsamındaki Anayasa değişikliği ile bunlara belediye meclis üyeliği mekanizması da dahil olmuştur. 2019 Mahalli İdareler Seçimi ile beraber ilk kez, 25 yaş olan seçilme şartı genel seçimlerde olduğu gibi 18 yaş olarak genişletilmiştir. Genç bireylerin yönetimde söz sahibi olması ve demokratik katılımın sağlanması açısından önemli bir yenilik olan belediye meclis üyelikleri ile gençlerin yerel yönetimlerde temsiliyeti artmıştır. Bu çalışma ile birlikte gençler için yerel yönetimlere katılımda ve temsiliyetin gelişmesinde önemli bir yere sahip olan belediye meclisi bünyesinde yer alan gençlerin genel bir değerlendirmesi yapılmış bununla birlikte katılımcı demokrasi açısından en uygun niteliğe sahip olan yerel yönetimler kapsamında aktif katılım kavramı analiz edilmiştir. Bu tez çalışmasında yerel yönetimler, yerel siyaset, demokrasi olgusu, gençlik olgusu, gençliğin özellikleri, siyasal katılım olgusu bir arada incelenerek gençlerin yerel yönetimlere katılımında belediye meclis üyelikleri konusu değerlendirilmiştir. Öncelikle yerel yönetimlere yer verilmiş, gençlik döneminin etkileri ve bu etkilerin siyasal katılımda ki rolleri üzerinde durulmuştur. Diğer kısımda yerel yönetimlere katılım olgusu açıklanmış ve gençlik kavramıyla pekiştirilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın temelinde "Gençlerin yerel yönetimlere katılımında belediye meclis üyeliklerinin etkisi ne derecede gerçekleşmiştir?" sorusu yer almaktadır. Son olarak 2019 Mahalli İdareler Seçiminde seçildiği tarih itibariyle 18-30 yaş aralığında yer alan ve ege bölgesinde görev yapan İzmir, Denizli, Afyonkarahisar, Manisa, Uşak, Muğla, Kütahya ve Aydın illerdeki genç belediye meclis üyeleriyle mülakat gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler neticesinde belediye meclis üyelikleri, yerel yönetimlerde karar alma süreçlerinde doğrudan yer alan ve gençlerin siyasi süreçlere aktif katılımını teşvik eden önemli bir mekanizmadır. Belediye meclis üyeleri genel anlamda yerel yönetimlerdeki politikaları ve programları belirler, kararlar alır ve bütçeleri yönetirler. Gençlerin belediye meclis üyeliği ile ilgilenmeleri ve bu pozisyonlara aday olmaları, yerel yönetimlerde gençlerin temsilini artırmaktadır ve gençlerin ihtiyaçlarına daha fazla odaklanılmasını sağlamaktadır. Bu bağlamda 25 genç belediye meclis üyesi ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler neticesinde, gençlerin belediye meclis üyeliğiyle ilgilenmeleri, gençlerin siyasi süreçlere daha fazla katılımını teşvik etmekle beraber gençlerin yerel karar alma süreçlerinde daha etkili bir şekilde yer almalarını sağladığı tespit edilmiştir. Demokratik katılımın halka en yakın yöntemlerinden birisi olan belediye meclisleri seçilme yaşının 18'e düşürülmesiyle gençler için daha ulaşılabilir bir katılım mekanizması olmaya başlamıştır. Gençler böylelikle yerel siyasette söz sahibi olmanın yanında karar mekanizmalarına etki eden seçilmişler olarak da görev alma imkânı yakaladıkları ortaya çıkmıştır.

Belediye meclisiBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+6
Mehmet Yara
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Büyükşehir belediyeleri ile muhtarlıklar arası ilişkilerin Muhtarlık Daire Başkanlıkları üzerinden incelenmesi: Ankara Büyükşehir Belediyesi örneği

2012 yılında kabul edilen ve 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra uygulamaya konulan 6360 sayılı Kanun ile Türkiye'nin büyükşehir yönetim sisteminde önemli bir dönüşüm sürecine girilmiştir. Kanun'la birlikte büyükşehirlerde yer alan tüm köy ve belde belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleye dönüştürülmüştür. 2021 yılında kabul edilen "Kırsal Mahalle ve Kırsal Yerleşik Alan Yönetmeliği" ile köyden mahalleye dönüşen birimler kırsal mahalle veya kırsal yerleşik alan statüsüne getirilmiş ve tüm bu gelişmeler büyükşehirler ile muhtarlıklar arası ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ihtiyacını doğurmuştur. Çalışmanın amacı, büyükşehirlerde köyden ve beldeden mahalleye dönüşen birimlerin sorunlarını ve taleplerini ele almak ve bunların büyükşehir belediyelerine nasıl iletildiğini büyükşehir belediyelerinin bünyesinde kurulmuş muhtarlık işleri daire başkanlıkları üzerinden incelemektir. Bu bağlamda Ankara Büyükşehir Belediyesi Muhtarlık İşleri Daire Başkanlığı personeli ile görüşmeler yapılmıştır. Aynı zamanda Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı kırsal mahalle muhtarları ile görüşülerek 6360 sayılı Kanun'a genel bakışları ve büyükşehir belediyesi ile olan ilişkileri incelenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre; köylerin tüzel kişiliklerinin kaldırılması genel olarak olumsuz değerlendirilmektedir. Büyükşehir belediyesinin hizmet alanının genişlemesi sonucu özellikle merkeze uzak mahallelerde sıkıntılar yaşanmaktadır. Muhtarlık İşleri Daire Başkanlığı'na kırsal mahallelerden gelen talepler diğer merkez mahallelere göre oldukça fazladır. Kaynak problemleri sebebi ile hizmetlerde gecikmeler yaşanmaktadır. Ancak büyükşehir belediyesinin kırsal alanları kalkındırmaya yönelik gerçekleştirdiği tarımsal ve hayvansal destekler olumlu tepkiler almaktadır.

Ankara Büyükşehir BelediyesiBelediyelerBüyükşehir belediyeleri+5
Gamze Aydın
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kolluk kuvvetlerinin insan ticareti ile mücadelesi

Bu çalışmada, Soğuk Savaş ve sonraki dönemlerde kendine yer edinen ve insan hakları konusunda da önemli yeri olan, kişinin onurunu temelden zedeleyen insan ticareti suçunu, kavram olarak analiz etmek, devamında ulusal mevzuatlarla açıklayıp irdelemek, Türkiye'deki kolluk kuvvetlerinin suçun işlendiği bilgisinin alınması ile başlayan soruşturma ve kovuşturma aşamaları ile mağdurların rehabilite aşamalarını da içeren süreci incelemek, toplumun gözünden Türkiye'de insan ticaretiyle mücadele hakkındaki genel durumun çok boyutlu olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Türkiye'de insan ticareti suçunun yoğun olarak görüldüğü illerde yaşayan bireylerin hem insan ticareti suçu ile ilgili yürütülen iş ve eylemler hakkında görüşlerini öğrenmek hem de halkın gözünden kolluk kuvvetlerinin suçla mücadeledeki etkinlik durumu anket yöntemi ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de insan ticareti olaylarının yoğun olarak görüldüğü Adana, Antalya, Gaziantep, İzmir, Muğla ve Van illerinde yaşayan 18 yaş ve üzeri toplam 13.601.582 (TÜİK, Aralık 2022) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oluştururken örneklemini ise evren içerisinden rastgele ulaşılan 418 birey oluşturmuştur. Araştırmanın verileri nicel analiz yöntemi aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bu amaçla SPSS 25 istatistik programından yararlanılmıştır. Tez çalışması sonucunda ilk olarak Türkiye'de toplumun, insan ticaretiyle mücadelenin etkinliğine ilişkin olumlu değerlendirmelerinin olduğu görülmüştür. Ayrıca kolluk kuvvetlerinin insan ticaretini önlemede etkin bir mücadele gösterdiği, kolluk kuvvetlerinin suçla mücadelede yeterli bilgi ve mevzuata sahip olduklarına olan güvenlerinin yüksek olduğu, mağdurların tanımlanması ve korunması ile ilgili pozitif değerlendirmenin olduğu, ulusal ve uluslar arası toplantıların ve konferansların olumlu etkileri olduğu, insan ticareti mağdurlarına yönelik sunulan insani yardımların yeterli olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Ancak ulusal ve uluslararası alanda yürütülen faaliyetler ve kanuni mevzuatın etkinliği, mağdurların konakladığı sığınma evlerinin yeterliliği, kolluk kuvvetlerinin şehir ve kırsal bölgelerde yaşayan vatandaşlara suçla ilgili bilgi vermek amacıyla saha ziyaretleri gerçekleştirdiği, suç ve suçlularla mücadelede sosyal medya platformlarının etkin olarak kullanılması ve kamu spotları aracılığıyla halkın bilgilendirilmesi konusunda kararsızlık görülmüştür. Benzer şekilde kolluk kuvvetlerinin personel sayısı suçla mücadele etmede yeterli olmadığı, insan ticaretiyle mücadelede özellikle ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülen faaliyetlerin ve kanuni mevzuatın etkinliği konusunda bazı zayıflıkların ve eksikliklerin olduğunu, mevcut kanuni mevzuatın insan ticaretiyle mücadele için yeterli olmadığı ve daha güçlü yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulabileceği ve suçluların yargılama sürecinden sonra hak ettikleri cezayı almadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum, insan ticaretiyle mücadelede özellikle ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülen faaliyetlerin ve kanuni mevzuatın etkinliği konusunda bazı zayıflıkların ve eksikliklerin olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca, mevcut kanuni mevzuatın insan ticaretiyle mücadele için yeterli olmadığı ve daha güçlü yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulabileceği sonucuna varmak mümkündür. Bu değerlendirmeler, Türkiye'nin insan ticaretiyle mücadelede önemli adımlar attığını, ancak hala bazı zorluklarla karşı karşıya olduğunu göstermiştir. Kolluk kuvvetlerinin bazı eksiklikleri olsa da iyi denebilecek düzeyde etkin bir mücadele gerçekleştirmesi ve mağdurların korunması için gösterilen hassasiyet, insan ticareti ile mücadele için önemli bir itici güç oluşturmaktadır. Ancak, insan ticaretiyle mücadelede etkinliğin arttırılması için daha güçlü yasal mevzuat ve daha stratejik faaliyetlerin hayata geçirilmesi gerekliliği de vurgulanmaktadır. Bu sonuçlar, insan hakları savunucuları, hükümet ve diğer ilgili tarafların insan ticaretiyle mücadelede daha kapsamlı ve etkin çözümler geliştirme çabalarını desteklemesi gerektiğini göstermiştir.

Adife Gölcük
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sanat siyaset ilişkisi bağlamında Devekuşu Kabare Tiyatrosu

Sanat ve siyasetin aralarındaki ilişki tarihin birçok noktasında birbirini etkileyen bir yapıda bulunmaktadır. Bu ilişkinin gösterilebildiği alanlardan biri olarak tiyatro öne çıkmaktadır. Türk tiyatrosunun neredeyse tüm dönemlerinde görülebilecek sanat ve siyaset arasındaki ilişki, 1980'li yılların tiyatro oyunlarında da görülmektedir. Kuruluşu 1960'lı yılların sonunda gerçekleşen ve 1990'lı yılların ilk yarısına kadar faaliyetlerine devam eden Devekuşu Kabare Tiyatrosu, 1980'li yıllarda Türkiye'nin yaşadığı siyasi, ekonomik, toplumsal dönüşümleri sahneden yorumlamıştır. Devekuşu Kabare bu yıllarda sahnelediği eserlerle bu dönemin siyasi ve toplumsal yapısının adeta bir fotoğrafını çekmiştir. Çalışmanın amacı, Devekuşu Kabare'nin görüntü veya ses kaydı bulunan "Yasaklar", "Beyoğlu Beyoğlu", "Aşk Olsun", "Geceler", "Reklamlar", "Deliler" ve "Dün-Bugün" oyunlarının içerik analizinin örtük kodlama yöntemiyle incelenmesi aracılığıyla oyunların sahnelendiği dönemlerin siyasi gelişmelerine dair Devekuşu Kabare'nin bakış açısını, siyasete dair düşüncelerini ve bu düşünceleri paylaşabilmek için tiyatro metinlerinde yapılan değişiklikleri ortaya koymaktır. Devekuşu Kabare tiyatrosu, yalın konu seçimi, güncel siyasi gelişmelere göre kendisini güncelleştirmesi, siyasi eleştirileri kendi üslup ve tarzlarıyla komik bir unsur halinde, içinden çıktığı toplumun yapısını toplumun kendisine anlatmasıyla sanat-siyaset ilişkisinin önemli örneklerini vermektedir.

Ahmet Can Karhan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de dinsellik edebiyat ve kimliğin dönüşümü: Dindar kadın romancılar üzerine bir inceleme

Bu çalışmada, kimlik kavramı inşa sürecinde ve farklılık-bireysellik-geçicilik kavramları çerçevesinde incelenmiş ve İslami kimliğin günümüzde dindar kadın yazarların romanlarındaki yansımaları tespit edilmiştir. Çalışmada, İslamcı harekette farklı düşünce tarzlarını açıklanmış ve dindar kadın yazarların bu harekete olan katkıları ile İslamcı kimlik inşasının somut sonuçları ortaya konulmuştur. Kimliklerin belirli oluşumlar, gruplar veya aktörler vasıtası ile tanımlanması gerekliliğinden yola çıkılarak İslamcı entelektüeller ve edebî eserler temelinde disiplinler arası bir çalışma gerçekleştirilmiştir.Romanların incelenmesinde romancıların ele aldıkları dindar veya İslamcı bireylerin Türkiye'de 1970'li yıllardan bugüne yaşadıkları sosyal ve siyasi problemler dindar kadın roman yazarlarının yayımlamış oldukları romanlar dahilinde ele alınmış; karakter analizleri, olay durum değerlendirmeleri romanlardan elde edilen deliller aracılığıyla yapılmıştır. Belirlenen temalar çerçevesinde roman karakterlerinin düşünceleri veya davranışları analiz edilmiştir.Çalışmada ele alınan roman yazarları romanlardaki kahramanlar aracılığı ile İslamcı öznelerde olmasını istedikleri veya olduğunu düşündükleri bir takım özellikleri ortaya koyarak İslamcı kimliği somut olarak okuyucuya sunma çabası içerisindedirler. 1958 ve 1967 yılları arasında doğmuş olan Yıldız Ramazanoğlu, Cihan Aktaş, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ve Sibel Eraslan adlı yazarlar, üniversite eğitimi almışlardır, meslek sahibidirler ve 1980 sonrasında inceleme-araştırma, gazete ve dergi yazıları ile hikaye ve roman alanlarında eserler vermişlerdir. Çalışma, adı geçen yazarların 1997-2007 yılları arasında basılmış olan romanları ile çerçevelenmiştir.Çalışmada, Türkiye'de İslamcı düşüncenin bir bütünlük göstermediği tespit edilmiş; bu parçalılığı aşmak için dindar kimliği siyasi liberalizm çerçevesinde bireysel kimlik olarak kurma gayretinde olan kadın roman yazarlarının toplumsal adaletin sağlanması; kendilerinin ve kendileri gibi düşünen kadınların erkekler ile eşit zeminde veya aynı siyasi fikirleri paylaşmadıkları laik kadınlar ile ortak hedefler doğrultusunda hareket etmeleri beklentisi içinde oldukları tespit edilmiştir.

DindarlıkDini davranışlarDönüşüm+7
Funda Derin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyaset teorisinde mükemmeliyetçilik

Bu çalışmada, mükemmeliyetçilik düşüncesi kapsamında yürütülen tartışmalar ele alınmış ve mükemmeliyetçi ve anti-mükemmeliyetçi düşüncelerin temel varsayımları ve neden olabilecekleri muhtemel sonuçların ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Mükemmeliyetçilik, çok farklı disiplinlerle ilişkili bir kavramdır. Bu tezde, insanların mükemmelleşmesi için devletin ne ölçüde rol üstlenmesi gerektiği konularını kapsayan ?siyasal mükemmeliyetçilik? düşüncesi, teorik düzeyde ele alınmıştır.Siyaset bilimi literatüründe ilk kez 1971'de John Rawls tarafından kullanılan mükemmeliyetçilik terimi; devletin, insan yararını azamileştirecek şekilde örgütlenmesi, bireysel görev ve yükümlülüklerin buna göre belirlenmesi ve toplumun da buna göre yönetilmesi olarak tanımlanmıştı. Rawls'ın mükemmeliyetçiliği eleştirmesinin ardından, kavram etrafında geniş tartışmalar yürütülmüş ve farklı mükemmeliyetçilik tanımları yapılmıştır. Tanımlamalar, ?aşırı? ve ?ılımlı mükemmeliyetçilik? olmak üzere iki grupta ele alınabilir. Aşırı mükemmeliyetçilikte, devletin, insanların yararını arttırmak için onların hayatına kapsamlı olarak müdahale etmesini gerekli görülür. ?Ilımlı mükemmeliyetçilik? ise, devletin rolünün, insanların yaşantılarına geniş ölçüde müdahale etmek ve belli iyi anlayışlarını zorla uygulamak yerine, sadece başkalarına zarar verecek eylemlere engel olmak ve seçenekleri eşit ölçüde erişilir kılmakla sınırlı olması gerektiğini ifade eder. Bu ikinci tanımı benimseyenler, daha çok, anti-mükemmeliyetçi olarak kabul edilmektedirler.Mükemmeliyetçiler, insanların, devlet aracılığıyla iyi kişiler haline getirilebileceğine ve insan yararının devlet eliyle arttırılabileceğine inanırlar. Bu yüzden de, devlet tarafından belirlenen belli iyi anlayışlarının, gerekirse zor kullanılarak uygulanmasını gerekli görürler.Buna karşı çıkan anti-mükemmeliyetçiler ise, devlet aygıtının insanları mükemmelleştirme aracı yapılmasının onlara hiçbir yarar sağlamayacağını, aksine onların aleyhine sonuçlar doğuracağını iddia ederler. Onlara göre, özerkliğe sahip her birey, kendi yarar ve zararını başkalarından daha iyi değerlendirebilecek durumdadır. Kişilerin, doğru olduğuna inanmadıkları eylemleri dış baskılarla gerçekleştirmelerinin onlara hiçbir faydası yoktur. Bu tarz bir yönetim modeli, refah kaybı, kültürel bozulma, adaletin yozlaşması, toplumsal çatışma, devletin totaliterleşmesi gibi birçok zararlı sonuca sebep olacaktır. Mükemmeliyetçi modelde, devlet aygıtını elinde bulunduranların, kendi doğrularını herkesin doğrusu haline getirmek için zora başvurmasının totalitarizme neden olacağını iddia eden anti-mükemmeliyetçiler, devletin iyi anlayışları arasında tarafsız kalmasını isterler.Başlangıçta insanların yararını hedefleyen birçok siyasi projenin sonradan insanların felaketine dönüşmesi deneyimleri, anti-mükemmeliyetçilerin iddialarını desteklemektedir. Bununla birlikte, insanların hayatına devlet tarafından hiçbir müdahalede bulunulmaması şeklinde sınırsız bir özgürlüğün daha başka sakıncaları ortaya çıkaracağı âşikardır. Dolayısıyla, devletin rolünün, insanların hayatını kapsamlı olarak biçimlendirmek veya insanlara hiç müdahale etmemek olması yerine, insanların başkalarına zarar verecek eylemlerinin engellenmesi ve seçeneklerin herkes için eşit düzeyde erişilebilir kılınmasını sağlamakla sınırlı tutan ılımlı mükemmeliyetçilik yaklaşımı daha mâkul bir model olarak görülmektedir.

MükemmeliyetçilikTotaliterizmÖzerklik
Zekeriya Tüysüz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyasal partilerde ideolojik kimlik algısında değişim: AK Parti örneği

Siyasal partiler, ideolojik kimliğin dinamik doğası gereği değişim ve dönüşüm süreçleri yaşamaktadır. Tezde, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) özelinde, ideolojik kimliğin dinamik doğasının siyasal partilerin değişim ve dönüşümlerinde önemli olduğu varsayılmaktadır. AK Parti örneğinden hareketle, siyasal partilere hâkim olan ideolojik kimliklerde yaşanan değişim ve dönüşümler, süreklilikler, kopuşlar ve temsiliyet temelinde ortaya konulmaktadır. Çalışmada, AK Parti'de yaşanan ideolojik değişim ve dönüşümün kaynaklarının saptanması, temsiliyet temelinde yansımasının ortaya konulması ve yaşanan dönüşümün ideolojik zemindeki yerinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Çalışma hem nitel hem nicel araştırma olarak tasarlanmıştır. Nitel araştırma yönteminde araştırma soruları derinlemesine çözümlenerek araştırma konusu ile ilgili ayrıntılı bilgiler elde edilmesi amaçlanmıştır. Tarama yöntemi ile değerlendirilen değişimler, örneklem alınan Adalet ve Kalkınma Partisi özelinde parti programları ve tüzüğü üzerinden doküman analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Çevrim içi ortamda uygulanan anket çalışmasına 781 adet örneklem katılmıştır. Açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile birinci ve ikinci yarı örneklem üzerinde yapısal geçerlilik ve güvenirlilik analizleri yapılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında, AK Parti'nin kesintisiz iktidarı süresince; muhafazakâr demokrasi ile başlayıp, "tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek millet" çizgisine gelen siyasal söylem ve politikalardaki değişikliğin ideolojik bir değişim ve dönüşüm olduğu ortaya çıkmıştır.

Adalet ve Kalkınma PartisiDeğişimDönüşüm+1
Erhan Korkın
Biruni University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukun anayasallaşması ve iç hukukta uygulanması sorunları

Antik Yunan'dan modern çağa uzanan süreçte anayasacılık düşüncesi, birey hak ve özgürlüklerini koruma amacıyla evrilmiştir. Stoacıların evrensel doğal eşitlik anlayışı, Kant'ın kozmopolit hukuk düşüncesi ve kozmopolitizmin dünya vatandaşlığı ideali, anayasacılığın evriminde felsefi dayanaklar sunmuştur. Ancak kozmopolitizm, bireylerin evrensel haklarını savunurken, anayasacılık genelde ulus devlet çerçevesinde gelişmiştir. 20. yüzyılın sonlarında insan haklarının evrenselleşmesiyle, kozmopolitizmin anayasacılığa etkisi daha belirgin hale gelmiştir. Uluslararası anayasallaşma, anayasa kavramını ulus devlet sınırlarının ötesine taşıyarak birey haklarını küresel düzeyde güvence altına almayı hedeflemiştir. Örneğin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, kozmopolitizmin etkisiyle ulusal hukuk sistemlerini şekillendirmiş ve anayasalara evrensel normların entegrasyonunu sağlamıştır. Sonuç olarak anayasa fikrinin evrimi, bireylerin haklarının ulusal sınırları aşarak uluslararası bir çerçeveye oturtulması ile belirginleşmiştir. Bu durum, anayasacılık düşüncesinin, bireylerin evrensel haklarını korumak amacıyla geniş bir perspektife sahip olmasını zorunlu kılmıştır. Böylece, anayasa hukuku sadece ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeyde de anlam kazanmış ve kozmopolitizmin sağladığı perspektifle zenginleşmiştir. Uluslararası hukukun iç hukukta uygulanması, monist ve düalist hukuk sistemlerine göre farklılık göstermektedir. Monist yaklaşıma göre, uluslararası hukuk ve iç hukuk aynı hukuk düzeninin bir parçası olarak kabul edilir. Bu anlayışa göre, uluslararası hukuk doğrudan iç hukukta uygulanabilir ve iç hukuk normlarıyla uyumluluğu sağlanabilir. Öte yandan, düalist yaklaşıma göre uluslararası hukuk ve iç hukuk ayrı hukuk düzenleri olarak değerlendirilir. Türkiye'de uluslararası hukukun iç hukukta uygulanışı ve bunun pratik etkileri önemli bir tartışma alanıdır. Bu tezde, monist ve düalist yaklaşımların Türkiye'deki etkileri incelenmiştir.

Ebru Fatoş Özdemir
Biruni University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni sağ anlayışı çerçevesinde Türkiye'de enerji politikalarının dönüşümü

1973 petrol krizi ile derinlesen, refah devletinin krizinden çıkıs yolu olarak 1980'lerde ABD ve ngiltere'de ortaya çıkan soguk savasın sona ermesi ve Dünya Bankası, MF,OECD ve AB gibi uluslararası kuruluslarda formüle edilerek küresellesme süreci ile dünyaya yayılan yeni sag anlayısı, paralel olarak Turgut Özal döneminde Türkiye'de de etkinlik kazanmıstır. Devletin küçültülerek etkinliginin artırılması, kamu isletmeciligi, serbestlesme ve özellestirme gibi kavram ve uygulamalar, kamu hizmeti anlayısındaki degisme ile bu dönemde tanısmıstır. Tamamı kamunun elinde bulunan elektrik sektörü bu anlayıs degisimine paralel olarak özellestirme ve piyasa serbestlestirmesi sürecinin konusu olmus, özellikle artan yatırım finansman ihtiyacın yerli ve yabancı özel sektör sermayesi ile karsılamak üzere gerekli Anayasal ve yasal düzenlemelere gidilmistir. Çalısma içinde dönemler halinde ele alınan bu süreç, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık nedeni ile uzamıs, derin tartısmaların konusu olmustur. YD ve Y gibi uygulamalar amacından uzaklasarak 2001 yılında EPDK'nın kurulusu ile gelinen serbest elektrik piyasasının olusumunun önündeki en büyük engelleri teskil eder hale gelmistir. Günümüzde gelinen nokta, hala, kamunun dagıtımdaki payı %83, üretimde kurulu kapasitenin %57 seklinde olup, 25 yılı asan özellestirme ve serbestlesme sürecin basarısını ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: 1. Yeni Sag, 2. Refah Devleti, 3. Yönetisim 4. Düzenleyici Kurulus 5. Özellestirme

Cemalettin Tüney
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kent hakkı ve toplumsal cinsiyet ilişkisi: Bingöl'deki kadınların kent hakkı talepleri

Kentsel mekan; en temel anlamıyla kent içerisindeki bireylerden oluşan ve kentsel olayların gerçekleştiği mekanları kapsamaktadır. Kent nüfusunun kır nüfusunu aşması ile hızlanan kentleşme süreci bu sürece katılan ve rol alan herkesin kentsel mekan üzerinde bir hak talep etmesine ve kent hakkı kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. İlk kez Henri Lefebvre tarafından ortaya atılan "Kent hakkı" kavramı, bireylerin kentsel mekanı eşit ve etkin bir biçimde kullanmaları ve aynı zamanda bu kentsel mekana katılımlarını ifade etmektedir. Kent hakkı, adalet üzerine kurulmuş temel bir haktır. Kent hakkı, ona ulaşamamış olanların ve ondan yoksun kalanların temel hakkıdır. Kadınların kentlerle olan ilişkisi birtakım dışlanma ve eşitsizlik deneyimi içerir. Kentsel yapı içerisinde kadınlar toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden dolayı erkekler ile eşit bir biçimde kentlerde var olamamakta kent haklarından yoksun kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı kent hakkı ve toplumsal cinsiyet ilişkisinin değerlendirilmesi ve Bingöl'deki kadınların kentten beklentileri analiz edilerek kent hakkı taleplerinin belirlenmek istenilmesidir. Bu çalışmada kent hakkı kavramı, feminist bir yaklaşımla, Bingöl'deki kadınların kentsel mekandaki kent hakkı talepleri ve beklentileri sosyal adaletin eşitlik ilkesi üzerinden incelenmiştir.

Hayriye Akkurt
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu kurumlarında çalışanların bilgi güvenliği farkındalığı üzerine bir araştırma: Diyarbakır örneği

Bu çalışmanın amacı, kamu kurumlarında çalışan personelin bilgi güvenliğine ait bilinç ve farkındalığı yükseltmek ve geliştirilmesi ihtiyaç duyulan alanlarda öneride bulunmaktır. Diyarbakır ilinde rastgele seçilen kamu kurumlarında çalışan personelin bilgi güvenliği farkındalıkları çeşitli veri ve istatistiklerden yararlanılarak ölçülmüştür. Çeşitli kademelerde çalışan toplam 164 personele "Bilgi Güvenliği Farkındalık Ölçeği" uygulanmıştır. Bu çalışmada araştırmanın çerçevesini oluşturan bilgi ve bilgi güvenliği ile ilgili kavramlar, bilgi güvenliği unsurları, amacı ve önemi, yönelik tehditler, yaşanan ortak sorunlar, yönelik alınması gereken önlemler, bilgi güvenliği farkındalığı üzerinde durulmuştur. Faktör analizi sonucunda ölçeğin, 31 maddeden oluştuğu ve personelin yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, görev türü, görev süresi, kaç yıldır internet kullandığı ve günlük internet kullanım süresi değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Bu kapsamda araştırmada elde edilen veriler, Kaiser-Mayer-Olkin (KMO) Testi ve Bartlett Sphericitiy Testi ile incelenmiştir. KMO değeri 1'e yakındır; Bartlett küresellik testi ise anlamlı bulunmuş ve p değeri, 0,05'den küçüktür. Cranbach Alfa güvenirlik değeri ise 0,971'dir. Daha sonra anlamlı farklılık bulunan grupların tespiti için Kruskall Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda bilgi güvenliği farkındalığı alt faktörlerinin personelin cinsiyetine göre, kadınların ve erkeklerin bilgi güvenliği farkındalığına göre fark bulunmaktadır (p<0,05). Hem bilgi güvenliği farkındalığında hem de faktörlerde, erkeklerin puan ortalaması, kadınlardan daha fazladır. Yaş, görev türü, eğitim durumu ve günlük internet kullanım süresine göre görev süresine göre anlamlı farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). İnternet kullanma yılı değişkenine göre bilgi güvenliği farkındalıklarında ve birinci faktöründe anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). 20 yıl ve üzeri olanların bilgi güvenliği farkındalığı daha yüksektir. Ancak ikinci faktörde katılımcıların bilgi güvenliği farkındalıkları arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p>0,05).

İslam Acar
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı topraklarında Amerika'nın misyonerlik faaliyetleri ve Ermeni meselesindeki tahakkümünün çoklu yansımalarında eğitim stratejisinin önemi

Anadolu üzerinde Türk egemenlinin tesis edilmesinden sonra hoşgörü politikası çerçevesinde Müslüman Türklerle bir arada yaşayan Ermeniler her dönem emperyalist güçlerin misyonerlik çerçevesinde dini hedefi olmuşlardır. Anadolu'nun Hristiyan dünyası için dini öneme haiz olması; ayrıca Anadolu topraklarının birçok yeraltı zenginliklerini barındırması Batılıların çeşitli yöntemler dâhilinde bölgeye nüfuz etmelerine sebebiyet vermiştir. Kuşkusuz Anadolu üzerinde misyonerlik çalışmaları yürüten en etkin devlet Amerika olmuştur. Batılı emperyalist devletler içerisinde en son bağımsızlık elde eden ve iktisadi anlamda kaynaklara ve ticaret yollarına ihtiyaç duyan Amerika, Anadolu'dan pay elde edebilmek için Ermenilere mezhepsel asimilasyon uygulamıştır. Amerikan misyonerleri XIX. yüzyılda Amerikan Board misyoner teşkilatına bağlı olarak Anadolu üzerinde çeşitli keşif amaçlı çalışmalar yürütmüşlerdir. Misyonerler bu çalışmalar neticesinde Anadolu Ermenilerini dini tahakküm altına alabilmek için hangi yöntemlere başvurulması gerektiğini saptamışlardır. Dönemin getirdiği ve Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu olumsuz koşullar eğitim, sağlık gibi alanlarda boşluklar oluşmasına neden olmuştur. Eğitim alanında geniş çaplı faaliyet yürüten misyonerler, çocuklardan yetişkinlere kadar çeşitli seviyelerde ve alanlarda açılan eğitim kuruluşları sayesinde Gregoryen mezhebine bağlı Ermenileri protestanlaştırmışlardır. Özellikle Anadolu'nun önem arz eden ve Ermenilerin yoğun olarak yaşam sürdürdüğü bölgelere açılan yüksekokul niteliği taşıyan Amerikan kolejlerinde verilen dini ve milli ruhu uyandırıcı müfredatlar, Ermeniler'in ayrılıkçı düşüncelerini perçinleyerek milli bir devlet kurma ve Osmanlı'yı parçalama adına ayaklanmalarını sağlamıştır.

Ahmet Soylu
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu güvenliği ve kalabalık yönetimi

Kalabalık yönetimi, kalabalıkların kontrol altında tutulması, ortaya çıkabilecek olası olumsuz sonuçların öngörülerek gerekli tedbirlerin alınması ve istenmeyen kalabalıkların tekrar oluşmaması için gerekli yönetsel çalışmaların yapılması sürecidir. Başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiş bir kalabalık yönetimi, insanların huzurlu bir hayat sürmelerinin temel şartıdır. Çünkü başarılı bir kalabalık yönetimi başta insanların güvenlik ihtiyacı olmak üzere diğer tüm ihtiyaçlarının karşılanmasında doğrudan etkilidir. Kalabalık yönetimi, insanların güvenli bir ortamda hayatlarını sürdürmeleri için bir gerekliliktir. Her kalabalığın olaya dönüşmesi veya insanların hayatlarını tehdit etmesi beklenemez. Ancak kalabalık içerisinde insanların kamu düzenini bozan eylemler sergilemeleri ve diğer insanların güvenliklerini tehlikeye atmaları daha kolaydır. Çünkü kalabalık içerisinde gerçekleşebilecek küçük bir olay, kısa süre içerisinde diğer insanların güvenliklerini tehdit edici bir seviyeye ulaşabilir. Bu durum kalabalık yönetiminin kamu güvenliği açısından bir gereklilik olduğunu ifade etmektedir. Kalabalık yönetimi ve kamu güvenliği ilişkisinin konu edinildiği bu çalışmanın temel amacı, kamu güvenliğinin sağlanması hususunda kalabalık yönetiminin etkisinin ortaya konmasıdır. Bu amaç doğrultusunda etkili bir kalabalık yönetiminin kamu güvenliğinin sağlanmasındaki rolü tartışılmıştır. Bu doğrultuda yapılan bu çalışmanın birinci bölümünde, güvenlik ve kamu güvenliği kavramlarının neyi ifade ettiği, nitelikleri ve unsurlarının neler olduğu açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, kalabalık ve grup kavramları, kalabalık ve grupların özellikleri, kalabalık ve grup arasındaki ilişkilerin neler olduğu üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde, kamu güvenliği ve kalabalık yönetimi ekseninde kamu güvenliğini bozan durumlar, olay ve toplumsal olay olguları ve olayın kamu güvenliğine dönüşmesi konuları ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise kamu güvenliği açısından etkin bir kalabalık yönetiminin gerçekleştirilmesi için nelerin yapılması gerektiği ortaya konmuştur.

Burak Kara
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasetinde politik aktör olarak Necmettin Erbakan'ın, Siyonizm'e yaklaşımı ve ırkçı emperyalizm söylemi

Türk siyasi hayatının en mühim aktörlerinden biri olan Necmettin Erbakan Siyonizme karşı muhalefeti ile bilinmektedir. Erbakan ve Millî Görüş hareketi, diğer siyasi aktörlere ve rejime doğrudan karşı gelmeden, tüm sorunların temel kaynağı olarak Siyonizmi konumlandırarak, kendilerini sistem baskılarından muaf tutmayı başarmışlardır. Erbakan'ın Siyonizme karşı tutumu, İslam dünyasında geniş yankılar uyandırmış ve İslam toplumlarında Siyonizme karşı gelişen eleştirilerin ve direniş hareketlerinin teorik temellerini oluşturmuştur. Erbakan'a göre, Siyonizm, yalnızca İsrail Devleti'nin kurulması ve genişletilmesi ile sınırlı bir ideoloji değil, küresel düzeydeki ekonomik, siyasi ve kültürel hakimiyet arayışının bir parçasıdır ve bu söylemiyle İslam dünyasında entelektüel bir liderlik rolü üstlenmiş ve geniş bir etki alanı oluşturmuştur. Irkçı emperyalizm söylemi ise Erbakan'ın Siyonizm'i eleştirirken kullandığı temel kavramlardan biridir. Erbakan, Siyonist hareketin yalnızca Yahudilerin üstünlüğünü savunan bir yapı olmadığını, aynı zamanda küresel ekonomik düzeni kontrol etmeye yönelik bir amaç taşıdığını savunmuştur. Bu bağlamda Siyonizmi, dünya çapında bir azınlık elit grubun kendi çıkarlarını korumak adına diğer halkları baskı altına aldığı bir sistem olarak tanımlamış ve bu durumu ırkçı emperyalizm olarak adlandırmıştır. Bu tez çalışmasında Necmettin Erbakan'ın söylemlerinde Siyonizm kavramını incelemeyi ve söylemleri aracılığıyla Siyonizm'e yaklaşımını ve ırkçı emperyalizm hakkındaki düşüncelerinin içerik analizi yöntemi ile incelenmesi amaçlanmış ve çalışma kendi içerisinde üç bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde Necmettin Erbakan''ın hayatı ve milli görüş hareketine, ikinci bölümde Siyonizme, üçüncü bölümde ise Erbakan'ın söylemlerinde Siyonizme yer verilmmiştir. Sonuç olarak, Necmettin Erbakan'ın Siyonizme karşı geliştirdiği retorik ve teorik tutum, onun siyasi kariyerinin ve Millî Görüş hareketinin merkezinde yer almıştır. Bu tutum, Erbakan ve hareketine, Türk siyaseti ve İslam dünyasında benzersiz bir konum kazandırmıştır. Erbakan'ın bu yaklaşımı, sadece bir siyasi eleştiri değil, aynı zamanda İslami bir duruşun ifadesi olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle, Erbakan'ın Siyonizme karşı tutumu, onun siyasi kariyerine ve Millî Görüş hareketinin ideolojik temellerine derin bir etki yapmıştır. Anahtar Kelimeler: Necmettin Erbakan, Siyonizm, Irkçı Siyonizm, Irkçı Emperyalizm, Söylem Analizi

Ömer Çatkın
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hakimiyet teorilerinin tarihsel gelişimi ve dünya siyasetine etkisi (19-20.yy)

Egemenlik, bilinen tarihinin tamamında toplumlar arasında bir çatışma konusu olarak yer bulmuştur. Kabilelerden devletlere kadar süregelen güç mücadelesi toplulukların birbirlerine üstün gelme çabasının göstergesidir. Yaşanan güç mücadeleleri, politikacıların ve düşünürlerin de dikkatini farklı zaman dilimlerinde çekmiştir. Bu bağlamda, geliştirilen çok fazla teori mevcuttur. Bu çalışmada, Kara, Deniz ve Hava Hakimiyet Teorileri odaklı bir inceleme yapılacaktır. Hakimiyet Teorileri olarak isimlendirilen bu teoriler, günümüz dünyasını şekillendirmekteler. Bu sebeple hem savaş alanlarına hem de politikaya etkilerini detaylı olarak incelemeye çalışılacaktır. Ayrıca Yapay Zeka alanındaki gelişmeler göz önüne alındığında, Yapay Zeka temelli yeni teorilerin geliştirilme olasılığı ve muktedir devletler açısından sağlayacağı faydalar da incelenecektir. Yapay zekanın varlığında siyaset ve hakimiyet gibi kavramların geçirebileceği dönüşümler de ele alınacaktır. Son olarak, Hakimiyet teorilerinin etkilerinin dışında kullanım şekilleri de incelenecektir. Savaş stratejilerinden aldatma hilesi olarak kullanılmalarına kadar birçok alanda farklı şekillerde etkiler yaratmışlardır. Heartland teorisinin 2. Dünya Savaşı'nda bir aldatmaca olarak kullanılmış olabileceğine dair düşüncelere de değinilecektir. Bu çalışmada, toplumların güç savaşlarında kullandığı sayısız materyal ve düşünceden ari şekilde değerlendirerek, hakimiyet teorilerinin doğrudan etkileri üzerinde durulup varsa günümüze yansımaları incelenecektir.

Fırat Alveroğlu
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Akıllı kent ve sürdürülebilir yönetişim

Sanayi devriminin beraberinde getirdiği makineleşmenin yaygınlaşması, plansız bir şekilde kırdan kente doğru göç hareketleri başlatmıştır. Bu göç hareketleri kentlerde önemli sosyo-ekonomik sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kentlerde yaşanan sorunlara çözüm üretmek amacıyla günümüzde akıllı kent kavramı ortaya çıkmıştır. Akıllı kent, genel bir ifadeyle teknolojinin gelişmesi ve beraberinde getirdiği yeni dijital araçların kent yönetiminde kullanılması sürecini anlatmaktadır. Bu doğrultuda akıllı kent, günümüzde yaygın bir şekilde kullanım alanı bulan yapay zekâ, bulut bilişim, nesnelerin interneti gibi teknolojilerin kent yönetimi sürecinde kullanılmasını kapsamaktadır. Yeni teknolojilerin kent yaşamına entegre edilmesi sürdürülebilir kent yönetişimini daha başarılı kılmaktadır. Günümüz ve gelecek nesillerinin haklarının garanti altına alınması ve yaşanabilir alanlar inşa edilmesi temelinde yükselen sürdürülebilirlik, akıllı kent kavramıyla birlikte farklı aktörlerin sürece dâhil olması ve katılımcılık temelinde kolektif karar ve uygulama süreçlerinin geliştirilmesinde etkili olmaktadır. Bu doğrultuda yapılan bu çalışmanın temel amacı, akıllı kentlerin sürdürülebilir yönetişim üzerindeki etkisinin ortaya konmasıdır. Bu amaç doğrultusunda çalışma içerisinde öncelikle kent ve kentleşme kavramları ile akıllı kent, akıllı kentin bileşenleri ve akıllı kent teknolojilerinin neler olduğu açıklanmıştır. Çalışmanın devamında, sürdürülebilir yönetişim ve sürdürülebilir yönetişimin boyutları detaylı bir şekilde ortaya konmuştur. Çalışmanın son bölümünde ise akıllı kentlerin ve akıllı kent bileşenlerinin sürdürülebilir yönetişim üzerindeki etkileri incelenmiştir.

Zeynep Ağca
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Rasim Özdenören'in eserlerinde kurtuluş, hakikat ve İslam devleti kavramlarının analizi

Ele alınan bu tez çalışması, Rasim Özdenören'in eserlerinde sıkça ele aldığı İslam devleti, hakikat ve kurtuluş kavramları üzerine odaklanmaktadır. Özdenören, 20. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan bir yazar, düşünür ve gazetecidir. Eserlerinde sıklıkla İslami temaları, sosyal ve siyasi eleştirileri işleyerek döneminin ve toplumunun çeşitli yönlerini yansıtmıştır. Bu çalışmada Özdenören'in hikâye ve deneme türündeki eserleri temel alınarak, onun İslam devleti anlayışı, hakikat arayışı ve kurtuluş vizyonu derinlemesine incelenmektedir. Çalışmanın amacı, Özdenören'in yazınsal ve fikri mirasını detaylı bir şekilde ele alarak onun eserlerindeki İslam devleti, hakikat ve kurtuluş kavramlarına dair perspektiflerini ortaya koymaktır. Özdenören'in eserleri, genellikle bu temel kavramlar etrafında şekillenmiş ve bu kavramlar, yazarın düşünce dünyasının temel taşlarını oluşturmuştur. Bu bağlamda, tez çalışması Özdenören'in bu üç ana teması üzerinden eserlerini nasıl şekillendirdiğini, bu temaların eserlerinde nasıl işlendiğini ve bu temaların günümüzdeki relevansını tartışmayı hedeflemektedir. Özdenören'in eserlerinin Türk edebiyatında ve düşünce dünyasında önemli bir yere sahip olduğu açıktır. Ancak literatürde onun eserleri üzerine yapılan detaylı çalışmaların sınırlı olduğu görülmektedir. Bu tez çalışması, alan yazındaki söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlayarak Özdenören'in eserlerini İslam devleti, hakikat ve kurtuluş kavramları üzerinden detaylı bir şekilde analiz ederek onun düşünce dünyasına yeni bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir. Ayrıca Özdenören'in eserlerinin anlaşılmasına ve değerlendirilmesine katkıda bulunarak hem edebiyatçılara hem de sosyal bilimler alanındaki araştırmacılara önemli bir kaynak sunmayı amaçlamaktadır. Ele alınan tez çalışması aynı zamanda Özdenören'in edebi ve fikri önemini vurgulayarak gelecekteki çalışmalara ilham vermeyi ve temel oluşturmayı hedeflemektedir.

Oğuzhan Gerzeli
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin petrol politikası

Bu çalışma Türkiye'nin Petrol Politikası üzerine kurulmuştur. Petroldenyoksun Türkiye bu yüzden yıllardan beri eziyet çekmiş ve yoksun olduğu bukaynak için dışarıdan pahalıya ithal ederek yüksek miktarlarda dolar ödemekzorunda kalmıştır. Meydana gelen ekonomik krizlerin Türkiye'yi nasılsarstığına da değinilen konuda petrolün devletlerin ekonomisini ve politikasınıolumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir.Çalışmanın başında petrolün tarihçesi ve önemine değindikten sonraOsmanlı topraklarındaki petrol kargaşası anlatılmıştır. Daha sonraları aynıkargaşa Türkiye'ye yakın bölgelerde başlamıştır. Bahsi geçen bölge Hazarhavzasından ibarettir. SSCB'nin çökmesiyle bölgedeki petrol ve doğal gazrezervlerini ele geçirmek için yeni bir Petrol Savaşı başlamıştır. Konudapetrolün dışında bölge kaynaklarının dünya pazarlarına çıkarıla bilmesi içintaşınması sorununa değinilerek alternatif olarak önerilen projelerle birlikteprojelerin gerçekleşmesi için büyük devletlerin politikaları da incelenmiştir.Başlatılan girişimlerin ardından bölgedeki petrol ve doğal gazınTürkiye üzerinden dünya pazarlarına taşınması ve bu sürede bölgedebaşlatılan yeni bir soğuk savaşın başladığı anlatılmaktadır. GerçekleştirilenBTC HPBH projesinin Türkiye'ye ek getirilerine de (politik, stratejik veekonomik) değinilmiş ve bunların Türkiye için hangi yönde alternatif getirileriolacağı belirtilmiştir.Gerçekten de petrol ve son dönemlerde kullanım alanı artan doğal gazTürkiye için en önemli enerji kaynaklarından birisidir. Petrol ve doğal gazlabirlikte bölgeden geçecek olan boru hatları: Türkiye için politik, stratejik,ekonomik çıkarların dışında bölgede lider devlet olma, bölgedeki öneminiarttırmak ve dünya devletleriyle birlikte dünya politikasına yön vermek için enönemli alternatiflerdir. Aynı zamanda yüzyıllardan beri petrol yüzünden çıkansavaşlara artık bir son verilmesi için bu kozu dünyada petrol için barışsembolü olarak kullanacaktır. Çünkü hattın gelişimi süresince herhangi birolumsuz gelişme gerçekleşmemiş veya herhangi bir savaş söz konusuolmamıştır. Barışçıl bir şekilde geliştiği için petrol alanında barışın dasembolü olacaktır.

Ramin İsmayılov
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği üyeliği sürecinin sivilleşme hareketleri bağlamında Jandarma Genel Komutanlığı`nın Emniyet Genel Müdürlüğü`ne devredilmesi

Gelişen sivilleşme anlayışının, ülkemiz demokrasisi adına iki binli yılların başından günümüze gelinen süreçte çeşitlilik gösterdiği aşikârdır. Toplumsal anlamda gereklilik olarak algılanmakta olan yenilik anlayışı, 'kurumların yenilenme' algısı içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu yenilik anlayışı beraberinde 'sivilleşme ve sivil olana ulaşma' çabasını ortaya çıkartmaktadır. Avrupa Birliği'nin ülkemiz sivilleşme hareketlerine yaptığı katkı açık şekilde bilinmektedir. Bu bağlamda iç güvenlik sektöründe sivil gözetimin geliştirilmesinin yanında teknik ve hukuki anlamda yapılacak olan kurumsal yeniliklerde iç güvenlik alanında önemli bir çalışmadır. Sivil hakların, ülke vatandaşınca yaygın kullanımı, iç güvenliğin demokratik kontrolü, Türkiye'nin denetim sisteminde ve kamu yönetimi uygulamasında yapısal olarak karşımıza çıkmaktadır. İç güvenlik sektörü alanındaki AB mevzuatı ve örnek uygulamaları çerçevesinde, vatandaşların ve hükümetin kolluk kuvvetleri üzerindeki denetim mekanizmalarının geliştirilmesi suretiyle, şeffaflığa dayalı ve insan hakları odaklı kamu güvenliği anlayışı çerçevesinde geliştirmek de AB mevzuatı projesinin amaçlarından biridir. Günümüz demokratik gelişmeleri ve yaşam standartlarının değişmesi, toplumsal tabanın sivilleşmeye olan ihtiyacını, kurum veya kuruluşların halkın istek ve tercihlerinin tersine bir amaç içerisine girmemesi açısından demokratik işleyişin içselleştirilmesi gerekmektedir. Yaşanmakta olan süreç göz önüne alındığında Türkiye`nin kurumları arasında sivilleşmenin önemli bir boyutu bulunmakla birlikte, bu sivilleşme belirli alanlarda sunulmakta olan hizmetlerin uzmanlaşması ve hizmet birimlerinin tek elden yönetimini gerektirmektedir. İç güvenlik konusunda verimin arttırılması açısından Jandarma Genel Komutanlığı`nın, Emniyet Genel Müdürlüğü`ne devredilmesi ve bu bütünleşmenin tam olarak gerçekleştirilmesinin ardından iç güvenlikte tek elden yönetimin sağlanması önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Sivilleşme, Kurumlar Arası Bütünleşme.

Aktif güvenlikAvrupa BirliğiAvrupa Birliği Güvenlik ve Savunma Politikaları+6
Yakup Dalkılıç
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri kapsamında vize muafiyeti

Türk vatandaşları için AB üye ülkelerine girişte zorunlu olan vize, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sorun değildir. Türk vatandaşları 1980'li yıllardan bu yana, AB üyesi ülkelerine girişlerinde vizeye tabidirler. Avrupa Konseyi tarafından İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Avrupa'da vizesiz seyahat kavramı uygulamaya konuldu. Bu kavram ile üye ülke vatandaşlarının birbirlerini daha iyi tanıyıp anlamalarını hedeflenmiştir. Türkiye, Avrupa Konseyi'ne 1949 yılında üye oldu ve başlangıçtan itibaren iki büyük savaş geçirmiş Avrupa ülkelerinin barışa kavuşmasını istemiştir. Türkiye ile AB topluğu ile yapılan görüşmeler sonucunda Avrupa Konseyi Üyesi Ülkeler Arasında Şahısların Serbest Dolaşımı Anlaşması' 1957 yılında imzalanmıştır. 1 Ocak 1958 yılında yürürlüğe giren anlaşmayı takiben aralarında Türkiye'nin de bulunduğu Avrupa Konseyi ülkelerinin büyük çoğunluğu, karşılıklı olarak vize uygulamasına son vermiştir. Ancak 1970'li yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye içinde patlak veren siyasi istikrarsızlık, 1980'li yıllarda Türkiye'nin "Vizesiz Avrupa" rüyasından çıkartılmasına kadar ilerlemiştir. 9 Temmuz 1980 tarihinde, Federal Almanya, 24 Eylül 1980 tarihinde Fransa da Avrupa Konseyi bünyesindeki anlaşmayı Türkiye için askıya alacağını Konsey'e bildirmiştir. 5 Eylül 1980 tarihinde, Türk vatandaşlarına yönelik ilk vize uygulamasını "geçici bir tedbir" olarak, üç yıl sonra yeniden değerlendirilmek üzere Federal Almanya Cumhuriyeti başlatmıştır. Uzun yıllardır, Türk vatandaşlarının tabi olduğu vize hukuki, sosyal, diplomatik, bürokratik, uluslararası ve insani boyutları olan çok geniş bir alanı kapsayan bir konudur

Avrupa BirliğiMuafiyetSerbest dolaşım+4
Semin Hatipoğlu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Turgut Özal dönemi Türk dış politikasının siyasal liberalizm açısından analizi

Siyasal liberalizm de birçok ideoloji gibi Batı tarafından Dünya'ya ihraç edilmiş bir politik anlayıştır. Türkiye'de zaman zaman liberal söylemler olsa da bu anlayış Turgut Özal ve Anavatan Partisi hükümetleri döneminde sağlam temellere dayandırılmış ve Türk dış politikasına yön veren bir akım olmuştur. Özal hem siyasi kişiliği hem de görüş ve düşünceleri ile Liberal sistemi Türkiye'de uygulamaya çalışmıştır. İktisadi liberalizm ile dış politika da kendine etki alanı açmaya çalışmıştır. Bu politikaların kalıcı olması içinde Siyasal Liberalizme vurgu yapmıştır. Türk Dış politikasının statükocu çizgisine karşı çıkan Turgut Özal İktidarı boyunca Türkiye'nin edilgen bir dış politika yerine Türkiye'yi etkin ve bölgesinde söz sahibi olan bir ülke konuma getirmeye çalışmıştır. Bu doğrultuda Türkiye'yi önce ekonomik sonra da siyasi bağlılıklar sağlayarak Türk dış politikasındaki arayışlara bir yenisini eklemiştir. Anahtar Kelimeler; Liberalizm, Siyasal Liberalizm, Türk Dış Politikası, Turgut Özal

LiberalizmSiyasal liberalizmTürk dış politikası+2
Yunus Emre Aysel
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa'da yükselen yabancı düşmanlığı ve islamofobi sorununda Türkiye'nin tutumu

Batı'nın başka ülkeden gelen göçmenlerle bir arada yaşama tecrübesinin sorunlarıyla geçmişte çokça uğraştığını bilmekteyiz. Bu nedenle kendinden olmayan yabancı olarak görülmüş, benimsenilmemiş ve önyargı ile yaklaşılmıştır. Batı tarihi bu açıdan bakıldığında büyük sorunların yaşandığı bir sahne olmuştur. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa'nın sosyal, demografik ve dini görüntüsünü etkileyen yeni kültürler de Avrupa toplumuna dâhil olmaya başlamış ve renkleri, dilleri ve dinleri farklı olan bu gruplar daha da göze çarpar olmuştur. Bu gruplar arasında en görünür ve belirgin olanlar ise Müslümanlardır. Müslümanlar Avrupa'nın yeni ''ötekileri'' olarak görülmeye başlanmışlar ve 11 Eylül olayları ile tırmanışa geçen söylem ve eylemlere maruz kalmışlardır. Avrupa ülkelerinde toplumsal gerginliğe yol açan, hatta sosyal barışı bozacak boyutlara varan önyargılar, artık Müslümanlara yönelik tehdit algısı oluşturmuş ve İslamofobi giderek ciddi boyutlara taşınır olmuştur

AvrupaMüslümanlarTutumlar+3
Mine Baloğlu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Çevrenin kasten kirletilmesi suçu

Çevre; dünyaki canlıların üzerinde yaşadığı ve içinde bulunuğu, hava, toprak ve sudan oluşan sistem olarak tanımlanmıştır. Özellikle sanayi devriminden sonra dünya hızla kalkınmaya başladı. Teknolojik, kimyasal ve bilimsel gelişmeler beraberinde çevre kirliliğini getirdi. 1960 ve 1970'li yıllara gelindiğinde çevre kirliliğinin artık büyük boyutlara ulaştığı ve insanların sağlıklarını tehdit etmeye başladığı uluslararası camiada kabul edildi. Bir çok ülke çevre hakkını bir insan hakkı olarak tanıdı, anayasal ve yasal mevzuatlarında çevre hakkına yer verdi. Türk hukukunda çevre hakkı ilk kez, 1982 Anayasası'nın 3. bölümünde düzenlenen "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlığı altındaki 56. maddesiyle koruma altına alınmıştır. 1982 Anayasası'nın 56/1. maddesinde, "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir" ve aynı maddenin II. fıkrasında da, "Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir" hükümleri yer almıştır. Çevre kirliliği ilgili bazı eylemler 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suç olarak düzenlenmiştir. Bunlar; TCK'nın 181. maddesinde üzenlenen "çevrenin kasten kirletilmesi suçu", TCK'nın 182. maddesinde üzenlenen "çevrenin taksirle kirletilmesi suçu", TCK'nın 183. maddesinde üzenlenen "gürültüye neden olma suçu" ve TCK'nın 184. maddesinde üzenlenen "imar kirliliğine neden olma suçu" dur. Çevrenin kasten kirletilmesi suçunu düzenleyen TCK'nın 181. maddesinde iki farklı çevrenin kasten kirletilmesi suçu düzenlenmiştir. Birincisi ilk fıkrada düzenlenen; İlgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya kasten verilmesi suçudur. İkinci fıkrada düzenlenen diğer suç ise; atık veya artıkların izinsiz olarak ülkeye sokulması suçudur. Maddenin üç ve dördüncü fıkralarında cezayı ağırlaştırıcı nedenler sayılmıştır. Maddenin son fıkrasında ise; bu maddde deki fiilleri işleyen tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmedileceği düzenlenmiştir.

SuçTürk Ceza KanunuÇevre+2
Volkan Işık
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
10
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de Yüce Divan yargılaması ve yeniden yapılandırma önerileri

Devlet iktidarını kullanan üst düzey kamu görevlilerinin görevleriyle ilgili suçlarından dolayı yargılanmaları için Anayasa'da özel bir yargılama sistemi benimsenmiş, bu görev Yüce Divan'a verilmiştir. Yüce Divan uygulaması farklılıklar olsa bile genel olarak diğer dünya ülkelerinde de kabul edilmiş bir müessesedir. Ülkemizde ise Yüce Divan görevini 1961 yılından bu yana Anayasa Mahkemesi yerine getirmektedir. 1982 Anayasası'nın 148. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla, Cumhurbaşkanını, TBMM Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılayacaktır. Yüce Divan yargılamasının Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilmesi, 1961 Anayasası döneminden itibaren tartışmalara konu olmuştur. Tartışmaların, Yüce Divan görevini yerine getirecek kurum, Yüce Divanın yapısı, üyeliğe seçme yöntemi, üyelerin niteliği, soruşturma yöntemi ve itham makamı ile tek dereceli yargılama noktalarında yoğunlaştığı görülmüştür. Çalışmamızın amacı; Yüce Divan kavramını, yapısını, sistemlerini karşılaştırmalı hukuktan örneklerle tarihsel gelişimini ve Yüce Divan yargılamasına ilişkin soruşturma ve yargılama usullerini inceleyerek Yüce Divan sistemimize yönelik eleştirilere öneriler sunmaktır.

Anayasa MahkemesiYargılamaYeniden yapılanma+1
Musa Kasımoğlu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı'nın (TİKA) Türk dış politikasındaki rolü

Tarih boyunca ülkeler birbirleri ile sürekli iletişim halinde olmuşlardır. Bazı devletler iletişim araçlarını etkin kullanmış ve süper güç veya bölgesel güç olmuşlardır. Bu bağlamda yeni dünya düzenin de yeni kavramlar ve yaklaşımlar oluşmaya başlamıştır. Konstrüktivizm (Sosyal İnşacı Yaklaşım) bu bağlamda oluşan yeni bir yaklaşım olarak dış politikada yerini almıştır. Yine yumuşak güç sert kavramı dış politika kavramları arasına girmiştir. Bir devletin süper güç olması diğer güçleri farklı arayışlara itmiştir. Gücün araçları değişmiş, artık sert ve askeri güç yerini ikili ilişkileri kuvvetlendirici yumuşak güce bırakmıştır. Sert güç caydırıcı bir faktör olmakla birlikte uluslararası ilişkilerde ki boşluğu tam olarak dolduramamış ve yerini yumuşak güce bırakmak zorunda kalmıştır. Bu kapsam yumuşak güç araçları bir devlet politikası olmuştur. Gelişmiş ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Japonya, Almanya vb. devletler artık devlet destekli yardım fonlarını dış politika aracı olarak görmelerinden dolayı desteklemektedirler. Türkiye'de de TİKA gibi devlet destekli kurumlar yapmış oldukları yardım ve projelerle ön plana çıkmaktadır. 1990'lı yıllara kadar dış yardım miktarları çok yetersiz kalmıştır. TİKA'nın kurulmasıyla başta Orta Asya ülkeleri başta olmak üzere dünyanın 140'tan fazla ülkesine yardım ve projeleriyle katkı sağlamıştır. Afrika Orta Asya ve Güney Doğu Asya, Balkanlar ve Kafkaslar, Ortadoğu, Latin Amerika da önemli projelere imza atan TİKA, Türkiye'nin dışa açılan kapısı olmuştur. TİKA'nın uyguladığı projeler devletler arasındaki diplomasinin gelişmesini kolaylaştırdığı gibi ticari ilişkilerin de iyileşmesinde önemli rolü olmuştur. 1990 öncesinde kültürel bağlarımızın kuvvetli olduğu Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile olan ticaretimizin az olması ve TİKA sonrasında ticari ilişkilerin hızlı bir şekilde artması TİKA'nın misyonunu anlamamız bakımından iyi bir örnektir. Ekonomik ilişkilerin iyileşmesi yalnız Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde değil Afrika, Balkanlar Ortadoğu, Asya ve Güney Doğu Asya'da kendini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Dış Politikası, TİKA, Ekonomi, Konstrüktivizm, Dış Yardım.

Türk dış politikasıTürk İşbirliği Kalkınma AjansıUluslararası ilişkiler+1
Hakan Keskin
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

NATO'nun 2001 Afganistan müdahalesinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin rolü

Dünya üzerinde barışın ve istikrarın sağlanması ile korunması, tüm devletlerin ortak düşüncesi ve hedefidir. Bu konu ile ilgili uluslararası hukukta birçok görüşmeler yapılmış ve anlaşmalar imzalanmıştır. Ancak değişen ve gelişen dünya düzeninde, devletlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde barışın ve istikrarın sürdürülmesi hiç mümkün olmamıştır. Bu konuyla ilgili olarak, insanlık tarihi var olduğu günden itibaren büyük yıkım ve savaşlar yaşamıştır. Bu savaşlar ve yıkımlar sonucunda dünya siyasi haritası yeniden şekillenmiş ve şekillenmeye devam etmektedir. Uluslararası terörizmle mücadelenin etkin bir şekilde yürütülebilmesi, uluslararası iş birliğini de beraberinde getirmektedir. Uluslararası terörizmle mücadelede sayıca fazla bölgesel ve uluslararası birliklerin varlığına rağmen, terörizmle mücadele stratejileri hala yetersiz durumdadır. Birleşmiş Milletler ve NATO terörizmle mücadelede etkin olmasının yanında yürütülen faaliyetlerde ve ülkeler arası iş birliğinde yönlendirici bir örgüt olmuştur. 11 Eylül terör eylemlerinden sonra bu saldırıların sorumlusunun Afganistan'ın yönetiminde bulunun Taliban yönetimi ve El Kaide terör örgütünün olduğu tespit edilmiştir. Amerika, İngiltere'nin de desteği ile 7 Ekim 2001 tarihinde Taliban yönetimde bulunan Afganistan'a yönelik olarak Sonsuz Özgürlük Operasyonu'nu başlatmıştır. Harekât sonucunda Taliban yönetimine son verilmesi sonucunda Afganistan'da ortaya çıkabilecek otorite boşluğunu önlemek ve Afganistan'ın yeniden yapılandırılması ve güvenliğinin sağlanması amacıyla içerisinde Türkiye'nin de yer aldığı Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (ISAF) oluşturulmuştur. Türkiye, Atatürk'ün "Yurtta barış, dünya barış" düşüncesi ile Kore Savaşı'ndan bu yana dünya barışının sürdürülmesine yönelik katkılarda bulunmuş ve bulunmaya da devam etmektedir. Afganistan'da, Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (ISAF) komutasında birçok operasyona katılan Türk Silahlı Kuvvetleri sorumluluk alanında ve katıldığı operasyonlarda Afgan halkı ile hiçbir sorun yaşamadan Afganistan'ın yeniden inşasında ve güvenliğinin sağlanmasında aktif olarak görevler almaya devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, barışı destekleme operasyonlarına yönelik olarak Afganistan'da olduğu gibi Kore'de, Bosna'da, Kosova ve Somali'de de büyük katkıları olmuştur. Günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri, dünya barışının oluşturulmasında ve devamlılığın sağlanmasında Birleşmiş Milletler ve NATO gibi uluslararası örgütlerin vazgeçilmez unsuru olmaya devam etmektedir. Özellikle de katıldığı barışı destekleme operasyonlarıyla Türk Milleti'nin barışçıl bir millet olduğunu gözler önüne sermektedir. Anahtar Kelimeler: Afganistan, 2001 Müdahalesi, Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO, ISAF, Sonsuz Özgürlük Operasyonu.

11 Eylül 2001 olayıAfganistanISAF+5
Ekrem Kılıçaslan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kentsel dönüşüm: Kocaeli örneğinde sosyo-mekânsal bir analiz

Kentsel dönüşüm, 21. yüzyılın kentleşme politikalarının en çok tartışılan konularından birisidir.Bu kentleşme politikasının 20. yüzyılın ortalarında başladığı varsayılsa da geçmişi daha eskilere dayanmaktadır. Kentsel dönüşüm politikaları, kent dokusunun eskimesi ve çeşitli baskı gruplarının talebi üzerine ortaya çıkar. Özellikle metropol kentlerde karşılaştığımız bu politikalar fiziksel yenilenmenin yanında ekonomik ve sosyal sonuçlar meydana getirmektedir.Kentsel dönüşüm uygulama alanlarınagöre farklı amaçlar taşımaktadır. Bu konuda, dünyada uygulanan bir çok başarılı projeden bahsedilebilir. Dönüşümün neticesinde, toplumun belirli kesimlerinden eleştiriler gelebilir. Kentsel dönüşüm, Türkiye'nin yeni tanıştığı bir kavramdır. Özellikle Büyükşehir Belediyeleri sınırları içerisinde kalan alanlarda karşılaşılan bir durumdur. Yasal bir dayanağa sahip olması da bu kentsel dönüşümü hızlandıran etmenlerin başında gelmektedir. Kocaeli, Türkiye'nin en büyük ekonomisine sahip şehirlerinden birisidir. Ekonomisinin temelini sanayi oluşturmaktadır. Bu da 1970'li yıllardan itibaren, kentin yoğun göç almasına neden olup ve kentteki konut sayısını arttırdı. 17 Ağustos 1999 Depremi sonrası kent büyük hasar görünce, şehrin yenilenmesine yönelik fikirler ortaya çıktı. Bu çalışmada, Kocaeli'nin İzmit ilçesine bağlı eski yerleşim birimlerinden Tavşantepe Mahallesi'nin demografik, fiziksel ve sosyal yapısı anket çalışması ile analiz edildi. Anket neticesinde, Tavşantepe Mahallesi sakinlerinin genelinin kentsel dönüşüm projelerine isteklidavrandığı sonucuna ulaşıldı.

DönüşümKentleşmeKentsel dönüşüm+4
Emre Yıldız
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa'nın iki ötekisi olarak Türkiye ve Rusya'nın ittifak arayışı

Irak, Suriye, Lübnan ekseninde yeniden kurgulanan Orta Doğu politikasında, Türkiye'nin kendisine biçilen rolü, yeni Orta Doğu haritasıyla birlikte kabul etmemesi oyun kurucu olamasa da oyun bozucu bir noktada konumlanması bu darbe (15 Temmuz 2016) girişiminin uluslararası sacayağını oluşturabilir. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak ve Suriye'de bu oyunu bozacağız demiştir. Batı, Türkiye'de yönetimin değişmesini istiyordu. Özerk bir dış politika yapımından da son derece rahatsızdır. Örneğin; Halep kuşatmasını delen Türkiye oldu. Bir zaman vekâlet savaşlarıyla Türkiye'yi zayıflatmaya çalışsalar da baktılar ki olmuyor, darbe yapalım dediler. İçerideki piyonları da kırk yıldır özenle büyüttükleri Fetöcülerdir. Tabi denklemin içine dört yıldır Putin'i yıkmaya çalıştıklarını, Rusya-Türkiye yakınlaşmasını istemediklerini de koymak lazım. Bu tabloda uçak düşürme hadisesi (24 Kasım 2015), aslında Türkiye'yi yalnızlaştırma çabası olarak da görülebilir. Çünkü uçak düşürme hadisesinden sonra Batı destek vermekten ziyade Orta Doğu'da Türkiye'yi iyice kıskaca almış ve işin tuhaf tarafı da gerek Erdoğan'a gerekse Putin'e yöneltilen eleştiriler aynıdır: Otoriterleşme. Bu aynı zamanda iç kamuoyundaki algı operasyonunun da bir parçası olmuştur. Batı her şeyi iyi kurgulamıştır, Türkiye'nin bir taraftan dışarıda elini kolunu bağlamaya çalışırken, diğer taraftan içeride halk desteğini azaltma gayreti içerisindedir. Anahtar Kelimeler: Rusya, Türkiye, Öteki Algısı, Kimlik, İttifak.

Avrupa ülkeleriErdoğan, Recep TayyipOrta Doğu politikası+7
Büşra Çeliköz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ulusal kimlik-din ilişkisi "AK Parti'nin ulusal kimlik vizyonunda İslam"

Kimlik toplumsal bir kavramdır. Bireyler kimlikle kendi varlıklarının farkına varırlar. Kimlik oluşturulurken tarih, dil ve din gibi unsurlardan yararlanılmıştır. Bireylerin ortak bir amaç etrafında bir araya gelmesi ile toplum oluşturulur ve toplum ortak bir toprak parçası üzerinde devleti kurarlar. Bu kurulan devlet kendine farklı kimlikler oluşturur. Türkiye'de her dönem farklı bir kimlik arayışı içine girilmiş ve değişik kimlikler oluşturulup kullanılmıştır. Devletler kendilerine ulusal kimlik oluştururlar ve bu kimlik sağlam ve güçlü olmalıdır. Çünkü uluslararası alanda devletin güçlü bir yapısı olmasını sağlar. Osmanlı Devleti'nde ve Türkiye'de farklı kimlikler kullanılmıştır. Din toplumsal bir olgudur. Din olmadan toplum oluşturulamaz. İnsanlar bir dinden vazgeçerlerse yerine kendilerine uygun yeni din seçerler ve onun kurallarına uyarlar. İslam dini Araplara gelmiş ve birçok devlete yayılmıştır. Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti'nde görülmüştür. En parlak dönemi Osmanlı Devleti'nde olmuştur. Türkiye'de din dönemlere göre değişmiştir. Tek partili dönemde laiklik uygulanmış ve din dışlanmıştır. 1950 ve 1980 yıllarından sonra din yükselişe geçmiştir. 2002 yılında din yükselişe geçerek, dini özgürlükler artmıştır. Din ulusal kimlik içinde yer almıştır yani ulusal kimlik olarak kullanılmıştır. AK Parti Fazilet Partisi'nin içinden çıkan kişiler tarafından kurulup 2002 yılında seçimleri kazanmıştır. AK Parti 2002 yılından bu döneme kadar iktidar olmuştur. AK Parti kendine, muhafazakâr demokrat kimliğini oluşturmuş. Bu muhafazakâr demokrat kimliğinin içine İslam'ı alarak tüm halkı bir araya getirmeye çalışmıştır. AK Parti ulusal kimlik oluştururken tarihi, kültürü ve vatan unsurlarını kullanarak yapmış ve bu tarihi kültürel unsurlar yeniden ortaya çıkmıştır. Ulusal kimliği İslam üzerinden oluşturmaya çalışmıştır. AK Parti Osmanlı geçmişini ve İslam'ı ulusal kimlik içine almış ve uygulamaya koymuş. Dış politikada bu kavramları kullanarak ulusal kimlik üzerinden dış politika yürütülmüştür. İslam bu dönemde ulusal kimlik olarak kullanılmıştır. Bu kimlik dış politikada iyi ilişkiler ve ticaret yapmak için kullanılmıştır.

Adalet ve Kalkınma PartisiDini kimlikKimlik oluşumu+5
Demet Esenkar
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Örgüt kültürü ile örgütsel bağlılık ilişkisi: Osmangazi Üniversitesi sağlık uygulama ve araştırma hastanesinde bir araştırma

Örgüt kültürü ve çalışanların duygusal bağlılığı işletme verimliliği ve yönetimi açısından büyük öneme sahiptir. Belli bir misyon ve vizyonu paydaşlarıyla birlikte oluşturan kurumsal kültüre sahip olan işletmelerin bu kültürü çalışanlarına benimsetmesi çalışanların aidiyet duygusunu geliştirmektedir. Gerçekleştirilen bu çalışmada Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde çalışanlar arasında farklı meslek gruplarından 695 kişiye uygulanmak üzere üç bölümden oluşan bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Sürekli veriler Ortalama ± Standart Sapma olarak verilmiştir. Kategorik veriler ise yüzde (%) olarak verilmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunluğunun araştırılmasında ShapiroWilk testinden yararlanılmıştır. Normal dağılıma uygunluk göstermeyen grupların karşılaştırılmasında, grup sayısı iki olan durumlar için Mann-Whitney U testi, grup sayısı üç ve üzerinde olan durumlar için Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Likert tipi ölçeler arasındaki ilişkinin (Korelasyon) yönü ve büyüklüğünün belirlenmesi normal dağılıma uygunluk göstermeyen değişkenler için ise Spearman korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Çalışmaya konu olan Örgütsel Bağlılık ve Örgüt kültürü ölçek sorularının geçerlik ve güvenirlik katsayıları Cronbach Alpha katsayısı hesaplanmıştır. Oluşturulan çapraz tabloların analizinde Pearson Ki-Kare ve Pearson Kesin (Exact) Ki-Kare analizleri kullanılmıştır. Analizlerin uygulanmasında IBM SPSS Statistics21.0 programından yararlanılmıştır. İstatistiksel önemlilik için p<0.05 değeri kriter kabul edilmiştir. Uygulamanın anketin birinci bölümü katılımcıların demografik verilerini belirlemiştir. İkinci bölümü çalışanların aidiyet, sorumluluk ve zorunluluk duyguları ölçülmüştür, üçüncü bölümde ise kurumsal kültür ile örgütsel bağlılık arasındaki ilgi araştırılmıştır. Tüm demografik verilerde örgüt kültürü ve örgütsel bağlılığın arasında olumlu bir ilişkinin olduğu ve çalışanların büyük bir çoğunluğunda aidiyet duygusunun zorunluluk duygusuna göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ancak kurumsal kültür ve örgütsel bağlılık bakımından belli bir ölçünün üzerindeki kurumlar ile mukayese edildiğinde Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma hastanesinde kurumsal kültür verilerinin paydaşlara benimsetme duygusundan eksiklik gözlemlenmektedir. Bu çalışma sonuçları kurumsal kültürün ve aidiyet duygusunun mevcut durumunu ortaya koymak için yeterli olsa da, hastanedeki örgüt kültürü ve aidiyet duygusunun geliştirilmesine yönelik acil önlemlerin alınması, uygulaması ve web sayfası gibi iletişim araçlarıyla paydaşlara daha kapsamlı bir şekilde duyurulması gerekmektedir.

HastanelerSağlık kuruluşlarıÖrgüt kültürü+2
Sinan Gülençer
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de Cumhuriyet dönemi ulus devletin inşasında milliyetçilik ve dine yaklaşımın ders kitapları üzerinden analizi (1924-1945)

Ulus devlet Batı'da icat edilmiş bir kavramdır. Batı, bunu geliştirdikten sonra dünyanın geri kalanına dayatmıştır. Osmanlı İmparatorluğu işgal altına alınınca Türkler kendi mücadelesini vererek bir ulus inşa etmiştir. Bu yeni devletin inşasında milliyetçilik ve dine karşı da yeni bir pozisyon alınmıştır. Bu çalışmada erken cumhuriyet döneminde bu pozisyonun ne olduğu ders kitapları üzerinden analiz edilecektir.

Ders kitaplarıDinDin-devlet ilişkileri+3
İlker Küçükali
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki Alevi topluluklara bakışının ilerleme raporları üzerinden analizi

Kapalı toplum yapısı ve kendine özgü geçmişi ile pek çok tartışma konusuna yol açan Alevilik, Cumhuriyetin kuruluşu ve modernleşme dönemi sonrasında farklı boyutlarda incelenmeye başlanmıştır. Belirtilen tartışma konuları arasında Aleviliğin tanımlanması, İslam dini içerisindeki konumu, sosyal ve kültürel değerleri ve siyasal açıdan otoritenin karşısında olan tutumları yer almaktadır. Güncel tartışmaların ise 90'lı yıllardan itibaren Türkiye'nin AB üyeliği süreci ile başladığı, siyasallaşma ve modernleşme ile birlikte zorunlu din dersleri, cemevleri gibi hususlarla devam ettiği görülmektedir. Türkiye'de göç ve kentleşmenin etkilerinin de yaşamın Alevlerin özel yaşamlarına ilişkin hayat tarzları ve ritüelleri üzerinde farklılaşmaya neden olduğu söylenebilir. Bu çalışmada, Türkiye'deki Alevilerin 1998 yılından itibaren Avrupa Komisyonu tarafından oluşturulan Avrupa Birliği İlerleme Raporlarında nasıl değerlendirildiği ve bu değerlendirmeye karşın Alevilerin nasıl bir tutum sergilediklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmanın teorik bir araştırma olması kapsamında öncelikle literatüre taraması tekniği kullanılarak veri tabanlarından elde edilen dergi ve makaleler, bildiriler, raporlar incelenmiş, Yüksek Öğrenim Kurumu resmi sitesi aracılığıyla da yüksek lisans ve doktora tezlerine ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda Alevilerin AB İlerleme Raporlarında azınlık olarak görüldükleri, genellikle dini ve sosyal açıdan değerlendirildikleri, bu değerlendirmede ibadet yerleri, eğitim, eşit ve özgür haklar tanıma konuları ele alınmıştır. Raporlarda Alevi inancına ilişkin bilgiler de içeren yeni din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarının yayımlanması ve bazı illerde Alevi vatandaşların evlerinin işaretlenmesine yönelik adli soruşturmaların başlatılması olumlu gelişmeler olarak görülürken; kamu görevinde ayrımcılık ve ibadet yeri olarak cemevlerinin tanınmaması sorunlarının devam ettiği görülmektedir. Sonuç olarak Alevilerin talep ettikleri özgürlüklerine hâlâ kavuşamadıkları, bu durumun Türkiye'de bulunan çoğunluğun kültür farklılığı ve genel siyasi durum ile ters düşmesinden kaynaklandığı söylenebilir.

AlevilerAlevilikAvrupa Birliği+3
Hasan Hüseyin Özateş
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiyede mülteci problemi ve hukuki boyutları

Mülteci olarak bir ülkeye sığınma olayı 21.yüzyılda özellikle Ortadoğu ve Afrika'da meydana gelen iç çatışmalardan dolayı bugün en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Özelikle Suriye'de yaşanan iç çatışmalardan dolayı ülkesini terk eden mülteciler başta Türkiye olmak üzere Lübnan ve Ürdün'de misafir edilmektedir. Fakat Avrupalı ülkeler uluslararası küresel sorun olan küresel göç sorunu ile uzun bir süre yüzleşmek istememiştir Mülteci sorununun Batı'ya özelliklede Avrupa'ya veya uzanmaya başlamasıyla Batılı devletler sorunla ilgili olarak önlem ve tedbir almaya başlamışlardır. Bu doğrultuda kısmen de olsa mültecileri kabul etmeye başlamışlardır. Hatta Batılı ülkeler uluslararası hukuk çerçevesinde yeni düzenlemeler yapmışlardır. Ayrıca Batılı devletlerle birlikte Türkiye'de mülteci ve göç politikalarını yeniden gözden geçirerek yasal düzenlemeler yapmıştır. Bu yasal Düzenlemeler ile Türkiye öncelikle göç politikalarını bir düzene sokmak istemiş ve aynı zamanda da ve mülteci sorunlarını en aza indiremeye çalışmıştır. Bu doğrultuda çalışmada, Türkiye'deki yaşanan mülteci problemleri analiz edilerek geçmişten günümüze kadar var olan temel yasalar çerçevesinde problemlerin hukuki boyutları incelenmiştir. Ayrıca bu tezin amacı, milliyetleri, dinleri, ırkları ve ya siyasi düşünsel farklılıkları nedeniyle yaşadığı topraklarını bırakmak zorunda kalan insanların yaşadıkları sosyal ekonomik sıkıntıları ile insan hakları sorunlarını hukuki çerçeveyle ortaya koymaktır. Ayrıca bu çalışmanın bir diğer amacı, yaşanan kültürel çatışmalarla birlikte mültecilerin yaşadıkları problemleri toplumun diğer kesimi tarafından görülmesini sağlamaktır.

GöçlerGöçmenlerMülteciler+2
Emin Yağcı
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çatışma çözümleme teorisi açısından Lübnan sorunu

İnsanoğlu tarihsel süreç boyunca barıştan çok savaşı konuşmuştur. Savaşın üzerine yazılan eserler milattan öncesine kadar uzanırken buna mukabil barışa yönelik çalışmaların geçmişi çok geriye gidememektedir. Tarihsel süreç içerisinde yaşanan çatışmaların tarihleri tutulup, nedenleri sonuçları araştırılmışsa da çatışmanın nedenlerine inilmemiştir. Bu eksikliğin farkına varan bir grup bilim insanı 20. yüzyılın başlarında çatışma çözümünü bir bilim dalı olarak ele almışlardır. Kısa sürede dünyanın pek çok yerinde çatışmaların araştırılmasına yönelik merkezler kurulmuştur. Bununla ilgili olarak da literatüre birçok yeni kavram kazandırılmıştır. Tarih boyunca pek çok devletin hâkimiyetine girmişse de Lübnan, kendine özgü yapısını korumayı başarmıştır. Lübnan'ı değerli kılan en önemli unsur bir kültür mozaiğini andırması sebebiyle her dinin, mezhebin, devletin kendinden bir şeyler bulabileceği bir yer olmasıdır. Ayrıca Lübnan, konumu ve Hristiyan nüfusu ile "Ortadoğu'nun Batı'ya açılan penceresi"; başkent Beyrut ise modernliği ve gelişmişliği sebebiyle uzun yıllar "Ortadoğu'nun Paris'i" olarak görülmüştür. Ancak Lübnan'ın kendisine özgü mezhep temelli siyasi yapısı, tarafların güç mücadelelerine ve bitmeyen iç çatışmalara sebep olmuştur. Bunun yanında Filistinli ve Suriyeli göçmenlere kapılarını açması, iç savaş döneminde Hristiyan nüfusun göç etmesi ile demografik yapısı önemli oranda değişmiştir. Bu çalışma ile hem çatışma çözümlemenin ve Lübnan'ın tarihsel süreci ele alınmış hem de çatışma çözümlemenin önemli araçlarından biri olan çatışma çarkı ile Lübnan çatışması incelenmiştir.

Dini çatışmalarHristiyanlarLübnan+5
Abdullah Arslan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çevreci hareketlerin siyasallaşma deneyimi: Avrupa ve Türkiye üzerine karşılaştırmalı bir analiz

Günümüz toplumlarının karşı karşıya kaldığı en önemli krizlerden birini oluşturan çevre sorunları, insanlığın önünde aşılması gereken önemli bir meseledir. Çevre sorunlarının hava kirliliği, küresel ısınma, iklim değişikliği, su sıkıntısı, türlerin yok oluşu gibi farklı şekillerde gündeme gelmesi 20. yüzyılın ikinci yarısına rastlamış olmakla birlikte çevre sorunlarının bu yıllarda birdenbire ortaya çıktığını söylemek yanlıştır. Ekolojik tahribatın boyutları, sanayileşme ile birlikte yükselişe geçen tüketim toplumunda ciddi düzeye ulaşmakla birlikte, insanın doğaya müdahalesinin kökenleri daha da geridedir. Çevre sorunlarının geçmişi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanın doğaya müdahalede bulunması, sanayileşmenin ve makineleşmenin yaygınlaşmasıyla doğayı kendi dengesini sürdüremeyecek ölçüde yıpratmaya başlamıştır. Bu durum koruma amaçlı bir çok örgütün kurulmasına ve hükümetleri çevre sorunlarına karşı önlemler almaya zorlamıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çevre sorunlarının düşünsel arka planı ve tarihsel gelişim süreci ele alınmaktadır. Bu bağlamda insan doğa ilişkisi ve ekolojik düşüncenin ortaya çıkışından bahsedilmektedir. İkinci bölümde Avrupa'da çevreci hareketin oluşumu ve siyasallaşma süreci ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Bu gelişim ve siyasallaşma süreci örneklem olarak seçilen; Almanya, İngiltere ve Amerika üzerinden incelenmektedir. İkinci bölümde Yeşil Partilere ayrıntılı olarak değinilmektedir. Çevre hareketinin toplumsal hareketten siyasal partilere dönüşmesi Yeşil Partiler aracılığı ile gerçekleşmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Türkiye'de çevre hareketinin gelişim süreci incelenmektedir. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarından Yeşiller Partisi'nin kurulmasına kadar uzanan süreçte ortaya çıkan çevresel eylemlerin üzerinde durulmaktadır. Ayrıca çevreci hareketin siyasallaşmasını sağlayan Yeşiller Partisi de bu bölümde ele alınmaktadır.

DoğaEkolojiKarşılaştırmalı analiz+7
Hasibe Sulak
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sonrası Almanya'nın mülteci krizine yaklaşımı ve İslamofobi'nin yükselişi

2010 tarihinde Arap coğrafyasında tezahür eden halk ayaklanmaları ve çatışmalar birçok insanın göç ederek sığınmacı ve mülteci konumuna düşmesine neden olmuştur. Bu isyanlar bazı ülkelerde iç savaşa dönüşürken ayaklanmaların son durağı olan Suriye‟de çatışmaların özellikle iç savaşa dönüşmesi dünya genelinde Suriyeli mülteci krizine yol açmıştır. İlk zamanlar yapılan göç hareketleri ve sığınmacı sorunu ağırlıklı olarak çevre ülkeleri etkilerken 2015 tarihine gelindiğinde Avrupa ülkelerini de çok yakından etkilemiştir. Bu dönemde özellikle Suriye‟de yaşanılan çatışmalardan kaçarak kitleler halinde Avrupa ülkelerine ulaşan sığınmacılar Avrupa‟da mülteci krizinin yaşanmasına neden olmuştur. Varış ülkesi olarak Almanya‟nın en çok hedef ülkelerden biri olması ülkeyi mülteci krizinde çok derinden etkilenmiştir. Arap Baharı sonrası Almanya‟nın maruz kaldığı bu sığınmacı ve mülteci sorunu özellikle 2015 tarihinde patlak veren mülteci krizi ekseninde yürütülen politikalar gerek Avrupa Birliği içerisinde gerekse Almanya‟nın iç politikasında ve Alman toplumunun bazı kesimlerinde çok tartışılır olmuştur. Bilhassa 2015 yılında Almanya‟ya yapılan sığınma başvurularının tavan yapması ve Angela Merkel‟in ilk zamanlar uyguladığı açık kapı politikasıyla birlikte çoğalan mülteci durumu ülkede yabancı düşmanlığının da artmasında etkili olmuştur. Özellikle yaşanılan bazı sorunlar ile terör olayları mültecilere yönelik ve büyük bir kısmının da Müslüman olmasıyla birlikte Müslümanlara karşı ayrımcılık, nefret, ırkçılık ve Şiddet eylemlerinde de bir yükselişi beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada Arap Baharı sonrası Almanya‟nın mülteci krizine yaklaşımı ele alınarak ve bu doğrultuda yine Arap Baharı sonrası Almanya‟da yükselen İslamofobi analiz edilmiştir. Aynı zamanda Almanya‟da yapılan alan araştırmasıyla da Alman toplumunun konuyla ilgili görüşleri alınmış ve çalışma bu şekilde desteklenerek irdelenmiştir.

AlmanyaArap BaharıMülteciler+3
Gamze Altun
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adalet ve Kalkınma Partisi ve Türk Milliyetçiliği

Milliyetçilik akımının başlangıcı konusunda çeşitli fikirler mevcut olsa da dünya çapında bir şöhrete Fransız Devrimi ile kavuşmuştur. Çok sayıda etnik grubun birlikte yaşadığı Osmanlı Devleti ise bu akımdan en çok yara alan devletlerin başında gelmektedir. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Cumhuriyetin kurulması ve yapılan devrimlerle birlikte ülke, hem şekil olarak hem de zihinsel olarak köklü bir değişime gitmiştir. Modern anlamda bir ulus-devlet kurma gayreti ile girişilen yenilikler, kimi çevreler tarafından sıkı sıkıya benimsenmiş olsa da hala tartışmalar sürmektedir. Bu tartışmaların başında ise millet ve milliyetçilik konusu gelmektedir. AK Parti hükümeti ise etnik söylemlerden uzak durması ve ırk temelindeki bir milliyetçilik anlayışını reddettiklerini sıkça dile getirmeleri nedeni ile milliyetçi olmayan bir parti ya da milliyetçilik karşıtı bir parti izlenimi uyandırmış olsa da, aksine milliyetçi söyleme belirli noktalarda sahip çıkan bir partidir. AK Parti kendisini milliyetçi bir parti olarak tanımlamamaktadır. Fakat genellikle Osmanlı ve İslam temasına dayanan muhafazakâr bir milliyetçilik anlayışına sahip bir parti olduğu söylenebilir. AK Parti, Cumhuriyet döneminde uygulanan politikaların milletin birleştirici unsuru olan İslam faktörünü etkisizleştirdiğini ve ayrılıkçı hareketlere sebep olduğunu savunur. Özellikle, AK Parti'nin ilk kez iktidara geldiği 2002 yılında bir ekonomik krize ek olarak devraldığı Kürt sorunu, partinin milliyetçilik çerçevesinde kullandığı söylemlerde her zaman ağırlığını hissettirmiştir. Küresel güçlerin sürekli kaşıdığı Kürt sorunu, AK Parti tarafından Müslüman-Osmanlı kimliği kapsamında çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Buradan hareketle AK Parti, etnik kimlik izlerini muğlaklaştırmaya çalışılırken İslam, birleştirici bir üst kimlik olarak kurgulanmakta ve Osmanlı ise ortak tarih unsuru olarak sunulmaktadır. Bu millet tahayyülüne hizmet etmek ise milliyetçiliğin özü ve en yücesi olarak kabul edilir.

Adalet ve Kalkınma PartisiMilliyetçilikSiyasi parti programları+2
Gökhan Kuruoğlu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinde Gümrük Birliğinin geleceği

Küreselleşmeyle birlikte dünyadaki birçok ülke, ekonomi olarak büyümeyi ve kalkınmayı hedeflerken, ayrıca piyasadaki mevcut rekabetlerden korunmak ve dünyadaki diğer ülkelerle ekonomik birleşmelere girip ülkelerinin ticaretini geliştirmeyi amaçlamışlardır. Bu amaçla bir araya gelen birçok ülke ekonomik bütünleşme ile iktisadi bölgeler oluşturarak yeni bir kavram oluşturmuşlardır. Ekonomik bütünleşme, ülkeler arasındaki malların serbest dolaşımını kısıtlayan engellerin ortadan kaldırılması için oluşturulan geniş pazarları ifade etmektedir. Ekonomik bütünleşme şekillerinden olan gümrük birliği, Türkiye'nin AB'ye üyelik müracaatı ile günümüzde daha önemli hale gelmiş ve ekonomi üzerindeki olumlu ve olumsuz yönleri tartışılıp güncellenmesinin gerekliliği ortaya çıkmıştır. Türkiye'yi Avrupa Birliği'nde gümrük birliğine ulaştıran süreç, Türkiye'nin 1959 yılında Avrupa Topluluğuna başvurusu ile başlamış, 1964 tarihinde yapılan Ankara Anlaşması ile resmi nitelik kazanmış, 1996 yılında da Gümrük Birliği'nin imzalanması ile ekonomik bütünleşme aşamasına geçilmiştir. Bu çalışma ile ekonomik bütünleşmenin tanımı ve bütünleşme türlerinden biri olan gümrük birliğinin tanımı yapılarak, gümrük birliği teorisinin ekonomiler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Daha sonra gümrük birliği temel alınarak Türkiye-AB ilişkileri ile Gümrük Birliğinin gerçekleşme süreci anlatılmıştır. En son bölümde ise, Türkiye-AB ilişkileri bağlamında Gümrük Birliği'nin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri detaylı olarak incelenmiş, olumlu, olumsuz etkileri ile kayıp ve kazançları karşılaştırılarak revize edilmesi ile geleceği ve öngörülerine değinilmiştir.

Avrupa BirliğiEkonomik bütünleşmeGümrük Birliği+3
Veysel Koyuncu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal belediyecilik bağlamında Bilecik Belediyesi

Tarihsel süreç içerisinde çeşitli aşamalardan geçen devlet düşüncesi, Endüstri Devrimi, Fransız Devimi ve Amerikan Devrimi gibi toplumları derinden etkileyen olaylardan sonra liberal bir anlayışın egemen olduğu yapılar şekline dönüşmüştür. Ancak bu yapının ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlara tam manası ile cevap vermeyişi yeni arayışları da beraberinde getirmiştir. Değişen beklentilerle birlikte devlete yüklenen görevler de değişmiştir. Devlet, kendini yeni şartlara göre dizayn etmiş ve böylece bu ihtiyaçlar sosyal devlet çatısı altında giderilmeye çalışılmıştır. Merkezi hükümetin sosyal devlet olmanın yükümlülüklerinin tamamını gerçekleştirme de kendisini yetersiz görmesiyle de yerel yönetim teşkilatlarının işlevselliği artmıştır. Bu yüzden halka yakınlığı bulunan ve yerel yönetim teşkilatı olan belediyelere sosyal anlamda birtakım ödevler yüklenmiştir. Belediyelerin yapmakta zorunlu olduğu klasik görevlerin yanı sıra gerçekleştirdiği yardımlar ve sosyal faaliyetler sosyal belediyeciliği ortaya çıkararak, belediyelerin sosyal fonksiyonlarını artırmakta ve sosyal hayatta rol almalarını sağlamaktadır. Belediyeler üzerine düşen görevleri sosyal politikalar ile gerçekleştirmektedir. Oluşturulan iyi bir sosyal politika, sosyal belediyecilik unsurlarının iyi bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamaktadır. Çalışma sosyal devlet, sosyal politika ve sosyal belediyecilik üzerinde yoğunlaşarak hazırlanmıştır. Çalışmanın içerisinde görüleceği üzere, bütün bu kavramlar birbiriyle ilintilidir. Bu yüzden çalışmada bu kavramlar üzerinde durularak, Bilecik Belediyesi'nin sosyal belediyecilik anlamında ne gibi faaliyetlerde bulunduğuna değinilmeye çalışılmıştır.

BelediyelerBilecikSosyal+3
Özlem Çağla Çiçek
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adalet ve Kalkınma Partisinin milli kimlik tahayyülündeki tarih tasavvuru

Fransız Devrimi'nin etkisiyle ulus-devlet inşa sürecinde ortaya çıkan milliyetçilik kavramı çok uluslu imparatorlukların uluslaşma sürecinde milli kimlik kavramının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. İmparatorluk'tan ulus-devlete geçiş aşamasında siyasal iktidarlar toplumun ortak kültürel değerleri üzerinden ulusların inşasına kollektif kimliklerin inşası ile başlamıştır. Kollektif kimliğin bir türü olan milli kimlik kavramı ulus-devlet inşa sürecinde ulusların kendisini tanımlama çabası ile ortaya çıkmıştır. Modern devlette ortaya çıkan çok boyutlu ve karmaşık yapıya sahip olan milli kimlik kavramı toplum ortak kültürel değerleri, ortak tarihi geçmişi ve ortak tarihi geçmiş duygusunun destansı zaferler ile taçlandırıldığı toprak parçası üzerinden yeniden inşa edilmektedir. Türk milli kimliğinin inşa süreci ise, Osmanlı İmparatorluğu'nun erken modernleşme sürecinde başlamış, Tanzimat Dönemi'nden Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanına kadar geçen süre zarfında Türk milli kimliği, Osmanlılık, İslamcılık ve Türklük fikirleri üzerinden inşa edilmeye çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı ile Türk milli kimliği Türklük fikri ile şekillendirilmiş, Türklük fikri ile şekillendirilen milli kimlik söylemi Osmanlı İmparatorluğu'nu Türk milli kimliğinin ötekisi ilan etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk milli kimliğinin ötekisi ilan edilmesi Cumhuriyet ilanından günümüze kadar gelen milli kimlik tartışmalarının zemini oluşturmuştur. AK Parti'nin iktidara gelmesi ile birlikte milli kimlik kavramı üzerine tartışmalar yeniden yoğunluk kazanarak AK Parti'nin milli kimlik tahayyülü ile inşa edilen tarih tasavvuruyla birlikte Osmanlı İmparatorluğu yeniden Türk milli kimliğinin bir parçası haline getirilmiştir. Çalışmamızın amacı; Türk milli kimliğinin tarihsel gelişimini ve resmi tarih anlatısı ile oluşturulan Türk Tarih Tezi'ni inceleyerek, AK Parti'nin milli kimlik söylemi ile inşa ettiği tarih tasavvurunu açıklamaktır.

Adalet ve Kalkınma PartisiMilli kimlikSiyasi partiler+1
Ayşe Nur San
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de memurlar hakkında ceza yargılaması ve mahkeme kararlarının disiplin hukukuna etkisi

Hukuka aykırı bir şekilde kamu görevlilerince yapılan bazı eylemler, bazen idari, bazen cezai, bazen de idari olmakla birlikte aynı zamanda cezai yaptırımları da gerektirmektedir. Cezai ve idari soruşturmalarda çoğu kez birbirine benzer ilkelerden faydalanılıyor olunsa da bunların arasında bazı farklılıklar da bulunmaktadır. Memur disiplin hukukunun genel anlamdaki çerçevesi yasal düzenlemeler ile belirlenmiş durumdadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu da memur disiplin hukukunun temelini oluşturmaktadır. Bunun yanında yönetmelikler ile de memur disiplin hukukunun usul ve esasları düzenlenmiş bulunmaktadır. Mevzuat ve genellikle de yargı kararlarıyla ortaya çıkmış olan temel ilkelere uyulması da zorunluluk halini almıştır. Bozulmuş olan kurum düzeninin tekrar tesis edilebilmesi için yapılmakta olan disiplin soruşturmalarının yanında, verilecek cezaların da bu temel ilkelere göre verilmesi hukuk devletinin en önemli gereklerinden birisidir.

CezaCeza yargılamasıDisiplin+5
Mehmet Serinoğlu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00