Biruni University
Institute

Institute of Health Sciences

Biruni University

87

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bir vakıf hastanesinde çalışan vardiyalı ve vardiyasız sağlık personellerinin yeme davranışları ve uyku kalitelerinin karşılaştırılması

Hizmetin mecburi olarak tüm gün sürdürülmesi durumunda vardiyalı çalışma sistemi tanımından bahsedilmektedir. Vardiyalı çalışma sistemi insan fizyolojisi ve psikolojisi üzerinde çeşitli olumsuz etkilere neden olmaktadır. Yapmış olduğumuz bu araştırmada vardiyalı çalışmanın sağlık personellerinin uyku kalitesi ve yeme davranışları karşılaştırılırken, bu yeme davranışının uyku kalitesi üzerindeki de etkisi araştırılmıştır. Çalışma İstanbul'daki bir vakıf hastanesinde çalışan 110 gönüllü sağlık personeli üzerinde yapılmıştır. Yeme davranışlarının belirlenmesinde Hollanda Yeme Davranışı (DEBQ), uyku kalitesinin değerlendirilmesinde Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar kullanılmıştır. Katılımcıların 60'ı vardiyalı çalışırken, 50'sini ise vardiyasız çalışmaktadır. Vardiyalı çalışanların %76,7'si, vardiyasız çalışanların ise %42,0'sinin kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. Vardiyasız çalışan kadın sağlık personellerinin BKİ düzeyleri 23.47 (±2.71) kg/m2, vardiyalı çalışanların BKİ düzeyine 21.52 (±2.07) kg/m2 göre daha yüksek bulunmuştur. Yeme davranışları karşılaştırıldığında vardiyalı çalışanların emosyonel yeme davranışı puanı 2.49 (± 1.28), vardiyalı çalışmayanların emosyonel yeme davranışı puanı puanlarından 1.97 (± 0.96) yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı, dışsal yeme davranışı puanı grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli değildir (p>0.05). Vardiyalı çalışanlarda; sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı, emosyonel yeme davranışı puanı, dışsal yeme davranışı puanı, yeme davranışı puanı ortalamalarının uyku kalitesi durumu değişkenine göre grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Vardiyasız çalışanlarda uyku kalitesi kötü olan sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı 2.89 (± 0.76), uyku kalitesi iyi olan sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı puanlarından 2.23 (± 0.80) yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sağlık çalışanlarının emosyonel yeme davranışı puanı, dışsal yeme davranışı puanı, grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Vardiyasız çalışan sağlık personellerinde kısıtlayıcı yeme davranışının olumsuz etkileri anlatılarak, oluşturulacak sağlıklı beslenme planı ile normal BKİ ortalamalarına sahip olmaları sağlanarak uyku kalitelerinin daha iyi seviyeye ulaşması sağlanabilir.

BeslenmeBeslenme davranışıHastaneler+5
Tamar Demirçi
Biruni University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık sektöründe çalışanların çatışma yönetim tarzları ile yönetici liderlik davranışlarını algılama biçimleri arasındaki ilişki

İnsanın yaratılışıyla birlikte çatışma olgusu da oluşmuştur. Çatışma sadece insanlar arasında değil tüm canlılar arasında az ya da çok kendini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı sağlık sektöründe çalışan bireylerin çatışma çözme tarzları ve liderlerini algılama biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliği'nde çalışan, yaş aralığı 21-53 olan, 46'sı erkek (%38), 75'i kadın (%62) olmak üzere toplam 121 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılara, Kozan ve Ergin (1999) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Çatışma Yönetimi Tarzları Anketi (ÇYTA) ve Tengilimoğlu (2005) tarafından Türkçe' ye çevrilen Liderlik Davranış Ölçeği (LDÖ) uygulanmıştır. Bu çalışmada, çalışılan bölümlere göre katılımcıların lider algılarının ve çatışma çözme tarzlarının farklılaşıp farklılaşmadığının değerlendirilmesi için ANOVA testi uygulanmıştır. Ayrıca, katılımcıların lider algılamalarıyla çatışma çözme tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, İdari ve Mali Hizmetler Başkanlığı'nda çalışan katılımcıların lider algılamalarıyla çatışma çözme tarzları arasında anlamlı bir farkın olmadığı bulunmuştur. Tıbbi Hizmetler Başkanlığı'nda çalışan katılımcıların tümleştiren ve ödün veren çatışma çözme tarzlarına göre, Tıbbi Hizmetler bölümü lehine anlamlı bir fark yarattıkları saptanmıştır. Ayrıca, eğitim düzeyi arttıkça yöneticilerin çatışma çözme tarzı açısından ödün veren tarzda bir eğilim gösterdikleri tespit edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, lideri algılama biçiminin kişilerin çatışma çözme tarzını belirleme üzerinde bir etkisinin olmadığı, çalışanların kendi bireysel özelliklerine göre çatışma çözme tarzını belirlediği görülmektedir.

AlgıLiderlikSağlık personeli+6
Hacer Şengül
Biruni University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil hastalardaki tedavi süreçlerinin embriyo parametreleri ve in vitro fertilizasyon (IVF) sonuçları üzerine etkileri

İn vitro fertilizasyon (IVF) tedavisi, günümüzde infertilite tedavisinde en fazla kullanılan yardımcı üreme tekniklerindendir. Yardımcı üreme teknikleri ile yapılan her embriyo transferi için canlı doğum oranının yaklaşık %30 olduğu bilinmektedir. Çalışmamız kapsamında infertilite tanısı konan 455 çiftin endikasyonları ve gebelik oranları incelenmiştir. Çalışmaya alınan çiftlerin endikasyonları sıklık dereceleri sırasıyla incelendiğinde; erkek faktörü, açıklanamayan infertilite ve kadın faktörlerinin oluşturduğu tespit edildi. Yapılan çalışmada %20 oranında gebelik varlığı görülen grup ile %63,7 oranında gebelik görülmeyen grup, in vitro fertilizasyon parametreleri olan hormonal değerler, oosit sayısı, döllenmiş oosit sayısı ve embriyo kalitesi, fertilizasyon oranları açısından incelendi ve elde edilen bulgular arasındaki ilişki istatistiksel olarak analiz edildi. Veriler; sayı, yüzde, ortalama ve t-testi, ki-kare testi ile analiz edilmiştir. Embriyo kalitesi değerlendirilirken blastomerlerin eşit büyüklükte olup olmadığı, yuvarlak ve şeffaf sitoplazma içerenler ve fragmantasyon içermeyen embriyo parametreleri göz önünde bulundurularak derecelendirme sistemine göre sınıflandırıldı. Fragmantasyon oranı %20 olan embriyolar grade I, blastomer farklılıkları artan ve fragmantasyon %20 den büyük ve %50 aralığında olan embriyolar grade II, blastomer sayı, şekil ve büyüklükleri birbirinden farklı olanlar grade III, fragmantasyon oranı %50'den fazla ve blastomer sitoplazmaları koyu, heterojen görünümlü embriyolar ise grade IV olarak seçildi. İn vitro fertilizasyon hastalarından kontrollü overyan hiperstimulasyon sonucu elde edilen foliküller oosit pick up işlemi ile toplanarak oositin etrafındaki granuloza hücreleri ayrıldı. Sonuçlarımız, gebelikte ilişkilendirilen hormon değerlerinin gebe kalan kadınlarla gebelik oluşmayan kadınlar arasında istatistiksel olarak değerlendirildi. Verilen ilaç protokolu ile fertilizasyon arasında analizler yapıldı. Oosit kalitesi iyileştikçe fertilizasyon oranında artma izlendi. Yapılan retrospektif çalışmanın ilaç protokollerinin uygulamaları ve in vitro fertilizasyon parametreleri açısından incelenerek, IVF uygulamalarında yol gösterici etkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.

EmbriyoEmbriyo nakliFertilizasyon-in vitro+5
Esra Güzel
Biruni University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dondurulmuş embriyo transferi sonuçlarının farklı endikasyonlara göre değerlendirilmesi

Dondurulmuş embriyo transferi (DET) tüm dünyada yaygın olarak kullanılmakta ve kümülatif gebelik oranlarını arttırmaktadır. Transfer edilen taze embriyo transferi sayısının giderek azaltılmasıyla daha çok sayıda embriyo dondurulup sonraki sikluslarda kullanılmaktadır. Günümüzde iki farklı embriyo dondurma yöntemi mevcut olmasına karşın daha iyi sonuçlar elde edilmesi nedeniyle en sık vitrifikasyon yöntemi kullanılmaktadır. Çalışmamızda farklı endikasyonlarla intrasitoplazmik sperm injeksiyonu (ICSI) ve embriyo transferi (ET) siklusuna katılan, fazla embriyolarını dondurduğumuz ve daha sonra çözüp transfer ettiğimiz 258 çift değerlendirmeye alınmıştır. Bu amaçla endometriozis, polikistik over, zayıf over yanıt, tubal faktör, açıklanamayan infertilite ve erkek faktör olan çiftler değerlendirilmiştir. Amaç farklı endikasyonlarla infertilitesi olan ve DET uygulananlarda klinik gebelik oranlarının karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya 40 yaşın altında başka sistemik bir hastalığı olmayan uterin kavitesi normal kadınlar alınmıştır. Testiküler sperm kullanılanlar çalışmaya dahil edilmemiştir. Çalışmaya alınan çiftlerde erkek ve kadında ortalama yaş ve transfer edilen dondurulmuş embriyo sayıları karşılaştırılam grupla arasında benzer bulunmuştur. DET sonrası klinik gebelik oranları incelendiğinde endometriozis hastaları için %29.6 (8/27), polikistik over sendromlu hastalar için %30.2 (13/43), zayıf over yanıtlı hastalar için %28.9 (11/38), tubal faktör hastaları için %34.2 (12/35), açıklanamayan infertilite hastaları için %28.2 (11/39) ve erkek faktörü için %28.9 (22/76) olarak bulunmuştur. Gruplar arasında klinik gebelik oranları açısından istatistiksel bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, DET sikluslarında klinik gebelik oranları, değişik endikasyonlar ile infertilite tanısı konulan çiftlerde farklılık göstermemiştir. Ovulasyon indüksiyonu sonrası fazla embriyoların sonraki sikluslarda kullanılmak amacıyla dondurulması ve daha sonra kullanılması kümülatif gebelik oranlarını arttıracaktır. Yardımcı üreme teknikleri (YÜT) ile uğraşan laboratuarlarda mutlaka embriyo dondurabilecek; özellikle vitrifikasyon yapabilecek donanım ve deneyimli ekip bulundurulmalıdır.

Dondurarak saklamaEmbriyo nakliEndometriyoz+5
Büşra Kağıtlı
Biruni University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Özel hastane çalışanlarının hasta haklarına yönelik bilgi ve tutumlarının ölçülmesi

Hasta haklarına yönelik uygulamaların verimliliği hem hasta memnuniyetini artırmakta hem de son yıllarda artan hasta ve sağlık personeli arasındaki şiddet gibi problemlerin önüne geçilmesinde fayda sağlayabilmektedir. İnsan olmanın temel haklarından biri olan hasta haklarının sağlık personeli tarafından benimsenmesi ve uygulanması önemli kriterlerdendir. Bu araştırma ile , sağlık personelinin cinsiyet, eğitim, yaş gibi kriterlerinin yanı sıra hasta hakları konusunda eğitim alıp almamış olmasının , hasta haklarına yönelik bilgi ve tutumlarını nasıl etkilediği ölçümlenecek , bu ölçümlemenin kullanılması ile hasta haklarına yönelik uygulamalar iyileştirilebilecektir.

DoktorlarHastanelerHastaneler-özel+2
İbrahim Nusret Yüce
Biruni University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Polikistik over sendromlu (PKOS) hastalarda hormonal parametrelere bağlı olarak embriyo gelişiminin incelenmesi

Overde folikül gelişimi hipotalamus-hipofiz-gonadal aksın senkronize ve koordineli çalışması sonucu gerçekleşmektedir. Hipotalamustan pulsatil olarak salınan Gonadotropin-Releasing Hormon (GnRH), Hipofizi uyarır ve Hipofiz bezinden FSH ve LH salınması gerçekleşir. GnRH titreşim sıklığının artışı, GnRH'ye yanıt artışı ve yüksek östrojen düzeylerine neden olmaktadır. Bu dinamik süreçte çeşitli nedenlerle bozulma/aksama, farklı klinik tablolara yol açmaktadır. Polikistik over sendromu (PKOS) da bu klinik tablolardan birisidir. PKOS, doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrin bozukluktur. Klinikte ortaya çıkış oranı %6-8 oranında değişkenlik göstermektedir. PKOS'lu bireylerde serum AMH (Anti-Müllerian Hormon) düzeyi, testosteron ve LH düzeyi ile orantılı olarak artmaktadır. AMH günümüzde yumurtalık cevabını öngörmede belirteç olarak sıkça kullanılmaktadır. Farklı serum AMH konsantrasyonları, oosit maturasyonu ve kalitesi, embriyo gelişimi ve IVF-ICSI (In-vitro fertilizasyon-Intrakraniyoplazmik sperm enjeksiyonu) sonuçları ile yakından ilişkili olduğu yapılan çalışmalar ile gösterimiştir. Bu çalışmada 2016 ile 2017 tarihleri arasında PKOS (31) tanısı koyulmuş ve kontrol (açıklanamamış infertilite) (115) grubunda, ICSI ile IVF tedavisi gören 146 kişi çalışmaya dahil edildi. Kadın ve erkek yaşı, VKI, total oosit sayısı, fertilize oosit sayısı, total embriyo sayısı, hormon parametreleri (FSH, HCG günü E2, LH, inhibin B, AMH, LH/FSH), embriyo takibi (GV, Dejenere, MI, MII, erken bölünme), sperm parametreleri ve gebelik oranları değerlendirildi. Erkek faktörünün bulunmadığı PKOS'lu hastaların kontrol grubuna göre Vücut Kitle İndeksleri (VKI), AMH, LH/FSH ve Antral Folikül Sayısı (AFS) verileri anlamlı düzeyde yüksek bulunmakla birlikte, Gonadotropin düzeyleri düşük bulunmuştur. AMH ve LH/FSH düzeyi gebe olan PKOS'lu hastalarda gebe olmayan PKOS'lu hastalara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. PKOS ve kontrol grubuna ait embriyo parametreleri incelendiğinde PKOS'lu hastalarda diğer gruba göre total oosit sayısı, GV ve dejenere oosit sayısı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (P<0,05).

EmbriyoEmbriyo gelişimiFertilizasyon+5
Tuğba Elgün
Biruni University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Menopozal dönemdeki kadınlarda cinsel fonksiyonun değerlendirilmesi

Araştırma menopozal dönemdeki kadınlarda cinsel fonksiyonunun değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Araştırma kesitsel tipte ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma Nisan 2009 – Şubat 2010 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Menopoz Polikliniği'ne başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden menopozal dönemdeki cinsel yönden aktif kadınlarla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 106 kadın kabul edilmiştir. Verilerin toplanmasında araştımacı tarafından hazırlanan Sosyo-Demografik Özellikler Formu, Kadın Cinsel Fonksiyon İndeksi (Female Sexual Function Index - FSFI) ve Beck Depresyon Ölçeği (Beck Depression Inventory - BDÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %81,1'inde (n=86) CFB (Cinsel Fonksiyon Bozukluğu) belirlenmiştir. Cinsel fonksiyonun yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu, evlilik şekli, üreme sistemi ile ilgili cerrahi operasyonlar, menopoz süresi, cinsel ilişki sıklığı, cinsel yaşamdan memnuniyet, eşle cinsellik konusunda iletişim, cinsel ilişkiyi başlatma, eşinde ve kendisinde cinsel sorun varlığı, eşin yaşı ve eğitim düzeyinden etkilendiği saptanmıştır. Cinsel fonksiyon ile depresif semptom düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Depresif semptom düzeyi arttıkça FSFI toplam ve tüm altboyut puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı ve cinsel fonksiyonun olumsuz etkilendiği görülmüştür.

Cinsel işlev bozuklukları-psikolojikCinsel işlev bozukluğu-fizyolojikCinsellik+4
Sevil Batır
Biruni University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin kadınların tükettikleri besinler ile öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

İnsanların tükettikleri besin maddelerinin, duygu ve davranışlarını etkilediği bilinmektedir. Günümüzde; bireylerin öfke ve öfke ifade tarzı, sosyal ilişkilerine doğrudan etki etmektedir. Bu çalışmanın amacı, doğurganlık çağındaki kadınların tükettikleri besinlerin öfke ve öfke ifade tarzına olan etkilerini incelemektir. Araştırma, İstanbul ilinin Fatih ilçesinde bir aile danışmanlık eğitim merkezinden 2017 yılının Ekim ve Kasım aylarında hizmet alan 123 kişi üzerinde yapılmıştır. Kişilere, Kişisel Bilgi Formu, Besin Tüketim Sıklığı Ölçeği (AFFQ)'nun modifiye versiyonu ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ) uygulanmıştır. Anket ve ölçeklerden alınan toplam puanların frekans ve yüzdeleri hesaplanarak kişilerin besin tüketim miktarları, öfkeyi ifade etme tarzları ve bunlar arasındaki ilişkiler belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; 18-49 yaş aralığında bulunan kadınların, yaş, beden kütle indeksi, eğitim durumu, medeni durum ve çocuk sayısı değişkenleri ile öfke-öfke ifade tarzları arasında ilişki bulunmamıştır. Besinler ve öfke-öfke ifade tarzı arasındaki ilişki incelendiğinde; ekmek/pide, pirinç pilavı, makarna, ay çiçek yağı, portakal, elma, armut, muz tüketim puanları arttıkça dışa vurulan öfkenin de arttığı bulunmuştur. Mısır özü yağı tüketimi ile de içte tutulan öfke skoru arasında ilişki saptanmıştır. Tereyağı, margarin, hazır meyve suyu, çay ve ay çekirdeği tüketim puanlarının artması ile de sürekli öfkenin arttığı görülmüştür. Süt grubu, sebze grubu, et-sakatat-peynir-yumurta grubu ve kurubaklagil grubu ile öfke ve öfke ifade tarzları arasında ilişki saptanamamıştır. Kişilerin beden kütle indeksine göre besin tüketim puanları incelendiğinde önemli bir fark bulunmamıştır. Literatürde konu ile ilgili çalışma sayısı oldukça azdır. Sonuç olarak, kişilerin besin tüketimi ile öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiyi inceleyen daha geniş kapsamlı çalışmaların yapılması yararlı olacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Besin Tüketimi, Kadın Sağlığı, Öfke

BesinlerBeslenmeBeslenme durumu+5
Kübra Salt
Biruni University · Institute of Health Sciences
2018
10
Master'sOpen AccessTR

Meta analizi yöntemleri: Araştırma sonuçlarındaki yanlılık ve hataların önlenmesi ve bir uygulama

Meta analizi, bir konuyla ilgili yapılmış olan tüm çalışmaların birleştirilmesi yöntemidir. Literatürlerde meta analizi yöntemi araştırıldığında en iyi kanıt sağlayan istatistiki değerlendirme olduğu görülür. Meta analizi son yıllarda yayınlanan araştırma sonuçlarını birleştirdiği için diğer birleştirici kanıt sağlayan yöntemlerden güçlü ve duyarlı sonuçlar elde eder. Bu durum araştırıcının konuyla ilgili daha gerçekçi ve daha genellenebilir sonuç elde etmesini sağlar. Bu nedenledir ki meta analizi yapmadan önce derlenmek istenen konuya ilişkin detaylı ve eksiksiz bir literatür taramasının yapılması gerekmektedir. Meta analizi yöntemi uygularken, araştırıcıya gerekli olan aynı konu üzerinde çalışılmış araştırmalarda ortak parametrelerin olmasıdır. Literatür taraması yaparken bu konuya dikkat edilmesi meta analizinin daha doğru tahminlere ulaşmasını sağlar. Bu çalışmada biyoistatistiği kapsama alanı içinde ki araştırmalardan yola çıkılarak meta analizinin heterojenlik ve yanlılık durumunda nasıl kullanılması gerektiği konusu vurgulanmıştır. Bu önemli ayrıntı istatistik alanında iyi bilinmesine rağmen, sağlıkta yeterli düzeyde irdelenmemiştir. Çalışmamıza örnek oluşturan araştırmada son 10 yıl içerisinde siyah çayın akciğer kanserine olan etkisi üzerine yayınlanan on ayrı çalışma sonuçları incelenerek dizayn edilmiştir. Yayınlanmış araştırmalarda ortak olarak Relatif Risk (RR) oranları dikkate alınarak Comprehensive Meta Analysis V3.0 paket programında analiz edilmiştir. Meta analizi yöntemiyle incelenmiş araştırmaların ortak sonuçlarının birleştirilmesi ve sonucunda bu sonuçların bir takım genellenebilir ve yansız sonuçlarına ulaştırmıştır. Yapılan test sonucunda çalışmaya alınan araştırmaların heterojen olduğu belirlenmiştir. Bu durumdaki çalışmalara uygulanan model "Rastgele Etki Modeli"dir. Yaptığımız çalışmada "Funnel Plot" grafiği asimetrik bulunmuştur. Bu nedenden dolayı, asimetrik çıkan "Funnel Plot" yayın yanlılığının olduğunu göstermiştir. "Funnel Plot" un asimetriklğini değerlendirmek üzere istatistiksel tahminlerden Begg Yöntemi uygulanmış olup, işlem sonucunda yanlılığın olmadığı görülmüştür. Çalışmada heterojenlik ve yanlılık gibi sunuçlar için gerekli bilgiler verilmiştir. Meta analizi ile elde edilen ortak sonuç; siyah çay tüketiminin akciğer kanseri üzerindeki etkilerinin olumlu olduğu yönündedir (RR= 0.836; p=0.024). Anahtar Kelimeler: Meta Analizi, Comprehensive Meta Analysis (CMA), Çay Tüketimi ve Akciğer Kanseri

Akciğer neoplazmlarıBilimsel araştırmalarBiyoistatistik+5
Aycan Gökbudak
Biruni University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Diyetisyenlerin sosyal medyadaki paylaşımlarının bilimsel ve etik yönden incelenmesi (ınstagram örneği)

İnternet ve sosyal ağ kullanım oranlarında yaşanan artış sağlık alanındaki etkileşim biçimlerini de etkilemiştir. Özellikle son yıllarda insanların sağlıklı beslenmeye olan ilgilerinin artmasıyla birlikte diyetisyenler sosyal medya hesaplarından sağlıklı beslenmeye ilişkin bilgiler vermekte ve insanları sağlıklı beslenme ile ilgili merak ettikleri konular hakkında bilgilendirmektedirler. Bu çalışma diyetisyenlerin kullandığı sosyal medya uygulamalarından biri olan Instagram'da yaptıkları paylaşımlarının bilimsel ve diyetisyenlik meslek etik ölçütlerine göre değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma nitel araştırma yaklaşımı ile yürütülmüş, veriler görüşme ve gözlem yöntemiyle toplanmıştır. Araştırma kapsamında amaca uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada 14 diyetisyenin Instagram'da paylaşıma açık hesaplarından 01-30 Kasım 2017 tarihlerinde paylaştıkları içerikler derinlemesine incelenmiştir. Çalışma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamasında diyetisyenlerin demografik özelliklerine ulaşılmış; ikinci aşamada ise diyetisyenlerin Instagram'dan yaptığı paylaşımlar içerik çözümlemesiyle analiz edilmiştir. Çalışmada incelenen diyetisyenlerin Instagram paylaşımlarında beslenme ve sağlığa ilişkin bilgilerin %43.4; kendi fotoğraflarının %34; yemek görsellerinin %31.22; reklam içeren görsellerin %11.67; danışanlara ilişkin kişisel bilgilerin %6.8 oranında olduğu görülmüştür. Diyetisyenlerin sosyal medya hesaplarında yaptıkları paylaşımların %43.4'ü beslenme ve sağlığa ilişkin bilgilerdir. Bu paylaşımların %58.48'i bilimsel makalelerden alıntılanan paylaşımlardan oluşmaktadır. Bilimsel makalelerden alıntılanan paylaşımların sadece %9'unda kaynak gösterdikleri buna karşın geri kalan %91'inde kaynak göstermedikleri saptanmıştır. Sosyal medyada paylaşım yapan diyetisyenlerin mesleki paylaşım yaptıkları hesaplarından kişisel fotoğraflarını da paylaşmaktadırlar. Öte yandan diyetisyenlerin paylaşımlarında danışanlarıyla ilgili çok sık paylaşım yapmadıklarını, bu oranın %6.8 ile sınırlı kaldığı görülmüştür. Sosyal medyada paylaşım yapan diyetisyenlerin mesleki paylaşım yaptıkları hesaplarından kişisel fotoğraflarını paylaşmaları Helm ve Jones (2016)'a göre etik olmayan davranışlar arasındadır (Helm ve diğerleri, 2016). Yapılan paylaşımlarda kaynak gösterilmemesi Amerikan Diyetisyenler Derneği (The American Dietetic Association-ADA, 2009)'ne göre diyetisyenlik mesleğinin etik olmayan davranışları arasında değerlendirilmektedir (ADA, 2009). Diyetisyenler danışanlarına ilişkin bilgi paylaşımı yapmayı fazla tercih etmemektedirler. Bu durum diyetisyenlerin danışanlarının mahremiyetine ve danışanlarıyla ilgili etik kurallara daha çok önem verdikleri biçiminde yorumlanabilir.

BeslenmeDiyetisyenlerEtik+2
Beyza Mendeş
Biruni University · Institute of Health Sciences
2018
10