Yeditepe University
Departman

Uluslararası İlişkiler Bölümü

Yeditepe University

213

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The republic of Turkey's political life and the changes on its political culture after 1980

The Turkish Republic was founded in 1923 by Mustafa Kemal Atatürk. He thenbecame the first president and started a process of changes in the country in orderto unlink it from the heritage of the Ottoman Empire. After his death in 1938, hewas replaced by Ismet İnönü in the presidency. But in 1946 and 1950 the Turkishpeople had the chance to choose their representatives in a multi-party system.The Turkish electorate began to show a preference for center-right parties, apreference that would last until the beginning of the 1990?s. Three times werewhen the order was not being assured in the country that the military intervenedthrough coups: 1960, 1971 and 1980. The one from 1960, through its liberalconstitution, started a process of political fragmentation and restored the multipartysystem in the country; the one in 1971 banned parties that were considereddangerous for the state and promoted some amendments in the constitution inorder to make it stricter; and the one in 1980 was considered the strictest one,since it banned all the political parties and wished to de-politicize the populationand avoid a new party fragmentation through a completely new constitution. Eventhough several new parties emerged in the 1980?s, the population seemed to stillsupport the center-right parties. But the 1990?s showed a new reality in thecountry?s political culture: the population started to move towards the extremeright,supporting parties with nationalist and Islamist programs.

Political culturePolitical partiesPolitical elections
Daniel Mauricio Dall?agnol
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bağımsızlık Dönemi Azerbaycan Cumhuriyeti'nin dış politikası:1991-2005

Bağımsızlık Dönemi Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Dış Politikası (1991-2005) adlı bu çalışma SSCB'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan Azerbaycan'ın kuruluş aşamasını ve Azerbaycan'da bağımsızlık sonrası iktidarların izlemiş oldukları dış politikaları incelemektedir. Azerbaycan Cumhuriyeti'nin dış politikasında belirleyici olan ve ülkenin toprak bütünlüğünü ilgilendiren Karabağ sorununun Azerbaycan'ın uluslararası ilişkilerine etkileri çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) ya da 1994 Budapeşte Zirvesi'nden sonra aldığı yeni ismiyle Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)'nın Karabağ soruna çözüm getirme çabalarına ve diğer uluslararası örgütlerin ve devletlerin arabuluculuk girişimlerine yer verilerek, gelinen son aşama ortaya konulmuştur. Ayrıca, Azerbaycan dış politikasının belirleyici konularından olan Hazar Denizi'nin hukuki statüsüne ilişkin bölge devletlerinin tezleri çalışmada ayrı bir bölüm olarak incelenmiştir. Ayrıca, Azerbaycan'ın bölgede etkin olan Rusya, ABD gibi büyük güçler ve İran, Türkiye, Ermenistan gibi bölgesel devletlerle olan ilişkileri incelenmiş, bağımsızlık sonrası Azerbaycan Cumhuriyeti'nde birbirini izleyen iktidarların farklı dış politika anlayışları analiz edilmiştir.

AzerbaycanAzerbaycan Halk CephesiErmenistan+3
Erkan Yılmaz
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yunanistan-Avrupa Birliği-Türkiye üçgeni: Yunanistan'ın Türkiye politikası (1990-2006)

Yunanistan'ın, Türkiye Politikası çeşitli etmenlerin(tarih, coğrafya, ekonomi, askeri, vb.) bileşkesinden meydana gelmiş olsa da bu politikasını en fazla öne çıkıp belirleyici olanı ülkesinin ''tehdit algılaması'' olmuştur. Yunanistan sürekli kendisine en büyük tehdidin Doğu'dan yani Türkiye'den geleceğini hesap ederek en büyük savunma yatırımlarını bu bölgeye ayırmıştır.Yunanistan, Türkiye'ye karşı politikalarını belirleyip ve uygularken sürekli başka ülkelerin desteğini almıştır. Gerek bağımsızlığının ilanında gerekse 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında, Türklere saldırırken mutlaka bir veya birden fazla ülkenin desteğini almıştır. Anadolu'da hezimete uğrayarak, Türklerle savaşın kolay olmadığını anlayan Yunanistan, şansını son kez 1974'te, Kıbrıs Barış Harekâtına karşı denemek istemiş ancak burada da hezimete uğramıştır.Yunanistan eskiden olduğu gibi bugün de Türkiye'yi kendisi için bir tehdit olarak algılamakta, iç ve dış politikasını bu tehdit üzerine kurguladığı, ''Megali İdea'' hayali ile dengede tutmaktadır. Kendince, Türkiye ile arasında birçok sorunlar yaratarak hem vatandaşını hem de dünya kamuoyunu oyalamaktadır. Vatandaşına sunduğu `'Megali İdea'' hayali ile ulus kimliğini ve devlet yapısını ayakta tutan, birlik ve beraberliğini muhafaza eden Yunanistan; bu sorunlarını Birleşmiş Milletler(BM), Avrupa Birliği(AB), Uluslararası Adalet Divanı(UAD) vb. örgütlere taşıyarak, Türkiye'nin de önünü tıkamaktadır. Uzun yıllar BM' in sahip çıktığı Yunan sorunlarına, 1981 yılında Yunanistan'ın AB'ye üyeliğinden sonra AB sahip çıkmış ve bu sorunların mücadelesinde hem Yunanistan, hem de diğer üyeler kendi menfaatlerini temin etme gayretinde olmuşlardır.AB'ye, aynı zamanda ve aynı koşullara sahipken müracaat eden iki komşu ülkeden, Yunanistan 1981'de AB'ye üye yapılırken, Türkiye bugün dahi birçok bahaneler ileri sürülerek üye yapılmamıştır. AB ile Türkiye arasına konan ve çözülmesi istenen sorunların birçoğu, Türkiye ile Yunanistan'ın karşılıklı çözmesi gereken sorunlardır. Ancak Yunanistan bunları uluslararası örgütlerin desteğini arkasına alarak menfaatine uygun çözmek istemektedir. AB bu sayede, Türkiye'yi üye yapmamak için oluşan bu bahaneleri değerlendirerek üyelik sürecini uzatıp Türkiye pazarından yararlanmayı sürdürmektedir. Sonuçta, AB kapısında oyalanan bir Türkiye'den; hem Yunanistan hem AB(örgütçe veya tek tek üye ülkeler olarak) yararlanmaktadır. Yunanistan'ın AB örgütünün desteğini arkasına alarak yaptığı AB tabanlı bu politikada Türkiye, yirmi yedi üye ülkeye karşı tek başına mücadele vermektedir.

Avrupa BirliğiSiyasetTürk-Yunan ilişkileri+3
Muharrem Güneş
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı mirasının Yunanistan'ın azınlık politikalarına etkileri

Türkiye ve Yunanistan ikili ilişkilerinde birçok defa sorunlu dönemler yaşıyor olsalar da, bu iki ülkenin toplumları, ortak tarihi paydaları nedeni ile ortak birtakım değerleri paylaşmaktadırlar.Farklı kültür ve etnik kökenden gelen toplumları yüzyıllardır bir arada tutmayı başaran Osmanlı Devleti, İslam Hukuku esaslarına göre oluşturduğu devlet düzeni ile çok farklı etnik ve dini kimliklerden oluşan tebaasına (bugünkü anlamda azınlıklarına) yönelik özgün politikalar uygulamıştır. Bu devlet, hem Yunanistan hem de Türkiye toplumlarının tarihsel mirasında önemli bir yere sahiptir.Bu çalışmadaki amaç, yaklaşık 400 yıl Osmanlı Devleti Egemenliği altında yaşayan Rumların bugün devlet olarak Osmanlı'dan aldığı ve devam ettirdiği azınlıklara ilişkin tarihsel mirasını incelemektir. Bunun yanı sıra, Yunanistan'ın Osmanlı Devleti'nin azınlıklar meselesinde Osmanlı'nın uygulamalarından farklı olan politikaları da inceleme konusu olmaktadır.

Aslı Fatma Burulday
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

11 Eylül saldırıları sonrasında ABD'nin uluslararası terörizmle mücadeleye ilişkin güvenlik politikası

ABD'yi hedef alan 11 Eylül Saldırıları, sadece ABD'nin değil tüm dünyanın güvenlik algılamalarında terörizmi en üst sıraya yerleştirmiş ve bu bağlamda uluslararası konjonktürü büyük ölçüde değiştirmesi bakımından bir milat olarak kabul edilmiştir. Bu süreçte ABD, sadece saldırıların hedefi olması sebebiyle değil; saldırılar sonrası uyguladığı dış politika açılımlarıyla ve bu değişime en çok katkı sağlayan aktör olması açısından da büyük önem taşımaktadır. Ayrıca sahip olduğu konum itibariyle uluslararası terörizmle mücadele konusunda diğer devletler için bir model oluşturması, ABD'yi önemli kılan diğer bir etkendir.ABD'nin uluslararası terörizmle mücadeleye yönelik güvenlik politikalarının iç politika ayağını, istihbarat alanında yapılan reformlar, yasal düzenlemeler ve uygulamalar oluştururken, söz konusu politikaların uluslararası alandaki yansımaları ise, Afganistan ve Irak'a yönelik askeri operasyonlarla şekillenmiştir.11 Eylül Saldırıları sonrası dönemde ABD'nin uluslararası terörizmle mücadele politikalarını, ulusal ve uluslararası alandaki yansımalarıyla birlikte analiz etmeyi amaçlayan bu çalışmada, söz konusu politikaların uluslararası terörizmi bir tehdit olarak zayıflatmada ne kadar başarılı ve etkin olduğu belli açılardan değerlendirilmeye çalışılmıştır. Son olarak, bu politikalarda yapılan stratejik hatalardan da yola çıkılarak, uluslararası terörizmle mücadelede daha etkin ve başarılı politikalar oluşturmada yeni fikirlerin önünü açacak bazı önerilere yer verilmiştir.

11 Eylül 2001 olayı
Tolga Çevik
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk savaş sonrasında istihbarat örgütlerinin Orta Doğu'daki faaliyetleri: Irak sorunu örneği

Orta Doğu kavramı ilk olarak, Amerikan deniz subayı Alfred Thayer Mahan tarafından kullanılmıştır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında İngiltere tarafından sıkça kullanılmış ve günümüze kadar değişik tanımlar yapılarak gelmiştir.Orta Doğu, batıda, Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Somali, Etiyopya, Sudan ve Mısır'dan başlayarak doğuda Umman Körfezi'ne kadar uzanan ve Irak, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman'ı içine alan, kuzeyde Türkiye Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'ni kapsayan ayrıca İran Afganistan ve Pakistan'ın da dahil edildiği, güneyde ise Suudi Arabistan'dan Yemen'e uzanan Arap Yarımadasını çevreleyen ortada Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail ve Filistin'in yer aldığı bir coğrafya olarak tanımlanmaktadır.Petrol başta olmak üzere doğalgaz uranyum, bor mineralleri gibi yer altı kaynaklarının bu bölgede çok miktarda bulunması ve tek tanrılı dinlerin kutsal saydığı bir alan olması büyük devletlerin ilgisinin bu alanda yoğunlaşmasını beraberinde getirmiştir.Bu çalışmada; Orta Doğu olarak adlandırılan alanın maddi ve manevi özellikleri üzerinde durulmakta, bölgede faaliyet gösteren ABD, İngiltere, Türkiye, Rusya, İsrail, Filistin, Suriye, İran, Irak, Hindistan, Almanya, Fransa gibi ülkelerin Irak sorunu örnek alınarak Orta Doğu'daki istihbarat faaliyetleri savunulmaktadır. Bunu izah için Orta Doğu ve istihbarat kavramlarına açıklık getirilerek, istihbarat birimlerinin yapıları irdelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Orta Doğu'da faaliyet gösteren yerel ve büyük güçlerin istihbarat teşkilatlarının tarihsel bir çerçevede oluşum süreçleri, hedefleri ile Orta Doğu'daki faaliyetleri incelenmiştir

IrakOrta DoğuSoğuk savaş+1
Hüseyin Gül
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası kadın hakları standartları ve Türkiye'deki durum: Siyasal ve hukuksal bir yaklaşım

İnsanların doğuştan sahip oldukları temel hak ve özgürlükleri ifade eden insan hakları kavramı, zamanımızda özel bir önem kazanmıştır. Bu haklar ile alakalı bütün uluslararası belgeler; tüm insanların ayrım gözetilmeksizin onur ve haklar bakımlarından eşit olduklarına hükmedip, cinsiyete dayalı ayrımcılığın kabul edilemezliği ilkesine vurgu yaparlar.İnsan hakları tarihsel açıdan ele alındığında, bu hakların varlığı ve bu haklara fiilen sahip olmak arasında kadınların aleyhinde (erkekler karşısında) belirgin bir ayrımın var olduğu açıktır. Bu ayrım, her toplumda hem kadınları hem de erkekleri eğitim, ekonomi, sağlık, sosyal ve kültürel hayat gibi değişik alanlarda etkileyen bir sorun olsa da, istatistikler incelendiğinde kadınları daha olumsuz etkilediği açıkça görülebilmektedir.Bu çalışma, genelde kadın haklarını özelde Türkiye'deki kadın haklarını incelemeyi amaçlamaktadır. Kadının toplumda eşit bir birey olarak kabul edilmesinin güçlüğünü göz önüne alan bu çalışma, Türkiye'deki kadınların haklarıyla ilgili mevcut durumu ve kadınlar üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Çalışma içerisinde, ilgili uluslararası belgeler, düzenlemeler, uygulamalar gözden geçirilip; Türkiye'deki kadın haklarının mevcut durumu ve sorunları, aynı zamanda bu sorunlara makul çözümleri ortaya koymaya çalışan bir bakışla analiz yapılmaktadır.

Kadın haklarıKadın statüsüKadınlar+4
Aslı Erdemir
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bask sorunu ve İspanya-Avrupa Birliği ilişkilerindeki yeri

Bask sorunu, geçmişten günümüze İberya'da bağımsızlık mücadelesi içinde olan ya da özel statülere kavuşabilmek için yoğun çaba sürdüren Bask toplumunun milliyetçi hareketi olarak nitelendirilmektedir. Bu çalışmanın konusu İspanya'daki Bask sorunu ve bu sorun karşısında Avrupa Birliği'nin İspanya'ya karşı takip ettiği ortak bir politikanın olup olmadığının araştırılmasıdır. Ayrılıkçı Bask hareketinin İspanya içindeki talepleri ve kazandığı ayrıcalıkların geldiği noktaya bakılırsa Bask sorunu, günümüz İspanya siyasal sistemi açısından son derece önem taşımaktadır.Bu tezde ayrılıkçı Bask hareketinin ideoloji olarak dayandığı noktadan başlayarak zaman içinde kat ettiği yol ve uğradığı siyasal değişikler üzerinde durulmaktadır. Ek olarak Bask toplumunun İspanya içinde sürdürdüğü milliyetçi hareketin günümüzde geldiği nokta ve İspanya'nın demokratik yollarla sürdürdüğü terör karşıtı politikalara yer verilmektedir. İspanya'nın demokratikleşmesi, Avrupa Birliği'ne üyelik süreci ve üyeliği sırasında Bask sorununun evrimi; Bask sorununa Avrupa Birliği'nin yaklaşımları; İspanya-Avrupa Birliği ilişkilerinde Bask sorunu; Bask Bölgesi'nin İspanya Merkezi Hükümeti ve Avrupa Birliği ile ilişkileri incelenmektedir.

Avrupa BirliğiBaskBağımsızlık+3
Fırat Tunabay
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İran ve nükleer silahlanma politikası

Nükleer silahlar ilk kez 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın bitirilmesi için kullanılmış, Soğuk Savaş dönemine damgasını vurmuş ve halen devletlerin güvenlik politikalarında önemini korumaktadır. Öte yandan, bu silahlara sahip olmanın meşruiyeti de dünyada başlı başına bir tartışma konusudur. Nükleer yayılmanın gerek dikey ve gerekse yatay boyutlarıyla devam etmesi ve devlet-dışı aktörlerin de bu silahlara sahip olmaya çalışması, uluslararası barış ve istikrarın korunmasında bu tür silahların kontrolünü ve nükleer yayılmanın önlenmesi çabalarını önemli kılmaktadır.Bu bağlamda İran gibi stratejik öneme sahip orta ölçekli bölgesel güçlerin nükleer silahlanma çabasında olması kuşkusuz Ortadoğu'daki güç dengesini ve güvenlik denklemlerini alt üst edici bir etki yaratma potansiyeline sahiptir. İran, nükleer güç olduğu takdirde Ortadoğu'daki gücünü ve nüfuzunu dramatik olarak arttırırken bölgede var olan nükleer silahlanma yarışına ivme kazandıracaktır. Diğer yandan bölgedeki [bu arada İran'ın] nükleerleşme çabaları askeri müdahaleyle önlendiği takdirde bölgede uzun yıllar sürecek istikrarsızlıklar ve insani trajediler ortaya çıkacak ve dünyadaki Müslüman [Doğu]-Hıristiyan [Batı] gerginliği tırmanacaktır.Türkiye ise İran'ın bu çabalarından en ciddi olarak etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir. İran'ın nükleer güç olması Türkiye'yi askeri güvenlik bakımından yeni önlemler almaya yönelteceği gibi siyasal, ekonomik ve çevresel sorunlarla da yüzleştirecektir. Öte yandan ABD'nin [veya bir bölge ülkesinin] İran'ın nükleerleşme çabalarına yönelik olası bir müdahalesi de Türkiye için farklı düzlemlerde sorunlar doğurabilecek bir seçenek olacaktır.Anahtar Kelimeler: İran, Ortadoğu, Nükleer Silahlanma, Nükleer Yayılma, Nükleer Yayılmanın Önlenmesi, Nükleer Güçler, Soğuk Savaş, Nükleer Terörizm, Türkiye

Nükleer silahlarOrta DoğuOrta Doğu politikası+4
Evren İşbilen
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir siyasal program olarak yönetişimi anlamak

İlk kez 1989 yılında Dünya Bankası'nın Sahraaltı Afrika ile ilgili bir raporunda güncel anlamıyla zikredilen yönetişim, neoliberal dönemde artan bir hızla yaygınlaşmıştır. Terimin ilk elde uyandırdığı birlikte yönetim, çok aktörlülük ve katılımcılık gibi olumlu izlenimler, kavramın kabulünü de aynı süratle kolaylaştırmıştır. Kavramı ortaya atanlar ve kavramın savunucuları da, yönetişimin müzakere, diyalog ve uzlaşı temelinde yeni türden bir yönetsel biçimi ifade ettiğini savunmaktadırlar. Ancak, tanımlanmış aktörler ve öngörülen işleyiş mekanizmasıyla siyasal alanın yeniden düzenlenmesi temelinde bir yaklaşımı ifade eden yönetişimin bu iddiaları, ciddi bir biçimde irdelenmeye muhtaçtır. İşte, bu çalışmada, belli iddialar eşliğinde sunulan yönetişimin, bu iddialarının geçerliliği sorgulanarak, kavramın eleştirel bir gözle anlamaya çalışılması amaçlanmıştır.Yönetişimi anlamak için öncelikle yönetişim kavramının ortaya çıkış süreci ele alınmıştır. Bu amaçla dünya kapitalist sisteminin refah devleti dönemi ve neoliberal dönemine anahatlarıyla değinilmiştir. Ardından yönetişim kavramı; korporatizm, iktisadi alanla siyasal alanın ayrıştırılması, devlet ve demokrasi olmak üzere dört analiz aletiyle değerlendirilmeye çalışılmıştır. Böylece, yönetişimi anlama noktasında deskriptif olmanın ötesinde var olan tartışma alanlarına katkı sunularak ya da yeni tartışma alanları açmaya çalışılarak özgün bir yaklaşım geliştirilmesi hedeflenmiştir.Çalışmamızda varılan sonuçlara göre yönetişim, dünya kapitalist sisteminden azade bir biçimde ele alınamaz. Bir başka deyişle yönetişim ile kapitalist sistem ve neoliberalizm arasında varoluşsal bir bağ bulunmaktadır. Yönetişim, sermaye birikimi sürecinin aksamadan sürdürülebilirliğinin sağlanması amacına uygun bir biçimde, belli türden mistifikasyonlar temelinde ortaya atılmış siyasal bir program adıdır.

Mehmet Nuri Durmaz
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00