
14
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Behçet Hastalığında toll-like receptor 2 ARG753GLN gen polimorfizmi
Psoriasis hastalarında serum vascular endothelial growth factor (VEGF) düzeylerine PUVA, RE-PUVA ve dar band UV-B tedavilerinin etkisi
Demir eksikliği anemisinde görülen saç dökülmeleri ve demir eksikliğinin kıl siklusu üzerine etkileri
Skarsız alopesilerde vitamin D düzeylerinin karşılaştırılması
Saç dökülmesi dermatoloji kliniklerinde sık görülen, çok sayıda etyolojik faktörün rol oynadığı ve hastaların hayat kalitesini önemli ölçüde etkileyen klinik bir tablodur. Bu durum etyolojik faktörlere göre geri dönüşlü olabildiği gibi saç kaybı kalıcı da olabilmektedir. Skarsız alopesilerde etyolojiye dair yapılan birçok bilimsel çalışma mevcuttur. Emosyonel faktörler, kronik hastalıklar, besin yetersizliği, eser element ve vitamin eksiklikleri vb. gibi pek çok faktörün rol aldığı düşünülmektedir. Yağda çözünen bir vitamin olan vitamin D; kemik metabolizmasında, immün sistemin regülasyonunda, keratinosit proliferasyon ve diferansiyasyonunda, kıl folikül siklusunda önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada alopesi areata, androgenetik alopesi ve telogen effluvim tanılarını alan hastalarda vitamin D düzeylerini tespit edip, bu hasta gruplarında vitamin D düzeylerini karşılaştırmayı ayrıca otoimmün bir hastalık olan alopesi areatada inflamatuar parametrelerin (lenfosit, nötrofil, platelet, ortalama platelet hacmi düzeyleri ve NEU/LYM, PLT/LYM, MPV/PLT oranları) diğer hasta gruplarına göre olası farklılığını ortaya koymayı planladık. Retrospektif olarak planlanan çalışmaya Ocak 2012-Aralık 2019 tarihleri arasında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Polikliniği'ne başvuran, alopesi areata, androgenetik alopesi ve telogen effluvium tanılarını alan, 18 yaş üzeri 1142 hasta dahil edildi. Hastaların ilk poliklinik başvurularındaki laboratuvar değerleri esas alınarak vitamin D düzeyleri, tam kan tetkikindeki platelet, lenfosit, nötrofil sayıları ve ortalama platelet volümleri kaydedildi. Hastaların vitamin D değerleri klinik başvuru dönemlerine göre sonbahar, kış, ilkbahar, yaz olmak üzere dört farklı grupta incelendi. Çalışmaya yaşları 18-78 yıl arasında değişen, 97'si (%8,5) alopesi areata, 141'i (%12,3) androgenetik alopesi, 904'ü (%79,2) telogen effluvium tanılarını alan, 958 (%83,9) kadın, 184 (%16,1) erkek hasta alındı. Hastaların 907'sinde (%79,4) vitamin D düzeyi eksik, 170'inde (%14,9) vitamin D düzeyi yetersiz, 63'ünde ise (%5,5) vitamin D düzeyi yeterli olarak saptandı. İlkbahar mevsiminde polikliniğe vii başvuran hastaların vitamin D düzeyleri, yaz mevsiminde polikliniğe başvuran hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düşük seviyede saptandı (p=0,039). Vitamin D düzeyi kadın cinsiyette istatistiksel olarak anlamlı olarak daha düşük idi (p=0,009). Hasta grupları arasında vitamin D düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0,309). Çalışmamızda hasta grupları arasında lenfosit düzeyleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,353). Alopesi areata hasta grubunda platelet düzeyi telogen effluvium hasta grubuna göre daha düşük iken (p=0,005) ortalama platelet volümü alopesi areata hasta grubunda (p=0,044) ve telogen effluvium hasta grubunda (p=0,024) androgenetik alopesi hasta grubuna göre daha yüksek olarak bulunmuştur. Sonuç olarak vitamin D'nin kıl folikül siklusunun regülasyonunda rol aldığı ve saç dökülmesi şikayeti mevcut olan hastalar için vitamin D eksikliğinin büyük önem arz ettiği akılda tutulmalıdır. Skarsız alopesi tiplerinde vitamin D düzeyinin etkisini daha iyi anlayabilmek için daha fazla hasta sayıları içeren, kontrollü ve prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.
Psoriasis'li hastalarda serum visfatin, adiponektin, TNF-? seviyeleri ve hastalık şiddetiyle ilişkisi
Psoriasis, etyopatogenezi tam olarak olarak bilinmeyen, T hücre aracılı keratinosit çoğalmasıyla karakterize kronik, otoimmün, inflamatuar bir hastalıktır. Son yıllarda psoriasisin adipoz doku sitokinleri ile ilişkisi bildirilmiştir. İmmün ve metabolik bozukluk ile giden birçok hastalık için risk faktörü olan psoriasis; obezite, diyabet, anormal lipid profili ve metabolik sendrom ile beraber görülebilir. Bu çalışmada psoriasisli hastalarda, adipoz doku sitokinleri olan TNF-?, adiponektin ve visfatin düzeylerini belirlemeyi ve hastalık şiddetiyle ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık.Çalışmamız Şubat 2009-Ağustos 2009 tarihleri arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 42 psoriasis hastası ve 42 sağlıklı bireyden oluşan kontrol grubu ile yapıldı. Psoriasis tanısı konulan hastalarda ve kontrol grubunda TNF-?, adiponektin ve visfatin seviyeleri ölçüldü. Sürekli değişkenler t testi ile kategorik değişkenler ki kare testi ile karşılaştırıldı. TNF-?, adiponektin, visfatin, PASI değeri, obezite, hastalık süresi arasındaki ilişki pearson korelasyon testi ile değerlendirildi.Hasta grubunun serum TNF-?, adiponektin, visfatin seviyeleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında TNF-? seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı yükseklik, adiponektin seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüklük bulunurken visfatin seviyelerinde anlamlı fark bulunmadı. PASI skoru ile yapılan pearson korelasyon testi sonucunda PASI-TNF-? ve PASI-adiponektin arasında istatistiksel anlamlılık tespit edildi.Çalışmamızın sonuçları TNF-?'nın ve adiponektinin psoriasis etyopatogenezinde rol aldığını ve hastalık şiddeti ile ilgili belirteçler olabileceği görüşünü desteklemektedir. Visfatinin ise kontrol grubu ile psoriasisli hastalar arasında anlamlı fark göstermemesine rağmen, hasta grubunda ortalama değerlerinin yüksek olması nedeniyle psoriasis patogenezinde etkili olabileceğini ve bu açıdan daha ileri çalışmalar yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Kronik plak tip psoriasis hastalarında serum neopterin, prokalsitonin, ASO ve CRP seviyeleri
Psoriasis ciltte antijen sunan hücreler tarafından başlatılan, keratinositlerin T hücre aracılı hiperproliferasyonu ile karakterizedir. İmmunolojik olayların başlamasına neden olan antijen bilinmemektedir. Son çalışmalar streptokok enfeksiyonlarıyla kronik plak psoriasis arasındaki ilişkiyi desteklemektedirÇalışmamız Aralık 2007 - Nisan 2008 tarihleri arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji polikliniğine başvuran kronik plak tip psoriasisli 40 hasta ve 40 sağlıklı bireyden oluşan kontrol grubu ile yapıldı. Psoriasis tanısı konulan hastalarda ve kontrol grubunda ASO, CRP, PCT ve neopterin seviyeleri ölçüldü. Sürekli değişkenler t testi ile kategorik değişkenler chi kare testi ile karşılaştırıldı. Neopterin, ASO, CRP ve PCT arasındaki ilişki pearson korelasyon testi ile değerlendirildiHasta grubunun serum ASO, CRP, PCT ve neopterin seviyeleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında PCT ve neopterin seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken ASO ve CRP seviyelerinde anlamlı fark bulunmadı. PASI skoru ile yapılan pearson korelasyon testi sonucunda PASI- neopterin ve PASI- CRP arasında istatistiksel anlamlılık tespit edildiKronik plak psoriasisli hastaların akut alevlenmesinde PCT'nin anlamlı yüksekliği bakteriyel bir antijenik uyaranın olabileceği yönündedir. Neopterin yüksekliği de bu antijenik uyaran sonrasında hücresel immun sistemin aktive olduğuna işaret etmektedir. Ancak ASO değerinde yükselme olmaması streptokokal bir enfeksiyon olmadığını belirtirken olası enfeksiyöz ajanlar açısından hastaların kültürlerle detaylı araştırılması gerektiğini ortaya koymaktadırÇalışmamızın kronik plak tip psoriasis etyopatogenezinde streptokoklar dışındaki antijenik uyaranın etkili olabileceğini ortaya koymak açısından anlamlı olduğunu ancak daha geniş ve kapsamlı çalışmalarla desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz.
Psoriasis hastalarında göz bulguları
Psoriasis etiyopatogenezi tam olarak bilinmeyen, prevalansı % 1-3 arasında değişen, deride keskin sınırlı eritemli-skuamlı plaklarla karakterize, kronik, inflamatuar bir hastalıktır. Derinin yanı sıra tırnak, eklem ve göz tutulumu yapabilmektedir. Psoriasisin göz tutulumu ile ilgili çok fazla yayın bulunmamakla birlikte yaklaşık %10 oranında ve genellikle eklem tutulumu olan hastalarda görüldüğü bildirilmektedir. Biz bu çalışmada, psoriasis hastalarında göz bulgularını ve buna bağlı olarak psoriasisin göz tutulumunu değerlendirmeyi amaçladık.Çalışmamız Şubat 2009 - Nisan 2009 tarihleri arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 100 psoriasis hastası ve 100 sağlıklı bireyden oluşan kontrol grubu ile yapıldı. Hasta ve kontrol grubunun detaylı anamnezi alınarak, dermatolojik, sistemik ve göz muayenesi, Schirmer ve BUT ölçümleri yapıldı. Sürekli değişkenler t testi, kategorik değişkenler ki kare testi ile karşılaştırıldı. Göz bulguları ile cinsiyet, yaş, psoriasis süresi, PAŞİ değeri, göz kapağında psoriasis lezyonu bulunması, tırnak tutulumu, psoriatik artrit varlığı arasındaki ilişki lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler sağ ve sol göz için ayrı hesaplandı.Her iki göz için hasta grubunda kontrol grubuna göre göz bulgusu istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek oranda gözlendi. Yine her iki göz için hasta grubunda kontrol grubuna göre schirmer ve BUT değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu saptandı.Çalışmamızın sonuçları, psoriasis hastalarında muhtemel göz tutulumunun erken tanı ve tedavisi amacıyla, rutin göz muayenesi istenmesinin uygun olacağı yönünde olmakla birlikte, psoriasis hastalarındaki göz bulgularının etiyopatogenezine yönelik daha ileri çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.
Kronik plak tip psoriasis hastalarındaserum resistin, TNF-α ,IL-6 seviyeleri
Psoriasis toplumun %1-3'ünü etkileyen, kronik, tekrarlayıcı, yaygın, inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Etyolojisi ve patogenezi günümüzde tam olarak aydınlatılamamıştır. Obezite psoriasis için önemli bir risk faktörüdür ve vücut kitle indeksi hastalık şiddetiyle korelasyon gösterir. Son yıllarda psoriasisin adipoz doku sitokinleri ile ilişkisi bildirilmiştir. Biz bu çalışmada obezite psoriasis arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla TNF-?, IL-6 ve resistin gibi adipokinler üzerine odaklandık. Ayrıca psoriasisli hastalarda, adipoz doku sitokinleri olan TNF-?, IL-6 ve resistin gibi adipokinlerin düzeylerini belirlemeyi ve hastalık şiddetiyle ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık.Çalışmamız Ocak 2010 ? Şubat 2010 tarihleri arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 40 psoriasis hastası ve 40 sağlıklı bireyden oluşan kontrol grubu ile yapıldı. Psoriasis tanısı konulan hastalarda ve kontrol grubunda TNF-?, IL-6 ve resistin seviyeleri ölçüldü. Normal dağılım varsayımını sağlayan değişkenlerin analizinde 2 grup arasındaki farkı incelemek için bağımsız örneklemlerde t testi kullanıldı. Normal dağılımı sağlamayan değişkenler için ise 2 bağımsız grup arasındaki fark non-parametrik testlerden Mann-Whitney U testi ile araştırıldı.Hasta grubunun serum TNF-?, IL-6, resistin seviyeleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında TNF-?, IL-6 ve resistin seviyeleri hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptandı. PASİ skoru ile IL-6, resistin arasında istatistiksel anlamlılık tespit edildi.Çalışmamızın sonuçları TNF-?, IL-6 ve resistin'in psoriasis etyopatogenezinde rol aldığını ve IL-6 ve resistin'in hastalık şiddeti ile ilgili belirteçler olabileceği görüşünü desteklemektedir. Bulgularımızın daha geniş çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Psoriasis, Obezite, TNF-?, IL-6, Resistin
Seboreik keratozlu hastalarda metabolik sendrom sıklığı
Seboreik keratoz sık görülen, kahverengi-siyah renklerde, papül veya plaklar ile karakterize benign bir deri tümörüdür. Etiyolojisi bilinmemekle birlikte genetik, UV ve enfeksiyonlar suçlanan nedenler arasındadır. Seboreik keratoz akrokordon ve akantozis nigrikans gibi etiyolojilerinde metabolik ve endokrinolojik faktörlerin rol oynadığı durumlarla sık birliktelik gösterir. Bizde çalışmamızda seboreik keratoz ve metabolik sendrom arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık.Çalışma, Ağustos 2010 ? Ağustos 2011 tarihleri arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 100 seboreik keratoz hastası ve 100 seboreik keratoz dışı dermatolojik hastalığı olan kontrol grubuyla, toplam 200 kişi üzerinde yapıldı. Akromegali, Cushing sendromu gibi obeziteye neden olabilecek endokrinolojik bozukluğu bulunan, insülin direnci yaratabilecek ilaç kullanan, hamileler, sekonder tansiyonu olan hastalar çalışmaya alınmadı. Tüm hastaların, bel çevreleri, kiloları, boyları, tansiyon arteriyel değerleri ölçüldü ve açlık kan şekeri, trigliserit, kolesterol, HDL, LDL, VLDL değerlerine bakıldı. Metabolik sendrom tanısı için Uluslararası Diyabet Federasyonu tanı kriterleri kullanıldı.Seboreik keratoz hastalarında kontrol grubuna göre metabolik sendrom sıklığı daha fazla saptandı (p<0.001). Hasta grubunda bel çevresi, VKİ, AKŞ, sistolik ve diastolik TA, TG ve VLDL değerlerinde istatistiksel olarak anlamlılık saptandı.Sonuç olarak çalışmamızda, seboreik keratozlu hastalarda metabolik sendrom sıklığı (%71), aynı yaş grubundaki kontrol grubundan (%32) anlamlı derecede yüksekti. Hastalarımızın %61'inde seboreik keratoz ve akrokordon birlikteliği bulunmaktaydı. Kilo alımı ile seboreik keratoz ve akrokordon görüme sıklığı arasında anlamlı bir korelasyon bulunurken seboreik keratoz sayısı, yerleşim yeri ile metabolik sendrom sıklığı arasında anlamlı bir korelasyon saptanmadı. Metabolik sendromun yol açtığı endokrinolojik ve immünolojik değişikliklerin seboreik keratoz etiyolojisindeki rollerinin araştırıldığı yeni çalışmalar seboreik keratoz etiyolojisinin aydınlatılmasında faydalı olacaktır.
Rozase hastalarında serum TWEAK ve TRAIL düzeylerinin incelenmesi
Amaç: Rozase, klinik olarak eritem, papül, püstül ve fimatöz lezyonlar şeklin cilt bulguları ile karakterize kronik enflamatuvar yüz dermatozudur. Genetik, immun faktörler, nörovasküler düzensizlik, mikroorganizmalar ve çevresel faktörlerin hastalık gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir ancak rozasenin patogenezi tam olarak anlaşılamamıştır. TWEAK ve TRAIL bazı enflamatuvar ve ototimmun hastalıkların patogenezinde rolü olduğu düşünülen iki sitokindir. Çalışmamızda rozase hastalarında TWEAK ve TRAIL düzeylerini incelemeyi amaçladık. Materyal ve metod: Çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıp fakültesi Dermatoloji polikliniğine başvuran ve klinik olarak rozase tanısı konulan 40 rozase hastası ile yaş ve cinsiyet uyumlu 40 sağlıklı kontrol dahil edildi. Hastaların klinik muayeneleri yapıldı. Yaş, cinsiyet, hastalık süresi, daha önceki tedaviler gibi bilgiler içeren anamnez alındı. Hasta ve kontrol grubundan alınan serum örneklerinde TWEAK, TRAIL ve oksidatif stres belirteçleri çalışıldı. Ayrıca hastaların açlık kan şekeri, HDL, LDL, total kolesterol, trigliserid, CRP, troponin I değerleri ölçüldü. Bulgular: TWEAK ve TRAIL düzeyleri hasta ve kontrol grubunda istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi. TRAIL düzeyleri istatiksel anlamlı olmamakla birlikte hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla daha düşük saptandı. Hastalardaki TWEAK ve TRAIL düzeylerinin her ikisi de erkeklerde kadınlardan daha yüksek sonuçlandı. Sonuç: TWEAK ve TRAIL, diğer enflamatuvar hastalıkların aksine rozasede sistemik bir etkiye sahip olmayabilir. TWEAK ve TRAIL'in rozasedeki rolünü araştırmak için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Genital tutulumu olan ve olmayan vitiligo tanılı hastalarda dermatolojik yaşam kalite indeksi, cinsel disfonksiyon ve diğer psikiyatrik hastalıkların değerlendirilmesi
Amaç: Vitiligo farklı büyüklüklerdeki depigmente maküllerle karakterize, edinsel bir depigmentasyon hastalığıdır. Vitiligo benlik imajını etkileyen cilt lezyonları nedeniyle; kişinin duygusal ve psikolojik iyi oluşunu, cinsel yaşamını ve diğer insanlarla ilişkilerini etkilemektedir. Özellikle genital tutulumunun olup olmaması bu ilişkinin gücünü arttırmaktadır. Bu ilişkiyi ortaya koyan çalışma literatürde kısıtlı olup, çalışmamızda vitiligonun genital bölge tutulumunun olup olmamasının sexuel disfonksiyona ve dermatolojik yaşam kalitesine etkisi, anksiyete, depresyon gibi diğer psikiyatrik bozukluklara yatkınlığın ortaya koyulması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı polikliniğine başvuran; 30'u genital tutulumlu vitiligo, 30'u genital tutulumsuz vitiligo ve 30'u kontrol olmak üzere 3 grup altında toplam 90 olgu ile yapılmıştır. Olguların sosyodemografik özellikleri ve ayrıca vitiligo gruplarının klinik şiddetini belirlemek amacı ile Vitiligo Alan Şiddet İndeksi skorları kaydedildi Tüm gruplara Dermatolojik Yaşam Kalite İndeksi, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği, Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği uygulandı. Herbir ölçek puanları hesaplandı. Bulgular: Olguların 50'si (%55.6) kadın ve 40'ı (%44.4) erkekti. Yaş ortalaması 39.92±9.06'dı. Genital tutulumlu vitiligo grubunda VASİ skoru 4±3.73, genital tutulumsuz vitiligo grubunda 1.75±1.73 olarak hesaplandı. Kontrol grubunun DYKİ, HAD total, ASEX, GRİSS total puan değerleri genital tutulumlu vitiligo ve genital tutulumsuz vitiligo gruplarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0.05). Genital tutulumlu vitiligo ve genital tutulumsuz vitiligo grupları arasında DYKİ, HAD total, ASEX, GRİSS total puan değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Çalışmamızda vitiligoda genital tutulumu olup olmamasının yaşam kalitesi, cinsel ve psikolojik etkilenme açısından fark yaratmadığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cinsel disfonksiyon, genital tutulum, vitiligo, yaşam kalitesi
Polikaprolakton ve kalsiyum hidroksilapatit etken maddeli dermal dolguların rat derisinde oluşturdukları antiaging etkilerin karşılaştırılması
Amaç: Polikaprolakton(PCL) ve Kalsiyum hidroksilapatit(CaHA) son 10 yılda kozmetoloji alanında sık tercih edilen yarı kalıcı cilt dolgularıdır. İçerdikleri mikrosferler sayesinde dermiste neokollajenizasyonu uyarırlar. Bu çalışmanın amacı bu iki dolgunun dermal Tip 1 ve Tip 3 kollajen düzeyini artırmada etkinliklerini rat derisinde karşılaştırmaktır. Materyal ve Metot: 30 dişi rat her grupta 10 hayvan olacak şekilde 3 gruba ayrıldı; kontrol grubu, polikaprolakton ve kalsiyum hidroksilapatit grubu. 2. Ve 4. aylarda alınan doku örnekleri hematoksilen eozin, masson trikrom, tip 1 ve 3 immunhistokimyasal antikorlar ile boyandı. Kollajen yoğunluğu İmage J bilgisayar programı kullanılarak kantitatif olarak karşılaştırıldı. Bulgular: 2 ve 4. Aylarda kollajen yoğunluğu her iki dolgu grubunda kontrol grubuna oranla artmış olarak değerlendirildi. CaHA ve PCL kıyaslandığında kollajen yoğunluğu ya da tip 1 ve tip 3 kollajen H skorları arasında anlamlı bir fark saptanmadı. PCL grubunda 4. ayda fibroblast nükleus sayısı her iki gruba göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Dermis kalınlığının 4. ayda kontrol grubuna göre her iki dolgu grubunda yükek olduğu saptandı, dolgu grupları arasında anlamlı bir fark yoktu. Sonuç: CaHA ve PCL dolgunun kollajenizasyona etkisini histolojik ve immunhistokimyasal olarak karşılaştırdık. PCL ve CaHA dolguların dermal kollajen yoğunluğunu, tip 1 ve tip 3 kollajen miktarını artırmada ve dermis atrofisini önlemede etkili olduklarını bulduk ve bu açılardan birbirlerine üstünlükleri olmadığını gösterdik. PCL dolgunun CaHA dolguya oranla daha fazla fibroblast artışı sağladığını ve fibroblast proliferasyonunu uyarma etkisinin daha uzun sürdüğünü göstermiş olduk.
Erzurum ilinde ilköğretim çağı çocuklarındaki atopik dermatit insidansının araştırılması ve scorad indekslemesi
n ÖZET Atopik dermatit, kronik, kaşıntılı, relapslarla seyreden çoğunlukla çocukluk çağında ortaya çıkan, serum IgE seviyesinde yükseklik, aile öyküsü, allerjik rinit ve astımla birliktelik gösterebilen bir deri hastalığıdır. Hastalığın patogenezinde heredite, çevresel faktörler ve immünolojik bozuklukların rol oynadığı kabul edilmektedir. Son zamanlarda atopik dermatit prevalansında artış olduğu belirtilmektedir. Nedeni tam olarak açıklanamamakla birlikte en sık dile getirilen nedenler çevre kirliliği sonucu aeroallerj enlere ve gıda allerj enlerine daha fazla maruziyet, hijyen şartlarının değişmesiyle sık yıkama ve sabunlamanın artmış olması, yalıtımı iyi olmayan binalardaki toz akarları ve küflerinin daha kolay çoğalması şeklinde açıklanmaktadır. Çevresel faktörler ve endüstrileşme atopik dermatit insidansında farklılıklara yol açmaktadır. Bizde bu düşünceden yola çıkarak Erzurum bölgesinde ilk öğretim çağı çocuklarında atopik dermatit insidansını ve scorad indekslemesini araştırdık. Erzurum bölgesinde farklı bölgelerden seçilmiş 8 ilköğretim okulunda 5000 öğrenci klinik olarak taranarak atopik dermatit insidansı ve scorad indeksini araştırdık. Bulduğumuz sonuçlar, yörenin iklimi ve endüstrileşmesi ile paralellik arzetmektedir. Anahtar kelimeler: Atopik dermatit, scorad indeksi
Fare psoriasis modelinde topikal 4'4 diamino difenil sülfon (Dapson) jelin tedaviye etkisi
Giriş ve Amaç: Psoriasis toplumda %2 sıklıkta görülen, etiyolojisinde genetik ve çevresel faktörlerin rol oynadığı kronik inflamatuar bir deri hastalığıdır. Tedavisinde topikal, sistemik tedaviler ve fototerapi kullanılmaktadır. Dapson (4,4'-diaminodifenilsülfon) 1940'larda sentezlenen bir sülfon bileşiği olup antiinflamatuar ve antimikrobiyal özelliklere sahiptir. Antiinflamatuar etkileri nedeniyle püstüler psoriasiste sınırlı vakada denenmiş olup bu vakalarda çoğunlukla faydalı bulunmuştur. Literatürde topikal dapsonun psoriasisteki etkisini değerlendiren randomize kontrollü çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada fare psoriasis modelinde topikal dapsonun etkinliğini topikal kortikosteroidler ile klinik, histopatolojik ve ELISA yöntemi aracılığıyla sitokin düzeyleri yönünden karşılaştırmayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Çalışmada ortalama 6-8 haftalık olan ve canlı ağırlıkları 32-33 gram arasında değişen 20 dişi, 20 erkek olmak üzere toplam 40 adet Balb/c ırkından fare deney materyalini oluşturdu. Tüm hayvanlar her bir grupta 4 erkek 4 dişi olacak şekilde 5 eşit gruba ayrıldı. Topikal kremlerin uygulama yeri olarak sırt ve kulak derisi seçildi. Ketamin ve ksilazin anestezisi altında sırt dorsal bölge tıraşlandı ve başlangıç kulak kalınlıkları ölçüldü. İlk gruba 14 gün boyunca sadece 62,5 mg dozda imikimod krem (Aldara) uygulandı. İkinci, üçüncü ve dördüncü gruplara 7 gün boyunca sadece 62,5 mg dozda imikimod krem (Aldara) uygulandı. Yedinci günden sonra aynı bölgeye önce imikimod krem, 6 saat sonra ise ikinci gruba 62,5 mg/kg dozda dapson jel (Acnewell), üçüncü gruba 125 mg/kg dozda dapson jel (Acnewell) ve dördüncü gruba 50 mg dozda betametazon valerat krem (Betnovate) topikal uygulamaları yapıldı. Beşinci gruba ise 14 gün boyunca Acnewell jelde çözücü olarak kullanılan dietilen glikol monoetil eter (Merck) topikal olarak uygulandı. Yedinci gün sadece klinik değerlendirme yapıldı. On dördüncü gün ise klinik değerlendirme yapıldıktan sonra farelere anestezi altında ötanazi işlemi yapılarak sırt derilerinden bistüri yardımıyla histopatolojik inceleme ve sitokin ölçümleri için deri örnekleri alındı. Elde edilen sonuçlar gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Deney grupları ağırlık ve cinsiyet dağılımı açısından incelendiğinde gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Kulak kalınlıklarının değişimleri incelendiğinde tüm gruplarda 0. gün ve 14. günler arasında anlamlı farklılıklar tespit edildi. (p<0,05). Psoriasis alan şiddet skorlarındaki (PASI) değişimler incelendiğinde 0. gün ve 7. gün arasında tüm gruplarda anlamlı farklılıklar tespit edilirken, 7.gün ile 14. günler arasında ise birinci grup dışındaki tüm gruplarda anlamlı farklılıklar tespit edildi (p<0,05). Deney sonunda 14. günde yapılan histopatolojik değerlendirmede Kogoj püstülleri ve Munro mikroapseleri bulguları dışındaki tüm parametrelerde gruplar arasında anlamlı farklılıklar tespit edildi (p<0,05). Histopatolojik incelemede, yüksek doz (125 mg/kg) dapson ve betametazon valerat kullanılan grupların total histopatolojik skor ortalamaları birbirine yakın olarak izlendi. ELISA testi ile sitokin ölçümleri yapıldığında üç sitokin (TNF-α, IL-17A ve IL-23A) düzeyinde de gruplar arasında anlamlı farklılıklar tespit edildi. Farklılıklar çoğunlukla dietilen glikol monoetil eter kullanılan beşinci gruptan kaynaklandı. Tartışma ve Sonuç: Çalışmanın sonunda hayvan kaybı yaşanmamıştır. Kulak kalınlığı ölçümleri, PASI ve histopatolojik değerlendirme incelendiğinde yüksek doz (125 mg/kg) dapson uygulanan grup betametazon valerat uygulanan grupla benzer sonuçlar elde etmiştir. Düşük doz (62,5 mg/kg) dapson tedavisi, yüksek doz (125 mg/kg) dapson tedavisine göre klinik ve histopatolojik iyileşme açısından daha başarısız bulunmuştur. Bu durum topikal dapsonun tedavide başarısının doza bağımlı olduğunu göstermiştir. ELISA yöntemi aracılığıyla ölçülen sitokin düzeyleri (TNF-α, IL-17A ve IL-23A) incelendiğinde dapson uygulanan her iki grubun da sadece imikimod uygulanan birinci grupla benzer sitokin düzeylerine sahip olduğu saptanmıştır. Bu durum topikal dapson tedavisinin TNF-α, IL-17A ve IL-23A sitokin düzeylerine etkisinin zayıf olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak topikal dapson tedavisi fare psoriasis modelinde etkili ve güvenilir bulunmakla birlikte insanlar üzerinde aynı etkiyi gösterip göstermeyeceğini öğrenmek için ileri faz çalışmalarına ihtiyaç vardır.