Recently Added Theses
View AllTürk dilinde müzik terimleri
Bu çalışma tarihi Türk yazı dillerinde kullanılan müzikle ilgili terimleri tespit edip değerlendirmek üzere hazırlanmıştır. Tez kapsamında, Köktürk, Uygur, Karahanlı, Harezm, Memlük-Kıpçak, Çağatay, Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlı Türkçesi dönemlerine ait, çalışmanın amacına uygun eserlerle konuyla ilgili ulaşılabilen her türlü akademik çalışma taranmış ve elde edilen malzeme tasnif edilerek incelenmiştir. Türkçede müzik terimlerinin varlığı, gelişim ve değişiminin izlenebilmesi için, tarihsel süreçte kullanılan terimlerin bir araya getirilerek topluca görülüp değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Müzik terimleri ifadesi ile müzik aleti, müzisyen, müzik makamları, tören, dans anlamındaki kelimeler, müziğin temel unsuru olan ses ve ses ile ilişkili kelimeler kastedilmektedir. Tezin ilk bölümünde, Köktürk, Uygur, Karahanlı, Harzem, Kıpçak, Çağatay, Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlı Türkçesi dönemlerindeki müzik kültürü tarihi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, tarihi Türk yazı dillerine ait eserlerde belirlenen müzik terimlerinin bulunduğu yerler kısaltmalarla belirtilerek ve kaynakçada gösterilerek bağlamdaki yerinin anlaşılması için terimlerin yer aldığı cümleler, mısra veya beyitlerle birlikte yazılmış ve madde başları alfabetik olarak sıralanmıştır. Üçüncü bölümde, tespit edilen müzik terimlerinden Türkçe olanlarının kökenbilimsel incelemesi yapılmıştır. Bu bölümde 12 adet kökenbilimsel sözlükten faydalanılmış, alandaki önemli bilim insanlarının görüşleri kaynak gösterilerek verildikten sonra, son olarak yazarın görüşleriyle birlikte açıklanmıştır. Sonuç bölümünde tezin geniş bir değerlendirilmesi yapılmış, çalışmadan edinilen kazanımlar, alana katkıları belirtilerek ve öneriler yapılarak tez sonlandırılmıştır. Çalışmanın sonunda terimsel dizin yer almaktadır.
Sporcularda imgeleme eğitiminin imgeleme becerisi ve performansa etkisi
Spor alanında imgeleme ölçekleri uzun yıllardan beri çeşitli yaklaşımlarla literatürde kendine oldukça geniş bir alan edinmiştir. Ancak ülkemizde bazı ölçekler mevcut olmakla birlikte imgeleme becerisini ölçmeye yönelik girişimlerde bulunulmamıştır. Bu noktadan hareketle mevcut tez çalışmasının ilk amacı Hareket İmgeleme Ölçeğini Türkiye örneklemi üzerinde test ederek Türkçeye kazandırmaktır. Ardından futbolcuların imgeleme becerilerinin bir imgeleme eğitim programı ile geliştirmek ve bu gelişimi bahsi geçen ölçek ile test etmek hedeflenmiştir. Son olarak yine futbolcuların verilen imgeleme eğitimini alma ve imgeleme yapıp yapmadıklarına bağlı olarak uzun pas becerilerindeki farklılaşmanın ortaya koyulması amaçlanmıştır. Yapılan geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları sonucunda Hareket İmgeleme Ölçeğinin katılımcıların imgeleme becerilerini üç alt boyutta ölçtüğü ortaya koyulmuştur. Ortaya çıkan bulguların ölçeğin orijinal versiyonu ile tutarlı olduğu gösterilmiştir. İkinci ve deneysel çalışmada farklı yaş grupları ve takım düzeylerinden futbolculara verilen imgeleme eğitiminin imgeleme eğitimi almayanlara kıyasla katılımcıların imgeleme becerilerinde anlamlı bir artışa yol açtığı ortaya koyulmuştur. Elde edilen bulgular literatürde benzer şekilde imgeleme eğitiminin imgeleme becerisi üzerindeki etkisini inceleyen çalışmların sonuçları ile tutarlılık göstermektedir. Son olarak imgeleme eğitiminin performans üzerindeki etkisi incelenediğinde kontrol koşulunda yer alanlar ile deney koşulunda yer alanlar arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Bu bulgu da literatüre bakıldığında bazı çalışmaların sonuçları ile desteklenmektedir. Performans için verilen görevin teknik ve bilişsel açıdan zorluğu, performaslarının izleniyor oluşu ve katılımcıların imgeleme yapma açısından 'çaylak' olması imgeleme eğitimi almanın ve imgeleme yapmanın performans üzerinde etkisinin olmayışını açıklamaktadır. Yapılan bütün çalışmalardan elde edilen bulgular bütün olarak ele alındığında beş oturumluk kısmen kısa denebilecek bir imgeleme eğitiminin dahi imgeleme konusunda ve sportif açıdan çaylak olan sporcular üzerinde önemli etkileri olduğu düşünülmektedir.
Kültürel değerlerin, tutumların, sosyal çevrenin ve algılanan kontrolün olumlu sosyal davranışlarla ilişkisi
İnsanlar arasında sosyal bağların kurulmasına katkı sağlayan olumlu sosyal davranışlar, başkalarına fayda sağlamak amacıyla sergilenen davranışlar olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada olumlu sosyal davranışlar Planlanmış Davranış Teorisi (PDT) bağlamında ele alınmıştır. Çalışmada PDT'nin temel bileşenleri olan; davranışa yönelik tutumların, öznel normların, algılanan davranışsal kontrolün olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetle ve davranışla olan ilişkileri incelenmiştir. Ayrıca PDT'nin temel bileşenleri dışında modele eklenen kişisel normların ve bireyci-toplulukçu kültürel değerlerin de olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetle ve davranışla olan ilişkilerine bakılmıştır. Bu doğrultuda araştırmada olumlu sosyal davranışları değerlendirmek amacıyla kapsamlı bir ölçüm aracı geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçüm aracının geçerlik ve güvenirlik çalışmaları iki pilot çalışma ile test edilmiştir. Ana çalışmanın örnekleminde Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan ve yaşları 18 ile 56 arasında olan 1008 yetişkin katılımcı (739 Kadın, 269 Erkek) yer almıştır. Araştırmada olumlu sosyal davranışlara yönelik tutumları, öznel normları, kişisel normları, algılanan davranışsal kontrolü, davranışa yönelik niyeti ve davranışı değerlendirmek amacıyla mevcut araştırmada geliştirilen "Olumlu Sosyal Davranışları Değerlendirme Ölçeği" uygulanmıştır. Bireyci ve toplulukçu kültürel değerlerin belirlenmesinde ise "Bireycilik ve Toplulukçuluk Ölçeği (INDCOL)" kullanılmıştır. AMOS programı kullanılarak yapılan yol analizleri sonucunda; olumlu sosyal davranışlara yönelik tutumlar, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrol olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetleri açıklamada anlamlı bulunmuştur. Ayrıca PDT modeline eklenen kişisel normların olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetin ve davranışların güçlü bir belirleyicisi olduğu ve modelin tahmin yeteneğini önemli ölçüde arttırdığı görülmüştür. Son olarak yatay toplulukçu değerler hem olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetle hem de olumlu sosyal davranışlarla pozitif yönlü ve anlamlı olarak ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, dikey toplulukçuluğun, olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetle negatif yönlü; yatay bireyciliğin ise olumlu sosyal davranışlarla pozitif yönlü ve anlamlı olarak ilişkili çıkması bireycilik ve toplulukçuluk ayrımının ötesinde eşitliğin ve hiyerarşinin olumlu sosyal davranışlar üzerindeki önemini gözler önüne sermiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Olumlu sosyal davranışlar, Planlanmış davranış teorisi, Bireyci ve toplulukçu kültürel değerler
Fen bilgisi konularına yönelik REACT stratejisiyle hazırlanan ders materyallerinin etkililiğinin incelenmesi
Bilgi, bilim ve teknolojide meydana gelen değişimler toplum, sanayi ve eğitim gibi alanlarda gelişmeleri sağlamıştır. Bu gelişmelerin belirli dönemlerde devirler şekilde ilerlediği görülmektedir. Dördüncü sanayi devrimi ile makine öğrenmesi, derin öğrenme, robotik sistemeler, nesnelerin interneti, yapay zeka gibi değişikliklere ayak uydurabilecek, üretim ve iş zekasına sahip, toplumsal gereksinimleri karşılayabilecek, 21.yy. becerilerine sahip bireylerin yetiştirilmesini amaçlayan eğitim dönemi ise Eğitim 4.0 olarak tanımlanmaktadır. Sanayi devriminin başlarında usta-çırak ilişkisi şeklinde başlayan eğitim süreci bu devirde öğrenenlerin bilgileri günlük yaşam ile bağlam oluşturabildikleri, yeni durumlara aktarabildikleri süreçler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde mevcut çalışmaları yaparak gerekli güncellemeleri yapmaktadır. Bu güncellemelerden birisi de öğrencilerin liselere giriş sınavlarında gerçekleşmiştir. 2018 yılından itibaren uygulanan yeni sınav sisteminde soruların yapısının değiştiği görülmektedir. Liselere giriş sınavındaki sorulara bakıldığında günlük hayat ile ilişkisi olması istendiği görülmektedir. Bu bağlamda çalışmada öğretmenlerin sınava yönelik görüşlerini belirlemek ve bunun sonucunda sınav grubu öğrencilerine yönelik REACT stratejine uygun şekilde geliştirilen ders materyalinin etkililiği incelenmek amaçlanmıştır. Bu amaç ile çalışmanın yöntemi karma araştırma yöntemlerinden keşfedici sıralı açıklama deseni olarak belirlenmiştir. Verilerin toplanması amacıyla çevrimiçi görüşme formu, başarı ve kavram testleri kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde içerik analizi, MWU testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgularda hazırlanan materyalinin öğrencilerin başarıları üzerinde etkili olduğu ancak kavram testinden almış oldukları puanlar üzerinde anlamlı bir fark oluşturmadığı belirlenmiştir. Ortaya çıkan sonuçlara göre sonraki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Neoliberalizmin duygu ekonomisi: Öfkenin toplumsal güzergahları
Bu nitel araştırma; neoliberal toplumda üretilen duygulanımsal öznelliklerin öfke özelinde eleştirel biçimde sorgulanmasına yönelik tasarlanmıştır. Dolayısıyla neoliberal rasyonelliğin bireye sunduğu toplumsal uyumlanma biçimleriyle öfkeli öznelliklerin üretilmesinin nasıl bütünleştiği anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu amaca yönelik öfkenin anlatıldığı söylem alanı analiz edilmiş; bu söylem vasıtasıyla üretilen öfkeli öznelliklerin dolaşımı öfke ekonomisi olarak tanımlanmıştır. Araştırma verileri, neoliberal toplumda öfkenin; olumsuz bir duygu olarak kategorize edildiğini; medeniyet ve uygarlık dışı tanımlandığını, saldırganlık ve şiddet tehlikesi barındırdığına ilişkin yaygın bir kabulün varlığını işaret etmektedir. Öfke; neoliberal toplumda öne çıkan duygusal denge kavramının karşıtı olarak konumlandırılmakta; yalnızca ruh sağlığını değil beden sağlığını da tehdit ettiği düşünülmektedir. Dolayısıyla neoliberal toplumda öfke birey tarafından denetlenmesi ve düzenlenmesi gereken bir duygu olarak kabul edilmekte ve öfke yönetimi neoliberal öz yönetim becerileri içerisinde yer almaktadır. Öfke yönetimi; öz farkındalık, fayda-maliyet analizi ve beden denetimi temaları aracılığıyla neoliberal öfkeli öznelliklerin üretildiği bir söylem alanıdır. Bu söylem alanı; duyguların akıl yoluyla yönetilmesini talep eden neoliberal rasyonellik anlayışı ile bütünleşmekte ve olumlu duyguların teşvik edildiği neoliberal makro kozmosta öfkenin yalnızca bireye fayda sağlaması halinde yerleşilebilecek bir duygulanım bölgesi olduğunu vurgulamaktadır. Araştırma; bu anlayış çerçevesinde üretilebilen öfkeli öznelliklerin otorite-tahakküm ilişkilerini üretebilen bir dinamik olabileceğinin yanı sıra toplumsal sorunların bireysel öfke kontrol problemine indirgenebileceğine dikkat çekmektedir.
Zihinsel engelli çocuğa sahip ebeveynlerin engelliliğe bakış açısı
Bu nitel araştırmanın nihai hedefi engelli çocuğa sahip ebeveynlerin engelliliği dışlanma, damgalanma, ayrımcılık, hizmetlerin sağlanması, hayırseverlik, haklar, eşitlik temelinde nasıl inşa ettiğini ortaya çıkarmaktır. Ana veri toplama kaynağı, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak İzmir ilinin Kemalpaşa ilçesinde bir erkek ve 39 kadın olmak üzere toplam 40 zihinsel engelli çocuk sahibi ebeveynlerle yapılan yüz yüze derinlemesine görüşmelerdir. Ebeveynlerin neredeyse tamamının tıbbi temelli hâkim engellilik tanımını içselleştirip, yeniden ürettiği gözlemlenmiş; bağlamında bu durum ebeveynlerin engelliliği tanımlarken kullandığı dilin de dışlayıcı ve damgalayıcı olmasına etki etmiştir. Eleştirel cinsiyet ve engellilik ırk çalışmaları bakış açısı ile ebeveynlerin kullandığı dili değerlendirildiğinde, engelli olmayanlarca engelli kategorileştirmesi yapılırken ve engelli olan olarak kategorileştiren grup tanımlanırken, kullanılan dilin damgalayıcı olmanın yanında, eş zamanlı olarak cinsiyetleştirilmiş ve ırksallaştırılmış olduğu görülmüştür. Engellilik kimliği inşası cinsiyetleştirilmiş bir alan olarak ortaya çıkarken aynı zamanda engelli bakım emeğinin de cinsiyetleştirildiği tespit edilmiştir. Ebeveynler fiziksel ve toplumsal çeşitli engellere maruz kaldıklarını belirtirken, RAM raporu gerekliliğinin en önemli engel olduğunun altını çizmişlerdir. Toplum tarafından çeşitli damgalama, dışlanma ve ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirten ebeveynler, özellikle engelliliğe yönelik cinsiyetleştirilmiş ve ırksallaştırılmış damgalayıcı ve dışlayıcı dilin etkisinden kaçamamaktadırlar. Bunların yanı sıra engelli çocuk sahibi ebeveynlerin, engellilere yönelik yasal mevzuat ve haklar açısından sınırlı bilgiye sahip olmaları, hak temelli yaklaşım yerine yardımsever ve hayırsever yaklaşımı onaylamaları ve yardımı yapan kişilere karşı minnettar olmaları damgalanma, dışlanma ve ayrımcılığın yeniden üretimine katkıda bulunmaktadır.
