
492
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Üretim yönteminin fendb alaşımının mikroyapı ve korozyon özelliklerine etkisi
Eriyik eğirme yöntemi ile üretilmiş (ağırlıkça % 30) Nd - (ağırlıkça % 69) Fe - (ağırlıkça%1) B manyetik alaşımı şerit ve toz formlarda hazırlanmıştır. Her iki formdaki alaşımlar optik mikroskop (OM), taramalı elektron mikroskobu (SEM), SEMe bağlı enerji dağılımlı spektroskopi (SEM-EDS) ve X-ışını kırınım teknikleri kullanılarak incelenmiştir. Her iki formdaki alaşımların korozyon performansları Gamry potensiyostat kullanılarak Tafel Polarizasyon ve elektrokimyasal empedans (EIS) teknikleri ile araştırılmıştır. Yüzey araştırmaları Fe, Nd-Fe-B, Nd ve B fazlarının varlığını ortaya çıkarmıştır. SEM aygıtı kullanılarak toz ve şerit için yapılan öğesel dağılım haritalaması, sadece Nd için nispeten geniş bölgeler; sadece B için küçük bölgeler; sadece Fe için bölgeler ve öğe yüzdeleri B,Nd ve Fe için sırasıyla (%1, %3, %96) olan NdFeB için geniş bölge ortaya çıkarmıştır. Bu sonuçlar EDS analizi sonuçlarıyla doğrulanmıştır. Korozyon araştırması, eriyikten çekilmiş alaşıma kıyasla toz formdaki alaşımın çok düşük korozyon akımı ve korozyon hızı gösterdiğini ortaya çıkarmıştır. Normal su içinde toz formdaki alaşım için elde edilen korozyon akımı ve korozyon hızı, eriyikten çekilmiş alaşım için elde edilen değerlerden yaklaşık 4 kat daha düşüktür. Deniz suyu ortamında toz formdaki alaşım için korozyon akımı ve korozyon hızı 160 kat daha düşüktür. Eriyikten çekilmiş alaşımın deniz suyu ortamındaki zayıf korozyon direnci, alaşımların dökme alaşımda bulunan fazlar arası elektro-kimyasal bağlantı gibi yüksek reaktif nadir toprak elementi(Nd) temelli olmasına bağlıdır. Anahtar kelimeler: Hızlı katılaştırma, mikroyapı, NdFeB alaşımı, korozyon
Geleneksel döküm ve hızlı katılaştırılmış Al-2Sc alaşımlarının mikroyapı ve elektriksel özellikleri
Bu tez, (X = 20) alaşımlarının bulunduğu yerde, ikili alaşımlar olarak Al-XSc'nin mikroyapı ve elektriksel özellikleri üzerine skandiyum ilavesinin gerçek (Al% 99.9) davranışına etkisi. Bu bağlamda, aksi belirtilmediği sürece Al-XSc nominal bileşiminin ana alaşımları olarak elemental Al (% 99.9 saflık), Sc (99.999 saflık) kullanılmıştır (X = 20 tüm yüzdeler Wt'dir). Ana alaşımlar bir indüksiyon ısıtma eriticisinde üretildi. Daha sonra, ana alaşımların hızla katılaşmış karşılıkları, erimiş alaşımların basınç altında 200 mbar'lık basınçlı Argon ile bir Edmund Buhler-SC eriyik-döndürücü kullanılarak hazırlandı. Tüm hava şartlarında yapılan üretim becerileri. İncelenen numunelerin mikroyapılarının X-ışını difraktometrisi (XRD), taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve transmisyon elektron mikroskopisi (TEM). Optik, SEM ve TEM mikroskopi çalışmaları, her iki numunede Al ve Scandium elemanlarının düzgün bir dağılım gösterdiğini (Al matrisi) gösterdi ve XRD enstrümanın olmaması nedeniyle Al3Sc'nin intermetalik fazının saptanması yok.
Weldox çeliği yüzeyinde HVOF ile üretilen kaplamaların mikroyapı ve aşınma özelliklerinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, Weldoks 700 çeliğinin yüzey özelliklerinin iyileştirilmesi amaçlanmıştır. Yüksek hızlı oksi yakıt (HVOF) sprey yöntemi kullanılarak üç farklı kaplama tozu Weldoks 700 çeliği yüzeyine kaplanmıştır. Kaplama tozu olarak Diamalloy 2001, Sulzer Metco 5810 ve Diamalloy 4454 kodlu ticari tozlar kullanılmıştır. Kullanılan tozlar, sırasıyla NiCrBSi, WCCo ve CoNiCrAlY içeriğe sahip tozlardır. Kaplama parametreleri olarak sabit parametreler kullanılmıştır. Üretilen kaplamaların, mikroyapı, sertlik ve aşınma özellikleri detaylı olarak incelenmiştir. Kaplamaların mikroyapı ve faz bileşimi, optik mikroskop (OM), taramalı elektron mikroskobu (SEM), X ışın difraktogramı (XRD), enerji dağılımlı spektogram (EDS) ile incelenmiştir. Sertlik ölçümü, kaplamaların sadece üst yüzeylerinden alt mikrosertlik cihazıyla yapılmıştır. Alt tabakanın ve kaplama tabakasının aşınma testleri pin-on-disk yöntemi ile farklı yükler altında yapılmıştır. Aşınma testleri esnasında sıcaklık değişimi termal kamera vasıtasıyla belirlenmiştir. HVOF ile Weldoks 700 çeliği yüzeyinde NiCrBSi, WCCo ve CoNiCrAlY esaslı kaplamalar başarıyla üretilmiştir. SEM ve optik fotoğrafları kaplamaların genel olarak homojen bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca, üretilmiş kaplamaların birbirine göre paralel konumlanmış lamelli yapılara sahip olduğu görülmektedir. Mikroyapıda ikili ve üçlü karbür ve sert fazların oluştuğu XRD analizi ile tespit edilmiştir. Kaplamaların ortalama sertlik değerleri sırasıyla 285 HV0.5 ile 740 HV0.5 aralığında değişmiştir. Alt tabakaya (265 HV0.5) oranla, kaplamaların sertliğinde 2.8 katlık bir artış olmuştur. Bu sertlik artışı kaplama tabakasında oluşan sert metalografik fazlarla ilişkilendirilmiştir. Aşınma testlerine göre, kaplamalı numunelerin, alt tabakaya kıyasla daha iyi bir tribolojik performans gösterdiği belirlenmiştir. En düşük sürtünme katsayısı uygulanan yüke bağlı olarak (10N-15N-20N), 0.315-0.414 ile WCCo kaplamalarında elde edilmiştir. Bu kaplamanın aşınma oranı ~2,05x10-3 mm3/N/m ile ~3,22x10-3 mm3/N/m aralığındadır. Kaplamaların sürtünme katsayıları ve aşınma oranları, uygulanan yükün artmasıyla artmıştır. Bu durum, yükün artmasıyla, aşınan ve aşındırıcı arasında daha fazla temas alanının olması ve termal kamerayla tespit edilen bölgesel düşük sıcaklık artışlarının olmasıyla ilişkilendirilmiştir.
Alüminyum matrisli hibrit kompozit malzemelerin mekanik ve mikroyapı özellikleri
Al matrisli kompozitler, son yıllarda otomobil, havacılık, deniz, yüksek hızlı trenler gibi alanlarda birçok geleneksel metalin yerini almasıyla son yıllarda giderek daha fazla kullanılmaktadır. Hibrit kompozitlerin mükemmel özellikleri de dikkate alındığında Al matrisli kompozitlerin etkisi daha da artmaktadır. Farklı partiküller matrise bir arada katılarak üstün özelliklere sahip hibrit kompozitler üretilmektedir. Burada partikülün miktarı ve dağılımı hibrit kompozitin mekanik özelliklerini kontrol eden en önemli unsurdur. Bu tezde, AlCu matrisne farklı oranlarda bor karbür (B4C), hegzagonal bor nitrür (hBN) ve grafit (Gr) ilave edierek sıcak presleme yöntemi kullanılarak üretilmiştir. Kompozit olarak AlCu, AlCu-10hBN, AlCu-8hBN-2Gr, AlCu-5hBN-5B4C, AlCu-10B4C, AlCu-8B4C-2Gr ve AlCu-4hBN-4B4C-2Gr bileşime sahip numune 550 °C sıcaklıkta, 5 dakika sinterleme süresinde ve 35 MPa presleme basıncında üretilmiştir. Numunelerin, mikroyapı ve mekanik özellikleri araştırılmıştır. Mikroyapı olarak optik mikroskop, taramalı elektron mikroskobu ve XRD analiz teknikleri kullanılmıştır. Numunelerin deneysel yoğunlukları helyum piktometresi ile ölçülmüştür. Mekanik özellikler olarak sertlik ve çapraz kırılma dayanımı özellikleri ölçülmüştür. Mikroyapı olarak matris içerisinde takviye partiküllerin homojen dağıldığı bir yapı elde edilmiştir. AlCu-10hBN numunesinde kompoziti oluşturan bileşenler haricinde B2O fazı oluşmuştur. Diğer kompozitlerde farklı bir faz oluşmamıştır. Numunelerin sertlik ve çapraz kırılma dayanımları partikül ilavesi ile belirgin olarak artmıştır.
Tiyosemikarbazit türevlerinin 1.0 m hcl içinde yumuşak çeliğin korozyonu üzerine inhibisyon etkisi: Deneysel ve teorik çalışma
1,0 M HCl içinde yumuşak çeliğin korozyon inhibisyonu TSC, 4FPhTSC, 4ClPhTSC, 3FPhTSC ve 2,4ClPhTSC ile, kütle kaybı, elektrokimyasal ölçümler ve kuantum kimyasal hesaplamalar kullanılarak incelenmiştir. 2,4 ClPhTSC' molekülünün incelenen dört bileşik arasında en iyi korozyon önleyici olduğu tesbit edilmiş ve kullanılan inhibitörler için konsantrasyondaki artışla birlikte inhibisyon verimliliginin de arttığını göstermiştir. Yumuşak çelik yüzeyindeki inhibitör moleküllerinin adsorpsiyonunun kendiliğinden olduğunu ve Langmuir adsorpsiyon izotermine uyumlu olduğu belirlenmiştir. Potansiyodinamik polarizasyon araştırmaları çalışılan inhibitörlerin karma tip inhibitörler olduğunu göstermiştir. EIS sonuçları inbibitörün konsantrasyonunu arttırmanın polarizasyon direncinin artmasına yol açtığını ve çift tabaka kapasitansını düşürdüğünü göstermiştir. Kuantum kimyasal parametreleri B3LYP/6-31++G(2d,2p) teori düzeyinde DFT ve CBS yöntemi ile hesaplandı. EHOMO, ELUMO, enerji aralığı, elektronegativite (χ), sertlik (η), yumuşaklık (S), kimyasal potansiyel, elektrofilite, Elektrofugalite, Nucleofugalite, polarazibilite ve hiperpolarizabilite gibi parametreler hesaplanmıştır. Teorik ve deneysel sonuçların birbirleriyle uyumlu olduğu görülmüştür.
Alüminyum esaslı fittings malzemelerin tasarımı, üretimi ve özelliklerinin incelenmesi
Ülkemizde alüminyum alaşımlı fittings bağlantı elemanı üretimi bulunmamaktadır. Aynı zamanda dökme demir bağlantı elemanları kırılgan ve işlenebilirliği son derece az olan malzemelerdir. Ayrıca TSE EN 10242 standart ölçüleri fittings malzemelerin tasarımı ve mühendislik özelliklerinin artırılması için yetersizdir. Bu problemlerin ortadan kaldırılması için alüminyum boru bağlantı elemanları bu tezde dört aşamada geliştirilmiştir. İlk olarak farklı tasarım geometrileri, standartlar ölçüler ve literatürde yer alan bilimsel araştırmalar incelenmiştir. Maksimum gerilme bölgelerinde bilezikşekilli bir tasarım geliştirilmiş ayrıca iç yüzeylere açı verilmiştir. Sonuç olarak ağırlık diğer tasarım geometrilerine göre %0,5 oranda artarken %11 oranda basınç dayanım özelliği iyileştirilmiştir. Geliştirilen bu tasarım geometrisi toplamda sekiz tasarım parametresinden meydana gelmektedir. Taguchi Metodu, Varyans Analizi ve Sonlu Elemanlar Yöntemi kullanılarak tasarım parametrelerinin mühendislik özelliklere etki oranları araştırılmış bunun sonucunda optimum tasarım minimum ağırlık ve maksimum emniyet katsayısı için belirlenmiştir. Alüminyum fittings malzemesi olarak 6061-T6 alaşımı güçlendirmek istenmiştir. Cu, Fe-Cu ve Fe-Si elementleri ile takviye edilen 6061 malzemenin kokil kalıba döküm yapılmıştır. Ayrıca bu alaşımlara ek olarak B4C tozu takviyesi ile sıvı metal matrisli kompozit ürünler elde edildikten sonra endüstriyel ortamda T6 ısıl işlemi uygulanmıştır. Malzemelerin mekanik ve mikroyapı özellikleri; mikrosertlik ölçümü, çekme testi, optik mikroskop ve SEM ile incelenerek değerlendirilmiştir. Bu alüminyum malzemelerin talaşlı imalat işleminde enerji tüketimleri akım trafosu ve ampermetre kullanılarak ölçülmüştür. Enerji-güç dönüşüm denklemleri uygulanarak her bir malzemenin PI(A), P kesme(W), SEC(J/mm3) ve SCEC(J/mm3) değerleri hesaplanmıştır.
Magnezyum matrisli karbür takviyeli kompozitlerin toz metalurjisi yöntemi ile üretiminin Taguchi metodu ile optimizasyonu
Magnezyum düşük yoğunluğu, yüksek özgül ısı kapasitesi ve yüksek ses absorbsiyonu sayesinde birçok sektörde kullanılabilir bir metaldir. Özellikle otomotiv ve havacılık sektöründe hafifliği dolayısıyla tercih edilir. Ancak bu koşulların sağlanabilmesi de kolay olmamış, alüminyuma göre daha maliyetli olmasından dolayı magnezyumun kabul görmesi uzun zaman almıştır. Düşen maliyetler neticesinde magnezyum da endüstride kendine yer bulmaya başlamıştır. Mg ve alaşımlarının mukavemetini arttırmak amacıyla katı çözeltiler ve intermetalik fazlar oluşturarak dayanımın arttırılması gerekir. Fakat bu fazlar yüksek sıcaklıklarda dayanım özelliklerini kaybettiklerinden Mg ve alaşımlarının yoğunluğu düşük ve sert partiküllerle takviyelendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, magnezyum alaşım matrisli kompozit malzemelerin Taguchi metodu kullanılarak optimum üretim parametreleri belirlenmiştir. Üretim parametreleri olarak, ilave edilen tanecik türü, tanecik katkı miktarı, sinterleme süresi ve sinterleme sıcaklığı seçilmiştir. Çıktı olarak, bağıl yoğunluk (%), eğilme dayanımı ve HB10 sertliği değerlerine bakılarak optimum üretim parametreleri belirlenmiştir. Mg ve alaşımlarının döküm yöntemi ile üretimi problemli olduğu için bu çalışmada sıcak presleme yöntemi tercih edilmiştir. Bu işlem öncesi tozların homojen karışımı ve Mg ve alaşım elemanın, alaşım oluşturması için turbulada karıştırma işlemi kullanılmıştır. Mg matrisli kompozit malzemelerde takviye malzemesi olarak seramik esaslı karbür tanecikler kullanılmıştır. Karbür olarak B4C, SiC, Mo2C ve TiC karbürleri tercih edilmiştir. Üretilen malzemelerin mikroyapı ve faz bileşimi incelemesi optik mikroskop (OM), taramalı elektron mikroskobu (SEM), X-ışın difraktogramı (XRD), X ışını enerji dağılım spektrometresi (EDS) ile yapılmıştır. Malzemelerin sertlikleri Üniversal Sertlik Ölçme Cihazı ile ölçülmüştür. Malzemelerin bağıl yoğunlukları Archimedes prensibine göre tespit edilmiştir. Malzemelerin eğme dayanımı özellikleri üç noktalı eğme test düzeneği ile yapılmıştır. Bağıl yoğunluk (%), eğilme dayanımı ve HB10 sertliği değerlerini optimum yapan parametre seviyeleri, sinterleme sıcaklığı 500℃, sinterleme süresi 5 dakika, katkı maddesi B4C ve katkı oranı ise % 2.5 olarak tespit edilmiştir. Bu koşullar altında edilen değerler, bağıl yoğunluk 98.74(%), sertlik 87.16 HB10 ve eğilme dayanımı 193.65 MPa'dır. Üretilen Mg-Al alaşımlarının, NaCl ve Na2SO4 çözeltilerinde farklı pH ve konsantrasyon değerlerinde korozyon davranışı araştırılmıştır. NaCl ve Na2SO4 çözeltilerinde magnezyum alaşımlarının korozyon hızı genel olarak artan konsantrasyon ve azalan pH ile arttığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Taguchi yöntemi; optimizasyon; metal matrisli kompozitler; mikroyapı; korozyon.
Parmak damar görüntüleme yöntemi kullanarak insan kimlik tanıma sistemi
Bu tezde, lokal ikili paternli parmak damar görüntüsünü kullanan bir insan tanısı sunulmuştur. Yüksek güvenlik performansı ile insan kimliği birçok güvenlik cihazında ünlenmiştir. Parmak damarını belirleme tekniği en çok tercih edilen ürün olmuştur. Çünkü cihaz kısıtlamaları düşüktür ve sahtekarlıktan kaçınmaktadır. Bu Çalışmada ikili paternli parmak damar görüntüsünü kullanarak insan tanısında ilerlemenin bir çalışması verilmiştir. Genel olarak, çeşitli yönlere odaklanlanılmıştır. İlk olarak, parmak damarı tanımlama sistemi de sunulacaktır. Ayrıca, yöntemde damar özelliklerinin ayıklanması için kullanıldığı gösterilmiştir. Son olarak, bu projenin önerisi için yerel ikili desen kullanılmıştır. Bu tezde, ayrık dalgacık dönüşümüne dayanan gri seviye ko-oluşum matrisi ile parmak damarının tanınması için sağlam bir yöntem sunulmuştur. Görüntünün sıkıştırılması için ilk adımda wavelet Daubechies 4 kullandık. Ayrıca, özellik çıkarma için yerel ikili desen kullanılmıştır. Bu tez Çalışmasında Parmak damarlarının tanınması için, daha önce ayrı dalgalanma dönüşümü ile birlikte yerel ikili desen (LBP) ve gri seviye oluşum matrisi (GLCM) kombinasyonu birlikte kullanılmıştır. Bu yeni geliştirilen method ile dalgacık dönüşüm sisteminin performansını iyileştirerek görüntü 2 kat sıkıştırılmıştır. Bunun yararı, verilerin boyutunu düşürerek, algoloritmanın hızlı ve cevap vermesinin sağlanmasıdır.Simülasyon sonuçları, bu yöntemin özellik çıkarımı ve sınıflandırması için sağlam ve hızlı olduğunu göstermektedir. Verilerin Analizleri ve Hesaplamaları için SDUMLA-HMT ve MMCBNU-6OO6, GüneyKore Devleti- Chonbuk Devlet Üniversitesine ait veri Bankası 1000 farkı insan parmak görüntü sistemi kullanılmıştır. Tezdeki bütün simülasyon hesaplamalar MatLAB-2016 programında hata sınırları çerçevesinde analizleri yapılmıştır.
Bir direnç-iki bobin-iki diyotlu kaotik devre aracılığıyla güvenli imge iletişiminin araştırılması
Bu tezde, kaotik bir devre olarak bir direnç - iki bobin ve iki diyot içeren R2L2D devresi kullanılarak önce eşzamanlılık çalışması yapılmış, bu devrenin benzeri ile kaotik eşzamanlı duruma getirilmiştir. Sonra bir imgenin sayısal-anolog dönüştürücü kullanılarak bu kaotik devre üzerine bir toplayıcı devre ile modüle edilip analog devreden başka bir alıcı analog devreye güvenli olarak imgenin gönderilip şifresinin çözülerek gizlenen imgenin eldesi sağlanmıştır. Metot olarak eşzamanlılıkta OGY (Ott-Grebogi-Yorke) metodu ve güvenli haberleşme kısmında ise hakim-esir metodu kullanılmıştır. Literatürde burada tasarlanıp gerçekleştirildiği şekilde ilgili kaotik devreyi kullanarak imge gizleyip eşzamanlı olarak bunu çözebilen analog bir güvenli haberleşme sistemi yoktur. Hem teorik hem de deneysel açıdan gerçek zamanlı güvenli iletişimin analog devreler üzerinden sağlanması internet veya diğer bilgisayar bazlı uygulamalardan daha üstündür, çünkü internet ve bilgisayar ortamındaki veriler kopyalanmaya açıkken analog eşzamanlı devrelerde bu olasılık yoktur. Deneylerde anolog/sayısal ve sayısal/analog dönüştürücüler görüntünün gri seviyelerinin okunması ve iletimi aracılığıyla kullanıldığından işlem sonunda ilgili imgeler imha edilebilirler. Geleneksel teknikler, bilgisayar ortamında depolanan ve işlenen verileri kullanmaktadır ve bu da günümüzün gelişmiş internet ağı ortamında güvenlik sorunlarına neden olabilirken önerilen eşzamanlı kaotik güvenli imge haberleşmesi tekniği bu alandaki önemli bir açığı dolduracaktır. Anahtar kelimeler: Güvenli İmge Sistemi, R2L2D Kaotik Devre, İmge Şifreleme ve Çözme, Eşzamanlılık, Hakim-Esir Kaotik Devreler.
Serbestlik derecesi iki olan insan kolunun hareketinin CPG (Merkezi desen üreteçleri) metodu kullanılarak optimizasyonu
Günümüzde bilimde ve robotik alanlarda rekabetin artmasıyla birlikte insanlar ve makineler arasındaki uyum, otomasyonun yaygın olarak kullanıldığı ve bu uyumun performansı önemli ölçüde etkilediği imalat sanayi, tıbbi uygulamalar gibi alanlarda hassasiyet, konfor ve kullanılabilirlik açılarından önemli bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla bilgisayar teknolojisindeki gelişmeyle birlikte, üreticiler test süresini azaltmak ve maliyetleri düşük tutmak için simülasyona daha fazla yönelmektedirler. Hareket kontrolü sorunu,sinirbilimin ve robotik biliminin verimli bir şekilde etkileşime girebileceği bir durumdur.Bu tezde, insan kolunun hareketleri üzerine, genetik algoritmalar (GA) ve hibrit fonksiyonu aracılığıyla merkezi desen üreteçleri (CPGs) kullanılarak yapılan araştırmaları gözden geçirmekte ve genel bir değerlendirme yapmaktadır. Bunun yanı sıra, CPG'lerin doğadakine benzer şekilde hiçbir girdi veya duyusal geri bildirim olmadığı zaman görülebilenlere benzer ritmik desenler (RPs) üretebildiklerini göstermektedir. Burada kolun hareketi dart atma olarak uygulanacak ve bunda da GA ve hibrit fonksiyonunu kullanan gelişmiş algoritma yazılımı kullanılacaktır. Ayrıca bu çalışma serbestlik derecesi iki olan (DOF) ayrık, tek yönlü, çift yönlü iki CPG'si olan üç farklı CPG durumunu incelemektedir. Her bir durum için, optimizasyon sırasında farklı senaryolar kullanılarak analiz ve karşılaştırma yapılacaktır. Bu optimizasyon, objektif fonksiyona, basit doğrusal ve doğrusal olmayan kısıtlamalara bağlıdır. Bu tez, CPG'lerin parametrelere duyarlılığını da incelemektedir. Son olarak CPG'lerin gerçek verilere benzer ritmik desenler üretebildiğini göstermek için gerçek veriler toplanmıştır. Anahtar Kelimeler: Merkezi Desen Üreteçleri, Kinematik Denklemleri (Cpgs), Hareket Üretimi Optimizasyonu, Genetik Algoritma (GA).
Kişiye özel ortopedik tabanlık tasarımı ve analizi
Bu tez çalışmasında düşük maliyetle kişiye özel ortopedik tabanlıkların üretiminde etkili bir yöntem ve analizlerin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla ayağın üst ve alt kısımları farklı sensörler kullanılarak iki ayrı çalışmada incelenmiştir. İlk çalışmada düztaban ve normal ayak taban analizleri için ince film basınç sensörü kullanılmıştır. Basınç ölçümleri için sağ ayak tabanında 5 farklı bölge belirlenmiştir. Ayak tabanına uygulanan basınç ölçümlerine 19-34 yaş arası erkek ve kadınlardan düztaban ve normal ayak tabanına sahip bireyler olmak üzere 12 kadın ve 5 erkek gönüllü olarak katılmıştır. Bu çalışmaya ek olarak ayağın topuk kısmına yerleştirilen 9 mm yüksekliğindeki bir köpük malzemenin ayak tabanına uygulanan basınç etkisini azaltma derecesi ölçülmüştür. İkinci olarak, tibianın açısal rotasyonu iki aşamalı yürüyüş sırasında talus üzerine yerleştirilmiş bir GY-521 jiroskop sensörü ile analiz edilmiştir. Açısal ölçüm değerleri 12 gönüllünün (24 ayak) ayakları üzerinde jiroskop sensörü ile alınmıştır. Her iki çalışmadan elde edilen veriler ve sonuçlar diğer araştırmacıların yaptığı çalışma verileri ve sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Bu sonuçların düztabanlık ile ilişkisi belirtilmiş ve yorumlanmıştır. Bunun yanında 3-Boyutlu ortopedik tabanlık şekli tasarlanmıştır. Özet olarak, ayak tabanı için belirlenen 5 bölgeye ait basınç değerlerinin ve basınç dağılım yüzdelerinin hem kendi aralarındaki ilişkisi hem de vücut kitle indeksi ile ilişkisi istatistiksel olarak incelenmiştir.
Cu-B4C kompozit malzemelerdeki mikroyapı ve mekanik özelliklerinin araştırılması
İnsanlık tarihinin ilk çıkarılan ve işlenen madenlerinden olan bakır, gümüşten sonra en iyi ısıl ve elektrik iletkenliğe sahip ikinci metaldir. Bakır yüksek elektrik ve ısıl iletkenliğe sahip olmasına rağmen, çekme, sertlik v.b. mekanik özelliklerinin düşük olması, bakırın alaşımlandırılmasını, bakır matrisli kompozit malzeme oluşturulmasını veya bazı ısıl işlemlerin uygulanmasını gerekli kılmıştır. Bakır matrisli kompozitlerde takviye malzemesi olarak kullanılan karbürlerden birisi bor karbürdür. Bor karbürün yüksek sertlik, aşınma direnci, düşük yoğunluğu, kimyasal özellikleri, nötron absorbsiyonunun yüksek olması, bakırın olumsuz mekanik özelliklerini iyileştirmede ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada bakır matris içerisine ağırlıkça %2,5; %5; %7,5; %10 B4C ilave edilerek 6500C, 7500C ve 8500C sinterleme sıcaklıklarında kompozit malzemeler üretilmiştir. Üretilen malzemelerin sertlikleri, yoğunlukları, elektriksel iletkenlikleri ölçülmüş, optik ve taramalı elektron (SEM) mikroskoplarında görüntüleri alınmış, EDS analizleri yapılmış ve aşınma testine tabi tutulmuşlardır. Elde edilen sonuçlar neticesinde kompozitlerin sertliklerinin, takviye oranı ve sinterleme sıcaklığı arttıkça arttığını; yoğunluklarının ve gözenek boşluklarının ise takviye oranı ve sinterleme sıcaklığı arttıkça azaldığını; aşınma oranının %7,5 B4C ilavesine kadar arttığını sonrasında ise azaldığını, sıcaklık arttığında ise malzemelerin aşınmaya karşı dayanımının arttığı saptanmıştır.
Kendiliğinden yerleşen beton (KYB) konulu çalışmaların analizi
Kendiliğinden Yerleşen Beton (KYB); kendi ağırlığı ile yayılabilen, sık donatılıbölgelerden kolayca geçerek kalıbı dolduran, dökümünde vibrasyon ve sıkıştırmagerektirmeyen, ayrışma ve terleme gibi özelikler göstermeyen akıcı kıvamlı birbetondur. Bu tez kapsamında çalışmaya da konu oluşturan KYB'nin daha iyi anlaşılabilmesi ve bu amaçla KYB konusunda 2010-2017 yılları arasında yayınlanan çalışmaların analizi ile genel değişiminin belirlenmesi, kullanılan ideal malzeme oranlarının ve bu konudaki çalışmaların çeşitli değişkenlere bağlı olarak meta sentez ve istatiksel açıdan değişimlerininbelirlenmesi amaçlanmıştır. KYB üzerine yapılan yayınlarda 2014 yılından itibaren önemli bir artış olduğu, çalışmaya konu veri tabanında ülkeler bazında Türkiye'nin 30 yayınla 4. Sırada iken, Libya'nın bu konuda 2010-2017 yılları arasında henüz yayının olmadığı, Dergiler bazında yayın sayıları açısından "Construction and BuildingMaterials" dergisi 215 yayın ve her yıl artan sayı ile önemli bir yere sahip olduğu, agrega karışımında ise ince agrega (FA) kullanımının iri agregadan (CA) fazla olduğu, ideal FA ve CA oranlarının istatiksel olarak 0,47 ince ve 0,53 iri agrega olarak kullanıldığı ve maksimum ortalama basınç dayanımında ise 82,47 MPa olan dayanımlara ulaşılabildiği belirlenmiştir. İstatiksel sonuçlara göre KYB konusundaki çalışmalarda ideal su/bağlayıcı (w/b) oranının 0,30-40 arasında (0,33) olduğu, 50 MPa ve üstü dayanımlar elde etmek için 200 kg/m3'ten daha az su kullanıldığı, basınç dayanımları açısından değişkenler olmasına rağmen ortalama 55 MPa dayanımlara ve dahası 28 günde 80 MPa varan ve üzeri dayanımlara ulaşılan çalışmaların yapıldığı, akıcılık kıvamlarının belirlenmesinde en çok kullanılan yöntemlerinde sırasıyla çökme yayılma testi, L kutusu, V hunisi ve U kutusu deneyleri olduğu görülmüştür.
Özel durumların ortaya çıkmasına ve geliştirme yaşam döngüsünün erken safhalarında istisnaların modellenmesine yönelik bir yaklaşım
Yazılım güvenilirliği, yazılımın istenen hedeflerine ulaşmak için dikkate alınması gereken en önemli faktördür. Paydaşlarının gereksinimlerini etkin bir şekilde karşılayan bir yazılım oluşturmak için yazılım geliştiricilerine yardımcı olma yollarını ve araçlarını tanımlamak için pek çok çaba gösterilmiştir. Yazılım mühendisliği organize bir şekilde birçok aşamayı içeren her biri geliştirme sürecinin geri kalanında etkileri olan sistematik bir yaklaşım sunar. Bu nedenle, bu aşamaların başarısı, yazılım bütünlüğü açısından önemlidir. Gereksinim mühendisliği (GM) aşaması bu aşamalardaki en önemli aşamadır ve geliştirilecek yazılım sisteminin ne anlama geldiğine dayanmaktadır, ancak birçok yazılım sistemi görevlerini tatmin edici bir şekilde yerine getirmeye devam etmemektedir. Bu tür başarısızlıkların ortaya çıkmasına katkıda bulunan en önemli problemler, bu tür sistemlerin gerekliliklerinin oluşturulmasındaki zayıflık veya bunların uygulanması sırasında sorunların ortaya çıkmasıdır. Bu aksaklıklar, hedeflere ulaşmada sistemlerin başarısız olmasına neden olmaktadır. Bu genellikle, gelişim sürecinin ilk aşamalarından kendileriyle ilgilenmeyen ya da ileri aşamalarda bile onları ihmal etmiş olabilen geliştiricilere bağlı olan istisnadır. Bu tez çalışmasında, geliştirme sürecinde daha sonra tespit edilen kullanım istisnalarının yükünü azaltmak için istisnai durumlarla başa çıkmada RE aşamasını geliştirerek, SDLC'nin erken aşamalarında istisnaları keşfetmeye yardımcı olmayı amaçlayan birkaç adım içeren bir yaklaşım sunulmuştur. Bu adımlar: istisnaların sınıflandırılması, keşif ve modellemedir. Eksik gereksinimler konusu, ilk istisna sınıflaması olarak kabul edilir; Bu nedenle, ilk aşamada istisnalarla baş etme sürecini göz önünde bulundurarak gereksinimleri ortaya çıkarmaya yardımcı olacak bir yaklaşım önerilmiştir. Zayıf kullanıcıların sistemle etkileşimi ve zayıf sistem yanıtları, ikinci istisna sınıflandırması ve birinci sınıflamanın tamamlayıcısı olarak kabul edilir. İstisnalar tespit sürecini kolaylaştırmak için, kullanıcı gereksinimleri senaryolarını yazmak için kısıtlayıcı kurallar önerilmiştir. Ayrıca, bu istisna sınıflandırması için python programlama dili kullanılarak EDT adlı bir yazılım geliştirilmiştir. Ek olarak, UCM'lerin görsel senaryoları, normal senaryo adımlarının açıklığa kavuşturulmasında kullanıcı gereksinimlerinin modellenmesinde uyarlanmıştır ve ayrıca önerilen EDT, tespit edilen istisnaları da içerecek şekilde geliştirilmiştir. Yaklaşımımızın, yazılım geliştiricilerinin SDLC'nin erken aşamasında istisnalara odaklanmasını teşvik edeceğine inanıyoruz. Anahtar Kelimeler: Yazılım mühendisliği, istisnalar, doğal dil işleme, modelleme, yazılım testi.
İstatiksel alan birleştirme kullanarak insan retina optik disk bölütlemesi
Optik disk (OD) lokalizasyonu ve bölütlemesi, otomatik göz hastalığı taramasında oldukça onemlidir. Bu tezde, fundus görüntülerinde optik diskin yarı otomatik lokalizasyonu ve bölütlemesi için yeni, hızlı ve basit yinelemeli bir metod geliştirilmiştir. Ayrıca, bu yeni metodla, istatistiksel bölge birleştirme algoritması kullanılarak, optik diskin alanı belirlenmiştir. Geliştirilen yöntemde Matlab simülasyon modeliyle elde edilen verilerin, deneysel sonuçlarla uyumlu olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar OD'nin bölütlemesininin iyi bir doğruluğa sahip olduğunu göstermektedir. Görüntü bölütleme yöntemi, bir lezyon veya organın kantitatif ölçümlerini yapmak isteyen radyologlar ve cerrahlar için kullanılabilecek en önemli bir araçtır. Bu tezde, İstatistiksel bölge birleştirme algoritmasına dayanan yeni bir otomatik bölütleme çerçevesi oluşturulmuştur. Önerilen yöntem bölge büyüme yöntemleri olarak kategorize edilebilir. Bu tez, insan retina optik disk hakkında gelişmiş geniş bilgi verirken, meydana gelebilecek en yaygın problemlerin çözümü için yeni bir otomasyon formatı geliştirlmiştir. İnsan Retina Optik Diski üzerindeki görüntü bölütlemenin performansını ve etkinliğini arttırmak için yeni bir algoritma geliştirilmiştir. Klasik tekniklerin aksine bu yeni yöntem daha inovsayon, hızlı,hassasiyeti yüksek ve zaman açısından daha etkili sonuçlar vermiştir. İlk olarak OD konum adayları medyan filtresi ve Otsu yöntemi kullanılarak tanımlanmıştır. Optik diskin yerini bulduktan sonra bu bölgeye istatistiksel bölge birleştirme yöntemi uygulanmıştır. Algoritma ve hesaplamalar için MatLab versiyon 16 kullanılarak yapılmıştır. Bu çalışmadaki tüm retinal görüntüler kamu ve uluslararası MESSDIOR veri tabanından alınmıştır.
Bulanık kümeleme ortalamasına dayalı görüntü bölgesi büyümesiyle melanoma cilt kanseri segmentasyonu
Melanom hastalığı, dünya çapında deri kanserine bağlı ölümlerin önde gelen nedenlerin başında gelir. Diğer taraftan, erken bir aşamada bulunursa, daha yüksek bir tedavi olasılığı vardır. Bu nedenle, çeşitli görüntüleme teknikleri incelenmiştir. Dermoskopi deri lezyonlarının dermatoskop ile incelenmesidir. Dermoskopi kullanımı, özellikle melanomun tanısında deri lezyonlarının teşhisi ve ayırt edilmesinde değerli bir yardımcıdır. Dermoskopi ile tanının doğruluğu çok önemlidir ve dermatologların deneyimine bağlıdır. Görsel inceleme zaman kaybıdır, bu nedenle dermatologların klinik değerlendirmesine yardımcı olmak için bilgisayar destekli tanı sistemlerinin geliştirilmesine büyük ilgi gösterilmiştir. Görüntü Bölütlemesi, dijital görüntü işleme ve tespit çalışmasında çok önemlidir, özellikle cilt kanseri gibi kronik hastalıklar ile ilgili birçok zor problemin çözümünde önemli bir rol oynar. Otomatik dermoskopi görüntülerinin analizi genellikle üç aşamadan oluşur: a) özellik seçimi ve çıkarımı, b) görüntü bölütleme ve c) özellik sınıflandırması. Bu tez çalışmasında MatLab simülasyon programlasını kullanarak, cilt görüntülerinde melanoma kanseri segmantasyon için klasik yöntemlerlerden farklı olarak, görüntü büyütme tekniği ile kanser bölgesinin daha net yerini belirlemek ve teşhis, tedavinin doğruluk yüzdesini belirlemek için yeni bir algoritma geliştirildi. Bu tezde bulanık bölge kümeleme yöntemini görüntü bölgesi büyütme yöntemiyle birleştirilmiştir. Bu yöntemlerin performansı, 200'den fazla görüntü için doğruluk ve duyarlılığa göre test edilmiştir. Sonuç olarak, önerilen yöntem melanom deri kanserlerinin sınırlarını bulmakta güçlüdür. Simülasyon sonuçları, Portekiz'de bulunan Pedro hastanesinin veri tabanından elde edilen değerlerle karşılaştırılmıştır. Yapılan çalışmada temel olarak 5 küme test edilerek en iyi sonuca ulaşılmıştır. Ayrıca çalışmada, bulanıklığa dayalı görüntü bölgesi büyütme yönteminin karşılaştırdığımız diğer yöntemlerden daha yüksek performansa sahip olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, doğruluk, hassasiyet ve duyarlılık için en iyi performans sırasıyla 0.9685, 0.9542 ve 0.9829 değerleri arasında değişmiştir. Anahtar Kelimeler: Melanom deri kanseri, görüntü alanını artırma, bulanık c-ortalaması.
Bor atığı ve perlit katkılı üretilen tuğlanın fiziksel ve mekanik özelliklerinin belirlenmesi
Endüstrinin gelişmesi atıkların oluşumunu beraberinde getirmektedir. Bu atıkların uygun sektörlerde kullanılması atıkların çevreye vereceği zararı minimize etmektedir. Bu atıkların değerlendirildiği alanlardan biri de inşaat sektörünün tuğla koludur. Bu çalışmada yerel malzemelerimizden olan perlit ve kıymetli endüstri atığı olan bor atığının tuğla yapı malzemesi özelliklerinin iyileştirilmesi üzerinde durulmuştur. Çalışmada tuğla bünyesine %5 perlit malzemesi sabit tutularak, %5, %10, %15 ve %20 oranlarında bor atığı ikame ederek tuğla numuneleri üretilmiştir. Üretilen numuneler 900 0C'de pişirilmiştir. Pişirilme sonucunda elde edilen tuğla numunelerine fiziksel ve mekanik deneyler uygulanmıştır. Fiziksel farklılıklarının tespiti için özgül ağırlık, suya doygun birim hacim ağırlık, porozite, kılcal su emme ve donma-çözünme deneyleri yapılmıştır. Mekanik özelliklerinin tespiti için ise tuğla numunelerine basınç dayanımı ve eğilmede çekme dayanımı deneyleri uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar tablo ve grafikler yardımıyla yorumlanmıştır. Sonuç olarak; perlit ve bor atığı katkısının uygun oranlarda tuğla üretiminde kullanılabileceği, kullanılması durumunda tuğla özelliklerine herhangi bir sakıncası olmadığı ve olumlu yönde etki sağladığı görülmüştür.
Aşınmış plazma nozullarının aşınan kısımlarının gümüş içeren lehimlerle doldurularak tekrar kullanılabilirliği
1950'li yıllardan günümüze kadar üst düzey üretim teknolojilerinde kullanılan plazma, maddenin dördüncü hali olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk endüstriyel plazma arkı ve kesme torcu 1957 yılında Linde tarafından yapılmıştır.1962 'de James Browning çift gazlı ve ters kutuplamalı plazma ark kaynağının patentini almış ve bu yöntemle alüminyum kaynak uygulamaları yapmıştır. 1978'de NASA'nın uzay mekiklerinin alüminyum kısımlarında plazmayı kullanarak daha iyi neticeler elde etmesiyle yöntem ticari boyutta önemli bir prestij kazanmış ve uygulamaları artmıştır. Madde gaz halindeyken, harici bir kaynak yardımıyla, sürekli enerji verilmeye devam edildiğinde, madde plazma haline geçecek yani iyonlaşacaktır. Bu iyonlar yardımıyla yapılan ısıl kesme işlemine plazma ile kesme denmektedir. Bu işlemi açıklayacak olursak; torç dediğimiz uç parça içerisinde akan gaza enerji verilerek oluşturulacak yüksek sıcaklık ve hızdaki iyonik akımın, bir nozul yardımıyla odaklanarak, pozitif kutup olan malzemeye yönlendirilmesi ve bu yönlendirme sonucunda malzemenin ergiyerek, iyonik akımın jet etkisiyle malzemeden uzaklaştırılması işlemidir. Plazma ile kesme işleminde yüksek ısıya maruz kalan torç içindeki nozulların yüksek miktarda aşınmaya uğramaktadırlar. Yapılan literatür incelemesinde plazma kesme elektrotlarının hafniyum olduğu ve çevresinin bakırdan imal edildiği, ancak meme ömrünün uzatılması amacıyla gümüşten imal edildikleri görülmüştür. Endüstriyel uygulamalarda bazı firmaların hafniyum elektrot çevresinde gümüş kullandığı ve böylece elektrot ömrünü artırdığı bilgisine rastlanmıştır. Ülkemizde plazma kesme işlemi yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Gerek elektrot, gerekse kısıcı memeler ithal edilmekte ve ülkemizden döviz çıkışı olmaktadır. Kısıcı memelerde, meme ağırlığının %1 'i kadar olmayan aşınma düzeylerinde memenin kullanım ömrü bitmektedir. Aşınmaya bağlı olarak kesme kalitesi düşmektedir. Bu çalışmada aşınmış kısıcı memelerin, %2, %20, %40 ve %92,5 gümüş ihtiva eden lehimler kullanılıp doldurularak geri dönüşümünün mümkünlüğü araştırılmıştır. Lehimleme işlemi yeniden aşınma sürecinden sonra yinelenerek tekrar tekrar kullanım sağlanmaya çalışılmıştır. Bu şekilde hem ülke ekonomisine katkıda bulunulması hem de yeni bir iş kolu türetilmesi hedeflenmiştir. Deneylerde Lincoln PC100 Plazma Kesme Cihazı kullanılmıştır. Plazma gazı olarak 5Bar basınç ve 200lt/dak debideki hava kullanılmıştır. 50 Amperde 1m/dak kesme hızında işlem yapılmıştır. Deneylerde 5mm kalınlıktaki 1x1 m ebatlarında yumuşak çelik levhaların kesimi yapılmıştır.Kesme işlemi 1cm'lik bölümlerle yapılmış ve nozul ile elektrodun malzeme kayıpları 1/1000 gr hassasiyetli dijital tartı ile ölçülmüş nozul delikleri fotoğraflanmıştır. Nozulların gümüş ihtiva eden lehimlerle doldurulup tekrar kullanılabilirliği test sonuçlarından elde edilen verilere göre mümkündür.%2 ve %20 gümüş ihtiva eden lehimlerle doldurulan nozullardaki veriler orijinal bakır nozulla kıyaslandığında iyi olmasalar da, %40 ve %92,5 gümüş ihtiva eden lehimlerle doldurulmuş nozullardaki veriler orijinal bakır nozulla eşdeğer hatta yer yer daha iyidir.
Delphi metodu ile coğrafi yazılım geliştirmedeki standart riskin ve azaltma stratejilerinin geliştirilmesi
Coğrafi Yazılım Geliştirme (CYG), yazılım geliştiriciler tarafından üç ana hedefe ulaşmak için kullanılan bir stratejidir: maliyet azaltma, özel yeteneklere erişim ve yazılımın gündüz ile gece saatlerinde sürekli olarak geliştirilmesini sağlayan bir "güneşi-takip-et" stratejisidir. Ayrıca risk yönetimi, projenin başarısını tehlikeye atabilecek her türlü sorun ve durumu öngörmek için benimsenen önemli bir uygulamadır. Risk yönetimi, riskleri tanımlamayı, analiz etmeyi, iyileştirmeyi ve bunları tanımlamış belirli süreç ve araçlarla izlemeyi içerir. Coğrafi Yazılım Geliştirme' de (CYG), yazılım geliştirmenin geleneksel risklerine ek olarak, proje ekibinin çeşitli lokasyonlarda konumlanması neticesinde coğrafi, zamansal ve sosyo-kültürel uzaklıkların doğurduğu çeşitli riskler vardır. Dolayısıyla bu araştırmada, ayrıca CYG stratejisiyle doğrudan ilişkili riskleri derlemek amacıyla kapsamlı bir literatür incelemesi sağlanmaktadır. Vaka çalışması, CYG projeleri ile ilişkili en önemli ve kritik riskler konusunda araştırmacının konsensüse varmasına olanak tanıyan bir Delphi metodolojisini benimsemektedir. Bu doğrultuda, dünyanın farklı yerlerinden yirmi yazılım geliştirme uzmanı, her Delphi turunda en az on beş uzman olmak üzere çalışmaya katılmıştır. Bu çalışmada kullanılan Delphi yönteminin dört turu, CYG stratejisinin en önemli riskleri hakkında konsensüs sağlamak ve katılımcı uzmanlar tarafından onaylı literatürden derlenen tüm riskler için bir risk değerlendirmesi yapmak üzere tasarlanmıştır. Onaylamanın yapıldığı ilk turdan sonra uzmanlar, ikinci turda risk maddelerinin ilgililiğini değerlendirir ve üçüncü turda bir risk değerlendirmesi yapar. Dördüncü tur, uzmanların pratik deneyimlerine dayanarak her risk için en başarılı iyileştirme stratejisini seçmelerine izin verir. Araştırmanın sonuçları, yazılım geliştirme uzmanları tarafından fikir birliğine varılmış ve CYG projelerinde öncelik olarak ele alınması gereken on önemli risk olduğunu ve bunların hepsinin orta ve yüksek düzeyde meydana gelme olasılığı ve yazılım projesi başarısı üzerinde orta ve yüksek düzeyde olası etkisi olduğunu göstermektedir.
Görüntü işleme tekniklerini kullanarak fundus retina görüntülerinde kan damarlarının bölütlenmesi
Retinal görüntüler, insan tanısı ve oküler fundus operasyonları gibi farklı alanlarda kullanılabilir. Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, glokom, diyabetik retinopati ve kardiyovasküler hastalıklar gibi birçok yaygın göz hastalığı retinal görüntülerin yardımıyla teşhis edilebilir. Ne yazık ki bu anormalliklerin teşhis edilmesi, düşük kontrast, düzensiz aydınlatma, bulanık görüntüler ve düşük kaliteli görüntüler nedeniyle zorlu bir görevdir. Öte yandan, retinal görüntüleri kullanan otomatik tespit sistemleri yakın gelecekte oldukça faydalı olacaktır. Bu otomatik tespit sistemleri, oftalmologların iş yükünü azaltabilir ve bu sistem sayesinde hastaların doğru tedaviyi zamanında alabilmeleri sağlanabilir. Bu tezde kan damarı segmentasyonu için H-minima dönüşümü kullanılmıştır. Bu tezin amacı, retinal görüntülerde kan damarı segmentasyonunun yüksek doğruluğunu elde etmektir. Elde edilen sonuçların diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında bu tezde iyi sonuç ve iyi performans elde edilmiştir bilgisayar görü ve görüntü işleme araçlarını kullanarak. Ayrıca simülasyon sonucu için DRIVE ve STARE veri tabanından alınan görüntüler kullanılmıştır.
Görüntü işleme yöntemlerini kullanarak mikroskobik görüntülerinden lösemi hücrelerinin teşhisi
Bu tezde, lösemi hücrelerinin teşhis ve tespitinde çeşitli algoritmalar uygulamak için bilgisayar görme ve görüntü işleme araçları kullanılmıştır. Günümüzde en tehlikeli hastalıklardan birisi olan lösemi nedeniyle yılda yaklaşık bir milyon insan hayatını kaybetmektedir. Erken tanı löseminin tedavisi için oldukça önemlidir. Bu nedenle bu hastalığın tanısı ile ilgili araştırmalar biyolojinin dışındaki diğer alanlara da yayılmıştır. Bu çalışmada, çocuklarda daha sık görülen ve tedavi edilmediği takdirde ölümle sonuçlanabilecek olan akut lenfosit lösemi (ALL) hücrelerinin teşhis olasılığını yükseltmek için etkin bir görüntü işleme algoritması tasarlanmıştır. Yöntem olarak SVM (Destek Vektör Makinesi) kullanılmış ve veriler dalgacık dönüşümü ile önceden işlenmiştir. Sonuçlar, karışıklık matrisi yardımıyla istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Başarı oranı kanser verisi için %95,700 iken, kanser dışı veriler için %96,466 olarak hesaplanmıştır.
Sayısal elektronik dersinin öğretiminde, FPGA kullanılarak proje ve mikro öğrenme tabanlı öğretim tekniklerinin uygulanması
Yükseköğrenim, ekonomi, endüstri ve iş piyasası alanında toplumun en önemli yapıtaşlarından biridir. Bu nedenle, üniversiteler, duvarlarının dışında meydana gelen önemli gelişmelere paralel olarak eğitimlerini sürekli olarak geliştirmeyi amaçlar. Bu prensibe göre, sayısal elektronik devre tasarımı konusu, öğrencilerin hazırlıklı olmaları ve iyi birer sayısal mühendis olmalarının yanı sıra iş piyasasının koşullarına ayak uydurmaları için geliştirilen en önemli materyallerden biridir. Bu gelişme, etkin, hızlı ve kapsamlı öğrenme için öğrenme sürecine geçmelidir ve öğrenmeyi gelişmiş bir eğitim süreciyle dijital tasarım projelerinin gerçek dünyasına daha da yakınlaştırmalıdır. Bu çalışmada, başta sayısal elektronik tasarımı eğitimi olmak üzere, yüksek mühendislik eğitiminde uygulanabilecek yeni eğitim yöntemleri bulmak ve mühendislik eğitimini sürekli geliştirmek için referans olacak bir şekilde değerli ve güvenilir bir karşılaştırma bulmak amacıyla üniversite eğitimi esnasında üç eğitim modelini uygulamıştır. (1) Alanda Programlanabilir Kapı Dizileri (FPGA) teknolojisi kullanarak Mikro Öğrenme tekniği, (2) FPGA teknolojisi kullanarak Proje Tabanlı Öğrenme tekniği, (3) geleneksel öğrenim modeli. Araştırma, üç grup halinde 153 öğrenci ve iki üniversiteyi kapsamaktadır; çalışma, deneysel olarak mühendislik eğitiminde proje tabanlı öğrenme ve mikro öğrenme teknikleri uygulama ihtimalini incelemiştir ve bu karşılaştırmadan önemli sonuçlar elde etmiştir.
Bakır yüzeyinde üretilen bakır karbür yüzey kompozitlerinin fiziksel, mekanik ve korozyon özelliklerinin araştırılması
Bu tez çalışmasında, bakırın aşınma özelliklerinin geliştirilmesi ve elektriksel özelliklerinin ise minimum etkilenmesi hedeflenmiştir. Bu sebeple elektrolitik bakır üzerine bakır matriksli karbür takviyeli yüzey kompozitleri plazma sprey kaplama yöntemiyle kaplanmıştır. Karbür olarak SiC, B4C ve WC-Co kullanılmıştır. Bu karbürlerin miktarının tribolojik, korozyon ve fiziksel özellikler üzerine etkisini araştırmak amacıyla her biri için ağırlıkça %5, %10 ve %20 olarak ilave edilmiştir. Aşınma özelliklerin belirlenmesi için ileri-geri hareketli aşınma, korozyon özelliklerinin belirlenmesi için ise potansiyodinamik yöntem kullanılmıştır. Üretilen kaplamaların mikroyapı özellikleri ve faz dağılımının tespiti amacıyla optik mikroskop, SEM-EDS ve XRD analizleri yapılmıştır. Kaplama tabakalarının elektriksel iletkenlikleri girdap akımları prensibine göre gerçekleştirilmiştir. Silisyum karbür ve bor karbürün dekompoze olduğu XRD analizlerinden ve SEM-EDS, Mapping analizlerinden anlaşılmaktadır. Tungsten karbür kobaltta metalik ve intermetalik bileşikler oluşmuştur. Tüm kaplamaların sertlik değerleri alt malzemenin sertlik değerinden yüksektir. Her bir kaplamada katkı oranının artmasıyla sertlikler artış göstermiştir. En yüksek sertlik değerinin tungsten karbür kobalt katkısında olduğu ve yaklaşık olarak ana malzemenin sertlik değerinin 1.8 katı olduğu belirlenmiştir. Aşınma özellikleri incelendiğinde bakır altlık ve kaplama tabakalarında hem abrasif hem de adhesif aşınma türleri gözlenmiştir. Tüm numunelerde yükün artmasıyla malzeme kaybı da artmaktadır. Korozyon sonuçları irdelendiğinde tüm numuneler arasında en düşük akım yoğunluğunun kaplamasız altlık malzemede olduğu görülmektedir. Numunelerin kaplanmasıyla birlikte akım yoğunluğunun artmasıyla birlikte korozyon hızlarıda artmaktadır. Tüm numunelerin elektriksel iletkenlik sonuçları karşılaştırıldığında kaplamadaki karbür oranının artmasıyla elektriksel iletkenlik azalmaktadır. Aynı zamanda kaplamadaki katkı miktarının artması da gözenekliliğin artmasına neden olmuştur.
Kenar yoğunluğuna dayalı yeni tam referans görüntü kalitesi değerlendirme metodu
Bu tezde, kenar tespiti için çok seviyeli iki boyutlu dalgacık ayrışmasının kullanımına dayanan, kenar yoğunluğuna dayalı yeni bir tam referans görüntü kalitesi değerlendirme (IQA) yöntemi önerilmiştir. Literatürde önerilen, uygulamaya yönelik sıkıştırma, bozulma ve benzeri durumlar için birçok yönteme rağmen, bu alanın geliştirilmesi için hala daha fazla yönteme ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, dalgacık ayrışmasının ilk seviyesi Daubechies-4 gri ölçekli görüntü için kullanılmıştır. Algoritma, farklı mekansal detaylara ve bozulma tiplerine sahip farklı görüntü kümeleri kullanılarak test edilmiştir. Bunlara ek olarak, görüntü kalitesi değerlendirmesi için kullanılan diğer tam referans algoritmaları, görüntü kalitesi değerlendirme problemindeki olası uygulamalar için incelenmiştir. Uygulanan ve test edilen ayrıntılı değerlendirme için, önerilen görüntü kalitesi değerlendirme algoritması oluşturulmuştur. Bu tez çalışmasında, çıkan verilerimiz kütüphane sorgulayıcı değerlerle karşılaştırılmış ve elde edilen sonuçların önerilen yöntemle uyumlu olduğu görülmüştür. Bu tezde önerilen yöntemi uygulamak için MATLAB 2016b versiyonu kullanılmıştır.
Arapça dilini etkileyen twitter kullanıcılarının duygu etkenleri arkasındaki olası sebepleri tespit etmek
Bu tezde, arapça yazılı twitter yazılarındaki duyarlılık analizi ile ilgilenen bir yaklaşımın yanısıra, aynı zamanda etkili sosyal medya kullanıcılarının duygu akışındaki ani nedenleri anlamaya yönelik yeni bir model geliştirildi. Tez çalışmasının esas amacı Arapça'nın doğal gelişmesine yönelik sorunların belirlenmesi ve problemlerin girdileri'nin açıklanmasıdır. Daha önceki tüm araştırmalarda ve duygu yükselme ihtimalinin muhtemel nedenini ortaya çıkarmak için araştırmalar yapılmıştı. Arap dili üzerinde daha önce böyle bir detaylı analiz yapılamamıştır. Yapılan bir araştırmaya göre, 2011 yılında twitterde en hızlı büyüyen dil ve 2012 de twitter de en çok kullanılan dil sıralamasında 6.sırada görülmektedir. Çok çeşitli arap literatüründe duyarlılık analizi alanındaki araştırmalar yeterli olmamakla birlikte, diğer dillerde, özellikle başta ingilizce olmak üzere diğer yabancı dillerle arapça dilinin yaygın kullanımı kıyaslandığında, dilin kullnımının çok yavaş bir ilerleme olduğu göstermektedir. Bunun için çalışmamız, arapça twitterda etkili kullanıcıların duygu akışının geçici boyutundaki güçlü ve ani duygu değişimlerinin olası nedenlerini tespit etmekle ilgilidir. Twittiri tercih etmemizin en büyük sebebi, 2017 verilerine göre 500 milyon kullanıcı her gün dünya çapında twitter sosyal medyasını kullanmaktadır. Sosyal medyada bu duygu artışı kullanıcıların belirli olaylara karşı olan davranışlarının tepkisidir. Bu nedenle, sistemimiz tanımlanmış her bir duygusal yükselişe eşlik eden ve bunları bir analiz aşamasına geçiren anahtar sözcükleri çıkarmaya çalışacaktır. Sistematik olarak adlandırılmış varlıkları ve olayları veya konuları belirleyecektir, çünkü çıkartılan anahtar kelimeler kullanıcının duygularında bir değişiklik olduğunu ve belirli bir duygu artışının nedenlerini göstermişir. Tez çalışmasında donanım ihtiyacı için gelişmiş bir kişisel bilgisayar kullanılırken, yazılım için orjinal sürüm olan Php ve MySQL açık veri paket programları kullanılmıştır.
Tozaltı kaynağı ile kaynaklanan petrol boru hatlarında kullanılan X70m çeliğinin mikroyapı ve mekanik özelliklerinin incelenmesi
Genel olarak, boru hatları olmadan dünyanın petrol ve gaz ihtiyacını karşılayamayız. Ayrıca boru hatları, güvenli enerji iletim yöntemidir. Spiral dikişli çelik borular petrol ve doğalgaz iletim hatlarında yaygın birşekilde kullanılmaktadır. Kaynak parametreleri ve kullanılan malzemelerin özellikleri boru hattının kalitesinde önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada tozaltı ark kaynağı ile birleştirilen petrol boru hatlarında kullanılan X70M çeliğinin mikroyapı ve mekanik özelliklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşmak için kaynaklı bağlantıya ve ana malzemeye çekme, sertlik ve çentik darbe testleri uygulanmıştır. Mikroyapısal karakterizasyon işlemlerinde optik mikroskop (OM) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılmıştır. Elde edilen çekme sonuçlarına göre kopma ana malzeme üzerinden gerçekleşmiş ve kaynaklı birleştirmenin dayanımı ana malzemeden daha yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte ana malzemeye kıyasla kaynak metalinin sertliği yüksek, tokluğu ise düşük elde edilmiştir.
Ekstrüzyon yöntemi ile üretilen parçacık takviyeli alüminyum kompozit profillerin mekanik özelliklerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında, uzunluk / çap (L / D) oranı ile belirlenen deformasyon modu ve enerji sönümleme kapasitesinin etkisini araştırmak için alüminyum esaslı %5-10-15-20 SiC ve %5-10-15-20 B4C takviyeli/takviyesiz dikişsiz boru biçimli profilller üzerinde bir dizi eksenel ezme testleri ve çekme testleri yapılmıştır. Deneysel çalışmalar öncelikli olarak toz metalurjisi yöntemi ile kompozit biyetlerin üretimi ile başlamıştır. Al tozları ile SiC ve B4C parçacıkları ağırlıkça %5-10-15-20 oranında bilyeli karıştırıcı yardımıyla 30 dakika boyunca karıştırılmıştır. Elde edilen karışım 600 Mpa basınç altında tek yönlü olarak sıkıştırılarak biyet haline getirilmiştir. Daha sonra biyetler 550°C sıcaklıkta özel olarak tasarlanmış ekstrüzyon kalıbında ekstrüze edilerek 12 mm çapında ve 2 mm et kalınlığında profillerin üretilmesi sağlanmıştır. Uzunluk / çap (L / D) oranının profillerin ezilebilirlik özelliği ve çekme dayanımı üzerindeki etkisini araştırmak için dört farklı L/D oranı belirlenmiştir. Üretilen bu numunelerin ezilme davranışlarının belirlenmesi için 3 mm/dak deformasyon hızında basma testleri ve 1 mm/dk deformasyon hızında çekme testleri uygulanmış ve elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Üretilen malzemelerin sertlikleri, yoğunlukları ölçülmüş, optik ve taramalı elektron (SEM) mikroskoplarında görüntüleri alınmıştır. En yüksek sertlik değerleri %20 oranında parçacık içeren numunelerde elde edilmiştir. B4C ve SiC içeren numuneler için elde edilen sertlik değerleri 54,4 Hv ve 49,5 Hv'dir. SiC içeren kompozit profillerde parçacık içeriğindeki artışa bağlı olarak maksimum gerilme değerlerinde artış tespit edilmiştir. B4C içeren kompozit profillerde parçacık içeriğindeki artışa bağlı olarak maksimum gerilme değerlerinde artış/azalış şeklinde değişim gözlemlenmiştir. B4C ve SiC içeren kompozit profillerde parçacık içeriğindeki artışa bağlı olarak birim uzama miktarında azalma tespit edilmiştir.
Türkiye üzerindeki iyonkürede meydana gelen bozulmaların ionolab-hızlı fourier dönüşümü (I-FFT) ile incelenmesi
İyonküre, uydu tabanlı sistemler ve Kısa Dalga (KD) iletişimi açısından atmosferin çok önemli bir katmanıdır. Manyetik alan, güneş rüzgârları, Yer'in manyetik hareketliliği ve yerçekimi gibi uzay ve zamanda birçok kuvvetin etkisi altında kalır. Bu kuvvetler iyonkürede, frekansı, süresi ve hızı belirli olan dalga benzeri salınımlar şeklinde bazı bozulmalar ve aykırılıklar yaratır. Toplam Elektron İçeriği (TEİ), iyonkürenin değişkenliğinin izlenebilmesine olanak sağlayan önemli parametrelerden biridir. Dik Toplam Elektron İçeriği (DTEİ), bir alıcının yerel zenith doğrultusunda hesaplanan elektronların toplam sayısı olarak ifade edilir. Bu çalışmada, Yerküresel Konumlama Sistemi (YKS) istasyonlarından kestirilen DTEİ verileri üzerinden Ayrık Fourier Dönüşümü (ADF) algoritması kullanılarak dalga-benzeri salınımların frekans ve süreleri hesaplanmıştır. IONOLAB-FFT yöntemi adı verilen bu algoritma 2010, 2011 ve 2012 yılları için Türkiye Ulusal GPS Ağı-Aktif (TUSAGA-Aktif) istasyonlarından kestirilen DTEİ verilerine, orta ölçekli ve büyük ölçekli Kayan İyonküresel Bozulmalar'ın (KİB) frekans ve sürelerini hesaplamak için uygulanmıştır. Tüm Türkiye coğrafyası ele alındığında, frekansların Kuzey'den Güney'e ve Batı'dan Doğu'ya gidildikçe azaldığı gözlenmiştir. Frekansların, güneş hareketliliğinin az olduğu 2010 yılından güneş hareketliliğinin çok olduğu 2012 yılına gidildikçe arttığı görülmüştür. İyonkürenin sakin ve bozulmalı olduğu günler karşılaştırıldığında, bozulmalı günlerdeki frekansların daha küçük değerlerde olduğu görülmüştür. Tüm sonuçlar değerlendirildiğinde, IONOLAB-FFT yönteminin, 85 dakikadan büyük süreler için frekansları 0.21 mHz ile 1.0 mHz arasında; 157 dakika ve daha uzunsüreler için ise frekansları 0.11 mHz ile 0.39 mHz aralığında %80'den büyük bir doğruluk oranıyla kestirebildiği gözlenmiştir.
Yeni bir yoğunlastırıcı güneş enerjisi sistemi tasarımı ve stirling motor ve jeneratör birimlerinin uygulaması
Bu tez çalışmasında, Matlab-2012a benzetim programı kullanarak yeni bir beta tipi Stirling motor modeli geliştirlimişitir. Bu motora ilk kez üç fazlı sabit mıknatıslı yeni bir jeneratör eklenerek deneysel bir çalışma modeli gerçekleştirilmiştir. Modelde, Güneş enerjisinden elektriksel güç elde edebilmek için, sabit sıcaklıkta, ama farklı basınçlarda (1-5 bar) aralığında gazlar kullanılarak sistemin elektro-mekanik ve termo-mekanik özellikleri mühendislik performansı ve kullanılabirlik verimleri iyleştirilmişitir. Çalışmada, Stirling motor ve jeneratör için; basınç-hcmim ilişkisi, rotorun dönme hızı-çalışma gaz ilişkisi, rotorun momenti - ürettiği elektriksel güç ilişkisi, basınç-hcmim ilişkisi deneyleri, ortamdaki çalışma gazların (helyum ve hava ortamları)'nın sıcaklıkları-rotorun dönüş hızı gibi çeşitli fiziksel deneyler gerçekleştilmişitir. Sonuçlar teorik modellerle desteklenmiştir. Tasarlanan ve çalışan Stirling motor, 1 barlık basınç altında 1.5 kW gücü ve 600 K sıcaklık, uç sıcaklıkta üretebilmiştir. Bu çıkış güçü, belli basınç ve yüksek sıcaklık altında kontrollü olarak artılarak 270 W maksimum elektriksel güç elde edilmişitir. Tez kapsamında yapılan deneysel ve benzetim çalışmalarında, Stirling motor için kapalı hacim ortamında çalışma gazı olarak helyum ve hava kullanılmıştır. Sonuç olarak, helyum çalışma gazında havaya göre üretilen gücün en az 5 kat daha iyi olduğu görülmüştür. Ayrıca büyük miktarda (DNI) absorbe etmek için GPS cihazı, iki kademeli motor, her bir koordinat için bir tane ve dişli kutu kullanılarak bir çift eksenli Güneş izleme tasarlanmıştır.
Fibroin esaslı doku iskelelerinin üretiminde kullanılan fiziksel şartların oluşan yapı üzerine etkisinin belirlenmesi
İpek fibroini, doğal yapılı bir biyopolimer olup, biyouyumluluk, biyobozunurluk, biyoinertlik gibi özelliklerinin yanı sıra doğal yara iyileştirici etkiye sahip olması nedeniyle, doku mühendisliği çalışmalarında biyomalzeme olarak sıklıkla tercih edilmektedir. Fibroin yapısında bulunan antiparalel zincirlerden dolayı amfoterik özellik göstermektedir. Fibroinin farklı sıcaklık ve basınç seviyelerine farklı sürelerde maruz bırakılması da yapısında bulunan protein komplekslerini farklı şekillerde etkilemektedir. Bu değişimler fibroinle elde edilen doku iskelelerinin derişimlerini, gözeneklilik yapısını, mekanik mukavemetlerini, fiziksel ve kimyasal özelliklerini etkilemektedir. Yürütülen tez çalışmasında ipek fibroinin amfoterik yapısı dikkate alınarak farklı pH değerlerinde hazırlanan akuajenik çözeltileri kullanılarak farklı basınç ve sıcaklık şartlarında doku iskeleleri üretilerek bunların, elde edilen yapıların fiziksel ve kimyasal özellikleri ile biyouyumluluğuna olan etkileri çeşitli analizler ile incelenmiştir. Biyouyumluluk analizleri kemik iliği mezenkial kök hücreleri kullanılarak MTT reaktifi kullanılarak kalitatif ve kantitatif olarak gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak farklı yöntemlerle üretilen iskelelerin biyouyumlu özellikte olduğu, bazı iskelelerin doku rejenerasyonuna destek olabilecek şekilde biyobozunma süresine sahip olduğu belirlenmiştir. SEM ve ışık mikroskobisi ile iskelelerin üretim yöntemlerine bağlı olarak farklı morfolojilere sahip olduğu, civalı porozimetre ölçümleri ile de toplam yüzey alanı ve gözenekliliklerinde önemli farklılıklar olduğu bulunmuştur. FTIR spektroskopisi incelemesi ile de orijinal fibroin yapısı spektrumlarından farklı olarak yapılan pH değişimleri, sıcaklık ve basınç etkileri sonucunda spesifik pikler gözlemlenmiştir. Termogravimetrik özelliklerinin üretim ve pH değişimlerine göre önemli derecede değişmediği tespit edilen iskelelerin, farklı fizikokimyasal şartlar altında üretiminden kaynaklı olarak kendi amfoterik yapısı sebebiyle çapraz bağlayıcılara ihtiyaç duyulmadan molekül içi çapraz bağlanmaların gerçekleştiği belirlenmiştir. Bu sonuç hazırlanan iskeleleri doku mühendisliğinde daha yüksek biyouyumluluk ile yeni dokuların oluştrulmasında daha yüksek rejeneratif kapasitede işlev görebilecektir.
CO₂ gaz lazeri kullanılarak yüksek yoğunluklu polietilen (HDPE) boruların kesilebilirliğinin araştırılması
Yüksek yoğunluklu polietilen, farklı çevresel koşullarda kullanım için en iyi malzemelerden biridir. Isı yalıtımı, hafiflik, düşük maliyet ve en önemlisi zaman faktörü nedeniyle mekanik, kimyasal ve elektriksel özelliklerden dolayı endüstride kullanımı oldukça yaygındır. Yüksek yoğunluklu polietilen borular moleküler yapısı nedeniyle, metal borulara kıyasla özellikle su, petrol ve gaz nakillerinde oldukça avantajlıdır. Boru endüstrisinde ve çeşitli sıvıların taşınmasında kullanım için idealdir. Bu borların özellikle sulama sistemlerinde kullanımı kolay kesilebilirliğinden dolayı oldukça önemlidir. Endüstride yaygın şekilden kullanılmasından dolayı boru hatları kurulurken boruların kesilmesi ardından birleştirilmesi kaçınılmazdır. Bu tez çalışmasında, boru hattı yapımında yüksek yoğunluklu polietilen malzemelerin avantajlarından yararlanmak amacıyla, borularda farklı geometriye sahip delikler açılmış ve incelemesi yapılmıştır. Yüksek yoğunluklu polietilenin verimliliğini ve performansını incelemek için modern kesme yöntemlerinden biri olan Lazer kesme yöntemi kullanılmıştır. Bir CO2 lazer makinesi ile hava, azot (N2) ve oksijen (O2) gibi üç farklı gaz türü kullanılarak piyasada kullanılan yüksek yoğunluklu polietilen borular kesilmiş olup, ısı tesiri altındaki bölge (ITAB), yüzey pürüzlülüğü, yiv, çentik genişliği ve kesme kalitesi detaylıca incelenmiştir.
Kablosuz sensör ağlarında enerji tüketimi optimizasyon algoritması
Kablosuz iletişim ve elektronik alanındaki gelişmeler, düşük maliyetli sensör ağlarının tasarlanmasını mümkün kılmıştır. Sensör ağları sağlık, askeri, ev, tarım, çevre gibi birçok uygulama alanına sahiptir. Her bir sensörün düşük maliyetli olması gerektiğinden, çok sınırlı bataryaları vardır ve şebekenin kullanım ömrü, büyük ölçüde enerji tasarrufuna bağlıdır. Enerjiden tasarruf etmenin bir yolu, uygun yönlendirme protokolleri tasarlamaktır. Bu tezde, özellikle çok sayıda sensörün olduğu ağlarda klasik protokollere göre daha fazla enerji tasarrufu sağlayan ve ağ ömrünü arttıran bir protokol önerilmektedir. Bu teklifin amacı, optimizasyon yaklaşımı kullanarak düğüm enerjisini korumaktır (Genetik Algoritma ve / veya Memetik Algoritma ve / veya Parçacık Sürüsü Algoritması). Bu tezin ilk amacı, kablosuz sensör ağının toplam enerji tüketimini azaltmaktır. İkinci amaç, önceki küme tabanlı protokollerle karşılaştırıldığında protokolün güvenilirliğini ve ağ gecikmesini geliştirmektir. Parametrik çalışma için ağ alanı birkaç bölgeye ayrılacaktır. Önerilen çalışma LEACH (Düşük Enerji Uyumlu Kümelenme Hiyerarşisi) ile karşılaştırılacaktır.
Organizasyon yönetimi için web tabanlı örnek bir çalışma
Sürekli olarak değişen ve gelişen dünyamızda teknoloji, hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Gelişen teknolojiye en büyük örneklerden biri ise gerek iş ortamımızda gerekse özel yaşamamızda önemli ölçüde yer tutan internettir. İnternet sektörünün hızla gelişmesiyle beraber web teknolojisi de oldukça önem kazanmıştır. Web uygulamaları ile yenilenen dünya, insanlara hız, teknoloji ve yenilikler kazandırmaktadır. Web tabanlı sistemler günümüzde birçok alanda uygulanmaktadır. Libya'da aile en önemli kültür unsurlarından biri sayılmaktadır. Düğün merasimleri ise bir evladın kendi ailesini oluşturmasında ilk adımdır. Bu nedenle sosyolojik açıdan son derece öneme sahip olan düğün, aynı zamanda eğlence kültürünün bir parçası olarak, insanların güzel zaman geçirdikleri şenlik alanlarına dönüşmektedir. Düğün planlama en zor ve karmaşık organizasyonlardan biridir. Düğün planlama çok fazla alt başlıklardan oluşmaktadır. En temel problem, düğün salonunu ayarlamaktır. Bunun için insanlar en iyi seçeneği bulmak için uzun mesafeler kat ederek bir çok mekanı kontrol etmesi gerekmektedir. Çünkü bu salonlar/mağazalar için uzaktan iletişim kuracakları herhangi bir çevrimiçi sistemleri bulunmamaktadır. Bu yüzden düğün hazırlıkları keyifli olduğu kadar detaylı, yorucu ve stresli bir süreçtir. Ayrıca maliyet ve zaman gerektiren bir işlemdir. Bu tez çalışmasında, Libya'da organizasyon sistem eksikliklerine yönelik genel çözüm olarak web tabanlı yazılım geliştirilmiştir. Yapılan bu çalışmanın amacı; web tabanlı bir akıllı düğün organizasyon sistemini gerçekleştirmektir. Bu sistemi en değerli kılan şey, farklı ve dağınık konumlardan kullanılmalarıdır. Sistem, kullanıcıların internet olan her yerden erişim sağlayabildikleri bir sistemdir. Masaüstü yazılımlara nazaran güvenlik açıklarının takibi ve kontrolü daha rahat bir şekilde gerçekleştirilebilir. Geliştirilen web tabanlı akıllı düğün organizasyon sistemi, A'dan Z'ye tüm detayların (düğün salonu, kıyafetler, ikramlar, güzellik merkezleri, aksesuarlar, ses sistemi, gelin arabası, fotoğrafçı, vb.) gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Geliştirilen web yazılım için PHP programlama dili, MySQL ilişkisel veritabanı ve tasarım için HTML, CSS dilleri kullanılmıştır.
Tiyosemikarbazid türevlerinin korozyon inhibisyonu için toerik ve deneysel çalışmalar
4-(2-Feniletil)-3-tiyosemikarbazid, 4-(2-Bromofenil)-3-tiyosemikarbazid, 4-(4-Bromofenil)-3-tiyosemikarbazid, ekzo-2-Norboril-3-tiyosemikarbazid, 4- (Siklohekzil)-3-tiyosemikarbazid, 4-(2-Metoksifenil)-3-tiyosemikarbazid, 4-Fenil-3-tiyosemikarbazid, 4-Benzil-3-tiyosemikarbazid ve 4-(3-Metoksifenil) -3-tiyosemikarbazid, hidrazin hidrat ve isotiyosiyanat türevlerinin reaksiyonu ile sentezlenmiştir. Sentezlenen tiyosemikarbazid (TSC) türevlerinin 1,0 M HCl ortamında yumuşak çeliğin korozyon davranışına inhibitör etkileri potansiyodinamik polarizasyon, elektrokimyasal impedans spektroskopisi ve lineer polarizasyon direnci teknikleri kullanılarak 293 K'de araştırılmıştır. Çalışılan tüm TSC türevlerinin inhibisyon etkinliği inhibitörün derişiminin artmasıyla artmıştır. Ayrıca 4- (siklohekzil)-3-tiyosemikarbazidin asidik ortamdaki inhibisyon etkisi 293 K'de ağırlık kaybı yöntemiyle ve 293 K–303 K'de elektrokimyasal yöntemlerle araştırılmıştır. Tiyosemikarbazit türevleri karma tip inhibitör olarak davranmıştır. Çalışılan tüm inhibitör moleküllerinin yumuşak çelik yüzeyindeki adsorpsiyon izotermi ve ayrıca 4-(siklohekzil)-3-tiyosemikarbazidin termodinamik parametreleri hesaplanmıştır. TSC türevi inhibitör molekülleri elektrot yüzeyine Langmuir adsorpsiyon izotermine göre adsorplanmıştır. 4-(siklohekzil)-3-tiyosemikarbazide ait termodinamik parametre sonuçlarına göre inhibitör molekülünün, yumuşak çelik yüzeyine fiziksel olarak adsorplandığı anlaşılmıştır. Kuantum kimyasal parametreler B3LYP/6-311++G(2d,2p) ve B3LYP/6-311G(d,p) metodu ile hesaplanmıştır. EHOMO, ELUMO, enerji boşluğu (ΔE), elektronegativite (χ), sertlik (η), yumuşaklık (s), kimyasal potansiyel (μ), elektrofilite (ω), elektrofugalite (ΔEe) ve nukleofugalite (ΔEn) hesaplanan parametrelerdir. TSC türevlerinin kuantum kimyasal hesaplamaları ve deneysel inhibisyon aktivitesi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. B3LYP/6-311++G(2d,2p) ve B3LYP/6-311G(d,p) metodu ile hesaplanan parametreler ile bağımlı değişken olan impedans arasındaki ilişki incelenmiştir.
Toz metalürjisi yöntemi ile üretilen nanopartikül katkılı ni-b alaşımların mikroyapı ve korozyon özelliklerinin araştırılması
Ni-B katkılı nanopartikül alaşımlar, birçok klasik metalin değiştirildiği otomobil, havacılık, dişçilik, yüksek hızlı türbin alanlarında son zamanlarda artarak kullanılmaktadır. Ni-B katkılı nanopartikül alaşımların oldukça iyi özellikleri ele alınıp değerlendirildiğinde, bu türden maddelerin etkisi ileriye dönük olarak arttırılır. Yüksek kaliteli özellikleri olan nanopartikül alaşımlar, farklı partiküllerin birlikte ilave edilmesiyle üretilir. Bu noktada, partiküllerin miktarı ve dağılımı bu nanopartiküllerin mekanik özelliklerini etkileyen oldukça önemli etkenlerdir. Bu tez çalışmasında, Ni-B katkılı nanopartikül alaşımlar Ni, B ve TiC gibi bileşenlerin yüzdeliklerini değiştirerek yüksek enerjili bilyeli öğütme tekniğini kullanarak üretilmektedir. Numuneler, 10 ° C / min ısıtma oranında iki saat boyunca 800 °C'de katılaştırılmıştır. Bilyeli öğütme işlem süresi, 350 RPM'de 5 saattir. Numunelerin mikro yapısı, mekanik ve yoğunluk özellikleri, incelendi. Numunelerin mikro yapısına yönelik analizi incelemek için, optik mikro yapı, tarayıcı elektron mikroskobu SEM, ESD ve XRD analiz teknikleri kullanılmıştır. Numunelerin deneysel yoğunlukları da tespit edildi. Sertlik özellikleri, mekanik özellikleri olarak ölçüldü. Numunelere yönelik aşınma testi, Gamry Potentiostat 3000 kullanılarak gerçekleştirildi. Bir mikro yapı olarak, kısmen güçlendirici partiküllerin olduğu bir yapı homojen olarak elde edilen numunelerde dağılmıştır. Numunelerin çoğuna yönelik kristal büyüklük beklendiği gibi azalmıştır. XRD eğrilerinde genişleyen zirve olarak, EDX analizleri biçimsiz bir yapıyı göstermiştir. SEM analizlerine göre, artan öğütme zamanı ile ortalama partikül büyüklüğü neredeyse tüm numunelerde azalmıştır. 5 saatlik öğütme süresine kadar hiçbir kayda değer tamamlayıcı zirve yoktur. Öğütme süresi 5 saate çıkarıldığında bu aşamaların miktarının azaldığı NiBTi zirvelerinin yoğunluğundaki azalmadan belirlenebilir. Aşınma analizine yönelik olarak, sistem tarafından oluşturulan model, güvenilir ve iyi bir işleve sahip aşınma sistemini gösterir.
Fabrication and characterization of functionally graded bronze matrix ceramic reinforced composite materials
The use of functional graded materials (FGMs) in various engineering applications, such as aerospace, marine, automobile and electronics industries, has increased in recent years. Most traditional metals used in these industries have been replaced by new materials. Among these new materials, functional graded composites have unique properties. Functionally graded composites with superior properties are produced by combining different particles. In this case; The amount and distribution of particles are very important factors affecting the mechanical properties of functional graded composite materials. In this thesis, functionally graded bronze matrix material was produced by using cold pressing+sintering method, for which, boron carbide (B4C), silicon carbide (SiC), titanium carbide (TiC), and molybdenum carbide (Mo2C) were used as reinforcement materials. The samples with compositions Bronze + 10% SiC, Bronze + 10% B4C, Bronze + 10% Mo2C, and Bronze + 10% TiC were sintered at 750 °C for 90 minutes at 500MPa pressure. Investigations were carried out to assess the mechanical properties and microstructures of specimens. For this purpose, optical microscope, scanning electron microscope (SEM-EDS), and X-ray diffraction (XRD) analysis were applied for monitoring microstructures. Sample hardness testing was carried out with the help of Vickers hardness testing device at 200gram load. Powder metallurgy method with bronze matrix ceramic reinforcement FGM composites were successfully produced. Composite layers of ceramic particles are homogeneously distributed. Little pore formation was observed. While the upper and lower composite layers of the FGMs produced were hard, the middle layer was found to be ductile. The highest hardness value was reached in the B4C reinforced FGM.
1,3,4-tiadiazol bileşiklerinin konformer yapılarının elektronik ve spektral özellikleri arasındaki ilişkinin DFT ve QTAIM yöntemleriyle analizi
Bu çalışmada, yeni 1,3,4-tiadiazol bileşikleri sentezlendi ve bileşikler FT-IR, 1H-NMR, UV spektroskopisi ve elementel analiz ile karakterize edildi. Ayrıca, her bir bileşiğin 16 olası farklı konformerinin elektronik ve spektral verileri arasındaki ilişki teorik hesaplamalar ile ortaya konmuş ve teorik veriler deneysel sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda temel durum geometrileri, sınır moleküler orbital enerjileri, bant aralığı enerjileri ve kimyasal reaktivite parametrelerini elde etmek ve bileşiklerin spektral analizini yapmak için B3LYP hibrit fonksiyoneli, 6-311++g(2d,2p) temel setiyle kullanılmıştır. Minimum moleküler enerji ile N−H ve C=O titreşim frekansları ve konformerlerin NH proton kimyasal kaymaları arasında çok yüksek korelasyonlar hesaplanmıştır. Nitrojen atomu üzerindeki yük yoğunluğu ve yüksek polariteli N−H kovalent bağının delokalizasyon indeksi, moleküllerdeki atomların kuantum teorisi (QTAIM) analizi ile incelenmiştir. Konformer yapıların teorik sonuçlar üzerindeki etkisi ve deneysel verileri yorumlamadaki rolü tartışılmış ve aromatik olmayan elektronegatif atom ya da atom gruplarının molekül içi etkileşimlerdeki etkilerinin aktivite derecesinin, bileşiklerin elektronik ve spektral özelliklerinin belirlenmesinde önemli bir rolü olduğu teorik olarak gösterilmiştir.
Kalkopirit ayrımında N1-fenilhidrazin-1,2-bis(karbotiyoamit) türevlerinin flotasyon performans analizi
Yüksek Lisans Tezi KALKOPİRİT AYRIMINDA N1-FENİLHİDRAZİN-1,2-BİS (KARBOTİYOAMİT) TÜREVLERİNİN FLOTASYON PERFORMANS ANALİZİ Birgül BAYRAKTAROĞLU Kastamonu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Fatma KANDEMİRLİ Bu çalışma kapsamında, bir cevher hazırlama tekniği olan zenginleştirmenin flotasyon kimyası açısından en çok araştırılan konularından olan cevherin flotasyon reaktifleriyle etkileşimi incelenmiştir. Kalkopirit ayrımında N1-fenilhidrazin-1,2-bis (karbotiyoamit) türevleri kullanılarak flotasyon performansları değerlendirilmiştir. Deneysel çalışmalar Eti Bakır A.Ş. Küre İşletmesi cevher hazırlama ve kimyasal analiz laboratuvarında yapılmıştır. Flotasyon deneylerinde flotasyon cihazı olarak DENVER D-12 modeli benzeri tasarımlı pilot tesisi kullanılmıştır. Tüm deneylerde kullanılacak bu cihazın hızı 1200 rpm (dev/dk), selül hacmi 2 L ve katı oranı % 30-35 arası olacak şekilde ayarlanmıştır. Elde edilen veriler ışığında, N1-fenilhidrazin-1,2-bis (karbotiyoamit) türevi olan B maddesinin flotasyonla zenginleştirme işlemi sonunda satılabilir bakır konsantrelerinin yüksek verimle elde edilmesi amaçlanarak bu yönde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. N1-fenilhidrazin-1,2-bis (karbotiyoamit) türevi olan A ve B maddeleri farklı deneysel koşullara tabi tutularak, gerçekleşen sonuçlar verim ve %Cu tenör bazında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalkopirit, flotasyon, ayırma, N1-fenilhidrazin-1,2-bis (karbotiyoamit) 2019, 64 sayfa Bilim Kodu: 91
Plazma püskürtme yöntemi ile üretilen zirkonyum oksit kaplamaların mikroyapı ve mekanik özellikleri üzerine son yüzey işlemlerin etkisi
ÖZET Yüksek Lisans Tezi PLAZMA PÜSKÜRTME YÖNTEMİ İLE ÜRETİLEN ZİRKONYUM OKSİT KAPLAMALARIN MİKROYAPI VE MEKANİK ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE SON YÜZEY İŞLEMLERİN ETKİSİ Görkem DEĞİRMENCİ Kastamonu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Ana Bilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Serkan ISLAK Atmosferik plazma sprey (APS) yöntemi ile üretilen kaplamalarda yüksek gözeneklilik ve kaplama tabakası ile alt malzeme arasında zayıf bağlanma gibi kusurlar oluşmaktadır. Meydana gelen gözeneklilik sadece kaplamanın mekanik özelliklerini azaltmamakta, aynı zamanda korozyon direncini de düşürmektedir. Bu, kaplama/alt malzeme ara yüzeyinde oluşan mikro kanallarda korozyon ortamının hareket etmesiyle oluşmaktadır. Bu çalışmada, APS yöntemi ile AISI 316L üzerinde üretilmiş ZrO2 - %8 Y2O3 kaplamaların mikroyapı ve mekanik özellikleri üzerine ısıl işlemin etkisi araştırılmıştır. Seramik kaplamalar, 900 °C, 1000 °C ve 1100 °C sıcaklıklarda ısıl işlem prosesine tabi tutulmuştur. Kaplama tabakalarının faz bileşimi ve mikroyapısı X-ışını difraktogramı (XRD) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Kaplamaların aşınma özellikleri ASTM G133 test standartları referans alınarak aşınma test cihazında ball on disk yöntemi ile test edilmiştir. SEM çalışmalarına göre, en fazla gözenek oluşumu ısıl işlemsiz numunede görülürken, ısıl işlem sıcaklığı arttıkça gözenek miktarının azaldığı tespit edilmiştir. Fakat ısıl işlemin arayüzey bağlanmasına olumsuz etki ettiği de kaçınılmaz bir sonuç olarak elde edilmiştir. Kaplama mikroyapısında t-ZrO2 ve c-ZrO2 fazlarının oluştuğu XRD analizlerinden belirlenmiştir. Sertlik sonuçlarına göre, işlemsiz kaplamanın sertliği, 912 HV0.2 iken en yüksek sertliğin 1100 °C'de 1045 HV0.2 olarak ölçülmüştür. Aşınma testi sonuçlarına göre, sürtünme katsayısı ve aşınma oranları ısıl işlem sıcaklığının artmasıyla düşmüştür. Aşınmış yüzeylerin SEM fotoğraflarından da ısıl işlemsiz numunenin en fazla kayba uğradığı, ısıl işlem sıcaklığının artmasıyla kayıpların azaldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: plazma sprey, ZrO2, son yüzey işlemi, yüzey kaplama 2019, 52 sayfa Bilim Kodu: 91
Farklı kür koşullarının geopolimer harçların özelliklerine etkisi
FARKLI KÜR KOŞULLARININ GEOPOLİMER HARÇLARIN ÖZELLİKLERİNE ETKİSİ Abdoslam Abdallaa ALNKAA Kastamonu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Hasbi YAPRAK Sürdürülebilir bir çevre yaklaşımı, günümüzün en önemli ve belirleyici unsurlarından birini oluşturmakta, çevre dostu ürünlerin üretimi de hemen hemen tüm sektörler tarafından teşvik edilmektedir. Kireç ve Portland çimentosundan sonra üçüncü nesil çimento olarak kabul edilen geopolimerler, çok düşük CO2 emisyonu ve pişirme gereksinimi duymamasından dolayı Portland çimentosuna alternatif çevre dostu bir ürün olarak kabul edilmektedir. Geopolimerlerin CO2 emisyonlarının azaltılmasının yanında uçucu kül, YFC gibi endüstriyel atıkların geri dönüşümü ve ekonomiye kazandırılması gibi çevresel ve ekonomik yararları da bulunmaktadır. Tez çalışmasında yüksek fırın cürufu (YFC), uçucu kül (UK) ve atık cam tozu (ACT) bileşenlerinden oluşan puzolanik katkılarla oluşturulan geopolimer harçların özelliklerinin belirlenmesi amacıyla farklı boyutlarda harç numuneleri hazırlanmıştır. Harç numunelerine 85 °C sıcaklıkta (12 saat) buhar ve 20 ± 2°C sıcaklıkta su kürü uygulanmıştır. Kür işlemi sonrası harç numunelerin özgül ağırlık, birim ağırlık, su emme, kılcallık, kuruma büzülmesi gibi fiziksel özellikleri, 2, 7, 14, 28 ve 90 günlük basınç ve eğilme dayanımları, ultrases geçiş hızı, donma çözülme ve sülfat direnci özellikleri belirlenmiştir. Buhar kürünün geopolimer (GP) harçların mekanik özellikleri üzerinde su küründen daha etkili olduğu, MgSO4'ın YFC ve ACT katkılı GP harçların mekanik özelliklerini olumsuz etkilediği, YFC ve UK katkılı GP harçların ise MgSO4'a karşı daha dirençli olduğu gözlenmiştir. 9 ay MgSO4 etkisine maruz GP karışımlarında, UK oranın artması ve ACT oranının azalması durumunda basınç dayanımını arttığı, su ve buhar kürü uygulamasının basınç dayanımları arasında belirgin farklılıklar oluşturmadığı belirlenmiştir. 150 donma-çözülme çevrimi sonrası YFC/UK oranındaki artışa bağlı olarak basınç dayanımları artmış, YFC/ACT oranındaki artışa bağlı olarak da basınç dayanımları düşüş göstermiştir. Su kürü uygulamasının numunelerin donma-çözülme direnci üzerinde daha etkin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler:Uçucu kül, Yüksek fırın cürufu, Atık cam tozu, Geopolimer harç, Mekanik özellikler, Durabilite
Yerel ikili sisteme dayalı palm baskı ile insan tanımlama metodu
Avuç içi tanıma son yıllarda bir araştırma alanı olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu tezde, avuç içi iziyle yerel ikili örüntülere (LBP) dayanan yeni bir metodun kullanıldığı bir insan tanımlama sistemi sunulmaktadır. İlk olarak avuç içi görüntüleri morfolojik tekniklerle ön işleme tabi tutululmuştur. Daha sonra bu görüntülerden öz nitelik çıkarımı yapılmıştır. Amaçlanan öz nitelikler için yerel ikili örüntüleri kullanılmıştır. Bu yaklaşım, her bireyden alınan 1, 2, 3 veya 4 görüntü ile 500 kişi üzerinde test edilmiştir. Metodumuzu ayrıca PCA metodu ile de kıyaslanmıştır. Sonuçlar, bu tezde önerilen yöntemin avuç içi tanımada etkin olduğunu ve yüksek bir performansa (%92) sahip olduğunu göstermektedir
Optik haberleşme için OFDM'de tepe ortalama güç oranı (PAPR) azaltma tekniği
Bu çalışmada, lineer olmayan yükseltmeye ve ileri röle sistemine dayanan dikgen frekans bölümünün yararları incelenmiştir. OFDM, yüksek hızlı bilgi sekansını paralel kollara bölerek ve çoklu taşıyıcı kanalın frekans seçiciliğini aynı anda kaldırarak ve aynı zamanda dikey olarak seçilen taşıyıcıları kullanarak optik iletişim bandını verimli bir şekilde kullanan modülasyon tekniğidir. Ayrıca röle protokolü tercihi de önemli bir konudur. Yükseltme ve ileri röle sistemi diğer röle protokollerine göre uygundur çünkü sadece sinyali yükseltir. Seçilmiş haritalama, ortogonal frekans bölmeli çoğullamadan tepe / ortalama güç oranını azaltmak için doğru bir yöntemdir. Seçilen haritalamanın temel bir zayıflığı, yüksek işlemsel karmaşıklıktır. Seçilen haritalamanın karmaşıklığını azaltmak için, ortogonal frekans bölmeli çoklama sinyallerinin gerçek ve hayali kısmı ayrı olarak ele alındi. Fourier dönüşümü özellikleri kullanılarak sayısal diziler ve hatta gerçek ve hayali elemanlar elde edildi. Aşağıdaki tüm dizilerin farklı bir kombinasyonu ile daha fazla aday üretilmektedir. Önerilen şema, sadece M4 denklemleri için IFFT algoritmasını kullanarak daha az hesaplama karmaşıklığı üretir. Simülasyon sonuçları, önerilen tasarımın tepe / ortalama güç oranının iyi performansını düşürdüğünü ve aynı zamanda seçilen haritalama tasarımına kıyasla hesaplama karmaşıklığını azalttığını göstermektedir.
3 boyutlu yazıcıda üretilmiş parçalara uygulanan ısıl işlemlerin mekanik özelliklere etkisi
Bu tez çalışmasında üç boyutlu yazıcıda üretilen ASTM D638- Type 4 kodlu çekme numunesinin sıcaklık ve bekleme süresi değişkenleri uygulanarak yük dayanımının arttırılıp arttırılamayacağı 9 farklı deney yapılarak araştırılmıştır. Malzeme yapısında bir değişim olup olmadığı incelenmiş ve çıkan sonuçlara göre yorumlama yapılmıştır. Deneysel çalışmalar öncelikli olarak numunelerin 3D yazıcı ile üretilmesi ile başlamıştır. İlk üç numunede sıcaklık 100°C'de sabit tutulmuş olup bekletilme süreleri sırasıyla 30, 60, 90 dakika olarak ayarlanmıştır daha sonrasında dördüncü, beşinci ve altıncı numuneler 150°C altında 30,60 ve 90 dakika bekletilmişlerdir. Son üç numune 200°C sıcaklıkta sırasıyla 30,60 ve 90 dakika bekletilmişlerdir.7,8 ve 9 numaralı deney numuneleri yüksek sıcaklığa dayanamamıştır bu yüzden çekme testi 6 numaralı numuneye kadar yapılabilmiştir. Isıl işlem görmüş numunelerin değişimlerini araştırmak için işleme uğramamış Type 4 numunesi ile kalan 6 numuneye çekme testi uygulanmıştır. Bu testle numunelerin; akma mukavemeti, çekme mukavemeti, maksimum gerilme ve elastikiyet modülü değerleri karşılaştırılmıştır. Deney sonucunda ısıl işlem görmemiş numune ile ısıl işlem görmüş numuneler kıyaslandığında akma mukavemetinde olumlu sonuçlar gözlemlenmiştir. 27,57 MPa'lık değer ile en yüksek artış 4 numaralı numunede sağlanmıştır. Deney çekme mukavemeti üzerinde olumsuz bir etkiye yol açmış olup, en yüksek değer 47,197 N/mm² ile deneme numunesinde gözlemlenmiştir. Elastikiyet modülü artışı 35,691 MPa ile en yüksek 5. numunededir ve bu da yapılan ısıl işlemin numunelere olumlu etkisi olduğunu göstermektedir. Yapılan deneyler sonucunda ısıl işlem etkisi, akma mukavemeti ve elastikiyet modülü değerlerinin artmasına, maksimum gerilmenin azalmasına yol açmıştır.
Sıcak ekstrüzyon yöntemi kullanarak alüminyum alaşımı talaşların geri dönüşümü ile parçacık takviyeli kompozit malzemelerin üretimi
Bu çalışmada Al7050 talaşlarına farklı oranlarda (ağırlıkça % 5, 10 ve 15) B4C tozları ilave edilerek bilyeli öğütücüde 200 rpm dönme hızında 5 saat boyunca karışım sağlanmıştır. Elde edilen karışımlar 600 MPa basınç altında 550oC sıcaklıkta tek yönlü olarak sıkıştırılarak 25 mm çapa sahip biyet numuneler üretilmiştir. Üretilen biyetler 120 ton kapasiteli dikey eksenli hidrolik pres yardımı ile farklı ekstrüzyon oranlarında 550oC sıcaklıkta ekstrüze edilerek 6 mm ve 12 mm çaplarında çubuk formunda numuneler üretilmiştir. Ekstrüzyon oranının ve B4C miktarının üretilen numunelerin mekaniksel ve mikroyapaısal özellikleri üzerine etkilerini belirlemek için metalografik incelemeler, XRD analizleri, yoğunluk ölçümleri, sertlik ölçümleri, basma ve çekme testleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre bilyeli öğütme işleminde B4C miktarındaki artış ile birlikte Al7050 talaşlarında boyutsal küçülme tespit edilmiştir. Ayrıca her iki ekstrüzyon oranına sahip numunelerde % 90'nın üzerinde bağıl yoğunluk değerleri elde edilmiştir. Mikroyapısal gözlemler sonucunca parçacık miktarındaki artış ile birlikte talaş sınırlarında yoğun topaklanmalar tespit edilmiştir. Bu topaklanmalar beraberinde yapısal kusurlara yol açmıştır. XRD sonuçlarına göre yapıda herhangi bir reaksiyon ürününe rastlanmamıştır. Maksimum sertlik değeri %5 B4C içeren numunelerde elde edilmiştir. 6 mm ve 12 mm çapa sahip numuneler için sırasıyla elde edilen sertlik değerleri 76.4 HV ve 75.3 HV'dir. Her iki numune türünde ilave edilen B4C parçacıklarının maksimum çekme dayanımını (UTS) ve yüzde uzama miktarlarını düşürdüğü tespit edilmiştir. 6 mm çapa sahip numunelerin 12 mm çapa sahip numunelere kıyasla daha yüksek çekme dayanımı değerlerine sahip oldukları belirlenmiştir. B4C içermeyen numunelerde 6 mm için 286 MPa, 12 mm için 190 MPa maksimum çekme dayanımı değerleri elde edilmiştir. Numunelerin basma dayanımları ise B4C miktarındaki artış ile birlikte azalmıştır.
Hızlı katılaştırma yöntemi ile bor katkılı fe ve ni esaslı manyetik alaşımların amorf yapılı olarak üretimi ve karakterizasyonu
Bu çalışmada; Hızlı katılaştırma tekniği ile üretilen Fe-2,5Si-2,5B-0,05P-0,2C, 50Ni-42Fe-6Si-2B, 50Fe-42Ni-6Si-2B ve 46Ni-46Fe-6Si-2B (ağırlıkça %) alaşım şeritlerinin mikro yapısı ve manyetik özellikleri incelenmiştir. Alaşımların üretimi için Fe (%99,99 saflıkta); Ni (%99,99 saflıkta); Si (%99,99 saflıkta); B (%99,99 saflıkta); P (%99,99 saflıkta); C (%99,99 saflıkta) elementleri kullanılmıştır. Vakum indüksiyon eritme yöntemi ile elektrik indüksiyon ocağında üretilen döküm halindeki Fe ve Ni esaslı alaşımlar kesme makinesinde küçük parçalara ayrılmışlardır. Daha sonra bu parçalar hızlı katılaştırma için eriyik eğirme makinesinin grafit konteyneri içerisine konularak eritilmiş ve eriyik alaşım 2 mm' lik potanın çıkış ağzından argon gazı kullanılarak atmosfer basıncı altında bakır döner silindir üzerine püskürtülmüştür. Dönme hızı 20 m/s olan silindirin yüzeyine çarpan eriyik alaşımlardan 1-8 mm genişliğinde ve 20-30 μm kalınlığında şeritler elde edilmiştir. Üretilen şerit alaşımların; X-ışını difraksiyonu (XRD) ile mikroyapısal özellikleri, VSM analizi ile MH ve MT eğrileri çizilerek manyetik özellikleri incelenmiştir. Çalışma kapsamında yapılan analiz sonuçları hızlı katılaştırma tekniği olan eriyik eğirme yöntemiyle üretilen alaşım şeritlerin kısmi kristal yapıda olduğu alaşımların genel yapısının ise amorf özellikler taşıdığı gösterilmiştir.
FPGA tabanli bilgisayar mimarisi öğretiminde mikro öğrenme ve proje tabanli öğrenme yöntemlerini kullanarak karmaşık projelere kombine bir yaklaşım
Bu çalışma, öğrencilerin, Alanda Programlanabilir Kapı Dizisi (FPGA) teknolojisi, Mikro Öğrenme (ML) ve Proje Tabanlı Öğrenme (PBL) yöntemlerini kullanarak karmaşık projeleri kısa sürede anlamalarına, başarılı bir şekilde gerçekleştirmelerine ve yeni projeler geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmanın merkezi işlem birimi (CPU) tasarımı, VHSIC Donanım Tanımlama Dili (VHDL) yardımıyla, PBL ve ML öğrenme yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu yeni yaklaşımlar ve uygulamalarla, üniversite düzeyinde, bilgisayar ve elektronik mühendisliği eğitimi alanında geleneksel eğitim/öğretimin eksiklikleri ele alınmış, bazı karmaşık araştırma projeleri üzerinde PBL ve ML yöntemleri kullanılarak bilgisayar mimarisi öğreniminin hızlandırılması amaçlanmıştır. Birleşik yöntemin, çekicilik ve geçerlik faktörleri açısından daha fazla yarar sağlağı belirlenmiştir. Bununla birlikte ev ödevleri, sınavlar ve projeler açısından birleşik yöntem diğer yöntemlere göre daha başarılı sonuçlar vermiştir.
Farklı mineral katkılarının geopolimer harçların özelliklerine etkileri
Geopolimer harçlar, doğal minerallerin alkalilerle aktive edilmesi sonucu üretilen malzemelerdir. Yüksek fırın cürufu ve uçucu kül geopolimer harçlar potasyum silikat ve potasyum hidroksit gibi alkalilerle aktive edilmektedir. Geopolimerlerin kullanımı ve özellikleri, organik kimya, fizikokimya, mineroloji, jeoloji ve mühendislik teknolojisi alanlarında araştırılmaktadır. Ayrıca uygulama alanları da oldukça fazladır. Bu çalışmada uçucu kül ve cüruf farklı alkalilerle aktive edilerek 9 farklı karışım oluşturulmuştur. Bu karışımlardan oluşan numunelere su kürü ve buhar kürü uygulanmıştır. Kürden çıkarılan numuneler deney süresi gelinceye dek kür odasında muhafaza edilmiştir. Yapılan bu çalışmada numunelere 3,7,28 günlük süre zarflarında basınç, eğilme deneyleri uygulanmıştır. Deneylerden elde edilen sonuçlar varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca elde edilen numunelere 50 ve 100 döngü olmak üzere donma-çözülme deneyi yapılmış ve sonuçlar bir grafik oluşturularak belirlenmiştir. Nihai sonuçlardan ideal karışım oranları farklı kür şartlarına göre belirlenmiştir.
Dengesiz yüklü sabit mıknatıslı senkron motorlarda hız dalgalanmaları ve titreşimlerin azaltılması
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte elektrik enerjisine olan ihtiyaç artmıştır. Elektrik enerjisi tüketiminde büyük paya sahip olan elektrik motorlarının da bu nedenle yüksek verimli olması istenir. Yüksek moment, yüksek güç yoğunluğu, yüksek ivmelenme, küçük hacim, düşük gürültü ve verim gibi avantajlarından dolayı Sabit Mıknatıslı Senkron Motorlara (SMSM) olan ilgi hızla artmaktadır. SMSM'nin en önemli dezavantajlarından biri olan yüksek fiyatının, mıknatıs ve yarıiletken teknolojilerinin gelişmesi ve bu motorların kullanımının yaygınlaşması ile düşeceği düşünülmektedir. Elektrik motorlarının çalışması esnasında ortaya çıkan olumsuzluklardan biri de eksenel kaçıklık, ya da dengesiz yüklerden kaynaklanan hız dalgalanmaları ve titreşimlerdir. Özellikle yüksek hızlarda bu durum motorlarda kalıcı hasarlara neden olmaktadır. Farklı nedenlerle oluşan bu dalgalanmaların tespiti ve giderilmesi güvenilir bir çalışma için oldukça önemlidir. Bu çalışmada dengesiz yüklü SMSM'de dengesiz yük durumları analiz edilmiş, motorun dengesiz yüklenmesi durumunda oluşan hız dalgalanmaları önerilen Uyarlamalı Harmonik Enjeksiyonu yöntemiyle azaltılmaya çalışılmıştır. SMSM'nin Alan Yönlendirmeli Kontrolü benzetimi yapılmış, önerilen yöntemin geçerliliği farklı yük ve hız durumları için yapılan benzetim çalışmalarıyla ortaya konmuş, başarılı sonuçlar elde edilmiştir.
İçsel kürlemenin yüksek dayanımlı beton özelliklerine etkisi
Portland çimento üretimi, dünyadaki endüstriyel enerjinin yaklaşık %13'ünü tükettiğinden ve küresel CO2emisyonlarının yaklaşık %7'sinden sorumlu olduğundan beton endüstrisinin çevresel etkisinin azaltılması son yıllarda büyük bir endişe kaynağı olmuştur. Çevre dostu bir inşaat sektörü için, endüstriyel atıkların, yeniden kullanılması yoluyla çevresel etkileri azaltmak için çeşitli alternatifler önerilmiştir. Bu problemleri çözmenin bir alternatifi, endüstriyel atık niteliğindeki uçucu kül (UK), yüksek fırın cürufu (YFC) gibi mineral katkıların kendiliğinden yerleşen (KYB) üretiminde çimento yerine kullanmaktır. UK ve YFC'nun KYB'de kullanılması, KYB'nin yalnızca toplam malzeme maliyetini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda çevre için de önemli faydalar sağlar. İlaveten, KYB'nin özellikleri üzerinde mükemmel ve kendine özgü bir etki de oluşturur. KYB kendi ağırlığı ile döküldüğü kalıba yerleşen ve vibratör kullanılmasına gerek duyulmaksızın en sık donatılı bölgelerde ve en dar kesitlerde bile hava boşluğunu dışarı atarak ve sıkışarak seviyelenen, oldukça akıcı kıvamlı bir betondur. Kendi kendine sıkışma yeteneği sayesinde vibrasyon gerektirmez ve işçilikten ve zamandan tasarruf sağlar. Ayrıca gürültü probleminin ortadan kalkması, şehir merkezlerinde ve özellikle gece beton dökümlerinde üstünlük sağlar. Çalışmada bağlayıcı olarak çimento, mineral katkı olarak, UK, YFC, orman endüstrisi atık külü (OAK) kullanılmıştır. Ayrıca genleştirilmiş perlit (GP) de ince agrega olarak kullanılmıştır. 100 x 100 x 100 mm boyutunda dökülen küp numuneler, su kürü ve kür odası olmak üzere iki farklı ortamda bekletilmiş, kür sonrası numunelerin fiziksel, mekanik ve durabilite özellikleri belirlenmiştir. GP'in oluşturduğu içsel kürleme KYB'nun 3 ve 7 günlük basınç dayanımlarını arttırdığı, laboratuvar kürünün erken, su kürünün ise ileriki yaşlarda etkili olduğu belirlenmiştir. Yüksek incelik ve yüksek hacimde (%60) kullanılan mineral katkıların mekanik dayanım ve donma-çözülme direncini arttırdığı gözlenmiştir.
Farklı kür koşullarının reaktif pudra betonlarının özelliklerine etkileri
Çimento esaslı malzemelerin çimento yerine ikame edilmesinin temel amacı çevre dostu çözümler üretmek olsa da son yıllarda ekonomik kaygılar daha ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu çerçeve de yapılan çalışmalar, yeni nesil ultra yüksek performanslı betonu kapsayacak şekilde genişletilmiş ve reaktif pudra betonu (RPB) olarak adlandırılmıştır. RPB'ları yüksek mekanik dayanım ve durabilite özelliklerine sahiptir. RPB'u eşsiz karışım tasarımı, üretim teknikleri, yüksek oranda çimento kullanımı, silisli malzeme ikamesi, yüksek oranda yeni nesil su azaltıcı kimyasalların kullanımı ve su/bağlayıcı oranının düşürülmesi gibi özellikleri ile geleneksel betondan farklılıklar gösterir. Bu çalışmada; çimento yerine uçucu kül, doğal ince agrega yerine öğütülmüş pomza ikame edilmiş RPB'larının mekanik performansı üzerine silis dumanının etkisi araştırılmıştır. Çalışmada 10 farklı karışım tasarlanmış, uçucu kül %30, %40 and %50 oranlarında çimento yerine, öğütülmüş pomza ise %0, 10 ve %15 oranında ince agrega yerine kullanılmış, su/bağlayıcı ve süperakışkanlaştırıcı oranları sırasıyla 0,2 ve 0,03 oranlarında sabit tutulmuştur. Harç numuneler laboratuvar, su ve sıcak su kürü olmak üzere üç farklı ortamda bekletilmiş, numunelerin eğilme ve basınç dayanımları test edilmiştir. En düşük basınç dayanımı 97,88 MPa olarak su kürü uygulanan %0 PT ve %50 UK ikameli harçlarda, en yüksek basınç dayanımı da 123 MPa olarak sıcak su kürü uygulanan %10 PT ve %30 UK ikameli harçlarda elde edilmiştir. 28 günlük basınç dayanımları dikkate alınarak seçilen 8 harç numunesinin taramalı elektron mikroskobu yardımı ile mikro yapı analizleri yapılmıştır.