
1,803
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Üsküdar Şehit Ahmet Paşa Sıbyan Mektebi ve restorasyon çalışmaları
Üsküdar geçmişten günümüze önemli bir ticari merkezdir. Özelliklede 16.-17. yüzyılda bu durum en üst noktaya ulaşmış ve hanların, kervansarayların, limanların bol olduğu bir semt haline dönüşmüştür. 18. yüzyıla gelindiğinde Batılaşma ile birlikte semtin dokusunda değişimlerin başladığı, semt sakinlerinin sosyal durumunun değişim gösterdiği görülmüştür. Üsküdar'ın, yapı çeşitliliği ve mimari üslup farklıklarıyla Osmanlı mimarisinin yüzyıllık bir belgeseli gibi olduğu görülmektedir. Bu yapısal çeşitlik içerisinde Osmanlı döneminde yapılmış olan ve Üsküdar bölgesinde yer alan 71 adet sıbyan mektebi de bulunmaktadır. Mektepler Osmanlı mimarisinin kullanıcı esaslı uyguladığı bir mimari programa sahip, genellikle camilere yakın veya bir külliyenin parçası olarak ya da tek yapı olarak inşa edilmiş düşük bütçeli eğitim yapılarıdır. Tek yapı olarak mahalle arasında inşa edilen günümüze ulaşan mektep sayısı oldukça azdır. 18. Yüzyıl, akımlarından biri olan lale devri dönemine ait özgünlüğünü koruyan yapı sayısı oldukça azdır. Bu dönemi temsilen seçilen Şehit Ahmet Paşa Sıbyan Mektebinin restorasyon çalışmaları kapsamında çok yönlü inceleme ve değerlendirme imkânı oluşmuştur. Bu çalışma sekiz bölümdür. Birinci bölümde tezin amacı, ikinci bölümde mekteplerinin tarihçeleri, mekteplerinin dönemin sosyal yaşantısı içinde yeri ve önemleri, eğitim öğretimdeki etkinlikleri ve çevreleri ile olan uyumlarından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise tez konusu mekteple aynı dönemde yapılan mektepler listelenerek günümüze ulaşan Valide-i Cedid ve Ahmediye Külliyesi Mekteplerinin tez konusu mektep ile dönemsel analizleri yapılmıştır. Dördüncü bölümde restorasyon kavramı, ülkemizdeki tarihçesi, günümüzdeki mevzuatlar hakkında bilgi verilerek bir yapının onarımının aşamaları şemalar ile anlatılmıştır. Beşinci bölümde ise tez konusu mektebin tarihçesi, konumu, restitüsyona ışık tutacak bilgi-belgeler ve geçmişteki onarımları aktarılmıştır. Altı, Yedi ve Sekizinci Bölümlerde ise 2013 yılında yapılan uygulama, revizyona gidilmesi, yeniden projelendirme süreci, restitüsyon verileri, ilke kararları, müdahele biçimleri, yöntemleri ve restorasyonunda kullanılan teknolojiler incelenerek benzer özelliklere sahip diğer sıbyan mektepleri için de uygulanabilecek bir restorasyon uygulama modeli ortaya konulmuştur. Bunların sonucunda Sıbyan Mektebinin yeniden Kuran kursu olarak hizmete açılış süreçleri ile ilgili bilgiler de verilmiştir
Yapı bilgi modellemesinin (YBM) inşaat yönetimi açısından değerlendirilmesi
Yapı sektörü; malzeme, ürün sağlayıcı, milyonlarca müşteri, hizmet sağlayıcı, son kullanıcı gibi bölünmüş birçok paydaşa sahiptir. Eksiklik ve hataların yapı maliyetine etkisinin ilave %25-30 oranında olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla yapım işleri yatırımcı açısından değerlendirildiğinde, yapılan işten kâr etmek ve yapının amortisman süresinin kısa olması birinci öncelik haline gelmeye başlamıştır. Amortisman süresinin kısa olması da projelerin tutarlı çizilmesi, yapının zamanında bitmesi, iş kazası olmaması, malzeme siparişlerinin zamanında ve doğru miktarda verilmesi, imalatların hatasız yapılması, imalatlarda geri dönüş olmaması ve projesine uygun yapılar üretilmesi gibi temel etkenlere bağlıdır. Bu durumlar da mimar ve mühendisleri daha yenilikçi yöntemler ve teknolojiler geliştirmeye zorlamıştır. Gelinen son noktada Building Information Modeling (BIM) – Yapı Bilgi Modelleme (YBM) kavramı ön plana çıkmıştır. YBM, bir yapının tasarımdan, ömrünü tamamlayıp ortadan kaldırılmasına kadar olan tüm süreçleri içinde barındırmaktadır. Bu çalışmada yapım işlerinde ihaleden kesin kabule kadar olan süreçte inşaat yönetiminde YBM kullanılmamasının etkileri ele alınmıştır. Ana inceleme konusu olarak YBM kullanımının yapılarda zaman ve maliyete olan etkisi incelenmiştir. Çalışmada saha verileri derlenerek elde edilen bulgular ışığında sayısal rakamlara ulaşılarak sonuçlar elde edilmiştir. Altı saha çalışması örnek olarak incelenmiş olup her örnek için işin başından sonuna kadar elde olan somut veriler ışığında değerlendirmeler yapılmıştır. Bulgulara göre en çok hata yapılan alanlar, ihale dosyalarındaki metraj hataları, kübaj ve hafriyat hesabı hataları, malzeme siparişinde cins ve miktar hataları, mesleki disiplinler arası imalat çakışmaları hataları ve son olarak da hakedişlerde yapılan hatalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu alanlarda yapılabilecek olan YBM tabanlı iyileştirmeler, zaman olarak %7-15 arası, maliyet olarak %2-20 arası tasarruf sağlama imkânı ortaya çıkartılmıştır. YBM'le inşaatlarda oluşabilecek hatalar baştan tespit edilerek, kamu ve özel sektörde idare, yüklenici, işveren gibi farklı görevler üstlenen paydaşlara yarar sağlaması, hedeflenmiştir. Anahtar sözcükler: Çakışma analizi, Dijital dönüşüm, İnşaat yönetimi, Metraj, YBM
Suç ve mekân ilişkisinin araştırılması: Düzce örneği
Mimari tasarım, soyut düşünceden somut tasarıma ilerleyen karmaşık bir süreçtir. İnsanların maddi bir mekâna dair sezgisel ve soyut algılarını sağlam bir matematiksel yolla ortaya koyan kentsel araştırma paradigması olan mekân dizimi, mekânın sosyal özelliklerini nasıl temsil ettiğini araştırmaktadır. Morfolojik çalışmalarda, sezgisel açıklamalar yerine, insan yapımı çevreye ilişkin farklılıkların analizi, belirli mekânsal sistemin ilişkisel veya konfigürasyonel yapısının anlaşılmasını gerektirir. Mekân dizimi, bu mekânsal konfigürasyonları analiz etmek için geliştirilmiş bir yaklaşımdır. Mekân morfolojisi analizine odaklanan bu çalışma, "mekânsal suç" kavramını öne sürerek bu kavram ışığında mekânların kendi içinde, birbirleriyle ve insan davranışıyla olan ilişkilerini irdelemektedir. Suçun eşit olmayan mekânsal dağılımı, onu bu sosyolojik çerçeve içinde analiz için ideal bir aday yapar: suç evrenseldir, ancak mekânsal olarak yoğunlaşmıştır; herkesi hedef alır, ancak herkesi eşit olarak değil. Çalışma bu kapsamda, mekânların görünmeyen özelliklerini ortaya çıkararak kentsel doku içindeki rolünü sorgulamayı ve farklı mekânsal kurguların insan davranışı üzerindeki etkisi sonucunda suç ile ilişkisini tartışmayı hedeflemektedir. Çalışmanın araştırma yöntemi mekân dizimi analizlerine dayanmaktadır. Düzce ili merkez mahallelerini örnek alan ve kentsel çevre içinde sokak dokusuna odaklanan bu çalışma, mekân dizimi teorisi ve nicel analiz yöntemi yardımıyla mekânların kurgusal önemini ortaya koyarak ilgili öneriler sunmaktadır. Çalışma alanı olarak seçilen bölgede mekân dizimi analizleri kapsamında Depthmap yazılımına aktarılan verilerle bağlanabilirlik (connectivity), derinlik (mean depth), bütünleşme (integration), seçim (choice) ve kavranabilirlik (intelligibility) analizleri yapılmıştır. Ulaşılan değerler yardımıyla farklılaşan mekânsal ilişkiler tespit edilerek, mekân kurgusuna ve mekânın anlamına etkisi tartışılmıştır. Bununla birlikte kent morfolojisi analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde mekân morfolojisi kapsamında mekânsal kurgunun değişiminin mekânın kullanımı, anlamı ve kentsel ilişkiler bütünü içindeki konumuna nasıl etki ettiği; böylelikle suç potansiyeli ile ilişkisinin kuvvetli olduğu görülmüştür. Mekân dizimi yönteminin bilime dayalı bilgiyi tasarım sürecine aktararak bilim ve tasarım arasında bağlantı kurmayı başardığını ve tasarımcının tasarım önerilerini test ederken kullanabileceği grafiksel ve matematiksel veriler ürettiğini göstermiştir.
Acil durum kaçış güzergahı tasarımında aydınlatmanın önemi ve Halkalı kültürel tesis projesinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında acil durum kaçış güzergahı tasarımında aydınlatmanın önemi ele alınmıştır. Günümüzde artan nüfusla beraber ortaya çıkan yeni mekan arayışı, bir çok mekanın yeniden tasarlanmasına ve yeni mekanların oluşturulmasına sebep olmuştur. Bu mekanların oluşturulması birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Herhangi bir acil durum anında, kullanıcıların hızlı bir şekilde ve karmaşaya sebep olmadan kaçış güzergahına ulaşarak, güvenli bir şekilde mekanları tahliye edebileceği önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu çalışmada, acil durum kaçış planları ve bu planlar üzerinde tasarlanan aydınlatma sistemleri ve özellikleri hakkında bilgi verilmektedir. Kullanıcıların, kaçış güzergahlarını zamanında ve doğru bir şekilde fark ederek tahliye olabilmeleri için çeşitli açıklamalara yer verilmektedir. Bu kapsamda, hem aydınlatma hem de acil durum kaçış planı üzerine kavramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Çalışma konusu, genelden özele giden bir şekilde kapsamlı olarak ele alınarak çeşitli önerilere de yer verilmektedir. Halkalı Kültürel Tesis projesi üzerinden incelemeler yapılmıştır. Yapılan literatür araştırmaları sonucunda acil durum kaçış aydınlatması ile alakalı, her geçen gün yeni modeller ve tasarımlar geliştirildiği görülmektedir.
Kırsal konutların yapım teknikleri ve yapı malzemeleri açısından incelenmesi Zonguldak Alaplı örneği
Yerel yerleşime ait yapılar bulundukları bölgenin doğasını, kültürünü, sosyal yaşamını yansıtarak şekillenmektedirler. Kırsal yerleşimlerde var olan yerel yapı türleri, bölgesel koşullar doğrultusunda geliştirilen yöresel çözümler ile birlikte kendine özgün mimari kimlik kazanmaktadırlar. Kendine has özellikler barındıran yerel yapılar yapım teknikleri açısından da bölgesel farklılıklar gösterebilmektedirler. Kırsal kültürün birer yansıması olan konutlar, kültür mirası olarak yerel yapı kimliklerinin korunması açısından da önem arz etmektedir. Günümüz yaşam tarzı ve gelişen teknoloji ile birlikte "yerel" olana bağlılık yitirilmekte, yerel yapım teknikleri ve yerel malzemeler göz önünde bulundurulmadan yapılar üretilmektedir. Bu çalışmanın amacı; Batı Karadeniz bölgesinde giderek yok olan kırsal konut tiplerini ve yapım tekniklerini Zonguldak ili Alaplı ilçesi kırsalındaki konutlarla sınırlı olarak ortaya koymaktır. Bu çalışma ile mimari mirasımızın en önemli unsurlarından olan ve yok olmakla yüz yüze gelen geleneksel yapıların korunmasına yönelik farkındalık oluşturulması ve bu yapıların malzeme kullanımı ve yapım teknikleri açısından incelenerek belgelenmesi ve gelecek nesillere aktarımının sağlanması hedeflenmiştir. Bu amaçla daha önce herhangi bir çalışma yapılmamış Zonguldak ili Alaplı ilçesi kırsalındaki geleneksel konutlar çalışma alanı olarak belirlenmiş ve ilçeye ait 8 köyde bulunan 20 konut üzerinde inceleme yapılmıştır.
Tarihi kentlerde yürünebilirlik olgusunun kentleşme süreci içinde değerlendirilmesi: Mardin örneği
Kentlerin fiziksel yapılarındaki değişim ve bu değişimin kent formuna yansıması uzun bir zaman sürecinde meydana gelmektedir. Tarihi kentler ve onların çeperinde oluşan yeni yerleşim alanları araştırmacılara, mekânsal ve işlevsel değişimler ile ilgili karşılaştırma yaparak yeni oluşan kentsel dokunun birçok yönden incelenmesini sağlamaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, tarihi çevredeki kentleşme süreci ile değişen kent dokusunun 'yürünebilirlik ' olgusu ile ilişkisini ortaya koymaktır. Kentin zaman içinde geçirdiği evreleri katmanlar halinde sokaklar aracılığı ile deneyimlemek mümkün olmaktadır. Sokak örüntüleri, ulaşılabilirlik, geçirgenlik, rekreasyonel imkânlar, sokak görünümü (streetscape), sosyal yaşam kent dokusunun değişimi ile paralel olarak dönüşmektedir. Bu tez kapsamında Mardin'in tarihi kent okumasında bu etmenler 'yürünebilirlik' başlığı altında ele alınarak, yerleşim dokusunun değişimi analiz edilmiştir. Çalışma alanı olarak Eski-Mardin'de Şar Mahallesi, yeni-şehirde ise Yenişehir Mahallesi seçilmiştir. Çalışmanın metodolojisini çalışma alanlarına ait haritalama, alanda yapılan kişisel gözlem, space syntax (mekân dizimi analizi), morfolojik analizler, kesit okuma tekniklerine dayalı analiz ve değerlendirmeler oluşturmaktadır. Elde edilen veriler ışığında Mardin içerisindeki tarihi kentsel doku ile günümüz kent dokusunun yürünebilirlik potansiyelleri ve yürümeyi destekleyen yapıları ortaya çıkarılmıştır. Sonuç olarak kentsel mekanların daha çok eski-Mardin'de kullanıldığı gözlemlenmiş ve yürünebilirlik bağlamında yapılı çevrenin kullanımını en çok etkileyen kriter ulaşılabilirlik ve ardından ölçek olarak analiz edilmiştir. Bu çalışma ile Mardin'in daha yürünebilir ve yaşam kalitesi yüksek bir kent olabilmesi için gerekli koşulların sağlanması hedeflenmektedir.
Geleneksel konutların onarımı ve yeniden kullanılması aşamasında malzeme analizinin önemi: Düzce-Konuralp örneği
Artan üretim olanakları, beraberinde getirdiği yapılaşma hızı, kentsel ve kırsal mimarinin sınırlarının iç içe geçmiş olması sebebiyle Anadolu'nun dört bir yanında farklı özellikleriyle karşımıza çıkan geleneksel konutlarımız, kültürel miras aktarımı ve mevcudiyetlerini sağlıklı bir şekilde sürdürme konusunda sıkıntılar ile karşı karşıya kalmıştır. Geleneksel yapılarda oluşan hasarları gidermek için, onarım ve iyileştirme süreçlerinde alınan bazı yanlış kararlar ve hatalı uygulamalar, yapıların sağlıklı bir şekilde hayatta kalmalarından ziyade, onarımda kullanılan malzemeler ile birlikte yapıya daha çok zarar vermektedir. Bu çalışma ile özgün yapısal özelliklerini koruyarak günümüze ulaşmış olan Düzce ili, Konuralp mahallesinde geleneksel konut dokusu özelliklerini yansıtan iki adet tescilli yapıdan tuğla, harç, sıva ve ahşap örnekleri alınarak, alınan malzemelerin fiziksel, kimyasal, mekanik ve petrografik analizleri yapılmıştır. Bu analizler doğrultusunda, geleneksel yapıların onarım ve yeniden kullanım süreçlerinde seçilecek malzeme özelliklerine dair bilimsel bir taban oluşturulmuş, Konuralp geleneksel yapılarına özgü malzemelerin analizlerine yönelik öneriler getirilmiştir.
Kovid-19 sonrası alışveriş merkezi tasarımlarına ilişkin tipo-morfolojik bir yaklaşım önerisi: Samsun örneği
Tipo-morfolojik dönüşümden referans alarak tasarımın yönlendirilmesi, literatürde son zamanlarda gündeme gelmesine rağmen, teorik alt yapıyla uygulamanın bir araya getirilmesi çoğunlukla zor bulunmakta, bu nedenle ilgili denemelerin yapılması tavsiye edilmektedir. Kentleşme tarihine bakıldığında, tipolojik ve morfolojik dönüşümleri etkileyen faktörlerden biri de salgınlar olmuştur. Salgınlar, yapılı çevrenin adaptasyon sürecini etkilemiş, özellikle konutlarla kamusal alanlar bu etkiden en çok etkilenenler arasında yer almıştır. 21.yy'a damgasını vuran Kovid-19 salgını da benzer tartışmaları yakın geçmişte karşımıza çıkarmıştır. Bu sebeple, bu tez de tipo-morfolojik dönüşüm yaklaşımını tasarım aracı olarak referans alarak, özellikle Kovid-19 salgını sürecinde kullanıcı deneyimleri üzerinden, bu dönemde kullanımı uzun süreler kısıtlanmış alışveriş merkezlerinin (AVM) gelecekteki tasarım ilkelerine ilişkin bir değerlendirme yapmayı hedeflemektedir. Çalışma alanı olarak, Karadeniz Bölgesi'nin en gelişmiş şehri Samsun seçilmiştir. Samsun'un sosyo-kültürel zenginliği ve çeşitli AVM tipolojilerine sahip ve bu AVM'lerin tipolojik süreçte kronolojik olarak farklı tipleri sembolize edebilecek olmaları bu çalışma için ideal durum yaratmaktadır. Bu tiplerden, dönüşümü simgeleyen beş farklı AVM çevreleriyle birlikte örneklem olarak seçilmiştir. Analizler üç aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama, bölgelerin tipo-morfolojik dönem 2007, 2011 ve 2023 yılları dönüşümde öne çıkan anahtar dönemler incelemesidir. Seçilen AVM'ler de bu dönemleri temsilen seçilmiş, tipo-morfolojik dönüşümleri, çevreleyen parseller ve araç yol ağları ilişkileri üzerinden incelenmiştir. İkinci aşama da ise kullanıcı deneyimleri üzerinden Kovid-19 öncesi ve sonrasına ilişkin anket çalışması ve Kovid-19 salgın haritalarının çakıştırılmalı analizidir. Kovid-19 salgını sonrası AVM kullanıcı deneyimlerine göre tercih edilme oranları açık ve yarı açık alanları fazla olan AVM'ler daha çok tercih edilirken, tipo-morfolojik dönüşümden referansla bu beklentilere paralel tasarım önerileri geliştirilebilir sonucuna varılmıştır. Kovid-19 salgının AVM ve yakın çevreleri üzerinde etkili olduğu kullanıcı deneyim ve tercihlerini etkilediği ve bu sebeple gelecek tasarımlarda bu etkilerin göz önünde bulundurulması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Genel sonuçları itibariyle bu tez tipo-morfolojik yaklaşımlar ile salgın vb. durumlarda mekân örgütlenmelerindeki ve çevresel planlamalardaki değişimlerin zorunluluğu vurgulamaktadır.
Kentsel mekânlarda bilgi ve veri toplama yöntemi olarak haritalama: Kuğulu Park örneği
Haritalar insanların yer, mekân, kültür ve nesne kavramları ile ilişkisinin tanımlandığı, ifade ve iletişim araçlarıdır. Herhangi bir bilginin-verinin mekân üzerindeki dağılımını gösteren şema olarak da tanımlanmaktadır. Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere nesnelerini mekân ile kurgulamaları haritaların en önemli özelliklerinden biridir. Haritalama ise yaratıcısının algılarını yansıtan, hayal ile gerçeği bir arada barındıran, sanat, edebiyat ve bilim dâhil olmak üzere birçok alanda kullanılan bir bilgi ve veri yorumlama aracıdır. Günümüzde teknoloji büyük bir veri birikiminin oluşmasına neden olmaktadır. Bu verinin görselleştirilmesi, planlama ve tasarım için kullanılabilir hale getirilmesi, aktarılması önemli hale gelmiştir. Bu nedenle veri toplama ve yorumlama aracı olarak haritalama, planlama ve tasarım disiplinleri açısından önemli bir araç olarak görülmektedir. Mimarlıkta haritalama özellikle yapılı çevreden verilerin toplanması, yorumlanması ve kentsel tasarımda yer-kullanıcı ilişkilerinin daha iyi kavranması amacı ile kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; kentsel mekânları sosyal etkileşimlerle birlikte incelemek ve mimarlıkta haritalamanın önemini vurgulamaktır. Bu araştırma literatür çalışması ve alan çalışmaları olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Çalışmanın kavramsal temelini oluşturan kent, kentsel mekân ve haritalama ile ilgili literatür çalışması yapılmıştır. Elde edilen bilgiler ile alan çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, seçilen belirli bir alandan toplanan bilgi ve verilerin farklı haritalama yöntemleri kullanılarak analiz edilmesi ve bu analizlerin görselleştirilmesi hedeflenmiştir. Araştırma boyunca harita analizleri, kelime bulutu, bilişsel, aktivite ve yaratıcı haritalama gibi farklı haritalama çeşitleri ve teknikleri uygulanmıştır. Ankara'nın Çankaya ilçesinde bulunan Kuğulu Park'ta aktivite haritalaması yapılmıştır. Bu yöntemin kullanılmasının amacı, kamusal alanlardaki toplanan verilerin incelenmesi, yorumlanması ve kentsel tasarımda yer-kullanıcı ilişkilerini daha iyi kavranmasını sağlamaktır. Kullanılacak haritalama yöntemleri, kentsel mekânların doğal ve dinamik süreçlerini aktarmamıza olanak sağlayacaktır. Bu çalışma; kentsel mekânların incelenmesine alternatif üreterek, mekânsal kademelenmede kamusal alanların konumunu ve haritalamanın mimariye katkısını vurgulayacaktır.
Mimari tasarım sürecinde üretken sistemlerin yeri ve L tipi mutfak tasarımında üretken sistem kullanımı
Bilgisayar teknolojilerindeki gelişim, otomatik/yapay zeka olgusunun birçok alana entegre olmasına yol açmıştır. Giderek yaygınlaşan bir kullanıma sahip olan bu teknoloji, mimarlık sektöründe de kendine yer bulmuştur. Otomatik/yapay zekanın tasarım süreçlerine dahil olmasıyla birlikte farklı biçimlendirme yaklaşımları oluşturulmuştur. Üretken tasarım sistemleri olarak karşımıza çıkan bu yaklaşımlar, bulut ve yapay zeka tabanlı bir sistem kullanarak aynı ürüne veya aynı mekana dair pek çok tasarım seçeneği sunmaktadır. Parametre ve kısıtlamalardan oluşan kural setlerine bağlı olarak çalışan üretken tasarım sistemleri, tasarımın istenilen sınırlar içerisinde oluşturulmasını sağlayabilirken; parametre ve kısıtlama sayısının az tutulmasıyla da tasarım evreninin genişletilebilmektedir. Bu sayede tasarım seçeneklerinde çeşitlilik sağlanarak beğeni ve memnuniyet seviyesi artırılabilmektedir. Günümüzde Bilgisayar Destekli Tasarım (CAD) ve Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) tabanlı bir çok programa dahil olan ve daha fazla kullanıcının erişebilir hale geldiği üretken tasarım sistemleri, iç mekan tasarım süreçlerinde de kullanılmaya başlamıştır. Bu sayede mimar, iç mimar ve tasarımcılar zaman ve hız kazanırken uygulama ve üretim süreçlerinde karşılaşılabilecek sorunlar nedeniyle yaşanabilecek zaman, maliyet ve hammadde israfının en aza inmesi sağlanmaktadır. Bu tez çalışmasında da bir konuttaki en önemli alanlardan biri olarak kabul edilen ve gün içerisinde yoğun bir kullanıma sahip olan mutfak mekanı ele alınmıştır. Bu bağlamda üretken tasarım sistemi kullanarak L tipi mutfak alternatiflerinin üretilmesi ve üretilen alernatiflerin mevcut mutfak tasarım kurallarına uygunluk, işlevsellik ve ergonomi kriterleri açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Alan çalışması için üretken sistem yazılımı kullanan ve yerli bir program olan ADeko tercih edilmiştir. İki farklı kural seti uygulanarak toplamda 24 adet L tipi mutfak alternatifi üretilmiş ve her bir alternatifin değerlendirme kriterlerini sağlamadaki başarı oranı tespit edilmiştir. Tez çalışması sonucunda kısıtlayıcı parametrelerin uygulandığı birincil tasarım üretimindeki ortalama başarı oranının % 63,88; kısıtlayıcı parametrelerin kaldırıldığı ikincil tasarım üretimindeki ortalama başarı oranının ise % 62,21 olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte 24 alternatif içindeki en düşük başarı oranının % 46,66; en yüksek başarı oranının ise % 80 olduğu tespit edilmiştir. Buna bağlı olarak kullanılan otomatik/yapay zekanın beklentiye göre memnuniyet derecesi ve hızı açısından beğeni sağladığı ancak yine de insan öngörüsüne ve müdahalesine ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Mimari tasarım, Mutfak tasarımı, Üretken sistem, Üretken tasarım, Yapay zeka
Building information modelling integrated energy simulation tools in green campus initiatives: Düzce University Campus
Todays, increasing environmental problems have increased concerns about sustainability and created a new agenda for economic development discussions. The solution put forward in this framework has been the concept of "Sustainable Development", which can be summarized as ensuring the transfer of natural resources to future generations without being completely consumed. The definition of sustainable development, which has a wide scope in environmental, economic and social areas, in small city scale university campuses has been the concept of "Green Campus". In this context, the "UI GreenMetric Index", which determines the evaluation measure for green campus applications, was developed by the Universitas Indonesia (UI) in 2010. The main purpose of this study is to create suggestions for making the Duzce University Campus more sustainable within the framework of UI GreenMetric, and to examine the use of BIM data-based energy simulation tools in green campus initiatives. In the study, green campuses with degrees in the UI GreenMetric Index were examined in line with each category for suggestions to be made for Duzce University Campus.In addition, the Duzce University Campus building, which was designed as a smart building, in line with the energy and climate change category in the UI GreenMetric Index, fieldwork was conducted on CO2 emissions, which form the basis of energy consumption, greenhouse gas emissions, renewable energy sources, smart building and green building applications by using BIM data-based Ecodesigner Star energy simulation tool. The field study investigated the effect of the exterior cladding material used in the campus building on CO2 emission. As a result of the study, suggestions were made within the framework of the setting and infrastructure, energy and climate, waste management, water management, transportation and education categories in line with the sample campuses examined. In addition, in the field study conducted for the energy and climate category, it was observed that with the mineral wool insulation exterior cladding, the heating and cooling energy of the building has dropped, and CO2 emissions decreased by 3% with the amount of 17,854 kg/a that's why cost savings of approximately 100,000 TRY/a was achieved as an annual in 2023. For this reason, the study is important in terms of making the Duzce University campus a greener campus within the scope of the UI GreenMetric Index, in addition sets an example for the process of making the campuses more sustainable.
Kırsal yerleşimlerdeki geleneksel konutların farklı etnik gruplar bağlamında incelenmesi: Düzce örneği
Düzce ilinde kırsal yerleşimlerdeki geleneksel konut mimarisi çalışmalarının sınırlı olduğu görülmektedir. Günümüzde değişen yaşam koşulları, ekonomik ve teknolojik sebeplerden geleneksel yöntemlerle yapılan yapılar azalmakta ve var olan yapılarda terk edilerek kırsal mimari hızla yok olmaktadır. Düzce ili bir çok farklı etnik grubun bir arada yaşadığı bir ildir. Bu farklılar nedeniyle kırsal yerleşim yerlerinde, farklı konut örnekleri karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma bağlamında belirlenen etnik grupların geleneksel konut mimarisindeki farklılıklar analiz edilmiştir. Böylelikle, bu çalışma ile kırsal mimari ile ilgili ileride yapılacak olan araştırmalara örnek olması ve gelecek nesillere kaybolmakta olan geleneksel konut mimarisi hakkında kaynak bırakmak amaçlanmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, tezin amacı, kapsamı ve sınırlılıkları, yöntemi ve konu ile ilgili kaynak araştırmalarından bahsedilmiştir. İkinci bölümde; Düzce ili hakkında tarihi, demografik yapısı, coğrafi yapısı ve geleneksel konut mimarisi bakımdan incelenmiştir. Üçüncü bölümde, seçilen dört farklı etnik grup olan Manav, Laz, Abhaza, Hemşin kültürlerinin baskın olduğu köyler hakkında genel bilgiler verilmiştir. Tez kapsamında belirlenen arazi çalışmaları ve fotoğraflandırmalar yapılmıştır. Dört farklı köy için beş adet geleneksel konut seçilerek envanter yöntemiyle kategori ve analiz edilmiştir. Dördüncü bölümde, farklı etnik gruplar hakkında elde edilen bilgiler tablolar halinde analiz edilmiş ve geleneksel konutların karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Beşinci bölümde, Düzce ilinin sahip olduğu kültürel çeşitlilik ve mimari değerleri korunarak gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak için geleneksel konut mimarisinin korunmasına yönelik değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur.
Samsun ili Havza ilçesi geleneksel konutlarının yapım tekniklerinin incelenmesi
Samsun ili Havza ilçesine bağlı yerleşimlerinde kültürel, sosyoekonomik ve mimari dokusu, günümüze kadar varlığını sürdürebilmiş ender yerleşimlerdendir. Bu yerleşim yerindeki mevcut özellikler, kültürel miras niteliği taşımakta ve mirasın gelecek nesillere ışık tutması gerektiği düşünülmektedir. Bu amaçla bu yerleşim sınırlarında yer alan, yapım tekniği ve malzeme kullanımı açısından özgün örnekler barındıran; Bahçelievler, Ilıca, Çakıralan, Cevizlik, Mürsel, Mesudiye, İmircik ve Paşapınarı mahallelerinden her mahalleden 5 adet geleneksel konut seçilerek toplam 40 adet konut incelenmiştir. Yakın tarihte inşa edilen betonarme yapılar tez çalışmasında kapsam dışı bırakılmıştır. Yerleşim yerleri ile ilgili fiziksel değerlendirmeler, yerinde inceleme ve fotoğraflamalar sonucu elde edilen veriler üzerinden değerlendirilmiştir. Geleneksel konutların, yapım tekniği ve malzeme, srüktürel durum, kapı, pencere, çatı ve kat adedi analizleri ile çözümlemesi yapılmıştır. Geleneksel yapım teknikleri ile yapılan Bahçelievler Mahallesi'ndeki Ali Osman Ağa Konağı'nın korunarak bu tekniklerin gelecek nesillerin de görebilmesi için söz konusu yapının ayakta kalması sağlanabilmelidir. Çalışma sonucunda; yerleşimlerde mevcut mimari doku korunarak ve geleneksel yapım teknikleri ile mevcut şartların iyileştirilmesi ortaya konmuştur. Ayrıca yaşam kalitesi arttırılarak sosyal ve fiziksel mekanın özgün kalitesi arttırılarak sosyal ve fiziksel mekanın özgün kalitesinin korunmasının sağlanması ve mevcut potansiyellere ve sorunlara koruma ilke kararları doğrultusunda uygulanabilir çözümler getirilmesinin gerekliliği ifade edilmiştir.
Akyazı ilçe merkezinin kentsel dönüşüm bağlamında yapılar açısından afet riskinin incelenmesi
Akyazı ilçe merkezinin kentsel dönüşüm bağlamında yapılar açısından, afet riskinin belirlenmesi konulu bu çalışmada; Akyazı ilçe merkezinde eski yerleşim yeri olarak ifade edilen ve deprem öncesi yapıların yoğun bulunduğu Ömercikler Mahallesinde yapılması muhtemel kentsel dönüşüm çalışmalarına referans olması açısından söz konusu alanda bulunan yapıların bir kısmı afet riski bakımından incelenmiştir. Bu kapsamda yapılacak inceleme için öncelikle sokak taraması yöntemi ile mevcut yapıların afet açısından risk durumları belirlenmiş, yapıların risk durumları öncelik durumlarına göre P25 Metodu ile puanlandırılarak sınıflandırılmıştır. Bu aşamadan sonra riskli olarak tespit edilen yapılardan ruhsatlı olanları, ruhsat eki mimari ve statik projeleri üzerinden ikinci safha incelemeler yapılarak söz konusu yapıların afet risk durumları detaylı olarak incelenmiştir. Her iki aşamada elde edilen sonuçlar sayısallaştırılmış ve riskli yapılar için sınıflandırmalar elde edildiğinden Akyazı ilçe merkezindeki mevcut yapıların afet risk durumlarının tespit edilmesine ve kentsel dönüşüm süreci açısından değerlendirilmesine imkân sağlanmıştır. Bu çalışmalardan sonra ilgili yerel yönetimlerle gerekli girişimler yapılarak ihtiyaç duyulacak diğer mahalleler ya da alanlar için de söz konusu çalışmalar yapılabilecektir. Elde edilen tüm sonuçlar Sakarya Büyükşehir Belediyesi, Akyazı Belediyesi, Akyazı Kaymakamlığı vb. kurum ve kuruluşlar ile paylaşılarak elde edilen bilgilerin toplum faydasına kullanılmasına imkân sağlanmış olacaktır.
Mimari çizim ölçütlerinin yapay zekayla kontrolü
Günümüzde, mimarlık ve yapay zekâ arasındaki ilişki büyük bir dönüşüm geçirmektedir. Yapay zekâ teknolojisi, mimarlık alanında tasarım, inşaat ve sürdürülebilirlik gibi birçok yönü etkilemektedir. Bu ilişki, yapay zekânın mimarlık alanında nasıl kullanıldığını ve bu kullanımın sektöre getirdiği avantajları ele almaktadır. Özellikle mimari konut planlarının tasarım aşamalarında, yapay zekâ ile olan ilişki giderek daha fazla önem kazanmıştır. Mimari tasarım, sadece estetik değil, aynı zamanda işlevsellik, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik gibi faktörleri içermektedir. Yapay zekâ, bu alanlarda önemli avantajlar sunmaktadır. Tasarım optimizasyonu, kişiselleştirme, hız ve verimlilik, enerji verimliliği, topluluk ve mekân planlaması, yapısal dayanıklılık, maliyet analizi ve veri analizi gibi konularda yapay zekâ kullanılabilir. Yapay zekâ, tasarım süreçlerini optimize etmek ve en verimli planları önermek konusunda büyük bir potansiyele sahiptir. Ayrıca, müşteri tercihlerine özel planlar sunabilirken, mimari çizim süreçlerini hızlandırarak ve enerji verimliliğini artırabilir. Yapay zekâ aynı zamanda yapısal dayanıklılık, malzeme seçimi ve inşaat maliyetleri gibi unsurlarda analizler yapabilir. Bu tez çalışması, mimari konut planı görüntülerinin ön proje çizim standartlarına uygunluğunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu değerlendirme, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin temel prensiplerinden kaynaklanan mimarlık çalışmalarında minimum gereksinimleri belirleyerek yapılmıştır. Çalışmada, Düzce Üniversitesi, Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi – Mimarlık Bölümü öğrencilerininin proje çizimlerinden elde edilen 171 eğitim ve 26 test verisi kullanılmıştır kullanılmıştır. Bu çalışma, DNN ve Resnet-50 modelleri kullanılarak geliştirilen yapay zekâ teknolojisi ile konut proje planlarının ön proje aşamasındaki çizim standartlarına uygunluğunu değerlendirmiştir. Mimari Proje Çizim ve Sunuş Standartları'ndan belirlenen ölçütlerin, bakış yönü, ölçülendirme, mahal ismi ve m², modül ve inşai akslar, tefrişler gibi alanlarda çizim standartlarına uygunluğu analiz edilmiştir.Çalışmanın sonuçları, yapay zekânın genel olarak birçok ölçütte başarılı olduğunu göstermektedir. Ancak bakış yönü ölçütünde ise belirgin eksiklikler tespit edilmiştir. Bu eksiklikler, projenin geliştirme aşamasında yapay zekânın performansının dikkatlice incelenmesini gerektirmektedir. Çalışmanın amaçalrı arasında mimarlık eğitiminde yapay zeka araçlarının kullanımının önemi vurgulanmakta ve bu araçların öğrencilerin sektörel yeniliklere adapte olmalarına ve tasarım verimliliğini artırmalarına nasıl yardımcı olabileceği üzerinde durulmuştur. Belediyelerin yapay zeka destekli kontrol sistemlerini kullanarak denetim süreçlerini daha etkin ve objektif hale getirme potansiyeli de ele alınmaktadır. Yapay zeka destekli kontrol sistemlerinin kullanımının avantajları üzerine bir akademik bakış sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Sözcükler:Mimari Tasarım, Çizim Standartları Kontrolü, Yapay Zekâ, Yapay Sinir Ağları.
Tarihi yapıların yeniden kullanımı ve işlevlendirilmesinin mekansal algıya etkisi, Gaziantep örneği
Mekan kullanıcıyla algı yoluyla iletişime geçmekte ve sürekli etkileşim içindedir. Biri veya her ikisi de zaman içinde değişim gösterebilmektedir. Tarihi yapılar da zamanla beraber işlev geçersizliği veya yetersizliği gibi çeşitli nedenlerle kullanılmamaya başlar. Bu durumda yapılara özgün karakterini koruyarak yeni işlev verilmelidir. Tez çalışmasında, yeni işlev verilen tarihi yapılarda kullanıcının mekanlarla kavramsal, fiziksel, psikolojik ve algısal boyutta ne şekilde iletişim kurduğu araştırılmış, mekanların yeni işleviyle mekânsal algıyı nasıl etkilediği tartışılmıştır. Mekânsal algıyı oluşturan etkenler, çalışma alanı olarak belirlenen işlev dönüşümü yapılmış Gaziantep'teki iki han yapısı olan "Bayazhan" ve "Hışvahan" üzerinden incelenmiştir. Yapıldığı dönem ticaret ve konaklama amaçlı kullanılan bu yapılar yeni işlevinde çeşitli fonksiyonları içeren kullanımlara dönüştürülmüştür. Verilen aynı işlevler farklı veya benzer mekân özellikleri üzerinden fotoğraflarla desteklenerek kişisel gözlemlerle karşılaştırmalı olarak iki yapı için incelenmiştir. Bununla beraber mekânsal algıyı çeşitli kullanıcılar için belirlemeye yönelik anket çalışması yapılarak farklı iki yöntemle bulgular analiz edilmiştir. Gözlemler ve anket sonucunda yeni işlevle kullanılan bu iki tarihi yapı için mekansal algıyı etkileyen olumlu ve olumsuz yönler tartışılmış, yapılabilecek geliştirmeler konusunda önerilerde bulunulmuştur.
Sermimar sinan ve dayanıklı yapı tasarımı
Sermimar Sinan, 99 yıl yaşamıştır. Ömrünün ilk yarısını yeniçeri ocağında farklı kademelerde geçirmiştir. Bu dönemde asker olarak katıldığı seferlerde, gittiği yerlerdeki yapıları gözlemlemiş, öğrendiği bilgilerle kendine has yöntemler geliştirmiş, idarecilerin ve padişahların ilgisini çekmiştir. Başarılarından dolayı Ser Mimaran-ı Hassa yani saray mimarlarının başı ünvanına yükseltilmiş, ömrünün kalan yarısını bu ünvanla devlete hizmet ederek geçirmiştir. Osmanlı Devleti'nin egemen olduğu topraklarda çok sayıda eser bırakmıştır. Yapılarında depremlere karşı dayanıklı tasarımlar, özel harçlar, kendine has hesaplama yöntemleri, akustik kubbe tasarımları gibi sayılamayacak pek çok yeniliğe öncülük etmiştir. Osmanlı Mimarîsi'ni gelebileceği en üst seviyeye taşımıştır. Ancak Mimar Sinan'ın başarılarla dolu yaşamının ürünü olan uzun ömürlü eserler, yapım teknikleri ve yöntemleri ne Türkiye'de ne de Dünya'da yeterince bilinmemektedir. Çalışmada, literatür taraması sonucunda elde edilmiş olan bilgiler, 2018 Deprem Yönetmeliği'nin ilgili maddeleri ile karşılaştırılacak, zamana meydan okuyan Sinan yapılarının arkasında yatan nedenler ortaya çıkarılması ve ilgili araştırmacıların kulanımına sunulması hedeflenmektedir. Anahtar Sözcükler: Sermimar Sinan, Mimar Sinan, Dayanıklı yapı tasarımı.
Mimaride gestalt kuramı ve görsel algı etkisi: Düzce / İstanbul caddesi yapı cephelerinin analizi
Mimarlık eğitiminin ilk yılında verilen temel tasarım dersi, görsel algının ve görsel ifadenin geliştirilmesine yönelik uygulamalar ile bir imgenin görselleştirilebilmesi için gerekli göz, zihin, koordinasyon sağlama, anlama ve sezme becerilerine katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda, tasarıma dair temel bilgilerin öğretildiği özgün içeriği ile mimarlık eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Temel tasarım dersinin içeriğini oluşturan, etkili ve verimli kompozisyon oluşturmak için kullanılan tasarım öğeleri ve ilkeleri de Gestalt Kuramı'na dayanmaktadır. Bu kuramın çevremizi nasıl algıladığımız ile ilgili önermelerine dayanan tasarım ilkeleri ve estetik anlayışı bu çalışma kapsamında, tasarım eğitimi almış ve tasarım eğitimi almamış bireyler arasındaki algı farklılığını tespit etmek amacıyla mimarlık eğitimi alan öğrenciler, mimarlar ve diğer meslek grupları üzerinden araştırılmıştır. Bu amaçla yapı cephelerinin görselleri kullanılarak hazırlanan bir anket çalışması ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın kavramsal çerçevesini algı, görsel algı ve Gestalt algı kuramı oluşturmuştur. Çalışmanın yöntemi, literatür taraması ve anket çalışmasıdır. Araştırma alanı olarak seçilen Düzce kentinin en yoğun kullanımına ve potansiyeline sahip caddelerinden biri olan, bünyesinde birçok kamu yapılarını, işyerlerini, sosyal donatım alanlarını, kent meydanlarını ve rekreasyon alanlarını içinde barındıran İstanbul Caddesi'ndeki yapı cepheleri seçilmiştir. Anket çalışmasının evrenini (örneklem grubunu) mimarlık öğrencileri, mimarlar ve farklı meslek grupları oluşturmuştur. Anket uygulaması kapsamında sekiz farklı sıfat ikilisi olacak şekilde yedi dereceli "anlamsal farklılaşma ölçeği" kullanılmıştır. Anket uygulamasında, bireylerin belirlenen yapı cepheleri ile ilgili görsel anlamda, yapıların ve cephelerinin kendilerinde hissettirdiği etkiyi seçilen sıfat çiftleri dâhilinde değerlendirmeleri istenmiştir. Bu sayede yapı cephelerinde hangi sıfat ikililerinin ne ölçüde etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen anket verilerine istatiksel analizler uygulanmış ve bulgular ortaya konulmuştur. Çalışmada istatiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) yazılımı kullanılmıştır. Son olarak, çalışmanın amacı doğrultusunda tasarım eğitimi almış ve tasarım eğitimi almamış bireyler arasında anlamlı farklılık gösteren yapı cepheleri, Gestalt Kuramı ilkeleri çerçevesinde incelenmiştir. Bu sayede cephe algısı üzerinden mimarlık eğitiminin görsel algı özelinde farklılaşması ölçülmüştür. Elde edilen tüm bulgular literatür kapsamında tartışılmış olup sonuç ve öneri bölümü oluşturulmuştur.
İşitsel ve görsel konforun değerlendirilmesi üzerine bir araştırma: batı karadeniz'de özel eğitim anaokulu örneği
Sanayileşme ile insanlar zamanlarının büyük bir kısmını kapalı mekânlarda geçirmekte, sağlık sorunları olan bireylerde bu süre daha da artmaktadır. Bu durum dikkate alındığında, iç ortam değişkenlerinin toplum sağlığı üzerindeki etkisi öne çıkmaktadır. Çocuklar okul öncesi eğitimden itibaren zamanlarının çoğunu eğitim aldıkları kurumda geçirirler. Okul öncesi eğitimde sosyal çevre kadar fiziksel çevrenin de önemli olduğu göz önünde bulundurulunca eğitim yapısının mimari niteliği önem kazanmaktadır. Erken çocukluk özel eğitim disiplini dinamik ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için bilimsel araştırmalar açısından yeni bir alandır. Özel gereksinimi çocuklara yaşamlarının erken döneminde müdahale etmenin yaşamsal bir öneme sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda alanın nitelikli hale getirilmesinin önemi de ortaya çıkmaktadır. Eğitim yapı tasarımında özel eğitim gerektiren çocukların nörotipik bireylerden fiziksel açıdan farklılıkları dikkate alınmaktadır fakat duyusal açıdan hassasiyetleri ihmal edilmektedir. Çalışma kapsamı iç mekân konfor parametreleri olarak belirlenmiş, görsel konfor (aydınlatma) ve işitsel konfor (gürültü kontrolü) parametreleri seçilerek konu sınırlandırılmıştır. Çalışmada ilk olarak özel eğitim gerektiren çocuk ve özel eğitim yapıları araştırılarak çalışma alanı ve grubunun önemi belirtilmiştir. Ardından belirlenen bir özel eğitim yapısında iki adet derslikte sınıf içi aydınlık seviye düzeyleri ve özel eğitim yapısı çevresinde gürültü ölçümleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda seçilen iki sınıftan birinde aydınlık düzeyinin standart değerinin üstünde, diğerinde ise standart değerinin altında olduğu belirlenmiştir. Yapılan çevresel gürültü ölçümü ile işitsel ve işitsel olmayan sağlık sorunlarına yol açabilecek ses seviyesi düzeyleri tespit edilmiştir.
Kent çeperindeki kırsal alanın dönüşümü ve kentsel morfolojik özellikleri: Düzce Şıralık örneği
Tarih boyunca insanlar farklı gerekçelere doğa olayları, savaşlar, ekonomik, siyasal vb. bağlı olarak mekânsal hareketlilik içerisinde olmuşlardır. Bu hareketlilik insanlar üzerinde olduğu kadar yerleşim yerlerinin mekânsal ve toplumsal yapısı üzerinde de etkili olmuştur. Son yıllarda ülkemizde yaşanan deprem afetlerinin ve pandemi sürecinin beraberinde getirdiği fiziksel mesafeden kaynaklı dönüşüm, yapılı çevrenin fiziksel dokusunu da etkilemiştir. Deprem etkisi ile yatay mimari taleplerinin yanı sıra pandemi etkisi ile de açık ve yeşil alanlara erişimin, yaşam için ne derece kritik bir öneme sahip olduğu anlaşılmıştır. Kentin gelişme yönü doğrultusunda konumlanan kırsal nitelikli yerleşimler "potansiyel kentsel arsalar" olarak değerlendirilebilen alanlardır. Bu sebeplerle kent merkezine yakın daha güvenlikli ve yeşil ile iç içe olan açık alanlara olan istek ile bu bölgelere olan konut taleplerinin artmasına neden olmaktadır. Artan talepler sonucunda kırsal alanlarda tarım dışı nüfus ve yapılaşma artmaktadır. Yapılaşma baskısıyla birlikte kentleşmeye başlayan kırsal alanlarda yerleşim morfolojisi de dönüşmeye başlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, mahalle statüsü kazanmadan önce kırsal niteliğe sahip olan ve kent çeperinde bulunan Şıralık yerleşiminin deprem ve pandemi etkisi ile değişim sürecini açıklamaktır. Kırsal alan olan bu yerleşimin kent merkezine dahil olmaya başlaması ile birlikte etrafı hızlı bir yapılaşma sürecine girmiştir. Kent çeperindeki bu yerleşimde meydana gelen değişimi, kırsalın morfolojik yapısında oluşan etkileri ortaya koymak, kır karakterinin değişimine dikkat çekmek hedeflenmektedir. Kırsal nitelikli bir yerleşme olan Şıralık yerleşkesinde dört farklı morfolojik özelliğe sahip yerleşme dokusu belirlenerek, yapılaşma, sokak, kamusal mekan, parsel ve bina ölçeğinde incelenecektir. Bu şekildeŞıralık yerleşkesi örneğinde deprem ve pandemi etkisi ile oluşan yapılaşmanın kırsal dokuya ve kimliğine etkisinin değerlendirilmesi söz konusudur. Kentsel ölçekten başlayarak, bir yapı ve bir oda ölçeğine kadar okuma yapabilmeye olanak sağlayan kentsel morfoloji kavramı çalışmanın teorik altyapısını oluşturmuştur.Araştırma kapsamında kırsal yerleşmedeki yeni gelişme alanları ile mevcut yerleşim alanlarındaki morfolojik yapı detaylı olarak incelenmiştir. Bu tez kapsamında kırsal kimlikdeki değişim, sosyo-ekonomik yapısı ve kır karakteri üzerinde oluşturduğu etkileri Şıralık örneği üzerinden tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler:Düzce Depremi, Kırsala Dönüş, Mekansal Değişim,Morfoloji
Prefabrikasyon teknolojisi ile yapı bilgi modellemesi (BIM) entegrasyonu: Türkiye örneği
Günümüzde inşaat sektörü; zaman, maliyet, kalite ve sürdürülebilirlik gibi farklı hedefler doğrultusunda değişmekte, bu süreçte prefabrikasyon teknolojileri alternatif bir üretim yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Prefabrikasyon, yapı elemanlarının kontrollü fabrika ortamında üretilerek şantiye sahasına taşınıp monte edilmesini sağlayan endüstriyel bir inşaat sistemidir. Ancak bu üretim modelinin planlama, üretim, taşıma ve montaj süreçlerinde çok sayıda paydaşın eş zamanlı koordinasyonunu gerektirmesi; tasarım değişiklikleri, üretim gecikmeleri, iletişim aksaklıkları gibi yapısal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu sorunların çözümünde dijital teknolojilerden faydalanılması kritik bir gereklilik haline gelmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de prefabrikasyon süreçlerinde karşılaşılan sorunları belirlemek ve bu sorunlara karşı Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) entegrasyonunun sağlayabileceği katkıları çok yönlü olarak değerlendirmektir. Çalışma kapsamında; BIM teknolojisinin prefabrikasyon üzerindeki etkileri, sektörel farkındalık düzeyi, potansiyel faydaları ve uygulama engelleri analiz edilmiştir. Araştırma yöntemi olarak nicel analiz yaklaşımı benimsenmiş ve Türkiye Prefabrik Birliği'ne üye firmalara yönelik çevrim içi anket uygulanmıştır. Anket aracılığıyla katılımcıların demografik bilgileri, görev aldıkları prefabrikasyon süreçleri, firmalarının ölçeği ve yazılım kullanımı gibi değişkenler ile BIM'e dair görüşleri sistematik biçimde değerlendirilmiştir. Ayrıca, uluslararası BIM–prefabrikasyon entegrasyonuna dair başarılı uygulamalardan 10 örnek proje incelenerek değerlendirme yapılmıştır. Anket bulgularına göre, prefabrikasyon sürecinde en fazla sorun üretim aşamasında yaşanmakta olup; bunu depolama ve tasarım süreçleri izlemektedir. Revizyonlar, üretim gecikmeleri, tasarım hataları, ekip içi iletişim eksiklikleri gibi problemler süreç verimliliğini olumsuz etkilemektedir. Katılımcılar, BIM entegrasyonunun proje takibini geliştirme, görselleştirme ve çakışma kontrolü sağlama, revizyonları azaltma ve bilgi paylaşımını iyileştirme gibi konularda önemli katkılar sunabileceğini belirtmiştir. Bununla birlikte, eğitim ve uzman yetersizliği, yüksek yazılım maliyetleri, sınırlı sektörel talep ve düşük farkındalık düzeyi gibi engeller de BIM kullanımının yaygınlaşmasını zorlaştıran başlıca faktörler arasında yer almaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de prefabrikasyon–BIM entegrasyonuna yönelik saha verilerine dayanan bütüncül bir analiz sunmakta; dijital dönüşüm, süreç iyileştirme ve sürdürülebilir üretim hedeflerine katkı sağlayabilecek özgün öneriler geliştirmektedir.
Yığma binalarda duvar boşluk oranlarının binanın deprem davranışına etkisi
Türkiye'de, şehir merkezlerinde klasik yığma yapıların kullanımı azalmakta, ancak kırsal bölgelerde hâlâ yaygın olarak tercih edilmektedir. 2023 yılı TÜİK verilerine göre Türkiye'deki toplam konut stokunun yaklaşık %15-20'si yığma yapılardan oluşmaktadır. Bu oran kırsal bölgelerde %30'un üzerine çıkabilmektedir. Yığma yapılar, taş, tuğla, kerpiç, briket ve ahşap gibi doğal malzemelerle inşa edilen, kendi ağırlıkları veya harç kullanılarak birleştirilen yapılardır. Tüm yapılarda olduğu gibi Türkiye, aktif fay hatlarına sahip bir ülke olduğu için yığma yapılarda deprem riski altındadır. Bu nedenle, kırsal alanlarda yaygın olan geleneksel yığma yapıların deprem performanslarının değerlendirilmesi depreme dayanıklı yapı tasarımı açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada, depreme maruz kalacak yığma binalarda duvar boşluk oranlarının yığma binaların deprem davranışları üzerindeki etkileri çok yönlü incelenmiştir. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği-2018 (TBDY-2018)'in tasarım şartlarına uygun olarak 100 m² alana sahip referans bir yığma yapı planı hazırlanmıştır. Yığma yapının deprem etkisi altında ki davranışı analiz edilerek, binanın performans durumu, hasar durumu, ötelenme durumu, taban kesme kuvvetleri ve devrilme momentleri gibi parametreler incelenmiştir. Aynı bina planında duvar boşlukları, referans plana göre oransal olarak %0, %10, %20 ve %30 oranlarında artırılarak 5 farklı tek katlı yığma yapı modeli oluşturulmuştur. Bu modellerin TBDY-2018'e göre performans analizleri yapılmış, deprem kuvvetleri, taban kesme kuvvetleri, devrilme momentleri ve ötelenme miktarları gibi parametreler belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, referans bina modeliyle karşılaştırılmış ve depreme dayanıklılık açısından en uygun model belirlenmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak, yığma yapılara etki eden deprem kuvveti açısından %0 duvar boşluğu olan yapının karşıladığı taban kesme kuvveti referans alındığında, %10 duvar boşluklu yapının taban kesme kuvvetine karşı direncinin yaklaşık %9,26 oranında azaldığı, %20 duvar boşluklu yapıda yaklaşık %28,56 oranında azaldığı, %21,4 duvar boşluğu olan referans yapıda yaklaşık %31,52 oranında azaldığı ve %30 duvar boşluğu olan yapıda ise yaklaşık %34,69 oranında azaldığı görülmüştür. Yapılan tüm analiz ve diğer hesap sonuçları tezin ilgili bölümlerinde detaylı olarak verilmiştir. Yığma yapı modellerinin Deprem analizleri STA4-CAD programı kullanılarak yapılmıştır. Tasarım özellikleri ve deprem analiz sonuçları, kırsal bölgelerde yapılması planlanan yığma yapılar için olası modeller olarak sunulmuştur. Bu model sonuçlarına göre tasarlanan yığma yapıların deprem etkisi altında ki davranışlarının nasıl olabileceği konusu ile ilgili fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
Mimari cephe tasarımında malzeme ve renk kullanımının kullanıcı algısı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi: Ankara-Çankaya örneği
Binaların dış yüzü olan mimari cepheler, tasarımları ile kullanıcı ve kent arasında iletişimin kurulduğu ilk yer olup bir arayüz olarak değerlendirilmektedir. Mimari cephe tasarımında boyut, biçim, ölçek gibi parametrelerle birlikte en az bunlar kadar önemli yeri olan renk seçimi de binanın dış kabuğunu oluşturulan en önemli bileşenlerdendir. Son yıllarda, hızla artan nüfus ve kentlerin göç alması sebebiyle kentsel yapı ve bina tasarımları da yeni ihtiyaçlara göre değişmektedir. Bu değişiklikten renk faktörü de etkilenmektedir. Bu durumda malzeme, ürün, kullanıcı ve tasarımcı etkili olmaktadır. Bu çalışmada kullanıcı algısına göre tercihlerinin nasıl değiştiğinin, belirlenen çalışma alanları üzerinden incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla farklı konut ve konut grubu tasarımlarından Ankara ilinden üç örnek belirlenerek analiz edilmiş ve karşılaştırılmıştır. Çalışma alanı Türkiye'nin ilk toplu konut örneği 1940'larda planlanmış olan Saraçoğlu Mahallesi, Yeşiltepe blokları projesi ve günümüze yakın bir zamanda, 2015 sonrası planlanmış olan Merkez Ankara projesi konutlarından oluşmaktadır. Bu bağlamda seçilen örneklerin cepheleri incelenerek biçim, malzeme, doku ve renk üzerinden sorular hazırlanmış, ilgili projelerin cepheleri dijital olarak görselleştirilmiş ve anket çalışması ile desteklenerek insanların cephe tercihleri cephe tasarımı, uyumluluk, doluluk-boşluk, algı ve malzeme konusunda ilk görüşteki algıları üzerinden incelenmiştir. Çalışma sonunda elde edilen sonuçların kullanıcı algısını anlamada ve ileride konut ve konut grubu tasarımında cephe tasarımına ilişkin bir değerlendirme aracı olacağı öngörülmektedir. Benzer alan çalışmaları farklı bağlamlarda yapılması tasarımcıların ve kullanıcıların karar verme aşamasında ölçülebilir sonuçlar elde etmelerini sağlayabilecektir.
Enerji etkin kampüs tasarımının yapı bilgi modellemesi tabanlı morfolojik analizi: Düzce Üniversitesi araştırma hastanesi bölgesi
Küresel ölçekte artan kentleşme ile birlikte enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik kavramları kentsel tasarım süreçlerinin önemli bileşenleri olarak kabul edilmektedir. Özellikle karmaşık ve çok fonksiyonlu yapı kümelerinden oluşan üniversite kampüsleri, enerji tüketiminin optimize edilmesi ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması açısından kritik çalışma alanlarından biridir. Bu bağlamda, kampüslerin mekansal organizasyonunu belirleyen kentsel morfolojinin, enerji performansı üzerinde önemli etkiler oluşturduğu öne sürülmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, enerji etkin kampüs tasarımında morfolojik özelliklerin rolünü Yapı Bilgi Modellemesi (BIM) tabanlı analizlerle bütüncül ve sistematik olarak değerlendirmektir. Çalışmada, öncelikle kent morfolojisi ve enerji etkin tasarım kavramları kapsamlı bir literatür taramasıyla ele alınmış, ardından BIM platformları üzerinden parametrik ve simülasyona dayalı analiz yöntemleri kullanılarak morfolojik parametrelerin kampüs enerji performansı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu çerçevede, BIM tabanlı yazılım araçları kullanılarak gerçekleştirilen analizler kapsamında, kampüs alanlarının güneşlenme, gölgeleme, rüzgar dinamikleri, mikroklima ve gün ışığı dağılımları değerlendirilmiş, enerji verimliliği açısından optimize edilmiş morfolojik düzenlemeler önerilmiştir. Araştırma bulguları, kampüs ölçeğinde morfolojik kararların, enerji etkinliğini belirleyen çevresel koşulları anlamlı biçimde etkilediğini ve BIM tabanlı analiz araçlarının bu etkileri görünür kılarak tasarımcılara yol göstermede etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Spesifik olarak, araştırma bulguları, kampüs ölçeğinde, yapıların yönlenmesi, yoğunluk ve kompaktlık oranları, açık yeşil alan kullanımı, yüzey-hacim ilişkileri gibi morfolojik parametrelerin enerji tüketimini belirgin biçimde etkilediğini ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçlarından hareketle, tasarımcılara, planlamacılara ve karar vericilere yönelik bir dizi politika önerisi sunulmaktadır.
Çağdaş cami tasarımlarına yönelik kullanıcı algısı
Bu çalışmada, özgün mimari arayışları olan 21. yüzyıl cami örnekleri üzerinden anket yoluyla, genç cami kullanıcılarının çağdaş camilere yönelik düşünceleri saptanmaya çalışılmıştır. Tezin ana eksenini oluşturan deneysel çalışmanın amacı, genç cami kullanıcılarının cami algısını ve camilerle ilgili beklentilerini ölçmektir.Çalışmanın kuramsal araştırma bölümü kapsamında, günümüz cami mimarisi yaklaşımları ve bunlar çevresinde geliştirilmiş olan söylemler üzerinde durulmuştur. Bu bölümde kısaca, tarihsel süreç içinde cami mimarisinin oluşumu ve farklılaşmaları özetlenmiş, mimarlıkta algı, toplumsal bellek kavramı ve rasyonalizm olguları ise temel prensipleri bazında ele alınmıştır.Tezin deneysel çalışma kısmında, çalışmanın özgün kabulünü oluşturan 4 cami tipolojisi; 1) Gelenekselin taklidi kubbeli cami, 2) Gelenekselin yorumlandığı kubbeli cami, 3) Prizma biçimli cami ve 4) Özgür biçimli cami şeklinde ayrıştırılarak, bu tipolojilerden 10 örnek seçilip, seçilen örnekler üzerinden, genç cami kullanıcılarının çağdaş cami tasarımlarına yaklaşımları anket tekniği ile ölçülmüştür. Böylece, bu grubun günümüz cami tasarımı yaklaşımlarına yönelik beğenileri anlamında mimari platformda bilgi temeli oluşturulması hedeflenmiştir.Çalışmada, gelenekselin yorumlandığı kubbeli camilerin genç cami kullanıcıları tarafından anlamlı bir biçimde diğer tipolojilerden daha olumlu değerlendirildiği, kubbenin cami tipolojilerini ayrıştırmada etken bir eleman olduğu, tüm tipolojiler bağlamında ise ferah ve aydınlık iç ortamların cami tasarımlarına yönelik beğenide en önemli değişken olduğu saptanmıştır. Bunlara ek olarak, katılımcıların gündelik hayatlarında cami kullanma sıklıkları ve cinsiyetlerinin cami tasarımlarına yönelik beğenilerinde etkin rol oynamadığı, buna karşılık kullandıkları medya ortamlarının sınırlı ölçüde de olsa beğenide bir etken olduğu bulgulanmıştır.
Çok katlı ofis yapılarında camlı yüzeyin ısıl performansının arttırılmasına yönelik iyileştirme alternatiflerinin irdelenmesi
Yüksek kullanıcı yoğunluğu ve ekipmana sahip, giydirme cepheli, çok katlı ofis binalarının enerji tüketim profili diğer bina tiplerine oranla daha fazladır. Ofis binalarının camlı yüzeylerinin ısıl performanslarının iyileştirilmesi, enerji performansının arttırılmasında büyük rol oynamaktadır.Tezin amacı, mevcut bir ofis binasında optimum cephe kabuğunun oluşturulması yoluyla binanın ısıl performansının arttırılarak, enerji tüketim bedelinin azaltılabileceğini kanıtlamaktır. Bu sebeple Ankara'da yer alan, ısıl performans açısından zayıf, kullanımda olan çok katlı bir ofis binası ele alınmış, cephede kullanılan farklı iyileştirme tekniklerinin bina enerji performansına etkisi Design Builder simulasyon programı yardımı ile etüd edilmiştir. Program çıktılarından yola çıkılarak mevcut binaya göre yıllık enerji tüketiminden elde edilen kâr hesaplanmıştır. İlk yatırım bedeli geri ödeme süresi hesabı ile yapılacak yatırımın kaç yılda karşılanacağı belirlenmiştir. Elde edilen sonuca göre kurgulanan iyileştirme tekniğinin uygulamasının anlamlı olup olmadığı tartışılmıştır.Tezin sonucunda, ilk yatırım bedelini 10 yılda karşılayan, yıllık enerji tüketim maliyetini % 34,37 oranında azaltarak maksimum ısıl performansı yakalayan, yapının güneybatı cephesinde kurgulanan çift kabuğun önerilmesine karar verilmiştir. Seçilen çift kabuğun yapıya nasıl entegre edileceği aşama aşama üç boyutlu çizimler halinde anlatılmış; sistem ve nokta detayları ile desteklenmiştir. Böylece getirilen önerinin uygulanabilirliği kanıtlanmaya çalışılmıştır.
Toplu konutlarda yaş gruplarına göre kullanıcı memnuniyetinin incelenmesi: Konya-Bosna Hersek mahallesi örneği
Konya?da imar planları değişikliği ve ekonomik gelişmeler ile birlikte son 20 yılda büyük miktarda konut yapılaşması bulunmaktadır. Bu gelişim en fazla İstanbul Yolu aksında gözlemlenmektedir. Bu bölgede kooperatifler, bireysel yükleniciler ve TOKİ aracılığıyla geniş konut alanları oluşmuştur. Yeni konut alanlarının açılmasıyla çarpık kentleşme kontrol altına alınarak, artan konut ihtiyacına cevap vermektedir. Ancak nicelik yönünden konut sorunu çözülmüş görünse de, nitelik yönünden kullanıcıların ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılamamaktadır. Bu yapılaşmanın sonucunda bu bölgedeki konutların sadece barınma fonksiyonlu olduğu, konut dışı işlevsel ve estetik kentsel donatıların eksik olduğu, barınma dışı gereksinmeler için kullanıcılar, kent merkezine gitmekte veya yeni oluşmaya başlayan yürüme mesafesi dışındaki bu donatılara zorlukla ulaşıldığı gözlemlenmiştir. Gözlenen ikinci problem; konut binalarının tip proje olarak uygulanmasından dolayı yön ve adres bulmada güçlüklerle karşılaşılması, cadde ve sokakların benzer şekilde tekrar etmesidir. Bu problemlerin analiz edilmesi amacıyla İstanbul Yolu aksındaki yoğun yapılaşmaların içerisindeki tipik örneklerden Bosna Hersek Mahallesi seçilmiş, bu bağlamda iki aşamada analiz yapılmıştır. vBirincisi konut dışı kentsel donanımlar yerleşim planı üzerinde mevcut durumu tespit edilmiştir. İkincisi tip proje uygulamalarının getirdiği ?kentsel görsel algı? analizleri yapılmış, yöntem olarak Kevin Lynch?in önerdiği kentsel elemanların varlığı ve başarısı ölçülmüştür. Bu analizleri takiben, seçilen konut kullanıcılarına, yaş gruplarına göre anket çalışması yapılmıştır. Anketteki sorular yukarıda belirtilen iki problem alanına bağlı olarak gruplanmıştır. Tez çalışmasının sonucunda, farklı yaşgruplarındaki kullanıcılar için konut dışı fiziksel gereksinmelerin önceliklerinin değiştiği gözlemlenmiştir. Yol bulma, adres tanımlama bağlamında, bina tip tekrarındaki olumsuzlukların giderilmesi amacıyla estetik ve kentsel donanımların tüm kullanıcılar tarafından talep edildiği gözlemlenmiştir. Bilim Kodu : 801.1.024 Anahtar Kelimeler : Toplu Konut, Kullanıcı Memnuniyeti, Yerleşim Sonrası Değerlendirme Sayfa Adedi : 89 Tez Yöneticisi : Yrd. Doç. Dr. M. Tayfun Yıldırım
Kent ve mimarlığın stratejik taktik ve operasyonel düzeylerde tartışılması
Teknolojinin hızla gelişmesi, dijital tabanlı tasarım yöntemlerinin sınırlarının genişletilmesi, farklı üretim modelleri ve yeni mekan alternatiflerinin hızla üretilmesi, kentlerin ve gündelik yaşam pratiklerinin, hızlı dönüşümünü başlatır ve güçlendirir. Kentlerde, biçimsel olarak yaşanan bu dönüşüm, aynı zamanda, sosyo-psikolojik ve sosyo-kültürel anlamda, bir değişimi hızlandırır. Modernizmle birlikte gelen yabancılaşma, yersizleşme kavramlarının metropol kentlerle birlikte gelişmesi, kentlerin sosyal/psikolojik değişiminin sonucudur. Biçimsel anlamda da yeni mekan arayışları, kuramsal alanda ve pratik alanda karşımıza çıkmaktadır.Bir mimari probleme/duruma karşı, bugün, "pozisyon alınmalı"dır. Günün değişen ve dönüşen yapısı ile mücadele etmek için, "alternatif/yaratıcı fikirler ve stratejiler" üretilmeli; kentlerin dönüşüm ve yenileme sürecine katkı sağlayabilecek alanlarda tasarımlar geliştirilmeli; biçimsel tasarımın önerilmesinden ziyade, kentsel planlamanın stratejisini/metadolojisini/kuramsal alt yapısını oluşturmak amaçlanmalıdır. Bu anlamda, kentsel/mimari tasarımın geleceğini öngörebilmek için, bugün, bitmiş projeler ya da çalışmalar sunmanın yerine stratejiler geliştirmenin, stratejik planlamanın önemi vurgulanmalıdır.Çağımızda gerçekleşen her türlü değişim ve dönüşüm, mimarlık pratiğini doğrudan etkilemekte olup, bu değişim ile baş etmenin yollarından birisinin de, mimari tasarıma, tasarlama ve representasyonuna stratejik yaklaşılması ve taktikler geliştirerek tasarım stratejilerinin oluşturulması; bu taktik ve stratejik kararların da operasyona dönüştürülmesinin sağlanması olduğu düşünülmektedir.Bu tez kapsamında, kavram olarak strateji, mimarın ve paydaşlarının elindeki bir tasarım aracı iken, taktikler ise, mimarın stratejilere ulaşmak için kullandığı araçlar olup, aynı zamanda, kent kullanıcısının zaman içerisinde geliştirdiği kamusal alanı kullanma biçimleridir. Kavramsal olarak operasyon/operatif olan ise, tasarım sürecinin ve mekanı tarifleyecek eylemin tasarlanması ve tasarımın eyleme geçirilmesidir.Günümüzde "Stratejik Mimarlık" başlığı altında tartışılan "mimarlıkta stratejik planlama ve tasarlama" açılımlarının geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmada, günümüz kentlerinin kontrolsüz, önü alınamaz şekilde, biçimsiz ve içerikten yoksun, kendi halinde gelişmesi ile mücadele etmenin, salt stratejik tasarlama ile yapılamayacağı öngörülmektedir. Eksik kalan stratejik planlama ve tasarlama çalışmalarının tamamlanması ve geliştirilmesi için, yeni kentsel tasarlama taktikleri geliştirerek, geleceğe dönük stratejileri daha özgün ve başarılı kılacak operatif yaklaşımların geliştirilmesinin gerekliliği vurgulanmalı; stratejik, taktik ve operatif düzeylerde kent ile mücadele edilmeli; kente müdahalenin bu bağlamda tartışılması gerektiği benimsenmelidir.Anahtar Kelimeler : Stratejik, taktik, operatif, kentsel gelişim düzeyleri
Mimari tasarım stüdyosunun deneysel mimarlık anlayışı doğrultusunda kurgulanması
Deneysel Mimarlığın, mimarlıktaki eğitsel etkisini gündeme getiren bu çalışma, deneysel anlayışla yürütülen mimarlık etkinliklerinin mimarlık ortamının gelişiminde önemli rol oynadığını ileri sürer. Mimarlık ortamının gelişiminin sürdürülmesinde, Deneysel Mimarlığın sürekli bir eğitim ortamı sağladığını savlar. Bu sav doğrultusunda, Deneysel Mimarlığı mimarlık eğitimi bağlamında mimari tasarım stüdyoları özelinde ele alır. Mimarlık eğitiminin merkezinde bulunan mimari tasarım stüdyosunun Deneysel Mimarlık anlayışı doğrultusunda kurgulanmasının, eğitimin etkinliğini nasıl arttırdığını ve mimarlık ortamının gelişimine nasıl katkı koyduğunu ortaya çıkarmayı amaçlar. Bu amaca yönelik olarak, Deneysel Mimarlığa ilişkin kapsamlı bir bilgi altyapısı oluşturur. Söz konusu bilgi altyapısı, deneysel mimarlığın kavramsal yapısına ilişkin araştırmaları, pratik ve akademik ortamdaki deneysel mimarlık etkinliklerine ilişkin incelmeleri ve deneysel mimarlık anlayışıyla işleyen mimari tasarım stüdyolarının kurgularına ilişkin irdelemeleri kapsar. Bu bilgi altyapısının oluşumu boyunca yapılan araştırmalara, incelemelere ve irdelemelere referansla, tez temel olarak mimari tasarım stüdyosunun deneysel mimarlık anlayışı doğrultusunda geliştirilmesinin gerekliliğini tartışır. Bu tartışmanın sürekliliğinde ise, Deneysel Mimarlık anlayışıyla işleyen bir mimari tasarım stüdyosu kurgusu oluşturulmasına yönelik öneriler ortaya koyar. Bahsi geçen önerilerin geliştirilmesi ise, Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nde çalışmalarını sürdüren Atölye 1 ile etkileşim içinde gerçekleştirilir. Tezde oluşturulan bilgi altyapısına ve Atölye 1'in stüdyo kurgusuna referansla, Deneysel Mimarlık anlayışla işleyen bir stüdyonun içeriğine, know-how üretimine, sürecine ve ürünlerine ilişkin kurgular ele alınır.
Düzlemsel panel elemanlarla üretilen geçici yapılarda geometrik modellemelerle mekân çözümlemeleri
Bu tezde, düzlemsel panel elemanlarla üretilen geçici yapılarda geometrik modellemelere göre mekân çözümlemelerinin araştırılması yapılmıştır. Kullanıma ait uygun mekânları oluşturabilmek, ön üretime dayalı panel elemanlarla üretilecek geçici yapıların önemli bir özelliğidir. Standart yapıdaki panellerle, değişik kullanımlara ait uygun mekânsal çözümlenmelerin elde edilebilmesi, yapının kullanım aşamasında değişik geometrik modellemelere ait gerekli performansı göstermesi bakımından önemlidir. Tez kapsamında farklı işlevsel özelliklerdeki yapı tiplerinde, farklı kullanımlara göre mekânların modellemeleri yapılacaktır. Aynı tip panel elemanlarla ve optimum ölçüler göz önünde tutularak bu değişik mekânların nasıl üretilebileceği, tezden hedeflenen amacı oluşturmaktadır.Anahtar Kelimeler : Panel elamanlar, geçici yapılar, geometrik modellemeler
Mimarlık eğitiminde tasarım sürecinin geliştirilmesi yönünde bir yöntem arayışı
Diğer disiplinlerden farklı olarak mimarlık eğitimi ile bu eğtimin temelini oluşturan mimari tasarım sürecinde bireye kaynağını insan yaratıcılığından alan `tasarım' kavramı üzerine yoğunlaşan `Mimari Tasarım Yapabilme' yeteneğinin kazandırılması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla tez, mimari tasarım eğitiminde rol alan üç temel olgu üzerinde kurgulanmıştır. KİŞİ-SÜREÇ-ÜRÜN ile ifade edilen bu olgu ile KİŞİ, Kolb'un Deneyimsel Öğrenme Teorisine göre analiz edilmiş ve bireyin öğrenme biçimi belirlenmiş, SÜREÇ, O'Neill ve Shallcross'un Beş Aşamalı Duyarlıklı Düşünce Modeli ile incelenmiş, ÜRÜN ise bu tasarım süreci sonunda elde edilen tasarım ürünün yaratıcı niteliği sorgulanmıştır. Mimarlık Bölümü lisans ilk yıl lisans öğrencileri ile başlayan bu çalışma, aynı bireylerin ikinci sınıftaki süreçlerinin de izlenmesi ile son bulmaktadır. Mimari tasarım eğitiminde verilen ilk yıl lisans eğitiminde amaçlanan, sorgulayan eleştirel düşünme becerisine sahip, üç boyutlu düşünebilme, algılama ve ürettiği düşünceyi somutlaştırabilme becerisine sahip bireyler yetiştirmektir. Tasarım eğitimi ile birlikte bu bireylere, `tasarlama eyleminin nasıl öğrenileceğini öğretmek' ise tasarım stüdyolarında gerçekleşmektedir. Bu çalışmada tasarım sürecini yaratıcı problem çözme eylemi olarak ele alan bir yaklaşımla farklı öğrenme biçimlerine sahip bireylerin tasarım stüdyolarındaki farklı müfredatlardaki tasarım süreci tavırları incelenmiş ve bu tavırların süreç sonunda elde edilen ürün ile ilişkisi olup olmadığına bakılmıştır. Aynı bireylerin mimari tasarım eğitiminin hem birinci sınıf hem de ikinci sınıftaki tasarım süreci davranışları incelenmiştir. Bireyin İkinci sınıftaki tasarım süreci davranışı ise Beş Aşamalı Duyarlıklı Düşünce Modeline göre analiz edilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen bulgulara göre, bireyin tercih ettiği öğrenme biçimi ile tasarım süreci tavırları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tasarım süreci ürün arasındaki ilişkiye bakıldığında ise, farklı tasarım süreci tavırları gösteren bireylerin aynı nitelikte tasarım ürünü elde edebildiği ve aynı zamanda aynı tasarım süreci tavırları sergileyenlerinde farklı tasarım ürünü elde edebildikleri görülmektedir.Anahtar Kelimeler:Kolb'un Deneysel Öğrenme Teorisi, Mimari Tasarım Süreci, O'Neill ve Shallcross'un Beş Aşamalı DuyarlıklıDüşünce Modeli, Yaratıcılık
Yapı üretiminde iş sağlığı ve güvenliği risk yönetimi
Mimarlık sanatında tasarım sürecinin hazırlayıcısı ve yöneticisi olan insan, düşünsel faaliyetlerini sunmak, ifade etmek, yapım sürecine hazırlamak ve nihayetinde yapımını sağlamak için teknolojinin imkanlarını sonuna kadar kullanmaktadır. Teknolojinin ışığında strüktürel gelişmelerin verdiği imkanlar, malzeme niteliklerinde yaşanan gelişmeler ve üretim sisteminde yaşanan gelişmeler ile birlikte, her geçen gün daha kapsamlı ve yapım süreleri giderek kısalan projeler üretilmeye başlanmıştır. Sektörün büyümesi, teknolojinin gelişim hızı, makineleşme, sanayileşme ve kimyasal maddelerin kullanımında yaşanan gelişmeler, yapı üretiminde çalışanların bir takım sağlık sorunları riskini de beraberinde getirmektedir.Bu nedenle, yapı üretim sürecinde iş sağlığını korumak ve muhtemel iş kazalarının önüne geçebilmek için düzenlemeler yapmak, yapılan düzenlemeleri ve uygulamaları gelişmelere paralel olarak sürekli iyileştirmek gereği doğmuştur. Üretim sürecinde bu kapsamda yürütülen çalışmalar bütünü ?iş sağlığı ve güvenliği? başlığı altında toplanmaktadır.Ülkemizde İSG uygulamalarının gereklilikleri, anayasamızın çalışma hayatı ile ilgili olan 48, 49 ve 50 maddeleri gereğince ilgili kanunlar ile düzenlenmiştir.Düzenlenen kanunlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikler ile uygulamaya konmuştur. Bu kanun ve yönetmelikler yapı üretim sürecinin bir parçasını teşkil eden İSG uygulamalarının yasal temelleri olarak ele alınmaktadır.Yürütülen bu çalışmada; yapı üretim sürecinde İSG uygulamaları, karşılaşılan sorunlar ve alınacak önlemler hakkındaki konular, ilgili kanun maddeleri ve bakanlıklar tarafından hazırlanan ilgili yönetmelikler ışığında değerlendirilmeye çalışılmıştır. 20 / 6 / 2012 tarihinde kabul edilen ve 30 / 6 / 2012 tarihinde Resmi Gazete? de yayınlanarak yürürlüğe giren 6331 sayılı İs Sağlığı ve Güvenliği Kanunu İSG uygulamalarının esasını teşkil eder. Yapı üretim sürecinde iş sağlığı ve güvenliği konusu, kapsamı çok geniş olan ve yaşanan gelişmeler ile sürekli yenilenmesi gereken bir konudur. Konu üzerinde yüksek lisans ve doktora aşamasında çokça akademik çalışma yapılmıştır. Çalışmaları yapısal olarak incelediğimizde, İSG faaliyetlerinin sosyal ve ekonomik yönleri, kaza sonuçlarının analizleri, uygulanan faaliyet yöntemleri konularını ağırlıklı olarak görüyoruz. (Ek -4. 2010 - 2012 Yılları Arası İSG Konuları Hakkında Tez Çalışmaları).İSG uygulamaları hakkındaki bu çalışmamızda ise, İSG uygulamalarının ilgili kanun ve yönetmelikler temel alınarak incelenmesine önem verilmiştir. Bunun nedeni mimarlık sanatının yapı üretim sürecinde her geçen gün daha önemle yer alması ve bu konuda görev yapanların son derece önemli yasal yükümlülükler taşımasıdır. Anahtar Kelimeler : İş sağlığı ve güvenliği, yapı üretim süreci
Müze tasarımında ortaya çıkan kriterler
Bu çalışmada, müze mimarisinin ve müzeciliğin değişim süreci ve bu süreci etkileyen faktörler, Müzeler Çağı olarak adlandırılan ve müze sayısında artışın yaşanmaya başlandığı dönem olan 19. yüzyıldan başlanarak 19. yy, 20. yy ve 21. yüzyılda ziyaretçi sayıları ile öne çıkan müzeler üzerinden incelenmektedir. Müzelerin ve müze mimarisinin geçirdiği değişimi daha iyi analiz etmek için, 19. yüzyıla kadar olan müzelerin tarihsel sürecine kısaca yer verilmiştir. The Art Newspaper / Sanat Gazetesi? nin düzenlediği 2011 yılında en çok ziyaret edilen 100 müzenin yer aldığı listeye göre, sayıca fazla olması ve ilk sıralarda yer alması nedeniyle Avrupa müzeleri üzerinden analiz çalışmaları yapılmıştır. 19. yy, 20. yy ve 21. yy müzelerinden 3?er örnek seçilip halka açıldığı tarihler baz alınarak bu müzeler kronolojik sıralamaya göre; ? tarihsel süreci, ? konum ve kent ölçeğindeki yeri, ? mimari biçimlenme ve mimari üslup, ? mekansal organizasyon, ? yapım teknolojisi ve malzeme başlıkları altında incelenmiştir. Her bir müze ayrıntılı bir şekilde incelendikten sonra karşılaştırmalı analiz tabloları oluşturularak incelenen müzelerin benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmuştur. Sonuç ve değerlendirmeler bölümünde ise, analiz tablolarından yola çıkarak incelenen müzelerin değerlendirilmesi yapılmış ve giriş bölümünde belirlenen hipotezler sınanarak öneriler geliştirilmiştir.
Ankara Yahudi Mahallesi Birlik Sokak ta bulunan Ankara Sinagogu ile Albukrek ve Araf konutlarının 19.yy Osmanlı batılılaşması bağlamında incelenmesi
Avrupa?da 18. yüzyılın sonunda Sanayi Devrimi ile başlayan reformist hareketler, farklı etnik kökenlere sahip toplulukların yönetici halkla eşit haklara sahip olması ile sonuçlanmıştır. Aynı dönemde Avrupa?ya denk bir gelişimin gözlenemediği Osmanlı Devleti?nde ise; Batı?nın baskısından çok devletin kendi iç dinamiklerinin zorunlu kıldığı, geleneğin yanında batılı modellerin tercih edildiğiBatılılaşma olgusu ortaya çıkmıştır. Pazar arayışında olan Avrupa?nın gerileyen Osmanlı?nın iç işlerine karışabilmek için öne sürdüğü eşitlik ilkesi, yayınlanan fermanlar ile uygulanmaya başlamış ve zaten Millet Sistemi ile özerk olarak yaşayan azınlık gruplar Müslümanlar ile eş haklara sahip olmuştur. Bu bağlamda 19. yüzyıl, Avrupa ve Osmanlı?da azınlık olarak yaşayan Yahudilerin, kazandıkları hakları mimari alanda da ifade edebilecekleri önemli bir dönem olmuştur. Çalışmanın amacı, Batılılaşma olgusu ile değişen sosyo-ekonomik, kültürel ve demografik verilerin mekana olan yansımalarının, 19. yüzyılda yapılan Ankara Sinagogu ile karşısındaki Araf ve Albukrek konutları üzerinden okumaları yapılarak, Ankara?da yaşayan Yahudi Cemaatinin Osmanlı Batılılaşması veya Batılı etkenlere karşı nerede konumlandığının tespit edilmesi olmuştur. Bu bağlamda çalışma kapsamında, tarihsel bir süreklilik içerisinde tanımlanan Yahudi Kimliği ile sınıflandırılan Yahudi Mimarlığının oluşturduğu genel çerçevede Ankara Sinagogu ve karşısındaki konutlar, Osmanlı ve Batı?daki örnekler ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında sonuç olarak, 19. yüzyıl sonunda Ankara?da yaşayan Yahudi cemaatine ait mimari eserlerde, kentle kurulan ilişki, cephe düzeni ve bezeme özellikleriyle batı etkisinin; koruduğu mekânsal nitelikler ve mekân örgütlenmesi ile gelenekçi bir tutumun varlığı tespit edilmiştir. Ankara Yahudilerinin bu tutumu, hızla Batılılaşan diğer gayrimüslim toplulukların tavrından farklılaşmakta ve Osmanlı?nın daha çok Müslüman tebaası için geçerli olan ihtiyatlı batılılaşma olgusuna yakın bir duruş sergilediğine işaret etmektedir.
Konut enerji verimliliği performans analizi için dinamik bir simülasyon modeli
Bina tasarımında, etkili bir karar verme sürecinin oluşabilmesi için, mimarlık, inşaat mühendisliği, elektrik ve makine mühendisliği, peyzaj mimarlığı gibi farklı disiplinlerin aynı mekanizma içinde yer alması gerekir. Nitekim bu disiplinlerin bir planlama mekanizması olmadan entegrasyonu kolay değildir. Bu noktada, proje yönetimi, yeni bina yapımı ve yenileme projelerinde, hangi politikanın tercih edilebilir olduğu ve doğru politikaya karar verme mekanizmalarını yöneterek farklı disiplinlerin bir bütünlük içinde olmasını sağlar. Bina inşaat sektöründe ani değişimler diğer alanlara kıyasla daha fazla riski beraberinde getirir. İnşaat sektöründeki bu belirsizliklere karşı farklı yaklaşımlarda ve çözüm önerilerinde bulunmak da kaçınılmaz bir hal almaktadır. Karmaşık projelerdeki anlık değişimleri ve riskleri öngörerek bu değişimlere zamanında müdahale edebilmenin en etkili yöntemlerinden birisi simülasyon modelleme tekniği olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'de yeni binaların tasarımı veya eski binaların izolasyonu dışında, mevcut binalarda enerji verimliliği uygulaması yaygın değildir ve bu konuda yeni planlama çalışmaları yapılmalı ve uygulanabilir politikalar geliştirilmelidir. Bu nedenle araştırmada, bütüncül bakış açısıyla, var olan bir bina yapım projesini anlamaya ve simülasyon modelleme yöntemiyle proje dinamiklerini analiz etmeye olanak tanıyan "sistem dinamikleri" yaklaşımı ele alınmıştır. Sistem dinamikleri yaklaşımı, projelerde ayrıntılı bileşenlerden oluşan modelleri gerektiren geleneksel yöntemleri reddetmekte ve dinamiklerin davranış modları, geribildirim ilişkileri ve stok-akış diyagramları üzerine odaklanmaktadır. Tezde, sistem dinamikleri metodolojisini bir durum çalışmasıyla uygulayarak, bina yapısı ve yenileme eyleminin ve aynı zamanda kullanıcı davranışının temel alındığı bir konut binasının enerji verimliliğini artırmak amaçlanmaktadır. Sistemin davranış ve risklerini doğru bir şekilde kontrol edebilmek için de, bina enerji verimliliği sistemine etki eden parametreler arasındaki ilişkiler üzerinde durulmaktadır. Aynı zamanda simülasyon ile, önerilen enerji verimliliği politikalarının incelenmesi ve politikaların uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi sağlanmaktadır. Araştırmada sonuç olarak, sistem dinamikleri simülasyon modelleme yönteminin işlevselliği, yapıda değişikliklere sebep olan parametrelerin stok-akış diyagramındaki durumunun analiz edilmesi ve buna bağlı olarak konut enerji verimliliği uygulamaları için önerilen senaryoların değerlendirilmesi öngörülmektedir. Anahtar Sözcükler: Isıl konsept, Konut enerji verimliliği, Senaryo analizi, Simülasyon modelleme, Sistem dinamikleri.
Oditoryumlarda akustik performansın iyileştirilmesine yönelik tasarım parametrelerinin geliştirilmesi ve bir örneklem
Dünya?nın doğal kaynak varlıklarının hızla tükenmesi ve yaşanmakta olan küresel ekonomik krizler nedeniyle, son yirmi yılda, Dünya literatürüne hacim akustiği alanında katkı sağlayan araştırmacıların hedefinin, farklı işlevlere yönelik akustik koşulların, aynı hacim içerisinde sağlanması amacı ile tasarım parametrelerinin geliştirmesine yönelik olduğu ve oditoryumların, çok maksatlı olarak tasarlandığı tespit edilmiştir. Son yirmi yılda inşa edilmiş olan, çok maksatlı oditoryumlar incelendiğinde; birleşen hacimler sistemi, perde sistemi, hareketli orkestra çukuru sistemi ve sahnenin hareketli ses yansıtıcı yüzey sistemi gibi pasif sistemlerin, farklı işlevler için ihtiyaç duyulan akustik koşulların sağlanmasında, etkili olacağı öngörülmüş ve bu bağlamda tasarım parametreleri geliştirilmiştir. Bu araştırma kapsamında öncelikle; konferans, konser, opera ve tiyatro gibi farklı işlevler için ihtiyaç duyulan akustik koşulların sağlanmasına yönelik, uluslararası standartlarda ve literatürde önerilen, akustik performans kriterleri tanımlanmıştır. Araştırmanın ikinci evresinde ise; farklı işlevlere yönelik akustik koşulların, aynı hacim içerisinde sağlanması amacı ile geliştirilmiş olan pasif sistemler kullanılarak, bu araştırmaya özgü, çok maksatlı oditoryum tasarımı yapılmış ve ODEON simülasyon programı kullanılarak, bilgisayar modelleme yöntemi ile hacim akustiğine yönelik analizler yapılmıştır. Pasif sistemlere yönelik tasarım parametrelerinin geliştirilmesi hedeflenen bu araştırma sonucunda ulaşılan bulgular incelendiğinde; konser işlevinde, birleşen hacimler sistemi ile sahne arasında, opera işlevinde ise, birleşen hacimler sistemi ile orkestra çukuru arasında, direkt olarak sağlanan ses enerjisi transferinin, ihtiyaç duyulan akustik koşulların sağlanmasında etkili olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, çok maksatlı oditoryum tasarımına ışık tutan performans kriterleri ve geliştirilen tasarım parametreleri aracılığı ile özgün bir oditoryum tasarlanarak, test edilmiş ve ortaya konan hipotezin geçerliliği kanıtlanmıştır.
Ankara'da belediye hizmet binaları ve çevrelerinin ulaşılabilirlikle ilgili Türk Standartları bağlamında incelenmesi
Çalışmada ele alınan başlıca problem, engellilerin yaşamları boyunca karşılaştıkları sorunlar arasında, mimari uygulamalardan kaynaklı engeller sebebiyle kamusal açık alanları etkin olarak kullanamaması, kamusal hizmetlerden yararlanamaması, kamuda görev alamaması ve temel vatandaşlık görevlerini bir başkasının yardımı olmadan gerçekleştirememesi durumudur. Engelli insanların kamusal görevlerini yerine getirebilmeleri ve kamusal hizmetlerden yararlanabilmeleri için, kamu yapıları ve yakın çevrelerinin engellilerle ilgili Türk standartları TS 12576 ve TS 9111 koşullarına uygun düzenlemelere sahip olması gerekmektedir. Bu çalışmada, Ankara'da kamu yapıları arasından belirlenen, halka birebir hizmet vermekte olan beş belediye hizmet binası ve yakın çevreleri bu standartlar gözetilerek oluşturulan değerlendirme formları vasıtasıyla, gözlem ve inceleme tekniğine dayalı veri toplanması ve karşılaştırılması yöntemi kullanılarak, incelenmiştir. Belirlenen yapılar ve yakın çevrelerinden elde edilen verilerin ulaşılabilirlik yönünden incelenerek değerlendirilmesi sonucunda, her bir eylem alanı için bir ulaşılabilirlik değeri (U.D.) ve her bir yapı için bir genel ulaşılabilirlik değeri (G.U.D.) tespit edilmiştir. Belirlenen bu mekânsal ulaşılabilirlik değerleri (U.D.), yapı içindeki alanlarda, yapı yakın çevrelerinde, yapı bütünü içinde ve her bir form bağlamında tespit edilen eksikliklerin, karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Aynı zamanda her bir yapı ve eylem alanı da birbirleri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu yöntemle incelendiğinde sonuçta, yapı yakın çevrelerine ait ulaşılabilirlik değerlerinin (U.D.) genel ulaşılabilirlik değerlerine (G.U.D) yaptığı katkının oldukça fazla olduğu ve ulaşılabilirliğin kentsel tasarım boyutunun da en az yapı içi tasarımlar kadar önemli olduğu görülmüştür.
1930 yılından günümüze yarışma projeleri içinde konut mimarisine yönelik projelerin yeri ve değerlendirilmesi
Mimari ürünler arasında konut yapıları; toplumsal yapıyı oluşturan en küçük temel yapı taşlarından biri olan ailenin yapısını etkilemesi ve ailenin oluşumunu, gelişimini sağlaması açısından belki de en önemli ürünüdür. Konut birimleri küçük ölçekli yapılar olmakla ilgili kapsamlı bir içeriğe sahiptir. Ailenin kendi içerisinde özgürleştiği, dışarıdan sıyrıldığı, korunduğu, mahremiyetini koruduğu en küçük yapı birimidir. Anlamından ve içerisinde yaşanan pratiklerden kaynaklı değerli bir mekân olan konut birimlerinin aileyi de doğru etkileyebilmesi için doğru tasarlanması gerekmektedir. Ancak özellikle tanınmış birçok mimar tarafından süreli ya da süresiz yayınlarda yayınlanan yazı ve makalelerde her dönemde konut mimarisinin problemlerinin aşılamadığı yazılmaktadır. Bu tezin amacı, konut projelerinin elde edilmesinde kullanılabilecek yöntemler arasında yaygın olmayan bir yöntem olan yarışmaların konut mimarisinin nasıl etkilediğinin ve bu etkilenme sonucunda konut mimarisinde yaşanan problemlere döneminin ötesinde çözümler getirilip getirilemediğinin tespit edilmesi olmuştur. Bu çalışma yapılırken giriş bölümünde bazı hipotezler ortaya konulmuştur. Bu hipotezlerin doğruluğunun kanıtlanması için, öncelikli olarak dönemsel olarak yaşanan mimari ve konut mimarisi problemleri, ardından yarışma projelerinin yapımı ve elde edilmesi sürecinde yaşanan problemler incelenmiştir. Alan çalışmasının yapıldığı bölümde ise ilk bölümlerde yapılan çalışmaların üzerinde konut mimari proje yarışmaları incelenmiştir. Bu inceleme yapılırken 1930?dan günümüze kadar olan dönemler onar senelik periyotlara ayrılmış ve her sene içerisinde en az bir, en fazla 4 yarışma belirlenmiştir. Her bir yarışma belirlenen 7 başlık altında incelenmiştir. Belirlenen başlıklar üzerinden yarışma projeleri arasında karşılaştırma yapmak amaçlı analiz tabloları oluşturulmuştur ve sonuç bölümünde yapılan bütün çalışmalar ile birlikte giriş bölümünde bahsedilen hipotezler değerlendirilmiştir.
Üniversite kampüsleri tasarım kriterlerinin Türkiye'de 2006 sonrası yeni kurulan devlet üniversitelerinde irdelenmesi
Görevi bilgiyi aramak, üretmek ve yaymak olan üniversiteler çağımızın en önemli toplumsal kurumlarından biridir. Ülkemizde son 10 yıldır kurulan devlet üniversitelerinin çoğunluğu fiziksel yapılanma olarak kampüs üniversitesi niteliğindedir. Kampüs içerisine toplanmış olan akademik, idari, sosyal ve kültürel birimler kullanıcılara hem ulaşım rahatlığı hem de zamanın iyi değerlendirilebilmesi açısından kolaylık sağlamaktadır. Bu tezin amacı, kampüslerin mimari tasarım sürecinin irdelenmesi, etkin olarak kullanımları için önerilerin geliştirilmesi ve ileride yapılacak yeni kampüsler için veya yeni düzenlemeler yapılması düşünülen kampüsler için kaynak oluşturmasıdır. Giriş bölümünde tezin ana hatları belirtilmiş ve ana önermesi ortaya konmuştur. 2. bölümde üniversitelerin tarihsel gelişimi incelenmiştir. 3. bölümde yer seçimi kararları açısından üniversite yapıları hakkında bilgi verilip, 4. bölümde kampüslere ilişkin planlama kriterleri, tasarım kriterleri, ulaşım sistemleri ve yerleşim modelleri açıklanarak tezin 5. bölümünde incelenecek olan kampüsler için kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. 5. bölümde son 10 yılda kurulmuş, kampüsleşme sürecini tamamlamamış, ülkemizin yedi coğrafi bölgesinden olmak üzere toplam 11 üniversitenin kentle ilişkisi, yerleşim modeli, alan kullanımları, ulaşım ağları incelenmiştir. Değerlendirme bölümünde ise incelenen üniversitelerin karşılaştırılması yapılarak, tezin ana önermesi sınanmakta ve kampüs tasarımına ilişkin öneriler verilmektedir.
Türk Ocakları ideolojisi ve mimarisi (1912-1931)
Osmanlı Devleti'nin gerilemeye başlamasıyla birlikte kurtuluş yolu olarak Türk aydınları Türk milliyetçiliği ideolojisini benimsemiş ve bu ideolojinin halk tarafından da benimsenmesi için çalışmalara başlamıştır. Bu çalışmalar sonucunda bir kurumsallaşma "Türk Ocakları" ile sağlanmıştır. Türk Ocakları, her alanda olduğu gibi mimarlık alanında da etkisini göstermiştir. İnşa ettikleri, kiraladıkları veya satın aldıkları yapılarla, verdikleri konferanslarla, kurumunun içindeki mimarlarla, Türk Yurdu dergisinde çıkan mimari yazılarla Türk Ocakları, mimarlık alanında da etkisini sürdürmüĢtür. Türk Ocakları üyesi olan ve Türk milliyetçiliğinin en önemli ideologlarından olan Ziya Gökalp'in "Milli hars ve garp medeniyeti sentezi" düĢüncesi mimarlık alanında etkili olmuĢtur. Bu fikir sadece Türk Ocakları yapılarının değil o dönem yapılan bütün kamusal yapıların temelini oluşturmuştur. "Türk Ocakları İdeolojisi ve Mimarisi (1912-1931)" adlı tez çalışmamızda öncelikle dönemin sosyal, kültürel, ideolojik yapısı incelenmiştir. Bu değiĢimin mimarlık alanındaki etkisi tartıĢılmıĢtır. 1912-1931 yılları arasındaki Türk Ocakları'nın inĢa ettiği ve daha önce mevcut olup da v kullanılan yapıların plan Ģemaları, mekân ihtiyaçları, cephe kompozisyonları yorumlanmıştır. Bu yapılar hakkında yapılan yorumlar tartışılmıştır. Türk Yurdu dergisindeki mimarlık yazıları incelenmiştir. Bütün bu incelemeler sonucunda Türk Ocakları'nın ve ideolojisinin mimarlık alanındaki yönlendirmeleri ve katkıları yorumlanarak alandaki eksiklik giderilmeye çalışılmıştır
Mimari tasarım sürecinde mühendislik sorunlarının incelenmesi
Mimarlık, mekânları tasarlamaktır. Mimar, yapıları estetik ilkeler doğrultusunda tasarlar, kullanıcı isteklerini, yasa, yönetmelik ve mevzuatıyla fenni şartları dikkate alarak, yapım sürecini denetler. Tasarımların oluşturulabilmesi için gerekli olan disiplinleri organize eder; estetik, fonksiyonel mekânlar üretilmesini sağlar. Mimarın, organizasyonu sağlaması, diğer disiplinlerle iletişim kurması için diğer disiplinlerle ilgili bilgiye sahip olması gerekmektedir. Mekânlar, tasarım, yapım süreçlerinden sonra oluşmaktadır. Tasarım süreci analiz, sentez, değerlendirme, iletişim alt başlıklarında açıklanabilir. Proje açısından bakıldığında, tasarım evreleri; ön tasarım, avan proje, uygulama projesi olarak bilinmektedir. Tasarımlar multidisipliner çalışılarak tamamlanmaktadır. Tasarım evrelerinden sonra uygulama projesine dönüşmektedir. Tasarım sürecinde multidisipliner çalışmalar önemsenmediğinde tasarım sürecinde problemler, zorunlu değişiklikler ortaya çıkmakta, tasarım süreci uzamakta zaman, ekonomik kayıplar vb. sorunlara neden olmaktadır. Çalışmada, mimarlığın multidisipliner çalışma gerektiren bir bilim, sanat dalı olması nedeniyle tasarım sürecinde karşılaşılan mühendislik sorunları inşaat mühendisliği kapsamında incelenmiştir. Çalışma, betonarme yapıların uygulama projesi öncesindeki tasarım süreçlerini kapsamaktadır. Betonarme yapının tasarım sürecinde mimarın uyması gereken mühendislik kıstasları, inşaat mühendisliği kapsamında belirlenmiştir. Tasarlanan projelerin mühendislik kıstasları açısından uygunlukları yapının taşıyıcı elemanları bazında değerlendirilmiştir. Mühendislik kıstasları, her bir taşıyıcı yapı elemanı için; İmar Kanunu, TS 500, 2007 Deprem Yönetmeliği, İmar Yönetmelikleri gibi mevzuat şartlarına göre saptanmıştır. Çalışmada, örnek projelerde mevzubahis sorunlar saptanmış; mimar, mühendislerle yüz yüze görüşülmüş; iki meslek grubuna anketler yapılarak sorunlar saptanmıştır. Sorunların tasarım sürecinde kısa sürede çözülebilmesi, zaman-emek-ekonomi vb. kayıpların minimuma indirilebilmesi için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar sözcükler: Avan proje, Betonarme yapı tasarımı, Mimari tasarım, Mühendislik sorunları, Tasarım süreci.
Farklı iklim bölgelerindeki ofis binalarında yeşil çatıların bina ısıtma ve soğutma yüklerine olan etkilerinin analizi
Fosil tabanlı enerji kaynaklarının giderek tükendiği günümüz koşullarında dünyada nüfus artışından kaynaklanan yapı gereksinimi ile oluşan çok katlı yapılaşmalar, çevre sorunlarını beraberinde getirmektedir. Enerji kaynaklarının yaklaşık %50?lik kısmının binalar tarafından kullanıldığı gerçeği ise, mimar ve mühendislerin tasarımlarında yapı bileşenlerinin iklimlendirme çözümlerinde pasif sistemler olarak kullanıldığı enerji etkin-ekolojik bina tasarımı? kavramını ön plana çıkarmıştır. Böylece doğal yolla sağlanan konfor ile mekanik yüklerin en aza indirilip enerji tasarrufunun hedeflendiği bir platform oluşturulmuştur. Bina performansını etkileyen yapı bileşenlerinden biri olan çatılarda yeşil çatı uygulamaları da bu platformun bileşenlerinden biridir. Bu yüzden bu çalışmada, ofis binalarında teras çatı bileşenlerinde bitkilendirmenin bina ısıtma ve soğutma yüklerine olan etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bu analiz için Energy Plus simülasyon motoru ile çalışan Design Builder bina enerji simülasyon programı seçilmiştir.Çalışmanın sıcak ve soğuk olarak iki farklı iklim bölgesini tarifleyen illerde, farklı çatı yüzey alanlarına sahip örnekler üzerinde gerçekleştirilmesi; yeşil çatıların bina enerji performansına etkisini iklim ve çatı yüzey alanı bazında karşılaştırabilmeye olanak sağlayabilecektir. TS825?e uygun olarak seçilen yapı bileşenleri ile oluşturulan ofis binası örneklerine, seyrek yeşil çatı sistemi tanımlanmış ve bu bölgelerin iklim verilerine göre simülasyonlar yapılmıştır. Ayrıca tanımlanan yeşil çatı sisteminin verimliliğini de değerlendirmek için sistem bileşenlerinden olan bitki taşıyıcı katman kalınlığı ve kullanılan bitki yaprak yüzey alanı gibi kriterleri farklılaştırarak da similasyonlar yapılmıştır. Çalışma sonuçlarının yeşil çatıların bina enerji performansına etkisinin sıcak iklimlerde ortalama %4,64, soğuk iklimlerde ise %3.01 oranında olması; çatıların sıcak iklimlerde daha iyi performans sergilediğini göstermiştir. Ayrıca bu performansın çatı yüzey alanı ve yaprak yüzey alanı katsayı ile doğru orantılı olup bitki taşıyıcı katman kalınlığı ile ters orantılı olduğu da görülmüştür.
Son dönemde gelişen "yeni" mimarlık arayışları
Tez kapsamında mimarlık alanında son dönemde gelişen `yenilikçi? mimarlıklar tartışılmaktadır. `Yeni? olarak nitelendirilen mimarlıkların yenilik iddialarından bahsedilmekte ve yenilik olarak ne/yi ortaya koydukları tartışılmaya çalışılmaktadır. `Yeni? teknolojilerin ortaya çıkışı, moleküler biyolojinin, bilişim teknolojisinin hızlı gelişimi, sosyal ve ekonomik değişimler mimarlık disiplinine de yoğun bir şekilde yansımış, mimarlık anlayışının boyut değiştirmesine neden olmuştur. Tez kapsamında ilk olarak `yenilik? kavramı sorgulanmış ve `yenilikçi? mimarlık kavramları belirlenmeye çalışılmıştır. Bir sonraki bölümde, 20. yy. sonu, 21. yy. başında kendini `yeni? olarak tanımlayan mimarlıklar, mekân özellikleri, kuramsal ve felsefi bakış açıları, `yeni? anlayışları, tasarım yöntemleri ve tasarlanan biçimler açısından irdelenmektedir. Son dönemde `yeni? olarak kabul edilebilir çok sayıda mimarlık söz konusudur. Tez kapsamında, tasarım, tasarım süreci ve yöntemi açısından öncü mimari arayışlar sınıflandırılmaya çalışılmıştır. Bunlar; Sanal Mimarlık, Sıvı Mimarlık, Transmimarlık, Sibermekân Mimarlığı, Hiperyüzey Mimarlığı, Bilim ? Kurgu Mimarlığı, Emergent (Oluşsal) Mimarlık (Genetik Mimarlık), Etkileşimli Mimarlık, Katlama - Kıvrım Mimarlığı, Kinetik Mimarlık ve Biyomimesis Mimarlıktır.
Huzurevleri mekânsal örgütlenmesinin irdelenmesi, Bolu ve Düzce örnekleri
Yaşam sürelerinin uzaması ile dünya ve ülkemizde, yaşlı nüfusu artmıştır ve günümüzde yaşlılık ve yaşlı kurumları üzerinde kapsamlı çalışılması gereken noktalara gelmiştir. Yaşlılık kaçınılmaz, her kişinin karşılaşması mümkün olan bir dönemdir. Günümüzün yaşam koşulları yaşlı bakımını, kurumsal yapılarda çözülmesini zorunlu hale getirmektedir. Yaşlılık kurumları olarak adlandırdığımız yaşlı bakım evleri, huzurevleri gibi kurumlar, gelişen olanaklar ve gereksinimler nedeniyle üzerinde araştırılması ve geliştirilmesi gereken önemli bir konu haline gelmektedir. Bu kurumların mimari tasarımı ve yaşlı birey davranışlarının mekânın mimarisi ile ilişkisinin araştırılması bu çalışmanın amacıdır. Araştırmada, alan çalışmalarından elde edilen mekânsal verilerin yaşlı kullanıcı davranışlarına etkileri incelenerek, mekânsal analizler yapılmaktadır. Yaşlı kullanıcıların mekânsal davranışları ile içinde bulundukları ortama karşı geliştirdikleri mekânsal tepkilerin ortaya konması hedeflenmektedir. Bu araştırma Bolu İli, Merkez İlçesi'nde bulunan Bolu İzzet Baysal Huzurevi ve Düzce İli, Kalıcı Konutlar Mevkii'nde bulunan Neriman Çilingir Huzurevi'nde yapılmış olup, tezin kavramsal çerçevesini mekân, mekânsal davranış ve yaşlı bilimi (gerontoloji) ana başlıkları oluşturmaktadır. Çalışmanın hipotezi, yaşadıkları kurumun kullanıcıların algısını ve mekânsal davranışlarını etkilediği yönündedir ve araştırma bu doğrultuda ilerlemektedir. Araştırma; fotoğraflama, gözlem, mülakatlar ve anket yöntemlerinin kullanıldığı dört aşamada gerçekleşmektedir. Bu araştırma ile elde edilen verilerin değerlendirilmesi sonucunda, yaşlı kullanıcı davranış tepkileri, mekânı kullanımları, mekânın dönüşümü ve alan çalışması olarak seçilen mekânlar üzerinde nasıl etki ettiğine ulaşılmaktadır. Sonuç olarak, gelecekteki huzurevlerinin projelendirilmesinde bu yaş gurubundaki insanların duyuşsal ve davranışsal gereksinimleri dikkate alınarak mimari tasarım sürecinde göz önünde tutulması gereken somut ölçütlerin elde edilmesi hedeflenmektedir.
Bartın ili Taş Han restorasyonu ve yeniden işlevlendirme önerisi
Bu çalışma Bartın?da yer alan geleneksel ticari yapılardan, Taş Han?ı konu etmektedir. Çalışmanın amacı, hanın rölöve projesinin hazırlanarak, mevcut durumun değerlendirilmesi, restitüsyon çalışmasının yapılarak özgün durumun belirlenmesi ve geçirdiği değişikliklerin tespit edilmesi, ortaya çıkan restitüsyon projesinin ışığında, yeniden ticari yapı işleviyle restorasyon projesinin yapılmasıdır. Böylece han, restorasyon projesine göre onarımı yapılarak yeniden işlevlendirildikten sonra, tekrar kullanılmaya başlanacak ve bu kültür varlığımız gelecek nesillere sağlıklı olarak aktarılabilecektir.
LEED sertifikalandırma sisteminin enerji performansı ile ilgili uygulama sorunlarının bir ofis binası üzerinden sorgulanması
Günümüzde azalan kaynaklar ve çevresel sorunlar enerji ihtiyacını giderek arttırmakta, bu bağlamda binaların sürdürülebilirliğini belgelendiren gönüllü sertifikalandırma sistemleri gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bu sistemlerden biri dünyada yaygın kullanıma sahip LEED (Leadership in Energy and Environmental Design)'dir. Tez çalışmasında LEED'in öngördüğü enerji performansı ile ilgili hedeflerle uygulama sonuçlarının ne kadar örtüştüğü sorgulanmak istenmiştir. Bu amaçla; sürdürülebilirlik ölçütleri ele alınmış, LEED yapılanması anlatılarak içeriğindeki enerji performansı ile ilgili ölçütlerin analizi yapılmıştır. Alan çalışmasında LEED Platin sertifikalı mevcut bir ofis binası üzerinden; puanlamasının sürdürülebilirliğin ölçütleriyle uygunluğu sorgulanmış, uygulamada yaşanan sorunlar yerinde gözlem ve yetkililerle görüşme yöntemleriyle saptanarak karşılaştırmaları yapılmıştır. Çalışma sonunda; sorunların nedenleri değerlendirilerek sistemin uygulamadaki enerji performansının iyileştirilmesine yönelik yapılması gerekenler belirlenmiştir.
Türkiye derece gün bölgelerinde mevcut çok katlı konut binalarının dış kabuğunda yapılacak enerji etkin yenileme stratejileri
Enerji etkinliği bağlamında, yeni yapılan binaların enerji etkin olarak tasarlanmasının yanında, enerji korunumu bakımından yetersiz mevcut binaların da enerji tüketiminin azaltılması gerekmektedir. Bu bağlamda tez çalışmasının amacı, Türkiye derece gün bölgelerinde TS 825 Standardına ve iklim özelliklerine uygun yenileme stratejilerinin geliştirilerek Türkiye'deki mevcut konut yığılımının enerji etkin yenilenmesinin öneminin vurgulanmasıdır. Tez çalışması, Türkiye'de farklı derece gün bölgelerinde uygulanan TOKİ plan şemasına sahip, ısı korunumu bakımından yetersiz, mevcutta var olduğu öngörülen bir toplu konut projesinin, TS 825 Standardına ve iklim özelliklerine uygun olarak enerji etkin yenilenmesini, getirilen önerilerin bina enerji performansına etkisinin analizini kapsamaktadır. Opak ve şeffaf bileşenlerin ısıl performansının arttırılmasına yönelik yenilemelerin bina enerji performansına etkisi Design Builder benzetim programında hesaplanmış ve bölgelere göre yapılan önermeler sonucunda dört bölgedeki ısıtma- soğutma yükleri, elektrik, doğal gaz ve toplam enerji tüketimi ve CO2 salımındaki değişimler analiz edilmiştir. En fazla tasarruf sağlayan yenileme önerileriyle, toplam enerji tüketimi Erzurum'da %35,7, Ankara'da %32,2, İstanbul'da %27,3 ve Antalya'da %19,3 oranında azaltılmıştır. Mevcut bir bina için yenileme stratejilerinin performansa etkisi sıcak iklimlerde soğuk iklimlere göre daha az olup, özellikle sıcak iklimlerde bitmiş bir bina için iyileştirme yapmak yerine yönlenme, bina formu, saydamlık oranı gibi enerji etkin tasarımın temel ilkelerinin kurgulanması gerekmektedir. Türkiye iklim bölgelerinde konut binalarında yapılacak iyileştirmelerde opak bileşenlerin ısı kaybına bağlı olarak yalıtım kalınlığının uygun oranda arttırılması, şeffaf bileşenlerin ısıl performansı yükseltilmesi, gerekli durumlarda güneş kontrolü yapılması binanın enerji etkinliği açısından önemlidir.
Konya ili Hediye Atarcı-Ayşe Tüzün konutunun restorasyon önerisi
Bu tez çalışmasında Konya ili Karatay ilçesinde yer alan sivil mimari örneklerden Hediye Atarcı-Ayşe Tüzün Konutu konu edilmektedir. Çalışmanın amacı, yapının mevcut durumunun, restorasyon olanaklarının incelenerek yapının korunması ve gelecek nesillere iletilebilmesi için uygun restorasyon müdahaleleri ve işlevin araştırılmasıdır. Çalışma kapsamında, Konya ili, konağın yakın çevresi ve bugünkü durumu incelenmekte, karşılaştırmalı çalışma ve tarihi araştırmalar ile konağın özgün durumu araştırılmaktadır. Elde edilen sonuçlar değerlendirilip, kriterler belirlenerek bu kriterlerin uygulamaya geçiş safhasında yeni işlev ile birlikte düşünüldüğü bir restorasyon projesi önerilmektedir.
Eskişehir ili Sivrihisar ilçesi Kapaklıkaya Evi restorasyon önerisi
Bu çalışmada, Eskişehir İli, Sivrihisar İlçesi'nde yer alan sivil mimari örneklerinden Kapaklıkaya Evi konu edilmektedir. Çalışmanın amacı, söz konusu yapının korunarak gelecek nesillere aktarılabilmesi için mevcut durumunun saptanması, özgün özelliklerinin tespit edildiği restitüsyon çalışması, fiziksel ve işlevsel müdahalelerin belirlendiği restorasyon önerilerinin hazırlanmasıdır. Çalışma kapsamında, yapının belgeleme ve analiz çalışmaları, kütüphane ve arşiv araştırmaları, yapı ve benzer örnekler üzerinde gerçekleştirilen karşılaştırmalı çalışma ile yapının restitüsyonu yapılmış ve restorasyon önerilerinin hazırlanması gerçekleştirilmiştir. Söz konusu bu çalışmalar sonucunda, özgün durumunu büyük oranda koruduğu saptanan konutun restorasyon projesi, uygulamaya yönelik olarak, fiziksel ve işlevsel müdahaleleri kapsayacak içerikte hazırlanmıştır.
Mimarlık ve bilim kurgu sineması ilişkisinin ev kavramı üzerinden irdelenmesi
Bu çalışmada mimarlığın disiplinlerarası yapısının gücü ve önemi vurgulanmış, mimarlık ve sinema arasındaki etkileşim her iki disiplinin ortak çalışma alanı olan mekan üzerinden irdelenmiştir. Bu ilişki doğrultusunda mimarlık disiplininin bir sinema türü olan bilim kurgu sineması ile olan etkileşimine odaklanılmıştır. Tez çalışmasının amacı, mimarlık disiplininin bilim kurgu sinemasıyla kurduğu bu ilişkinin potansiyelinin, ev kavramı üzerinden irdelenmesi olmuştur. Bu kapsamda, bireyin öznel yaşam mekanı olan "ev" ile zihinsel "evsizlik" olgusu tartışmanın asıl nesnelerini oluşturur. Bu doğrultuda örneklem, Bıçak Sırtı (Blade Runner) ve Azınlık Raporu (Minority Report) filmleri üzerinden yapılmıştır. Evin oluşması için kavramsal çerçevede ortaya konan boyutların gerekliliği ile bu boyutların alt açılımlarının eksikliği halinde evin oluşamaması durumu, filmler üzerinden okunarak doğrulanmıştır.