
264
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Hünnap meyve ekstraktı ilave edilen fermente sucuklarda fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal parametreler üzerine etkinin araştırılması
Çalışmamızda farklı oranlarda (%0,5, 1, 1,5 ve 2) hünnap ekstraktı ilavesinin, sucuğun fermantasyon ve depolama dönemlerinde fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal özellikleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Bu amaçla mikrobiyolojik olarak deneysel sucuk numunelerinden üretim günü ile 7. ve 21. günlerde ekimler yapılarak maya-küf üremeleri izlendi; toplam mezofil aerob, psikrofil, Enterobactericeae ve laktik asit bakterileri sayıldı. Sonuç olarak psikrofil bakteriler hariç tüm gruplarda anlamlı farklılıklar gözlendi. Hünnabın hem antibakteriyel hem antifungal etkisi olduğu görüldü. Fizikokimyasal olarak fermentasyon boyunca pH; 7, 14, 21 ve 28. günlerde renk; fermantasyon sonunda nem, protein, yağ, kül, uçucu lipid oksidasyon bileşenleri, DPPH, TBARS, toplam fenolik bileşen, tekstür profil ve kalıntı nitrit analizleri gerçekleştirildi. pH değerinde gruplar arasında anlamlı fark olmasa da hünnabın pH düşüşünü hızlandırdığı görüldü. Renk değerleri L*, a* ve b* şeklinde incelendiğinde depolama süresince gruplar arasında anlamlı farklılıklar saptandı. Fermentasyon sonunda gerçekleştirilen analizlerde nemi protein, kül, uçucu lipid oksidasyon bileşenleri, TBARS, DPPH ve toplam fenolik bileşen değerleri arasında gruplar arasında istatistiki açıdan anlamlı fark tespit edilirken yağ, tekstür profil ve kalıntı nitrit değerlerinde gözlenen değişimin anlamlı olmadığı belirlendi. Fermentasyonun tamamlanmasının ardından 10 eğitimli panelist tarafından gerçekleştirilen duyusal analizde lezzet, koku ve genel kabul edilebilirlik arasında güçlü pozitif korelasyon bulunurken renk ve tekstürün de tüketici tercihleri üzerinde etkili olduğu görüldü. Ancak gruplar arasında istatistiki açıdan anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Elde edilen bu veriler ışığında fermente Türk sucuğuna hünnap ilavesinin antimikrobiyal ve antioksidan aktiviteyi desteklediği ve fermentasyon sürecini hızlandırdığı ortaya kondu. Hünnap meyvesinin, sucuğun protein, yağ, kül, renk ve tekstür değerleri üzerinde de herhangi bir olumsuz etki meydana getirmediği ancak hünnap oranı arttıkça lezzet, koku ve tüketici kabul edilebilirliğinin azaldığı görüldü. Sonuç olarak sucukların fermentasyon sürecinin hızlanması, raf ömrünün uzaması ve antioksidan etkinlik sayesinde hem renkte meydana gelen oksidatif bozulmanın önlenmesi hem de sağlık yararlarının artırılabilmesi için sucuğa tüketici beğenisini olumsuz etkilemeyecek oranda hünnap ilave edilebileceği belirlendi.
Yarı entansif koyun çiftliklerinde hayvan refahının hayvana, kaynağa ve yönetime bağlı göstergeler kullanılarak değerlendirilmesi
Bu tez araştırması, Burdur ilinde faaliyet gösteren yarı entansif koyun çiftliklerinde AWIN koyun protokolü temel alınarak hazırlanan hayvana, kaynağa ve yönetime bağlı göstergelerle hayvan refahı düzeyini yaz (2844 hayvan) ve kış (2693 hayvan) değerlendirmelerinde mevcut durumu tespit ve analiz etmeyi amaçlamıştır. Hayvana bağlı göstergelerden bireysel değerlendirmede vücut kondisyon skorunun ideal aralıkta olma oranı (2-4 arası) yazın %99,89, kışın ise %99,85 olarak tespit edilmiştir. Kulak, göz, yüz/burun, baş/boyun, vücut, bacak ve meme lezyonları ve yapağı kalitesinin her iki mevsimde de iyi olduğu gözlenmiştir. Ancak, yapağı temizliği (skor 0 ve 1: %79,84) ve fekal kirlenme (skor 0 ve 1: %84,87) oranları yazın ideal seviyede bulunmuş olup, kışın bu oranlar sırasıyla %46,42 ve %41,52'ye düşmüştür. Uzaktan yapılan anormal davranışlar gözleminde stereotipi, sosyal izolasyon, aşırı kaşınma gibi anormal davranışların oranı düşük bulunmuş, tanıdık insan yaklaşım testinde insan-hayvan ilişkisinin iyi seviyede olduğu saptanmıştır. Yaz ve kış dönemi verileri istatistiksel olarak karşılaştırıldığında yapağı temizliği, fekal temizlik, mastitis, sıcaklık stresi (p<0,001), solunum problemi, topallık (p<0,01) baş-boyun lezyonu ve vücut lezyonu (p<0,05) arasında fark olduğu saptanmıştır. Kalitatif davranış değerlendirmesi (QBA) açısından da hem yaz hem de kış değerlendirmelerinde PC1 (duygu durumu bileşeni) açısından pozitif, PC2 (duygu şiddeti bileşeni) açısından orta seviyede, genel olarak olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Kaynağa bağlı göstergelerden barınak özellikleri kapsamında incelenen koyun başına ortalama alan, suluk uzunluğu ve yemlik uzunluğu sırasıyla 3,5 m², 4 cm ve 17,48 cm olarak bulunmuştur. Hava kalitesi ölçümlerinde amonyak (NH3) seviyesi ortalamaları yazın otlatmada 0,33 ppm, yazın barınakta 0,91 ppm ve kışın barınakta 2,84 ppm olarak hesaplanmıştır. Benzer şekilde, karbondioksit (CO₂) seviyesi de yazın orlatmada 434,17 ppm, yazın barınakta 695,57 ppm ve kışın barınakta 1100,37 ppm olarak hesaplanmıştır. Yönetime bağlı göstergelerden sürü yöneticilerinin yaş ortalaması 45,9 yıl ve sürüdeki ortalama anaç koyun sayısı 94,8'dir. Çiftliklerin hiçbirinde yazılı bir sağlık programı bulunmadığı ve kastrasyon uygulanmadığı belirlenmiştir. Otlatma programları sonuçlarına göre yaz döneminde 30 sürü otlatmaya çıkmakta; bu sürülerin 9'u günde bir kez, 21 sürü ise günde iki kez otlatmaya çıkmaktadır. Kış döneminde ise 16 sürü hiç otlatmaya çıkmazken, 13 sürü günde bir kez ortalama otlatmaya çıkmaktadır. Sürü yöneticilerin hayvan refahı algısı genel olarak pozitifken, biyogüvenlik uygulamalarında ise özellikle farklı sürülerle temas, dezenfeksiyon ve karantina gibi konularda yetersizlikler tespit edilmiştir. Bu tez, Türkiye'de koyunlarda hayvan refahı değerlendirmesi araştırmaları için bir bilgi kaynağı oluşturacaktır.
Isparta ili bazı besi sığırı çiftliklerinde welfare qualıty ® protokolü ile hayvan refahının değerlendirilmesi
Bu araştırma, Isparta ilindeki besi sığırı çiftliklerinin Welfare Quality® protokolüne göre, hayvan refahı yönünden mevcut durumlarını değerlendirmeyi amaçlamıştır. Araştırma kapsamında veriler 20 besi sığırı çiftliğinin, Welfare Quality® 3.0 protokolü kullanılarak, 4 prensip, 12 kriter ve 27 ölçüm için yaz ve kış mevsimlerinde iki kez değerlendirilmesi ile elde edilmiştir, her çiftliğin puanları ayrı ayrı hesaplanarak, genel refah kategorileri belirlenmiştir. Araştırmada, çiftliklerde hayvan refahı için olumlu değerlendirilebilecek ölçüm sonuçları; VKS iyi olan hayvan oranı (yaz %100; kış %98,5), hayvan başına düşen alan (yaz 13,94; kış 13,01 m²/700kg), solunum güçlüğü ve rumen timpanisi olan hayvan oranı, kuyruk kesimi ve kastrasyon oranının %0,0 olması iken, olumsuz değerlendirilebilecek ölçüm sonuçları; sulukların temizlik oranı (yaz %70; kış %65), bölmelerde hayvanların erişebileceği ikinci bir suluğun bulunma oranı yaz ve kış döneminde %5, hayvanların temizlik oranı (yaz %81,8; kış %51,1), boynuz köreltme uygulanan çiftlik oranı %60 ve besi sırasında meraya erişim oranının %5 olmasıdır. Kriter bazında, uzun süreli açlığın olmaması ve hareket kolaylığında benzer araştırmalara kıyasla yüksek puanlar elde edilirken, uzun süreli susuzluğun olmaması, dinlenme ve gezinti alanlarının konforu ve yönetim prosedürlerinden kaynaklı ağrının olmaması kriterlerinde daha düşük puanlar gözlemlenmiştir. Diğer kriterlerde yaklaşık sonuçlar bulunmuştur. Prensip bazında, iyi beslenme ve iyi barınma puanları (kış dönemi) benzer araştırmalara kıyasla daha düşük bulunurken, iyi sağlık ve uygun davranış puanları kısmen benzer sonuçlar vermiştir. Prensip puan ortalamaları, iyi beslenme (yaz 43,82; kış 42,55), iyi barınma (yaz 71,73; kış 53,63), iyi sağlık (yaz 51,33; kış 46,73) ve uygun davranış için (yaz 30,37; kış 29,81) olarak bulunmuştur. Genel refahın yaz ve kış dönemi sonuçları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Ancak, iyi barınma prensibi, dinlenme ve gezinti alanlarının konforu kriteri, hastalık olmaması kriteri, hayvanların temizliği ve yatma hareketlerinin ortalama süresi ölçümlerinde, yaz ve kış değerlendirmeleri arasında anlamlı farklılıklar (p < 0,05) bulunmuştur. Araştırma bulgularına göre, suluk temizliğinin iyileştirilmesi, bölmelerde hayvanların ulaşabileceği ikinci bir suluğun bulundurulması, gezinti alanı ve meraya erişimin arttırılması, boynuz köreltme uygulamalarında ağrı yönetimi eksikliğinin giderilmesi, çiftlik zeminlerinin iyileştirilmesi ve altlık yönetiminin teşvik edilmesi daha iyi refah puanları için yapılması gereken iyileştirmeler olarak önerilir.
Böğürtlenin yanıt yüzey metodolojisi ile ultrasonik destekli ekstraksiyonunun optimizasyonu ve doksorubisin ile kombine antiproliferatif etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı böğürtlen meyvesinden fenolik bileşikler bakımından zengin ekstraktın elde edilmesi ve 4T1 meme kanseri hücreleri üzerindeki antiproliferatif etkilerinin hem tek başına hem de doksorubisin ile kombinasyon halinde değerlendirilmesidir. Toplam fenolik içerik (TPC) ve antioksidan kapasite açısından ultrason destekli ekstraksiyon (UAE) koşulları optimize etmek için tepki yüzey metodolojisi (RSM) kullanıldı. Optimum ekstraktte polifenolik profil HPLC ile tespit edildi. Toplam fenolik, antioksidan kapasite ve toplam antosiyanin miktarını belirlemek için spektrofotometrik yöntem kullanıldı. Ekstrakt ve doksorubisinin tek başına ve birlikte 4T1 hücrelerinin canlılığı üzerine etkileri MTT testi ile belirlendi. (sinerjizma cümlesi). Optimum koşullar şu şekilde belirlendi: Çözücü oranı %48,87, sıcaklık 69,83 °C, Süre 89,20 dakika ve çözücü /katı oranı 39,837 ml/g olarak belirlendi. Optimum ekstraktın TPC, DPPH yakalama kapasitesi ve toplam antosiyanin içeriği sırasıyla 64,178±6,68 mg GAE/g, 38,320±4,46 mg AAE/g ve 9,231±0,302 mg C3G eşdeğer /g kuru böğürtlen meyvesi (19,293±0,631 mg/g kuru ekstrakt) olarak bulundu. Optimum ekstraktta kafeik asit (10,354 mg/g DW), (−)-Epikateşin (5,545 mg/g DW), 2,5-dihidroksibenzoik asit (4,495 mg/g DW) ve Naringin (1,814 mg/g DW) yüksek miktarlardaydı. Optimum ekstrakt IC50 değeri 2,507 mg/mL iken doksorubisinin 1,274 µM olarak hesaplandı. Doksorubisin ve böğürtlenin optimum ekstraktının belirlenen bütün dilüsyonlarının kombinasyonunda değerlendirilen Bliss (-18,22), Loewe (-10,65) ve ZIP (-15,05) modelleri için genel olarak antagonizma gözlendi. Ancak, HSA modelinde (ortalama -7,43) ise -10 ile 10 arasında olduğundan dolayı additif etki olarak değerlendirildi. Bu antagonistik etkinin temelinde yatan mekanizmalar, doz optimizasyonu ve ekstrakt bileşenlerinin etkileşimlerini incelen ileri çalışmalar ve sonuçları doğrulan in vivo çalışmalar yapılmalıdır. Optimum böğürtlen ekstraktının doksorubisin kaynaklı oluşan kalp hasarından korunmada kullanılma potansiyeli olabilir, bu ileri çalışmalar ile araştırılmalıdır.
Mantar tozlarının kullanımının sucuk kalite karakteristikleri üzerine etkileri
Sucuklara (Türk kuru fermente ürünü) farklı oranlarda (%0, %5, %8 ve %10) diyet lifi kaynağı olarak Agaricus bisporus mantar tozunun eklenmesinin depolama süresince (0, 7, 14, 21 ve 28 gün) kalite özellikleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Agaricus bisporus mantar tozunun sucuklarda fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal özellikleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Fizikokimyasal olarak, deneysel sucuk örneklerinde pH, renk, su aktivitesi (aw), kuru madde, nem, yağ, kolesterol, protein, tuz, kül, karbonhidrat, enerji, TBARS, diyet lifi ve doku analizleri yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda kuru madde, nem, kül, renk analizleri, yağ, kolesterol, protein, karbonhidrat, diyet lif, TBARs, enerji, tekstür ve duyusal analizlerde deneysel sucuk örnekleri arasında önemli bir fark bulunurken (p<0,05); pH, aw, tuz ve kalıntı nitrit analizlerinde önemli bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, sucukların lipid oksidasyonunu ve renk özelliklerini etkiler ve sucuk üretiminde depolama sırasında sucuk kalitesini/güvenliğini artırmak için kullanılabilir. Ayrıca, bu çalışmada, sucukta işlevsel bir bileşen olarak A. bisporus kullanılması önerilebilir.
Farelerde AOM-DSS kanser modelinde Bacopa monnieri'nin tümör mikroçevresinde anjiyogenez, apoptoz ve oksidatif stres üzerine etkilerinin araştırılması
Kolorektal kanserler (KRK), dünya genelinde yüksek insidans ve mortalite oranlarına sahip; çok faktörlü bir patogeneze sahip malignitelerdendir. Modern onkolojide tümör biyolojisinin yalnızca genetik mutasyonlarla açıklanamayacak kadar kompleks olduğu görülmüş ve buna göre bir yaklaşım geliştirilmiştir. Tümör mikroçevresinde (TMÇ, TME) yer alan stromal hücrelerin, immun yanıt elemanları, vasküler yapılar ve ekstrasellüler matriks arasındaki etkileşimler tümör progresyonda belirleyici ölçüde etkilidir. Bacopa monnieri (BM) geleneksel tıpta uzun yıllardır kullanılan bir bitkidir. BM'nin bazı kanserlerde olumlu etkileri tanımlanmıştır. Bu çalışmanın amacı BM'nin KRK'deki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmada kontrol; AOM-DSS; AOM-DSS ve 0,5mg/kg BM; AOM-DSS ve 2mg/kg BM; 0,5mg/kg BM ve 2mg/kg BM olmak üzere 6 deney grubu oluşturulmuştur. Deneyde ger grupta 10 fare olmk üzere toplam 60 Balb/c fare kullanılmıştırç Çalışma sonunda farelerden kan ve kolon örnekleri toplanmış kan örneklerinde hücre sayımı yapılmıştır. Kolon örnekleri ise makroskobik, histopatolojik ve VEGF, CD31, kaspase-3, 8-OHdG ve 4-HNE ekspresyonları açısından immunohistokimyasal olarak incelenmiştir. AOM-DSS uygulamaları özellikle didtal kolonda yoğunlaşan şekilde adenomotöz-adenokarsinamatöz ürelemelere sebep olurken BM uygulamalsının tümör oluşumunu azalttığı gözlenmiştir. Ayrıca BM uygulaması hem tümörün yayılımını ve VEGF, CD31, 8-OHdG ve 4-HNE ekspresyonlarında azalmaya kaspaz-3 ekpresyonlarında ise artışa sebep olmuştur. Bu bulgulara göre BM uygulaması KRK'de anjiyogenezi baskılayıcı, oksidatif stres seviyesini azaltıcı ve apoptotik aktiviteyi arttırıcı etki göstererek iyileşme üzerinde olumlu etkiler göstermiştir. BM'nin 2mg/kg dozda uygulamsının 0,5mg/kg dozda uygulanmasına göre daha etkili olduğu saptanmıştır. BM'nin KRK'de kullanımı ile ilgili umut verici bilgiler elde edilmiştir. Bu konuda daha ileri çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Ratlarda ovaryum ve uterus'un yaşa göre morfolojik gelişimi
Çalışmada ratlarda ovaryum ve uterus'un puberta öncesi ve sonrası dönemlerine göre morfometrik ve makroanatomik gelişiminin belirlenmesi amaçlandı. Bununla birlikte tuba uterina ve vagina da morfometrik olarak incelendi. Bu amaçla, puberta öncesi dönem için 30 günlük, pubertal dönem için 60 günlük ve puberta sonrası dönem için 90 günlük gelişimini tamamlamış ratlar kullanıldı. Her grupta kullanılan rat sayısı en az 6 adet olarak belirlendi. Ratlar ötenazi edildikten sonra biyometrik bulguları alındı ve bir gün formaldehitte bekletildi. Formaldehitte tespit olan ratların genital organları diseksiyon edildi ve makroanatomik bulgular alındı. Genital organlar uygun şekilde fotoğraflandıktan sonra Image J programına aktarılarak toplam 12 adet morfometrik ölçüm yapıldı. Çalışma sonucunda ovaryumların regio lumbalis'te bulunduğu, pubertal dönem öncesinden sonuna doğru, regio lumbalis'in caudal'inden daha cranial'inedoğru yer değiştirdiği gözlendi. Tuba uterina ovaryum'un caudal ucunda kıvrımlı kanallardan oluşuyordu. Uterus dublex olarak belirlendi. Sağ cornu uteri'nin sol cornu uteri'den daha uzun olduğu gözlendi. Bu farklılık 30 ve 60 günlük gruplar arasında istatistiksel olarak önemliydi (P<0.05). Vagina mukozasında uzunlamasına mukozal kıvrımlar mevcuttu. Ölçülen parametrelerin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edildi. Buna göre, sağ ve sol ovaryum çapı, sağ ve sol ovaryum uzunluğu, sağ ve sol cornu uteri uzunluğu ve cervix uteri uzunluğu parametrelerinin gruplar arasında istatistiksel olarak önemli olduğu belirlendi (P< 0.05). Çalışmadan elde edilen sonuçların, dişi ratlarda genital sistem üzerinde yapılacak çalışmalarda patolojik ve normal yapıların karşılaştırılmasına olanak sağlayacağı ve dişi genital sistem ile ilgili gelişimsel anatomi verilerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Makroanatomi, Morfometri, Ovaryum, Rat, Tuba uterina, Uterus, Vagina.
Keten tohumu yağından (linum usitatissimum L.) lipaz enziminin saflaştırılması ve özelliklerinin incelenmesi
Enzimler, metabolizmada gerçekleşen reaksiyonlarda katalizör görevi üstlenen biyomolekülerdir. Enzim teknolojisindeki gelişmeler, enzimlerin kullanım alanlarını genişletmiş ve ekonomik değerini artırmıştır. Bu nedenle, endüstriyel enzim araştırmaları biyoteknoloji alanında giderek daha fazla önem kazanmıştır. Bu çalışmada, öncelikle keten tohumu yağından (Linum Usitatissimum L.) lipaz enzimi saflaştırılmış, ardından enzimin potansiyel uygulamalarını daha iyi anlayabilmek amacıyla enzimatik özellikleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Enzim saflaştırma sürecinde lipaz enzimini etkin bir şekilde izole etmek için santrifüjleme ve diyaliz yöntemleri kullanılmıştır. Saflaştırılmış enzimin molekül ağırlığını belirlemek amacıyla SDS-PAGE yöntemi uygulanmıştır. Saflaştırma işlemlerinin ardından, ham homojenatın spesifik aktivitesi 9,8 U/mg olarak ölçülmüştür. %80 çöktürme işlemi sonrasında ise çökelti spesifik aktivitesi 12,8 U/mg seviyesine yükselmiştir. Çökelti analizinde optimum sıcaklık ve pH kararlılığı değerlendirilmiş; ayrıca, inhibitör ve aktivatör etkileri incelenerek molekül ağırlığı belirlenmiştir.
Değişik yaş grubunda olan Anadolu merinosu ve akkaraman ırkı koyunlarda serum leptin ve ghrelin seviyelerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması
Bu araştırmada aynı ağılda, aynı yemlerle, aynı şartlarda beslenen 3 aylık, 9 aylık ve 24 aylık yaşlarda ki Merinos ve Akkaraman ırkı koyunlarda serum leptin, ghrelin ve insülin değerleri ölçüldü. Leptin, ghrelin ve insülin değerlerinin farklı ırk ve yaş gruplarında ki değerleri ve yağlı ve yağsız kuyruklu koyunlarda ki değerlerini belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi karşılaştırmak amaçlandı.Yağlı kuyruklu bir ırk olan Akkaraman koyun ırkı ile yağsız kuyruğa sahip olan Anadolu Merinosu ırkı karşılaştırıldı. Araştırma materyalini Çankırı ili Orta ilçesinde bulunan Akkaraman ve Merinos ırkı koyun yetiştiriciliği yapılan bir çiftlik oluşturdu. Araştırmanın çalışma grubunu için her yaş grubundan 10'ar olmak üzere toplamda 60 koyundan kan örneği alındı. Bu örnekleri 3 aylık, 9 aylık ve 24 aylık yaşlarında ki Anadolu Merinosu ve Akkaraman ırkı koyunlar oluşturdu. Alınan kan örneklerinden ELISA yöntemi ile ayrı kitler kullanılarak serum leptin, ghrelin ve insülin değerleri ölçüldü. Akkaraman ve Merinos ırkı koyunlarda vücut ağırlıkları kg cinsinden ölçüldü. 3 ay, 9 ay ve 24 aylık yaşlarda Akkaraman ırkında ortalama veriler sırasıyla 42,3 kg, 56,5 kg ve 77,68 kg ölçülürken Merinos ırkında ise 3 ay, 9 ay ve 24 aylık yaşlarda ortalama veriler sırasıyla 35,24 kg, 54,91 kg, 66,14 kg ölçülerek Akkaraman ırkı koyunlar her yaşta canlı ağırlık olarak Merinos ırkı koyunlardan daha fazla ağır gelmişlerdir. Ghrelin değerleri daha ağır ırk olan Akkaraman ırkında 3 aylık yaşta ortalama 180,99 ng/mL ölçülürken Merinos ırkında ise 3 aylık yaşta ortalama daha düşük olarak 124,30 ng/mL çıkmış ve ileri yaş ölçümlerinde her iki gruptada bu seviyelerde düşme gözlemlenmiştir. Karşımıza çıkan sonuçlarda, yağ dokudan sentezlenen Leptin değerleri yağlı kuyruklu bir ırk olan Akkaraman ırkında yağsız kuyruklu Merinos ırkına nazaran daha yüksek çıkmıştır. Akkaraman ırkında 3 aylık yaşta ortalama 122,19 ng/mL olarak ölçülen leptin değeri ise 3 aylık yaştaki Merinos ırkında ortalama 100,91 ng/mL olarak ölçülmüş ve ileri yaş ölçümlerinde Leptin değerleri her iki gruptada yükselmiştir. İnsülin değerleri 3 aylık yaştaki Akkaraman ırkı koyunlarda ortalama 13,49 mIU/L olarak, 3 aylık yaştaki Merinos ırkı koyunlarda ise ortalama 9,66 mIU/L olarak ölçülmüş ve yaş ilerledikçe yapılan ortalama ölçümlerde yükselme gözlenmiştir. Yaşın ve vücut ağırlığının ilerlemesi ile birlikte leptin ve insülinde değerlerinde artış, ghrelin değerlerinde düşüş gözlemlendi. Sonuç olarak, ghrelin, leptin ve insülin hormonlarının yaş, vücut ağırlığı ve yağ kitlesi üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmaların çoğu insanlar üzerinde olup hayvanlar üzerinde ve özellikle ruminantlar üzerinde pek fazla çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışma ile birlikte ilk kez yağlı ve yağsız kuyruklu koyunlarda 3 hormonun yaş ve vücut ağırlığı ile ilişkisi incelenmiş oldu.
Bazı mantar (agaricus bisporus, agaricus campestris, morchella esculenta) unlarının kullanımının burdur şiş köftelerin kalite karakteristikleri üzerine etkileri
Burdur ve çevre yöreler için 'Burdur Şiş Köfte' geleneksel et ürünleri içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Akdeniz Bölgesi yenilebilir mantar çeşitliliği ve yetiştiriciliğinde de ilk sıralarda bulunmaktadır. Akdeniz bölgesinde Agaricus bisporus (kültür mantarı), Agaricus campestris (kestane mantarı) ve Morchella esculenta (kuzugöbeği) mantarı sıklıkla tüketilen mantar çeşitleridir. Bu çalışma kapsamında diyet lif kaynağı olarak %5 ve %10 oranında Agaricus bisporus (kültür mantarı), Agaricus campestris (kestane mantarı) ve Morchella esculenta (kuzugöbeği) mantarı tozu ilave edilen Burdur Şiş Köftelerinin fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal özellikleri üzerine etkileri araştırıldı. Fizikokimyasal olarak çiğ ve pişmiş Burdur Şiş Köftesi örneklerinde ağırlık kaybı, pH, renk, su aktivitesi(aw), kuru madde, nem, yağ, kolesterol, protein, tuz, kül, karbonhidrat, enerji, TBARS, diyet lif, tekstür analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda pH, renk, su aktivitesi(aw), yağ, protein, tuz, kül, karbonhidrat, enerji, diyet lif, tekstür analizleri çiğ ve pişmiş Burdur Şiş Köfte örnekleri arasında önemli fark bulunmuş (p<0,01); ağırlık kaybı, kuru madde, nem, kolesterol, TBARS analizlerinde ise bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Yapılan mikrobiyolojik analizler sonucunda TMAB değerleri pişirme sonucu arttığı, maya ve küf değerleri ise pişirme sonucu azaldığı görüldü. Duyusal analizler sonucunda ise genel beğenisi en yüksek olan gruplar kontrol ve %5 kestane mantarı unu ilaveli gruplar oldu. Çalışma sonucunda mantar unu ilave edilmiş Burdur Şiş Köftelerinin tüketici tarafından kabul gördüğü belirlendi. Tüketicilerin beğendiği diyet lif miktarı yüksek olabilecek farklı bitkisel takviyelerle et ve et ürünleri üzerinde yenilikçi çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.