Bursa Technical University
Discipline

Polimer Malzeme Mühendisliği Anabilim Dalı

Bursa Technical University

102

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Poliakrilik kauçuğun eklemeli üretimi ve sensör uygulamalarının araştırılması

Eklemeli üretim, sağladığı avantajlardan dolayı kullanımı giderek artan bir üretim yöntemidir. Farklı teknikler ile metaller, seramikler, gıdalar ve termoplastikler yaygın olarak bu yöntemle üretilebilmektedir. Ancak kauçukların bu yöntemle üretimi sıvı silikon kauçuk ile sınırlıdır. Bu tez çalışmasında sıcaklık ile kürlenen kauçukların eklemeli üretimi ilk defa gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan poliakrilik hamurlar malzeme ekstrüzyonu temeline dayanan eklemeli üretim yöntemi ile 3B baskılanarak farklı dolgu desenlerinde numuneler üretilmiştir. Bunun için açık milde hazırlanan hamurların uçucu bir organik çözücüde çözeltileri hazırlanmış ve bir pompa ile basınç uygulanarak 3B yazıcı nozülüne beslenerek bir tabla üzerinde tasarlanan modelde baskılanmıştır. Sonrasında belli bir süre belli bir sıcaklıkta kürlenen numunelerin çapraz bağlanması gerçekleştirilerek 3B yazıcı ile baskılanmış çapraz bağlı kauçuk numuneler hazırlanmıştır. Üç farklı oranda çapraz bağlayıcı sistem içeren hamur kullanılmıştır. Her bir hamur türünden farklı strand açıları içeren 4 farklı dolgu modeli kullanılarak numuneler üretilmiştir. Ayrıca geleneksel üretim yöntemleriyle karşılaştırmak amacıyla her bir hamurdan çözeltiden dökme yöntemi ile de numuneler üretilmiştir. Numunelerin çapraz bağlanma yoğunlukları Flory-Rehner eşitliği ile belirlenmiş, elektriksel dirençleri ölçülmüş ve çekme testleri ile mekanik özellikleri incelenmiştir. Son olarak ise yükleme-boşaltma çevrimleri ile farklı gerinim hızlarında ve gerinim oranlarında elekTriksel direnç değişim (ΔR/R0) değerleri ölçülerek piezorezistif performansları belirlenmiş ve Gauge faktör (GF) değerleri hesaplanarak gerinim sensörü olarak kullanılabilirlikleri araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlardan dolgu tipinin çapraz bağlanma yoğunluğu üzerine bir etkisinin olmadığı, ancak hamur türüne bağlı olarak değişiklik gösterdiği anlaşılmıştır. Çapraz bağlayıcı oranı arttıkça çapraz bağlanma yoğunluğunun da arttığı görülmüştür. Elektriksel direnç değerlerinin çapraz bağlanma yoğunluğuna ve dolgu tipine göre değişiklikler gösterdiği tespit edilmiştir. Çapraz bağlanma yoğunluğu arttıkça direnç değerlerinin azaldığı, 45°/45° strand açısına sahip dolgu deseninin en yüksek direnç değerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Çapraz bağlanma yoğunluğu arttıkça çekme dayanımı ve elastik modül değerlerinin arttığı, kopma uzamalarının ise azaldığı görülmüştür. 45°/45° strand açısına sahip dolgu deseninin en düşük çekme dayanımı ve kopma uzaması gösterdiği görülmüştür. Yükleme-boşaltma çevrim testlerinden elde edilen mekanik sonuçlardan, çapraz bağlanma yoğunluğu arttıkça histerezis değerlerinin arttığı tespit edilirken, dolgu desenlerinin ve gerinim hızlarının da histerezis üzerine etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. Yükleme-boşaltma testlerinden, GF değerleri üzerine dolgu tipi, gerinim hızı ve gerinim oranının etkisi olduğu görülmüştür. En yüksek GF değeri en düşük çapraz bağlanma yoğunluğunda, 45°/45° strand açısıyla üretilen numunede ε=0,2 ve έ=10/dk parametreleri ile 26558 olarak hesaplanmıştır. Bu numunenin gerinime karşı direnç değişimlerinin yüksek hassasiyete ve tekrarlanabilirliğe sahip olduğu anlaşılmış ve bir çok teknolojik uygulamada gerinim sensörü olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Katmanlı üretimKauçukMekanik özellikler+2
Semih Ceyhan
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Akrilonitril bütadien kaplı polyester eldivenlerin mekanik ve antibakteriyel özelliklerinin araştırılması

Bakteri ve virüslere gün içerisinde birçok kez maruz kalınabilinmektedir. Bu etkileşimi en aza indirgemenin yolu ise gerekli tedbirleri almaktan geçmektedir. Kişisel hijyenin yanı sıra, maske, eldiven ve dezenfektan kullanımı da önemli bir rol oynamaktadır. Maske, solunum enfeksiyonunu düşürürken, temas ile bulaşın ilişkisi ise oldukça fazladır. Mikroorganizmaların temas yoluyla geçmesini engellemek için genellikle tek kullanımlık eldivenler kullanılmaktadır. Eldivenlerin ergonomik olması, koruyucu olması ve hissiyatının iyi olması sebebiyle tercih edilmesinin yanında pandemi derecesine gelen bulaşıcı hastalıklarda eldiven kullanımı artmakta, günlük hayatta dahi insanların tercihi olmaktadır. Üretimi sınırlı olan bu eldivenlerin talebin artması durumunda, sağlık çalışanları için ihtiyaçlarının karşılanmasını zor hale getirir. Tek kullanımlık eldivenler, uzun süre kullanımda ellerin hava almasını engeller ve terlemesine sebep olur. Bu sebeple gün boyunca kullanılması zordur. Büyük bir çoğunluğunu doğal lateks hammaddesi kullanılarak üretilen eldivenler, yüksek oranda alerjik tepkilere de yol açar. Özellikle tek kullanımlık olması, geri dönüşümünün mümkün olmaması, atık sorununu da yanında getirir. Tekrar kullanılabilir eldivenlerin ihtiyaç haline gelmesi bu konu üzerine yapılan çalışmaların önemini göstermektedir. Bu eldivenler bir hijyen sorunu oluşmasına sebep olabileceklerinden dolayı, bu çalışmada antibakteriyel kaplama yapılması hedeflenmiştir. Bu tez çalışmasında, uygulama alanı olarak özellikle hastanelerde temizlik görevlileri için, pandemi günlük kullanım için veya boyahane gibi boya işlerinde kullanılması üzerine yıkanabilir antibakteriyel akrilonitril bütadien kauçuk kaplamalı eldivenlerin üretilmesi, mekanik ve antibakteriyel özelliklerinin araştırılması planlanmıştır. Alternatif olarak, bu eldivenlerin kullanıldığı sağlık sektörü hariç diğer alanlarda kullanılmasının avantaj sağlayacağı, yıkanabilirliği olan ve birden daha fazla kullanılabilirliği olan akrilonitril bütadien kauçuk kaplamalı polyester eldivenlerin üretimi ve dayanım özellikleri incelenecektir. Hedeflenen çalışmanın öncelikli amacı, EN 388 "Eldivenlerin Mekanik Özellikleri" ve ISO 20743 "Tekstil-Antibakteriyel Bitmiş Ürünlerin Antibakteriyel Aktivitesinin Belirlenmesi" Standartları çerçevesinde kullanıma uygun değerleri karşılaması, ergonomik ve dayanıklı olmasıdır. Özellikle uzun süre kullanılacağı düşünüldüğünde alerjik reaksiyon vermemesi açısından kükürt, çinko dietil ditiyokarbamat (ZDEC) ve çinko 2-merkaptobenzotiazol (ZMBT) gibi vulkanizasyon hızlandırıcıları kullanılmamıştır. Çapraz bağlanma olarak iyonik bağlanma seçilmiş ve farklı oranlarda çinko oksit kullanılarak aşınma değerlerine ve ergonomiye etkisi incelenmiştir. Ayrıca, yıkamaya karşı gösterilen direnç ve antibakteriyel kalıcılık araştırılmıştır. Farklı oranlarda çinko oksit (0.5, 1.0, 1.5, 2.0 ve 2.5 phr) kullanılarak aşınma dayanımı ve ergonomi olarak optimizasyon yapılmıştır. Yapılan bu optimizasyon da uygun değer seçilerek kaplanan eldivenler, 5 ardışık yıkamaya tabi tutulmuştur ve her yıkama sonrası istenilen standart değerlerinin elde edilmesi hedeflenmiştir. Yapıya eklenen çinko oksitin oluşturduğu iyonik bağlanma neticesinde eldivenin aşınmaya olumlu etkisi görülmüştür. Yıkamanın, eldivenin mekaniksel özelliklerine olan olumsuz etkisi de incelenmiştir. Kullanılan gümüş nitrat çözeltisinin 5 yıkama sonrasında eldivenlerin anti bakteriyel etkisini koruduğu görülmüştür. Mikroyapı analiz sonuçlarıda 5 yıkama sonrasında bu antibakteriyel etkinin korunduğunu desteklemektedir.

AkrilonitrilGümüşKaplama malzemeleri+3
Aziz Ahmet Yıldızhan
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kendi-kendini onaran karbon elyaf takviyeli polimer matrisli kompozit geliştirilmesi

Bu doktora tezinin temel amacı, EMAA (poli (etilen-metakrilik asit)), EVA (etilen vinil asetat) ve ABS (akrilonitril bütadiyen stiren) filamentleri ile dikiş prosesi uygulanarak üç boyutlu kendi kendini onarabilen karbon elyaf takviyeli kompozit malzeme geliştirilmesidir. Bu amaçla, önce EMAA, EVA ve ABS termoplastik polimelerinden 0,6, 0,8mm ve 1 mm çaplarında, filamentler üretilmiştir. Daha sonra karbon elyaf prepreg, bu filamentlerle dikilmiş ve ardından, basınçlı kalıplama yöntemi ile kompozit üretimleri gerçekleştirilmiştir. Üretilen kompozitlerin mekanik özellikleri çekme, eğilme ve Mod-I katmanlar arası kırılma tokluğu testleri ile, yapısal analizi FT-IR analizi ile ve morfolojik analizleri optik mikroskop ve taramalı elektron mikroskobu ile yapılmıştır. Ayrıca kompozitlerin kendi kendini onarma verimliliği hesaplanmıştır. Bu tezde elyaf takviyeli kompozit malzemelerin yapısı, önemi, karbon elyaflı kompozit malzemelerin üretim yöntemleri ve dikiş prosesinin kompozit malzemeler üzerindeki etkisinden bahsedilmiştir. Ayrıca kendi kendini onarabilen polimerlerin yapısı, proses parametreleri ve çeşitleri de detaylı olarak incelenmiştir. Mod-I katmanlar arası test sonuçları incelendiğinde, dikiş prosesinde filamentlerin çapları arttıkça kırılma tokluklarının artttığı gözlenmiştir. Onarma verimliliği en fazla, EMAA06 (%189), EMAA08 (%141) ve EMAA1 (%124) numunelerinde elde edilmiştir. Ayrıca EVA06 (%133), EVA08 (%115) ve EVA1 (%110) numunelerinde de onarma verimliliği sağlanmıştır. Fakat ABS06( %-53), ABS08 (%-64) ve ABS1 (%-67) numunelerinde, elde edilen sonuçlar gözönüne alındığında, ABS filamentleri ile onarmanın gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır.

Kompozit malzemelerKompozit yapılarKompozitler+4
Gökçenur İşlek
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıkıştırmalı kalıplama yöntemi ile PLA esaslı polimerik kompozit köpüklerinin üretimi ve özelliklerinin incelenmesi

Büyük çoğunluğu fosil yakıtlardan üretilen polimerler, kullanım ömürlerini tamamladıktan sonra bozunmaya uğramadıkları çevre ortamlarında atık haline gelmekte, her yeni hammadde üretim sürecinde gerek çevreye verilen zarar, gerekse sınırlı fosil yakıt kaynaklarının tüketimi bakımından benzer süreçler tekrarlanmaktadır. Ortaya çıkan bu kısır döngü son yıllarda yenilenebilir kaynaklardan elde edilen çevreci, biyo esaslı ve biyobozunur polimerlere ağırlık verilmesine neden olmuştur. Biyopolimerler, biyouyumlulukları ve biyobozunurlukları sebebiyle başlangıçta sadece biyomedikal uygulamalarda kullanım alanı bulsalar da yapılan çalışmalarla daha iyi anlaşılmaya başlanan fiziksel ve mekanik davranışları sebebiyle otomotiv uygulamalarında da petrol esaslı polimerlere alternatif olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Polilaktik asit (PLA), son yıllarda pek çok uygulama alanında kullanılabilirliği incelenen yüksek çekme dayanımı ve sertliği, kolay işlenebilirliği ile geleneksel petrol esaslı polimerler ile kıyaslanabilir özelliklere sahip olan alifatik bir polyesterdir. PLA kendisine avantaj sağlayan özelliklerinin yanı sıra yüksek maliyet, düşük tokluk, düşük ısıl direnç ve düşük kristalizasyon hızı gibi sınırlayıcı bir takım özelliklere de sahiptir. Ancak yapılan çalışmalarda bu sınırlamaların farklı polimerlerin, dolgu ve katkı sistemlerinin kullanılabildiği kompozit karışımların hazırlanmasıyla giderilebildiği görülmüştür. Literatür çalışmaları incelendiğinde özellikle otomotiv sektörü için önemli olan hafiflik ve karbon dioksit (CO2) emisyonu sınırlamaları sonucunda çalışmalarına ağırlık verilen köpük malzeme üretimlerinin biyopolimerler için de araştırılan ve üzerinde çalışılan bir alan olduğu, bu konuda hem fiziksel hem kimyasal köpürtme ajanları ile gerçekleştirilen çalışmalara son yıllarda ağırlık verildiği görülmektedir. Bu tez çalışmasında, otomotiv sektöründe kullanılabilecek hafif, çevreci, yüksek performanslı PLA esaslı polimerik kompozit köpüklerinin çift vidalı ekstrüder ve sıkıştırmalı kalıplama yöntemleri kullanılarak geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla, PLA ile birlikte poliamid 6 (PA6) ve polipropilen (PP) polimerleri kullanılarak, ilk aşamada polimer oranlarının belirlenmesi amacıyla 20:80, 30:70, 40:60 ve 70:30 oranlarında polimerik kompozit yapılar hazırlanmıştır. Sıkıştırmalı kalıplama yöntemi kullanılarak hazırlanan bu kompozit yapıların fiziksel, termal, mekanik ve morfolojik özellikleri ve bu özelliklerdeki değişimler incelenip en uygun polimer oranlarına karar verilmiştir. PLA/PP ve PLA/PA6 karışımları için en uygun polimer oranının 30:70 olduğu belirlenmiş, bu aşamadan sonraki çalışmalara bu oranlar ile hazırlanan karışımların kullanılarak devam edilmesi kararlaştırılmıştır. Ancak kimyasal köpürtücü ajan ve uyumlaştırıcı ajanın etkilerinin daha iyi anlaşılabilmesi için 30:70 oranı ile birlikte 70:30 oranı ile de çalışılmasına karar verilmiştir. Bu çalışmanın ikinci aşamasında, kimyasal köpürtücü ajan oranının belirlenmesi amacıyla ağırlıkça %1, %1,5 ve %2 oranlarında kimyasal köpürtücü ajan kullanılarak çift vidalı ekstrüder ve sıkıştırmalı kalıplama yöntemleri ile polimerik köpük yapılar hazırlanmıştır ve elde edilen numunelerin fiziksel, termal, mekanik ve morfolojik özellikleri ve kimyasal köpürtücü ajan oranına bağlı olarak bu özelliklerdeki değişimler değerlendirilmiştir. En uygun kimyasal köpürtücü ajan oranı PLA/PP ve PLA/PA6 karışımları için %1,5 olarak bulunmuştur. Son aşamada ise, köpürtülmüş ikili polimer sistemlerinde uyumsuzluğu gidermek amacıyla polimer oranları ve kimyasal köpürtücü ajan oranları belirlenen yapılar için son olarak en uygun uyumlaştırıcı ajan oranının belirlenmesi için çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Uyumlaştırıcı ajan kullanımının fiziksel, termal, mekanik ve morfolojik özellikler üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla ağırlıkça %1, %3 ve %5 oranlarında uyumlaştırıcı ajan içeren PLA/PP ve PLA/PA6 karışımları hazırlanarak analizleri gerçekleştirilmiştir. Köpük yapıdaki PLA/PP karışımları için en uygun uyumlaştırıcı ajan oranı ağırlıkça %1 olarak belirlenirken, bu oran köpük yapıdaki PLA/PA6 karışımları için ağırlıkça %3 olarak belirlenmiştir.

PoliamidPolilaktik asitPolimer kompozitler+1
Sibel Tuna
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Seçilmiş polimerik otomotiv dış malzemeleri bazında hızlı yaşlandırmalar ve Türkiye'de doğal yaşlandırma arasındaki korelasyonun araştırılması

Bu tez çalışmasında otomotiv dış malzemesi olarak seçilen PMMA, ABS+ASA ve ABS yüzeyli malzemelerin Türkiye'de Bursa ilinde ilk kez doğal ortamda yaşlandırılması ve hızlandırılmış yaşlandırma metotları olarak seçilen ksenon ark lambalı ve ultraviyole lambalı metotlar ile yaşlandırılması sonucunda elde edilen numunelerin moleküler ve makromoleküler analizleri ile kopma mukavemeti ve uzama değerlerinin, renk ve parlaklık özelliklerinin tespiti ile yaşlandırma metotları arasındaki korelasyonun araştırılması amaçlanmıştır. Doğal ortamda yaşlandırma test düzeneği Türkiye'de ilk kez EN ISO 877-1 standardına uygun olarak bu tez çalışması kapsamındanda Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Bursa Test ve Analiz Laboratuvarı (TÜBİTAK BUTAL)'nda kurulmuştur. 11 Kasım 2019 - 11 Kasım 2020 tarihleri arasında bir yıl süreyle doğal yaşlandırma testi gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık olarak iki aylık periyotlarda numuneler alınmış olup toplamda altı seri numune elde edilmiştir. Ksenon ark lambalı hızlandırılmış yaşlandırma, EN ISO 4892-2 (Metot A, çevrim no: 4) standardı koşullarında toplamda 1920 saat olarak gerçekleştirilmiştir. 330 saatlik periyotlarda altı seri numune elde edilmiştir. Ultraviyole lambalı hızlandırılmış yaşlandırma, EN ISO 4892-3 (Metot A, çevrim no: 4) standardı koşullarında toplamda 1512 saat olarak gerçekleştirilmiştir. 252 saatlik periyotlarda altı seri numune elde edilmiştir. Yaşlandırma metodunun moleküler yapıdaki değişiklik üzerine etkileri FTIR analizleri ile, ısıl bozunma farlılıkları üzerine etkileri TGA analizleri ile belirlenmiştir. Polimer yüzey özelliği olan renk ve parlaklık özelliklerindeki değişim bazında polimerlerin yaşlanma dayanımları tespit edilmiştir. Yaşlandırmanın polimerlerin performans parametresi üzerine etkisi kopma mukavemeti testi ile tespit edilmiştir. Tüm değerlendirme parametreleri bazında ve tüm yaşlandırma metotlarında PMMA istatiksel olarak kayda değer bir değişime uğramazken ABS+ASA ve ABS numunelerinde önemli sayılabilecek değişimlerin olduğu gözlemlenmiştir. PMMA polimerindeki en büyük değişim kopma uzamasında olmuş olup bu değişimin katmanlı yapıdaki PMMA harici tabakadan kaynaklandığı belirlenmiştir. PMMA numunelerinin yüzey görünümlerinde, moleküler yapı ve bozunma davranışında fark edilir bir değişim tespit edilmemiştir. ABS+ASA ve ABS malzemelerinin her üç yaşlandırma ortamından da etkilendiği ve tüm değerlendirme parametreleri bazında özellik değişimine uğradığı görülmüştür. Her iki polimerin de benzer yaşlanma davranışı gösterdiği tespit edilmiştir. FTIR ile yapılan moleküler yapıdaki değişim analizinde fotooksidatif bozunma sonucunda 1600 – 1800 cm-1'deki karbonil ve 3000 – 3400 cm-1'deki hidroksil titreşimlerine ait yeni absorpsiyon bantlarının oluştuğu ve vinil yapıdaki pik şiddetlerinin azaldığı görülmüştür. FTIR spektrumundaki bu farklılık her iki polimer malzemenin de moleküler bazda benzer bozunmaya maruz kaldığı bilgisini vermektedir. Moleküler yapıdaki bu bozunma durumu TGA analizi ile de termal bozunmadaki davranış farklılığı olarak ölçülmüştür. Moleküler bazdaki bozunmayı oluşturan yaşlanma süresinin artması (maruz kalınan ışıma miktarının da artması) numunelerin ısı altındaki bozunmasının hızlanmasını sağlamıştır. Renk ölçümünde yüzey özelliklerinin önemli olduğu ve yüzey dokusundaki değişimlerin spektrofotometre ile tespit edilemediği bu nedenle, renk farkı değerlendirmesinin görsel renk değerlendirme ile yapılmasının uygun olduğu bulunmuştur. Her iki numunenin de yüzeylerinde renk değişimi ve parlaklık azalması görülmüştür. Tüm veriler birlikte değerlendirildiğinde PMMA'nın her üç yaşlandırma metodundan da etkilenmediği ancak ABS+ASA ve ABS numunelerinin büyük ölçüde etkilendiği, en fazla etkilenen polimerin ABS+ASA olduğu, en yıkıcı yaşlandırma metodunun ise ultraviyole lamba ile hızlandırılmış yaşlandırma olduğu ve doğal yaşlandırmanın diğer iki metoda nazaran daha hafif az hasar veren bir metot olduğu tespit edilmiştir. Yaşlandırma metotları arasında kopma mukavemeti, parlaklık ve gri skala ile renk farkı değerlendirmesi parametreleri bazında korelasyonun olduğu ve regresyon bazlı yapılan eğri tahminlemesindeki R2 katsayısının yüksek olduğu bulunmuştur. En yüksek R2 değeri, parlaklık parametresinde oluşmuştur. Tüm verilerin birlikte değerlendirildiği korelasyon analizinde, tek tek parametreler bazında yapılan korelasyon analizlerindekinden daha yüksek bir korelasyon katsayısı elde edilmiştir. Bu çalışma sonucunda bazı parametreler bazında yaşlandırma metotları arasında korelasyon yapılabileceği ve bir metoda göre yapılan yaşlandırma sonuçlarının diğer metotlara dönüştürülebileceği anlaşılmıştır. Bu tespit doğrultusunda, malzemelerin doğal ortamda yaşlanma sürelerinin tahminlemesinin, laboratuvar koşullarında yapılan yaşlandırma test sonuçlarının çalışma kapsamında elde edilen denklemleri kullanılarak yapılabileceği sonucuna varılmıştır.

ABSOtomotiv sektörüPlastikler+3
Fatma Filiz Yıldırım
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sodyum pentaborat, kalsiyum karbonat ve doğal reçine katkılı polilaktik asit filmlerin üretimi ve özelliklerinin incelenmesi

Günümüzde petrol kaynaklarının azalması nedeniyle geleneksel plastikler yerine biyoesaslı plastik malzemelerin kullanımına ciddi bir ihtiyaç duyulmaktadır. Yenilenebilir kaynaklardan üretilen biyobozunur ve biyouyumlu bir polimer olan polilaktik asit (PLA) ve kopolimerleri giderek daha fazla önem kazanmaktadır, ancak zayıf mekanik özellikleri ve neme karşı aşırı hassasiyetleri nedeniyle gıda ambalajlarında kullanımları sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, geleneksel koruyucu malzemelere alternatif olarak ultraviyole (UV) ve görünür ışınlarından koruyucu, nanopartikül ve doğal reçine takviyesi ile PLA polimerinin özelliklerini iyileştirmek, yeni, şeffaf ve esnek film üretimi ile ambalaj malzemesi olarak kullanılabilirliğini araştırmaktır. Bu çalışmada, UV ışınlarından koruyucu bir biyofilm üretebilmek amacıyla PLA polimeri içerisine sodyum pentaborat anhidrit (SP), yumurta kabuğu (CC) nanopartikülleri ve doğal reçine katkıları eklenmiştir. PLA/SP, PLA/CC, PLA/doğal reçine, PLA/SP/doğal reçine ve PLA/CC/doğal reçine biyofilmlerinin üretiminde, serbest döküm (solvent-casting) ve ultrasonik homojenizatör kullanılarak döküm olmak üzere iki yöntem kullanılmış ve karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. İlaveten, her iki nanopartiküle doğal reçine eklenmesiyle PLA/SP/doğal reçine ve PLA/CC/doğal reçine filmlerin üretimi ve karakterizasyonu ile elde edilen PLA filmlerinde, UV koruma bölgesinin genişletilmesi hedeflenmektedir. PLA polimerinin olumsuz özelliklerinin farklı katkılar ile iyileştirildiği bu çalışma; termal özelliği, mekanik özelliği, temas açısı değerleri, UV-görünür bölge ışınlarının geçirgenliği ve mikroyapı analiz sonuçlarına göre değerlendirilmiştir. Taramalı elektron mikroskobu görüntülerinde, nanopartiküllerin topaklandığı görülmüştür. Bu durum filmlerin mekanik özelliklerinin olumsuz bir şekilde etkilendiğini açıklamaktadır. Nanopartikül katkılı filmlerin mekanik özelliklerinin saf PLA filmine göre düştüğü, ağırlıkça %5 ve artan katkı oranlarında çekme ve kopma uzama değerlerinin neredeyse aynı kaldığı ve bu yüzden ideal katkı oranlarının ağırlıkça %5 olduğu görülmüştür. Reçinelerin kattığı süneklik etkisi ile çekme direncinde düşüş, kopmada uzama değerlerinde artış gözlenmiştir. Saf PLA filmine göre; ağırlıkça %7,5 saf reçine (SR) katkısı için %11 artış elde edilirken, ağırlıkça %1 esterleştirilmiş reçine (ER)kaKatkısıçin %71 artış sağlamıştır. Hibrit biyokompozit filmlerin mekanik özelliklerinde ağırlıkça %5 SR ve %1 ER katkıları en iyi gerilme direncini sergilemişlerdir. ER katkısı, SR' ye göre mekanik direnci arttırmaktadır. Katkı oranı artışına göre gerilme mukavemetinde düşüş gözlemlenirken kopmada uzama değerlerinde artışa yol açmıştır. Partiküller çözelti içinde homojen olarak dağıldığında, polimer döküm yöntemiyle üretilen filmlere kıyasla mekanik özellikler iyileşmiştir. Ambalajların, taşınmasında ve depolanmasında nem, buhar, ıslanma gibi sıvıya maruz kalabileceği durumlarda sıvının ambalajdan geçişine izin vereceğinden hidrofobik özellikler istenmektedir. Temas açısı ölçümleri sonucunda, ağırlıkça %40 SR ve ER katkılı hibrit biyokompozit filmlerin su ile temas açısının arttığı ve ıslanma oranını azaltan bir yüzey elde edildiği görülmüştür. SP katkılı biyofilmlerin ıslanabilirliği, CC katkılı biyofilmlere göre daha düşük çıkmıştır. Homojen partikül dağılımına sahip filmlerde, CC katkılı filmlerin temas açısı değerlerinin saf PLA filme göre azaldığı, SP katkılı filmlerde ise arttığı gözlenmiştir. UV korumada, nanopartiküllerin polimer matrisinde iyileşme sağladığı ve reçinelerin ise daha çok etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca hibrit biyokompozitlerde reçine katkısının ağırlıkça oranı arttıkça geçirgenliği azaltıcı etkisi olduğu görülmüştür. Ağırlıkça %40 reçine katkısı, tüm filmlerin geçirgenliğini azaltan en iyi oran olmuştur. FTIR spektrumu analizinde saf PLA filmi ile uyumlu oldukları, sadece fiziksel bir etkileşim olduğu kimyasal yeni bir bağ oluşmadığı görülmüştür. Saf PLA polimerinin kristalleşme davranışı üzerine olan etkilerini anlamak için ağırlıkça %2,5 ve %7,5 nanopartikül katkılı PLA/CC ve PLA/SP filmlerin ve ağırlıkça %5 ve %40 reçine katkılı hibrit biyofilmlerin termal özellikleri incelenmiştir. Sonuçlara göre, PLA/CC filmlerin camsı geçiş sıcaklığı (Tg) ve kristal oranı (ꭓc) değerlerinde artış gözlemlenirken, PLA/SP filmlerin Tg değerlerinin arttığı ve (ꭓc) değerlerinin düştüğü görülmüştür. Ayrıca, SR ve ER katkısı ile oluşan hibrit biyofilmlerin Tg ve (ꭓc) değerlerinin düştüğü gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Polilaktik Asit, Doğal Reçine, UV Koruma, Kalsiyum Karbonat, Sodyum Pentaborat

Kalsiyum karbonatPolilaktik asitReçine+2
Esin Koçak
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Analitik cihazlar ile PP/PE karışım oranlarının tespit edilmesine yönelik analiz metodu geliştirilmesi ve doğruluğunun araştırılması

Plastik sektörünün başlangıcında daha çok tek bileşenli (kompozisyonunda bir polimerik yapının olduğu) polimer malzemeler imalatta kullanılmıştır. Değişen ihtiyaçlar ve beklentiler birçok uygulamada bu tek bileşenli yapılar yetersiz kalmaktadır. Bir ürünün belli bir uygulamada bazı özellikleri çok iyi iken, bazı özellikleri çok zayıf kalmaktadır. Buda ya ürünün kullanım ömrünü kısaltmakta veya o plastik malzemenin kullanımını sınırlamaktadır. Farklı özellikleri iyi olan polimer malzemeleri karıştırılarak çok daha üstün ve yeni özelliklere sahip polimer malzeme karışımları üretilmeye başlanılmıştır. Polimer karışımları makromoleküllerin fiziksel olarak birbiri içine karışması ile oluşmaktadır. Makromoleküler arasında oluşan moleküller arası bağlar sayesinde farklı makromoleküllerin bir arada durması gerçekleşmektedir. Molekül karışımları bir kopolimer yapı arz etmemektedir. Kopolimerlerde; farklı monomerlerin aynı makromolekül zincir yapısında kovalent bağlar ile birbirine bağlanmasıyla oluşur. Zincir yapısındaki monomer konfigürasyonu farklı şekillerde yapılabilmektedir. Farklı makromoleküle sahip polimerlerinin birbiri içinde makromoleküler bazda karıştırılması ile polimerlerin alaşımları elde edilir. Bu alaşımlarda makromoleküler seviyede fiziksel olarak bir karışım söz konusudur ve uzun süredir imalat endüstrisinde çeşitli nedenlerle uygulanmaktadır. En yaygın kullanılan karışımlar arasında yer alan polipropilen (PP) ve polietilen (PE) karışımlarındaki PP ve PE oranları hem proses parametrelerini hem de nihai ürün özelliklerini büyük ölçüde etkilemektedir. Hem granül halindeki PP/PE karışımlarının hem de nihai üründeki PP/PE karışım oranlarının bilinmesi hem proses parametrelerinin ayarlanması hem de kullanım ortamındaki ürün davranışının öngörülmesi için zorunluluk arz etmektedir. PP ve PE'nin tanımlanması Fourier dönüşümlü kızılötesi (FTIR), diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) gibi analitik metotlar ile yapılabildiği gibi ksilen çözücüsünde sıcakta çözünme durumuna göre de belirlenmektedir. Hem analitik metotlarda hem de çözme metodunda oran ayrımının yapılmasına yönelik bir metot mevcut değildir. Her ne kadar ISO 1833-23 metodunda bu ayrımın yapılması öngörülmüş olsa da metot yayınlanmadığı için hiçbir laboratuvar tarafından kullanılmamaktadır. PP ve PE en önemli ayırt edici özelliği olan termal davranış farklılığından faydalanılarak oran tespitine yönelik bir metot geliştirilebileceği öngörüsü ile bu çalışma başlatılmıştır. Her iki polimerin erime sıcaklık farklılığından polimer ayrımı yapılarak söz konusu erime pik alan entalpi enerji farklılığından oran tespitinin yapılması bu çalışmada amaçlanmıştır. Bilinen PP/PE oranlarındaki numuneler ile çalışılarak PP ve PE ait entalpi enerjileri DSC cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Ölçülen enerji ile oranlar arasında regresyon analizi yapılarak regresyon denklemi elde edilmiştir. Regresyon denkleminin R2'sinin 0,98 gibi yüksek bir katsayı sahip denklem oluşturulduğundan doğruluğu yüksek bir test metodu oluşturulmuştur. Elde edilen bu denklem kullanılarak oranları bilinmeyen örneklerin oran tespiti yapılabilir hale geldiği deneme ölçümleri ile ispatlanmıştır. %30PP- %70HDPE ve %60PP- %40HDPE karışıma sahip malzemelerin oranları elde edilen denklem ile %27-%73 ve %59-%41 olarak bulunmuştur. Elde edilen ±%3 lük sapma TS EN ISO 1833-1 standardında belirtilen kabul edilebilir limit olan %5'lik sapmanın altında kalmıştır.

FTIRPolietilenPolimer karışımlar+1
Hasan Yörük
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yara örtüsü uygulamaları için polilaktik asit/lavanta uçucu yağı esaslı biyoaktif nanoliflerin geliştirilmesi ve karakterizasyonu

Son yıllarda, yenilikçi biyoaktif yara örtülerinin geliştirilmesine yönelik yapılan çalışmalar hız kazanmıştır. Geliştirilen malzemeler arasında nanolifler, hücre dışı matrisin (ECM) yapısını yakından taklit edebilmeleri nedeniyle yara iyileşmesi için uygun bir ortam sağlamaktadır. Bu nedenle, nanolif esaslı yara örtü malzemeleri için umut verici adaylar olarak değerlendirilmektedir. Hem doğal hem de sentetik polimerler, elektroeğirme ile nanolif esaslı yara örtülerini hazırlamak için kullanılmaktadır. Bu farklı polimerler arasında, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen biyobozunur, biyouyumlu ve iyi mekanik özelliklere sahip bir polimer olan poli(laktik asit) (PLA) özellikle ilgi çekicidir. Doğal bileşikler arasında uçucu yağlar farklı biyoaktif özellikleri nedeniyle biyomedikal uygulamalarda tercih edilmektedir. Fakat yüksek uçuculuk ve hidrofobiklik özellikleri uygulamalarını kısıtlamaktadır. Elektroeğirme yöntemi ile uçucu yağlar polimer matrislere dahil edilerek yenilikçi biyomalzemelerin geliştirilmesi mümkündür. Bu tez çalışmasında, potansiyel yara örtüsü uygulamaları için lavanta uçucu yağı içeren PLA esaslı elektroeğrilmiş nanoliflerin hazırlanması amaçlanmıştır. Farklı uçucu yağ konsantrasyonlarının (%2,5-12,5 v/v polimer çözeltisi) PLA esaslı nanoliflerin ıslanabilirlik, morfolojik, termal ve yapısal özelliklerine etkisi incelenmiştir. Elde edilen nanoliflerin antioksidan aktiviteleri DPPH•, ABTS+•, CUPRAC testi olmak üzere üç farklı yöntem kullanılarak araştırılmıştır. Antibakteriyel aktiviteleri ise disk difüzyon ve broth mikrodilüsyon yöntemine göre araştırılmıştır. FT-IR analizi uçucu yağ ve PLA arasındaki etkileşimi göstermiştir. Taramalı elektron mikroskobu ile elde edilen görüntülerde kolifor ve uçucu yağ ilavesinin liflerin çapında değişime neden olduğu belirlenmiştir. Lavanta uçucu yağı ilavesi ila saf PLA esaslı lifin ortalama çapında azalma meydana gelmiştir. Uçucu yağ ilave edilen nanoliflerin (%2,5 hariç) yüzeylerinin hidrofobik olduğu ve termal olarak kararlılığının iyi olduğu tespit edilmiştir. Nanoliflerin, artan uçucu yağ oranı ile artan antioksidan aktivite gösterdiği belirlenmiştir. Fakat nanolif esaslı malzemeler antibakteriyel aktivite sergilememiştir. Tüm bu sonuçlar doğrultusunda lavanta uçucu yağı içeren PLA esaslı nanoliflerin biyomedikal uygulamalar için potansiyel adaylar olduğu söylenebilir.

Dea Ismaılı
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Perdelerde kumaş özelliklerinin solar özellikler üzerine etkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında; kumaş konstrüksiyon, renk ve iplik yapısal parametrelerinin kumaş perdelerin solar, UV, ışık geçirgenlik, yansıma ve absorsiyon özellikleri ile hava geçirgenliği ve açıklık oranı üzerine etkisi incelenmiştir. Tez kapsamında bu parametrelerin solar özellikler üzerine etkisinin olup olmadığı ve olması halinde etki dereceleri tespit edilmiştir. Özellikle kumaş konstrüksiyon, kumaşı oluşturan iplik parametreleri ile kumaş renginin solar ve açıklık oranı özellikleri üzerine etkisine yönelik akademik çalışmaların az olduğu görülmüş ve tez çalışması ile bu alandaki bilimsel veri eksikliğinin giderilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla numune üretim ön hazırlığı için benzer iplik doğrusal yoğunluğu ve filament sayısına sahip tekstüre parlak, tekstüre yarımat, tekstüre fullmat, hava tekstüre fullmat, FDY yarımat filament iplikler ve bu filament ipliklere en yakın iplik doğrusal yoğunluğuna sahip karde kesik elyaf iplik seçilmiştir. Seçilen bu 7 ipliğin BI-CO low melt iplikle kaplaması sonucu oluşturulan kaplanmış iplikler kumaş numune üretimi için kullanılmıştır. Atkı ve çözgü olarak tekstüre parlak, tekstüre yarımat, tekstüre fullmat içerikli, kaplanmış ipliklerle (12x12), (16x16), (20x18) sıklıklarda, panama örgüsünde numune üretilmiştir. Tekstüre fullmat içerikli kaplanmış iplik, atkı ve çözgüde kullanılmak üzere 2/1 dimi, 3/1 dimi, bezayağı örgülerinde (12x12) sıklıkta diğer numune seti üretilmiştir. Hava tekstüre fullmat, FDY yarımat, karde kesik elyaf içerikli kaplanmış ipliklerle ise atkı ve çözgüde kullanılmak üzere panama örgüsünde (12x12) sıklıkta numune üretilmiştir. 15 farklı dokuma kumaş koyu, orta, açık olmak üzere 3 farklı renkte boyanmıştır. Üretilen dokuma kumaşların solar özellikleri UV/VIS/NIR Cihazında ölçülerek kumaşların perde olarak kullanılması halinde ışık konfor karakterleri belirlenmiştir. Ayrıca tüm numunelerin açıklık oranları hesaplanmış, hava geçirgenlikleri, birim alan ağırlıkları, nihai iplik doğrusal yoğunlukları da ölçülmüştür. Tüm solar özelliklerin ve hava geçirgenlik değerinin kumaş konstrüksiyon, iplik yapısı, renk parametrelerinden etkilendiği görülmüştür. Solar, ışık ve UV geçirgenlik değerlerine en fazla atkı ve çözgü sıklığı etkilemiş olup aralarında ters orantı tespit edilmiştir. İkinci büyük etkiyi iplik matlık durumu göstermiş olup, geçirgenlik değerleri ile aralarında ters ilişki tespit edilmiştir. Sırasıyla renk, kumaş dokusu ve iplik yapısının etkileri daha düşük olmuştur. Solar ve ışık yansıtma oranlarının ise kumaş renginden en yüksek seviyede etkilendiği, renk koyuldukça yansıtma oranlarının düştüğü görülmüştür. Yansıtma oranları üzerinde etkili diğer iki parametre sıklık ve iplik matlık durumu olup, aralarında doğru orantı bulunmuştur. Kumaş dokusu ve iplik yapısının yansıtma oranları üzerine etkisinin düşük olduğu görülmüştür. Solar absorbsiyon oranı ise en fazla renk parametresinden etkilenmiş olup renk koyuldukça absorbsiyon değerinin arttığı görülmüştür. Absorbsiyon oranı üzerinde etkili diğer iki parametre sıklık ve iplik matlık durumu olup, aralarında doğru orantı bulunmuştur. Kumaş dokusu ve iplik yapısının absorbsiyon oranı üzerine etkisinin düşük olduğu görülmüştür. Ayrıca kumaşların açıklık oranları (openness faktör) hesaplanmış ve en fazla sıklık faktöründen, ters orantılı olarak etkilediği görülmüştür. Numunelerin hava geçirgenlik ve açıklık oranı değerleri arasında yüksek seviyede korelasyon olduğu görülmüş (r2=%99) ve korelasyon denklemi y=0,0122x0,9428 formülüyle oluşturulmuştur. Anahtar kelimeler: Dokuma Kumaş, Screen Perde, Açıklık Oranı, Solar Özellik, EN410.

Güler Bayar
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Designing and manufacturing superamphiphobic flexible sensors

Rapidly developing technology necessitates materials with different functional properties instead of single-functional materials used in traditional production. There are many methods to improve biocompatibility, antibacterial, antistatic, conductive properties and functions in textile materials, fibers and polymers. With the development of multifunctional textile materials, new application areas have emerged. Smart textiles are used in various fields such as medical, defense, industrial and environmental. Smart textiles are also used in the development of sensors and wearable electronics. Recent advances in technology have necessitated the development of flexible and stretchable sensors, and there is a great deal of research completed and ongoing on increasing the flexibility of sensors without losing their sensitivity. Flexible materials provide a wide variety of applications for wearable sensors. Their ability to conform to non-linear surfaces, their elasticity, durability under stress and strain forces, and bending resistance are some of the reasons why flexible materials are preferred as sensor substrates. Flexible substrates for wearable flexible sensors must be compatible with applications on human skin. In this thesis, it is foreseen to design flexible sensors with water and oil repellent properties on textile and polymer surfaces. It is aimed to increase the resistance of the sensors against external factors such as rain, oil leakage and corrosion by giving them a superamphiphobic feature, thus providing durability and long life span without reducing the sensitivity. In this study, researches were conducted on the design and production of flexible sensors on different surfaces and the water and oil repellent properties of the produced sensors. For optimal flexibility, cotton and TPU-based substrate materials were used, carbon-based (graphite, graphene, cathode waste material) and polymer-based (PEDOT:PSS) conductive inks were prepared in different concentrations, inks were applied to the substrate surfaces with doctor blade and spray coating methods, The results were analyzed by coating the electrode with water and oil repellent dispersions. The produced electrodes were characterized in terms of their morphological and electrical properties. Cotton and TPU-based substrate materials were used for optimal flexibility, carbon-based (graphite, graphene, cathode waste material) and polymer-based (PEDOT:PSS) conductive inks were prepared in different concentrations. Inks were applied to the substrate surfaces as 1, 2 and 3 layers of coating by using doctor blade and spray coating methods, the obtained electrode was coated with water and oil repellent fluorocarbon and zinc stearate, silicon dioxide dispersions and the results were analyzed. The produced electrodes were characterized in terms of their morphological and electrical properties. The results showed that graphene had the best conductivity among the inks applied and the results improved as the concentration of carbon-based materials in the ink dispersion and the number of applied layers increased. Tubiguard, a fluorocarbon dispersion used in textile applications hydrophobic and oleophobic coatings was mixed with ZnSt and SiO2 and the results showed that hydrophobic properties were greatly improved and oleophobic properties also showed some improvement. Cotton substrate, a hydrophilic material in its pure form, showed better amphiphobic characteristics after the coatings were applied compared to TPU substrate. The staple fibers of cotton fabric acted as microhiearchical structures with the application of coatings which helped improve their amphiphobic properties. Overall the materials used and methods applied in this study are aimed to keep the costs at an optimal level and allow mass production of electrodes for commercial applications and the results show that the goal is achievable.

Fatma Saime Erdönmez
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Polipropilenin eklemeli üretimdeki performansına ve yanmazlığına çinko borat etkisinin araştırılması

Eklemeli üretim, sağladığı birçok avantajdan dolayı kullanımı son yıllarda artan bir üretim yöntemidir. Polimerler, metaller ve seramikler gibi birçok malzeme bu üretim yönteminin farklı teknikleriyle üretilebilmektedir. Polimerlerin kullanımı hafiflik, tasarım esnekliği, kimyasal direnç, kolay işlenebilme vb. özelliklerinden dolayı gün geçtikçe artmaktadır. Ancak düşük ısıl ve mekanik özellikler polimerlerin başlıca zayıf yönleridir. Polimerlerin özelliklerini iyileştirmek için çeşitli katkılar ile kompozitlerinin hazırlanması oldukça yaygın bir yöntemdir. Polipropilen (PP) küresel olarak en yaygın kullanılan ikinci polimerdir. Ancak çekme kuvvetine karşı düşük mukavemet ve uzama sergilemesi zayıf yönlerinden biridir. Günümüzde alev geciktirici katkı maddeleri, polimerlerin aleve dayanımının arttırılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Çinko borat (ÇB), polimer malzemelerde yangın geciktirici görevi gören bir katkı maddesidir. Bu çalışmada polipropilene farklı oranlarda (kütlece %5, 10, 15 ve 20) ÇB katkılanarak kompozitler hazırlanmıştır. Kompozitlerin hazırlanmasında çift vidalı ekstrüder ile eriyik karıştırma yöntemi kullanılmıştır. Prusa 3D model tipinde açık kaynak bir 3B yazıcı kullanılarak test numuneleri üretilmiştir. Alev geciktirici özelliğe sahip olan ÇB'nin PP üzerindeki etkisini görmek için mekanik, termal, darbe ve yanmazlık testleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca saf PP ve %10 ÇB katkılı PP kompozitlerle farklı dolgu oranlarında (%50, %75, %100) çalışmalar yapılmıştır. Artan ÇB oranıyla numunelerin yoğunluklarının ve eriyik akış indeksi (MFI) sonuçlarının arttığı görülmüştür. Diferansiyel taramalı kalorimetri (DSC) cihazı kullanılarak numunelerin erime sıcaklıkları (Te), erime entalpileri (ΔHe) ve kristalinite dereceleri (Xk) belirlenmiştir. Te benzer sonuç gösterirken katkı oranındaki artış ile ΔHe ve Xk sonuçları azalmıştır. ISO 527-2 standardına göre çekme test numuneleri üretilmiş ve bir üniversal çekme test cihazı ile çekme testi uygulanarak çekme mukavemeti, kopma uzaması ve elastik modül değerleri belirlenmiştir. Deneysel sonuçlardan artan ÇB oranları ile çekme mukavemeti değerlerinin azaldığı ve kopma uzaması değerlerinin arttığı görülmüştür. Farklı dolgu oranlarında, azalan dolgu oranı ile saf PP ve %10 ÇB katkılı PP kompozitlerde çekme mukavemeti ve kopma uzaması azalmıştır. Elastik modül değerlerinde büyük bir fark görülmemiştir. Yapılan 3 nokta eğme testlerine göre, eğme mukavemetleri çekme mukavemeti değerleriyle benzer sonuç göstermiş ve artan ÇB ile mukavemetler azalmıştır. Dolgu oranlarındaki sonuca göre azalan dolgu oranı eğme mukavemetini azaltmıştır. %10 ÇB katkılı PP kompozitler en yüksek yer değiştirme sonucuna sahip olmuştur. ÇB ilave edildikçe eğme modülünde azalma görülmüştür. Farklı dolgu oranları için bu durum eğme mukavemetleriyle benzerdir ve azalan dolgu oranıyla azalmıştır. Darbe testlerindeki sonuçlar incelendiğinde, ÇB katkısının numunelerin darbe enerjisini azalttığı tespit edilmiştir. Azalan dolgu oranları için de darbe enerjileri azalmıştır. ÇB'nin PP matrisine eklenmesi, kompozitin ısı altında eğilme sıcaklığını (HDT) belli bir orana kadar azaltmış, belli bir orandan sonra artmasına neden olmuştur. Yanmazlık testleri bir yatay yanmazlık test cihazı ile yanma hızı belirlenerek test edilmiştir. Saf PP 66,60 mm/dk yanma hızına sahipken, %20 ÇB katkılı PP kompozitlerin yanma hızı 49,18 mm/dk olarak belirlenmiştir. Artan ÇB oranı ile yanma hızında azalma görülmüştür. Farklı dolgu oranlarındaki sonuçlara göre, tüm dolgu oranları için %10 ÇB katkılı PP kompozitlerin yanma hızları saf PP'ye kıyasla daha düşüktür. Azalan dolgu oranları ile, numunenin içindeki boşluklardan dolayı yanma hızının arttığı belirlenmiştir. Numunelerin boyutsal kararlılığı çarpılma açılarının ölçülmesiyle elde edilmiş ve artan CB katkısı ile %68,6 oranında iyileşmiştir. Farklı dolgu oranları incelendiğinde %10 ÇB katkılı PP kompozitin tüm dolgu oranları saf PP'ye kıyasla en iyi sonucu vermiştir.

Fatmanur Kardaş
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Reaktif ekstrüzyon yöntemi ile PA6/vermikülit kompozitlerin hazırlanması ısıl, morfolojik ve mekanik özelliklerinin belirlenmesi

Polimerik malzemelerin kullanımı yüksek korozyon direnci, düşük yoğunluk, kolay şekillendirilme, geri dönüştürülebilme gibi üstün özellikleri sayesinde gün geçtikçe artmaktadır. Ancak birçok uygulamada aranan özelliklerin tek başına bir polimerde bulunması zordur. Bu nedenle polimerlere farklı özellikler kazandırmak amacıyla polimer kompozitlerin hazırlanması oldukça etkili ve yaygın bir yöntemdir. Polimere lif, seramik, metal ve kil gibi diğer bileşenler katılarak kompozitler hazırlanmaktadır. Hazırlanan kompozitlerin ısıl, mekanik, dielektrik, elektronik, manyetik gibi birçok özellikleri araştırılmaktadır. Belirlenen özelliklerine göre polimer kompozitler biyomedikal, optik, savuma sanayi, elektromanyetik kalkanlama, sensör, yapı ve inşaat, piller, elektronik bileşenler gibi birçok uygulamada kullanılmaktadır. Poliamid 6 (PA6) üstün mekanik özellikleri ve yüksek servis sıcaklığı özellikleri sayesinde havacılık, otomotiv ve beyaz eşya olmak üzere birçok sektörde kullanılmaktadır. Ancak birçok polimer gibi petrol türevi olduğundan ısıl bozunmaya karşı dirençleri düşüktür. Bu yönleri ise kullanım alanlarını kısıtlamaktadır. Bu nedenle son zamanlarda PA6'nın ısıl bozunmaya karşı direncini artırmaya yönelik çalışmalar artmıştır. Ayrıca sektörel bazda kullanımları iyileştirmek için çeşitli PA6 kompozitleri üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Hafif olması, maliyetinin piyasa koşullarına göre uygun olması nedeniyle PA6'nın mekaniksel özelliklerini iyileştirme açısından son zamanlarda kil kullanımı tercih sebebi haline gelmiştir. Bu killer arasında vermikülit düşük yoğunluk, düşük maliyet, termal kararlılık gibi özelliklerinin yanı sıra son yıllarda yanma geciktirici özelliği de keşfedilmiştir. Bu tez çalışmasında PA6'nın ısıl ve mekanik özelliklerini iyileştirmek, ayrıca karbon ayak izini ve maliyetini düşürmek amacıyla kütlece %5 ve 10 vermikülit katkılanarak polimer/kil kompozitleri hazırlanmıştır. Kompozitlerde 3-glisidoksipropiltrimetoksisilan (GPTMS) ajanı vermikülit ve PA6 arasında kimyasal bağlanma sağlanması için kullanılmıştır. Ayrıca silan ajanı varlığının etkisini araştırmak için sadece kil ve PA6 içeren kompozitler de hazırlanmıştır. Öncelikle silan ajanı/kil karışımları püskürtme yöntemi ile hazırlanmış sonrasında PA6 ilavesiyle hazırlanan nihai karışım çift vidalı ekstrüder kullanılarak eriyik karıştıma yöntemi ile kompozitler hazırlanmıştır. Eriyik karıştırma aşamasında silan ajanının metoksisilan kısımlarından kil yüzeylerine, epoksi kısmından ise PA6'ya kovalent bağlarla bağlanması sağlanarak reaktif ekstrüzyon işlemi gerçekleştirilmiştir. Kompozitlere ait ATR-FTIR spektrumlarından ekstrüzyon öncesi püskürtme yöntemi ile hazırlanan vermükülit-GPTMS karışımında her iki bileşenden gelen karakteristik piklerin çıktığı görülmüş böylece karışımın başarılı bir şekilde hazırlandığı anlaşılmıştır. Kompozitlere ait spektrumlarda Si-O-Si titreşimine ait karakteristik pik şiddetinin kil oranı ile beklenildiği gibi arttığı görülmüştür. Kompozitlerin XRD sonuçlarından PA6 ve vermikülit karakteristik pikleri görülürken, vermikülite ait piklerin kompozitteki miktarı ile arttığı anlaşılmıştır. Numunelere ait SEM görüntülerinden silan ajanının olduğu kompozitlerde vermikülit ile PA6 arasında kimyasal bağlanmaların olduğuna dair kanıtlar net bir şekilde görülmüştür. DSC sonuçlarından PA6 ve kompozitlerin erime sıcaklıklarında önemli bir değişme olmadığı, kil miktarının ve silan ajanı kullanımının kristaliniteyi arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Çekme testlerinden elastik modül değerlerinin kil oranı ile arttığı ve silan ajanı varlığı ile pek değişmediği, kopma dayanımının kil oranı ve silan ajanı ile arttığı tespit edilmiştir. Kopma uzaması değerlerinin silan ajanı bulunan ve %5 kil içeren numunede ham PA6'ya göre yaklaşık 7 kat arttığı belirlenmiştir. Bu artışın silan ajanı varlığında PA6 ile vermikülit arasındaki kimyasal bağlanmadan ileri geldiği değerlendirilmiştir. Böylece PA6/vermikülit kompozitleri hazırlayarak mekanik özellikleri iyileştirilmiş, karbon ayak izi azaltılmış ve maliyeti düşürülmüş birçok sektörde kullanılabilecek hammadde geliştirilmiştir.

Nihal Alak
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Giyilebilir elektronikler için nanolif esaslı esnek ve hibrit nanojeneratörlerin geliştirilmesi

Bu projede, çift etki kullanarak mekanik/biyomekanik enerji dönüşümü sağlayan hibrit nanojeneratörler geliştirilmiştir. Literatürde piezoelektrik, triboelektrik ve her ikisinin kullanıldığı hibrit nanojeneratörler üzerine oldukça fazla çalışma yayınlanmıştır. Fakat bu çalışmalarda hibrit nanojeneratörlerin elde edilişi, bağımsız üretilmiş iki bileşenin makro düzeyde ve herhangi bir yolla birleştirilmesi temeline dayanmaktadır. Bu çalışmada tek bir aşamada piezoelektrik, triboelektrik ve iletken bileşenler birlikte üretime alınarak kompakt bir sistem ortaya çıkartılmıştır. Burada elektro-üretim metodunun piezoelektrik nanojeneratörlerde sık kullanılan bir metot olması ve triboelektrik nanojeneratörler için mikro-nano yapının büyük önem arz etmesi nano ölçekte kontrollü bir üretimi mümkün kılmıştır. Piezoelektrik bir polimer olan Poli(viniliden florür) (PVDF) ile termoplastik poliüretan (TPU) nanoliflerin, elektroüretim metodu kullanılarak birlikte üretimleri sonucu hibrit nanolifler elde edilmiştir. Hibrit nanolif üretimi esnasında ayrı bir dispersiyondan ise grafen oksit (GO) beslemesi yapılarak nanolifli yapının içerisinde üretilen elektriksel enerjinin nanojeneratör elektrotlarına daha verimli ulaştırılması sağlanmıştır. Bu aşamaya kadar, elektro-üretim parametre optimizasyonu ve GO takviye oranının optimizasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu projenin özgün yanı, hibrit nanolifli yapı ile oluşturulacak hibrit nanojeneratör sistemdir. Sonraki adımda, belirlenen optimum GO takviye oranı ile PVDF/TPU hibrit nanoliflerin gözenekli olarak üretilmesi ile çıkış performansı yükseltilmiştir. Çalışmanın son aşamasında ise nanojeneratör performansının nanoliflerin yüzeyinde hidrotermal yolla çinko oksit (ZnO) nanoteller büyütülerek artırılması hedeflenmiştir. Nanoliflerin yüzeyinde dikey yönlenmiş ZnO nanotel büyütülmesi, hem nanotel-ormanının yüzey pürüzlülüğü katması ile hem temas yüzey alanının artması hem de ZnO kullanımına bağlı olarak piezoelektrik etkinin güçlendirileceği değerlendirilmiştir. Bu aşamada da optimum GO takviyesi ve optimum gözenek miktarı içeren nanolifli yapılar kullanılmıştır. Elde edilen nihai nanojeneratörler 16,47 mW/m2 çıkış güç yoğunluğuna ulaşılmıştır. Ayrıca elde edilen nanojeneratörler ile farklı kapasitelerde ticari kondansatörlerin şarj edilebilirliği ve depolanan enerjinin sürekli bir şekilde bazı elektronik cihazlarda kullanılabilirliği kanıtlanmıştır. Bunun da ötesinde, nanojeneratörler tekstil yüzeyine uygulanarak sensör uygulamaları için uygunluğu da kanıtlanmıştır.

Piezoelektrik malzemeler
Ömer Faruk Ünsal
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Guar zamkı/polivinil alkol/kurkumin esaslı ambalaj filmlerinin geliştirilmesi ve karakterizasyonu

Hazır veya taşınabilir gıdaları muhafaza etmek için her zaman bir ambalajlamaya ihtiyaç duyulmuştur. Hafifliği ve inceliği sebebiyle ambalaj filmleri bu amaca hizmet etmeye en uygun malzemeler olarak öne çıkmıştır. Gıda ambalajı, depolama ve taşıma sırasında gıdaların fiziksel, kimyasal ve biyolojik etkenlere karşı korunmasını sağlar. Ambalajın temel amacı hem endüstriyel hem de tüketici ihtiyaçlarına karşılık vermek, ambalajlamadan başlayarak son tüketiciye ulaşıncaya dek gıdanın kalitesinin muhafaza edilmesinin dışında pazarlama ve satış süreçlerini de direkt olarak etkilemektedir. Çoğunlukla daha sağlıklı, güvenilir, hızlı ve uzun raf ömrüne sahip gıda için artan tüketici isteği, gıda ambalajı alanında çalışan geliştirici uzmanları yeniliğe ve isteneni araştırmaya sürüklemektedir. Ambalajlama endüstrisindeki hızlı gelişim ile birlikte, son zamanlar, bariyer özelliğinden dolayı kısıtlı katkı sağlayan ambalajlama yöntemlerinin yanı sıra, farklı avantajlar sağlayan yenilikçi ambalaj materyalleri ve teknolojileri de gelişim göstermektedir. Eskiden ambalaj filmleri gıdanın depolama ve taşıma sırasında nem kaybını önlemek için kullanılırken yeni geliştirilen bu ambalajlar, şimdilerde ise gıdaların raf ömrünün uzatılmasına ek kalite özelliklerinin iyileştirilmesi amacıyla da kullanılmaktadır. Ayrıca bu ambalajlar, antioksidan ve antimikrobiyal özelliklerin geliştirilmesi sonucu gıdalarda istenmeyen renk oluşumunu, lipit oksidasyonunu ve mikrobiyolojik bozulmaları engellemiş olurlar. Bu tez çalışmasında, farklı oranlarda kurkumin içeren guar zamkı ve polivinilalkol esaslı filmler geliştirilmiş ve karakterize edilmiştir. Yapılan karakterizasyon çalışmaları sonucunda; fiziksel, morfolojik ve optik özelliklerin gösterdiği iyileştirmeler ile beraber biyolojik aktivitelerin de geliştiği, ancak mekanik özelliklerde ise belirgin bir değişiklik olmadığı belirlenmiştir.

Hatice Aybike Yahşi
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sürekli kenevir lif takviyeli poliüretan kompozitlerin morfolojik, fiziksel ve mekanik özelliklerinin araştırılması

Polimerik malzemelerin düşük yoğunluk, kimyasal direnç, kolay şekillendirilebilme, tekrar kullanılabilirlik, iyi ısı yalıtımı, korozyon direnci ve suya karşı dayanıma sahip olması gibi özellikleri sayesinde kullanımları gün geçtikçe artmaktadır. Artan bu talep ile, hammadde eldesinden nihai ürüne kadar olan süreçlerde CO2 salınımının artması, küresel ısınma gibi çok ciddi çevresel sorunlara yol açmasına bütün dünya şahitlik etmektedir. Bu sorunun büyümesini önlemek amacıyla polimerlerin karbon ayak izlerini azaltmak için doğal kaynaklardan elde edilen malzemeler ile birleştirilerek kompozitlerin hazırlanması son zamanlarda ön plana çıkan stratejilerden birisidir. Biyomalzeme takviyeli polimerler arasında mekanik özellikleri iyileştirdiği için doğal lif takviyeli polimer kompozitler oldukça ilgi görmektedir. Poliüretanlar (PUR) otomotivden uzay ve havacılık sanayisine, beyaz eşyadan mobilya sanayisine kadar çok geniş bir yelpazede kullanılan en yaygın polimerlerden bir tanesidir. Poliüretan küresel yıllık üretim miktarı polietilen (PE), polipropilen (PP) ve polivinil klorürden (PVC) sonra dördüncü sırada yer almaktadır. Poliüretanlar, poliol ve diizosiyanatlar olmak üzere iki ayrı endüstriyel kimyasaldan elde edilmesinden dolayı kilogram başına yüksek oranda CO2 salınımına sahiptir. Bu nedenle PUR karbon ayak izinin azaltılması daha çevreci malzemelerin geliştirilmesi açısından önemlidir. Doğal lifler arasında kenevir yüksek mukavemet, hafif, korozyona karşı dayanıklı, iyi ses yalıtımı ve nem emilimine sahip olması, yüksek sıcaklıklara dayanım, pilling (boncuklanma) ve statik elektriklenme sorunu olmaması gibi üstün özelliklerinden dolayı ilgi çekmektedir. Bunun yanı sıra kenevirin endüstrileştirilmesi için devlet kurumları yeni stratejilerle hem katma değeri yüksek hem de çevre dostu malzemelerin geliştirilmesini teşvik etmektedir. Bu tez çalışmasında, sert (rijit) poliüretan (RPU) matrisine sürekli kenevir lif takviyesi ile biyokompozitler hazırlanmıştır. Kompozitteki lif ile RPU arayüzey etkileşimlerini iyileştirmek için lif yüzeyleri termoplastik poliüretan (TPU) ile kaplanmıştır. Ayrıca mekanik özelliklerinin arttırılması amacıyla kaplamaya çok duvarlı karbon nanotüp (MWCNT) katkılanmıştır. Böylece takviyesiz RPU yanı sıra kenevir, TPU-kenevir ve TPU/MWCNT-kenevir lif takviyeli kompozitler hazırlanmıştır. Kompozitlerin iç yapıları ve polimer-lif etkileşimleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) görüntüleri ile incelenmiştir. SEM görüntülerinden takviyesiz poliüretan iç yapısında herhangi bir boşluk oluşumu gözlenmezken, kenevir takviyeli kompozitte büyük hacimli kapalı hücre oluşumları köpük yapısı oluştuğu gözlemlenmiştir. Bu hücre yapılarının oluşumu lif bünyesindeki kalan hava moleküllerinin RPU matrisin kürleşmesi esnasında açığa çıkan ısı ile genleşmesiyle şişirme ajanı gibi davranmasından ileri geldiği düşünülmüştür. TPU-kenevir takviyeli kompozitte hücre sayısının ve boyutlarının azaldığı görülmüştür. Bu sonuç kaplanan TPU katmanının bariyer özelliği göstererek hava moleküllerinin matris içine geçişini engellemesinden kaynaklanmaktadır. TPU/MWCNT-kenevir takviyeli kompozitte ise hücre oluşumunun daha da azaldığı tespit edilmiştir. Bunun nedeni olarak ise kaplamadaki TPU zincirler arasındaki serbest hacmin MWCNT dolgusu ile azaldığı, bu nedenle hava moleküllerinin TPU kaplamasından geçişlerinin daha da azalmasına yorumlanmıştır. RPU yoğunluğu 0,92 gcm-3 olarak ölçülürken, kenevir, TPU-kenevir ve TPU/MWCNT-kenevir kompozitlerin yoğunlukları hücre oluşum oranlarına bağlı olarak sırasıyla 0,58, 0,72 ve 0,82 gcm-3 olarak belirlenmiştir. Çekme testlerinden en düşük değer RPU ile belirlenirken, lif takviyesi ile bu değerlerin arttığı ve en yüksek değer TPU/MWCNT-kenevir takviyeli kompozitte elde edilmiştir. Akma mukavemeti değerleri de benzer bir değişim gösterek RPU için 9,9 MPa iken, TPU/MWCNT-kenevir takviyeli kompozit için 13,9 MPa olarak ölçülmüştür. RPU için çekme mukavemeti 12,8 MPa olarak belirlenirken, en yüsek değer TPU/MWCNT-kenevir takviyeli kompozitte 16,7 MPa olarak tespit edilmiştir. 3-nokta eğme testlerinden maksimum gerilme değeri RPU için 25,3 MPa olarak belirlenirken, bu değerin TPU/MWCNT-kenevir takviyeli kompozit için 27,4 MPa olduğu tespit edilmiştir. Charpy darbe sonuçlarından RPU tokluğu 6,23 kJ/m2 iken, TPU/MWCNT-kenevir takviyeli kompozit tokluğunun 10,2 kJ/m2 değerine ulaştığı belirlenmiştir. Bu sonuçlardan TPU/MWCNT kaplı sürekli kenevir lifler ile RPU takviye edilerek karbon ayak izi daha düşük, yoğunluk azalmasıyla daha hafif ve mekanik özellikleri iyileştirilmiş bir biyokompozit geliştirilmiştir. Geliştirilen bu kompozitin yanmazlık özelliklerinin de iyileştirilmesi ile havacılık ve otomotiv başta olmak üzere inşaat, beyaz eşya, mobilya gibi sektörlerde yapısal malzeme olarak kullanılabileceği anlaşılmıştır.

Serhat Güçlü
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çam odunu tozu içeren geri dönüştürülmüş polipropilen ve farklı katkılar ile hazırlanan hibrit kompozitlerin özelliklerinin değerlendirilmesi

Son yıllarda atıkların geri dönüştürülmesi ve yeniden kullanılmasına yönelik çalışmalar hızla artmaktadır. Hem ekolojik hem de ekonomik faydalar, geri dönüştürülmüş malzemelerin daha fazla kullanılmasına yol açmaktadır. Plastik endüstrisinde yaygın olarak kullanılan polimerlerden biri de polipropilendir. Geri dönüştürülmüş polimerler, teknik özelliklerinin azalması nedeniyle otomobil, tekstil ve ambalaj gibi sektörlerde yüksek oranlarda kullanılamamaktadır. Bu nedenle geri dönüştürülmüş malzemelerin özelliklerinin iyileştirilmesi ve plastik malzemelere doğal katkılar ekleyerek plastik miktarını azaltmaya yönelik çalışmaların yapılması ile yeni malzemelerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı çam odunu tozu ve talk içeren geri dönüştürülmüş polipropilen (R-PP) ile plastik ektrüzyon yöntemi üretilen odun plastik kompozitlerin içerisine farklı oranlarda kalsiyum karbonat eklenerek elde edilen hibrit kompozitlerin özelliklerinin incelenmesidir. Çalışmanın sonucunda polipropilen ve doğal çam odunu tozu ile plastik miktarını azaltarak daha çevreci kompozitler üretilmesi ve kalsiyum karbonat ile otomotivde kullanabilecek özelliklere sahip hibrit kompozitlerin sektöre kazandırılması hedeflenmiştir. Kompozitlerin üretimi ekstrüzyon ve enjeksiyon olarak iki aşama ile üretilmiştir. İlk olarak, talk içeren geri dönüştürülmüş polipropilen ve mikronize çam odunu tozu çift vidali ekstrüder ile homojen olarak karıştırılıp granül hale getirilip kompozit üretimi yapılmıştır. İkinci aşamada ise üretilen kompozitin içerisine kalsiyum karbonat (ağırlıkça %5-20) eklenerek enjeksiyonlu kalıplama yöntemi ile şekillendirilmiştir. Üretilen hibrit kompozitlerin çekme, eğilme, darbe testi, yük altında eğilme sıcaklığı (HDT), Vicat yumuşama sıcaklığı, yoğunluk, eriyik akış indeksi ve diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) tayini yapılarak özellikleri incelenmiştir. Bu çalışmalar sonucunda çam odunu tozu ilavesinin kompozitlerin viskozite ve yoğunluğunu arttırdığı tespit edilmiştir. Çam odunu tozu ve kalsiyum karbonat katkısının çekme mukavemeti, kopma gerilmesi, eğilme modülü ve eğilme mukavemetini arttırırken kopma noktasındaki birim uzama ve darbe dayanımını düşürdüğü görülmüştür. Kompozitlerin termal dayanımlarının odun tozu ilavesiyle iyileştiği ve erime sıcaklıklarının değişmediği belirlenmiştir.

Polimer atıklarıPolimer endüstrisiPolimer enjeksiyonu yöntemi+4
Eslem Kavas
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Poli(dialildimetilamonyum klorür)/vermikülit kompozitin sentezi, karakterizasyonu ve atık su arıtma performansının belirlenmesi

Tekstil, elyaftan ipliğe, iplikten kumaş üretimine, kumaştan nihai ürün üretimi aşamalarını içeren endüstri koludur. Tekstil endüstrisi atık suları insan sağlığını ve doğayı tehdit etmektedir. Tekstil endüstrisi atık suları su ortamlarında birikerek renkli olmaları sebebiyle suyun görünümünü bozup ışık geçirgenliğini azaltırlar. Işık geçirgenliğinin ve çözünmüş oksijen miktarının azalması canlılar tehtit etmekte ve su kaynaklarının tükenmesine neden olmaktadır. Çok az miktarlarda dahi renkli tekstil atık suları çok büyük su miktarının kirlenmesine neden olur. Bu nedenle renkli tekstil atık suları arıtıldıktan sonra deşarj edilmelidir. Tekstil atık sularının bileşimi işletme koşullarına ve proseste kullanılan çeşitli kimyasallara bağlı olarak değişiklik gösterir. Böylece atık sularda kimysal oksijen ihtiyacı (KOI), biyolojik oksijen ihtiyacı (BOI), pH, tuzluluk ve renk vb. kirlilik parametreleri yüksek değerdedir ve uygulanan her farklı işlem oluşan atık suların standart bir arıtma yöntemiyle arıtılmasını imkansız hale getirmektedir. Bu nedenle herbir tekstil atık suyu analiz edilerek uygun bir arıtma süreci belirlenmelidir. Bu tez çalışmasında tekstil atık sularının artımı için vermikülit/polidadmak(PDADMAK) kompozitleri yerinde polimerleştirme yöntemi ile hazırlanmıştır. Vermikülit:dadmak oranları 1:2 (V1D2), 2:1 (V2D1) ve 1:1 (V1D1) alınarak üç farklı bileşimde kompozit hazırlanmıştır. Hazırlanan kompozitlerin yapısal karakterizasyonu FT-IR ve XRD analizleri ile incelenmiş, morfolojik yapıları ise SEM görüntüleri ile araştırılmıştır. FTIR sonuçlarından dadmak'ın yerinde polimerizasyonu ile kompozitlerin başarılı bir şekilde elde edildiği anlaşılmıştır. XRD difraktogramlarından PDADMAK 2θ = 9° kırılma açısında keskin kristalin pik göstermiştir. Bu pik V1D2 ve V1D1 kompozitlerinde görülmezken V2D1 kompozitinde korunduğu görülmüştür. Ayrıca kilden kaynaklı piklerin kompozitlerde görülmemesi kil tabakalarının dağılarak eksfoliye yapıda bir polimer/kil kompoziti oluşturduğunu göstermektedir. SEM görüntülerinden V1D2 ve V1D1 kompozitlerinin tipik bir polimer matriksli kil kompoziti yapısı görülürken, V2D1 de polimerin kil tanecikleri arasında bağlayıcı rolünde olduğu anlaşılmıştır. Bu sonuçlardan düşük kil oranlarında (V1D2 ve V1D1) kuvvetli polimer-kil etkileşimleri kurulurken, kil oranı yüksek olduğunda (V2D1) polimer-polimer etkileşimi daha baskın olduğu sonucuna varılmıştır. Sonrasında tekstil atık suyunun arıtımı için faklı dozajlarda muamele edilip, anlık ve 2 saat sonundaki renk ve askıda katı madde değerleri UV sprektrofotometresi ile belirlenmiştir. En yüksek verim 300 ppm V1D2 kompoziti ile elde edimiş, renk değeri 148 Pt/Co birimi ve askıda katı madde değeri ise 36 mg/L olarak ölçülmüştür. PDADMAK ile bu değerler sırasıyla 257 Pt/Co birimi ve 122 mg/L olarak belirlenmiştir. Sadece ham vermikülit kullanıldığında ise 869 Pt/Co ve 281 mg/L olmuşttur. Bu sonuçlar kompozit hazırlanması sinerjik bir etki oluşturulmuş, renk gideriminde V1D2 kompozitin polimere ve kile göre sırasıyla 1,7 ve 5,8 kat daha iyi sonuç elde edilmiştir. Kompozitin askıda katı madde değeri ise polimer ve kile göre sırasıyla 3,1 ve 7,8 kat daha iyi sonuç vermiştir. Böylece tekstil atık suların arıtımında daha az maliyetli, daha çevreci ve daha etkili bir ürün geliştirilmiştir.

Gamze Şengül Özer
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Alev geciktiricili termoset kompozitlerin UP ve UV reçine ile tamir edilmesi sonrası mekanik özellikleri ve karakterizasyonu

Kompozit malzemeler iki veya daha fazla bileşenin bir araya gelmesi ile oluşan malzemelerdir. Polimer matrisli kompozitler hafiflik, yüksek özgül mukavemet ve modül gibi avantajlar sağlarlar. Sektörde çoğunlukla kullanılan matris polyester (UP) reçinedir. Fakat fotokürlenen (UV) reçineler de son zamanlarda kullanılan ürünler arasındadır. Geleneksel reçinelere göre uygulama kolaylığı, kısa çevrim süresi, kolay ekipman temizliği sağlarlar. Kompozit malzemelere alev geciktirici özellik kazandırmak için bazı katkılar kullanılabilmektedir. Alüminyum Trihidrat (ATH), Amonyum Polifosfat (APP) ve Çinko Borat (ZB) bu katkılardan bazılarıdır. Kompozitler hasar aldıklarında tamir edilebilen ürünlerdir. Özellikle montaj veya yapısal birleştirme işlemlerinde bağlantı elemanları için kompozit yapılara delik açılabilmektedir. Bakım ve üretim esnasında eksik bağlantı elemanları, kötü veya yanlış montajdan kaynaklanan problemler yaşanabilir. Böyle durumlarda parçayı en baştan üretmek hem zaman hem de maliyet açısından kayıp oluşturmaktadır. Bu sebeple kompozitler için geliştirilen birçok tamir yöntemi mevcuttur. Kıyılmış lifler ile onarım ve yama ile onarım bu yöntemlerden birkaçıdır. Gerçekleştirilen tez çalışmasında, cam elyaf takviyeli polyester kompozitler üretilmiş, kompozitlerin içerisine reçine ağırlığına göre %10, %15 ve %20 oranlarında alev geciktirici katkılar olan ATH, APP ve ZB eklenmiştir. Üretilen kompozit numunelerin orta noktalarına 5 mm çapta delikler açılmıştır. Açılan bu delikler UV reçine ve UP reçine kullanılarak tamir edilmiştir. Tamir aşamasında ilk önce delik öğütülmüş cam elyaf içeren reçine ile doldurulmuş akabinde de delikli yüzeyin ön ve arkalarına birer kat elyaf yamalanmıştır. Katların birbirine konsolidasyonunun sağlanması için vakum torbalama yönteminden yardım alınmıştır. Tamir öncesi ve sonrası mekanik özelliklerin yanında cam elyaf oranı ve kompozitin yanma davranışı incelenmiştir. Yapılan çalışmanın sonucunda çekme testlerine göre %10 miktarında ATH ilavesi ile mekanik özelliklerde nominal kompozite göre artış olduğu gözlenmiştir. Çekme testlerinde hasarsız ve katkı ihtiva eden gruplar içinde en yüksek sonucu 182 MPa ile N10ATH grubu, tamir edilmiş malzemeler içinde ise 134,48 MPa ile N10UV grubu vermiştir. Eğme testlerinde ise tüm gruplarda %15 APP içeren kompozitlerin en yüksek değere ulaştığı görülmektedir. Hasarsız gruplar arasında nominal kompozite göre 33,09 MPa artış sağlamıştır. Tamir edilmiş gruplarda ise yine en yüksek değer %15 APP ilaveli yapılardan elde edilmiştir. Cam elyaf içeriği sonuçlarına göre tamir sonrası elde edilen oran yine %10 APP ilaveli kompozitte görülmüştür. Yatay yanma sonuçlarında ise içinde APP bulunduran gruplardan hiçbirinde alev ilerlememiş ve kendi kendine sönmüştür. UP ve UV tamirat sonuçları kıyaslandığında, UP reçine yerine UV kürlenen reçine kullanıldığında mekanik ve yanma davranışı özelliklerinden zafiyet vermeden zaman tasarrufu yapılarak sürecin ilerletilebildiği soncuna ulaşılmıştır. Alev geciktirici katkıların ilavesi ile mekanik özelliklerde bir miktar artış olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Belirli bir oranda kullanılan alev geciktirici katkılar ile hem mekanik özellikler hem de yanma davranışı özellikleri iyileştirilebilmektedir.

Hürrem Canıtez
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Oksetik (auxetıc) kompozit malzemelerin geliştirilmesi

Son yıllarda eklemeli imalat (Eİ) olarak hayatımızda yer alan üç boyutlu yazıcı teknolojisi hızla yaygınlaşmakta ve gelişmektedir. Uzay, savunma, havacılık, spor, otomotiv, gıda, biyomedikal, inşaat ve tıp gibi alanlarda hızlı bir şekilde yer bularak son zamanların en yaygın kullanılan teknolojileri arasındadır. Üç boyutlu yazıcıların farklı tipleri ve çalışılabilecek geniş malzeme yelpazesiyle metal ve seramik malzemelerin yanısıra termoplastik malzemelerinde yaygın kullanımıyla bilimsel araştırmalarda farklı konuların ele alınması mümkün olmuştur. Üç boyutlu yazıcılarda PLA (Polilaktik Asit) malzemesi yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. PLA termoplastik polimerler olduğu için geri dönüştürülebilir malzemedir. PLA, biyo çözünür özelliği ile medikal ve ambalaj alanında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu çalışma kapsamında, sandviç kompozitlerde yenilikçi çekirdek yapı tasarımı ve üretimi gerçekleştirmek için eklemeli imalat yöntemi kullanılmıştır. Pozitif Poisson oranına sahip oksetik olmayan geleneksel Bal Peteği yapısı ile negatif Poisson oranına sahip Yeniden Girintili ve tasarımda modifikasyon gerçekleştirilerek Geliştirilmiş Yeniden Girintili çekirdek tasarımı üretilmiştir. Üç farklı tasarıma sahip yapılar için eklemeli imalat yöntemi ile katmanlı üretim gerçekleştirilmiştir. Çekme, üç nokta eğme ve basma testi için ASTM standartlarına uygun numuneler üretilmiştir. 3B baskı ile üretilen basma ve üç nokta eğme numunelerinin karbon elyaf ve epoksi malzemeleriyle çekirdek yapının alt ve üst yüzeyleri kaplanması sağlanmıştır. Böylece sandviç kompozit yapı oluşturulmuştur. Gerçekleştirilen testlere göre numunelerin mekanik özellikleri ve farklı tasarıma sahip çekirdek hücrelerin Poisson oranları incelenmiştir. Literatürde gerçekleştirilen çalışmalara göre negatif Poisson oranına sahip oksetik özellikteki Yeniden Girintili tasarımların geleneksel pozitif Poisson oranına sahip oksetik olmayan Bal Peteği tasarımına göre daha üstün üç nokta eğme ve basma dayanım değeri olduğu tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışmanın sonucunda üç nokta eğme testine göre Geliştirilmiş Yeniden Girintili sandviç yapıda geleneksel Bal Peteği ve Yeniden Girintili sandviç yapıya göre daha yüksek mukamevete sahip olduğu gözlemlenmiştir. Üç nokta eğme testinde Bal Peteği sandviç yapı 142,15 MPa, Yeniden Girintili sandviç yapı 150,68 MPa ve Geliştirilmiş Yeniden Girintili sandviç yapı 160,83 MPa değerlerine ulaştığı görülmektedir. Gerçekleştirilen basma testine göre Geliştirilmiş Yeniden Girintili sandviç yapıda geleneksel Bal Peteği ve Yeniden Girintili sandviç yapıya göre daha yüksek mukavemete sahip olduğu gözlemlenmiştir. Basma testinde Bal Peteği sandviç yapı 88,7 MPa, Yeniden Girintili sandviç yapı 114,66 MPa ve Geliştirilmiş Yeniden Girintili sandviç yapı 125 MPa değerlerine ulaştığı görülmektedir. Gerçekleştirilen bu çalışma kapsamında en yüksek üç nokta eğme ve basma dayanımına sahip Geliştirilmiş Yeniden Girintili sandviç yapı olduğu hem deneysel, hem de analiz verilerine göre doğrulanmıştır. En düşük üç nokta eğme ve basma dayanımına sahip tasarım ise geleneksel Bal Peteği sandviç kompozit yapısına ait olduğu tespit edilmiştir.

Emre Demir
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Grafen oksit katkılı iplik geliştirilmesi

Bu tezin amacı, giyilebilir elektroniklerde kullanılabilecek, grafen oksit esaslı ipliklerin geliştirilmesidir. Bu amaçla, grafitten, geliştirilmiş Hummers metoduyla sentezlenen grafen oksit, termoplastik üretan (TPU) ile birleştirilerek yaş çekim yöntemiyle, grafen oksit katkılı iplikler üretilmiştir. Grafen, yüksek yüzey alanı, üstün termal iletkenlik, yüksek elektron hareketliliği, yüksek Young modülü, mükemmel ışık geçirgenliği ve kimyasal stabilite gibi mükemmel mekanik, elektronik, termal, bariyer, optik ve kimyasal özelliklere sahip akıllı bir malzemedir. Literatürde, eksfoliasyon metodu ve kimyasal buhar biriktirme metodu (CVD) başta olmak üzere pekçok yöntemle üretilebilmektedir. Grafen oksit (GO), grafen tabakalarının oksijen içeren fonksiyonel gruplarla modifiye edilmiş bir formudur. Geliştirilmiş Hummers metodu, işlem kolaylığı, düşük maliyeti ve ölçeklendirilebilirliği nedeniyle, grafitten grafen oksit eldesi için en yaygın olarak kullanılan metotlardan birisidir. Tez çalışmasında, bağlayıcı polimer oranının, iğne çapının ve koagülasyon banyosunun, iplik üretimi ve özellikleri üzerine etkisi incelenmiştir. Bu amaçla, FT-IR analizi, kalınlık ölçümü, elektriksel iletkenlik ölçümü ve optik mikroskop analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen grafen oksit katkılı ipliklerin, elektriksel ve fiziksel özellikleri incelendiğinde, TPU oranı arttıkça, daha iyi iplik oluşumu gözlenmesine rağmen, TPU yalıtkan bir polimer olduğu için, elektriksel iletkenlik değerlerinde azalma olduğu görülmüştür. En yüksek iletkenlik değeri 3. Denemede elde edilmiştir (0,62 x 10-4 ±0,098 S/m). 5.Deneme'ye ait elektriksel iletkenlik değeri, en düşük olarak ölçülmüştür ve 0,42 x 10-4 S/m olarak elde edilmiştir. Elde edilen grafen oksit katkılı iplikler, uygun maliyetli, esnek, çevre dostu olması ve iletkenlikleri sayesinde, ileride, elektronik tekstillerle birleştirerek esnek/giyilebilir ürünlerin geliştirilmesinde, enerji üreten veya depolayan cihazlarda ve teknik tekstillerde kullanım alanı bulacaktır.

Kübra Nur Korkmaz
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dizel enjektör soketi üretiminde çıkan cam lifi katkılı poliamid 6,6 plastik enjeksiyon atıklarının geri dönüştürülerek proseste kullanılmasının araştırılması

Bu çalışmanın amacı dizel enjektör üretiminde kullanılan %35 oranında kısa cam elyaf katkılı PA6,6'nın enjeksiyon kalıplama proses atıklarının (yolluklarının) geri dönüşümünün incelenmesidir. Polimerlerin işlenmesinde en yaygın kullanılan tekniklerden bir tanesi enjeksiyon kalıplama tekniğidir. Enjeksiyon kalıplama tekniğinde eriyik polimer kalıp içerisine yüksek basınç ile enjekte edilmektedir. Polimerin kalıptaki ilgili bölgeye enjekte edilmesi için kalıp içerisindeki yollukların da polimerle doldurulması gerekmekte ve üretim sonrasında polimerle doldurulmuş yolluklar atık olarak açığa çıkmaktadır. Üretilen parça tasarımına bağlı olarak oluşan atık miktarı değişmektedir. Termoplastik malzemelerin mekanik geri dönüşümü, takviye elyaflarını matristen ayırmadan granüle etme ve yeniden kalıplamadan oluşur. Daha sonra malzeme kompozit olarak yeniden kullanılır. Elyaf uzunluğu dağılımı ve cam elyafı ile polimer arasındaki bağ, enjeksiyonla kalıplama işleminden etkilenir. Bu çalışma için elde edilen endüstriyel kullanım öncesi atık yolluklar farklı oranlarda (%2, %5, %10, %15) %35 oranında cam fiber takviyeli PA6,6 ile karıştırılarak test numuneleri üretilmiştir. Elde edilen geri dönüşümlü polimerik malzemelerin termal, kimyasal, mekanik, viskoelastik özellikleri incelenmiştir. Belirlenen uygun orandaki atık malzemeler her seferinde hiç kullanılmamış %35 oranında cam fiber takviyeli PA6,6 granülleri (%35GF-PA66'nın) ile karıştırılıp, test numuneleri hazırlanarak geri dönüşüm sayısının malzeme performansı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu çalışmada 1-10 kez geri dönüştürülmüş malzeme ilaveli numuneler incelenmiştir. %35GF-PA66'nın çekme dayanımı 169,231 MPa iken, %2,5 geri dönüştürülmüş malzeme içeren numune (%2,5 RP) 168,477 MPa çekme dayanımına sahiptir. %5 ve %10 geri dönüştürülmüş malzeme içeren numunelerde çekme dayanımı geri dönüştürülmüş malzeme oranı arttıkça azalmaktadır ve sırası ile 168,099 MPa ve 164,23 MPa'a düşmüştür. En düşük çekme dayanımı %10 RP numunesine ait olup 164,231 MPa değeri ile %35GF-PA66'den %3 daha az çekme dayanımına sahiptir. TGA eğrilerinde, tüm numuneler benzer bir basamaklı termal bozunma süreci sergilemiştir. Mekanik geri dönüşüm işlem sayısı arttıkça, %35 cam elyaf katkılı PA6,6'nın HDT sıcaklık değerinin düştüğü görülmektedir (2 oC). DSC analizi verilerine göre erime sıcaklıklarındaki değişim ihmal edilebilecek düzeyde çok küçüktür. MFI sonuçlarında ise %35GF-PA66 'ya kıyasla bir artış görülmektedir.

Elif Şahiner
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Elektrikli araç batarya paketlerinde polimer nanokompozit malzeme kullanımlarının araştırılması

Bu tez çalışmasında, elektrikli araç (EV) batarya paketlerinde kullanılmak üzere hibrit polimer nanokompozitler geliştirerek, bu nanokompozitlerin termal ve mekanik özelliklerinin iyileştirirken elektriksel yalıtımlarının korunması hedeflenmiştir. Elektrikli araçlara olan talep arttıkça, düşük menzil ve batarya performansı gibi temel sorunların çözülmesi önemli hale gelmiştir. Bu soruna karşı geliştirilebilecek çözümlerden biri de aracın ağırlığını azaltmaktır. Böylelikle enerji tüketimi azalacak ve batarya ömrü artabilecektir. Bu amaçla, hafif, maliyet açısından uygun ve geri dönüştürülebilir polimer nanokompozitlerin, otomotiv üretiminde kullanılan geleneksel ağır metallerin yerine bir alternatif olabilmeleri önem kazanmıştır. Bu çalışmada, polimer matris olarak polipropilen (PP) seçilmiştir. İlk aşamada, PP'nin termal iletkenliğini ve mekanik dayanımını artırmak amacıyla eşit miktarlarda hegzagonal bor nitrür (hBN) ve silisyum karbür (SiC) katkıları, farklı toplam ağırlıkça oranlarda (%20, %40 ve %50) PP matris içerisine eklenerek PP/hBN/SiC nanokompozitler üretilmiştir. İkinci aşamada ise, katkıların polimer matrisi ile uyumunu artırabilmek ve nanokompozit yapının nihai özelliklerini iyileştirmek amacı ile, hBN ve SiC parçacıklarının tetraetil ortotitanat (Ti) ile kaplandığı PP/Ti/hBN/Ti/SiC polimer nanokompozit numuneler de benzer ağırlıkça oranları (%20, %40 ve %50) ile üretilmiştir. Numuneler, mekanik karıştırma ve basınçlı kalıplama yöntemleri ile karakterizasyon yöntemlerine uygun olarak hazırlanmışlardır. Bu çalışma, polipropilen matrisine hexagonal bor nitrür ve silisyum karbür katkılarının eklenmesinin, malzemenin mekanik, termal, elektriksel ve yangın dayanım özellikleri üzerinde önemli iyileşmeler sağladığını göstermektedir. Katkı oranı arttıkça, polipropilenin elastik modülü %57 oranında artmış ve mekanik sertlik belirgin şekilde iyileşmiştir; ancak %40 ve %50 gibi yüksek katkı oranlarında bazı mekanik özelliklerde azalmalar gözlemlenmiştir. Ayrıca, titanat uyumlaştırıcı ajanının katkı maddelerinin homojen dağılımını sağlayarak esneklik ve darbe dayanımını artırdığı da bulunmuştur. Çekme dayanımında, özellikle %40 ve %50 katkı oranlarında belirgin azalma gözlemlenirken, titanat kaplamalı numunelerde çekme dayanımı daha az düşmüştür. Termal analizler, katkıların PP'nin ısıl özelliklerini iyileştirirken, aşırı katkı oranlarının olumsuz etkiler yaratabileceğini de göstermiştir. Termal iletkenlik, %20 hBN/SiC katkılı numunelerde saf PP'ye kıyasla %216 artarken, titanat kaplamalı numunelerde bu artış %248'e çıkmıştır. Bu sonuçlar, polipropilen bazlı nanokompozitlerin endüstriyel uygulamalar için potansiyel taşıdığını ve optimizasyon gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu çalışma, Doç. Dr. Meral AKKOYUN KURTLU'un yürütücüsü olduğu 223M505 numaralı TÜBİTAK 1002-A projesi kapsamında tamamlanmıştır.

Özge Yurul Dağ
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı inorganik katkılarla kaplanmış kumaşların özelliklerinin araştırılması

Tekstil malzemelerinin uygulamalarını genişletmek amacıyla doğal ve sentetik tekstil kumaşlarının yüzey özelliklerini iyileştirmek için yenilikçi yöntemlerin kullanılması kaçınılmaz olmuştur. Enerji tüketiminin giderek artmasıyla enerji verimliliği ve enerji tasarrufu önem kazanmıştır. Bu sebeple geleneksel dolgu maddelerine (titanyum dioksit, kalsit, kaolin, gibi) alternatif malzemeler ile daha üstün özelliklere sahip fonksiyonel ürünlerin eldesine yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Aerojeller yüksek yüzey alanı ve gözenekliliği sayesinde adsorban olarak, düşük termal iletkenliği sayesinde yalıtım malzemesi olarak, yüksek yüzey aktif bölge ve gözenek boyutu sayesinde ise katalizörlerde ve sensör teknolojilerinde kullanılmaktır. Faz değiştiren malzemeler (PCM) ise ısı depolama ve salma özellikleri gösteren malzemelerdir. Bu tezde, çok hafif malzemeler olan silika aerojeller ile PCM'in birlikte kullanımı sayesinde termal yalıtım için geleneksel yalıtım malzemelere kıyasla enerji tasarrufu sağlayacak ürünlerin eldesi ve aynı zamanda güç tutuşur özelliklerinin olması sebebiyle de insan ve çevreye zararlı etkileri olan halojenli alev geciktirici kimyasallara alternatif kaplama malzemelerinin polyester kumaşın özelliklerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle silika aerojel ile kaplanan polyester kumaşların özelliklerine aerojelin gözenek boyutunun, hidrofobik ve hidrofilik yapısının, konsatrasyonunun etkisi araşatırılmıştır. Ayrıca, silika aerojelin faz değiştiren malzemelerle birlikte kullanımı, farklı silika türlerine göre avantajları ve halojensiz güç tutuşur malzemelerle sinerjik etkisi incelenmiştir. Akrilik binder kullanılarak kaplama patları hazırlanarak kumaş üzerine bıçak kaplama metodu kullanılmıştır. Elde edilen kaplamalı kumaşlara BS 5867-2 Part B, NF P92 503, 504, 505 standartlarına göre güç tutuşurluk testleri, ısı yalıtım ve hidrofilite testleri yapılmıştır. Aynı zamanda kaplamaların yapısal özellikleri FTIR ve DSC analizleriyle incelenmiştir. Sonuç olarak, silika aerojellerin pirojenik silika ve sentetik silikaya kıyasla kaplamaların ısı yalıtım, solar özellikleri, hidrofilite ve güç tutuşurluk özelliklerini iyileştirdiği görülmüştür. Silika aerojelin özellikle faz değiştiren malzemelerle birlikte kullanımı ise ısı yalıtımı ve güç tutuşurluk performansını daha da arttırdığı, daha verimli enerji sistemlerinin geliştirilmesinde ve çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasında önemli bir rol oynayabileceği sonuçlarına varılmıştır.

Sema Özden
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Karbon siyahının kloropren/bütadien kauçuk karışımlarının özelliklerine etkisinin incelenmesi

Kauçuk endüstrisinde özellikle lastik üretimi alanında, dolgu olarak genellikle karbon siyahı ve silika kullanılmaktadır. Dolgular karışımlara hem güçlendirici etki hem de ucuzlatma amacıyla katılmaktadır. Bu nedenle dolgular hem vulkanize hem de hamur halinde fiziksel özellikleri iyileştirmektedir. Dolgular söz konusu olduğunda, takviyenin etkinliğinin, dolguyla ilgili birkaç parametrenin karmaşık etkileşimine bağlı olduğu bilinmektedir. Bunlar parçacık boyutunu, parçacık şeklini, parçacık dağılımını, yüzey alanını, yüzey reaktivitesini, dolgu maddesinin yapısını ve dolgu maddesi ile kauçuk matris arasındaki bağlanma kalitesini içerir. Bu çalışmada, kloropren ve bütadien kauçuk karışımları hazırlanarak CR/BR hamurunda karbon siyahı konsantrasyonunun reolojik, fiziksel ve mekanik özelliklere etkisi incelenmiştir. Bu karışımlar hazırlanırken optimum seviyede işlem kolaylaştırıcılar, ozon koruyucuları, antioksidanlar, hızlandırıcılar, aktivatörler ve pişiriciler ile birlikte karbon siyahı farklı oranlarda (25-75 phr) ve tanecik boyutlarında (~ 28-350 nm) ilave edilmiştir. Farklı kompozisyonlara sahip kauçuk karışımları laboratuvar tipi kapalı karıştırıcı ve açık milde karıştırılmıştır. Malzemelerin reolojik özellikleri reometre cihazında tespit edilip, optimum pişme sürelerine göre test plakaları basılmıştır. Malzemelerin çekme mukavemeti ve yüzde uzamaları ASTM D 412-87 standardına göre belirlenmiştir. Farklı oranda karbon siyahı içeren malzemeler kendi içinde değerlendirildiğinde, dolgu maddesinin oranının arttırılmasıyla minumum ve maksimum tork değerlerindeki artış, matris-dolgu maddesi etkileşiminin güçlendiğini göstermiştir. Karbon siyahı içermeyen kompozitin yoğunluğu 1,35 g/cm3 ve sertlik değeri 46 Shore A'dır. Karbon siyahı ilavesi ile yoğunluk değerleri (1,37-1,46 g/cm3) artmıştır. Karbon siyahı cinsinden bağımsız olarak karbon siyahı miktarı arttıkça sertliğin arttığı (49-87 Shore A) belirlenmiştir. Karbon siyahı miktarı arttıkça yüzde uzama değerleri azalırken, çekme mukavemetleri yükleme oranına göre değişkenlik göstermiştir. Kalıcı deformasyon özelliklerine bakıldığında karbon siyahı tanecik boyutu küçüldükçe kalıcı deformasyonun nispeten iyileştiği gözlenmiştir. Bu araştırmadan çıkan sonuçlar karbon siyahı katkılı CR/BR karışımlarının mekanik özellikleri hakkında önemli veriler elde edilmesini sağlamıştır. Sonuç olarak, raylı sistemlerde titreşim sönümleyici olarak kullanılacak kompozit malzeme için 50 phr HAF N330 karbon siyahı içeren kauçuk kompozisyonunun uygun olacağı düşünülmektedir.

Ufuk Küçükçınarözü
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Karbon fiber, silisyum karbür ve melamin polifosfat katkılı polibütilen tereftalat kompozitlerin özelliklerinin araştırılması

Polibütilen tereftalat (PBT), iyi mekanik, termal ve düşük nem emilimi gibi özellikler sergileyen termoplastik bir malzemedir. Polibütilen tereftalat (PBT) bazlı malzemeler, araç kablo bağlantı kutuları, motor muhafazaları, kaput altı bileşenleri ve daha pekçok zorlu uygulama alanlarında mühendislik plastikleri olarak önemli bir rol oynar. Son yıllarda, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte araç içinde kullanılan ekipmanların yüksek performansa sahip olması beklenmektedir. Polimerlere eklenen çeşitli katkılar malzemenin ısıl ve mekanik özelliklerini önemli ölçüde arttırmaktadır. Polimer kompozitlerin termal olarak iletken olması, özellikle elektronik ürünlerdeki termal sorunları yönetmek için son on yılda giderek daha önemli hale gelmiştir. Bu malzemeler, elektronik bileşenlerin sıcaklık düzenlemesini iyileştirmek, ısıyı verimli bir şekilde iletmek ve dağıtmak için geliştirilmiştir. Bu polimerler, elektronik bileşenlerin sıcaklık kontrolünü optimize etmek, ısıyı etkili bir şekilde iletmek ve dağıtmak için tasarlanmıştır. Hafif yapıları ve esnek olmaları, farklı cihazlara uyum sağlama yeteneğine sahip olmaları ile bilinmektedirler. Bu araştırmanın amacı, üç farklı katkı maddesi kullanarak (karbon fiber (CF), silisyum karbür (SiC) ve melamin polifosfat (MPP)) ve çeşitli CF ve SiC oranları (ağ. %10, %20 ve %30) ile sabit bir MPP oranında (ağ. %17) polimer kompozit üretimi gerçekleştirmektir. Ayrıca, farklı katkı oranlarının elde edilen polibütilen tereftalat bazlı kompozitlerin fiziksel, mekanik, termal ve mikroyapı özellikleri üzerindeki etkisini araştırılacaktır. Elde edilen kompozitlerin özellikle elektrikli araçlarda kullanılabilecek hafif ve yüksek performanslı malzeme alternatifi olması hedeflenmiştir. Çalışmada ilk olarak PBT hibrit kompozitler, bir ekstrüderde eriyik karıştırma işlemiyle üretilmiştir. Üretilen örneklere uygulanacak testlerin kontrolü için test plakaları enjeksiyon makinesinde basılmıştır ve elde edilen bu test plakalarının morfolojik, mekanik ve termal özellikleri değerlendirilmiştir. Mekanik test sonuçları, CF ve MPP eklenerek çekme dayanımının artırıldığını göstermektedir. CF ve MPP'nin birlikte kullanılmasının temel rolü mekanik özellikleri iyileştirmesidir ve bu çalışmada bu amaca ulaşılmıştır. SiC parçacıkları ile ilgili olarak, SiC içeriğinin artmasıyla çekme dayanımında bir azalma tespit edilmiştir. Ayrıca, kompozitlerin kopmadaki uzama değerlerinde de artış gözlemlenmiştir. Ancak, karbon fiber (CF) ile ters bir etki görülmektedir. Çeşitli katkı (CF ve SiC) oranlarında hazırlanan PBT/SiC/CF/MPP kompozitlerinin taramalı elektron mikroskobu görüntülerinin analizi, aglomerasyonların varlığının olmaksızın PBT matrisinde katkı maddelerinin homojen bir şekilde dağıldığını göstermiştir. Özetle, her katkı maddesinin farklı bir etkisi olduğundan dolayı, çeşitli katkı maddelerinin kullanımı PBT kompozitlerinin nihai mekanik özelliklerinin düzenlenmesinde esastır.

Karbon fiber takviyeli polimerKompozit polimerlerLif takviyeli polimerler+2
Buse Fem Yılmaz
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kolajen ve aloe vera katkılı kitosan sütür üretimi ve karakterizasyonu

Yara iyileşme süreci, vücutta meydana gelen doku bütünlüğünün bozulması durumunda başlayan karmaşık biyolojik olaylar bütünüdür. Bu süreçte kullanılan yara kapama materyalleri, iyileşme sürecini doğrudan etkileyebilmekte ve enfeksiyon riskini azaltarak tedavinin başarısını belirleyebilmektedir. Günümüzde sentetik sütür materyallerinin yaygın kullanımına rağmen, bu materyallerin bazıları biyolojik olarak parçalanamaz yapıda olup ikinci bir cerrahi müdahale gerektirebilmekte veya dokuda irritasyona yol açabilmektedir. Bu nedenle, biyolojik olarak bozunabilen sütür materyallerine olan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu bağlamda doğal kaynaklı biyopolimerler, alternatif yara kapama materyalleri olarak ön plana çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, kolajen ve aloe vera katkılı ve fonksiyonel özelliklere sahip kitosandan, dry-jet wet spinning (kuru basım-yaş çekim) yöntemiyle sütür üretilmiş ve detaylı bir şekilde karakterize edilmiştir. Antimikrobiyal, biyouyumlu ve biyobozunur özellikleri nedeniyle kitosan bu çalışmanın temel yapı taşı olarak seçilmiş; kolajen ile doku bütünlüğünün desteklenmesi, aloe vera ile ise yapıya antioksidan özellik kazandırılması hedeflenmiştir. Bu doğal bileşenlerin sinerjik etkisiyle, yara iyileşmesini hızlandırabilen, vücutta istenmeyen tepkimelere yol açmadan bozunabilen ve aynı zamanda iyileştirici etki gösterebilen bir sütür yapısının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Elde edilen sütürlerin karakterizasyonu kapsamında çeşitli fiziksel, kimyasal, termal ve biyolojik analizler gerçekleştirilmiştir. Mekanik özellikler, tek eksenli çekme testi yardımıyla değerlendirilmiştir. Yüzey morfolojileri taramalı elektron mikroskobu ile incelenmiştir. Kimyasal yapı fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi ile analiz edilirken, termal davranışlar termogravimetrik analiz ve diferansiyel taramalı kalorimetri yöntemleriyle belirlenmiştir. Ayrıca, in vitro ortamda bozunma ve ilaç salımı testleri yapılmıştır, ek olarak şişme kapasitesi ölçülerek sütürlerin sıvı tutma potansiyeli değerlendirilmiştir. Üretilen sütürlerin antioksidan aktiviteleri ise DPPH (2,2-difenil-1-pikrilhidrazil) radikal temizleme testi ile belirlenmiştir. Yapılan testler sonucunda, kolajen ve aloe vera katkılı kitosan sütürlerin mekanik dayanımlarının arttığı, yüzey yapılarının homojen olduğu ve kimyasal bağların uyumlu şekilde bütünleştiği gözlemlenmiştir. Termal analiz sonuçları, geliştirilen sütürlerin yeterli ısıl stabiliteye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bozunma testleri ise sütürlerin zamanla kontrollü bir şekilde parçalanabildiğini göstermiş; bu da vücut içerisinde yeniden çıkarılmalarına gerek kalmadan işlevlerini tamamlayabileceklerini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu çalışmada geliştirilen kolajen ve aloe vera katkılı kitosan bazlı sütürler; antioksidan ve mekanik açıdan yeterli özellikleriyle modern yara kapama uygulamaları için son derece uygun biyomalzeme adaylarıdır. Doğal polimer temelli bu sistemler, çevre dostu yapıları ve hasta konforunu artırma potansiyelleri sayesinde, geleneksel sütür malzemelerine etkili bir alternatif olarak değerlendirilebilir.

Canan Maden
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Polihidroksiüretanın yeşil sentezi ve polikapropakton ile oluşturulan karışım filmlerin özelliklerinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında, izosiyanat içermeyen, çevre dostu polihidroksi üretan polimerlerinin yeşil sentez yöntemi ile üretimi gerçekleştirilmiş ve bu polimerlerin biyobozunur bir poliester olan polikaprolakton matrisi ile karışım haline getirilerek karakterizasyonu yapılmıştır. Monomer olarak digliserol dikarbonat, çapraz bağlayıcı olarak Tris(2-aminoetil) amin ve ana diamin olarak trimetilheksametilendiamin kullanılmıştır. Sentez işlemleri çözücüsüz ortamda gerçekleştirilerek çevresel etkiler en aza indirilmeye çalışılmıştır. Sentezlenen polihidroksi üretan/polikaprolakton karışımlar %5, %10 ve %15 oranlarında polihidroksi üretan içerecek şekilde hazırlanmıştır. Üretilen yapıların FT-IR, DSC, TGA, SEM, temas açısı ölçümü, mekanik testler ve şişme testi gibi çeşitli karakterizasyon yöntemleriyle kimyasal, termal, yüzey ve mekanik özellikleri detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Elde edilen veriler, polihidroksiüretan ilavesiyle polikaprolaktonun hidrofobik yapısının önemli ölçüde değişerek daha hidrofilik hale geldiğini, bununla birlikte düşük oranlı polihidroksi üretan katkısının (%5) mekanik dayanımında artış sağladığını göstermektedir. Termal analizler, polihidroksi üretanın kristallenme davranışını baskıladığını ve çok aşamalı bozunma yapısı kazandırdığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak, yeşil kimya prensiplerine uygun şekilde sentezlenen polihidroksi üretan/polikaprolakton karışımların, biyomedikal uygulamalarda (özellikle yara örtüleri gibi) potansiyel kullanım alanlarına sahip olduğu gösterilmiştir. Bu çalışma, izosiyanatsız poliüretan sistemlerinin çevre dostu alternatif olarak endüstriyel ve akademik alanda daha fazla araştırılması gerektiğini vurgulamaktadır.

Furkan Turna
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Otomotiv sektörüne yönelik biyoesaslı kalsiyum karbonat ve alüminyum trihidrat ile güçlendirilmiş cam elyaf/polyester kompozitlerin geliştirilmesi

Günümüzde doğal atıkların yüksek katma değerli malzemelere dönüştürülmesi, sürdürülebilir malzeme geliştirme yaklaşımlarında önemli bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda, kalsiyum karbonat açısından zengin olan yumurta kabuğu atıkları, polimer esaslı kompozitlerin çevre dostu ve maliyet etkin şekilde güçlendirilmesi amacıyla umut vadeden bir biyodolgu alternatifi olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmada, atık yumurta kabuğu ve alüminyum trihidrat (ATH) ile güçlendirilmiş cam elyaf takviyeli polyester kompozitler el yatırması yöntemi ile üretilerek katkıların kompozit performansına etkileri incelenmiştir. Bu amaçla, toplam reçine ağırlığının %10'u olacak şekilde yalnızca yumurta kabuğu ve yalnızca ATH içeren kompozitlerin yanı sıra, yumurta kabuğu:ATH oranı 5:5, 2,5:7,5 ve 7,5:2,5 olan hibrit kompozitler hazırlanmıştır. Laminasyon sürecinde keçe ve bezayağı dokuma cam elyaf (300 gr/m²) takviyeleri sırasıyla toplamda 7 tabakadan oluşan kompozit eldesi için kullanılmıştır. Kompozitlerin yapısal özellikleri Fourier dönüşümlü kızılötesi (FT-IR) spektrofotometresi ve morfolojik özellikleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) kullanılarak belirlenmiştir. Kompozitlerin mekanik özelliklerinin incelenmesi için çekme testi, üç nokta eğme testi ve darbe testleri yapılmıştır. Kompozitlere UL94 yatay yanmazlık testi uygulanmıştır. Sonuç olarak cam elyaf takviyeli polyester esaslı kompozite yalnızca yumurta kabuğu ilavesi ile eğme modülünde, çekme ve darbe dayanımında artış meydana gelmiştir. Yumurta kabuğu ve ATH'nın bir arada kullanımı ile kompozitlerin çekme mukavemetinde az bir miktarda artış meydana gelirken kopma uzaması değerlerinde yaklaşık %45'lik bir azalma tespit edilmiştir. Yanma özellikleri incelendiğinde katkı ilavesi ile kompozitlerin yanma süreleri uzamıştır. Tüm kompozitler yavaş yanan (HB) malzeme olarak sınıflandırılmıştır.

Cam elyaf kompozitlerHibrit kompozitPoliester kompozitler+1
Miray Özbakış
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Vinil metil silikon kauçuklarda farklı katkı malzemelerin reolojik, mekanik ve mikroyapı özellikler üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Vinil metil silikon (VMQ) kauçuklar otomotiv endüstrisi ve turboşarj teknolojisinin ayrılmaz bir parçasıdır ve bu alandaki verimliliği ile güvenilirlikleriyle bu sistemlere önemli katkılar sağlamaktadırlar. Bu silikon temelli malzemeler olağanüstü ısı direnci, yağ ve yakıt direnci, üstün sızdırmazlık özellikleri ve çevresel faktörlere karşı direnç sunmaktadır. Turboşarj uygulamalarında, en uygun performans ve uzun raf ömrü sağlamak için VMQ kauçuklar kritik bir rol oynamaktadır. Kauçuk karışımlarının genel özellikleri yalnızca elastomerlerin doğasıyla değil, aynı zamanda diğer katkı maddelerinin özellikleriyle de etkilenerek nihai ürünü oluşturur. Bu yüzden beyaz katkı maddelerinin seçimi, bileşenlerin viskozitesini, kürlenme özelliklerini ve mekanik özelliklerini etkiler ve bu durum, malzemenin ekstrüde edilebilirliği açısından çok önemlidir. Bu katkı maddeleri aynı zamanda vulkanizasyon prosesini etkileyerek malzemenin nihai özelliklerinde değişime sebebiyet vermektedir. Bu çalışma, üç farklı katkı maddesinin kauçuk karışımlarının reolojik, mekanik ve mikroyapı özellikleri üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu anlamda, üç farklı kaktı maddesi üzerinde yoğunlaşılmıştır: silika-kaolinit karışımı (SK), amorf silika (AS) ve wollastonit (W). Bu katkılar, ağırlıkça %10, 20 ve 30 oranlarında VMQ kauçuk içerisine eklenerek en uygun mekanik özellikler belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen reolojik analiz sonuçları, silikanın karışımların viskozitesi ve boyutsal stabilite özellikleri üzerinde olumlu bir etki yarattığını göstermiştir. AS malzemesi, karışımların viskozite modülünü artırarak, VMQ/AS kompozitleri daha dayanıklı hale getirmiştir. Buna karşın, SK ve W katkıları, VMQ/SK ve VMQ/W kompozitlerin reolojik davranışı olumsuz etkileyerek karışımların viskozitelerinin düşmesine sebep olmuştur. Mekanik test sonuçları değerlendirildiğinde, VMQ/AS kompozit hariç, genel olarak karışımların dayanıklılığında bir artış gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, katkı türü, VMQ kauçuk karışımlarının reolojik ve mekanik özelliklerini şekillendirmede kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, endüstriyel uygulamalar için özel kauçuk karışımları formülasyonlarının optimizasyonu adına önemli bir veri tabanının oluşturulmasında katkı sağlayacaktır.

Polimer malzemelerSilikonlarVulkanize kauçuk
Mert Özcan
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çapraz bağlanma yoğunluğunun nitrozamin güvenli doğal kauçuğun mekanik özellikleri ile mooney-rivlin yaklaşımı kullanılarak değerlendirilmesi

Kauçuk ürünlerin çapraz bağlanma yoğunluğu (XLD), sertlik ve çekme mukavemeti gibi fiziksel ve mekanik özelliklere yansıyan ilginç parametrelerden biridir. Flory-Rehner yaklaşımı XLD' nin belirlenmesinde en çok kullanılan yöntemlerden biridir. Ancak organik solvent gereksinimi, polimer karışımlarında uygulama karmaşıklığı ve uzun test süresi uygulamadaki temel zorluklardır. Öte yandan mekanik testlere dayanan Mooney-Rivlin yaklaşımı XLD' nin solvent gerektirmeden daha pratik bir şekilde hesaplanmasını sağlamaktadır. Tetrametil thiuram disülfür (TMTD), kauçuk endüstrisinde yaygın olarak kullanılan hızlandırıcılardan biridir. Ancak vulkanizasyon işlemi sırasında yan ürün olarak kanserojen nitrozaminler üretilebilir. Tetrabenzil thiuram disülfür (TBzTD) ise nitrozamin açısından güvenli bir hızlandırıcıdır. Bu çalışmada TMTD'ye alternatif olarak TMTD (NRT-1) ve TBzTD (NRT-2) kullanılarak doğal kauçuk (NR) bazlı bileşiklerin XLD değerleri Flory-Rehner ve Mooney-Rivlin denklemi ile belirlenmiştir. Ve sonuçlar karşılaştırmalı olarak tartışılmıştır. Vulkanizasyonlar 150, 160 ve 170 ºC'de gerçekleştirildi. Flory-Rehner ve Mooney-Rivlin tarafından belirlenen XLD sonuçları arasında bir korelasyon gözlendi. İncelenen tüm sıcaklıklar için NRT-2, NRT-1'den daha yüksek XLD gösterdi. Ayrıca her iki kürleme sisteminde artan sıcaklıkla XLD'lerin azalması elde edildi. Optimum çekme mukavemeti (21 MPa) ve yırtılma mukavemeti (43 N/mm) özellikleri NRT-1 için 150 ºC'de gözlemlendi. Aynı sıcaklıkta NRT-2'nin daha yüksek çekme ve yırtılma mukavemeti sırasıyla 25 MPa ve 48 N/mm olarak belirlendi. Bu sonuçlardan şu sonuca varılmıştır. Mooney-Rivlin, pratik, ekonomik ve solvent içermeyen bir yöntem olmasının yanı sıra XLD tayini için güvenilir bir yöntem olarak önerilmektedir. NRT-3, NRT-4 ve NRT-5 çalışmasında birden farklı polimer kullanılarak çapraz bağ yoğunlukları ve fiziksel mukavemetleri ölçüldü. Farklı polimerlere sahip reçetelerin çapraz bağ yoğunluk ölçümü için metot doğrulaması yapıldı

Doğal kauçukVulkanize kauçuk
Sıdıka Kavuş
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Poliamid-6 ile yüzeyi kaplanmış kenevir lifi takviyeli poliüretan kompozitlerin özelliklerinin araştırılması

Kompozitlerin darbe dayanımı, ozona dayanımı, korozyona dayanımı, termal iletkenliği, tasarım esnekliği, hafifliği ve üretim çeşitliliği potansiyeli gibi ayırt edici özellikleri tüm sektörlerde kullanımını günden güne arttırmaktadır. Kompozit ailesinin en fazla tercih edileni polimer matrisli kompozitler; havacılık ve uzay sanayii, otomotiv sektörü, inşaat ve altyapı sektörü, savunma sanayi, spor ekipmanları ev elektrik-elektronik sektöründe kullanılmaktadır. Polimer matrisli kompozitlerde takviye fazında doğal ve sentetik lifler tercih edilmekte ancak küresel ısınma, daha düşük karbon ayak izi, biyobozunurluk, düşük maliyet, iyi mekanik ve yalıtım özellikleri gibi parametreler sonucu son yıllarda doğal lifler üzerindeki çalışmalar artış göstermektedir. Bu çalışmada Poliüretan (PU) matris, çeşitli kullanım alanına ve üretim şekline sahip olmasının yanı sıra kimysallara dayanımı ve iyi mekanik özellikleri sebebiyle kullanılmıştır. Takviye fazında ise kenevir lifi hafifliği, yüksek mukavemet özelliği, tamamen doğada çözünebilir oluşu, düşük maliyetli üretimi sebebiyle tercih edilmiş; yüzeyi PA 6 kaplanarak matrise tutunması, su emme özelliği ve termal kararlılığı iyileştirilmiştir. Kompozit üretiminden önce kenevir liflerinin kaplama işlemi araştırılmıştır. SEM, FTIR, DSC ve TGA analizleri ile kaplama işleminin yüzeyi uygun şekilde kapladığı, liflerin yüzeylerinin düzleştiği ve termal olarak daha kararlı hale geldikleri görülmüştür. Yapılan çekme testi ile 1 mm çapında nozül kullanılan kaplama işleminin yüzeyde %137 kaplama birikmesine neden olduğu, kenevire oranla çekme mukavemetinin %12 - kopma uzamasının %42 düştüğü, elastik modülün ise %43 arttığı tespit edilmiştir. Kompozit üretiminde bu değerlere sahip lifler kalıba elle yatırılarak üzerine PU karışımı dökülmüştür. Karşılaştırmalar PU, Kenevir/PU ve PA 6-Kenevir/PU üzerinden yürütülmüştür. SEM analizi sonucunda kompozitlerin gözenekliliğinin PU'ya göre arttığı belirlenmiş olup kaplanan kenevir kullanımının daha az gözenekli yapı oluşturduğu görülmüştür. Yoğunluk değerleri PU için 1,070 g/cm3, Kenevir/PU için 0,855 g/cm3 ve PA 6-Kenevir/PU için 0,948 g/cm3 şeklinde bulunmuştur. Su absorpsiyonu testi sonucunda değerler PU %0,4, Kenevir/PU %1,85, PA 6-Kenevir/PU %1,65 şeklinde bulunmuştur. Oluşan gözenekli yapının getirisi olarak yoğunluğun düşmesi ve su absorpsiyonunun artması deneysel verilerle uyuşmaktadır. Uygulanan çekme testi sonucunda en yüksek mukavemet değeri 23,4 MPa ile PA 6-Kenevir/PU numunesinde, kopma uzaması %4,2 ile PU numunesinde, elastik modül ise 1057,2 MPa ile PA 6-Kenevir/PU numunesinde ölçülmüştür. 3-nokta eğme testinde maksimum gerilme 47,1 MPa ile PU numunesinde, maksimum uzama %6,5 ile PU numunesinde, elastik modül ise 1250,7 MPa ile PA 6-Kenevir/PU numunesinde ölçülmüştür. Mekanik testlerin gerilim-gerinim grafikleri incelendiğinde PA 6-Kenevir/PU kompozitinin sert yapıda olduğu görülmüştür. Elde edilen tüm sonuçlar ışığında daha hafif, daha sert, deforme olması zor olan ancak su emme potansiyeli yüksek kompozitlerin elde edilmesi; kullanım alanı olarak mobilya destek ünitesi, taşımada titreşim önleyici birimler ve spor ekipmanı iç destek dolgusu şeklinde değerlendirilebilir. Anahtar kelimeler: Kenevir, Lignoselülozik kompozit malzemeler, Poliüretan, Kompozit

Meryem Kardaş
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Medikal uygulamalarda kullanılabilecek uçucu yağ içeren modifiye polivinil alkol (PVA) esaslı hidrojellerin sentezi ve karakterizasyonu

Hidrojeller; yüksek su tutma kapasiteleri, yumuşak doku benzeri elastik yapıları ve biyouyumlu özellikleri sayesinde medikal uygulamalarda yara örtüsü, doku mühendisliği iskeleleri ve kontrollü ilaç salım sistemleri gibi çok sayıda alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu amaca yönelik sıklıkla tercih edilen polivinil alkol (PVA), hidrofilik yapısı, kimyasal kararlılığı ve toksik olmaması ile dikkat çekmektedir. Ancak sınırlı fonksiyonel gruba sahip olması, çapraz bağlanabilirliğini ve çok yönlü kullanım potansiyelini kısıtlamaktadır. Bu kapsamda, PVA'nın kimyasal olarak maleik anhidrit (MA) ile modifiye edilmesi sayesinde reaktif gruplar kazandırılmış ve böylece hem UV ışık ile çapraz bağlanabilirliği hem de fonksiyonelliği artırılmıştır. Bu tez çalışmasında, modifiye edilen maleatlanmış PVA (PVA-MA), biyolojik esaslı jelatin ile 3:1 oranında karıştırılarak, N,N′-Metilenbisakrilamid (MBAm) ve etilen glikol dimetakrilat (EGDMA) gibi çapraz bağlayıcılar eşliğinde UV ışığı altında kürlenerek hibrit hidrojel sistemleri sentezlenmiştir. Ardından, bu yapıya farklı oranlarda (%4, %7, %10, %13, %18) lavanta uçucu yağı ilave edilerek sistemin hem antimikrobiyal hem de emülsiyon yapılı hidrojel formu oluşturulmuştur. Böylece bu çalışmada, klasik hidrojel yapılarla birlikte hidrofobik uçucu yağ fazını kapsülleyebilen, çift fazlı ve terapötik etkili emülsiyon hidrojellerin geliştirilmesi de hedeflenmiştir. Üretilen hidrojellerin morfolojisi, termal kararlılığı, şişme değerleri ve antibakteriyal etkinlikleri incelenmiştir. Sonuç olarak, bu tez çalışması yalnızca klasik hidrojel sistemlerinin ötesine geçerek, emülsiyon yapılı, çift fazlı, uçucu yağ yüklü hidrojel sistemlerinin tasarlandığı ve karakterize edildiği yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır. Elde edilen sistemlerin, özellikle biyomedikal alanda antibakteriyel yara örtüleri olarak kullanılabilecek potansiyele sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, UV ile çapraz bağlanması sayesinde, endüstriyel üretime uygun, çevre dostu ve hızlı kürlenebilen bir malzeme sistemi geliştirilmiştir.

BiyomalzemelerHidrojellerPolimer karışımlar+7
Bora Gümüş
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Polipropilen malzemenin uv katkısı etkisi ile yüzey gerilimini değiştirerek boya tutuculuğunun değerlendirilmesi

Bu tez, polipropilen malzemesinin UV stabilizatörü katkıları ile yüzey geriliminin değiştirilmesi ve bu değişikliğin boya tutuculuğu üzerindeki etkilerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Polipropilen, hafifliği ve dayanıklılığı ile birçok endüstriyel uygulamada kullanılan bir termoplastik malzemedir . Bu malzemenin yüzey özelliklerini iyileştirmek için UV stabilizatörü katkılarıyla modifikasyonu mümkündür. Ancak, UV ışınlarının polipropilenin yapısı üzerindeki etkileri ve bu değişikliklerin boya tutma özellikleri üzerindeki rolü, mevcut literatürde sınırlı şekilde ele alınmıştır. Bu çalışma, UV stabilizatörü katkılarının polipropilen yüzeyindeki etkilerini detaylı bir şekilde inceleyerek, malzemenin boya tutma yeteneğini artırmak için yeni stratejiler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Tezde, polipropilenin kimyasal ve yapısal özellikleri, UV stabilizatörü katkılarının polipropilen yüzeyi üzerindeki modifikasyonu ve bu modifikasyonun boya tutuculuk mekanizması ile ilişkisi kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Araştırma kapsamında, UV stabilizatörü katkılarının polipropilen yüzeyinin gerilimine olan etkileri deneysel verilerle ortaya konmuş ve bu değişimlerin boya tutma üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca, polipropilen yüzeylerinin UV stabilizatörü katkıları ile modifiye edilmesinin ardından, yüzey gerilimi ile boya tutuculuk arasındaki ilişki incelenmiş ve boya tutuculuğunu etkileyen çeşitli faktörler detaylı bir biçimde analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçları, UV stabilizatörü katkılarının polipropilenin yüzey özelliklerinde önemli değişiklikler yaratarak, malzemenin boya tutma kapasitesini artırabileceğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, polipropilenin daha verimli bir şekilde kullanılabilmesi için yeni iyileştirme olanakları sunmakta ve aynı zamanda malzeme mühendisliği ile endüstriyel uygulamalarda önemli katkılar sağlamaktadır. Bu çalışma, polipropilen malzemelerinin daha dayanıklı ve fonksiyonel hale gelmesi adına uygulamalı çözüm önerileri sunmaktadır. Anahtar kelimeler: Polipropilen, UV stabilizatörü katkısı, Yüzey gerilimi, Boya tutuculuk, Malzeme modifikasyonu, Deneysel yöntemler.

Demet Mutlu Balcı
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tez adı otomotiv plastik parça üretiminde taguchı ile moldflow kalıplama sürecinin optimizasyonu

Plastik enjeksiyon kalıplama yöntemi, otomotiv sektöründe hafiflik, düşük maliyet ve tasarım esnekliği gibi avantajları sayesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak bu yöntemde, parçanın geometrik doğruluğunu etkileyen çarpılma ve hacimsel çekme gibi istenmeyen deformasyonlar sıkça gözlemlenmektedir. Bu tür boyutsal sapmalar, parçanın montaj uyumunu ve işlevselliğini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu bağlamda, üretim öncesinde gerçekleştirilen bilgisayar destekli simülasyon analizleri, hataların erken aşamada tespiti ve giderilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Moldflow yazılımı, enjeksiyon sürecini sanal ortamda modelleyerek süreç parametrelerinin optimize edilmesine olanak tanımakta, böylece zaman ve maliyet tasarrufu sağlamaktadır. Öte yandan, bu tür süreçlerde çok sayıda faktör ve seviye kombinasyonu bulunduğundan, deney sayısını azaltarak optimum koşullara ulaşmayı amaçlayan Taguchi deney tasarım yöntemi de etkin bir araç olarak öne çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, otomotiv aydınlatma sistemlerinde kullanılan dış trim parçalarının boyutsal kararlılığını artırmak amacıyla malzeme ve proses parametrelerinin birlikte optimize edilmesi hedeflenmiştir. Çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada, farklı dolgu türleri (talk, cam elyafı, karbon elyafı, kalsiyum karbonat, wollastonit) ve katkı oranları (%10, %20, %30) kullanılarak oluşturulan 15 farklı polipropilen (PP) kompozit yapı için Moldflow simülasyonları gerçekleştirilmiştir. Elde edilen çarpılma ve hacimsel çekme değerleri, Taguchi L16 deney dizisi kapsamında değerlendirilmiş; "daha küçük daha iyidir" (Smaller-is-Better) kriterine göre S/N (Sinyal/Gürültü) oranları hesaplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, %30 talk dolgulu PP bileşimi, her iki çıktı açısından en dengeli ve kararlı sonuçları vermiştir. İkinci aşamada, seçilen bu optimum malzeme için dört temel proses parametresi (erime sıcaklığı, kalıp sıcaklığı, enjeksiyon süresi ve soğuma süresi) üç seviyede tanımlanarak L27 ortogonal Taguchi deney tasarımı uygulanmıştır. Moldflow simülasyonları sonucunda, her kombinasyona ait çarpılma ve hacimsel çekme değerleri için ortalama S/N oranları hesaplanmış ve çoklu çıktı optimizasyonu yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, Deney 18 (erime sıcaklığı: 220 °C, kalıp sıcaklığı: 50 °C, enjeksiyon süresi: 4 s, soğuma süresi: 40 s) tüm kombinasyonlar içerisinde en iyi genel performansı sunmuştur. Bu deneyde çarpılma değeri 0,25 mm ile minimum, hacimsel çekme değeri ise %0,73 ile kabul edilebilir seviyede bulunmuştur. Ayrıca, +7,30'lik ortalama S/N oranı ile de en yüksek toplam kalite puanı elde edilmiştir. Optimum koşullara ait Moldflow analiz görselleri, malzemenin kalıp içinde homojen dağıldığını, iç gerilmelerin dengeli yayıldığını ve çarpılma yönlerinin merkezden çevreye simetrik dağıldığını göstermektedir. Bu sonuçlar, literatürde yer alan dengeli soğuma, yüksek kalıp sıcaklığı ve uygun erime viskozitesinin kalite üzerindeki etkilerini desteklemektedir. Ayrıca, tüm analizlerin fiziksel üretim yapılmadan yalnızca simülasyon ortamında gerçekleştirilmiş olması, çalışmanın zaman ve maliyet açısından önemli bir endüstriyel katkı sunduğunu göstermektedir. Sonuç olarak bu tez, malzeme seçimi ile proses parametresi optimizasyonunun bir arada değerlendirilmesini sağlayan bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Literatürde sınırlı sayıda yer alan bu tür entegre analizlerin, üretim öncesi karar süreçlerine sistematik bir katkı sunduğu ve gelecekteki mühendislik uygulamaları için tekrarlanabilir bir model oluşturduğu düşünülmektedir.

Akış analiziPlastik enjeksiyon kalıplarıTermoplastik malzemeler
Gizem Bayram
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yün lif incelik ve türünün iplik özellikleri üzerine etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada yün lif cins ve inceliklerinin iplik özelliği üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışma kapsamında 17,5 µ, 18,5 µ, 20,5 µ, 24 µ, 27 µ, 30 µ, 36 µ, 34 µ mohair karışım, 34 µ alpaka karışım ve 38 µ lincoln karışım yün lifleri kullanılmıştır. İplik üretimi endüstriyel ölçekte yapılmıştır. Üretilen ipliklere; iplik kopma mukavemeti ve kopma uzama oranı, iplik tüylülüğü, iplik düzgünsüzlüğü, iplik-metal sürtünme katsayısı, iplik esnekliği, boncuklanma ve yüzey değişimi, ısı iletimi, iplik doğrusal yoğunluğu ve tuşe analizleri uygulanarak iplik özellikleri ölçülmüştür. Üretilen 10 farklı yün çeşidinden elde edilen ipliklerin; lif inceliği küçüldükçe iplik mukavemeti ve kopma uzama oranı artmıştır. İplik yumak tuşesindeki değişimin yün lif inceliğinin artmasıyla tuşenin düştüğü gözlemlenmiştir. İplik tüylülüğünün yün lif çapı arttıkça arttığı görülmüştür. Yün lifi inceldikçe iplik düzgünsüzlüğünün de arttığı görülmektedir. İplik esnekliğinin yün lif çapı arttıkça azaldığı görülmüştür. Boncuklanma ve yüzey değişimi yün lif kalınlığı arttıkça azalmıştır. Isıl direncin hem yün lif inceliğine hem de koyunların yetişme bölgesine bağlı olarak değiştiği görülmüştür. İplik-metal sürtünme katsayısı lif yüzey özelliği ile ilgili olup lif yüzeyindeki pulcukların değişimi ile değiştiği görülmüştür.

Tekstil
Tansu Ünen
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

3B yazıcı platformu yardımıyla üretilen antibakteriyel ultrafiltrasyon membranlarının yapı ve performanslarının incelenmesi

Ultrafiltrasyon membran teknolojisi, su arıtımından biyoteknolojiye kadar geniş bir alanda kritik öneme sahip olsa da üretim süreçlerindeki standardizasyon eksikliği ve işletme verimliliğini düşüren biyolojik kirlenme problemleriyle kısıtlanmaktadır. Bu doktora tezi, söz konusu iki temel soruna bütüncül bir çözüm sunmak amacıyla, metodolojik olarak hassas laboratuvar ölçekli bir üretim platformunun geliştirilmesini ve malzeme bilimi açısından antibakteriyel özelliğini yenileyebilen membranların sentezlenmesini amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk aşamasında, laboratuvar ölçekli membran üretimindeki tekrarlanabilirlik sorununu aşmak amacıyla, ticari bir 3B yazıcı herhangi bir donanımsal modifikasyona gerek duyulmadan hassas bir film döküm platformuna dönüştürülmüştür. Bu platform kullanılarak polietersülfon membranların morfolojisi ve performansı üzerinde etkili olan döküm sıcaklığı, çekim hızı, koagülasyon banyosu sıcaklığı ve membran kalınlığı parametreleri tek seferde tek değişken yöntemi kullanılarak optimize edilmiştir. Analizler sonucunda 60 oC döküm sıcaklığı, 65 mm s-1 çekim hızı, 30 oC koagülasyon banyosu sıcaklığı ve 50 μm aplikatör aralığının, yüksek akı (271 L m-2 sa-1) ve yüksek seçicilik (%95 üzeri BSA tutma) dengesini sağlayan optimum koşullar olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında, biyolojik kirlenmeye karşı sürdürülebilir bir çözüm geliştirmek amacıyla N-halamin esaslı hidantoin halkaları içeren fonksiyonel bir homopolimer sentezlenmiş ve optimum koşullarda PES matrisine katkılanmıştır. Klorlama işlemiyle aktive edilen N-halamin katkılı membranlar, %0,31 aktif klor yüklemesi ile güçlü bir oksidatif potansiyel kazanmıştır. Antibakteriyel testlerde, bu membranlar hem Staphylococcus aureus hem de Escherichia coli bakterilerine karşı sadece 15 dakikalık temas süresinde %100 oranında tam inaktivasyon sağlayarak aktif bir biyosidal bariyer görevi görmüştür. Çalışmanın en özgün bulgusu, geliştirilen membranların yenilenebilir kirlenme direnci özelliğidir. Ticari sodyum hipoklorit ile yapılan kimyasal temizleme işlemi, membran yüzeyini temizlemenin yanı sıra, N-halamin yapılarını da aktive etmiştir. Artan yüzey hidrofilikliği ve oksidatif etki sayesinde membranların tersinmez kirlenme oranı %1,4 seviyesine indirilmiş ve tekrarlı kirlenme döngüleri sırasında %98,6 gibi yüksek bir akı geri kazanım oranına ulaşılmıştır. Sonuç olarak bu tez, 3B yazıcı teknolojisi ile akıllı malzeme kimyasını birleştirerek, uzun ömürlü, yüksek performanslı ve kendini yenileyebilen yeni nesil membranların geliştirilmesinde öncü bir yaklaşım ortaya koymuştur.

Ultrafiltrasyon
Ahmet Aydın
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Safra asidi, poli (ε-Kaprolakton) ve ʟ-Lizin diizosiyanat etil ester bazlı poliüretanların sentezi ve biyobozunurluk özelliklerinin incelenmesi

Günümüzün gelişen dünyasında, biyo bazlı malzemelere olan ihtiyaç artan bir eğilim göstermektedir. Bu biyo-esaslı malzemelerin gerekliliği önemli ölçüde artmış, bu da onları çok sayıda uygulamada yaygın olarak kullanılan malzemelerden biri haline getirmiştir. Bu senaryoda, poliüretanlar ve poliaktonlar uygun adaylar olarak ortaya çıkmakta ve şu anda ambalaj ve gıda endüstrilerinden tıbbi ve farmasötik uygulamalara kadar çeşitli alanlarda uygulamalar bulmaktadırlar. Diğer taraftan, safra asitleri ise vücutta önemli biyolojik rol oynayan doğal bileşiklerdir. Bu nedenle, biyouyumlu ve bozunur polimerlerin yapı taşları olarak tercih edilen adaylardır. Ayrıca elde edilecek malzemenin yapısında biyolojik olarak uyumlu ve toksik olmayan bir diizosiyanat olan ʟ-lizin diizosiyanat etil esterin varlığı, kullanılacak uygulamaya bağlı olarak farklı bir bakış açısı verebilir. Bu tezde, bir dizi çevre dostu poliüretan (PU) film başarıyla sentezlendi. Bu amaçla, sırası ile ε-kaprolaktonun (ε-CL) kolik asit (CA) başlatıcısı varlığında halka açma polimerizasyonu (ROP) ile elde edilen CA bazlı poli(ε-kaprolakton) (CA-PCL) ile ve ʟ-Lizin diizosiyanat etil ester (ʟ-LDI) arasında basamaklı büyüme polimerizasyonu (SGP) gerçekleştirildi ve çözelti döküm yöntemi kullanıldı. ε-CL monomerinin farklı besleme oranlarının (CA:ε-CL=1:60, 1:75 ve 1:90, mol olarak) PU'ların özelliklerine etkisi, fourier transform kızılötesi (FT-IR) ve proton nükleer manyetik rezonans (1H-NMR) spektroskopileri, jel geçirgenlik kromatografisi (GPC), su temas açısı (WCA) ölçümleri, termogravimetrik ve diferansiyel taramalı kalorimetri analizleri (TGA ve DSC) ve mekanik testler ile ayrıntılı olarak araştırıldı. Ayrıca, elde edilen PUR'lerin bozunma davranışlarını belirlemek için domuz pankreas lipazının yokluğunda veya varlığında biyolojik bozunma testleri yapılmıştır. PU omurgasında daha yüksek oranda ε-CL tekrarlayan birimlerin hidrofobiklik, termal ve mekanik özelliklerde iyileşmeye neden olurken, bozunma davranışında bozulmaya neden olduğu bulundu. Ayrıca, biyolojik bozunma çalışmaları, CA-PCL-PU'ların, CA'sız sentezlenen PCL-PU'ya kıyasla hem hidrolitik hem de enzimatik ortamda daha fazla bozunabilir olduğunu ortaya koydu. Bu tez çalışmasının sonuçları, CA, PCL ve ʟ-LDI bazlı biyolojik olarak parçalanabilen PU filmlerin özellikle doku mühendisliği ve yara pansumanlarında uygulama için büyük potansiyele sahip olduğunu kanıtlamıştır.

Burcu Açık
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tek-zincirli polimerik nanoparçacıkların çapraz-bağlı polimer matrislerde kullanımı, ısıl-mekanik ve morfolojik özelliklere etkilerinin incelenmesi

Polimer bilimi içerisinde birçok nanoparçacık çeşidi hala araştırma konusu olmakla beraber bu nanopartiküller genel itibariyle çözücü içerisinde çözünmemektedirler (TiO2, SiO2, kalsit ve türevleri). Bunların dışında fulleren (C60), polisilseksioksan (POSS) ve siklodekstrinler de (nanoboyutlardaki parçacıklar) polimer matrisi veya çözücüler içerisinde çözünebilen nanoparçacıklar olarak kullanılmaktadırlar. Son yıllarda polimer nanoparçacık (nanopartikül) kavramı ortaya çıkmış ve nano-boyutlardaki kimyasalların üretilmesinde yepyeni bir kapı açmıştır. Polimerik nanoparçacık kavramı polimer zincirlerinin kendi içerisinde (intramoleküler) kovalent veya kovalent olmayan bağlarla çapraz bağlanarak katlanma esasına dayanmaktadır. Polimerik zincirlerin çapraz bağlanma yöntemleriyle katlanarak oluşturduğu partiküller literatürde "Tek Zincirli Polimerik Nanoparçacık (Single-Chain Polymeric Nanoparticle, (SCNP))" olarak isimlendirilmektedir. Çözücü içerisinde dağılmak yerine çözünebilen bu yapılar, uygun polimer matrislerinde de homojen dağılım sergileyerek, daha üstün özellikli kompozit malzemelerin üretilmesine olanak sağlamaktadırlar. Bu tez kapsamında ağırlıkça %0.5-3.0 aralığında nanoparçacık ihtiva eden çapraz bağlı polimer matrisli kompozit malzemeler hazırlanacak ve nanoparçacık içermeyen termosetlerle karşılaştırılarak polimer malzemelerin ısıl, mekanik ve morfolojik özellikleri incelenecektir.

BenzofenonKarbazollerNano parçacık+1
Dilara Mühür
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Poli(laktik asit) karışımlarının hazırlanması ve karakterizasyonu

Poli(laktik asit) (PLA), en çok kullanılan biyopolimerlerdendir. PLA'nın biyoparçalanabilir yapısı onun ambalajdan tekstil endüstrisine kadar birçok alan için sürdürülebilir, gelecek vaat eden ve popüler bir hammadde yapmaktadır. Geniş uygulama alanlarının olması PLA'nın işlenebilirliğinden kaynaklanmaktadır. PLA filmler ekstrüzyon film şişirme, ekstrüzyon film dökme yöntemleriyle üretilebilmektedir. 3D ürünler şişirerek kalıplama, termoform ve enjeksiyon kalıplama ile üretilebilmektedir. Ayrıca PLA lif üretimi için de uygun bir polimerdir ve eriyikten eğirme ve çözeltiden eğirme gibi farklı prosesler kullanılabilmektedir. PLA diğer geleneksel polimerlerle kıyaslandığında enerji gereksinimi ve karbon ayak izi açısından birçok avantaja sahiptir. PLA rijit bir polimer olduğu için, esnekliği düşüktür ve kopma uzama değerleri genellikle düşüktür. Bu PLA esaslı ürünlerin en önemli problemlerinden birisidir. PLA'nın kopma dayanımı ve elastik modül gibi mekanik özellikleri elastik ambalaj uygulamalarındaki kullanımını sınırlandırmaktadır. PLA'nın ısıl, morfolojik ve mekanik özelliklerinin modifiye edilmesi için farklı polimerlerle karışımları yapılmaktadır. Endüstriyel uygulamalarda yaygın bir şekilde kullanılan poli(stiren-b-(etilen-ko-bütilen)-b-stiren) (SEBS), hem elastomerik hem de termoplastik özellikler göstermesi açısından önemli bir polimerdir. Stiren ve etilen bütilen bloklarından oluşan blok kopolimer yapısındaki SEBS, yüksek rezilyans değerlerine ve yüksek kopma uzamasına sahiptir. Bu çalışmada, PLA'nın özelliklerinin değiştirilmesi amacıyla SEBS, polimeri kullanılmıştır. Farklı oranlarda karıştırılmış PLA/SEBS filmler üretilmiş ve filmlerin morfolojik, yapısal, ısıl ve mekanik özellikleri karakterize edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Polimer karışımları, Poli(laktik asit), Poli(stiren-b-(etilen-ko-bütilen)-b-stiren) (SEBS), Çözeltiden karışım

Polilaktik asitPolimer karışımlarPolistiren oksit+1
İbrahim Ekiz
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Fonksiyonel polimer kompozitlerden üretilen esnek elektroniklerin elektromekanik algılama özellikleri

Polymers that are lightweight, easily processable, and have different morphological, thermal, mechanical, and electrical properties, are generally preferable for various applications such as electronics, automotive interiors, outdoor products, biomedical, etc. thanks to their tunable properties. With the incorporation of filler/additive materials, some properties of the polymeric matrix can be changed. For instance, for the applications those require electrical conductivity, electrically conductive polymer composites are fabricated with the addition of conducting filler material into the insulating polymer matrix. In this case, not only filler properties but also matrix properties are of significance in terms of the final properties of the conductive composites. In this work, to observe the effect of filler and matrix type on piezoresistive sensing performance, different nanocomposites were prepared. Two different poly[styrene-b-(ethylene-co-butylene)-b-styrene] (SEBS) with different block ratios (styrene to ethylene-butylene ratio (S/EB): 13/87 and 19/81) and three different filler systems were used including carbon black (CB), vapor grown carbon nanofibers (VGCNFs), and mixture of CB and VGCNF (VGCNF:CB = 1) at the filler concentration between 0.5 to 6.5 wt% for the first time in the literature. In the first step of this study, flexible conductive polymer composites were fabricated and their morphological, electrical, mechanical properties and piezoresistive sensing performance were investigated depending on filler type, filler concentration, and matrix type. Regarding to the percolation behavior, composite sets were found to be used as strain sensors. However, the sensitivity of hybrid filler-based nanocomposites was higher that could be given as the novelty of the study. The nanocomposite with 3.5 wt% CB-VGCNF hybrid filler showed the gauge factor (GF) around 333 that was one of the highest sensitivity obtained for SEBS based hybrid nanocomposites in the literature. The reason was the unique conductive network formation with the addition of VGCNF into CB. Not only decrease in percolation concentration was observed compared to CB-filled nanocomposites but also formation of new unique conductive network morphology was achieved that was highly sensitive to strain deformation because of additional junctions between low and high aspect ratio fillers. In the final step of the study, a textile-based sensor was fabricated from the hybrid nanocomposites by coating on the fabric surface, and its morphological, and electromechanical properties were also characterized. The GF of the textile-based piezoresistive strain sensor was found around 108 that was also reported for the first time in the literature.

Electrical conductivityPiezoresistive pressureSensors+1
Mukaddes Şevval Çetin
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Silikon kauçuğunun cam-sır yüzeylere adezyon arttırılmasını sağlayıcı malzemelerin geliştirilmesi ve performans özelliklerinin belirlenmesi

Dünyada seramik malzemelerin tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır ve günümüzde hala üretimi ve kullanımı artarak devam etmektedir. Son günlerde oldukça yaygın bir kullanım alanına sahiptirler. Genellikle herkes tarafından bilinen tabak, bardak, mobilya kulpları vb. ürünlerin yanı sıra birçok alanda teknik porselenler kullanılmaktadır. Örneğin elektriğin şehirlerarası taşınması veya birçok farklı alanda elektriğin izolasyonu için teknik porselenler (izolatörler) kullanılmaktadır. Fakat porselenlerin üretim yükü ağır olduğundan ve rigit malzemeler olarak farklı alanlara entegre olamadıklarından bu durum farklı ihtiyaçların doğmasına sebep olmaktadır. Bu tezin oluşma sebebi ise; ince cidarlı ya da etekli malzemelerin porselen malzemelerden üretilmesi zahmetli ve zor olduğundan izolatör sektöründe yalıtımı sağlayan silikon kauçuklarıyla bir kompozit olarak üretilmesini sağlamak adına çalışmalar yapılmıştır. Halihazırda izolatör sektöründe kullanılan teknik porselenler ile izolatör sektöründe kullanılmaya devam eden silikon kauçuklarının bir arada üretilmesi adına çalışmalar yapılmıştır. İzolasyonu sağlayacak izolatörün sert bir yapıda olması gereken gövde bölgesinde porselen malzeme kullanılarak etekli ve ince cidarlı bölgelerde porselenin kolay kırılması sebebiyle esnek bir malzeme olan silikon kauçuğunun kullanılması doğrultusunda işlemler yapılmıştır. Bu çalışmada, değinilen konu ise porselen yüzey üzerine silikon kauçuğunun istenilen teknik özellikleri sağlayacak şekilde kaplanmasını gerçekleştirmektir. Bu kapsamda iki farklı astar malzeme kullanılmış ve piyasa da kullanılan porselen izolatörlerin cam-sır yüzey kaplamalı ve cam-sır kaplama olmayan porselen izolatörler üzerine su bazlı ve solvent bazlı astar kullanılarak silikon kauçuklarının kaplanmasıyla malzemeler üretilmiştir. İzolatör sektöründe istenilen özellikler baz alınarak çekme testleri, elektrik yalıtım testleri ve sıcak soğuk daldırma testleri yapılarak karakterize edilmiştir.

AstarKaplamaYalıtkanlar+1
Emre Şehitli
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fındık kabuğu ve talk dolgulu polipropilen kompozitlerin mekanik ve ısıl özelliklerinin incelenmesi

P matrisli polimer kompozitlerde, fındık kabuğu inorganik dolgu malzemesine alternatif olan bir organik dolgu malzemesi olarak kullanılabilir. Ülkemizde fındık üretiminin bol olması ve buna bağlı olarak fındık kabuğunun kolay bulunması, düşük maliyeti ve sahip olduğu kendine has rengi ile polimer matrisli kompozitlerde, fındık kabuğu dolgu malzemesi olarak tercih edilmektedir. Bu çalışmada; atık halinde ülkemiz ekonomisine bir katma değer üretmeyen ve yakılarak tüketilen fındık kabuklarından, PP içerisine talk, SEBS, SEBS-g-MA ile birlikte farklı oranlarda katılarak organik ve inorganik katkılı polimer hibrid kompozit elde edilmiştir. Fındıkkabuğu katkılı hibrid kompozitlerin mekanik özellikleri (çekme, eğme, darbe, sertlik ölçümü vb.), termal özellikleri (HDT, VICAT, DSC, MFI, TGA vb.) ve oluşan mikro yapılar (SEM) deneysel olarak incelenmiştir. PP içerisine, fındık kabuğu ve talk ilave edildiğinde, hazırlanan karışımların çekme mukavemeti düşmüş, çekme elastisite modülü ise artmıştır. Ancak SEBS ve SEBS-g-MA ilavesi sonrası çekme elastisite modülünde de düşme gözlemlenmiştir. Eğme mukavemet ve eğme elastisite modülünde genel anlamda pozitif yönde bir artış görülürken, SEBS ve SEBS-g-MA ilave edildiğinde ise elastisite modülünde düşme tespit edilmiştir. Fındık kabuğu ve talk ilavesiyle darbe mukavemetleri azalmış, ancak SEBS ve SEBS-g-MA oranın %3'ten fazla olduğu karışımlarda ise, darbe mukavemetinde artış görülmüştür. En yüksek darbe mukavemeti %9'luk SEBS-g-MA ilave edilen karışımlardan elde edilmiştir. Genel olarak fındık kabuğu ve talk ilavesiyle hazırlanan karışların, yoğunluk, HDT, VICAT, kristal erime başlama ve kristallenme sıcaklığında artış görülürken, MFI değeri ve Tm sıcaklığında azalma gözlemlenmiştir. Yapılan sertlik ölçümlerinde, tüm karışımlarda Shore D sertliğinde bir miktar artış gerçekleşmiş, fakat karışıma SEBS ve SEBS-g-MA ilave edildiğinde sertliğin düştüğü tespit edilmiştir. Yüzey parlaklık ölçümünde tüm numunelerde, fındık kabuğu rengine bağlı olarak referans numuneye oranla daha düşük GLOSS değeri ölçülmüştür. TGA ve kül testinde kalan kalıntı miktarlarının talk ile doğru orantılı olduğu ve karışımların homojen bir şekilde yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak, fındık kabuğunun dolgu malzemesi olarak polimer kompozit üretiminde kullanılabileceği, yapıya farklı inorganik malzeme ilavesiyle üretilen hibrid kompozitlerin mekanik ve ısıl özelliklerinin iyileştirilebileceği ve çevre ile uyumlu daha ekonomik ürünlerin üretilebileceği düşünülmektedir.

Dolgu malzemeleriFındık kabuğuKompozit malzemeler+1
Ömer Cengiz
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kitosan hidroklorür tuzunun sentezi, hidrojel eldesi ve karakterizasyonları

Doğada selülozdan sonra en çok bulunan polimer kitindir. Doğada bu kadar fazla bulunmasına rağmen çözücü olarak toksik kimyasalların kullanılması ve uygulanabilirliğinin çok az olması sebebiyle kullanım alanları sınırlıdır. Kitinin deasetilasyonu sonucunda oluşan kitosan, zayıf asitlerin seyreltik çözeltilerinde kolayca çözünür ve çözelti içinde katyonik olarak bulunur. Böylece birçok bileşenle kolaylıkla reaksiyona girebilir. Kitosan ve türevleri sıklıkla biyofarmasötikler için oral uygulama amacıyla nanotaşıyıcı olarak kullanılmaktadır. Kitosanın, zayıf emilen ilaçların biyoyararlanımını artırmak için uygun özelliklere sahip güçlü bir absorpsiyon arttırıcı olduğu ve ince bağırsağa ulaşmadan önce aktif bileşenleri koruyan koruyucu ajan olduğu iyi bilinmektedir. Literatürde bulunan çalışmalarda biyouyumlu ve biyobozunur bir biyomateryal olarak kitosan türevlerinden olan Kitosan hidroklorürün kullanımının önemi vurgulanmıştır. Buna rağmen Kitosan hidroklorür esaslı hidrojel üretim metotları hakkında yeterli kaynak görülmemiştir. Kitosan hidroklorürden hidrojel sentezi için fiziksel ve kimyasal çapraz bağlayıcılar kullanılarak hidrojel sentezlenmesi ve sentezlenen hidrojellerin çeşitli karakterizasyon testleriyle özelliklerinin belirlenmesi hedeflenmiştir.

GluteraldehitHidrojellerKitin+2
Ece Kılıç Güngör
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Akrilonitril bütadien stiren (AB)/sikloolefin kopolimer (COC) harmanlarının mekanik ve reolojik özeklliklerinin incelenmesi

Polimerlerin harmanlanması, yeni ve/veya seçici olarak geliştirilmiş özelliklere sahip yeni polimerik malzemelerin geliştirilmesi açısından birçok avantaj sunar. Bir polimer karışımının nihai özellikleri, doğru bileşenleri seçerek, bileşenlerin bileşimini ve faz morfolojisini değiştirerek hassas bir şekilde ayarlanabilir. Bu nedenle, literatürde, birçok araştırmacı, belirli uygulamalar için belirli bir özelliğe sahip yeni polimerik karışımların geliştirilmesi, belirli bir polimer karışımının nihai özellikleri, değişen bileşim ile optimize edilmesi, harman bileşenlerinin bir uyumlaştırıcı veya diğer kimyasal tekniklerle uyumlu hale getirilmesi ve belirli uygulamalar için belirli faz morfolojileri literatürde geniş çapta araştırılmıştır. Bu çalışmada, akrilonitril bütadien stiren (ABS) polimeri ve farklı tipte/oranda norbornen içeriğine sahip sikloolefin kopolimer (COC) esaslı kompozitler eriyik harmanlama yöntemi ile hazırlanmış ve elde edilen harmanların mekanik, morfolojik ve reolojik davranışları incelenmiştir. Farklı içeriklere sahip harmanlar laboratuvar ölçekli çift vidalı ekstrüderde hazırlanmış olup, harmanlardaki değişimler rotasyonel reometrede gerçekleştirilen testlerle incelenmiştir. Kullanılan örneklerin morfolojik özellikleri, taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Ayrıca, COC'nin ko-monomer bileşimi ile harmanların interfaz etkileşimleri, harman morfolojisi, kullanım sıcaklık limitleri ve viskoelastik özellikleri arasındaki ilişki de araştırılmıştır.

AkrilonitrilKopolimerlerPolimer alaşımları
Aliye İclal Tüney
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Modifiye partiküller kullanılarak pıckerıng emülsiyonların hazırlanması ve gelişmiş özellikler gösteren polidisiklopentadien esaslı, makrogözenekli kompozit malzemelerin hazırlanması

Gözenekli polimerler, gözenek morfolojilerinin sağladığı avantajlardan ötürü kataliz, çevre uygulamaları, sıvıların ve gazların depolanması, medikal uygulamalar, eczacılık uygulamaları, doku mühendisliği ve enerji depolama uygulamaları olmak üzere pek çok alanda kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasının hedefi de ayırma, saflaştırma ve/veya enerji depolama alanlarında kullanılabilecek yüksek mekanik mukavemet ve kimyasal işlevsellik gösteren polidisiklopentadien (poliDCPD)-esaslı gözenekli monolitlerin hazırlanmasıdır. Bu çalışmada, gözenekli polimerlerin hazırlanmasında gözenek morfolojinin kontrolüne olanak sağlaması ile ön plana çıkan yüksek iç fazlı emülsiyon (High Internal Phase Emulsion – HIPE) kalıplama yaklaşımı kullanılmıştır. Bu yaklaşımın temel prensibi HIPE'lerin gözenek oluşumu için bir şablon olarak kullanımına dayanmaktadır. HIPE'ler %74.05'in üzerinde iç faz hacim fraksiyonuna (Ø) sahip emülsiyonlar olarak tanımlanır. Bir HIPE'nin sürekli fazının veya her iki fazının monomerik tür(ler) içermesi durumunda, HIPE'lerin polimerleştirilmesi ile poliHIPE adı verilen makro gözenekli polimer monolitleri elde edilir. Kararlı HIPE'lerin hazırlanmasında yaygın olarak emülgatörler kullanılırken katı partiküllerin de bu amaç için kullanımı mümkündür. Partiküller ile stabilize edilen bu tür HIPE'ler, Pickering-HIPE'ler olarak adlandırılırken, bu emülsiyonlardan türetilen polimerler, Pickering-poliHIPE'ler olarak adlandırılmaktadır. Bu tez çalışmasında, emülsiyonları stabilize etmek ve elde edilen malzemelere işlevsellik kazandırmak için yüzeyi modifiye edilmiş kristalin nanoselüloz (CNC) ve kalsit partikülleri kullanılmıştır. Parçacık tipi ve yüzey modifikasyon yönteminin etkisini belirlemek için CNC ve kalsit parçacıkları farklı yaklaşımlar kullanılarak modifiye edilmiştir. Ardından, bu partiküller kullanılarak deneysel tasarım yaklaşımı ile DCPD-esaslı Pickering-HIPE'ler hazırlanmıştır. Hazırlanan Pickering-HIPE'ler polimerize edilerek üç farklı Pickering-poliHIPE monolit serisi elde edilmiştir. Her bir poliHIPE monolit serisi için, deneysel parametreler ile ortalama kavite boyutu, gözenek geçidi boyutu, spesifik yüzey alanı, gözenek hacmi, iskelet yoğunluğu, köpük yoğunluğu ve basma modülü gibi nihai malzeme özellikleri arasındaki ilişkiyi ifade etmek için matematiksel model denklemler türetilmiştir.

DisiklopentadienEmülsiyonlarKalsit+2
Ali Eslek
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre dostu su bazlı poliüretan nanokompozit verniklerin geliştirilmesi ve film özelliklerinin incelenmesi

Ahşap malzemelerin uzun yıllar sorunsuz bir şekilde kullanılabilmesi, estetik açıdan güzelliğinin, renginin ve doğal görünümünün korunması ve geliştirilmesi için çeşitli vernik ve kaplama malzemeleri kullanılmaktadır. Günümüzde yüzey kaplama endüstrisinde ticari olarak kullanılan önemli polimer sınıflarından birini oluşturan su bazlı poliüretanlar (WPU), oda sıcaklığında film oluşturabilme, üstün performans özellikleri sunma ve yapısal kontrol edilebilirlik avantajları ile minimum uçucu organik bileşen gereksinimlerini karşılayan çevre dostu bir malzeme olarak özellikle yüzey kaplama ve yapıştırıcılar alanında önem kazanmıştır. Son zamanlarda, çevresel kaygılar, dünya ham petrol stoklarındaki hızlı azalış ve artan ham petrol fiyatları sebebiyle, yenilenebilir ve düşük maliyetli olmaları ve kolaylıkla modifiye edilebilmelerinden dolayı bitkisel kaynaklı yağlardan elde edilen poliollerin poliüretan üretiminde kullanımı sürdürülebilir gelişme için çok önemlidir. Diğer taraftan, su bazlı poliüretanların zayıf özelliklerinin iyileştirilerek kaplama uygulamalarında daha uzun süreli koruma ve dayanıklılık sağlamak amacıyla yeni ürün formülasyonlarının geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, bitkisel kaynaklı bir poliol kullanılarak, nanokristalin selüloz (NCC) ile takviyelendirilmiş kendi kendine çapraz bağlanabilen, üstün mekanik özelliklere sahip çevre dostu su bazlı poliüretan vernik malzemelerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında üzüm çekirdeği yağından tiyol-en reaksiyonu ile hidroksil sayısı 210 KOH/mg olan ve molekül ağırlığı 2075 g mol-1 olan poliol (UCYOL) eldesi gerçekleştirilmiş olup yapısı FTIR ve 1H-NMR analizleri le ortaya konulmuştur. Elde edilen poliol ve izosiyanat olarak izoforon diizosiyanat (IPDI) kullanılarak bir diamin zincir uzatıcı olan [3-(2-aminoetil) amino propil] trimetoksisilan (AEAPTMS) varlığında kendi kendine çapraz bağlanan su bazlı poliüretan dispersiyonları (WPU) hazırlanmıştır. İstenilen özelliklerde kararlı WPU dispersiyonlarının elde edilebilmesi için optimum sentez koşullarını belirlemek amacıyla öncelikle bir seri deney yapılmıştır. Poliol/izosiyanat oranı 1/3 olarak sabit tutulmuş ve tüm deneyler için bu oran kullanılmıştır. NCC içeren WPU nanokompozitlerinin hazırlanmasında WPU matris ile NCC arasındaki etkileşimi arttırmak için, NCC nanotanecikleri AEAPTMS ile modifiye edilmiştir (SNCC). Modifikasyon işleminin elde edilen son ürün özellikleri üzerindeki etksini araştırmak için, 3 farklı oranda NCC ve SNCC içeren WPU dispersiyonları hazırlanmıştır. Fonksiyonlu nanotanecik içeriğinin elde edilen WPU dispersiyonlarının ve filmlerinin fiziksel, mekanik ve termal özelliklerine etkisi çeşitli karakterizasyon metotları kullanılarak detaylı olarak incelenmiştir. Genel olarak, SNCC ilavesinin WPU filminin çekme dayanımını, hidrofobikliğini, su direncini ve termal stabilitesini arttırdığı gözlenmiştir. Çalışma sonunda elde edilen çeşitli su bazlı poliüretan dispersiyonların vernik olarak kullanılabilirliklerini test etmek üzere WPU dispersiyonlarına vernik yardımcı maddeleri olan ıslatıcı, köpük kesici, yapışma arttırıcı ve yardımcı çözücü eklenerek su bazlı vernik formülasyonları hazırlanmıştır. Elde edilen su bazlı vernik filmlerinin yüzey görünümü, su direnci, anti-adezyon özelliği ve kurşun kalem sertliği gibi özellikleri belirlenmiştir.

Bitkisel yağlarPoliolPoliüretan+3
Songül Duzan
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Polipropilen/termoplastik nişasta polimer harmanlarının enjeksiyon uygulamalarının geliştirilmesi

Mevcut araştırma çalışmaları, petrolden elde edilen malzemelerin yarattığı sorunları çözmek amacıyla çevre dostu malzeme tedarikine odaklanmaktadır. Nişasta yenilenebilir, tamamen biyolojik olarak bozunabilir ve düşük maliyetle kolayca temin edilebildiği için biyokompozit malzemeler üretmek için umut verici bir biyopolimerdir. Termoplastik nişasta (TPS) kendi başına düşük gerilme mukavemeti ve ciddi deformasyonlar gibi zayıf mekanik özellikler sergiler ve bu da ambalaj veya filmlerdeki uygulamasını sınırlar. Ek olarak, TPS yüksek higroskopiklik sunar. Nişasta matrisinde takviye maddelerinin kullanılması, bu dezavantajların üstesinden gelmek için etkili bir yoldur. Polipropilen biyolojik olarak bozunabilir takviyeler yeni ve ucuz polimer harmanları geliştirmek için kullanılmıştır. Termoplastik türevi (TPS) formundaki nişasta, geleneksel olarak paketleme için kullanılan sentetik polimerlerin yerine kullanılmaya uygun bir aday olarak ortaya çıkmıştır. Nişasta gerçek bir termoplastik polimer değildir, ancak jelatinleşmesinden sonra yeterli su ve/veya plastikleştiricilerle karıştırılarak işlenebilir. Çoğu araştırmada malzemenin plastikleştirilmesi bir nişasta dispersiyonu gliserol ile dökülerek gerçekleştirilir. TPS filmlerinin gazlara karşı düşük geçirgenliğe, zayıf su buharı bariyer özelliklerine sahip olduğu ve ambalajlamada kullanımlarından kaynaklanan gerilimlere direnmesi gerektiği bildirilmektedir. TPS nin mekanik özelliklerinin iyileştirilmesi amacı ile polipropilen esaslı polimer harmanları hazırlandı. Hazırlanan polimer harmanlarında farklı uyumlaştırıcıların mekanik özellikler üzerindeki etkisi incelendi. Termoplastik nişastanın polipropilen ile hazırlanan harmanlarında mekanik özelliklerinde artan termoplastik nişastanın oranına bağlı olarak azalmalar olduğu bunun yanında farklı uyumlaştırıcıların devreye alınması ile kabul edilebilir ölçüde mekanik performans sergileyen örneklerin hazırlanabileceği sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: Polipropilen, Termoplastik nişasta, Ambalaj, Uyumlaştırıcı, Mekanik Özellikler

AmbalajlamaMekanik özelliklerNişasta+3
Gürkan Koçsız
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Polimer ahşap kompozitlerin mobilya kenar bantlarının performans özelliklerine etkisi

Ahşabın işlenmesiyle yan ürün olarak elde edilen talaş, ağaç tozu ve fiber formdaki ürünlerin polimer yapısına uygun yöntemlerle plastiğin yapısına eklenmesi ile Ahşap Polimer Kompozitler (WPC) olarak isimlendirilen bir ürün grubu ortaya çıkmaktadır. Polimer ve ağacın her birinin ayrı ayrı gösterdiği performansla kıyaslandığında çok daha üstün özelliklerle karşılaşılmaktadır. Bununla birlikte WPC'ler düşük yoğunlukta oldukları için hafiflikleri, düşük maliyetleri ve atık maddelerin tekrar değerlendirilmeleri açısından çevreci bir ürün olarak karışımıza çıkmaktadır. WPC'ler ilk olarak 1980'li yıllarda ABD de ticarileşmeye ve hayatımıza girmeye başlamışlardır. Ticarileşmeye başladığı ilk zamanlardan itibaren dış ortam (outdoor) uygulamalarıyla hayatımıza giren WPC'ler, çit, havuz kenarı döşemesi, veranda ve bahçe mobilyaları gibi uygulamalarda kullanılarak ahşaptan üretilen ürünlerdeki nispeten zayıf dayanıklılık özellikleri zaman içerisinde iyileşmiştir. Bununla birlikte atık olarak çıkan malzemelerden geri dönüştürülerek üretildikleri için çevreci yönleri ile de ön plana çıkmıştır. Bu çalışmada WPC'lerin mobilya kenar bandı olarak üretilmeleri ve ihtiyaca uygunluk ya da ihtiyacı karşılama özellikleri incelenmiştir. Plastiğin yapısına farklı tip ve şekildeki ahşap kaynaklı dolguların ilave edilmesiyle elde edilen WPC'lerin üretim süreçlerindeki şartların belirlenmesi ve renk, yapışma kuvvetleri ve yüzey çizilme direnci gibi mobilya kenar bantları için öncelikli özelliklerin ayrıca yoğunluk değerleri, termal özellikleri ve maliyet gibi özellikler açısından incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar üretime uygunluk ve uygulanabilirlik özellikleri açısından ortaya konmuştur.

Kaplama malzemeleriMobilya endüstrisiTahta polimer kompozitler+2
İsmail Bilgin Demirci
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

PBT/COPE/LDH kompozitlerinin eriyik karıştırma yöntemiyle hazırlanması, mekanik ve termal özelliklerinin incelenmesi

Poli(bütilenteraftalat) (PBT); otomotiv, elektrik elektronik, beyaz eşya gibi sektörlerde tercih edilen mühendislik plastiklerinden biridir. Çeşitli dolgu, takviye edici ve katkıların kullanımıyla PBT'ın ısıl ve mekanik özelliklerinin geliştirilmesi üzerine çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmada, PBT polimerine ait ısıl ve mekanik özelliklerin, bir tabakalı çift hidroksit (LDH) nano dolgu çeşidi olan hidrotalsit ve kopoliester termoplastik elastomer (COPE) birlikte kullanımıyla geliştirilmesi amaçlanmıştır. Farklı oranlarda PBT, LDH ve COPE içeren polimer harmanları ve polimer kompozitleri bir çift vidalı ekstrüder kullanılarak eriyik harmanlama yöntemiyle hazırlanmıştır. Elde edilen malzemelerin morfolojik, ısıl ve mekanik özellikleri detaylı olarak incelenmiştir. Taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile gerçekleştirilen morfolojik analizlerde LDH dolgusunun polimer matrisi içerisinde homojen olarak dağıldığı gözlenmiştir. LDH varlığında, saf PBT'nin çekme ve eğme modülü değerleri ile sünme davranışlarında gelişmeler gözlenirken, COPE kullanımıyla kopmadaki uzama ve izod darbe dirençlerinde iyileşmeler elde edilmiştir. Shore D sertlik değerleri LDH içeren kompozitlerde artarken, COPE içeren harman ve kompozitlerde azalmıştır. DSC analizinde, COPE miktarına bağlı olarak erime entalpileri ve erime sıcaklıkları azalırken, kristalizasyon ve erime sıcaklıklarında LDH oranına bağlı olarak göreceli artışlar gözlenmiştir. Bununla birlikte, LDH'in PBT matris için nükleasyon ajanı etkisi gösterdiği belirlenmiştir. TGA ile gerçekleştirilen ısıl kararlılık analizlerinde, PBT içerisinde COPE kullanıldığında başlangıç bozunma sıcaklıkları artarken, LDH kullanıldığında azalmalar gözlenmiştir. LDH içeren kompozitlerin tamamında, saf PBT ve PBT/COPE harmanlarına göre yanma hızlarında azalmalar elde edilmiştir. Gerçekleştirilen UL 94 yanmazlık testlerinde, saf PBT ve PBT/COPE polimer harmanında kendini söndürebilme davranışı görülmezken, LDH varlığında saf PBT' ye yanmazlık özelliği kazandırılmıştır. Ağırlıkça %3, %5 ve %7 LDH kullanıldığında PBT'nin UL 94 dikey yanmazlık performansı V2 olarak belirlenmiştir.

KopoliesterlerMekanik özelliklerPolimer kompozitler+1
Hakan Kirez
Yalova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Polimer nanokompozitlerin metal katalizörsüz klik tepkimeleriyle hazırlanması

Nanokompozit malzemelerin arzu edilen nihai özelliklere ulaşması için polimer matris seçimi, uygun nanodolgu seçimi, bileşenler arasındaki etkileşimler ve bunların morfolojisi gibi önemli parametreler göz önünde bulundurulmalıdır. Arzu edilen özellikleri kazandırmak için bileşenlere kimyasal modifikasyon ya da üretim sonrası modifikasyonlar gerekebilmektedir. Bu anlamda, klik kimyası reaksiyonları, polimer nanokompozitlerin özelliklerini geliştirmek için günümüzde büyük ilgi görmektedir. Bu reaksiyonlar, yüksek verim, ılımlı reaksiyon şartları, yan ürün oluşmaması, ortogonal ve stereospesifik reaksiyon ve fonksiyonel grup çeşitliliği gibi avantajlara sahiptir. Kantitatif verimliliğin yanı sıra, birçok fonksiyonel gruba ve reaksiyon koşullarına toleransının olması nanokompozitlerin hazırlanmasında önem arz etmektedir. Ayrıca metal katalizörsüz olarak gerçekleştirilebilen elektronca eksik alkin-azit klik reaksiyonu (AAC), Diels-Alder (DA) gibi klik reaksiyonları, toksisite hassasiyeti olan uygulamalar için oldukça dikkat çekicidir konumdadır. Bu tez çalışmasında farklı klik reaksiyonları aracılığıyla 3 farklı polimerik nanokompozit hazırlanıp elde edilen nanokompozit malzemelerin kimyasal, termal, mekanik ve morfolojik özelliklerinde gelişme sağlanması amaçlanmıştır. Tezin ilk çalışmasında, ana zincirinde elektronca eksik alkin içeren alifatik polyester ve çok fonksiyonlu azito-polihedral oligomerik silseskuioksan (POSS-N3) arasında bakırsız 1,3-dipolar halka katılması reaksiyonu aracılığıyla yeni bir termoset hibrit ağ yapılı polimerik nanokompozit sentezlenmiştir. Elde edilen nanokompozitlerin kimyasal yapıları Foruier transfer infrared spektroskopisi (FT-IR) ve taramalı elektron mikroskobu enerji dağılım spektroskopisi (SEM-EDS) ile karakterize edilmiştir. Termal, mekanik ve morfolojik özellikleri sırasıyla termogravimetrik analiz (TGA), çekme-kopma testi ve taramalı elektron mikroskobuyla (SEM) analiz edilmiştir. İkinci çalışmada, poli (ε-kaprolakton) /kil nanokompozitleri, maleimit uç grubu içeren poli(ε kaprolakton) ve furan ile fonksiyonelleştirilmiş montmorillonit (MMT)'in Diels–Alder (DA) tıklama reaksiyonu ile hazırlanmıştır. Öncelikle, MMT kilin furan ile modifikasyonu ve ε-kaprolakton'un maleimit grubu içeren bir başlatıcı ile halka açılması polimerizasyonu gerçekleştirilmiştir. Daha sonra, fonksiyonel poli(ε kaprolakton) ve modifiye MMT 'nin verimli bir şekilde DA klik reaksiyonu aracılığıyla nanokompoziti hazırlanmıştır. PCL/MMT nanokompozit malzemelerin karakterizasyonları TGA, FTIR, X-ışını kırınımı spektroskopisi (XRD), geçirimli elektron mikroskop (TEM) analizi gerçekleştirilmiştir. Üçüncü çalışmada ise, PVC'nin özelliklerini iyileştirmek için yeni bir yaklaşım olarak POSS nanopartikülleri, poli (vinil klorür) (PVC) zincirlerine polimerizasyon sonrası modifikasyon yöntemi ile DA klik reaksiyonu aracılığıyla kovalent olarak bağlanmıştır. PVC ve amino propil izobütil POSS (POSS-A), DA klik reaksiyonu için sırasıyla furfuril alkol ve DA ara ürünü ile fonksiyonlandırılmıştır. Sentezlenen nanokompozitler farklı mol oranlarında (%1, 2 ve 4) POSS nanodolgusu içermektedir. Elde edilen nanokompozitlerin kimyasal, mekanik, termal ve morfolojik özellikleri FT-IR, 1H-NMR, çekme-kopma testi, DSC, TGA, SEM ve TEM ile karakterize edilmiştir.

KatalizörlerKlikır Reaksiyon ZamanıNanokompozitler+1
Reyhan Özdoğan Taşçı
Yalova University · Institute of Graduate Studies
2022
00