Çanakkale Onsekiz Mart University
Faculty

Faculty of Medicine

Çanakkale Onsekiz Mart University

6

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

6 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığında anksiyete ve depresyon semptomlarının egzersiz performansı ve yaşam kalitesine etkisi

ÖZETAmaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan hastalarda depresyon ve anksiyeteye beklenene göre çok daha az tanı konmaktadır. Depresyon ve anksiyete KOAH'lı hastaların egzersiz kapasitesini ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada amacımız KOAH'a eşlik eden anksiyete ve depresyon semptomlarının sıklığını araştırmak, depresyon ve anksiyete semptomları ile hastanın nefes darlığı şiddeti, hastalığın evresi, yaşam kalitesi ve egzersiz kapasitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir.Gereç-Yöntem: Şubat 2010 ? Nisan 2012 tarihleri arasında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları polikliniğine başvuran hastalar değerlendirildi ve bunlar arasından 90 stabil KOAH'lı hasta telefon ile veya sözel olarak davet edilerek bu çalışmaya alındı. Hastalara anksiyete ve depresyon semptom taraması için Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) Ölçeği, yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için St. George Solunum Anketi (SGRQ), egzersiz performansının değerlendirilmesi için altı dakika yürüme testi, nefes darlığının şiddetini değerlendirmek için spirometri ve Medical Research Council (MRC) dispne ölçeği uygulandı.Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların %18,9'u evre 1, %64,4'ü evre 2, %15,6'sı evre 3, %1,1'i evre 4 KOAH idi. Hastaların en düşük yaşı 39, en yüksek yaşı 78 ve yaş ortalaması 62,92±8,49 idi. Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanan 90 hastanın %26,7'sinde (24 hasta) depresyon, %12,2'sinde (11 hasta) anksiyete semptomları saptandı. Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeğinde anksiyete için kesme puanı 10, depresyon için kesme puanı 7 idi. Altı dakika yürüme mesafesi minimum 180 m, maksimum 671 m ve ortalama yürüme mesafesi 494,16±88,57 metre idi. St. George Solunum Anketi semptom skoru ortalaması 55,56±20,11; aktivite skoru ortalaması 45,50±13,38; etki skoru ortalaması 28,79±20,35; toplam skoru ortalaması 38,31±16,75 hesaplandı. Hastaların %21,1'i MRC evre 1, %55,6'sı MRC evre 2, %20'si MRC evre 3, %3,3'ü MRC evre 4 idi.Evre 1 (%18,9) KOAH'lı hastalarda anksiyete ve depresyon ile yaşam kalitesi arasında, evre 2 (%64,4) KOAH'lı hastalarda depresyon ile yaşam kalitesi arasında anlamlı korelasyon saptandı. Evre 2 KOAH'lı hastalarda depresyon ile altı dakika yürüme mesafesi arasında negatif yönde anlamlı korelasyon saptandı. Evre 1, 2, 3 KOAH'lı hastalarda dispne şiddeti ile SGRQ skorları arasında anlamlı korelasyon saptandı. Evre 2 KOAH'lı hastalarda dispne şiddeti ile altı dakika yürüme mesafesi ve evre 1, 2 KOAH'lı hastalarda altı dakika yürüme mesafesi ile SGRQ skorları arasında negatif yönde anlamlı korelasyon saptandı.Sonuçlar: Hafif ve orta evre KOAH'lı hastalarda (FEV1?%50) yaşam kalitesi ile anksiyete ve/veya depresyon arasında, dispne düzeyi ile yaşam kalitesi arasında, dispne düzeyi ile egzersiz performansı arasında, yaşam kalitesi ile egzersiz performansı arasında ilişki saptanmıştır. Orta KOAH'lı hastalarda dispne düzeyi ile depresyon arasında ilişki saptanmıştır. Bu çalışmaya katılan hastaların %84'ü hafif ve orta evre KOAH'lı hastalardan oluşmaktaydı. Ayrıca 53-78 yaş aralığındaki KOAH'lı hastalarda yaşam kalitesi ile depresyon semptomları arasında ilişki saptanmıştır. KOAH'lı hastalarda dispne şiddeti, hava yolu obstrüksiyon düzeyi, depresyon ve anksiyete semptomları, egzersiz performansı ve yaşam kalitesi ölçütlerinin herbiri KOAH'lı hastanın hayatını etkileyen bütünün parçalarıdır ve birbirleriyle ilişkilidirler. Hastayı değerlendirirken bu bileşenlerden bir veya birkaçına odaklanılmamalı, parçaların hepsine birlikte bir bütün olarak bakılmalıdır.Anahtar Kelimeler: KOAH, Anksiyete ve Depresyon, Dispne, Egzersiz Kapasitesi, Yaşam Kalitesi

Akciğer hastalıkları-obstrüktifAnksiyeteDepresyon+2
Muammer Yıldız
Çanakkale Onsekiz Mart University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miyop ve hipermetrop hastalarda ön segment parametrelerinin ön segment optik koherens tomografi, ultrasonografi ve scheimpflug kamera ile değerlendirilmesi

Amaç: Miyop ve hipermetrop hastalarda ön segment paramatrelerinin ön segment optik koherens tomografi (ÖS-OKT), ultrasonografik (US) ve Scheimpflug Kamera (SK) ölçüm yöntemleri ile değerlendirilmesi ve bu yöntemlerle alınabilen ortak ölçümler arasındaki uyumluluğun araştırılmasıGereç ve Yöntem: Hipermetrop (Grup 1) (Sferik eşdeğer (SE) ? +2,00 diyoptri (D)) 30 hastanın (12 erkek, 18 bayan) 60 gözü, miyop (Grup 2) (SE ? -2,00 D) 30 hastanın (14 erkek, 16 bayan) 60 gözü ve kontrol grubu (Grup 3) (SE ± 0,50 D) olarak alınan kırma kusuru bulunmayan grupta ise 30 olgunun (12 erkek, 18 bayan) 60 gözü ÖS-OKT ile elde edilen merkezi korneal kalınlık (MKK), ön kamara açısı (ÖKA); Scheimpflug kamera (SK) ile elde edilen MKK, ÖKA, ön kamara derinliği (ÖKD) ve US ölçüm yöntemleriyle elde edilen MKK, ÖKD değerleri tüm gruplar arasında karşılaştırıldı. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Gruplar arasında anlamlı cinsiyet ve yaş farklılığı yoktu (p>0,05). ÖS-OKT, SK ve US ölçüm yöntemleri ile elde edilen MKK değerlerinde gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). SK ve US ölçüm yöntemleri kullanılarak elde edilen ÖKD ve ÖS-OKT ve SK ölçüm yöntemleri kullanılarak elde edilen ÖKA değerleri; Grup 2'de, Grup 3'e göre istatiksel olarak anlamlı yüksek bulunurken (p<0,05), Grup 1'de ise Grup 3'e göre anlamlı şekilde düşük bulundu (p<0,05). MKK ölçümlerinde; US ile SK yöntemleri ile elde edilen değerler arasında Grup 1 ve 3 için `çok yüksek düzeyde' korelasyon (sırasıyla rho=0,922 ve 0,938), Grup 2 için `yüksek düzeyde' korelasyon (rho=0,804) saptanırken, US ile ÖS-OKT yöntemleri ile elde edilen değerler arasında Grup 1 için `yüksek düzeyde' korelasyon (rho=0,745), Grup 3 için `orta düzeyde' korelasyon (rho=0,542), Grup 2 için `zayıf korelasyon' (rho=0,487) saptanmış olup, SK ile ÖS-OKT yöntemleri ile elde edilen değerler arasında Grup 1 için `çok yüksek' düzeyde korelasyon (rho=0,759), Grup 3 için `orta düzeyde' korelasyon (rho=0,581), Grup 2 için `zayıf' korelasyon (rho=0,444) saptanmıştır. ÖKD ölçümlerinde; US ve SK yöntemleri ile elde edilen değerler arasında; Grup 1 ve Grup 2 için `yüksek düzey' korelasyon (sırasıyla rho=0,788 ve rho=0,749) Grup 3 için `orta düzey' korelasyon (rho=0,576) saptandı. ÖKA ölçümlerinde, SK ve ÖS-OKT yöntemleri ile elde edilen değerler arasında nazal ve temporal kadran için ayrı ayrı olmak üzere Grup 1 ve Grup 3'te `orta düzeyde' korelasyon (nazal kadran için sırasıyla rho=0,624 ve rho=0,540, temporal kadran için sırasıyla rho=0,672 ve rho=0,514) saptanırken, Grup 2'de `zayıf' korelasyon (nazal kadran için rho=0,332, temporal kadran için rho=411) saptandı.Sonuç: MKK ölçümlerinde altın standart olarak kabul edilen US yöntemi ile diğer yöntemler ile yapılan ölçümler arasındaki korelasyon, miyop kırma kusuru bulunan hastalarda azalmaktadır. ÖKD ölçümlerinde US ve SK ölçüm yöntemleri ile elde edilen değerleri arasında; kırma kusuru olan hastalarda daha kuvvetli olmak üzere, tüm gruplarda korelasyon bulunmuştur. ÖKA ölçümlerinde miyop kırma kusuru bulunan hastalarda ölçümler arasında korelasyon azalmaktadır. MKK ölçümlerinde US yönteme en yakın sonuç veren yöntem SK olarak bulundu. İki yöntem birbirleri yerine kullanabilir olarak değerlendirildi. MKK ölçümlerinde ÖS-OKT cihazı ise diğer iki cihaza göre oldukça yüksek değerler vermekte olup, birbirlerinin yerine kullanılması uygun olmayabilir. ÖKD ölçümlerinde, US ve SK ölçüm yöntemlerinin birbirleri yerine kullanılmaları uygun olmayabilir. ÖKA ölçümlerinde nazal kadranda SK, ÖS-OKT'ye göre daha yüksek ölçümler vermektedir.

GörmeHipermetropiMiyopi+4
Barış Kömür
Çanakkale Onsekiz Mart University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Larenks kanserli hastalarda Ki-67, CerbB-2, E-kaderin ekspresyonları ve bu belirteçlerin klinik önemi

AMAÇ: Etyopatogenezinde sigara ve alkol kullanımı ile iyonizan radyasyon ve genetik değişikliklerin sorumlu tutulduğu larenks kanserlerinde çeşitli prognostik ve prediktif faktörler söz konusudur. Bunlar başlıca; tümörün klinik patolojisi ve biyolojisiyle ilgilidir. Biyolojik faktörler arasında tümör süpresör genler ve onkogenler başta olmak üzere bazı moleküller yer almaktadır. Sunulan çalışmamızda bu biyolojik faktörlerden E-Kaderin, CerbB-2 ve Ki-67 ekspresyonların larenks karsinomlu olguların klinikopatolojik değişkenler arasındaki ilişkiler araştırıldı.E-Kaderin hücreler arası bağlantıyı sağlayan bir adezyon molekülüdür ve salınımının azalması tümör gelişmine zemin hazırlar. CerbB-2 bir tirozin kinaz büyüme faktörü ve onkogendir. CerbB-2'nin fazla ekspresyonu bir çok malign hastalığın gelişiminde gözlenmektedir ve bu nedenle hücre transformasyonu ve tümör patogenezinde rol oynadığı düşünülmektedir. Ki-67 proteini, bir proliferasyon belirleyici nükleer proteindir. Bu nedenle gerek normal dokularda gerekse neoplastik dokularda, büyüme fraksiyonundaki hücreleri göstermede iyi bir belirleyicidir. Bu çalışmamızdaki amaç larenks kanserli olguların klinikopatolojik değişkenlerden ; nüks ve servikal lenf nodları metastaz riski, uzak metastaz olasılığı ve sağkalım gibi özelliklerle bu belirteçlerin arasındaki korelasyonların ortaya konmasıdır.GEREÇ ve YÖNTEM: Bu çalışmada Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı'nda 2009-2012 yıllarında tanısı konmuş ve tedavisi düzenlenmiş 41 adet larenks karsinomu olgusu değerlendirilmeye alındı. Hastaların klinik öyküsü, yaş ve cinsiyeti, hastalığın tuttuğu anatomik bölgeleri, sigara ve alkol alışkanlıkları ile fizik muayene bulguları TNM klasifikasyonuna göre kayıt edildi. E-Kaderin, CerbB-2 ve Ki-67 belirteçlerin; tümörün lokalizasyonu, T evresi, histopatolojik tanı, tümör diferansiyasyonu, servikal lenf nodu metastazı, perinöral invazyon, vasküler invazyon, kapsüler invazyon, nüks ,eks ve sağkalım açısından karşılaştırılmaları istatiksel olarak değerlendirildi.BULGULAR: Supraglottik kanserli olgularda servikal lenf nodu metastazı oranı, glottik kanserli olgulara göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek bulundu (p=0,001). T evrelemesinin artması ile sağkalım oranın düşmesi arasında anlamlı korelasyon saptandı (p=0,016). Kapsüler invazyon varlığıyla sağkalım oranın düşmesi arasında istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,007).E-Kaderin, Ki-67 ve CerbB-2 ekspresyonları ile çalışma grubumuzdaki larenks karsinomlu tüm olguların tümörün lokalizasyonu, T evresi, histopatolojik tanı, tümör diferansiyasyonu, servikal lenf nodu metastazı, perinöral invazyon, vasküler invazyon, kapsüler invazyon, nüks ,eks ve sağkalım arasındaki istatiksel değerlendirmede anlamlı sonuç bulunmadı. E-Kaderin kuvvetli boyanması ile Ki-67 proliferasyon indeksi arasında pozitif korelasyon saptandı (p=0,012).SONUÇ: E-Kaderin, Ki-67 ve CerbB-2 ekspresyonlarıyla larenks kanserli tüm olgularımızın tüm klinikopatolojik değişkenleriyle yapılan istatiksel değerlendirmede anlamlı korelasyon bulunamadı. Bu bulgu çalışılan belirteçlerin güvenilir prognostik ve prediktif faktör olmadıklarını gösterdi.E-Kaderin kuvvetli boyanması ile Ki-67 proliferasyon indeksi arasında pozitif korelasyon saptandı. E-Kaderin ekspresyonun azalmasının larenks kanserlerinde tümörün invazyon özelliğinin, T ve N evrelemesinin artmasıyla ve kötü prognozla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bu ekspresyon iyi diferansiye ve daha az invasiv tümörlerde; hücre-hücre adezyonunu sayesinde indiferansiye tümör geçişine karşı korumaktadır. E-Kaderin ile Ki-67 proliferasyonundaki bu pozitif korelasyon bize larenks kanserlerinde histopatolojik diferansiyasyonun yüksek proliferasyon indeksine rağmen muhafaza edildiğini gösterdi

BiyobelirteçlerCadherinlerGenler-C-Erbb-2+2
Ozan Barutçu
Çanakkale Onsekiz Mart University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karbapenemlere dirençli acinetobacter baumannii izolatlarında moleküler tiplendirme ve karbapenemazların araştırılması

Acinetobacter baumannii hastane enfeksiyonlarına yol açan etkenler içinde önemli yer tutmaktadır ve karbapenemlerde dahil antibiyotiklerin çoğuna direnç göstermektedir.Amaç: Aralık 2008?Kasım 2011 tarihleri arasında izole edilen karbapenem dirençli A. baumannii'lerde karbapenemazların varlığı ve bunların kromozomal veya plazmid kaynaklı olduğunun araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma sonunda A. baumannii'lerin aynı kaynaktan köken alıp almadıkları ve bu izolatlardan diğer bakterilere genetik olarak aktarılma ile başka karbapenem dirençli bakteriler ile karşılaşma riskimizin olup olmadığı ortaya konulacaktır.Yöntem-Bulgular: Çalışılan 65 A. baumannii en fazla yoğun bakım ünitesindeki hastalardan (%66), en çok kandan (%37) ve endotrakeal aspirat örneklerinden (%25) elde edilmiştir.Antibiyotik duyarlılıkları karbapenemler için E-test, diğer antibiyotikler için disk difüzyonla çalışılmıştır. En duyarlı antibiyotikler tobramisin, netilmisin, polimiksin B ve kolistin (sırasıyla %98,5, %98,5, %98,5 ve %96,9) duyarlı olarak bulunmuştur. Diğer antibiyotiklere direnç oranı oldukça yüksek olup %92,3-100,0 arasında direnç saptanmıştır.İzolatlatlar arasındaki klonal ilişkiyi araştırmak için yapılan AP-PZR sonuçlarına göre; M13 pimeri ile iki farklı patern, DAF4 primeri ile üç farklı patern gözlenmiştir.Karbapenemaz varlığını araştırmak için yapılan multipleks-PZR ile bütün izolatlarda kromozomal kaynaklı OXA-23 ve OXA-51 enzim geni pozitif bulunurken diğer enzim genleri negatif bulunmuştur. Pozitif bulunan enzimler için yapılan sekanslamada OXA-23 ve OXA-51 enzim varlığı doğrulanarak izolatlar arası uyum gözlenmiştir. İzolatların hiçbirinde plazmid izole edilmemiştir.Sonuç: A. baumannii enfeksiyonlarının YBÜ'de, kan örneklerinde daha sık saptanması ve tiplendirme sonucuna göre; izolatların klonal benzerlik göstermesi nedeniyle girişimsel işlemler sırasında bakterilerin hastadan hastaya yayılımını engellemek için temel enfeksiyon kontrol önlemlerine dikkat etmek gerektiği sonucuna varılmıştır.İzolatların plazmid taşımıyor olması şimdilik başka karbapenem dirençli bakteriler ile karşılaşma riskimizin düşük olduğunu düşündürmektedir.Anahtar kelimeler: Acinetobacter baumannii, antibiyotik direnci, oksasilinaz, metallo beta laktamaz, PZR.

Acinetobacter baumanniiAntibiyotiklerBeta laktamazlar+5
Nilgün Özbey
Çanakkale Onsekiz Mart University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol ventrikül sistolik disfonksiyonu olan bireylerde kalp hızı değişkenliği ile sağ ventrikül fonksiyonları arasındaki ilişki

6.ÖZETAMAÇKalp hızı değiskenliği, kardiyak otonomik aktiviteyi ölçen önemli bir belirteçtir ve kalp yetersizliğinde dahil olmak üzere bir çok klinik durumda prognoz hakkında bilgi veren bağımsız bir öngördürücüdür. Sağ ventrikül fonksiyonlarının mortalite ve morbiditenin en önemli belirleyicilerinden biri olduğu bilinmektedir. Daha önce yapılan çalısmalarda sol ventrikül sistolik fonksiyonu düsük olan hastalarda sağ ventrikül fonksiyon bozukluğu mortalitenin bağımsız bir belirleyicisi olduğu gösterilmistir. Litaretürde sol ventrikül sistolik disfonksiyonu olan bireylerde, ekokardiyografik olarak sağ ventrikül fonksiyonlarını gösteren parametreler ile kalp hızıdeğiskenliği arasındaki iliskiyi gösteren çalısma göze çarpmamaktadır. Çalısmamızda bu amaçla normal sağlıklı bireyler ile sol ventrikül sistolik disfonksiyonu olan bireylerde ekokardiyografik olarak bakılacak sağ ventrikül fonksiyonlarının kalp hızı değiskenliği üzerine olan etkileri arastırılacaktır.MATERYEL-METODÇalısmaya, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Kliniğinde takipte olan, Kalp yetersizliği tanısı konmus, ESC kılavuzuna göre optimal medikal tedavi altındaki, NHYA Sınıf IIIII sol ventrikül sistolik disfonksiyonlu (LVEF < % 40), 20-75 yas aralığında 60 hasta alındı (42 erkek, 18 kadın). Kontrol grubuna ise kalp yetmezliği olmayan 30 sağlıklı olgu alındı (16 erkek,14 kadın). Bu iki grup sağ ventrikül ekokardiyografik parametreleri ve kalp hızı değiskenliği yönünden karsılastırıldı.BULGULARTAPSE değeri düsük olan hastaların kalp hızı değisikliği ile kontrol grubu arasında anlamlı fark saptanmadı,SONUÇDiyabeti bulunan kalp yetmezliği olgularının sağ kalp fonksiyonları ile kalp hızı değisikliği paremetreleri arasında pozitif korelasyon saptanmıstır. Bu çalısmayla ejeksiyon fraksiyonu düsük diyabetik hastaların, sağ ventrikül fonksiyonları TAPSE ile ölçülüp, kalp hızı değiskenliği tahmin edilebilir ve hastalığın prognozu hakkında fikir edinilebil

EkokardiyografiKalp hastalıklarıKalp hızı+2
Hüseyin Doğan
Çanakkale Onsekiz Mart University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Annelerin akut solunum yolu enfeksiyonları ile ilgili bilgi tutum ve davranışları

AMAÇ: Bu çalışmada ebeveynlerin akut solunum yolu hastalıkları ile ilgili bilgi düzeyi, genel tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi; akut solunum yolu hastalıklarında acil ve şiddetli hastalık bulguları ve antibiyotik kullanımı ile ilgili mevcut bilgi düzeyleri ve tutumlarının ölçülmesi, ebeveynlerin bilgi eksiklikleri ve yanlışlarının belirlenmesi amaçlandı.YÖNTEM: Çalışmaya Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ile Aile Hekimliği polikliniklerine 1-16 yaş çocuklarının rahatsızlıkları nedeniyle başvuran 122 anne alındı. Annelerin sosyo demografik özelliklerini, çocukluk çağı akut solunum yolu enfeksiyonları, ateş ve antibiyotik kullanımı konusundaki bilgi düzeylerini tutum ve davranışlarını değerlendirmek üzere hazırlanmış anket formları uygulandı.BULGULAR: Annelerin %34,4'ünün ilkokul, %13,1'nin ortaokul, %23,8'nin lise, %13,9'nun yüksekokul,%10,7'sinin fakülte düzeyinde eğitim seviyesine sahip olduğu görüldü. Çocukların %58,1 `i öksürük ve %40,9' u ateş şikayeti ile doktora başvurmuştur. Bu başvurudan önce annelerin %28,6'sı antibiyotik, %27,8'inin ateş düşürücü kullanmıştı. Annelerin %9'unun evinde ateş ölçüm cihazı olmadığı belirlendi. Annelerin %36'sı 38 derece, %24,5'i 37 derece, %19,6'sı 37,5 derece, %8,1`i 38,5 derece vücut sıcaklığını ateş olarak düşünmekteydi. Akut solunum yolu enfeksiyonu nedeni olarak en çok belirtilen etken %59,8 ile mikroplardı. Annelerin %41,8'i herhangi bir antibiyotik ismi bilmediğini belirtti. Reçetesiz antibiyotik kullanım oranı %12,3 olarak belirlendi.SONUÇ: Annelerin akut solunum yolu hastalıklarının acil ve şiddetli bulgularını tam olarak bilmedikleri, ateş bilgi düzeyinin tutum ve davranışlarında eksiklikler olduğu, antibiyotik kullanımları konusunda yanlış tutumları olduğu görüldü.

AnnelerAteşBilgi+2
Emel Peker
Çanakkale Onsekiz Mart University
2012
00