Çankırı Karatekin Üniversitesi
Anabilim Dalı

İktisat Anabilim Dalı

Çankırı Karatekin Üniversitesi

3.787

Arşivlenen Tez

9

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye`de bireysel emeklilik sistemi, fon yaratma kapasitesi ve sermaye piyasaları üzerine etkisi

ÖZETHemen hemen tüm ülkelerde kamu sosyal güvenlik sistemleri finansal sorunlarla karşıkarşıya bulunmaktadır. Bu sorunların çözümü amacıyla, emeklilik ödemeleri azaltılmakta,emeklilik yaşı uzatılmakta ve prim oranları arttırılmaktadır. Fakat, bu önlemler, bireylerinemeklilik dönemlerindeki yaşam standartlarının düşmesine neden olmaktadır. Diğer taraftan,emek piyasası, sermaye piyasası ve genel olarak tüm ekonomi üzerinde etkisi olan özelemeklilik sistemleri uygulanmaktadır.Bu çalışmada, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sosyal güvenlik sistemlerindeyaşanan sorunlar ve yeniden yapılanma çalışmaları incelenmiştir. Ve Türkiye'de sosyalgüvenlik sisteminin durumu analiz edilmiştir. Sonrasında, dünyadaki özel emeklilik sistemleriŞili, AB ve ABD'deki uygulamalara geniş yer verilerek incelenmiştir. Ve bir özel emeklilikuygulaması olarak Türkiye'de uygulanmakta olan bireysel emeklilik sistemi analiz edilmiştir.Ulaşılan başlıca bulgular ve sonuçlar şöyledir: Özel emeklilik sistemlerinin aslifonksiyonu kamu sosyal güvenlik sistemlerinin yükümlülüklerini azaltmak olsa da, ikincilfonksiyon olarak ekonomide tasarrufların arttırılması, yatırımlara kaynak sağlanması vefinansal piyasalarını gelişmesi konularında önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Türkiye'de27 Ekim 2003 tarihinden bu yana işlemekte olan Bireysel (Özel) Emeklilik Sisteminin,sağlam bir yapısının olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Mayıs 2006 tarihine kadar elde edilenverilerden, sağlanan vergi teşvikleri ile katılımcı sayısının ve fon birikiminin beklentilerdahilinde gerçekleştiği görülmektedir. Fakat, Türkiye'de gelir dağılımındaki adaletsizlik,sistemden ve vergi teşviklerinden düşük gelirlilerin yararlanmasını engellemektedir. Yenidenyapılanma çalışmalarının kamu sosyal güvenlik sisteminden sağlanan faydaları azalttığı dadüşünüldüğünde, düşük gelirlilerin sistemin kapsamına girebilmesi için önlemler alınmasıgerektiği, devletin de sistemde sorumluluk üstlenerek katkı payı ödemesinde bulunmasınınzorunlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, grup emeklilik sözleşmelerinin teşvik edilmesiveya 2. ayak mesleki emeklilik planlarının kurulması gerekli görülmektedir.Anahtar kelimeler : Sosyal güvenlik, kamu sosyal güvenlik sistemi, özel emeklilik, bireyselemeklilik sistemi, emeklilik fonları.

Fatih Arslan
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de iktisadi büyüme stratejileri ve yoksulluk

Bu çalışmanın temel amacı Türkiye'deki büyüme stratejileri ile yoksulluk arasındakiilişkinin incelenmesidir. Yanıtı aranan öncelikli soru, farklı stratejilerle sağlananekonomik büyümenin hangi toplumsal kesimler lehine veya aleyhine ne gibi sonuçlardoğurduğu, bu sonuçların Türkiye'deki yoksulluğu nasıl etkilediğidir. Bu sorununyanıtını ararken 1940'lardan beri gelişmekte olan ülkelerde uygulanan iki modeleodaklanılması gerekecektir: İthal ikameci ve ihracata dayalı büyüme stratejileri.Devletin oluşturup uygulamaya koyduğu büyüme stratejileri o dönemin sermayebirikim sürecinin ihtiyaçlarına göre belirlenmektedir. Her sermaye birikim süreci vebuna bağlı olarak belirlenen büyüme stratejileri de kendine özgü üretim tekniklerini vebölüşüm ilişkilerini beraberinde getirir. Bu yüzden Türkiye'de büyüme stratejileri veyoksulluk arasındaki ilişkiyi irdelerken üretimin ve bölüşümün değişen yapısınınyoksulluk üzerindeki etkilerinin araştırılması gerekmektedir.Bu araştırmayı yaparken, çalışma saati, iş güvencesi, işsizlik oranları, ücret düzeylerigibi temel işgücü piyasası göstergelerinin; sosyal hakların ve kamu hizmetlerinin gelişimdüzeyinin; konut piyasasındaki gelişmelerin; iç ticaret hadlerinin ve tarım kesimininyapısının, gelir dağılımının büyüme sürecinde ne yönde ve ne ölçüde etkilendiği mercekaltına alınmalıdır.Dünyada 1973 petrol krizi sonrasındaki yeni liberal dönüşüm süreci ile sağlananekonomik büyüme, toplumun geniş kesimlerinin yoksulluğunu azaltan, yaşamkalitelerini arttıran değil aksi yönde bir etki yaratmıştır. Bu süreç Türkiye'ye 1980sonrası uygulanan ekonomi politikaları ile yansımıştır. 1980 sonrasındaki dönüşümsürecinde piyasa ekonomisinin güçlendirilmesi ve ekonominin dış rekabete açılması,sermaye birikiminin ve verimlilik artışının başlıca kaynağı olarak ele alınmış; kamununekonomideki rolünün küçültülmesi ve mali piyasaların serbestleştirilmesi 1980 sonrasıuygulanan iktisat politikalarının temelini oluşturmuştur. Bu politikalar ile yoksullarınyoksullukları ile baş edebilmelerini sağlayan ithal ikameci döneme has birçokmekanizma kademeli olarak zayıflamış veya yok olma aşamasına gelmiştir.Kısacası bu tez çalışmasında dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türkiye'de yaşananiktisadi dönüşümlerin yoksulluğa etkileri yukarıda özetlenen perspektif içerisindesunulmaya çalışılacaktır.Anahtar kelimeler: Yoksulluk, büyüme, ithal ikameci sanayileşme, ihracata yönelikbüyüme, işçileştirme, küreselleşme, özelleştirme, güvencesiz çalışma, gecekondu, gelirdağılımı

Umar Karatepe
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

EURO 'nun uluslararası finansal piyasalardaki rolü

Bu tez Euro'nun, uluslararası finansal piyasalarda işlem görmeye başladığı 1999 yılındanbugüne uluslararası finansal ve aynı zamanda ticari piyasalarda aldığı rolü ve yaratığı temeletkileri incelemektedir. Çalışmada incelenmeye çalışılan diğer önemli iki alt konu da; Euro vedolar rekabeti ile Euro ve Euro alanının genişleme sürecinin yeni AB üyesi ülkeler ile Türkiyeaçısından değerlendirilmesidir.Çalışmanın teorik altyapısını, Robert Mundell'in 1961 tarihli ?A Theory of OptimumCurrency Areas? çalışmasına dayanan optimal para alanları teorisi oluşturmaktadır. Bubağlamda, konuyla ilgili literatürün genelinde de ifade edildiği gibi bu çalışmada da Euroalnının bir opimal para olmadığı belirtilmiş ancak bu durumun Euro alanının uluslararasıfinansal ve ticari piyasalardaki önemi açısından çok olumsuz bir etki yaratmadığıgözlemlenmiştir. Çalışmada Euro alanının ve AB'nin dünya ticaretindeki yeri ve payı bazıönemli ülkeler ile karşılaştırmalı olarak gösterilmiştir. Benzer şekilde Euro'nun uluslararasıdöviz rezervlerindeki payı dolar ile karşılaştırmalı olarak verilmiştir. Burada Euro'nun dünyagenelinde yaklaşık %25'lik bir paya sahip olduğu görülmüştür. Bunun yanında, Euro'nunEuro alanı dışındaki ülkelerde kur belirleme standardı olarak, işlem aracı olarak ve değersaklama aracı olarak da kullanılmaya başlandığı görülmüştür. Bu durum bize Euro'nun tamolarak, uluslararası para sıfatını kazandığını göstermiştir. Ayrıca uluslararası finansalpiyasalardaki genel eğilimlere bakıldığında, Euro kullanımının Euro alanı dışında daha çokDoğu Avrupa, Batı Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerinde belirgin şekilde artmayabaşladığı görülürken Amerika kıtasında ve özellikle Doğu Asya'da dolar egemenliğinindevam ettiği ve Euro'nun çok fazla kullanılmadığı görülmüştür. Bu durumun ise, Euro-dolarşeklinde iki kutuplu yeni bir uluslararası finansal sistemin işareti olarak görülebileceğidüşünülmüştür. Son olarak, Euro'nun Avrupa Birliği genişleme süreci içinde zamanla daha dagüçlenme ve uluslararası finansal piyasalarda daha önemli bir hale gelme potansiyeli taşıdığıbelirtilmiştir. Euro'nun Türkiye'de ise, Euro alanı ülkelerinin eski para birimleri yerinekullanımının tam olarak sağlanmasının yanında, gerek özel gerekse resmi kullanımdaEuro'nun hem Euro alanı dışındaki AB ülkelerinin paralarının hem de ABD dolarınınkullanımından pay aldığı görülmüştür. Ancak Türkiye'nin makroekonomik göstergelerindegenel olarak Euro'nun olumlu veya olumsuz bir etkisi görülmemiştir.Anahtar Kelimeler: Euro, parasal birlik, optimal para alanları, Euro alanı, uluslararasıfinansal piyasalar

Özgür Vurucu
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Enflasyon hedeflemesi: Ülke uygulamalarına örnekler ve Türkiye`de uygulanabilirliği

Ill ÖZET ENFLASYON HEDEFLEMESİ: ÜLKE UYGULAMALARINA ÖRNEKLER VE TÜRKİYE'DE UYGULANABİLİRLİĞİ Harun Uçak Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Danışman: Prof.Dr. Mahir FİSUNOĞLU Eylül 2003, 119 sayfa İlk defa olarak 1990 yılında Yeni Zelanda da uygulanmaya başlayan enflasyon hedeflemesi para politikası, daha sonraki yıllarda birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke tarafından uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye'de ise 1990'lı yılların sonlarında gündeme gelen enflasyon hedeflemesi, çeyrek yüzyıldır yüksek enflasyonun yaşandığı ülkemizde uygulanabilir bir para politikası olup olmadığı tartışılmaya devam edilmektedir. Bu çalışmanın birinci bölümünde enflasyon hedeflemesinin kavramsal çerçevesi, önkoşulları ve uygulanma dönemindeki stratejik özelliklerine yer verilmektedir. İkinci bölümde, Yeni Zelanda ve İsrail enflasyon deneyimlerine yer verilmektedir. Üçüncü bölümde, enflasyon hedeflemesinin ülkemiz ekonomisi açısından uygun bir para politikası olup olmadığına yer verilmektedir. Enflasyon hedeflemesine geçiş öncesi merkez bankası yasalarında değişiklikler yapılarak, merkez bankasının daha bağımsız bir kurum haline gelmesi sağlanmıştır. Para politikasında nihai hedefin fiyat istikran olarak belirtildiği bu yasal düzenlemelerle birlikte, enflasyon hedefinin uygulanabilirliğinde kamu maliyesinde yapılacak düzenlemelerin de tamamlayıcı bir rolü olacaktır. Anahtar Kelimeler: Enflasyon Hedeflemesi, Para Politikası Hedeflemeleri, Merkez Bankası Bağımsızlığı, TCMB Bağımsızlığı, Türkiye'de Enflasyon.

EnflasyonEnflasyon hedeflemesiMerkez Bankası+1
Harun Uçak
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sosyal güvenlik sistemlerinin dünyadaki gelişimi, tasarruflar üzerindeki etkileri ve Türkiye'de durum

Geçtiğimiz son 15 yılda dünya genelinde, sosyal güvenlik sistemlerinin yeniden yapılandırılması konusu ağırlıklı olarak tartışılmaktadır. Tartışmaların temelini; demografik etkiler, işsizlik, değişen ekonomik ve siyasal koşullar nedeniyle gücünü kaybetmekte olan kamu emeklilik sistemlerinin iyileştirilmesi konusu oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelere bakıldığında kamu emeklilik sistemleri yanında tamamlayıcı özel emeklilik programlarının ve vergi avantajlı bireysel gönüllü tasarruf planlarının yaygın olarak kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Ancak bunun yanısıra kamu emeklilik sistemlerinin de ağırlıklı olarak önemlerini korumaya devam ettikleri gözlenmektedir. Türkiye'de de bu kapsamda, "Sosyal Güvenlik Reformu" adı altında bir yeniden yapılanma söz konusudur. Bu kapsamda sermaye birikiminin ve finansal piyasalara fon akışının artması beklenmektedir. Çalışmamızın amacı, dünya genelinde sosyal güvenliğin finansmanı ve Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminin durumunu izlemek ve Türkiye'de sosyal güvenliğin özel tasarruflar üzerindeki etkilerini araştırmaktır. İnceleme dönemi 1972-2003 arası olup, sonuca doğrusal regresyon ile ulaşılmıştır.Ülkemizde sosyal güvenlik kurumlan ile ilgili olarak elde edilebilen kesin veriler 1970 sonrasına rastlamaktadır. Bu nedenle günümüze dek oluşan özel tasarrufların nisbi olarak çok yüksek olmadığı görülmektedir. Yapılan tahmin sonuçlan sosyal sigorta primleri ve özel tasarruflar arasında olumlu ve anlamlı bir ilişki ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal güvenlik, özel tasarruflar, emeklilik fonları, dağıtım sistemi, fonlama sistemi, belirli katkı emeklilik planlan, belirli katkı emeklilik planlan.

Amerika Birleşik DevletleriEmeklilikEmeklilik fonları+7
Berna Balcı İzgi
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ekonomide devlet, rekabet politikaları ve düzenlemeler; Türkiye üzerine bir çalışma

Merkantalist sistem ve Ulus-Devletin doğuşuna tanıklık eden 16. ve 17. yüzyıldan itibaren devlet ekonomi içinde önemli görevler üstlenmektedir. Devletin ekonomi içindeki görevleri zamanın ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına uygun olarak değişim göstermektedir. Süregelen bu değişim 21. yüzyıl için de geçerliliğini korumakta ve devlet-ekonomi ilişkisi yeni bir yapı kazanmaktadır. İletişim teknolojilerinin hızlı gelişim ve yayılımı "küreselleşme" ve "Yeni Ekonomi" olgularının gelişmesine yol açmıştır. Bu gelişmeler sonucunda uluslararası düzeyde rekabet gücü nü arttırabilmek için devlet ve hükümetlerin üstlenmesi gereken görev, bilginin üretim ve kullanımını destekleyecek altyapıyı geliştirmek ve "işleyebilir rekabet" ortamını oluşturmak için piyasaları regüle etmektir. Ancak, devletin regülatörlük rolüne ilişkin iktisatçılar arasında görüş birliği sağlanamamış bu yüzden regülasyon teorileri iktisat literatüründe geniş yer kaplamıştır. Çalışmanın amacı, 21. yüzyılda ekonomide yaşanan değişimleri irdelemek, bu değişimlere uyum sağlayacak devlet yapısı ile görevlerini belirlemek amacıyla literatürdeki regülasyon teorilerini, piyasa yapısına ilişkin yaklaşımları, rekabet politikalarına ilişkin ülke örneklerini ve uygulamaları incelemek, bu bilgiler ışığında Türk imalat sanayiinin uluslararası düzeyde rekabet gücünü arttırıcı düzenlemelerin ne şekilde yapılması gerektiği konusunda katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Ulus-Devlet, Yeni Ekonomi, Rekabet Politikaları, Regülasyon Teorileri, Türk Rekabet Kurumu.

Devlet politikalarıEkonomiEkonomi politikaları+5
Zeynep Ökten
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelişmekte olan ülkelerde finansal krizleri belirleyen faktörler ve uluslararası finans sistemi

m ÖZET GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE FİNANSAL KRİZLERİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER VE ULUSLARARASI FİNANS SİSTEMİ Tolga KABAŞ Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Murat DOĞANLAR Ocak 2004, 126 sayfa 1990'lı yıllarda yükselen piyasaların zayıf kurumsal ortamlarında gerçekleşen fınansal serbestleşirle ve sermaye hesabı açılışı, spekülatif kısa-vadeli sermaye hareketleri ve demokrasinin vazgeçilmez iki unsuru şeffaflık ve sorumluluğun yeteri kadar uygulanmaması fınansal krizleri belirleyen faktörler arasında sayılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin zayıf bankacılık düzenleme/denetleme sistemleri bankaların aşırı risk almasına ve bilançolarında yıpranmalara yol açmıştır. Bu yıllarda ulusal paralara yapılan spekülatif saldırılar zayıf bilançoları olan bankaların ve firmaların iflasına yol açarak fınans krizlerini oluşturmuştur. Kurumsal yapıları farklı olan gelişmiş ülkeler finansal krizlerden gelişmekte olan ülkeler kadar etkilenmemektedirler. 1997 Asya krizinden sonra uluslararası finans sisteminde reform çalışmaları başlamıştır. G-7 tarafından başı çekilen reform çalışmaları gelişmekte olan ülkelerin zayıf kurumsal alt-yapılarına odaklanmış krizlerin oluşumunda önemli bir faktör olan spekülatif sermaye hareketlerine karşı bir önlem düşünülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Gelişmekte Olan Ülkeler, Finansal Krizler, Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri, Zayıf Kurumlar, Bankacılık Düzenleme/Denetleme Sistemleri.

Finansal krizGelişmekte olan piyasalarGelişmekte olan ülkeler+5
Tolga Kabaş
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Para kurulu sistemi ve uygulamaları

ÖZET PARA KURULU SİSTEMİ VE UYGULAMALARI Omurzak JOLDOSHBAEV Yüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Nejat ERK Şubat 2004, 69 sayfa Geçirdiğimiz son seneler Para Kurulu Sistemine olan ilginin yeniden canlandığına şahit olmuştur. Bu çalışma başarılı Para Kurulu Sistemi için gerekli unsurların tartışmasını yapacaktır, uygun makroekonomik politika uygulamasına ek olarak, otoriteler Para Kurulu Sistemine geçiş döneminde gidişatın teknik yönlerini hazırlarken dikkatli olmalılar. Hazırlıkların boyutu ülkeden ülkeye değişmektedir, ama bununla birlikte gerekli olan genel değişiklikler; merkez bankası kanununun değişmesi, hükümetin nakit ve borç idare faaliyetlerinin yeniden organize edilmesi şeklinde sıralayabiliriz. Son zamanlarda bankacılık sektöründe problemler yaşamış olan ülkeler için ek hazırlıklar gerekecektir. Anahtar Kelimeler: Para Kurulu, Sabit Kur, Konvertibilite, Döviz Kuru.

Döviz kuruKonvertibilitePara Kurulu+2
Omurzak Joldoshbaev
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konteynerıze yük taşımacılığı ve Marmara Bölgesi projeksıyonu

Her geçen gün yoğunlaşarak dünya ekonomisine damgasını vuran uluslar arasırekabet, herhalde yüzyılın en belirgin özelliği olarak anılacaktır. 1960'lı yılların başındabaşlayan konteyner taşımacılığı birçok alanda klasik taşımacılığın yerini almaya başlamışve özellikleri itibariyle, uluslar arası rekabetin deniz yoluyla taşımacılık alanında çokönemli bir aşaması olarak göze çarpmaktadır. Konteynerleşmenin ve konteynergemilerinin başarısının sebebi, yük taşımacılığının standartlaştırmasındandır ve yine busebeptendir ki dünya çapında sanayi üretimi de bu yönelimle aynı paralelde artışgöstermiştir. Dolayısıyla konteynerleşme, taşımacılığa olan talebi arttırmış ve bu talep dekonteynerleşmeye eğilimi hızlandırmıştır. Gemi büyüklüğü ve kapasitesine hızfaktörünün de eklenmesiyle belirginleşen yüksek verimlilik ve karlılık oranı,konteynerlerin deniz yoluyla taşımacılıktaki yerini ortaya koymaktadır.Bu tez çalışmasının iki temel amacı vardır. Birincisi konteynerize yüktaşımacılığının ekonomik yapısını irdelemek ve Dünya ve Türkiye' de ki durumunubüyüteç altına almaktır.İkincisi; Marmara bölgesindeki konteyner trafiği potansiyeline ve büyümesinesomut bir şekilde dikkat çekmek istenmiş, bu bağlamada oluşturulan ekonometrik modelile 207-2010 yıllara ilişkin projeksiyon yapılmıştır.

Evren Öztürk
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dijital bölünme olgusu ve Türkiye üzerine bir uygulama

Enformasyon ve telekomünikasyon teknolojileri, yirminci yüzy l n sonlar nekillendiren en etkili güçlerden biridir. Bu teknolojiler; insanlar n ya ama, ö renme veçal ma ekilleri ve sivil toplum ile devletin etkile imini devrim yaratacak ekildeetkilemi tir. Bireysel ve toplumsal ya am kökünden de i tirmekte, çok ciddiekonomik, sosyal, kültürel ve politik sonuçlar do urmakta olan bu devrim,?Enformasyon ve telekomünikasyon teknolojilerine ve hizmetlerine e it eri ememe? adverilen ?Dijital Bölünme? ba ta olmak üzere pek çok soruna da sebep olmu tur.Bu çal mada; büyük ölçüde, enformasyon toplumlar n n üretti i enformasyonve telekomünikasyon teknolojilerini, kullanabilenler ile kullanamayanlar aras ndakiuçurum Türkiye ba lam nda incelenmektedir.Çal mada Türkiye'deki enformasyon ve telekomünikasyon teknolojilerindurumu sergilenmekte, Türkiye ile Avrupa Birli i ile aras ndaki dijital bölünmeyisergileyen bir endeks uygulamas yap lmaktad r. Uygulama ile dijital bölünmeninbüyüklü ü ve kapanmakta olup olmad n n belirlenmektedir. Buna ilave olarakTürkiye ile AB aras ndaki dijital bölünmeye neden olan en önemli faktörler tespitedilmektedir.Anahtar Kelimeler: Dijital Bölünme, Say sal Uçurum, Enformasyon,Telekomünikasyon, Enformasyon Toplumu, Bilgi Toplumu, Teknoloji, Bilgi.

Avrupa BirliğiBilgiBilgi teknolojisi+5
Cengiz Aytun
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geçiş ekonomileri, gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye

Hasan Bilgehan Yavuz
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Parasal aktarım mekanizmaları: Türkiye uygulaması

Türkiye Ekonomisi'nde 1980 sonrasında yaşanan dönüşümle beraber finansalkesimdeki kuruluşların, özellikle de finansal kesimin ana unsuru olan bankaların, sahipoldukları varlıkların milli gelire oranı artmıştır. Bu artışın kompozisyonu parasalaktarım mekanizmaları açısından önemlidir. Parasal aktarım mekanizmaları,ekonominin parasal şoklara karşı hangi değişkenlerle, nasıl tepki verdiğinigöstermektedir. Bu bilgi para politikası uygulamaları açısından son derece önemlidir.Bu nedenle bu tez çalışmasının amacı parasal aktarım mekanizmaları hakkında bilgivererek, parasal aktarımın banka kredileri kanalının Türkiye Ekonomisi'nde çalışıpçalışmadığını test etmektir. Bu amaca ulaşmak için VAR modeli oluşturulmuş ve etkitepki fonkisyonları ile varyans ayrıştırması tekniğine dayalı sonuçlar verilmiştir.Ekonometrik çalışmanın yanı sıra bankacılık kesimine ait bazı verilerle çalışmazenginleştirilmiştir. Elde edilen bulgular kredi kanalının varlığını desteklememektedir.Çalışma sonucunda, Türkiye Ekonomisi'nde 1980 sonrasında yaşanan süreçle beraberbankaların sahiplik yapısı, krediye ulaşma konusunda firmalar arasındaki asimetri,banka kredilerinin öneminin azalması ve finansal kesimden dışlanan reel sektörfirmalarının kendi aralarında yarattıkları ikinci bir kredi piyasasının varlığı gibisebeplerden dolayı, çalışmada tanımlandığı biçimiyle, kredi kanalı ile aktarım TürkiyeEkonomisi'nde bir öneme sahip olamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Aktarım Mekanizmaları, Asimetrik Enformasyon, VAR Modeli,Kredi Kanalı, Dış Finansman Primi

Selim Çakmaklı
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ab ve Türkiye'de bağımsız düzenleyici ve denetleyici ekonomik kurumların iktisat politikasına etkileri

Bu çalışmada, Bağımsız Düzenleyici ve Denetleyici Ekonomik Kurumların (BDK'lar) temel nitelikleri ve bunların gerek Türkiye gerekse Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki gelişim süreçleri tartışılmıştır. Bu çalışma birkaç değişik konu başlığı altında altında toplanmıştır. İlk olarak, uluslararası bir kavram olarak BDK ve onun temelini oluşturan fikirler belirlenmiştir. Devam eden bölümlerde ise, Türkiye ve AB ülkelerinde bağımsız birer kurum niteliğinde olan BDK'ların fonksiyonları tarihsel olarak incelenmiştir. Türkiye ve bazı AB ülkeleri içerisinde faaliyet gösteren ekonomik BDK'lar ile ilgili aydınlatıcı açıklamalara ilerleyen bölümlerde de yer verilmiştir. Literatür taramasıyla , çalışmada geniş yer verilmiş olan BDK'lar, düzenleme olgusu, yönetişim kavramı ve rekabet konularında öz bir bilgi verilmiştir. Sonuç bölümünde; BDK'ların işleyiş mekanizması ile ilgili genel tavsiyelerin yanı sıra, gösterdikleri faaliyetler sonucu ekonomi politikalarına etki eden BDK'lar hakkında çeşitli eleştiriler de yer almaktadır.

Bağımsız düzenleyici kurumlarDevlet dışı düzenleme sistemleri
Ayberk Nuri Berkman
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2005
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ekonomik entegrasyon ve endüstri içi ticaret Türkiye-AB ülkeleri arasındaki endüstri içi ticaretin eğilimi

ÖZET EKONOMİK ENTEGRASYON VE ENDÜSTRİ IÇI TİCARET: TURKIYE-AB ÜLKELERİ ARASINDAKİ ENDÜSTRİ İÇİ TİCARETİN EĞİLİMİ Yelda Bugay TEKGUL Doktora Tezi, İktisat Ânabilim Dalı Danışman : Prof.Dr.Nejat ERK Mayıs 2000, 148 sayfa Endüstri içi ticaret veya diğer bir anlatımla benzer malların ayna anda ihracat ve ithalatı, son yıllarda ayrı bir önem kazanmıştır. Bu ilginin temel nedeni, bu tip ticaretin geleneksel karşılaştırmalı üstünlükler ile açıklanamamasıdır. Endüstri-içi ticaret kavramı daha çok ölçek ekonomileri ve ürün farklılaşması ile anlam bulmaktadır. Bu çalışmada, ekonomik entegrasyonun endüstri içi ticaret üzerindeki teorik etkileri araştırılırken, Türkiye ile AB ülkeleri arasındaki ticaretin eğilimi ve yapısı saptanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, entegrasyondan sonra ülkeler arasındaki ticaretin eğilimi yeni uluslararası ekonomideki gelişmeler de dikkate alınarak incelenmiştir. Teorik analizler, ekonomik entegrasyonun AB içindeki ticareti, endüstri içi ticaret yönünde geliştirdiği yönündedir. Türkiye ile AB ülkeleri arasındaki endüstri içi ticareti ölçebilmek için Grubel-Lloyd indeksinin düzeltilmemiş şekli kullanılmıştır. Yapılan hesaplamalara göre, Türkiye'nin Gümrük Birliği'nden sonra AB ülkeleri ile olan ticareti Gümrük Birliği öncesine göre, endüstri içi ticaret yönünde daha fazla artmıştır. Türkiye'nin en fazla endüstri içi ticarette bulunduğu ülke Yunanistan, daha sonra sırasıyla Portekiz, İtalya, İspanya ve İngiltere'dir. Sonuç olarak, AB ülkeleri ile Türkiye arasında, 1998 yılına gelindiğinde gözlenen ticaret şekli, dikey farklılaşmış mallarda iki-yönlü ticaretin artışı olarak tanımlanabilir. Anahtar Sözcükler: Endüstri-içi Ticaret; Ekonomik Entegrasyon; Dikey ürün farklılaşması; Yatay ürün farklılaşması ; Grubel-Lloyd indeksi

BütünleşmeEkonomik bütünleşmeEndüstri içi ticaret
Yelda Bugay Tekgül
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dışsallıklar, kamunun düzenleyici rolü: Enerji sektöründe bir uygulama

Bu çalışmada piyasa başarısızlıklarının nedenlerinden biri olan dışsallıklar konusu incelenmiştir. Üretim ve tüketim faaliyetleri sonucu ortaya çıkan dışsalhklann nasıl düzenleneceği, olası sonuçlan piyasa çözümleri yanında kamusal düzenlemeleri de zorunlu kılmaktadır. Çalışma, giriş niteliğindeki bilgilerin sunulması ve dışsallıklar literatüründeki değişik görüşlerin incelenmesi ile başlamaktadır. Daha sonra dışsallık türleri ele alınmıştır. Dışsallıklarda birbirini tamamlayıcı nitelikteki farklı sınıflamalar görülmektedir. Çalışmamızda dışsallıklar dört ana grup halinde sınıflandırılarak incelenmiştir. Dışsalhklann düzenlenmesinde bütün ekonomik sistemlerde mali, ekonomik, yasal ve idari düzenlemelere gerelcsinim duyulmaktadır. Çalışmamızda kamusal düzenleme türlerinden vergiler, sübvansiyonlar, harçlar, standartlar, pazarlanabilir kirlilik haklan incelenmiştir. Kamusal düzenlemelere alternatif olarak gösterilen piyasa çözümlemeleri kapsamında ise Couse yaklaşımı ve Tazminat Çözümlemelerine değinilmiştir. Çalışmamızın uygulama bölümünde ise, Türkiye'de kurulması öngörülen nükleer enerji santralleri ele alınmıştır. Nükleer enerji santrallerinin sermaye, yakıt ve balom işletme maliyetleri hesaplanmış ve özelliklede Akkuyu'da kurulması öngörülen nükleer enerji santrali baz alınarak nükleer santrallerin kumlması sonucu ortaya çıkabilecek çevresel dışsal etkiler tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dışsallıklar, Pozitif Dışsallık, Negatif Dışsallık, Çevre Sorunlan, Kamusal Düzenlemeler, Ekonomi ve Çevre; Nükleer Enerji, Akkuyu, Enerji; Maliyet Analizi

DışsallıkEnerji sektörüKamu düzeni+2
İsmail Güneş
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası sermaye hareketleri ve Türkiye ekonomisi üzerine etkileri (1986-1998)

Ill O^ıL i ULUSLARARASI SERMAYE HAREKETLERİ VE TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNE ETKİLERİ (1986-1998) Ali ACARAVCI Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Erhan YILDIRIM Eylül 2000, 126 sayfa Bu yüksek lisans tezinde, Gelişmekte Olan Ülkelere (GOÜ) ve Türkiye ekonomisine yönelik sermaye hareketleri (SH) incelenmiştir. Tez, GOÜ'e yönelik SH, SH'nin farklı tarihsel dönemlerdeki genel eğilimleri, SH'nin ulusal ekonomiler üzerine etkileri, Türkiye ekonomisinde SH ve ekonomi üzerine etkilerinin ekonometrik yöntemlerle araştırılması konulan kapsamıştır. "SH'nin toplam talep artışı üzerindeki etkisi nedir?" sorusu, SH'nin ekonomi üzerindeki etkilerinin araştırılmasında temel alınmıştır. Ekonometrik analiz, bu temel soruya göre hazırlanan hipotezlerinin sınanmasını içermiştir. Granger nedensellik testine göre, cari işlemler (CID) açıklan ile sermaye girişleri arasında çift yönlü bir nedensellik vardır. CID açıklanna en fazla duyarlı sermaye giriş türü, kısa vadeli sermaye hareketleridir (KVSH). Türkiye ekonomisinde CID açıklan, KVSH ile kapatılmakta; yoğun KVSH de CID'nde bir sapmaya neden olmaktadır. Vektör Otoregresyon (VAR) modelinde etkiye-tepki fonksiyonlanna göre reel ve parasal şoklar, toplam talebi uzun dönem dengesinden kalıcı olarak saptırmakta ancak sapma, küçük miktarlarda olmaktadır. Şoklar, SH üzerinde yüksek bir derecede değişkenliğe neden olmaktadır. Türkiye ekonomisinde sermaye girişleri, kamu harcamalannm ve ithalat harcamalannm fınansına yöneliktir. Kısa vadeli sermaye girişleri ile açıklann finanse edilmesi, ekonomik sorunlar için sadece geçici bir çözüm olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sermaye hareketleri, Kur krizleri, VAR model.

Ekonomik etkiSermaye hareketleriUluslararası sermaye hareketleri
Ali Acaravcı
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gümrük Birliği`nin Türkiye tekstil ve konfeksiyon sektörlerine etkileri

Uluslararası rekabet; ülkelerin mal ve hizmetlerde fiyat/maliyet ve fiyat dışı unsurları birbirlerine karşı kullanma üstünlüğü elde etme çabasıdır. Bu amaçla ülkeler rekabet üstünlüklerini küresel anlamda kullanmaya çaba gösterirken bazı ülkeler bölgesel birlikler kurarak rekabet güçlerini koruma veya arttırma çabası içindedirler. Bu anlamda Gümrük Birliği ekonomik birlik kurma ve bu ekonomik birlikle rekabet üstünlüğü sağlama amacının bir aşamasıdır. Böylelikle ülkeler bölgeselfeşme yoluyla toplum refahım arttırma gayreti içine girmektedirler. Bu çalışmanın amacı Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye'nin araştırma konusu olan Tekstil ve Konfeksiyon Sektörü'nde fiyat rekabet güçlerim ölçmeye çalışılmıştır. Bu amaçla literatürde bulunan OECD'nin rekabet ölçüm modeli kullanılmıştır. Bu model çerçevesinde 1992-97 yıllan Avrupa Birliği ülkelerinin ve Türkiye'nin ithalat, ihracat ve toplam rekabet güçleri veriler ışığında hesaplanarak yorumlanmıştır. Çalışma ile sadece fiyat/maliyet rekabeti değil aynı zamanda fiyat dışı rekabetinin de önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin Tekstil ve Konfeksiyon Sektörü'nde rekabet avantajının fiyat/maliyet avantajından değil fiyat dışı avantajlardan kaynaklandığı tespit edilmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Rekabet Gücü, Uluslararası Rekabet, Fiyat Rekabeti, İthalat Fiyat Rekabeti, İhracat Fiyat Rekabeti, Tekstil ve Konfeksiyon Sektörü. JEL:F13, F14, L67

Gümrük BirliğiHazır giyim sektörüRekabet+4
Ünal Arslan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2000
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hedonik fiyatlandırma modeli ve Türkiye binek araba sektörü üzerine bir uygulama

Bu tezin temeli K. Lancaster'in ileri sürdüğü tüketici davranışları teorisine dayanmaktadır. Lancaster'e göre mal özellikleri bu mala olan talebin kaynağıdır. Şöyle ki, özellikler tüketici faydasını oluşturur. Her özelliğin kendi fiyatı vardır ve bu fiyat mal fiyatının belirli bir kısmıdır ve gizli fiyattır. Hedonik Fiyatlandırma Modeline göre malın fiyatı malın değişik özelliklerinin gizli fiyatlarının toplamıdır. TÜFE sabit ağırlıklı Laspeyres Endeksi yöntemi ile hesaplandığından dolayı tüketim mallarındaki kalite değişimini dikkate alamamaktadır ve Hedonik Fiyatlandırma Modeli bu tür sapmaların giderilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Bu tezde söz konusu yaklaşım 1994?2002 yıllar dönemi Türkiye binek araba sektörüne uygulanmış ve binek arabalar için kaliteden arındırılmış fiyat endeksi oluşturulmuştur. Bu endeks daha sonra T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayınlanan 1994 temel yıllı otomobil ana harcama grubu TÜFE'si ile karşılaştırılmıştır.

Afsun Alakbar
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uzun dönemli büyümede dışa açıklık ve beşeri sermayenin rolü (yükselen piyasalar için bir panel data uygulaması)

Ülkelerin uzun dönemli büyüme dinamiklerini inceleyen teorik çalışmalarda ekonomileri dışa açık olan ve beşeri sermayeye daha fazla yatırım yapan ülkelerin daha hızlı büyüyeceklerine dair genel bir inanış vardır. Buna rağmen ampirik çalışmalarda, teorik çalışmalara nazaran dışa açıklığın ve beşeri sermayenin büyüme üzerindeki etkileri konusunda ortak bir kanı bulunmamaktadır. Ülkelerin uzun dönemli büyüme dinamikleri incelenirken dışa açıklık göstergesi olarak tanımlanan göstergelerde de ortak bir tanım üzerinde anlaşılamamıştır. Bu nedenle, çeşitli ekonometrik yöntemlerle, çok sayıdaki ülkenin verileri kullanılarak yapılan bu çalışmalarda büyüme ve dışa açıklık ilişkisi tam olarak saptanamamaktadır. Bu çalışmada da, öncelikle büyüme teorileri incelenmiştir. Büyüme çalışmalarında teorik arka planda kullanılan `Solow Büyüme Modeli' ve uzun dönemli büyüme incelenirken beşeri sermayenin ve dış ticaretin etkisinin de ölçülmesine izin veren `İçsel Büyüme Teorileri' (Yeni Büyüme Teorileri) incelenmiştir. Büyüme teorileri ile birlikte dış ticaretin büyüme üzerindeki etkisi de teorik olarak anlatılmıştır. Çalışmanın ampirik kısmında ise ekonomik özellikleri birbirine yakın olan `yükselen piyasaların' uzun dönemli büyüme dinamikleri panel data ekonometrisi kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Ampirik çalışmada farklı dışa açıklık göstergeleri kullanılmış ve bu göstergelere göre dışa açık ekonomiler daha yüksek büyüme oranlarına sahiptir. Teorik olarak beşeri sermayenin uzun dönemli büyüme üzerinde olumlu etkisi olduğuna inanılsa da, çalışma kapsamında kullanılan ekonometrik yöntemin sonuçlarına göre beşeri sermayenin büyüme üzerindeki etkisi anlamlı olmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Büyüme Teorileri, Büyüme-Dış Ticaret İlişkisi, Beşeri Sermaye, Panel Data Ekonometrisi.

Bekir Aşık
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Teknoloji geliştirme bölgelerinin performansı

Türkiye'de faaliyet gösteren Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin verilerini kullanarak Veri Zarflama Analizi yöntemi ile Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin Performansı ölçmek ve Teknoloji Geliştirme Bölgesi Endeksi oluşturmaktır. Türkiye'de kurulu 32 Teknoloji Geliştirme Bölgelerinden en son ulaşılabilir olan 2019 veri setidir. Bu veri setini kullanarak Veri Zarflama Analizi altında "Ölçeğe Göre Değişken Getiri (BCC-VRS) ve Çıktı Odaklı" yapılmıştır. Analizde "girdi miktarı" ile en fazla ne kadar "çıktı" elde edilebileceği incelenmiştir. Bu çalışmada kısıtlı imkânlara sahip Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin mevcut kapasiteleri ölçmek için 5 model oluşturulmuştur. Çıktı temelli veri zarflama analizi modeli aracılıyla 2019 yılına ait Teknoloji Geliştirme Bölgesi Endeks sıralaması yapılmıştır. Model 1 açısından sonuçlar değerlendirildiğinde Erciyes Teknopark, Göller Bölgesi Teknokent, İzmir Bilim Park, Teknopark İstanbul, Mersin Teknopark ve ODTU Teknokent veri girdi düzeylerinde tamamlanmış proje üretiminde etkin olarak görülmektedir. Model 2 ve Model 4'te firma sayısı ve TGB deneyimi girdi değişkenleri ile tescillenmiş patent sayısı dikkate alındığında sadece Model 2'de ODTÜ Teknokent etkin olurken, diğer taraftan Model 4'te İTÜ Arı Teknokent ve Konya Teknokent tescillenmiş patent sayısında etkindir. Model 3 toplam personel sayısı ve TGB deneyimi dikkate alınan girdi değişkenleridir. Bu girdi değişkenleri dikkate alındığında Yıldız Teknopark ve Konya Teknokent tescillenmiş patent sayısında etkin olarak görülmektedir. Model 5'te personel sayısı, firma sayısı ve TGB deneyimi girdi değişkenleri ile tescillenmiş patent sayısını çıktı olarak seçilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Bilkent Cyberpark, İTÜ Arı Teknokent, Konya Teknokent ve Yıldız Teknopark tescillenmiş patent sayısı üretiminde etkin olduğu sonucuna varılmıştır.

PerformansPerformans ölçümleriTeknoloji geliştirme bölgeleri+1
Tuğba Güzel
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İktisatta doğrusal-olmayan zaman serisi modelleri:Kuram ve Türkiye uygulaması

İktisadi değişkenlerin sergilediği asimetrik davranışları kavrayabilmek için son yıllarda bir takım doğrusal-olmayan zaman serisi modelleri önerilmiştir. Literatürde önerilen modeller arasında bulunan rejim değiştirme karakterli yumuşak geçişli (oto)regresif (ST(A)R) model, Türkiye'nin sanayi üretim ve tüketici fiyat endekslerinde ve bu endeksler arasındaki olası doğrusal-olmayan dinamikleri araştırmak için bu çalışmada kullanılmıştır. Bu çalışmanın kuramsal kısmında mevcut literatürden hareketle STAR modeline ait temel dinamikler, farklı geçiş fonksiyonu tipleri ve tahmin izleği incelenmiştir. Ardından STAR modeline özgü doğrusallık ve tanılama testleri ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır. Ayrıca tek değişkenli STAR modelinin çok değişkenli ve çok rejimli ortama aktarılmasıyla ulaşılan modellere de değinilmiştir. Uygulamaya dönük bölümlerin ilkinde Türkiye'nin çeyrek yıllık sanayi üretim endeksinin (1980:1-2006:3) büyüme hızının genel ekonomik performansı temsil edebileceği düşüncesinden hareket edilmiştir. Büyüme hızının asimetrik davrandığına dair kanıt bulabilmek için STAR modelinin tahmin izleği öncelikle doğrusallık testinden başlamak üzere uygulanmıştır. Doğrusallık boş hipotezinin reddedilmesinin ardından tahmin edilen lojistik STAR (LSTAR) modeli tüm tanılama testlerinden geçtiğinden dolayı yeterli bulunmuştur. Ayrıca tahmin edilen modelin ekstrapolasyon yöntemiyle elde edilen uzun dönem dengesi ve baskın karakteristik kökleri asimetrik dinamikleri anlamlandırmak için kullanılmıştır. İkinci uygulama bölümünde ise Türkiye'de büyüme ve enflasyon (1980:2-2006:3) arasındaki doğrusal-olmayan ilişki STAR modelinin çok değişkenli ortama taşınmasıyla oluşan STR (yumuşak geçişli regresyon) modelinden faydalanılarak irdelenmiştir. Doğrusal-olmayan ilişkinin yönünün enflasyondan büyümeye doğru olduğu STR modeline özgü Granger nedensellik analiziyle belirlenmiştir. Daha sonra Türkiye'de enflasyonun büyüme üstündeki asimetrik etkilerini saptayabilmek için tek geçiş fonksiyonlu bir STR modeli kurulmuştur. Ancak tahmin edilen STR modeli yeterli bulunmadığından çok rejimli bir STR (MRSTR) modeli tahmin edilmiştir. Her iki uygulama bölümünde ulaşılan sonuçlar, STAR ve çok rejimli STR modellerinin incelenen değişkenler için kullanımını Türkiye bağlamında haklı çıkarmaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğrusalsızlık, STAR modeli, Türkiye Ekonomisi, Büyüme, Enflasyon.

BüyümeDoğrusalsızlıkEnflasyon+1
Hasan Ağan Karaduman
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karl Polanyı ve Joseph A. Schumpeter'de kapitalist sistem ve sürdürülemezliği

ktisadi bir sistem olarak kapitalizmin, günümüzde neredeyse tüm dünya geneline egemen oldugunu görmekteyiz. Ortaya çıkardıgı çesitli aksaklıklara karsın, kapitalist sistem tartısılmaz ve vazgeçilmez bir sistem olarak sunulmaktadır. Bu tarz bir degerlendirmede, pek tabii, 1980'den sonra yasanan dönüsümlerin ve neo-liberal iktisat politikalarının etkileri yadsınamaz. Bu çalısmada, kapitalizmin gelecegine iliskin elestirel bir perspektif sunan, iki büyük sosyal bilimcinin, Karl Polanyi ve Joseph A. Schumpeter'in, Büyük Dönüsüm ve Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi adlı kitaplarını temel referans alarak, kapitalist sistemin sürdürülemezligine iliskin düsünceleri karsılıklı olarak incelenecektir. Bu baglamda öncelikle, Polanyi ve Schumpeter'in görüslerini genel olarak ele alarak, kapitalist sistemi sürdürülemezlige götüren nedenler üzerinde durduktan sonra bu iki sosyal bilimcinin düsüncelerinin günümüzde neden hala tartısıldıkları ortaya koyulmaya çalısılacaktır. Sonuç olarak çalısma, her ne kadar Polanyi ve Schumpeter'in kapitalist sistemde öngördükleri dönüsümler günümüzde tam olarak gerçeklesmemis olsa da; yasanan yeni gelismelerle beraber, kapitalist sistemin neden oldugu bazı problemleri sorunsallastırırken, kapitalist sistemin yeniden düsünülmesi ve sorgulanmasında, iktisat basta olmak üzere diger sosyal bilimlerin, Polanyi ve Schumpeter'in görüslerinden yararlanması gerektigini savunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Karl Polanyi, Joseph A. Schumpeter, Kapitalizm, Sürdürelemezlik.

Aydın Kabak
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelişme sürecinde dış finansman kullanımı ve Türkiye

Ekonomik kalkınmaGelişmekte olan ülkelerTürkiye+1
Harun Bal
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1994
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de ormancılık sektörünün kalkınmadaki yeri ve özel orman işletmeciliği

Ekonomik kalkınmaKalkınmaOrman işletmeleri+4
H. Mustafa Paksoy
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1994
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası rekabet gücü ve Türkiye imalat sanayi için bir uygulama

Günümüzde dış ticaretin belirlenmesinde rekabet gücü kavramı oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmamızda uluslararası ticareti açıklamaya yönelik önemli teorilerden biri olan karşılaştırmalı üstünlükler kuramının eksiklikleri göz önünde tutularak, dış ticarette rekabet gücünün yeri ve önemi açıklanmaya çalışılmıştır. Rekabetin ana unsurlarından biri olan "teknoloji" artık uluslararası mal ve hizmet akımına katılmış ve araştırma-geliştirme politikaları ile birlikte yakın bağlantılı olarak ülkeler için bir avantaj durumuna gelmiştir. Küreselleşme eğilimi ile birlikte firmalar yalnız yöresel pazarlarda değil bölgesel ve uluslararası pazarlarda da rekabet etmek durumundadır. Bu nedenle firmaların zayıf ve güçlü yönlerini belirlemeleri önem taşımaktadır. Çalışmamızda bu amaçla endüstriyel rekabet gücü modelinin kavramsal yapısı dikkate alınarak Türkiye'nin rekabet gücüne ilişkin resmi kurumlarca yapılmış olan çalışmaların yanı sıra literatürde önemli yeri olan çalışmalar özetlenerek, Türkiye'nin imalat sanayi alt sektörlerinin rekabet gücü "Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler" (RCA index) indeksleri hesaplanarak belirlenmeye çalışılmıştır. 1989-1992 dönemi için Türkiye'nin imalat sanayiindeki ihracat ve ithalat değerlerine dayanan RCA indekslerinin sonuçlarına göre, sektör bazında dokuma-giyim, gıda, içki-tütün, kauçuk, toprak ürünleri ve orman ürünlerinin rekabet gücünün pozitif olduğu saptanmıştır.

Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüklerBölgesel rekabet
Yelda Bugay
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1994
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Modern merkez bankacılığına iki örnek: FED ve Avrupa Merkez Bankası

Tarihi günümüzden yaklaşık olarak iki yüz elli yıl öncesine kadar giden merkez bankacılığı olgusu son elli yıl içerisinde çok büyük bir değişim ve gelişim göstermiştir. Bu değişim kapitalist dünyanın yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığından, Büyük Bunalım'dan ve sonrasında yaşanan pek çok iktisadi şoktan dersler çıkarılarak bir gelişime dönüşmüştür. Amerika'da bankacılık alanında yaşanan ve iktisadi yaşamın kanıksanmış bir niteliği haline gelmiş iflaslara bir çözüm olarak kurulan Amerikan Merkez Bankası, FED başlangıçtaki amaçlarına zamanla yenilerini eklemiştir. ?Bankaların bankası? zamanla finansal sistemin istikrarına yoğunlaşmıştır. FED, Federal Rezerv Yasasıyla kendisine verilen ekonomik büyüme, maksimum istihdam ve uzun dönem ılımlı faiz oranları gibi temel hedeflere ancak fiyat istikrarının temin edilmiş olmasıyla ulaşabileceğinin farkındadır. FED kendisine verilen bu hedeflere ulaşmak için kullandığı araçlarda zamanla büyük bir değişim geçirmiştir. FED'in ilk yıllarında en önemli para politikası aracı olan kanuni karşılıklar politikası, önemini kaybederken FED'in deneyimlerinin bir ürünü olarak ortaya çıkan açık piyasa işlemleri bugün en önemli para politikası aracı olmuştur. FED'in deneyimleri Atlantik'in doğu yakasında, birleşik Avrupa'nın ve onun ortak para politikasının en önemli kurumsal yapısı olan Avrupa Merkez Bankası'nın (AMB'nin) oluşumunda bir referans kaynağı olmuştur. AMB, FED'in geçmişte yaşadığı acı deneyimleri yaşamama kararlılığındadır. AMB, FED'den farklı olarak tek bir iktisadi amaca yoğunlaşmıştır: Fiyat istikrarını sağlamak. Her iki merkez bankasının deneyimleri ve yapılanmaları, diğer merkez bankalarına tek bir mesaj vermektedir: Fiyat istikrarı merkez bankalarının birincil önceliğini oluşturmaktadır. Fiyat istikrarı amacına ulaşmanın yolu, daha bağımsız, daha şeffaf, daha hesap verebilir bir merkez bankasından geçmektedir. Avrupa Birliği adaylık sürecindeki Türkiye Merkez Bankası, TCMB bu süreçte sorumlu bir kuruluş olarak, özellikle son yıllarda yaptığı reformlarla bu mesajı almış gözüküyor. Bu tez modern merkez bankacılığının öncü iki kuruluşu FED ve AMB'yi kökenleri açısından, yapısal yönden, para politikası amaçları ve stratejileri açısından incelerken söz konusu merkez bankalarını, merkez bankası bağımsızlığı, şeffaflığı ve hesap verebilirliği açısından mukayeseli bir analize tabi tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Merkez Bankası, FED, Avrupa Merkez Bankası, TCMB, Para Politikası, Döviz Kuru Politikası, Avrupa Bütünleşmesi.

Mitat Karadağ
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası ekonomik sistemi biçimlendiren yeni olgular ve Türkiye`nin uyum sorunları

ÖZET Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler yeni ve ileri bir toplumsal dönüşüme geçişin temellerini oluşturmakta ve bilgi toplumu olarak nitelendirilen yeni bir toplum yapısının nesnel koşullarını hazırlamaktadır. Enformatik teknoloji denilen teknolojinin yeni biçimi, bir toplum düşenini oluşturan tüm kurumsal yapıları, toplumsal ilişkileri ve siyasal sistemleri değişikliğe uğratmaktadır. Günümüz gelişmiş sınai toplumlarında ortaya çıkan, ancak gelişmekte olan ülkelerinde kayıtsız kalamadığı hızlı teknolojik gelişmeler, üretim sistemlerinde de köklü bir değişime neden olmuştur, üretim sistemi ve organizasyonunda ve iş örgütlenmesinde ortaya çıkan yeni oluşumlar, emek-sermaye ilişkileri, para-kredi mekanizmaları, pazar yapısı ve rekabet biçimleri ile devletin rolü ve dünya ekonomisiyle ilişkilerin aldığı görünümler, bu değişim sürecinin oldukça yeni bir alanı içine aldığını göstermektedir. Enformatik teknoloji denilen mikroelek troniğin bilgiyi, parayı, sermayeyi, üretim ve malları dünya ölçüsünde daha yoğun ve daha hızlı dağıtım etkisiyle birlikte oluşan ul uslararası 1 aşmada globalleşme olgusunu beraberinde getirmiştir. Gî obal i z asyon daha önceki dönemlerde de örnekleri var olan basit bir uîusl ararasılaşraa süreci değildir. Onun ötesinde bir u luslaraşırı 1 aşma sürecidir. Bu süreçten en cok etkilenecek olan ülkeler ise gelişmesini henüz tamamlamamış olan ülkelerdir. Türkiye'de bu ülkelerden biridir.« I Dolayısıyla bu çalışma, son yirmi yılda dünya ülkelerinde ortaya çıkan radikal ekonomik ve teknolojik değişmeleri irdelemeyi amaçlamaktadır. Az gelişmiş ülkelerin gelişmeler karşısındaki durumu incelenmektedir. Yine, hu kapsamda Türkiye'de rekabetçi piyasa koşullarında ekonomiyi dışa açma ve dünya ekonomisiyle bütünleştirme yönünde gerçekleştirilen dönüşümün, ne ölçüde günümüzde bilim ve teknoloji alanında meydana gelen gelişmelerin niteliklerine uyduğu dikkatle irdelenmektedir. Türkiye'nin yeni sürece adapte olabilmesi için mevcut sanayi yapısı ve teknoloji politikası konularında neler yapması gerektiği hususu üzerinde durulmaktadır.

Ekonomik bütünleşmeEkonomik sistemlerKüreselleşme+2
Belgin Harman
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1996
00
DoktoraAçık ErişimTR

Finansal derinleşmenin ekonomik performans üzerine etkileri: Teori ve Türkiye uygulaması

Bu çalışmada finansal derinleşme ve iktisadi büyüme ilişkisi incelenmektedir. Bunun için öncelikle finansal gelişme ? iktisadi büyüme alanında yapılmış olan teorik çalışmalar gözden geçirilmiştir. Bu bağlamda finans ? büyüme literatürüne temel teşkil eden çalışmalar, finansal baskı okuluna ait çalışmalar ve nihayet finansal gelişme ve iktisadi büyüme ilişkisini içsel büyüme teorileri çerçevesinde inceleyen çalışmalar ele alınmıştır. Teorik gözden geçirme yapıldıktan sonra, 21 adet yükselen ekonominin 1975 - 2004 dönemine ait panel veri seti kullanılarak ve dinamik panel için geliştirilmiş genelleştirilmiş momentler yöntemi uygulayarak, finansal piyasaları temsil etmek üzere hisse senedi piyasaları ve bankaların iktisadi büyüme üzerindeki etkileri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, finansal gelişmenin iktisadi büyümeden bağımsız olduğu hipotezini reddetmekte ve hisse senedi piyasaları ve bankaların büyümeyi pozitif yönde etkilediğini göstermektedir. Bulgularda göze çarpan bir husus, bankaların büyüme üzerindeki etkisinin hisse senedi piyasalarının etkisinden daha büyük olduğudur. Bu sonuç gelişmekte olan ekonomiler için teoriye uygun niteliktedir. Çalışmamızın son bölümünde Türkiye'de finansal piyasaların gelişme ve dolayısıyla derinleşme süreci ele alınmıştır. Bu bağlamda Türkiye'de finansal derinleşmenin gerçekleşip gerçekleşmediği ve eğer finansal piyasalarda derinleşme gerçekleştiyse, teoride ileri sürüldüğü gibi bu derinleşmenin etkilerinin iktisadi büyümeye yansıyıp yansımadığı araştırılmıştır. Araştırma sonuçları Türkiye'de finansal serbestleşme döneminde derinleşmenin sağlandığını ancak mali baskınlığın yüksek olması nedeniyle bunun etkisinin, ekonominin reel kesimine yansımadığını göstermektedir. Türkiye'ye ve 1987-2006 dönemine ilişkin veri seti kullanılarak yapılan eşbütünleşme testi sonuçları da bu bulgularımızı destekler niteliktedir.Anahtar Kelimeler: Finansal Derinleşme, İktisadi Büyüme, Zaman Serisi Analizi, Panel Veri Analizi

Asuman Oktayer
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

İktisatta zaman ve spekülasyon

Bu çalısmada zaman, spekülatif faaliyetlerin içerisinde üç farklı formda gözlemlenmektedir. lk zaman formuna göre, zaman iktisadi ajanlara bilgi saglayan bir varlıktır. Bu bakımdan zaman içerisinde eylem veya eylemsizlik arasında bilgi saglama açısından farklılık yoktur. kinci formda zaman içseldir ve iktisadi seçimlerin zamanlaması biyolojik, psikolojik, entellektüel faktörlerin yanı sıra, olası seçeneklerin tasıdıkları özelliklerine, sayılarına ve getirilerine baglıdır. Üçüncü ve son bakıs açısı zamanın bazı ajanlarca dinamik spekülatif faaliyetlerde veya ataklarda diger ajanların piyasa davranıslarını etkilemeye yönelik bir araç olarak kullanılan dıssal bir faktör oldugunu iddia eder. Zamanın üç ayrı biçimi hisse senedi piyasasına odaklı temsili spekülatörün davranıs modellemesinde kullanılmıstır. Modellemeye baslamadan önce spekülatif piyasaların yapısına iliskin yaygın finans literatürün iddiaları ve bunun aksi yönündeki bulgular incelenmistir. Ayrıca, MKB'yi de kapsayan uluslararası piyasalarda getirilerin hafıza yapısı ve getiri dagılımlarının normalligi analiz edilmistir. Elde edilen bulgular dogrultusunda basit spekülasyon modelleri kurulmustur. Bu modellerden ilki (beklentilere dayalı spekülasyon), fiyat beklentilerine ve piyasa getirilerinin uzun dönem hafızasına dayalıdır. Daha sonra model, temsili spekülatörün diger ajanlara karsı stratejik davranabilmesine izin verecek biçimde genisletilmistir. Modeller olusturulduktan sonra, beklentilere dayalı spekülasyon modelinin karlılıgı uluslararası hisse senedi piyasalarında test edilmistir. Dinamik spekülasyonun karlılıgı ise yapay piyasa ortamında test edilmis ve bu yöntemlerin anlamlı düzeyde asırı kazanç sagladıgı gözlenmistir. Yapay piyasanın daha gerçekçi hale getirilmesi için iki ayrı test yardımıyla sıradan yatırımcıların risk/getiri egilimleri ve finansal kararlarının zaman yapısı analiz edilmis, elde edilen sonuçlara dayalı olarak yapay piyasada spekülatör olmayan yatırımcıların davranısları modellenmistir. Son olarak, spekülatif davranısın fiyat istikrarı üzerindeki etkisi incelenmistir. Sonuçlarımıza göre, hisse senedi getirilerinin yüksek volatilite tasıdıgı dönemlerde piyasada sıradan yatırımcılar ve söylenti yatırımcılarının en etkin gruplar oldugu gözlenmistir. Anahtar Kelimeler: reel zaman, spekülasyon, uzun dönem hafıza, reaksiyon zamanı, yapay piyasa

Ekonomi teorileriFinans
Atahan Çelebi
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Convergence analysis European Unity versus Turkey

IV SUMMARY OF THE STUDY This study aims at. examining the theory of economic integration and its problems by taking into the consideration the experiences ot the European Community. For this purpose, the study firstly concentrates on the theoretical concepts under the framework of the neoclassical trade theory and then on the practical concepts under the principle of convergence criteria. The principle of convergence is based on the coraparision of nominal and real indicators among the member countries. In the study, main nominal indicators of convergence ar& inflation rates, long term interest rates, exchange rates ana public deficits. Main real indicators of convergence are GNP per capita, real GDP per capita and unemployment level. In the final analysis, the study evaluates the problems of convergence criteria in the EC in accordance with Turkey which is now at. the stage of customs union. Then, same method, that is comparision of nominal and real measures, is also applied to Turkey in order to understand better the present situation.

European CommunityEconomic integration
Hüseyin Mualla Yüceol
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1996
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Heterodoks istikrar programlarının İsrail uygulaması

VII ÖZET 1970'li yılların başında dünya çapında karşılaşılan enflasyon ve ödemeler dengesi sorunları tüm ülkeleri etkilemiştir. Bu nedenle, özellikle gelişmekte olan bir çok ülke için ekonomik istikrarın sağlanması temel amaç olmuştur. Bu sorunlarla karşılaşılan ülkelerde değişik zamanlarda istikrar programları uygulamaya konulmuştur. İstikrar programının sınıflandırılması, programın amaçları ve bu amaçlara ulaşabilmek amacıyla kullanılan politika araçlarına göre yapılmaktadır. 1950'li yulardan 1980'li yılların ortalarına kadar gelişmekte olan ülkelerde özellikle Latin Amerika ülkelerinde uygulanan istikrar programları, "Ortodoks İstikrar Programlan" olarak adlandırılmaktadır. Heterodoks istikrar programları, 1985 yılı ortalarında Ortodoks istikrar programlarının, uygulandığı ülkelerde başarısızlıkla sonuçlanması nedeniyle ortodoks yaklaşıma alternatif bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. Heterodoks istikrar programlarının üretim ve istihdam cinsinden maliyetlerinin düşük olması sebebiyle enflasyonu düşürmede daha başarılı olduğu söylenebilir. İsrail istikrar programı (Temmuz 1985), heterodoks istikrar programları uygulamasının başarılı bir örneği olarak kabul edilebilir. Bu çalışmanın amacı, istikrar programlarının genel olarak, heterodoks istikrar programları ve İsrail deneyiminin ayrıntılı bir şekilde incelenmesidir.

EkonomiEkonomik istikrarHeterodoks istikrar programları+2
Bilge Köksel
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1997
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tasarım ekonomisi

nsanlık tarihiyle baslayan tasarım olgusu 20.yy'a gelindiginde endüstrinin bir parçası olmus ve bilim dalı olarak kabul edilmeye baslanmıstır. Tasarım, endüstri ürünleri tasarımı, çevresel tasarım, tekstil, mimari, mühendislik, iletisim, grafik ve ambalaj, vb. olmak genis bir yelpazeyi kapsar. Günümüzde de artık tasarımın degeriyle birlikte tasarımın yönetilme konuları üzerinde çalısılmaktadır. Tasarımın degeri kültür, politika ve ekonomi gibi farklı alanlarda tartısılıp, degerlendirilmektedir. Bu tez çalısmasında tasarım ekonomik açıdan degerlendirilmektir. Çalısmanın amacı tasarımın ekonomik boyutunu ortaya koyarak mikro ve makro çerçevede degerini belirlemektir. Bunun için öncelikle Dünya'da yapılan çalısmalar incelenmis ve tasarımın ekonomik boyutuyla ilgili olusturulan modeller sunulmustur. Teorik anlamda yapılan çalısmalar pratik uygulamalardan örnekler verilerek desteklenmistir. Dünyada tasarımın ekonomilerdeki degerini fark eden birçok ülkede tasarımı desteklemek ve etkin olarak kullanımını saglamak için resmi tasarım destek programları ile tasarım politikaları uygulanıp, akademik çalısmalar yapılırken Türkiye'de bu konuyla ilgili yok denecek kadar az çalısma vardır. Bunlarda konunun belli kısımları üzerinde kısıtlı derecede durmaktadır. Disiplinler arası çalısma gerektiren bu konuya Türkiye'de iktisatçıların ve kurulusların ilgi göstermemesi tasarımın ekonomik ayagının eksik kalmasına ve tasarımın degerinin yeterince fark edilememesine sebep olmaktadır. Bu tezin amacı bu boslugu doldurmak adına bir adım atarak tasarımın ekonomik boyutunun derlendigi ilk çalısmalardan biri olmak ve Türkiye'de bu konuyla ilgili yapılacak çalısmalara yön göstermektir. Anahtar Kelimeler: Tasarım ekonomisi, tasarımın gücü, tasarım ve inovasyon, tasarımın degeri, rekabet.

RekabetTasarım
Eda Bohur
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neoklasik iktisat, davranışsal iktisat ve İslam iktisadında rasyonellik ve sınırlı rasyonellik kavramları ve bu kavramların farklılaşması

İktisat ve psikoloji biliminin birleşimiyle oluşan davranışsal iktisat, son dönemde varsayımları ile dikkat çekmektedir. İktisat biliminin ana ayaklarından birini oluşturan Neoklasik iktisadın savunduğu rasyonel birey kavramı davranışsal iktisatla birlikte yeniden gündeme gelmiştir. Rasyonel birey yaklaşımında, iktisadi sistemin parçası olan tüketicilerin davranışlarını incelenirken bireyin birçok duygusu göz ardı edilir. Halbuki davranışsal iktisat insanı, onu var eden duygularıyla beraber herhangi bir kısıtlama yapmadan araştırmalarına dahil etmiştir. Yapılan bu güncel çalışmalar doğrultusunda iktisat bilimi, insanın sosyal hayatını ve davranışlarını inceleyen psikoloji ve sosyoloji gibi disiplinlerle, insan hayatına yön veren dini inançlarla doğrudan ya da dolaylı bir bağlantı kurarak, insanların karakterlerinin birbirinden farklı olduğunu ve bu farklılıkları iktisadi kararlarına yansıttıklarını göstermiştir. İktisadi durumlarda etik ve ahlaki değerler ile dini inanç ve piyasa uyum içinde olduğundan, toplumun refahı ve adil bölüşüm gibi konular da fonksiyonda yer almalıdır. Aynı şekilde davranışsal iktisadın teorileri de iktisadi analizlere dahil edilmelidir. Böylelikle iktisadi olayların daha anlaşılır olmasına ve daha iyi analizinin yapılmasına imkan sağlanacaktır.

Davranışsal ekonomiKavramlarRasyonellik+3
Bilge Başargan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Organik tarım ve ekolojik inovasyon: Global Malmquist Luenberger Endeks yaklaşımı

Organik tarım, küresel dünyada sadece sektör olarak nitelendirilmekten ziyade teknoloji ile birleşerek, insani gıda ihtiyaçlarının karşılanmasında da önemli bir yöntem olarak kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmanın içeriğinde öncelikle teknolojinin inovasyon haliyle bilimsel dünyaya kazandırılması ve daha sonrasında tarımın çevreyi koruyucu yöntemlerle geliştirilmesindeki önemi açıklanmıştır. Çalışmanın amacı ise organik tarımın ekolojik inovasyonlarla ilerleyerek verimlilikte artış sağladığını göstermek ve amonyak emisyonu salınımında azalış sağladığını uygulanan analiz yöntemi ile somut olarak ortaya koymaktır. Tarımın ekolojik inovasyonla birleşerek organik tarıma dönüşmesini ve amonyak emisyon oranını ile tüketim izlerini azaltıcı etki oluşturan girdileri analiz yöntemi ile göstermesi ise literatüre olan katkısıdır. Çalışmada organik tarım üzerinde uygulanan ekolojik inovasyonların ekonomik ve sosyal kalkınmadaki etkisi araştırılarak pozitif yönde bir ivme kazandırdığı görülmüştür. Avrupa Birliği'ne üye olan ülkelerin amonyak emisyon oranları da incelenerek analize dâhil edilmiş ve bu oranların azalması için organik tarım ve ekolojik inovasyonlar çözüm önerisi olarak sunulmuştur. Seçilen 25 ülkenin 2013-2020 yılları arasındaki verileri belirlenen değişkenlere göre alınmış ve Global Malmquist Luenberger Toplam Faktör Endeksi analiz yöntemi ile incelenmiştir. Araştırmaların sonucunda ise inovasyonlarla gelişen organik tarımın uygulandığı ülkelerde ekonomik büyümeye olumlu katkı sağlarken, güvenli gıda oluşumunu da gerçekleştirdiği görülmüştür. Gıda güvenliği, çevre koruması ve insan sağlığı gibi konulara odaklanarak organik tarımın sürdürülebilir döngü için gerekli olduğu ve tarım sektöründe önemli bir amaç ve yöntem olarak kabul edildiği kanaatine çalışmanın sonunda ulaşılmıştır.

Amonyak emisyonuEko inovasyonEkoloji+4
Gül Altay
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelişmekte olan ülkelerde dış borç sorunu ve Türkiye incelemesi

Gelismekte olan ülkelerin temel hedeflerinden en önemlisi sürdürülebilir ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı gerçeklestirebilmektir. Bu amaca ulasabilmek için, bulmakta problem yasadıkları sermayenin, dolayısıyla buna baglı olan yatırımların ve istihdamın yükseltilmesi gerekir. Ekonomik gelismenin saglanmasında, yatırımların ve ihracatın artmasında, dıs borçlar önemli bir role sahiptir. Ancak ülke içi kaynakların yetersiz kaldıgı durumlarda diger ülkeler, uluslararası banka ve kurumlardan kaynak temin edilebilir. Gelismekte olan ülkelerdeki temel sorun sermaye birikimi yetersizligidir, bir baska deyisle, birikimleri azdır. Birçok gelismekte olan ülke için yatırımları arttırmanın çözümü dıs borçlardır. Artan dıs borçlar ve bunların ödenmesi ekonomiyi çok ciddi problemlerle karsı karsıya getirebilmektedir, bunun sonucu olarakta makroekonomik ve finansal istikrarsızlık ortaya çıkabilmektedir. Bu çalısmada genel olarak gelismekte olan ülkelerde dıs borç sorunu incelenecektir. Gelismis ülkelerden gelismekte olan ülkelere verilen dıs borçların miktarındaki artısın arkasında yatan nedenler ve bunun sonuçları özellikle vurgulanmıstır. Dıs borçlanma sorununu anlayabilmek için bir bakıs açısı olusturmaya çalısacagım ilk iki bölümde ilgili terimleri, tanımları ve Bretten Woods sisteminden sonraki dönemde dıs borçların gelisimini inceleyecegim. Kalan bölümlerde, dıs borç sorunu durum bazında çesitli ülkelerden alınan datalar ve çözüm önerilerinin tartısılması ile geçecektir. Ayrı bir bölümde Türkiye'deki dıs borç sorunu detaylı bir sekilde incelenecektir. Anahtar Kelimeler : Dıs Borç, Dıs Yardım, IMF, Dıs Borç Servisi

Önder Özbek
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de kronik yoksulluğun belirleyicileri üzerine bir analiz

Yoksulluk, geçmişten bugüne dek, bütün toplumların karşı karşıya kaldığı temel sorunlardan biridir. Yoksulluk, genellikle gelire dayalı bir anlayış olarak ifade edilse de, sosyal ve kültürel faktörleri de içeren çok boyutlu bir anlayışı da içerisinde barındırmaktadır. Ancak yoksulluğun bir diğer önemli boyutu da zamana yöneliktir. Bireylerin yalnızca bir dönemdeki yoksulluk durumlarının incelenmesi, bireylerin gerçek yoksunluklarının anlaşılmasında yetersiz kalır. Oysa yoksulluk kavramının dinamik bir yapıda incelenmesi, bir diğer deyişle bireylerin yoksulluğunun geçici mi yoksa kronik mi olduğu, yoksulluk hakkında daha anlamlı çıkarsamalar yapılabilmesine olanak verir. Yoksulluk olgusuna dinamik bir bakış açısıyla yaklaşan bu çalışma, Türkiye'de kronik yoksulluğun temel belirleyicilerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmada, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasının 2015-2018 yılları arası mikro panel verileri kullanılarak, kronik yoksulluğun belirleyicileri rassal etkili panel sıralı logit model ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, bireylerin yaşı ilerledikçe, eğitim düzeyi arttıkça, sağlık durumları iyileştikçe, çalışıyor durumda oldukça geçici ve kronik yoksul olma olasılıklarının azaldığı; geçinebilme durumları zorlaştıkça geçici ve kronik yoksul olma olasılıklarının ise arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, kadınların erkeklere göre geçici ve kronik yoksul olma olasılıklarının daha az, evli olan bireylerin ise bekarlara göre geçici ve kronik yoksul olma olasılıklarının daha fazla olduğu görülmüştür.

Panel veri modelleriSıralı logitYoksulluk
Betül Sağlam
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kayıt dışı ekonomi ve vergi kaybı

Bu gün kayıt dışı ekonomi hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir toplumsal sorun olarak gündeme gelmektedir. Kayıt dışı ekonomik faaliyetler kamu finansmanının en önemli kalemi olan vergi gelirlerinde büyük bir aşınmaya neden olmaktadır. Kamu gelirlerinde kayıplara neden olan kayıt dışı ekonomi makro ekonomik göstergelerin sağlıklı olmasını engellediğinden dolayı uygulanılan ekonomi politikalarınında başarısını olumsuz yönde etkilemektedir.Bu tez çalışmasında Türkiye' de çok büyük boyutlara ulaşan kayıt dışı ekonomi irdelenmiştir. Çalışmanın amacı kayıt dışı ekonomiyi tüm yönleriyle inceleyip, kayıt dışı ekonomik faaliyetlerin oluşmasının nedenlerini ortaya koymak ve devletin kayıt dışı ekonomi nedeniyle uğradığı vergi kaybını tespit etmeye çalışmaktır.Bu çalışmada kayıt dışı ekonominin vergisel boyutuna ağırlık verilmiştir. Fakat kayıt dışı ekonomi sadece vergi kaybına neden olmamaktadır, bunun dışında kayıt dışı ekonomi verimlilik artışı sağlanması, adil rekabet ortamının yaratılması, doğru iktsadi politikaların oluşturulması ve ekonominin gerçek büyüme potansiyelinin yakalanmasını da engellemektedir. Bu nedenle çalışmanın son bölümlerinde kayıt dışı ekonomi ile mücade için çözüm önerileri sunulmuştur ve dünyadaki kayıt dışı ekonomi ile mücadelede kullanılan yöntemlerden örnekler verilmiştir.Anahtar Kelimeler : Kayıt Dışı, Vergi Kaybı

Canan Ermiş
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Banka birleşmeleri Türkiye için bir değerlendirme

Bu çalışmada bir tür şirket birleşmesi olan banka birleşmelerinin türleri,banka birleşmelerini anlatan hipotezlerle açıklanmış olup, yapılan birleşmelerinsonrasında oluşabilecek sonuçlar araştırılmıştır. Dünyada bankacılık sektörünübirleşmelere yönelten sebepler irdelenmiş, yaşanan birleşmeler nedenleri ve sonuçlarıbakımından incelenmiştir. Türkiye'de yaşanan birleşmeler de yıllar itibariylearaştırılmış olup, yapılan birleşmelerin sonuçlarının ne kadar ve hangi koşullardabaşarılı olabileceği konusunda sonuç alabilmek için önemli birleşme faaliyetleriaraştırılmıştır. Dünyada yapılan birleşmelerin gelişmekte olan ülkelerde yaşanankrizlerden sonra mali yapıdaki bozukluk nedeniyle yapıldığı, gelişmiş piyasalara isepazar payını arttırma, rekabet gücünü arttırma, ölçek-alan ekonomilerindenyararlanma gibi nedenlerle yapıldığı sonucuna varılmıştır. Yapılan araştırmasonucunda gelişmekte olan ülkeler arasında olan Türkiye'de de birleşmelerin,genellikle yaşanan krizlerden sonra devlet müdahalesiyle bankaların maliyapılarındaki bozukluk nedeniyle yaşandığı, 2001 yılından sonra özel bankalarınpazar payını arttırma, rekabet gücünü arttırma gibi nedenlerle devlet müdahalesiolmadan birleştiği görülmüştür ve yapılan bu birleşmelerin sonuçlarının devlettarafından yapılan birleşmelere göre daha başarılı olduğu tespit edilmiştir. Hazırlananbu tezde konu ile ilgili teorik çalışmalardan yararlanılmıştır.Anahtar kelimeler: Banka, birleşme, dünya, ülke, kriz.

Nur Işık
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de ücret ? üretim ilişkisine doğrusal olmayan eşbütünleşme analizi ile yaklaşım

Ekonometrik modellerin temel amaçlarından biri olan doğru öngörülere ulaşmak ancak modelin doğru kurulması ile olabileceği için doğrusallık varsayımı ile kurulan modellerle istenilen amaca ulaşılamamış ve doğrusal olmayan modeller ve bunların katsayı tahminleri üzerine çalışmalar yapılmıştır. 20 yy'ın ilk yarısında doğrusal olmayan modellerin gerekliliği ve tahmini üzerine yapılan çalışmalar olmakla birlikte konjonktürel dalgalanmaların açıklanabilmesi ve finansal zaman serileri analizlerinin yapılabilmesi için doğrusal olmayan zaman serisi modelleri kullanılması gerekliliği net bir biçimde anlaşılmıştır. Bu noktada öne çıkan çalışmalar ise TAR (Threshold Autoregressive) ve STAR (Smooth Transition Autoregressive) modelleridir.Çalışma, sanayi üretim endeksi ile reel ücretler arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Bu değişkenlerin Türkiye'de dorusal olmayan bir yapı sergilediği varsayımından hareket edilerek analiz yapılma yoluna gidilmiştir. Bu varsayım doğrultusunda da teorilerin sınanması ve geliştirilmesinin ancak doğrusal olmayan modeller aracılığı ile mümkün olabileceği varsayılmaktadır.Bu yöntemler üç ana başlık altında incelenmiştir. İlk olarak tek değişkenli doğrusal olmayan zaman serileri modelleri hakkında bilgi verilmektedir. İkinci aşamada doğrusal olmayan zaman serilerinin durağanlık analizi ve doğrusal olmayan zaman serilerinde eşbütünleşme analizi ayrıntılı bir biçimde incelenmektedir. Bu kapsam doğrultusunda teorik açıklamalar yapıldıktan sonra uygulama kısmında ise literatür taraması ve incelenen değişkenler arasındaki ilişki geleneksel birim kök testlerinin yanı sıra TAR birim kök sınaması ve sonrasında TAR eşbütünleşme analizi ile test edilmiştir.

Doğrusal olmayan modellerTAR modeliÜretim
Elçin Aykaç Alp
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genişbant telekom politikası ve oyun teorisi çerçevesinde analizi

Günlük yaşamı ve ekonomik faaliyetleri doğrudan ve dolaylı olarak pozitif yönde etkileyen genişbant internetin kullanımının yaygınlaştırılması sosyal refahı önemli derece yükseltmektedir. Bu nedenle otorite kurumların genişbant internetin yaygınlaştırılmasını, genişbant altyapısının tüm ülke geneline yayılmasını ve uygun bir fiyattan sunulmasını sağlamak için uygun politikalar yürütmesi gerekir. Genişbant altyapısının yaygınlaştırılması ve operatörler arasında rekabetin tesis edilmesi için temel anlamda hizmete dayalı ve altyapıya dayalı rekabet olmak üzere iki tür politika mevcuttur. Ayrıca genişbantın yüksek maliyetli kırsal bölgelerde de ödenebilir bir fiyattan sunulmasını sağlamak için otorite kurumun uyguladığı evrensel hizmet politikası mevcuttur. Yatırımın ilk sabit ve batık maliyetinin yüksek olduğu genişbant telekom sektöründe altyapı açısından alternatif teknolojinin olmadığı zamanlarda hizmete dayalı rekabet modeli ile başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Ancak teknoloji geliştikçe yatırımın ilk sabit ve batık maliyeti düşmüş ve altyapıda kullanılan alternatif yeni teknolojiler gelişmiştir. Bu gelişmeler beraberinde altyapıya dayalı rekabet modelinin uygulanmasını gerektirmekte ancak genişbant sektörünün dinamik yapısı ve müdahale edilebilecek parametrelerin çokluğu bu alanda bu alanda uygun model geliştirmeyi ve politika yapmayı zorlaştırmaktadır. Bu çalışmada da otorite kurumun uygulaması gereken rekabet modeli ve stratejileri oyun teorisi çerçevesinde analiz edilmiştir. Bunun için öncelikle piyasa oyuncuları ve stratejileri belirlenmiş ve bu oyuncular arasındaki strateji seçimi ve rekabet analiz edilerek oyunun dengesi bulunmaya çalışılmıştır. Piyasa oyuncularının olası stratejileri dikkate alınarak farklı oyun modelleri kurulmuş ve oyunun dengesi bulunmuştur. Bulunan oyun dengesi analiz edilerek piyasa açısından dengede en uygun sonucun ortaya çıkması için otorite kurumun hangi parametrelere müdahale etmesi gerektiği ve uygulaması gereken stratejiler belirlenmeye çalışılmıştır. Ölçek ve kapsam ekonomilerinin yoğun olduğu genişbant telekom sektöründe piyasanın kendi haline bırakılması ile doğal tekelin oluşmayacağı; bu nedenle uygun rekabet ortamının oluşturulması, genişbant kullanımının yaygınlaştırılması ve regülasyon maliyetinin minimize edilmesi için altyapıya dayalı rekabet modelinin otorite kurum tarafından uygulanması gerektiği hususu elde edilen önemli sonuçlardandır. Günlük yaşamı ve ekonomik faaliyetleri doğrudan ve dolaylı olarak pozitif yönde etkileyen genişbant internetin kullanımının yaygınlaştırılması sosyal refahı önemli derece yükseltmektedir. Bu nedenle otorite kurumların genişbant internetin yaygınlaştırılmasını, genişbant altyapısının tüm ülke geneline yayılmasını ve uygun bir fiyattan sunulmasını sağlamak için uygun politikalar yürütmesi gerekir. Genişbant altyapısının yaygınlaştırılması ve operatörler arasında rekabetin tesis edilmesi için temel anlamda hizmete dayalı ve altyapıya dayalı rekabet olmak üzere iki tür politika mevcuttur. Ayrıca genişbantın yüksek maliyetli kırsal bölgelerde de ödenebilir bir fiyattan sunulmasını sağlamak için otorite kurumun uyguladığı evrensel hizmet politikası mevcuttur. Yatırımın ilk sabit ve batık maliyetinin yüksek olduğu genişbant telekom sektöründe altyapı açısından alternatif teknolojinin olmadığı zamanlarda hizmete dayalı rekabet modeli ile başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Ancak teknoloji geliştikçe yatırımın ilk sabit ve batık maliyeti düşmüş ve altyapıda kullanılan alternatif yeni teknolojiler gelişmiştir. Bu gelişmeler beraberinde altyapıya dayalı rekabet modelinin uygulanmasını gerektirmekte ancak genişbant sektörünün dinamik yapısı ve müdahale edilebilecek parametrelerin çokluğu bu alanda bu alanda uygun model geliştirmeyi ve politika yapmayı zorlaştırmaktadır. Bu çalışmada da otorite kurumun uygulaması gereken rekabet modeli ve stratejileri oyun teorisi çerçevesinde analiz edilmiştir. Bunun için öncelikle piyasa oyuncuları ve stratejileri belirlenmiş ve bu oyuncular arasındaki strateji seçimi ve rekabet analiz edilerek oyunun dengesi bulunmaya çalışılmıştır. Piyasa oyuncularının olası stratejileri dikkate alınarak farklı oyun modelleri kurulmuş ve oyunun dengesi bulunmuştur. Bulunan oyun dengesi analiz edilerek piyasa açısından dengede en uygun sonucun ortaya çıkması için otorite kurumun hangi parametrelere müdahale etmesi gerektiği ve uygulaması gereken stratejiler belirlenmeye çalışılmıştır. Ölçek ve kapsam ekonomilerinin yoğun olduğu genişbant telekom sektöründe piyasanın kendi haline bırakılması ile doğal tekelin oluşmayacağı; bu nedenle uygun rekabet ortamının oluşturulması, genişbant kullanımının yaygınlaştırılması ve regülasyon maliyetinin minimize edilmesi için altyapıya dayalı rekabet modelinin otorite kurum tarafından uygulanması gerektiği hususu elde edilen önemli sonuçlardandır. Günlük yaşamı ve ekonomik faaliyetleri doğrudan ve dolaylı olarak pozitif yönde etkileyen genişbant internetin kullanımının yaygınlaştırılması sosyal refahı önemli derece yükseltmektedir. Bu nedenle otorite kurumların genişbant internetin yaygınlaştırılmasını, genişbant altyapısının tüm ülke geneline yayılmasını ve uygun bir fiyattan sunulmasını sağlamak için uygun politikalar yürütmesi gerekir. Genişbant altyapısının yaygınlaştırılması ve operatörler arasında rekabetin tesis edilmesi için temel anlamda hizmete dayalı ve altyapıya dayalı rekabet olmak üzere iki tür politika mevcuttur. Ayrıca genişbantın yüksek maliyetli kırsal bölgelerde de ödenebilir bir fiyattan sunulmasını sağlamak için otorite kurumun uyguladığı evrensel hizmet politikası mevcuttur. Yatırımın ilk sabit ve batık maliyetinin yüksek olduğu genişbant telekom sektöründe altyapı açısından alternatif teknolojinin olmadığı zamanlarda hizmete dayalı rekabet modeli ile başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Ancak teknoloji geliştikçe yatırımın ilk sabit ve batık maliyeti düşmüş ve altyapıda kullanılan alternatif yeni teknolojiler gelişmiştir. Bu gelişmeler beraberinde altyapıya dayalı rekabet modelinin uygulanmasını gerektirmekte ancak genişbant sektörünün dinamik yapısı ve müdahale edilebilecek parametrelerin çokluğu bu alanda bu alanda uygun model geliştirmeyi ve politika yapmayı zorlaştırmaktadır. Bu çalışmada da otorite kurumun uygulaması gereken rekabet modeli ve stratejileri oyun teorisi çerçevesinde analiz edilmiştir. Bunun için öncelikle piyasa oyuncuları ve stratejileri belirlenmiş ve bu oyuncular arasındaki strateji seçimi ve rekabet analiz edilerek oyunun dengesi bulunmaya çalışılmıştır. Piyasa oyuncularının olası stratejileri dikkate alınarak farklı oyun modelleri kurulmuş ve oyunun dengesi bulunmuştur. Bulunan oyun dengesi analiz edilerek piyasa açısından dengede en uygun sonucun ortaya çıkması için otorite kurumun hangi parametrelere müdahale etmesi gerektiği ve uygulaması gereken stratejiler belirlenmeye çalışılmıştır. Ölçek ve kapsam ekonomilerinin yoğun olduğu genişbant telekom sektöründe piyasanın kendi haline bırakılması ile doğal tekelin oluşmayacağı; bu nedenle uygun rekabet ortamının oluşturulması, genişbant kullanımının yaygınlaştırılması ve regülasyon maliyetinin minimize edilmesi için altyapıya dayalı rekabet modelinin otorite kurum tarafından uygulanması gerektiği hususu elde edilen önemli sonuçlardandır. Günlük yaşamı ve ekonomik faaliyetleri doğrudan ve dolaylı olarak pozitif yönde etkileyen genişbant internetin kullanımının yaygınlaştırılması sosyal refahı önemli derece yükseltmektedir. Bu nedenle otorite kurumların genişbant internetin yaygınlaştırılmasını, genişbant altyapısının tüm ülke geneline yayılmasını ve uygun bir fiyattan sunulmasını sağlamak için uygun politikalar yürütmesi gerekir. Genişbant altyapısının yaygınlaştırılması ve operatörler arasında rekabetin tesis edilmesi için temel anlamda hizmete dayalı ve altyapıya dayalı rekabet olmak üzere iki tür politika mevcuttur. Ayrıca genişbantın yüksek maliyetli kırsal bölgelerde de ödenebilir bir fiyattan sunulmasını sağlamak için otorite kurumun uyguladığı evrensel hizmet politikası mevcuttur. Yatırımın ilk sabit ve batık maliyetinin yüksek olduğu genişbant telekom sektöründe altyapı açısından alternatif teknolojinin olmadığı zamanlarda hizmete dayalı rekabet modeli ile başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Ancak teknoloji geliştikçe yatırımın ilk sabit ve batık maliyeti düşmüş ve altyapıda kullanılan alternatif yeni teknolojiler gelişmiştir. Bu gelişmeler beraberinde altyapıya dayalı rekabet modelinin uygulanmasını gerektirmekte ancak genişbant sektörünün dinamik yapısı ve müdahale edilebilecek parametrelerin çokluğu bu alanda bu alanda uygun model geliştirmeyi ve politika yapmayı zorlaştırmaktadır. Bu çalışmada da otorite kurumun uygulaması gereken rekabet modeli ve stratejileri oyun teorisi çerçevesinde analiz edilmiştir. Bunun için öncelikle piyasa oyuncuları ve stratejileri belirlenmiş ve bu oyuncular arasındaki strateji seçimi ve rekabet analiz edilerek oyunun dengesi bulunmaya çalışılmıştır. Piyasa oyuncularının olası stratejileri dikkate alınarak farklı oyun modelleri kurulmuş ve oyunun dengesi bulunmuştur. Bulunan oyun dengesi analiz edilerek piyasa açısından dengede en uygun sonucun ortaya çıkması için otorite kurumun hangi parametrelere müdahale etmesi gerektiği ve uygulaması gereken stratejiler belirlenmeye çalışılmıştır. Ölçek ve kapsam ekonomilerinin yoğun olduğu genişbant telekom sektöründe piyasanın kendi haline bırakılması ile doğal tekelin oluşmayacağı; bu nedenle uygun rekabet ortamının oluşturulması, genişbant kullanımının yaygınlaştırılması ve regülasyon maliyetinin minimize edilmesi için altyapıya dayalı rekabet modelinin otorite kurum tarafından uygulanması gerektiği hususu elde edilen önemli sonuçlardandır.

EkonomiTelekomünikasyon politikaları
Hüsamettin Hansu
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Getiri eğrisi tahmini : Teori ve Türkiye piyasası için uygulama

Bu çalışmanın amacı getiri eğrisi teorileri hakkında bilgi vermek, getiri eğrisinin kullanımını açıklamak ve iskontolu bono piyasası için getiri eğrisi tahmin etmektir. Çalışmamızda getiri eğrisi teorilerinden; Beklentiler Teorisi, Likidite Tercihi Teorisi, Piyasa Ayrışması Teorisi ve Tercih Edilmiş Habitat Teorisi anlatılmıştır. Elde edilen eğri şekilleri ve şeklin oluşmasına katkısı olan; beklentiler, risk primi ve konveksite kavramları açıklanmıştır.Uygulama çalışmasında dört farklı yöntem kullanılarak 3 Ocak 2006 ve 2 Mayıs 2008 tarihleri arasında iskontolu bono piyasası için getiri eğrisi tahmini yapılmıştır. Veriler İstanbul Menkul Kıymetler Borsası günlük bültenlerinden getiri ve vadeye kalan günler homojen bir veri seti elde edebilmek için belirli kriterlere göre filtrelenerek elde edilmiştir. Matlab programı kullanılarak Nelson-Siegel, Svensson, Kübik Spline ve Smoothing Kübik Spline Yöntemleri uygulanmıştır. Nelson-Siegel ve Svensson yöntemlerinin parametreleri kısıtlı doğrusal olmayan en küçük kareler optimizasyonu ile bulunmuştur.Uygulanan yöntemlerin performansı hata karelerinden elde edilen Hata Karelerinin Ortalamasının Karekökü, Ortalama Mutlak Hata ve Ağırlıklı Ortalama Mutlak Hata terimleri hesaplanarak kıyaslanmıştır. Yöntemlerin kıyaslanabilmesi için veri içi ve veri dışı tahmin ayrı ayrı gerçekleştirilmiştir. Kıyaslamalar sonucunda veri içi ve veri dışı tahminde en iyi sonucu Smoothing Kübik Spline Yöntemi vermiştir. Parametrik yöntemlerden Svennson Yöntemi Nelson-Siegel yöntemine göre daha iyi sonuçlar üretmiştir.

Coşkun Tarkoçin
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nitelikli işgücünün gayri safi yurtiçi hasılaya etkisi

Ekonomik güç sosyal gücü beslemektedir. İnsanlar ne kadar ekonomik güce sahip iseler sosyal yönlerine o kadar zaman ayırabileceklerdir. Ekonomik gücünü elde edememiş bir insan bunu elde etmek için yeni yöntemleri araştırır, ama bir türlü sosyal yönüne odaklanamaz. Çünkü önce temel ihtiyaçlarını karşılaması gerekir bunları karşıladıktan sonra sosyal aktivitelere zaman ayırabilmektedir ve özel yaşam iş yaşamı dengesini, ancak bu şartlar altında kurabilmektedir. Ülkelerin kalkınabilmeleri için yeni teknolojiler geliştirmeleri şarttır. Bu şart olduğu gibi, bu teknolojileri geliştirmenin en önemli yolu da bu teknolojileri kültürel olarak yaşamaları, hayatlarını buna göre adapte etmeleridir. Teknoloji ise getirdiği her yeni atılım ile ekonomiye yön vermektedir. İşgücü arz edenler istihdam edilirken asgari seviyede ücret verilmesi, personele gelecek güvencesi için sigorta yapılması gerekmektedir. Personelin işyerine gelmek için katlanmak zorunda olduğu yol masrafları ve personelin yemek giderleri karşılanmalıdır. Nitelikli üretim sürecini insanlara faydalı ürünler üretmek üzere harekete geçirmek, kullandıkları ve kullanmak zorunda oldukları fiziksel ve zihinsel yeteneklerinin tamamı olarak tanımlayabiliriz.

Beşeri sermayeEkonomik etkiGayri safi yurtiçi hasıla+5
Osman Hulusi Aydın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa birliği sürecinde emek faktör mobilitesi ve Türkiye

Uluslararası emek göçü artan gelir esitsizlikleri ve azalan göç maliyetleri ile birliktedünya genelinde ülkelerin gündemini her geçen gün daha fazla mesgul etmektedir.Artan bölgesel isbirlikleri de bu göç sürecini hızlandırmaktadır. Bu çalısma AvrupaBirliği'ne (AB) katılma sürecinde olan ülkelerin ve birliğin kendisinin karsılastığıönemli bir iktisadi ve sosyal problem olan uluslararası emek göçünü incelemeyiamaçlamaktadır. Özellikle 2004 Genislemesi ile birlikte AB' nin gerçekte korktuğubasına gelmedi. Görünen her iki tarafından bu ortaya çıkan emek hareketliliğindenkarlı çıktığı seklindedir. Fakat Türkiye'nin nüfus büyüklüğü ve iktisadi kalkınmıslıkdüzeyi ve AB'nin kendi içinde artan sosyal huzursuzlukları, AB'nin bu problemedaha duyarlı yaklasmasına neden olmaktadır. Bu yüzden bu çalısma hem AB hem deTürkiye için önümüzdeki dönemlerde de önemini koruyacak tartısmalı bu konuyuarastırmayı amaçlamaktadır. Türkiye bu süreçte yani AB'ine üyelik sürecinde emekgöçünün getirilerini ve maliyetlerini düsünmek zorundadır. Bu tartısma Türkiye'ninAB üyeliğine bu konuda hazırlıklı olması gerektiğini de göstermektedir. Herseydenönce göçün, özellikle nitelikli emek göçünün, doğuracağı maliyetleri azaltmak içinülkede çalısmanın getirisini artırmak için verimliliği artırıcı politikalar izlenmelidir.Dahası özellikle Türkiye'nin ileri teknoloji gerektiren alanlarda emek açığınıgidermek için mevcut AB ülkelerinden emek göçünü tesvik edici politikalarizlemelidir. Bu doğrultuda yeni üye olan ülkelerin de tecrübelerinden yararlanarakAB'ine giris sürecinde karsılasacağı problemleri asgariye indirecek politikalarizlenmelidir.

Canan Yağız
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Risk yönetiminde riske maruz değer kavramı: Teori ve İMKB üzerine uygulamalar

Finansal riskler özellikle 20. Yüzyılın sonlarından itibaren günümüz finans dünyasını derinden sarsan izler bırakmışlardır. 1990'lı yıllarda meydana gelen finansal skandallar ve finansal krizler neticesinde risk yönetimine olan ilgi artarak riskin ölçülmesine ilişkin yöntemler geliştirilmiştir. Düzenleyici otoritelerin de tavsiyeleri ile riskin ölçülmesinde Riske Maruz Değer Yöntemi en çok kullanılan yöntem haline gelmiştir.Bu çalışmanın amacı, finansal kurumların karşı karşıya oldukları risk türleri hakkında bilgi vermek ve piyasa riski ölçümünde yaygın olarak kullanılan Riske Maruz Değer Yöntemlerini açıklayarak, oluşturulan varsayımsal portföylerin Riske Maruz Değerini tahmin etmektir.Çalışmanın uygulama aşamasında, iki farklı model kurulmuştur. Birinci modelde, IMKB-30 endeksini oluşturan hisse senetlerinden varsayımsal bir portföy oluşturularak söz konusu portföyün, Microsoft Excel programında Varyans-Kovaryans ve Monte Carlo Simülasyon yöntemleriyle Riske Maruz Değeri hesaplanmıştır. İkinci modelde ise IMKB-Tüm Endeksine bağlı bir fona sahip varsayılan bir portföy oluşturulmuş, bu portföyün Microsoft Excel programında Varyans-Kovaryans yöntemi ile Riske Maruz Değeri hesaplanmıştır. İkinci modelde ayrıca seçilen dönemler için ARCH, GARCH, PARCH değerleri hesaplanarak kriz dönemlerinin Riske Maruz Değer değerine yansımaları gözlemlenmiştir.Çalışmada oluşturulan her iki modelin de, riske maruz değer hesabında, piyasalarda volatiliteden kaynaklanan fiyat ve getiri değişimlerini de göz önünde bulunduran modeller olduğu ve maruz kalınan risk hakkında sağlıklı bir tahmin imkanı sağladığı elde edilen sonuçlarla net bir şekilde görülmektedir.Anahtar Kelimeler: VAR (Value at Risk), Varyans-Covaryans Metodu ile VAR Ölçümü, Monte Carlo Simülasyonu Metodu ile VAR Ölçümü, Piyasa Risk Ölçümü, ARCH, GARCH, PARCH

Berkay Emekli
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşme sürecinde A.B.D. ekonomisinin yükselen piyasalar üzerine etkileri: Türkiye örneği

Bu çalışmanın amacı, özellikle son yüzyılda tüm dünyayı etkisi altına alan küreselleşme hareketinin dünya ekonomisinde yarattığı değişimi, Amerika Birleşik Devletleri ve gelişmekte olan ekonomiler ekseninde incelemektir. Çalışmada, küreselleşme sürecinin başlangıcından günümüze dek dünya ekonomisinde yarattığı değişim ve bu değişimin olumlu/olumusuz yönleri ortaya konmakta ve bunların sonuçları analiz edilmektdir.Küreselleşme sürecinin son yüz yılda önümüze getirdiği en önemli gelişme, kuşkusuz, değişen merkez-çevre ilişkileri ve tek kutuplu dünya düzenidir. Oluşan yeni düzenin en önemli aktörü konumundaki Amerika Birleşik Devletleri'nin diğer ülkeler ile olan ilişkileri ve bu ilişkiler neticesinde dünya ekonomisinde gözlenen dengesizlikler, çalışmanın temel araştırma konuları arasında yer almaktadır.Dünya ekonomisinin yeni gündemi haline gelen küresel dengesizlikler sürecinde, iktisat literatüründe kendine önemli bir yer edinen yükselen piyasa ekonomileri, Türkiye'nin de bu kapsama dahil ülkelerden biri olması sebebi ile çalışmanın içeriğine dahil edilmiştir. Küreselleşme sürecinden önemli kazanımlar elde ettiği düşünülen, bununla birlikte iktisat tarihinde sıklıkla ekonomik kriz ve bunalımlara maruz kaldığı gözlenen yükselen piyasa ekonomilerinin küreselleşme karşısındaki çaresizliği ve bu resmin bir parçası olma arzusunun altında yatan sebepler, ilgili bölümde detayları ile ele alınmaktadır.Çalışmanın kapsamına dahil eden konular ortaya koymaktadır ki, dünya ekonomisinde son yüzyılda küreselleşme hareketinin temel varsayımlarından bir tanesi olan tek pazar fikrine ulaşmada önemli aşamalar kaydedilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular, sürecin başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere sanayileşmiş ülkeler ve gelişmekte olan ekonomiler için faklı sonuçlar ve sorunlar ürettiğini doğrular niteliktedir.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Küresel Dengesizlikler, Amerika Birleşik Devletleri, Yükselen Piyasa Ekonomileri

Ekonomik analiz
Ahmet Talat Karasu
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
DoktoraAçık ErişimTR

Reel iş çevrim kuramı

ÖZETREEL Ş ÇEVR M KURAMIAli ACARAVCIDoktora Tezi, ktisat Anabilim DalıDanışman: Prof. Dr. Erhan YILDIRIMEylül 2006, 140 sayfaReel ş Çevrim (RBC) kuramına göre ekonomik faaliyetteki dalgalanmalar,ekonomik ajanların verimliliğe gelen stokastik şoklara verdiği optimal tepkilersonucunda ortaya çıkmaktadır. Dışsal verimlilik şokları ve dönemlerarası ikame, itkimekanizması ve yayılma mekanizmasını oluşturmaktadır. Genişletilmiş Reel ş Çevrim(ARBC) Modelleri, ilk RBC modellerindeki yetersizlikleri ortadan kaldırmak içingeliştirilmiştir.RBC yaklaşımı, stilize gerçekler olarak adlandırılan çevrimlerin nitelözellikleriyle ilgilenmektedir. Türkiye imalat sanayiinde, istihdam, reel ücretler veişgücü üretkenliği, çevrimle aynı yönde hareket etmektedir. Fiyatlar ve enflasyon,çevrimle ters yönde hareket etmektedir. Bu gözlemler, RBC kuramının beklentileri iletutarlıdır.Türkiye ekonomisindeki iş çevrimleri, stokastik genel denge modelleriyle analizedilmiştir. Standart reel iş çevrim modelinin (King, Plosser ve Rebelo, 1988) açıklamagücü düşüktür. Bölünemez işgücü (Hansen, 1985) ve nakit-avans kısıtlı (Cooley veHansen, 1989) iş çevrim modellerinin benzetim sonuçları, standart modelden dahaiyidir. Maliye politikasıyla genişletilmiş RBC modeli (Baxter ve King, 1993), gerçekverilerdeki göreceli değişkenliklere en yakın sonuçlara sahiptir.Anahtar Kelimeler: ş Çevrimi, Stilize Gerçekler, Türkiye Ekonomisi, Kalibrasyon,Hesaplanabilir Deney.

Ali Acaravcı
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bölgesel/yerel kalkınma, bölgesel gelişme için bir model

iÖZETBÖLGESEL/YEREL KALKINMA, BÖLGESEL GELİŞME İÇİN BİR MODELAKTAKAS, Başak GülYüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim DalıTez Danışmanı: Yrd.Doç.Dr.Yelda TEKGÜLEylül 2006, 189 sayfaİkinci Dünya Savaşından sonra önem kazanan bölgesel kalkınma kavramıekonomi literatürüne girmiş, iktisadi ve sosyal kalkınma sorunu mekansal bir boyutkazanmıştır.Bölgesel Kalkınma Yaklaşımı, ekonomik coğrafyanın adil dağılım göstermemesisonucunda ortaya çıkarken, metropol bölge, kent-kasaba ve köy gibi yerleşmehiyerarşisinin biçimlenmesi ile toplumların gündemine girmiştir. Mevcut hiyerarşi deyer yer bölgeden yerele yani daha da içe gidilmesi gerektiğini ortaya çıkaran bir yerelkalkınma ihtiyacını doğurmuştur. Yani bütünün farklı parçalarını oluşturan küçükparçaların önemi ortaya çıkmıştır ve artık tüm bu gelişme farklarını giderme ihtiyacıkaçınılmaz olmuştur. Bu anlamda yeni bir kavram olan yönetişim, yerel kalkınma içinönemli bir yer teşkil etmektedir. Bölgesel/yerel kalkınma kapsamında kırsal kalkınmakonusu da ihmal edilmemiş, konu içerisinde yerini almıştır. Özellikle Avrupa Birliği veOECD'nin gündeminde önemi itibariyle yerini almış olan bölgesel ve yerel kalkınmadafonlar, finansal kaynağı oluşturmaktadır. Mevcut yerleşme hiyerarşisinde ortaya çıkandezavantajlı bölgelere istihdam ve ekonomik kalkınma için kaynak sağlanmaktadır.Bölgesel/yerel kalkınmada Avrupa Birliği ve OECD'yi inceledikten sonra konuile ilgili olarak Türkiye ele alınacak ve bölgesel/yerel bir gelişme önerisine modelolarak yaşadığımız Çukurova Bölgesi ve merkez kenti Adana'ya yer verilecektir. Buçerçevede Adana'nın mevcut durumu, sorunları ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileriüzerinde durulmuştur.Anahtar Kelimeler: Bölgesel kalkınma, yerel kalkınma, yönetişim, kırsal kalkınma,Adana

Başak Gül Aktakas
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beşeri sermayenin iktisadi gelişmedeki rolü ve önemi: Adana iline ilişkin bir uygulama

21. yüzyıl ekonomilerinin analizinde, ülkelerin sosyo-ekonomik göstergeleri dahafazla önem kazanmıştır. Sonuç olarak, son 25 yıla kadar hak ettiği ilgiyi göremeyen beşerisermaye daha fazla ilgi çekmeye başlamıştır. Böylece işgücü, sermaye, doğal kaynaklar vegirişimci gibi klasik üretim faktörlerine ilave olarak, son yıllarda beşeri sermayenin artanönemi büyüme ve gelişme politikalarının yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılmıştır. Bubağlamda, bu tezde beşeri sermaye ve rekabet arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığıaraştırılmıştır. Özellikle, Adana bölgesindeki imalat sanayinden seçilen firmaların beşerisermaye ölçümü olarak 14 soruyu içeren bir anket geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Bağımlıdeğişken tarafında, rekabet gücü göstergesi olarak firmaların vergi matrahları kullanılmıştır.Firmalar, kar bildiren ve zarar bildiren firmalardan oluşan iki gruba ayrılmıştır. Böyle ikili birayırıma, zarar bildiren firmalar için hiçbir vergi matrahı mümkün olmadığı için gerekduyulmuştur. Sonuçta, beşeri sermaye göstergelerinin firmaların kar olasılıkları üzerindekietkisini değerlendirmek için bir Probit Modeli oluşturulmuş ve kullanılmıştır. Sonuçlar, bütünbeşeri sermaye göstergeleri içinden yalnızca toplam çalışma süresinin ve bayan işgücükatılımının kar olasılıklarını önemli ölçüde arttırdığını açıklamaktadır. Ayrıca tekstil kukladeğişkeni, tekstil endüstrisindeki firmaların diğer firmalardan daha düşük kar olasılıklarınasahip olduğunu belirtmektedir.Anahtar Kelimeler:Beşeri Sermaye, Ekonomik Büyüme, Ekonomik Gelişme, Probit Modeli.

Bilgehan Gökçen
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
DoktoraAçık ErişimTR

Parasal hedefleme stratejileri: Türkiye için uygun politika seçimleri

Enflasyon 1970'lerde ciddi bir sorun olarak dünya gündemine geldikten sonra fiyatistikrarı para politikalarının öncelikli hedefi haline gelmiştir. Para politikası uygulamalarısosyal ve ekonomik şartlara ve merkez bankalarının konumlarına göre ülkeden ülkeyefarklılıklar göstermesine rağmen, fiyat istikrarı nihai hedef olmadaki kritik öneminikorumuştur. 1970'lerin ikinci yarısına gelindiğinde birçok ülke faiz oranı ve döviz kuruhedeflemesini bırakmış, bunun yerine parasal büyüklükleri öne çıkarmışlardır. Parasalhedeflemenin başarılı olabilmesi, hedeflenen parasal büyüklükler ile enflasyon arasında uzundönemli ve istikrarlı bir ilişkinin varlığına bağlı olmaktadır. Kısaca para talebinin istikrarlıolması gerekmektedir. 1990'lardan sonra, parasal hedefleme ve döviz kuru hedeflemelerininenflasyonu önlemede başarısız olmasından sonra yeni bir strateji olarak enflasyonhedeflemesine geçilmiştir. Enflasyon hedeflemesi fiyat istikrarı sürecinde bazı ülkelerde çokverimli bir şekilde uygulanmıştır.Türkiye'de yıllardır süregelen yüksek ve istikrarsız enflasyonun olumsuz etkileriönlenememiştir. Bu yüzden ve politik ve ekonomik dalgalanmalar bir güvenilirlik sorunugündeme getirmiştir.. Bunun en son örnekleri ise 2000 yılı Kasım ve 2001 yılı Şubatkrizleridir. Bundan dolayı piyasalarda süren güvensizlik problemini ortadan kaldırmak veinsanlardaki önyargıları kırmak kolay olmamaktadır. Sonuç olarak, para politikasıuygulamalarının istikrarlı bir makroekonomik performans için fiyat istikrarını sağlamasıgereklidir. Bu çalışmanın temel amacı da dünyadaki uygulamalar ve Türkiye şartları gözönüne alınarak başarılı bir para politikası uygulaması için öneriler ortaya koymaktır.Anahtar Kelimeler: Para Politikası, Fiyat İstikrarı, Parasal Hedefleme, Döviz KuruHedeflemesi, Enflasyon Hedeflemesi, Var Modeli, Türkiye'de Para Politikaları.

Cuma Bozkurt
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kamu açıklarının makro ekonomik etkileri: Türkiye çalışması

Kamu kesimi mali politikalarının geleneksel amaçlarından biri de ekonomide uzundönemde dengeli bir büyüme sağlamaktır. Gözlenen gelişmeler, dünya ekonomisindekamu kesimi açıklarının, bu ülkelerin kararlı makro denge içinde büyümelerine engelolacak bir yapı meydana getirdiğini sergilemektedir.Geçen son on yılda, ekonomi politikasında hiçbir konu kamunun bütçe açıklarınınetkileri kadar tartışılmamıştır. Farklı ideolojilerden politikacılar, açığı azaltmanın tümekonomilerin geleceği açısından önemini tartıştılar. Her ne kadar ekonomistler konuylailgili olarak farklı yönlere ayrılsalar da, bir çok iktisatçı açıkların zararlı görüşünüpaylaşmaktadır. Bu çalışmada da Türkiye Ekonomisi'nin 1990-2003 yılları arasıdönemde kamu borçlarının temel ekonomik değişkenler üzerinde oluşturduğu makroekonomik etkiler incelenecektir. Çalışmanın ilk bölümünde konuya teorik bazdayaklaşılacak, ikinci bölümünde ise adı geçen yıllar için istatistiksel uygulamayapılacaktır. Uygulama çalışmasında Johansen Kointegrasyon (Eşbütünleşim) Analizive Vektör Otoregresif Analiz yapılacaktır. Çalışmanın amacı 1990-2003 yıllarıarasındaki dönemde kamu bütçe açığı değişkeninin ekonominin temel değişkenleriüzerindeki etkisini tespit etmektir.Bu çalışmada yapılan analizler sonucunda bütçe açıklarının milli geliri arttırdığınım2'deki artışın milli geliri azalttığını, faiz hadlerindeki artışın, döviz kurundaki artışınve son olarak da cari işlemler açığındaki bir artışın milli geliri arttırıcı yönde etkilediğibulunmuştur. Konu ile ilgili yapılan bir çok çalışmada farklı ülkelerden farklı sonuçlarelde edilmiştir. Ancak genel bir değerlendirme yapıldığında bütçe açıklarının ekonomikdengeleri bozucu sonuçları kaçınılmazdır.Anahtar Kelimeler: Bütçe Açığı, Türkiye, Makro Ekonomik Etki.

Tuba Direkçi
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00