
4.595
Arşivlenen Tez
18
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Betonarme binaların performans düzeylerinin farklı yazılımlar kullanılarak incelenmesi
Bilgisayar teknolojisinde her öten gün oluşan yenilikler analiz programları açısından da ilerlemelere sebep oluyor. Tüm bu ilerlemeler yapı mühendisliğinde de büyük gelişmelerin yaranmasında önemli katkılara sahiptir. Bu gelişmeler yanı sıra malzeme bilimine de yenilikler getirmektedir ve bundan dolayıdırki mühendsiler deprem haraketini ve deprem sonrası yapılarda oluşan etkileri daha realize bir şekilde analiz ederek aslına uygun olarak belirlerler. Bu türlü gelişmeler hem de yapının deprem olduğu sürede sistematik davranışlarının daha yakından görülmesine ve farklı performanslar gereğince göçme güvenliklerinin daha realize analiz olunmasına imkan yaratmaktadır. Bu tez çalışmasında önemli olan esas konu alternatif analiz yöntemlerini farklı program yazılımları ile uygulayarak ve aralarındaki farklılıkları gözönüne alarak öncelikle DBYBHY-07'ye göre 1 katlı, düzenli aks sistemi olan, taşıyıcı sistemi kolon ve kirişlerden oluşan yeni bir bina tasarlanıp mevcut bir bina olarak kabul edilmiştir. Binadan DBYBHY-07'de tanımlanmış olan "Kapsamlı Bilgi Düzeyi"-de bilgi toplandığı varsayılmıştır. Yapının ''Doğrusal Elastik Performans Analizi'' (DEPA) yapılmış ve yönetmelikte bildirilmiş olan tanımlar esasında farklı yazılımlarla genel olarak ve bina düzeyinde performans analizi gerçekleştirilmiştir. Bu ve diğer örneklerle performans değerlendirme kriterlerinin analiz programlarına göre uyumluluğu kontrol edilmiştir. İkinci örnek olarak, taşıyıcı sistemi yine de kolon ve kirişlerden oluşan, farklı aks sistemi olan, 3 katlı betonarme yapı ele alınmış olup performans analizleri doğrusal elastik analiz yöntemleri ile yapılarak sonuçlar her üç programla karşılaştırılmıştır. Deprem sonrası kullanım gözönüne alınarak hesap yöntemleri bina önem katsayısı I=1.5 kabul edilmiş şekilde hesaplamalar oluşturulmuştur. Üçüncü örnek olarak ise ikinci örnekte yapmış olduğumuz binanın konut olduğunu varsayarak bina önem katsayısını I=1 şeklinde kabul edip hesaplamalar yapılmıştır. r - etki/kapasite oranları ve performans düzeyleri farklı yazılımlarla karşılaştırılmıştır. Dördüncü örnek olarak ise 5 katlı, taşıyıcı sistemi kolon ve kirişlerden oluşan, düzgün aksa sahip bina tasarlanmıştır. Her üç programda performans analizleri yapıldıktan sonra karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak bu tez çalışmasında temel konu tasarlanmış veya yapılmış olan bir binanın farklı yazılımlı programlarla hesaplanması ve sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Esas hesap usullerinin aynı olmasına rağmen bazı sonuçların farklı ve ya tam aynı olmasına rastlıyoruz. Tezde yapılmış olan örneklerdeki performans analizlerinin karşılaştırılmasında esas maksatlardan biri de aynı sonuçların ve ya farklılıkların gözönüne alınmasıdır. Programların hesap sonuçlarının benzerlik oranlarını görmek için etki/kapasite oranlarının (r) hesaplar yapılmış programlara göre oransal çizelgeleri oluşturulmuştur. Bunun için SAP2000 programından alınmış olan sonuçları 100% oran kabul ederek diğer iki programda karşılaştırma yapılmıştır. Elde etmiş olduğumuz sonuçlara esasen belli olan benzer ve farklı ayrıntılar örneklere göre sırasıyla şekiller ve çizelgeler halinde gözönüne alınmıştır. Yukarıda sözü edilen analizler ideCAD, STA4CAD ve geçerliliği uluslararası kabul görmüş SAP2000 bilgisayar yazılımları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Anahtar kelimeler: Performans analizi, Farklı analiz programları, Betonarme binalar
Ulaştırma sisteminin ekonomik ve teknolojik açılardan değerlendirilmesi, yeni eğilimler
Tezin amacı ulaştırma sisteminde geçmişten günümüze kaydedilen gelişmeleri ekonomik, teknik, sosyal ve politik yönleriyle ortaya koymaya çalışarak, farklı disiplinlerle olan ilişkisini açıklamaya çalışmaktır. Bu kapsamda; son on yıllık periyotlar halinde bilişim ve teknolojide kat edilen mesafenin de etkisi ile ulaştırmanın ne tür gelişme eğilimleri göstermekte olduğu günümüz ihtiyaçları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu çerçevede ulaştırmanın kentleşmeyle karşılıklı ve entegre ilişkisi olduğu bilinmekte olup tarihsel süreçten günümüze de ulaştırmanın insanlığın ortak medeniyet seviyesinin itici gücü olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda; bütün bu sözü edilen gelişmeler ve eğilimler karayolu, denizyolu, havayolu ve demiryolu ulaştırma türleri için belirli bir kapsamda değerlendirilmeye çalışılmıştır. Özellikle Avrupa Birliği müktesebatının Beyaz Kitap ve TİNA Raporları başta olmak üzere sürdürülebilir kalkınma ekseninde, sürdürülebilir bir ulaştırmanın argümanı olarak demiryolu yatırımlarının öncelenmesi vurgusunu ortaya koyduğu bilinmektedir. Ülkemizde de Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet' in ilk yıllarında demiryollarına verilen ağırlığın ardından yarım asırdan fazla bir süredir sadece karayolu ulaştırma türüne yatırım yapılmış olması hem yük ve hem de yolcu taşımacılığında, kentiçi ve kentler arası ulaştırmada bu türün %90' ların üzerinde bir türel paya ulaştığı bir vakıadır. Ancak son on yıllık süreçte hem ihtiyaca paralel olarak ve hem de Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde, demiryollarına ciddi anlamda yatırımlar yapılmaya başlanmıştır. Çünkü karayollarının yüksek oranda bir ağırlığa sahip olmuş olması hem genel olarak ulaştırma sisteminin ve hem de bu ulaştırma türünün aleyhine bir durumdur. Sonuç olarak gelinen noktada karayollarının bu ağırlığı nispeten kırılmış olmakla beraber hem niteliksel ve hem de niceliksel olarak halen yapılması gereken birçok çalışma bulunmaktadır. Ülkemizde, demiryolu yatırımlarında ana ekseni son birkaç yıl içerisinde ilk defa girilmiş olunan yüksek hızlı demiryolu sektörü oluşturmaktadır. Bu çerçevede; ulaştırma sistemlerinin ekonomik ve teknolojik bağlamdaki gelişme eğilimleri çerçevesinde ortaya konulan gelecek perspektifinin bir parçası olarak yüksek hızlı demiryolları, gelişim süreci ve yapılmakta olan yatırımlar da detaylı olarak değerlendirilmiştir.
Açık deniz jacket yapılarda ve rayserlerde yeni materyallerinin kullanımının değerlendirilmesi
Deniz yapıları, karadaki yapılara kıyasla daha ağır çevresel şartlara maruz kalmaktadır. Buna bağlı olarak, deniz yapılarının analizi ve tasarımı zorlu olabilmektedir. Açık deniz jacketler, açık deniz petrol ve doğal gaz endüstrisinde ve açık deniz rüzgar endüstrisinde yaygın olarak kullanılan temel altyapılardandır. Ayrıca, rayserler açık deniz faaliyetlerinde jacketlerin önemli bileşenleridir. Açık deniz jacket yapıları ve rayserleri imal etmek için genellikle konvansiyonel çelik kullanılmaktadır. Konvansiyonel çeliğe elverişli bir alternatif bulma konusunda bir değerlendirme yapılması, yapının inşaat prosedürlerini basitleştirmek ve yorulma ömrünü ve buna bağlı olarak hizmet ömrünü arttırma noktasında önemli olabilmektedir. Bu amaçla, jacket yapısı imalatı için yeni bir malzeme olan yüksek özgül mukavemetli çelik kullanılabileceği düşünülmüştür. Ayrıca, termoplastik kompozit borular, çelik rayserlere önemli bir alternatif olarak görülmektedir. ANSYS programı kullanılarak üç ayaklı ve dört ayaklı jacket modelinin zaman tanım alanında dinamik analizi yapılmış ve bu yapılar sırasıyla açık deniz platformu ve açık deniz rüzgar türbini için altyapı olarak kullanılmıştır. Jacketlerin Basra Körfezi bölgesinde olduğu varsayılmıştır. Modellenen jacketlerin konvansiyonel çelik ve yüksek özgül mukavemetli çelik ile yapıldığı farz edilmiştir. Analiz için ender dalga yükü ve gemi çarpışma yükünün etkileri dahil edilmiştir. Ayrıca, konvansiyonel çelik ile yapılan bir doğal gaz çıkarma rayseri, petrol çıkarma rayseri ve yeni termoplastik kompozit materyal ile yapılan termoplastik kompozit boru üzerinde de bu analizler gerçekleştirilmiştir. Rayserlerin Kuzey Denizi'nde bulunan bir jacket tipi açık deniz platformunda yer aldığı varsayılmıştır. Bahsedilen rayserlere ender dalga yükü etki ettirilmiştir. Rayserlerin analizi için iki bilinen dalga teorisi, 1. ve 5. mertebe dalga teorileri, kullanılmıştır. Üç ayaklı ve dört ayaklı jacket yapılar için, eksenel gerilmeler, maksimum deplasmanlar, maksimum tepki kuvvetleri ve maksimum yanal momentleri karşılaştırılarak, yüksek özgül mukavemetli çelik jacketlerin yapısal performansları konvansiyonel çelik jacketlere göre daha iyi olduğu saptanmıştır. Deplasmanların ve tepki kuvvetlerinin karşılaştırılması sonucunda, doğal gaz çıkarma rayseri ve petrol çıkarma rayseri için 5. mertebe dalgasının, 1. mertebe dalgasına kıyasla deniz platformunda daha az reaksiyon kuvvetine sebep olduğu gözlenmiştir. Ek olarak, termoplastik kompozit borularda ender dalgadan oluşan tepki kuvvetlerinin doğal gaz çıkarma ve petrol çıkarma rayserlerinde oluşan tepki kuvvetlerine kıyasen daha düşük olduğu gözlemlenmiştir.
Fay hattına yakın olan betonarme yapılarının kolon ve kiriş ebatlarının güçlendirme amaciyla incelenmesi
Kuvetli yer titreşimlerinin incelemesi ve açıklaması iki dalda yapı mühendisliği(yapı davranış analiz) ve deprem mühendisliği (yer davranışları analiz) yapılır ve çok önem taşımaktadır. Deprem riskinin belirlenmesi ve depreme dayanıklı yapı yapılmasını keza yapıları büyük deprem karşısında riskleri minimüm indirmek küvetli yer titreşimleri yayılmasını analiz yapmak günümüzde daha da önem kazanmıştır. Fay hattına yakın depremlerin kendilerine has özellikleri bulunup fay hattından uzak sismiklerden farklıdırlar. Faya hattına yakın titreşimler ve depremler yüksek hız ve faydan uzak depremler yüksek sınırlı frekans oranına göre düşük frekans taşırlar. Bu depremlerin kayıtları daha küvetli alanla yüksek periyodik darbeleri bulunup genellikler başlanışta deprem rekoru görünür. Sunumda çerçeve sistemli yapılar güçlendirmek ve uygulanması incelenmiştir. Çerçeve sistemli yapıların güçlendirmesini incelemek için 4, 5, 6, 8 ve 10 katlı modeller kullanılmıştır ve veriler SAP2000 yazılımıyla analiz yapılıp ilgili diyagramları çıkartılmıştır. Sonra nonlineer istatistik analizler fay hattına yakın ve uzak kayıtlarla ve fay hattından uzak sismik analizler sonucu ve güçlendirilmiş ve güçlendirilmemiş yapılar yer değişme ve temel kesitleri dikkate alınarak karşılaştırılmıştır. Anahtar kelime: Betonarme, Deprem, Fay, Güçlendirme
Edirne ili ve ilçelerindeki zeminlerin standart penetrasyon deneyi kullanılarak sıvılaşma potansiyelinin belirlenmesi
Deprem sonrası meydana gelen hasarların en önemli nedenlerinden biri olan zemin sıvılaşması, kohezyonsuz ve suya doygun kumlu, siltli zeminlerde tekrarlı ve geçici yükler altında meydana gelmektedir. Bu çalışma Edirne ili ve çevresinin sıvılaşma potansiyelinin değerlendirilmesini içermektedir. Kuzey Anadolu Fay Hattı veya Edirne çevresindeki oluşabilecek bir depremde Edirne İlinin de etkilenebileceği düşünülmektedir. Bu sebeple Edirne ilinin sıvılaşma potansiyeli standart penetrasyon deneyi (SPT) ve laboratuvar verileri kullanılarak araştırılmıştır. Edirne ili ve ilçelerinde toplam 77 adet sondaj kuyusu açılmış ve standart penetrasyon deneyi(SPT) yapılmıştır. Sondaj kuyularından örselenmiş ve örselenmemiş zemin numuneleri alınmış, bu numuneler üzerinde zeminin fiziksel ve mekanik özelliklerini belirlemek amacıyla deneyler yapılmıştır. Sıvılaşma potansiyeli analizleri bugüne kadar Seed ve Idriss (1971), 'Youd (2001), Rouch (1998)' Wang(1979), Dorby ve diğ. (1992) gibi araştırmacılarının yöntemleriyle incelenmiştir. Idriss & Boulanger'ın 2008-2010 yılında yapmış olduğu çalışması araştırmalara dahil edilmemiş olması nedeniyle bu tezde bu yayın öncü alınmış ve bu yöntemi kullanan LiqSVs programı analizler için kullanılmıştır. Çalışmanın son aşamasında farklı deprem büyüklük senaryoları düşünülüp artan sismik aktivite ve odak derinliği ile beraber sıvılaşma potansiyelinin nasıl etkileneceği tartışılmıştır.
Zemin taşıma gücünün belirlenmesi için bir yaklaşım
Bu çalışmada sığ temellerde taşıma gücünün saptanmasında yaygın kullanımı olan Terzaghi zemin taşıma gücü bağıntısının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, sığ temellerin taşıma gücünün belirlenmesinde kullanılan çeşitli taşıma gücü bağıntıları ve değişkenleri için geniş örneklemeler yapılarak, Terzaghi zemin taşıma gücü bağıntısına dayanan yeni bir bağıntı türetilmiştir. Yedi bölümden oluşan tez çalışmasının birinci bölümünde literatür özeti sunularak, tezin amacı ve hipotezi açıklanmıştır. İkinci bölümde analitik zemin taşıma gücünün saptanmasında kullanılan zemin dayanım parametreleri belirlenerek, üçüncü bölümde literatürde yaygın kullanılan çeşitli taşıma gücü bağıntıları tanıtılmış ve dördüncü bölümde ise analitik zemin taşıma gücünü etkileyecek faktörler açıklanmıştır. Tezin beşinci bölümünde kalıp olarak Terzaghi tarafından önerilen bağıntı muhafaza edilmiş ancak sentetik olarak karakteristikleri belirlenen zemin örnekleri gözönünde bulundurularak Terzaghi kalıbında yer alan katsayılar doğrusal olmayan regresyon analiz yöntemiyle değerlendirilmiş ve bu değerlendirme sonucunda Terzaghinin bağıntısını temel teşkil eden yeni katsayılara sahip bir bağıntı önerilmiştir. Altıncı bölümde önerilen bağıntının diğer analitik taşıma gücü bağıntıları ve deneysel taşıma gücü değerleri ile karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Son bölümde ise bu çalışma kapsamında ulaşılan sonuçlar vurgulanmıştır.
Yüksek hızlı demiryolları, gelişim süreci ve diğer ulaştırma modlarıyla rekabetçiliği
Yüksek hızlı demiryolları; konvansiyonel demiryollarının altyapı, hizmet parametreleri ve kapasite gibi kriterlerinin 40 yılı aşkın bir süredir geliştirilmesiyle elde edilen yeni bir demiryolu sınıfı olarak düşünülebilir. Kırk yıldan fazla bir süre önce ilk olarak Japonya'da kullanılmaya başlayan yüksek hızlı demiryolu hattı zamanla Shinkansen koridorunu ortaya çıkarmış olup günümüzde halen dünyanın en gelişmiş yüksek hızlı demiryolu hattını teşkil etmektedir. Japonya'yı takiben Almanya ve Fransa'da yüksek hızlı demiryolu yatırımları gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Uzun yıllar sektörde bu üç ülkenin önceliğini takiben Avrupa Birliği'nin Beyaz Kitap başta olmak üzere aldığı ulaştırma kararları ve Çin'in ekonomik gelişiminin ulaştırmalarına yansımalarına paralel, yüksek hızlı demiryolu dünya geneline daha fazla yayılmaya başlamıştır. Bu çerçevede, Çin ve İspanya, yüksek hızlı demiryollarının lider ülkeleri arasına 15-20 yıl gibi bir sürede girmişlerdir. Günümüzde sektörün lider ülkeleri olarak Japonya, Fransa, İspanya ve Çin anılabilir. Ülkemizde de son on yılda yüksek hızlı demiryollarına hızlı bir giriş söz konusu olup kayda değer yatırımlar yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. İlk olarak Ankara-Eskişehir Yüksek Hızlı Demiryolu hattı tamamlanmışken, ardından Ankara-Konya Yüksek Hızlı Demiryolu Hattı işletime alınmış, takibinde de Konya-Eskişehir Yüksek Hızlı Demiryolu Hat bağlantısı açılmıştır. Son olarak da Eskişehir-İstanbul etabı tamamlanarak Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Demiryolu Hattı işletimi sağlanmıştır. İstanbul-Edirne Yüksek Hızlı Demiryolu Hattının inşasına bu yıl başlanacak olup kısa sürede tamamlanması öngörülmekteyken Ankara-Yozgat-Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars Yüksek Hızlı Demiryolu hattının ise inşası hızlı devam etmektedir. İnşası devam eden bir diğer önemli hat ise Ankara-Afyon-İzmir Yüksek Hızlı Demiryolu Hattıdır. Bunun yanı sıra planlanan ve inşa edilen birçok hat söz konusudur. Havayolu sektöründe de ülkemizde son on yılda çok ciddi büyümeler kaydedilmiş olup çok sayıda şehirde havaalanları inşa edilmektedir. Bu noktada, özellikle ülkemiz için yüksek hızlı demiryolları ve havayolları arasındaki rekabetçilik ve entegrasyon unsurlarının tespiti önemli bir noktadır. Tezin amacı, sektörün gelişim sürecini ortaya koymak, yapılan tanımlamaları ele almak, kapasite ve hizmet parametreleri yönünden incelemek ve diğer modlarla karşılaştırmalar yapmaktır. Anahtar Kelimeler: Hız, Kapasite, Modlar Arası Entegrasyon, Yolcu Taşımacılığı, Yüksek Hızlı Demiryolları
Yüksek hızlı demiryollarının ülkemiz ve bölge için ekonomik açıdan incelenmesi
Yüksek hızlı demiryolları 40 yılı aşkın bir geçmişe sahiptir. Demiryolları 1980'lerin sonuna kadar özellikle doğu Avrupa ve Asya'nın çeşitli yerlerinde revaçta olmaya devam etmiştir. Günümüz itibari ile dünya genelinde Afrika, Asya ve Amerika kıtasında gelişimini sürdüren bir yüksek hızlı demiryolundan bahsedebiliriz. Bu noktada, yüksek hızlı demiryolları başta olmak üzere demiryollarında ki en önemli unsurlardan birisi planlamadır. Planlama, demiryollarının ekonomi üzerindeki etkisinin yönünde de belirleyici olmaktadır. Bu bağlamda ulaştırma yatırımlarının doğru planlanması ile ülkemiz ve ülkemizin merkezinde olduğu bölge, ekonomide entegre bir gelişim ortaya koyma imkanına kavuşabilecektir.
Ülkemizde altyapı projeleri ve proje yönetiminde yenilikçi uygulamalar
Ülkemizde son yıllarda ulaştırma yatırımları ciddi anlamda gündeme gelmeye başlamıştır. Marmaray, Avrasya Tüp Tüneli, İstanbul 3.Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Ankara-Eskişehir-İstanbul Yüksek Hızlı Demiryolu Hattı, Ankara-Konya Yüksek Hızlı Demiryolu Hattı, Ovit Tüneli ve Osmangazi Köprüsü bunlardan bazılarıdır. Anadolu'nun birçok ilindeki önemli havalimanı projeleriyle birlikte Kanalistanbul gibi devasa projelerden bahsedilmekte olup Türkiye genelinde birçok yüksek hızlı demiryolu projesiyle birlikte İstanbul başta olmak üzere birçok büyükşehirde yürütülmekte olan kent içi raylı sistem projeleri söz konusudur. Sözü edilen yatırımların hepsi altyapı projeleridir. Bilindiği üzere gelişmekte olan ülkelerde altyapı yatırımları ve harcamaları bütçenin önemli bir bölümünü oluştururken politik kararlarda da merkezi bir role sahip olmaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin aksine gelişmekte olan ülkelerde hız kesmeden devam eden bir altyapı kurulum sürecinden bahsedilebilir. Altyapı; eğitim, sağlık, hizmet gibi temel sektörlerin ve devletin vatandaşlarına sunduğu temel güvencelerin, halka daha iyi hizmet standartlarında doğrudan ulaştırılmasıyla da ilgili bir husustur. Elektrik, doğalgaz, su, ulaştırma vs kaynakların hepsi birer altyapıya işaret etmekte, temel birer altyapı teşekkülü gerektirmektedir. Ülkemiz; gelişmekte olan bir ülke olarak altyapı kurulumu ve yenileme sürecini hızlı bir şekilde devam ettirmekte, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alabilme hedefleri koymaktadır. Altyapı yatırımları içerisinde her zaman ulaştırmanın hem yatırım miktarı ve hem de harcamalar olarak önemli bir payı bulunmaktadır. Ülkemizde ve İstanbul'da ulaştırma altyapı yatırımlarının aldığı paysa daha da yüksektir. Günümüzde bu yatırımların genel yatırımlar içerisindeki payı %50'lik hedeflere doğru ilerlemektedir. Dolayısıyla yoğun bir altyapı kurulumunun olduğu ve bunda ulaştırmanın ciddi bir payı olduğu Türkiye'de projelerin yönetimi, yönetim anlayışı, kullanılan yenilikçi teknolojiler ve organizasyonel yapılar hayati bir öneme sahip olmaktadır.
Ulaştırma altyapı yatırımlarının finansal açıdan değerlendirilmesi
Ülkelerin sahip olduğu altyapı; gelişmişlik seviyelerini yansıtmaktadır. Altyapı; bir ülkedeki sistemlerin etkin ve verimli çalışması, sektörlerin karlılık oranları, halka sunulan hizmet seviyesi ve genel olarak hayat kalitesini doğrudan etkilemektedir. Dolayısı ile altyapı kurulumunun söz konusu ülkenin ekonomisi ile de doğrudan bir ilişkisi de bulunmaktadır. Altyapı; elektrik, su, doğalgaz, iletişim, ulaştırma gibi temel sektörleri ve bunların bileşenlerini ihtiva etmektedir. Buradan hareketle, ülkenin sahip olduğu altyapı çeşitliliğinin de yine o ülkenin altyapısının gelişmişlik düzeyi ile doğrudan bağlantılı olduğu söylenebilir. Ülkelerin ekonomilerine göre ilk elden, gelişmemiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve gelişmiş ülkeler olarak tasnifi mümkündür. Bu gelişmişlik seviyeleri sadece ekonomiyi değil aynı zamanda, doğrudan ya da dolaylı yoldan söz konusu ülkenin teknik, sosyal, politik ve kültürel gelişmişliğini de ifade etmektedir. Gelişmiş ülkelerde altyapı yatırımlarının yıllık yatırım bütçesinden aldığı pay sınırlıdır. Zira söz konusu ülkelerde altyapı kurulumu büyük ölçüde tamamlanmıştır, ekonomik ve benzeri fazlarda bulunulan noktayı korumaya yönelik bir durağanlık bulunmaktadır. Gelişmemiş ülkeler ise gelişme ve kurulum dinamiklerini harekete geçirecek olan ekonomik güce ulaşamamaktadırlar. Dolayısı ile altyapı başta olmak üzere, henüz kurulum ve kalkınma sürecine başlayamamışlardır. Gelişmekte olan ülkeler ise sahip oldukları dinamikleri belli ölçüde harekete geçirmiş olduklarından dolayı kalkınma sürecine ve yoğun bir şekilde altyapı kurulum sürecine girmişlerdir. Dolayısı ile gelişmekte olan ülkelerde, altyapı yatırımlarının yıllık bütçeden aldığı pay oldukça büyüktür. Bir ülkedeki temel sektörler; eğitim, sağlık, hizmet, güvenlik olarak değerlendirildiği zaman, ulaştırma sektörünün bütün bu sektörler ile karşılıklı bir ilişki içerisinde olduğu görülmektedir. Diğer taraftan altyapı anlamında da ulaştırmanın yeri ve rolü ortadadır. Bütün bunlardan dolayı temel bir sektör ve altyapı unsuru olarak ulaştırma, gelişmekte olan ülkelerde, altyapı yatırımlarında en büyük paylardan birisini almaktadır. Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye'de de durum benzerdir. Türkiye'nin yıllık yatırım bütçeleri içerisinde altyapı yatırımlarının çok ciddi bir payı vardır. Altyapı yatırımları içerisinde son yıllarda bir numaralı kalem olan ulaştırma, günümüz itibari ile artık neredeyse yarı yarıya bir pay almaktadır. Bu kapsamda ulaştırma yatırımlarının bir ülkenin ekonomik göstergeleri açısından sahip olduğu rol oldukça önemlidir. Bu anlamda da detaylı olarak incelenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
Kentsel ulaştırmanın uluslararası örneklerle değerlendirilmesi
Ulaştırma ve kentleşmenin geçmişi insanlık tarihi kadar eskilere uzanmaktadır. Eski dönemlerden beri insanlar yerleşimlerini nehir kıyılarına, yolların kavşak noktalarına, askeri, politik ya da kültürel açıdan stratejik noktalara, ticari güzergahlara kurmuşlardır. Kentin kurulumunda önemli olan söz konusu noktaların hemen hepsi doğrudan ya da dolaylı birer ulaştırma unsurudur. Teknik, ekonomik, sosyal, kültürel, politik ve askeri disiplinlerin birbiri ile olan karşılıklı ve sürekli ilişkisinin merkezinde ulaştırma ve kentleşme birer itici güç olarak yerini almaktadır. Dolayısı ile ulaştırma ve kentleşme politikalarının tayini, kentlerin, yörelerin, ülkelerin ve bölgelerin ekonomik, politik, sosyal, kültürel ve güvenlik geleceklerini doğrudan olumlu ya da olumsuz yönde etkilemektedir. Ülkemizde Cumhuriyet kurulduğundan bugüne hızlı bir kentleşme yaşanmaktadır. Ancak altyapı sorunları, plansızlık, dengeli dağılımın sağlanamaması, entegrasyon eksikliği, koordinasyon eksikliği gibi nedenlerle doğru bir kentleşme süreci yaşanamamıştır. Özellikle kırdan kente, Anadolu'dan batı bölgelere yaşanan göç olgusu her dönem yüksek bir ivme ile devam etmiştir. Gelinen noktada bu durum yapılan çeşitli çalışmalar ile iyileştirilmeye çabalanmaktadır. Ancak mevcut durum kapsamlı ve uzun vadeli çalışmaları zorunlu kılmaktadır. Son dönemde yapılan yerel yönetim reformunun da etkisi ile kentsel nüfus oranı %90'lara ulaşmıştır. Ancak bu oranın kentlilik oranını doğru bir şekilde yansıttığı tartışılır. Söz konusu sorunlar küresel ölçekte de yaşanmaya devam etmektedir. Planlanan iyileştirmelerin gerçekleştirilebilmesi için farklı coğrafyalardan farklı örneklerin karşılaştırmalı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda tek başına Avrupa kentlerinin incelenmesi yeterli olmayacaktır. Çin ve Hindistan gibi, dünyanın yüz ölçümü ve nüfus bakımından önemli bir bölümünü oluşturan iki gelişmekte olan ülkedeki dinamiklerin de detaylı değerlendirilmesi yerinde olacaktır. Bu çerçevede, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa başta olmak üzere ülkemiz kentlerinin karakteri de topoğrafyası da Avrupa kentleri ile birebir örtüşmemektedir. Dolayısı ile ülkemiz kentlerinin farklı açılardan benzerlikler gösterdiği birçok ülke kentlerinin değerlendirilmesinde fayda vardır.
Ulaşım talep tahmin modellerinde trafik analiz zonu büyüklüklerindeki değişimin yolculuk atama sonuçlarına olan etkisinin modellenmesi
Ulaşım talebindeki artışın her geçen gün daha da büyümesi ile birlikte, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki orta ve büyük ölçekli şehirlerde trafik sıkışıklığı artmaya devam etmektedir. Kentsel ulaşım sorununa yaklaşım, ilk ortaya çıktığı günden bugüne kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Bunun bir sonucu olarak da, dünya genelinde birçok şehirde konfor ve erişebilirlik beklentilerinin yükselmesi, özel araç kullanımını arttırmış ve toplu taşım kullanımının azalmasına neden olmuştur. Taşıt arzının artması ve buna karşılık yolların yetersiz kalması nedeniyle trafik sıkışıklığı ortaya çıkmıştır. Bu sıkışıklığa çözüm bulmak amacıyla yolculuk talep tahmin modelleri ile alternatif senaryolar üretilmektedir. Söz konusu senaryolarda arazi kullanım konfigürasyonları ve ulaşım altyapıları kullanılarak, kullanıcı, yolculuk ve zon karakteristiklerine göre geleceğe yönelik tahminler gerçekleştirilmektedir. Karar verme sürecini iyileştirmek için ulaşım ile ilgilenen kuruluşlar sürekli yeni model altyapıları geliştirmektedir. Bu çalışmada, İstanbul İli için kurulan talep tahmin modelleri yolculuk amaçlarına göre incelenmiştir. İstanbul için uygulanan talep tahmin modeli ve trafik analiz zonlarının yapısı incelenmiş, trafik analiz zonlarının seçim kriterlerine değinilerek bu zonların küçültülerek yolculuk başlangıç ve bitiş noktaları için hassasiyetin arttırılmasının model tahmin kabiliyeti üzerindeki etkileri incelenmiştir. İstanbul İli için uygulanan 540 trafik analiz zonu daha küçük alanlara bölünerek model tutarlılığı üzerindeki etkileri incelenmiştir. İdari sınırlar dikkate alınarak en küçük idari sınır olan mahalle alanları içerisinde benzer arazi kullanım niteliği gösteren alanlar birbirinden ayrılarak 1788 trafik analiz zonu için talep tahmin modeli altyapısı yeniden oluşturulmuştur. Bu altyapının en önemli üç bileşeni; B-S matrisi, karayolu ve toplu taşıma ağları ve trafik analiz zonları nitelik bilgileri 1788 trafik analiz zonu için revize edilmiştir. İstanbul için daha küçük zon yapılanması kurulurken yapılan düzenlemelere değinilmiştir ve bu iyileştirmelerin şebeke ataması algoritmaları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bir örnek olarak Kadıköy Kartal Metro Hattı için genel işletme bilgileri verilerek hat boyunca farklı büyüklüklerdeki trafik analiz zonları için talep tahmin modelinin çıktılarının gerçekleşen gerçek değerlere göre tutarlılığı incelenmiş, ortaya çıkan faydalar analiz edilmiştir. Kadıköy-Kartal Metro Hattı için 540 ve 1788 trafik analiz zonu için yapılan toplu taşıma şebeke atamaları karşılaştırıldığında, her iki modelin de gerçeği temsiliyetinin oldukça iyi olduğu görülmekte birlikte daha küçük zonlar oluşturulması ile model hassasiyetinde önemli ölçüde iyileştirmeler olduğu görülmektedir. Hataların ortalama karekökü (RMSE) yöntemi ile istasyon bazlı bindiler değerlendirilerek karşılaştırma yapılmıştır. 1788 zon için hata oranının %23 oranında azaldığı görülmüştür. Çalışma alanı için uygun zon yarıçapının belirlenmesi için ise nüfus yoğunluğu ve istihdam yoğunluğu bağımsız değişkenler olarak değerlendirilmiş ve üstsel model uygulanmıştır. Zon yarıçap uzunluğunu hesaplarken kullanılabilecek en uygun modelin seçiminde çalışma alanının karakteristik özelliklerine dikkat edilmelidir. 1 km2 alan içindeki nüfus yoğunluğu ve istihdam yoğunluğu kullanılarak hesaplanan zon yarıçapları ile modelde kullanılan ortalama yarıçap uzunluklarının birbirine yakınlaştırılması ile R2 değerinde %26'lık artış sağlamanın mümkün olduğu gözlemlenmiştir.
Köy yolları ulaşım ağlarında drenaj sistemleri ve hidrolik tasarım esasları
Günümüzde gelişmekte olan ülkemizde gelişmişliğin tüm ülkeye homojen olarak yansıması için en küçük yerleşim birimlerimiz olan köylerimize ulaşımın her zaman ve her hava koşulunda sağlanabilmesi gerekir. Bu da köy yollarımızda gereksinim duyulan tüm drenaj sistemlerinin de tasarlanarak uygulanmasıyla sağlanır. Bu çalışma ile , köy yolları ağında bulunan yolların yeraltı ve yüzeysel drenaj sistemleri incelenmiş olup bu sistemlerin hidrolik tasarım kriterleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmanın başlangıcında köy yollarının tanımı yapılarak zeminde suyun bulunma şekilleri ve yeraltı suları incelenmiştir. İkinci bölümde drenaj konusu, yeraltı suyu drenajı ve yüzeysel drenaj alt başlıklarında detaylı bir şekilde incelenmiştir. Üçüncü bölümde de küçük sanat yapıları konusu ele alınmıştır. Bu bölümde menfezlerin çeşitleri ve hidrolik tasarım ilkeleri detaylı olarak incelenmiştir. Ayrıca, brit ,sel geçidi ve nehir geçişleri incelenmiştir. Son bölümde de , yapılan bu çalışmanın sonucunda varılan sonuçlar açıklanmıştır.
Belirgin düşey yükler altındaki betonarme kirişlerin çevrimsel yükler etkisinde davranışlarının incelenmesi
Bu çalışmada; belirgin düşey yükler altındaki betonarme kirişlerin çevrimsel yükler etkisindeki davranışlarının deneysel olarak incelenmesi amaçlanmıştır. İncelemede; sismik yüklerin uygulanmasında yapısal elemana elastik ötesi davranışa izin verecek şekilde çevrimsel yüklemeler yapılması yöntemi kullanılmıştır. 4 adet deney numunesinin üretildiği çalışmada, deney numunelerine belirgin düşey yük etkisinin ihmal edildiği ve ihmal edilmediği iki ayrı yükleme geçmişi uygulanmıştır. Böylece; kiriş numunelerinin göçme hasar durumlarını karşılaştırmalı olarak incelemek, plastik dönme kapasitesinin göçme hasar durumu üzerindeki etkilerini deneysel olarak belirlemek hedeflenmiştir. Bunun yanı sıra deneysel çalışma sonunda elde edilen sonuçlar hali hazırda yürürlükte olan bir takım yönetmelikler [1,2,3,4] ile karşılaştırmalı olarak irdelenmiştir. Beş bölümden oluşan tez çalışmasının birinci bölümünde literatür özeti sunularak, tezin amacı ve hipotezi açıklanmıştır. İkinci bölümde deney numuneleri, deney düzeni ve kullanılan yükleme geçmişleri tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde deneysel sonuçlar sunularak numunelerin hasar durumları, yük-yer değiştirme ilişkileri, momet-maksimum ortalama birim şekil değiştirme ilişkileri ve hesaplanan eşdeğer plastik mafsal boyu değerleri değerlendirilmiştir. Dördüncü bölüm, deneysel bulguların irdelenmesine ayrılmış olup, bu bölümde incelenen yönetmeliklere göre deney numunelerinin analitik göçme hasar durumları belirlenerek deneysel sonuçlar ile karşılaştırılmıştır. Beşinci ve son bölümde ise bu deneysel çalışma kapsamında ulaşılan sonuçlar vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kesit hasar sınırları, dönme kapasitesi, birim şekil değiştirme sınırları, deneysel yük-yer değiştirme ilişkileri, plastik mafsal boyu
Tekrarlı yükler altında kalıcı dayanma yapısının tasarım kriterleri ve kompozit çelik yapıya etkisi: Kentin merkezindeki Marmara Forum otoparkı
Yapılan bu tez çalışmasında 3 katlı çelik bir otoparkın kalıcı yükler altında tasarımı gerçekleştirilmiştir.Yapının günümüz yönetmeliklerine uygun olarak boyutlandırılması üzerinde çalışılmıştır. Gerekli destek yapısının geoteknik mühendisliği değerlendirilmelerinin yapılması, kazı sırasında karşılaşılacak birimlerin dayanım ve deformasyon özelliklerine uygun kazı ve destek sistemlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda gerekli iksa sisteminin yapılarak, birim deplasman değerleri sınır koşullarında kalacak şekilde tasarım gerçekleşmiştir. İksa sistemi PLAKXİS programı yardımıyla yapılmış. İlgili saha üzerinde temel zeminin ve kazı esnasında karşılaşılacak olan zemin birimlerinin mekanik ve dinamik parametrelerini belirleme amaçlı zemin etüd raporu hazırlanmış ve tasarım parametreleri bu rapora bağlı kalınarak belirlenmiştir. Bu bilgiler ışığında yük değerleri ETABS yapısal analiz programında tanımlanmıştır. Hesap modelleri oluşturulmuştur. Bu yapıda en çok dikkat edilmesi gereken husus zeminin yapı davranışına etkisi, dinamik ve statik yükler altında yapı davranışının sınır değerler altında kalıp kalmadığının tayin edilmesidir. Bu nedenle bütün olumsuz koşullara göre çözüm yapılmış olup uygulama projesi bunlara göre hazırlanmıştır. Üç farklı modelde de yapıya etki edecek yükler TS-498'e uygun olarak yüklenmiştir. Temel ve dış betonarme perdelerin tasarımında, TS-500 kullanılmıştır. Deprem yüklemesi içi 2007 yıldında hazırlanan ''Deprem Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik'' kullanılmıştır.''Çelik Yapılar, Emniyet Gerilmesi Esasına Göre Hesap ve Proje Esasları'' IMO-02 olarak geçen yönetmelik doğrultusunda çelik konstrüksiyon tasarlanmışır. IMO-01.R-01-2005'de geçen kriterlere uygun olacak şekilde tasarlanmış. Proje paftalarına detaylı şekilde kaynak detayları işlenmiştir. Yapıda kullanılacak olan çelik profillerin tasarımında S235 ve S275 çelik sınıfındaki malzemelerden yararlanılmıştır. IPE ve boru profiler S235 çelik sınıfı düşünülerek tasarlanmıştır. Yapma profiler, kutu profiler, UNP profiler ve plaklar S275 çelik sınıfındandır. Donatı çeliği TS 708 'e uygun olarak yapılacaktır. Çelik profiller ise TS-EN 10025-2 yönetmeliğine göre tasarlanmıştır. Bu tez kapsamında yapı zemin etkileşimi birlikte incelenmiştir. Zemin parametreleri açıklanmıştır. Statik ve dinamik etkilere bakılmıştır. Zemin karşısında yapı davranışıincelenmiş, yapılması gerekenler detaylı bir şekilde açıklanmıştır.
Mevcut bir betonarme okul binasının betonarme perdelerle güçlendirme alternatiflerinin karşılaştırılması
Mevcut yapıların değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi, uzun süredir inşaat mühendisliğinin en önemli alanlarından birini oluşturmuştur. Bu sebeple, mevcut yapıların güçlendirilmesi için farklı güçlendirme alternatifleri geliştirilmiştir. Bu çalışmada Edirne ilinde bulunan bir okul binası projesi ele alınmış ve söz konusu binada mevcut durumdaki performans seviyesi ve güçlendirme sonrası performans seviyeleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu amaçla Türk Deprem Yönetmeliği'ne göre minimum performans hedeflerini sağlamayan mevcut binada artımsal dinamik analizi yöntemi kullanılarak çözümlemeler yapılmıştır. Daha sonra söz konusu binaya, iki ayrı alternatifli güçlendirme amacıyla Türk Deprem Yönetmeliği'ne (2007) uygun olacak şekilde betonarme perde duvarları ekleyerek ve aynı analiz yöntemini kullanarak çözümlemeler yapılmıştır. Bu analizlerin ardından, mevcut ve güçlendirilmiş durumlar için yapının kırılganlık eğrileri, taban kesme kuvveti-maksimum kat ötelemesi eğrileri ve maksimum kat ötelemesi-kat yüksekliği eğrileri oluşturulmuştur. Bu çalışma sonucunda Türk Deprem Yönetmeliği'ne göre mevcut ve güçlendirilmiş durumdaki yapısal performans ile ilgili sonuçlar özetlenmiştir.
Köy yollarında asfalt ve beton kaplama karşılaştırması; Batman-Sason-Derince grup köy yolu örneği
Bu çalışmada Köy yollarında Beton kaplama ve Asfalt kaplamalı yolların; yapımı, kullanılan malzemeler, avantaj – dezavantajları ve bakım - onarım teknikleri irdelenmiştir. Çalışmanın başlangıcında Köy yolları ağının genel tanımı yapılmış, ikinci bölümde asfalt ve beton kaplama detaylı bir şekilde incelenmiş, üçüncü bölümü de Asfalt ve beton kaplama'nın avantaj ve dezavantajları kıyaslanmış olup, son bölümde Batman –Sason-Derince Grup Köy yolundaki asfalt kaplama ve Beton Kaplamanın zamanla uygulamada meydana gelen sonuçları irdelenmiştir. Asfalt Kaplamanın yapımında kullanılan ana madde bitüm olup, petrol türevli bir maddedir. Petrol konusunda dışa bağımlı olmamız bir dezavantaj olarak görülebilir. Ancak bitüm rafineride işlenen petrolün son türevidir ve asfalt betonu üretimi dışında kullanılma alanı çok azdır. Beton Kaplama yolun yapımında kullandığımız çimento, ülkemizde bol miktarda üretilmektedir. Ancak çimentoya, yol yapımından ziyade inşaat sektörünün diğer alanlarında daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Beton kaplama ve asfalt kaplamanın birbirine karşı avantaj ve dezavantajları vardır. Bu noktada yolun yapılacağı bölgenin karakteristik özellikleri (zeminin sağlamlığı, iklim, trafik, topoğrafya, vs…) avantajlar ve dezavantajların değerlendirilmesi açısından belirleyici olmaktadır. Anahtar Kelimeler: .Köyyolu, . Asfalt kaplama yol, . Beton kaplama yol.
Akıllı ev sistemlerinde güncel teknolojilerin incelenmesi
Bu tez, temel teknik ve mühendislik altyapısı olan okuyuculara yöneliktir. Akıllı Evlerin farklı özelliklerinin sunulmasında çok önemli olan programlama, ağ iletişimi ve güvenlik kavramları hakkında temel bilgilere sahip olmak yararlı olacaktır. Ayrıca, okuyucuların günümüzde evlerde kullanılan çeşitli ev teknolojilerine aşina oldukları varsayılmaktadır. Ev otomasyonu, bir binadaki belirli elektrik ve elektronik sistemlere bir dereceye kadar bilgisayarlı veya otomatik kontrolün uygulanmasını içerir. Çeşitli cihazları izlemek ve kontrol etmek için bir donanım sistemi kurulmuştur. Sistem, cihazları yapılandırmasına göre kontrol edecektir. Örneğin, akşamları belirli bir saatte ışıkları otomatik olarak açabilir veya bir donanım sensörü kullanarak ortam ışığını ölçebilir ve karanlık büyüdüğünde ışıkları açabilir. Örneğin, evden çıkmadan önce iklimlendirme ofisinden açılabilir. Bu proje, kullanıcının Bluetooth özellikli bir cep telefonu gibi bir kablosuz cihazla kontrol etmesini sağlayan basit bir ev otomasyon sistemini göstermektedir. Sistem, kullanıcının her bir ışığı ve fanı ayrı ayrı kontrol etmesini sağlar. Ana ışıkları otomatik olarak kapatabilir ve belirli bir zamanda bir gece lambasını yakabilir. Sinyal gücünü ölçerek, kullanıcının bir odaya girip otomatik olarak ışığı ve fanı açtığını algılayabilir ve kullanıcı odadan çıktığında otomatik olarak kapatabilir. Ev otomasyon sistemi son yıllarda büyük bir popülerlik kazanmıştır ve yaşamın konforunu ve kalitesini arttırmaktadır. Bu yazıda mevcut ve yeni ortaya çıkan ev otomasyon sistemlerinin genel bir tartışması ele alınmıştır. Günümüzde çoğu ev otomasyon sistemi bir akıllı telefon ve mikrodenetleyiciden oluşmaktadır. Akıllı telefon uygulaması, ev aletlerini farklı iletişim teknikleri kullanarak kontrol etmek ve izlemek için kullanılır. Bu çalışmada, ZigBee, Wi-Fi, Bluetooth, EnOcean ve GSM gibi farklı kablosuz iletişim tekniklerinin çalışma prensipleri üzerinde çalışılmış ve bunların özellikleri birbirleriyle karşılaştırılmıştır, böylece kullanıcılar ev otomasyonu için kendi teknoloji tercihlerini seçebilirler. Ayrıca bu araştırma çalışmasında farklı ev otomasyon sistemlerinin araştırması tartışılmış ve avantajları ve dezavantajları da vurgulanmıştır. İnternet erişimi olan herhangi bir akıllı telefon ile alarm sistemini aktif/pasif etme ve durum bilgisi alınmasını sağlayan sistem mevcut olacaktır. Duman sensörleri aracılığıyla yangın uyarı sistemi desteği ile güvenli bir ev ortamı olmuş olacak buna dayalı zehirlenme ve patlama olaylarının önüne geçilecektir. Su basma sensörleriyle su taşkını tespit ve önleme sistemi ile hem kendi evlerimiz hem alt komşuların zarar görmesi engellenmiş olacaktır. Karbon monoksit sensörleriyle gaz sızıntısını algılama ve önleme Panik buton desteği ile acil çağrı başlatma sayesinde erken müdahale can kurtaracaktır. Herhangi bir sızıntı durumunda otomatik olarak su veya gaz akışını kesme otomasyonu sayesinde otomatik önlem alınmış olacaktır.
Yeni imara açılacak ve yol çalışması yapılacak bölgenin planlama ve yeni hizmetler için haritalandırılması
Bu tez, İstanbul Aydın Üniversitesi'nde İnşaat Mühendisliği bölümünde oluşturulan Yüksek Lisans tezidir. Aşağıdaki konular tezin bir kısmında işlenmiştir. Devlet yolu planlama sürecinde en iyisini elde etmek için neler yapılabilir, Sonuç önceden tahmin edilmelidir. Mevcut bir karayolunu iyileştirmek gerekir. Genel trafik ihtiyaçlarını karşılamak, ortadan kaldırmak veya trafiğin neden olduğu olumsuz etkileri veya arazi kullanımındaki değişiklikler planlamanın ana başlıklarıdır. Politikalar ve Prosedürlerin bu bölümü, kullanılan minimum gereksinimleri ve süreçleri açıklar. Ülke Ekibi'nin bir kalkınma sonucu sunması için düzenli planlarının sonuçlarını halka sunar. Ülke Programları, Bölgesel Programlar ve Küresel Programda özetlenir. Bu belgeler Stratejik Planında belirlenen vizyon, yön ve stratejilerini işlevsel hale getirmektir. Programlar yıllık çalışma planlarına sahip projelerle uygulanmaktadır. Planlama yeterince basit görünüyor: ideal topluluğu tasarlanacaktır ve düzenlemeleri sağlanıp destek tasarım hedefleri belirlenecektir. Gerçeklik çok daha karmaşıktır. Bugün, şehir, topluluk ve bölgesel planlama, sürekli değişim ile uğraşmak demektir. Bir vizyonu tercüme etmek için teknik uzmanlık, politik bilgi ve mali anlayış yarın ve bugün için stratejik bir eylem planına uymak gerekir. Gerçekten binlerce yerel yönetim kuruluşu ve planlama ajansı özellikle, CBS araçlarını ESRI'den bir araya getirme aracı olarak benimsemişlerdir. Sınırlı finansman ve personel ile ilgilenirken talepler doğrultusunda ilerlenmektedir. Maliyetler, potansiyel fon verenler sadece bir projenin finansmanının programlarına uyup uymadığını değil, aynı zamanda ülkedeki iklim ve kalkınma yardımlarının sağlanmasına yönelik bir eylemin faydaları ile ilgilidir. Potansiyel fon verenlerin yatırım tekliflerini değerlendirmesine veya taramasına yardımcı olmak için, bu tez, nasıl tanımlanacağını açıklar. Hem önerilen faaliyetlerin hem de ülke içi kapasite ihtiyaçlarının maliyetleri ve faydaları göz önünde bulumdurulur. Bir ülke veya sektörde veya daha büyük ölçekli bir potansiyele sahip tek bir teknolojiye odaklanabilir. Ortak eylemlerin uygulandığı teknolojiler portföyü (örneğin, bir otobüs-hızlı geçiş sistemi ile birlikte) bisiklet şeritleri ve yaya patikaları). Sektörler içinde öncelikli teknolojiler portföyüne dayalı ve belirlenen engeller, birden çok ortak noktanın var olup olmadığına karar verebilir.
Yeni yapılarda enerji ve su tasarruflu sistemlerin kullanılmasına yönelik çalışmalar
Sürdürülebilirlik, insanı sosyalleştiren toplumumuzun ekonomik ve çevresel yönleri ile çok yönlü bir kavramdır. Gelecek nesillerin yaşamlarını etkilememek adına günümüz kaynaklarından kendi ihtiyaçlarımızı karşılamamız gerekmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın meydana geldiği başlıca ticari işletmelerden biri; sürdürülebilir binanın ortaya çıkmasına neden olan inşaat sektöründeki yeşil binalar dır. Enerji ve su kullanımının daha verimli ve daha kontrollü olması ile inşaat safhasındaki savurgan uygulamaları frenlemek ve daha sağlıklı olmasını sağlamak hedeflenmektedir. Bu sistemlerle yapılacak yeni yapıların ilk yapım maliyetleri yüksek olabilir ancak getirisi çabuk olacaktır. Su ve enerji tasarrufu ile verimlilik artışı olacaktır. Binalarda yapılacak tasarruflar ile yapının kullanım hayatı boyunca sahiplerine faydalı olması hedeflenmektedir. Sürdürülebilir yapı ya da yeşil yapıların ortaya çıkması ile bina endüstrisinde kullanılan fazla enerjiyi frenlemek adına neler oluşacağı dair bir farkındalık yaratacağı düşünülmektedir. Bu sayede israf en aza inecek ve sağlıklı ortamlar oluşacaktır. Tez kapsamında inşaa edilecek olan yeni yapılarda enerji ve su tasarruflu sistemler irdelenmiştir. Yeşil binalar yaparken kullanılan yöntemler ile yeni nesil yapılarda kullanılan teknolojiler ve teknoloji kolaylıkları gösterilmiştir. Su ve enerji tasarrunda yeni yapıların tasarımı, bu yapıların yapısı ve faydalanılacak sistemler gösterilmiştir. Enerji tasarrufu, iyileştirme yöntemlerini uygulayarak veya yeni teknolojiler kullanarak üretimi ve kaliteyi düşürmeden enerjiyi daha etkin bir şekilde kullanmak demektir. Enerji verimliliğinin artırılması ek yeni enerji kaynaklarının devreye sokulması için yapılacak yatırımlardan daha ekonomiktir. Günümüzde elektrik enerjisinin kullanımının ve enerji talebinin artması ile önümüzdeki yıllarda Türkiye 'de bir enerji açığının olabileceği sinyallerinin verilmesi enerji tasarrufunu zorunlu hale getirmiştir. Enerjinin etkin kullanımının ülke ekonomisine sağlayacağı olumlu katkılar büyük boyutlara ulaşabilmektedir ancak bunun için her birey ayrı olarak üzerine düşeni yapmalıdır. Enerji tasarrufu yöntemleri anlatılarak bu bilincin insanlarımıza aşılanması hedeflenmektedir. Yeni yapılarda aydınlatmadaki enerji tasarrufu aydınlatmanın kalitesini düşürmeden ve iyi bir aydınlatmanın şartları yerine getirilerek yapılmalıdır. İyi bir aydınlatma, daha verimli aydınlatma elemanları ile sağlanacağı için aynı aydınlatma seviyesinin daha az enerji tüketimi ile sağlanması mümkündür. Verimli bir aydınlatma ile hem daha az elektrik enerjisi tüketimi olacak hem de göz sağlığı korunacaktır. Bu çalışmada; enerji tasarrufu ve enerji verimliliğinin önemi üzerinde durularak aydınlatmada yapılacak enerji tasarrufunun sağlayacağı katkılar belirtilmiştir. Doğru ve verimli bir aydınlatma için yapılması gerekenler ve aydınlatmada enerji tasarrufu yapılırken dikkat edilmesi gereken noktalar belirlenmiştir. Yeni yapılarda farklı su ve enerji koruma stratejilerinin araştırılması yapılmıştır. Toplu alan nüfus sayımından ortalama alarak konut ev sistemlerinde su ve enerji tasarrufları olacaktır. Tez, farklı sistemler arasındaki mali sonuçları çapraz olarak inceleyecek ve yeni yapı inşaatlarında su ve enerji tasarrufu yöntemlerini araştıracaktır.
Kentsel yerleşmelerde yapılaşmanın havadan kontrol ile değerlendirilmesi
Ülkemizde ve dünyada kentsel alanlarda son zamanlarda nüfus artışı beraberinde çevresel kirlilik ve çarpık kentleşmeyi beraberinde getirmiştir. İnşaat sektöründe sürdürülebilir kalkınma prensiplerinin uygulanması söz konusu olduğunda ve buna pratik çözümler gerektiğinde, odak tek binalardan (mikro ölçekli) çıkıp tümüyle daha büyük ölçekli şekilde mahalleler, semtler ve şehirler (makro ölçekli) olarak değişmeye başlamaktadır. Büyük düşünmeyi gerektiren durumlarda sürdürülebilirlik sorununun sadece binalardan daha fazlasıyla yapılması gerektiğinin görüşünden sıyrılıp binaların planlı bir şekilde analiz edilip daha sonra yapıların konumlandırılması fikri öne çıkmaya başlamaktadır. Binalar, açık alanlar ve ulaşım ağları arasında sayısız karmaşık ilişkiler gün geçtikçe daha kompleks bir hale gelmektedir. UN-HABITAT III [1]'in en son ilerleme raporuna göre mevcut kentleşme modeli sürdürülemez niteliktedir. Daha kapsamlı ve insan merkezli sürdürülebilir küresel kalkınmayı sağlamak için yeni koşul ve nitelikler tanımlanması gerekmektedir. Kentsel yerleşkeler sosyal ve ekonomik büyümenin odak noktaları olduğu için kentlerin hava kirliliği, yoksulluk, çarpık kentleşme, sera gazı vb. durumlar için yapılaşma analiz ve değerlendirilmesinin daha büyük ölçekli ve daha sağlıklı yapılması gereksinimi doğmaktadır. Kentsel sektörde enerji-çevre bağlantıları, düzenleyici ve kirlilik kontrolü için ekonomik araçlar, kentsel arazi kullanımının çevresel boyutları ve kentsel çevre planlama ve yönetim süreci, her biri arka plan sağlamak için tasarlanmıştır. Gelişmekte olan dünyadaki şehirler için çevresel yönetim stratejisi için kentsel veri toplama gereksinimi göze çarpmaktadır. Çevresel yönetim seçenekleri önemli ölçüde iyileşmektedir. Son yıllarda elektromanyetik spektrum gözlemleri için sensörler daha küçük, daha ucuz, daha fazla ve daha kapsamlı ölçüm aletleri ortaya çıkmıştır. Havadan ölçüm yapmak için platformlar da aynı ölçüde genişlemiştir. Alçak irtifa insansız hava araçlarının (mikro-dronlar), dronlar ve İHA(insansız hava aracı) aracılığı ile kentlerin çevresel izlemede kullanılacak uygulamalarını ve kentsel alanların yönetimi ve potansiyel riskler bir yerden sık tekrarlanan veya sürekli ölçümler gerekmektedir. Şehirler hava, su ve toprak kirliliğine yol açmaktadır. Kentsel yayılma ormanlar, su kaynakları ve kentsel alanları çevreleyen alanlar üzerinde baskı oluşturmuştur. Türkiye'de kentsel yerleşmelerin mekânsal yaşam kalitesinin artırılmasına, ekonomik ve toplumsal yapının güçlenmesine, mekânsal planlama sisteminin yeniden yapılandırılmasına olan ihtiyaç giderek artmaktadır. Kentsel gelişme; kentlerin gerek sosyo-ekonomik kalkınmadaki başat rolü, gerekse mekânsal organizasyonda ve yerleşmeler arası ilişkilerde üstlendikleri işlevleri dikkate alındığında, bölgesel gelişme bağlamında temel bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır.
Düzenli bir betonarme binada düşey deprem bileşeninin yapısal davranışa etkisi
Bu tez çalışmasında depremin düşey bileşeninin yapısal davranışa etkisinin incelenmesi amacıyla analitik bir çalışma yapılmıştır. Tezin ilk bölümüne giriş bölümü olarak başlanmıştır. Bu bölümde genel olarak çalışmanın kapsamı ve literatür araştırması kısaca anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise yapısal modelin tasarlanması üzerinde çalışılmıştır. Tez çalışmasında kullanılacak yapısal model, beş katlı, düzenli ve simetrik olacak şekilde betonarme okul binası olarak DBYBHY-2007'ye göre tasarlanmıştır. Ayrıca, yapısal modelde kullanılan malzeme hakkında da bilgi verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise analizde kullanılacak hesap yöntemi ve deprem kayıtları hakkında bilgiler verilmiştir. Tez çalışmasının amacı depremin düşey bileşeninin etkilerini, yatay bileşen etkileriyle kıyaslayarak yapısal parametreleri ne ölçüde değiştirdiğini görmektir. Tez çalışmasında, düşey deprem etkisi şiddetli olan yedi deprem kaydı kullanılmıştır. Tez çalışmasında kullanılan program Seismostruct yazılımı olup, üç boyutlu olarak modellenen beş katlı betonarme binayı depremin yatay bileşenleri (x+y) etkilemiştir. Daha sonra yatay bileşenlere ek olarak düşey bileşenler de eklenmiş olup, analizler tekrarlanmıştır (x+y+z). Analizlerin zaman tanım alanında doğrusal olmayan yöntem ile yürütülmüştür. Dördüncü bölümde hazırlanmış model çözümlemesi yapılmıştır. Yatay ve yatay+düşey deprem etkilerinin yapısal davranışa etkilerini belirleyebilmek için referans kolonlar ve kirişler seçilmiştir. Seçilmiş kolonlar ve kirişlerin eksenel kuvvet, kesme kuvvetleri, katlararası ötelemeleri ve toplam deplasman değerler sonuçları incelenmiştir. Dördüncü bölümde herbir deprem kaydı için bulunan sonuçlar garfik ve çizelgeler halinde sunulmuştur. Beşinci ve son bölümde ise sonuçlar kısaca özetlenmiştir. Analiz sonrasında elde edilmiş veriler ışığında, depremin düşey bileşeninin özellikle kolonlardaki eksenel kuvvetlerin artışına ciddi bir miktarda etki ettiği gözlemlenmiştir. Kolon kesme kuvvetlerinde depremin düşey bileşeninin eklenmesiyle önemli miktarda artışlar gözlenmese de yaklaşık yüzde on beş oranında artış kaydedilmiştir. Kat ötelemelerinde ve toplam yapısal deplasmanda ise belirgin değişiklikler kayıt edilmemiştir. Anahtar kelimeler: Deprem, Depremin düşey bileşeni, Normal kuvvet, Kesme kuvvet, Kat ötelemesi.
Deprem etkisindeki yapıların sismik taban izolasyonu ve çoklu ayarlı kütle sönümleyici sistemleri ile karma korunması
Afganistan aktif deprem bölgelerinde bulanan ülkelerinden birisi olarak standart-dışı ve inşa edilmeden önce, statik açısından asla analiz/tasarlanmamış ve depremin esasatlarına bile uyuşmayan büyük bir sayıda betonarme binalara sahiptir. Son zamanlarda orta ve çok-katlı binaların sayıları çoğaldıkça açıkladığımız tehlike de artış durumunda ki bu inşaat mühendislerin ve uzmanların her zamanki ciddi endişelerin en başında yer almaktadır. Bu çalışmada günümüzün depreme dayanıklı/titreşim kontrol sistemlerinin tasarımların en etkili/modern yöntemleri dikkate alınarak farklı sismik taban izolasyon sistemleri ve en üst katta ve katların seviyelerinde tek/çoklu ayarlı kütle sönümleyicileri ile donatılmış 5, 10 ve 15-katlı binaların farklı davranışları incelenmiştir. Şimdiye kadar Afganistan'da tek bir 'taban izolasyonlu bina' yapılmamış ve umarım insanların hayatlarını ve mallarını kurtarmak için bu tip dayanıklı binaların inşa etmesi için bu çalışma bir başlangıç olur. Bu çalışmada, gerçek deprem yer hareketleri altında tek ayarlı kütle sönümleyici (STMD), çoklu ayarlı kütle sönümleyicileri (MTMD'ler) ve dağıtılmış çoklu ayarlı kütle sönümleyicileri (d-MTMD'ler) ile donatılmış taban izolasyonlu (BI) yapılarının sismik tepkileri incelenmiştir. Sayısal çalışma, STMD, MTMD'ler ve d-MTMD'ler ile donatılmış 5, 10 ve 15 katlı taban izolasyonlu binaların analitik modelleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Binalar, her kat seviyesinde yatay tek serbestlik derecesine sahip kesme tipi yapı olarak modellenmiştir ve binalar, tabakalı kauçuk mesnetler (LRB), kurşun çekirdekli kauçuk mesnetler (N-Z), sürtünmeli sarkaç sistemi (FPS) ve esnek sürtünmeli taban izolatörü (R-FBI) izolasyon sistemleri ile izole edilmektedir. Taban izolasyonlu bir binanın her bir kat seviyesinde bir TMD kurmak, en üst kat ivmeleri ve mesnet yer değiştirmeleri açısından yapısal tepkiyi azaltır. Parametrik çalışmalar, kat sayısının 5, 10 ve 15-katlara ve izolatör zaman periyodu 2 ile 2,5 ve 3sn arasında değiştirilerek gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, tüm STMD durumları için kütle oranı %2, 3, 5 ve %10 olarak kabul edilmiştir. Buna ek olarak, MTMD'ler en üst katın yanı sıra taban üzerine yerleştirilmiş ve izole edilmiş binanın yüksekliği boyunca da dağıtılmıştır. Parametrik çalışmalar için iki set MTMD ((i) eşit rijitliğe ve eşit sönümleme oranına sahip MTMD'ler) ve (ii) eşit kütleye ve eşit sönümleme oranına sahip MTMD'ler) düşünülmektedir. TMD'nin etkililiğinin, eşit kütle oranına sahip bir hibrit sistemdeki izolatörlerin esnekliğindeki (zaman periyodu) artışla azaldığı bulunmuştur. Ayrıca, TMD'nin en üst katta veya başka bir kat seviyesinde yerleştirilmesi, az katlı binalar için TMD'nin etkililiğini biraz etkilemektedir, üstelik TMD'nin yerleştirilmesinin öneminin, katların sayısı arttıkça daha yüksek olacağı da bulunmuştur. Ek olarak, MTMD'lerin ve d-MTMD'lerin yerleştirilmesinin, STMD'ye kıyasla en üst kat ivme azaltılmasında önemli ölçüde faydalı olduğu gözlenmiştir. Ayrıca, taban izolasyonlu binalarda STMD, MTMD'lerin ve d-MTMD'lerin yerleştirilmesinden mesnet yer değiştirmesinde neredeyse eşit bir azalma elde edilebilir. d-MTMD'ler, büyük kütlelerin farklı kat seviyelerinde bölünmesi ve dağıtılması nedeniyle STMD ve MTMD'lere kıyasla daha yararlıdır. Anahtar Kelimeler: Sismik Taban-İzolatörü, Sönümleme, Ayarlı Kütle Sönümleyici, Sürtünme, Depreme Dayanıklı Binalar, Betonarme Binalar
Yeni ve mevcut binaların yeşil binalara dönüşümünde kullanılan yöntemler ve verimliliğin incelenmesi
Kapsayıcı, sağlıklı, işlevsel ve üretken şehirler inşa etmek belki de bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük zorluktur ve bu zorluğu çözmek kolay değildir. Hayatımızın önemli bir parçası olan yapılar, dünyanın kentsel alanlarının tam kalbinde yer alır. Topluluğumuzun sosyal dokusunu güçlendirmenin ve sağlıklı kamusal alanlar oluşturarak ve sürdürerek ekonomik gelişmenin başarılı bir şekilde ilerlemesinin yolları bu tezde incelenmiştir. Bu tezde yeşil bina açıklanacak ve bunlar için temel akademisyenler, araştırma kurumları ve yapım çalışmaları denetlemek ve yeşil binaları değerlendirmek isteyen profesyonellerle çalışmanın önemine değinilecektir. Yeşil binaların kriterleri ve mevcut binalara özgü kriterleri daha geniş incelenerek çevre ve insan yaşam kalitesine faydaları incelenecektir. Ayrıca bu tez içerisinde Planlama, Tasarım ve İnşaatlarda yeşil binalar için stratejiler geliştirildi. Başlangıçta politik ve ekonomik tanımlar karakterize eden kriterleri belirlemek için araştırmalar yapılmıştır. Yeşil binaların tanımları tartışılır ve tanımlanır. Bu tezde, yaygın olarak kullanılan bazı terimlere ve şu anda kullanımda olan yeşil bina değerlendirme ve sertifikasyon sistemlerinin çeşitliliğine vurgu yapılmakta ve bunları seçerken göz önüne alınması gereken bazı konular ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çevreci Yeşil Binalar, Mevcut Binaları Yeşil Binaya Çevirme, Yeşil Binalarda Verimlilik, Yeşil Binalarda Kullanılan Yöntemler
Olası İstanbul depremi bağlamında riskli yapı kavramına ilişkin toplumsal bilincin incelenmesi
İnsanoğlunun dünya üzerinde var olmasından itibaren yaşam mücadelesi ve hayatta kalma çabasından ötürü barınma yerleriyle beraber ihtiyaç duyduğu yapılar ortaya çıkmıştır. Bu yapıların günümüze kadar gelmesiyle birlikte bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla riskli yapıların kullanımının bilinçsizliği, deprem ile birleşince can ve mal kayıplarına sebebiyet vermesine neden olmuştur bu sebebiyetleri en aza indirgemek halkı bu konuda yeteri kadar bilinçli hale getirme çabalarının eğitim ile desteklenmesi gerekmektedir. Bu tez çalışmasında İstanbul'da ikamet eden 429 kişi ile anket çalışması yapılmıştır. Olası İstanbul Depremi Bağlamında Riskli Yapı Kavramına İlişkin Toplumsal Bilincin İncelenmesi ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda yapılan anket çalışmasında verileri elde etmek için SPSS 22 analiz programı kullanılmıştır. Bu programda önce anket verilerimizin güvenilirlik düzeyleri kontrol edilmiş sonrasında ise P değerlerinde bağımsız iki grup arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığını belirlemek için t-Testi ve ikiden çok bağımsız değişken arasındaki anlamlı farlılığı belirlemek için yapılan ANOVA testinden yararlanılmıştır ve katılımcıların ortaya çıkan yetersiz bilinç durumlarına nasıl önlem alınacağına dair öneriler sunulmuştur. Yapılan bu alan araştırmasında anketlerin analiz edilmesi sonucu katılımcıların genel itibari ile bilincinin yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de kentsel dönüşüm projelerinde yaşanan sorunların farklı paydaşlarca değerlendirilmesi
Günümüz kentlerinde popülasyonun yoğunlaşmasıyla beraber hızlı bir yapılaşma olduğu görülmektedir. Yapı stokunun arttığı kentlerde yapılar çeşitli nedenlere bağlı olarak yıpranmakta ve niteliklerini kaybetmektedir. Bu yapıların güçlendirilmesi, revize edilmesi ve yıkımı gibi sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu konunun deprem ile birleşince can ve mal kayıplarının meydana geldiği görülmektedir. Olası bir deprem anında oluşacak hasarların oluşmaması için farklı paydaşlar olan yüklenici, kamu ve kat maliklerinin ortak bir noktada birleştiği ve anlaşmaları için bir mevzuatın oluşturulduğu kentsel dönüşüme ihtiyaç duyulmuştur. Türkiye'de kentsel dönüşüm projelerinde yaşanan sorunların farklı paydaşlarca değerlendirilerek sonuçlar tartışılmıştır. Bu amaca ulaşmak için İstanbul'da ikamet eden 550 kişi ile anket çalışması yapılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS 22 programı ile analiz edilmiştir. Çalışmaya genel olarak bakıldığında paydaşların birbirleri ile tam olarak uyuşamadığı, ortak kararlar veremediği ve bu sebeple kentsel dönüşüm projelerinin verimli bir şekilde yürütülemediği söylenebilir.
Türkiye ulaştırma sistemlerindeki emisyon değerlerinin analizi ve tahmini
Günümüzde dünya genelinde ulaşım için harcanan enerjinin %95'ten fazlası fosil yakıt kullanan araçlardan oluşmaktadır. Ulaşım sektörü için kullanılan enerji kaynaklarından ortaya çıkan emisyonlar dünya çapındaki emisyonun yaklaşık olarak %20'sine denk gelmektedir. Bu durum çevre kirliliği açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Çevre kirliliğinin büyük bir kısmı hava kirliliğinden meydana gelmektedir. Enerji kaynakları ile yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkan karbondioksit (CO2), hidrokarbonlar, azot oksitler (NOx) ve kükürtlü bileşenler gibi zararlı emisyonların ozon tabakasının delinmesine ve küresel ısınma gibi ülkemiz ve dünya açısından kötü sonuçlara yol açmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'deki ulaştırma sistemlerinden kaynaklanan emisyon değerlerinin analiz ve tahmini yapılmaktadır. Yapılan bu analizler için yapay sinir ağları (YSA), çok değişkenli lineer regresyon (MLR), bulanık mantık ve logaritmik regresyon yöntemleri kullanılmaktadır. MLR yönteminin lineer, interaction ve purequadratic metotları uygulanmaktadır. Analizler korelasyon katsayısı (R), hataların karelerinin ortalaması (HKO) ve yüzde hata ortalaması (YHO) kriterleri baz alınarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak YSA'dan elde edilen R değeri 0,9809, HKO değeri 8 050 363 681 418,75 ve OYH değeri %4,1555 olarak elde edilmiştir. MLR modelinin lineer metodunun R değeri 0,9855, HKO değeri 4 793 845 004 079,31 ve YHO değeri ise %3,7989 olarak elde edilmiştir. Interaction metodunun R değeri 1,0000, HKO değeri 0,000000004839 ve YHO değeri ise %0,0000000001672 olarak elde edilmiştir. Purequadratic metodunun R değeri 0,9900, HKO değeri 3 314 943 364 316,79 ve YHO değeri ise %2,5781 olarak elde edilmiştir. Logaritmik regresyon yönteminin R değeri 0,9872, HKO değeri 4 236 601 138 306,92 ve YHO değeri ise %3,4057 olarak elde edilmiştir. Bulanık mantık yönteminin R değeri 0,9855, HKO değeri 4 895 753 910 316,73 ve YHO değeri ise %4,9089 olarak elde edilmiştir. Elde edilen tahminler sonucunda en iyi sonucu veren yöntem çok değişkenli lineer regresyon yönteminin interaction metodu olarak gözlemlenmektedir.
Esnek ve rijit kaplama parametrelerinin üstyapı türü seçimi üzerine etkileri
Esnek kaplama veya rijit kaplama türlerinin seçiminde temel sorun maliyet olmaktadır. Türkiye'deki farklı durumlar için hangi üstyapının ideal olacağını tespit etmek için, ekonomik ve teknik özellikleri değerlendirmek, araştırmak ve karşılaştırmak gerekmektedir. Bu çalışmada üstyapı türleri karşılaştırılmaktadır. Esnek kaplama olarak Bitümlü sıcak karışım (BSK) ve Sathi kaplama, rijit kaplama olarak beton üstyapı kaplama kalınlıkları ve maliyetleri incelenmektedir. Kaplama kalınlığı ve maliyet karşılaştırması için esneklik modülü (MR), yatak katsayısı (k) ve 8.2 ton standart dingil yükü tekerrür sayısı (T8.2) parametreleri kullanılmaktadır. Esnek kaplama için MR, rijit kaplama için k parametresi ve T8.2 ise her iki kaplama türü için kullanılmaktadır. Verilen parametrelere göre esnek kaplama türlerinde MR değeri arttıkça kaplama kalınlığı azalmaktadır. Rijit kaplamada k değeri arttıkça gözle görülür bir değişim olmamaktadır. Maliyet kıyaslaması yapıldığında esnek kaplamalarda MR değeri arttıkça metrekare birim maliyet azalmaktadır. Rijit kaplamada k değeri arttıkça maliyet kıyaslamasında gözle görülür bir değişim olmamaktadır. T8.2 değeri arttıkça hem esnek kaplama hem de rijit kaplama için metrekare birim maliyet de aynı oranda artmaktadır. Hesaplanan maliyetlerde 3x106 T8.2 değerine kadar olan kaplamalarda en ekonomik kaplama türü sathi kaplama olarak belirlenmiştir. T8.2 değeri 3x106 üzerine çıktığı durumda iyi zemin koşullarında ilk tercih olarak bitümlü sıcak karışım (BSK) veya rijit kaplama tercih edilebilir. Bu durumlara bağlı olarak düşük trafik akışının olduğu yollarda esnek kaplama türü olan sathi kaplamanın seçilmesi daha ekonomik olmaktadır. Trafik akışının yüksek olduğu yollarda rijit kaplamalar esnek kaplamalara göre daha ekonomik olmaktadır. Kaplama kalınlıklarının tahmin edilmesinde yapılan analizlerde ise Yapay Sinir Ağı (YSA) modeli ile Lineer Regresyon (LR) modeli karşılaştırılmıştır. Yapılan çalışmada lineer regresyon analizi için Hataların Kareleri Ortalaması (HKO), Ortalama Yüzde Hata (OYH) ve Korelasyon hesapları yapılmıştır. Çıkan sonuçlara göre esnek ve rijit kaplama kalınlıklarının tahmininde YSA analizi LR analiz modeline göre daha iyi sonuç vermiştir.
Kompozit betonarme kirişlerin deneysel ve teorik olarakincelenmesi
Yeni nesil kompozit malzemeler, diğer sektörlerde kullanıldığı gibi inşaat sektöründe de kullanması günden güne artmaktadır. Kompozit malzemeler, yüksek mukavemet/ağırlık oranı, aşındırıcı olmayan yapısı, hafifliği, düzgün yüzeyli yapısı vb gibi etkin özelliklere sahiptir. Beton çeşitli avantajlara sahip olduğundan inşaatlarda en çok kullanılan yapı malzemelerden biridir. Geleneksel beton güçlü basınç dayanımına sahip olmasına karşın zayıf çekme dayanıma sahiptir. Çekme dayanımındaki bu zayıflığı ortadan kaldırmak ve bunun yanı sıra betonun sünekliğini iyileştirmek için geleneksel betonda makro sentetik fiber kullanılmıştır. Çalışma kapsamında slump testi, basınç testi, yarma testi, eğilme testi, küp ultrasonic beton testi ve Schmidt çekiç testi yapıp makro sentetik fiberlerin kullanılması ile betonun mekanik özellikleri araştırılmıştır. Çeliğin korozyona uğraması inşaatta en öne çıkan problemlerden biri olarak bilinmektedir. Günümüzde korozyon dayanımı yüksek, çeliğe göre daha hafif ve yüksek dayanımlı GFRP (Cam Fiber Tekviyeli Plastik) donatıları kullanılmaktadır. Çalışmanın ikinci kısmında betonarme kirişler üzerinde dört noktalı eğilme deneyi yapılmıştır. Dikdörtgen kesitli hibrit (çelik-GFRP-lif) donatılı kirişler tasarlanmıştır. Sunulan çalışmanın kesiti 0.20x0.15m ve boyu 1.24m olarak seçilmiştir. Bu deneysel çalışmada, toplam 15 adet betonarme kiriş üretilmiştir. Bu çalışmanın parametreleri, hacimce %0.4 ve %0.8 oranında makro sentetik lif, çelik donatı ve GFRP donatıdan oluşmaktadır. Bu kirişlerden 6 tanesi CFRP (Karbon Fiber Tekviyeli polimer) ile güçlendirilmiştir. Deney sonuçları sonlu elemanlar modeli Abaqus programından elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır.
Referans buharlaşma miktarının bulanık SMRGT, ANFİS ve çoklu doğrusal regresyon yöntemleri ile tahmini
Evapotranspirasyon tahmininin doğru bir şekilde yapılması, su kaynaklarını geliştirmek, kontrol etmek ve yönetmek için son derece kritik bir öneme sahiptir. Su kaynaklarının gün geçtikçe azaldığı düşünüldüğünde buharlaşmadan kaynaklanan kayıpların da artan bir önemi bulunmaktadır. Bu çalışmada günlük evapotranspirasyon tahmini yapılmıştır. Çalışmada kullanılacak veriler Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından işletilmekte olan 17351 numaralı Adana Bölge istasyonundan elde edilmiştir. Veriler 2015-2021 yılları arasındaki günlük ortalama sıcaklık (TM), bağıl nem (RH), rüzgâr hızı (U) ve solar radyasyon (SR) değerlerini kapsamaktadır. Toplam 1966 günlük veri kullanılmış olup bu verilerin %75'i (1476 günlük veri) eğitim aşamasında %25'i (490 günlük veri) test aşamasında kullanılmıştır. Meteorolojik veriler ile farklı kombinasyonlar oluşturulmuştur. Bu kombinasyonlar girdi parametresi olarak düzenlenmiştir. Evapotranspirasyon tahmini için Penman Monteith yöntemi referans olarak kabul edilmiştir. (ET_0) Günlük evapotranspirasyon miktarı Basit Üyelik Fonksiyonları ve Bulanık Kural Oluşturma Tekniği (Bulanık SMRGT) ile Adaptif Sinirsel Bulanık Çıkarım sistemi (ANFİS) yöntemleri kullanılarak tahmin edilmiştir. Elde edilen sonuçlar klasik Çoklu Doğrusal Regresyon (ÇDR) yöntem sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Tüm analizlerde göz önüne alınan ölçütler olan determinasyon katsayısı (R²) ve hata oranlarına (MOH, KKOH) dayanarak, ANFİS modelinin SMRGT ve ÇDR modellerine kıyasla evapotranspirasyon tahminlerinde daha üstün sonuçlar sunduğu gözlemlenmiştir. ANFİS modeli, daha yüksek bir determinasyon katsayısı (0.9988) ve daha düşük hata oranı (MOH: 0.046mm, KKOH: 0.067 mm) değerlerine sahip olmasıyla daha iyi bir performans sergilemiştir.
Teknik elemanların yenilenebilir enerji kaynaklarına bakış açıları
Yenilenebilir enerji; doğal kaynaklardan elde edilebilen, bol, temiz ve tükenmez bir enerji kaynağı olup; kullanıcısına enerji tasarrufu/verimlilik imkânı tanıması, ekosisteme olan katkısı ve gelecek nesillere daha temiz bir çevre bırakmak adına sürdürülebilirlik için büyük önem arz etmektedir. Bu kaynakların; enerji açısından dış ülkelere olan bağımlılığı azaltması, lojistik avantajlara sahip olması ve çalışan istihdamına katkı sağlaması da kullanımı konusunda kişileri/işletmeleri/devletleri teşvik eden diğer önemli hususlardandır. Bu çalışmada TR63 bünyesindeki Hatay, Osmaniye ve Kahramanmaraş illerinde, yenilenebilir enerji kaynaklarının tasarımında, proje kontrolünde, imalatında veya denetim aşamasında görev alan 170 kamu ve özel sektör teknik elemanlarının tecrübeleri ışığında bir anket uygulaması yapılmıştır. Çalışma kapsamında toplanan veriler tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, göreceli önem indeksi, ki-kare bağımsızlık testi ve faktör analizi ile değerlendirilmiştir. Elde edilen analiz sonuçları literatür bulguları ile tartışılmıştır. Çalışma sonucunda; ankete katılan teknik elemanlardan inşaat mühendisleri ve mimarların yenilenebilir enerji kaynaklarına olan farkındalık düzeyleri arasında büyük farklar olmadığı, kamu ve özel sektörde çalışanlar arasında da bu konuda bir fark bulunmadığı; yenilenebilir enerjiyi ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemlerinde amaçlı kullandıkları; mekanik ve elektronik aktif sistemleri, pasif sistemlere göre daha çok tercih ettikleri belirlenmiştir. Ayrıca bu kaynaklar ile elektrik ve yakıt üretiminin de sağlanabildiği, ihtiyaç duyulan enerjinin konfor koşullarından ödün vermeden minimum seviyede tutulmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Çalışmanın yapıldığı TR63 bölgesinin iklim koşullarına uygunluğu nedeniyle güneş ve rüzgâr enerjisinin en çok kullanılan yenilenebilir enerji kaynağı olduğu tespit edilmiştir.
Betonarme kirişlerde alternatif güçlendirme yöntemleri üzerine deneysel bir araştırma
Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018, Bölüm 15'teki Deprem Etkisi Altında Mevcut Bina Sistemlerinin Değerlendirilmesi Ve Güçlendirme Tasarımı İçin Özel Kurallar kısmında, binalarda kiriş güçlendirme için lifli polimer (LP) malzemelerin kullanımına yönelik hesaplama esasları tanımlanmaktadır. Ancak, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli büyük depremler sonrası yapılan incelemeler, sahada teorik hesaplamaların öngördüğü tam sargı uygulamalarının yaygın olarak hayata geçirilmediğini göstermiştir. Bu uyumsuzluk, güçlendirilmiş binaların öngörülen performans seviyelerine ulaşamaması riskini taşımaktadır. Bu çalışma, TBDY2018'in kiriş güçlendirme hesaplamaları ve saha uygulamaları arasındaki farklılıkları incelemekte ve ileride oluşabilecek muhtemel depremlere karşı alınabilecek önlemleri tartışmaktadır.
Enhancing simulation accuracy in building energy modeling through data-driven approaches
This thesis investigated the contribution of occupant behavior towards residential building energy consumption by comparing deterministic and probabilistic schedule models. 170 in-depth survey responses were obtained across Türkiye in an effort to record daily residential activities every 15 minutes. These were augmented into 1000 high-resolution daily occupant schedules with the incorporation of variation in behavior into energy simulations. Two residential building models, a high-rise and a low-rise configuration were simulated using Energy Plus with fixed (deterministic) and variable (probabilistic) schedule methods. Importantly, the occupant schedules used in both models were identical; the only difference between the two scenarios was the building form, allowing analysis of geometry-driven energy variations. The methodology used consisted of realistic probabilistic schedule creation using MATLAB and Python, automated interfacing with EnergyPlus as CSV inputs, and simulation of 50 randomized runs per scenario. The deterministic models built on standard daily routines from the literature and duplicated over all days of the year. The outputs of the simulations were evaluated in five categories of energy consumption: lighting, HVAC, other electrical uses, total electricity, and total utility consumption. The outcomes revealed that probabilistic values tend to occur around the average of probabilistic distributions but could not capture extreme behaviors that play a significant role in system sizing and peak load. v Probabilistic models had wider variability in plug loads and electricity consumption but less varied HVAC loads that still remained influenced by changing patterns of occupant presence. The results highlighted the necessity for real occupant behavior to be included within building performance simulation for better energy demand representation. Total average energy usage for probabilistic simulation ranged between 63.9–79.5 kWh/m² for the two scenarios, compared to 74.2 and 71.4 kWh/m² under deterministic values. Variability was seen to be restricted for loads under HVAC, but varied considerably for other plug loads and lighting based on different behavior patterns. These observations reinforce the fact that internal variation is hidden under deterministic modeling, and that probabilistic simulation gives better insight into actual occupant impact on energy usage. The research brought a culturally informed, fact-based modeling approach applicable in Turkish residential buildings and confirmed that probabilistic simulation methods offer a stronger and more realistic platform for analyzing the energy supply and demand, evaluation of policies, and optimization of sustainable designs.
Comparative analysis of soil-structure interaction (SSI) according to turkish and moroccan seismic standards
This thesis examines the soil-structure interaction (SSI) in structures built in accordance with seismic standards codes in both countries, Turkey (TBDY 2018) and Morocco (RPS 2000). The study focuses on understanding how variations in geotechnical and seismic standards impact SSI behaviors across both countries. With the purpose of analyzing the development of SSI considerations in both nations and determining the similarities and differences between TBDY2018 and RPS2000. This study conducts a comprehensive review of the literature to investigate the regional soil parameters and seismic factors that influence SSI in each nation. The findings are carried out by using finite element PLAXIS software to model SSI impacts, with a focus on how soil behavior differs between Turkey's complex, layered profiles and Morocco's generally uniform soils. The study's main focus is on analyzing soil classifications, seismic response modifications, and foundation interactions that differ according to local standards. The findings show that Turkish and Moroccan standards produce distinct settlement and load-transfer behaviors as a result of differences in soil qualities, seismic loads, and regulatory requirements. These findings highlight the necessity of customized and specialized foundation solutions that match regional circumstances in order to improve long-term structural integrity and reduce maintenance expenses for buildings. Keywords: Soil-Structure Interaction, High-Rise Buildings, Turkish Building Seismic Code, Moroccan Seismic Code, PLAXIS Analysis.
Korkuteli Sinaneddin medresesi'nin deprem etkisi altında yapısal davranışının değerlendirilmesi
21. yüzyılda her geçen gün yeni teknolojik gelişmeler yaşanmaktadır. Ancak hiç şüphesiz gelişmeler tarihi yapılar ve değerler üzerinden devam etmektedir. Anadolu'da ve dünyanın her yerinde teknolojik gelişmeler öncesinde yaşanan zamanlara da tanıklık eden tarihi yığma yapılar medeniyetlerin en güzel yansımasıdır. Günümüzde dahi çoğu yeniliğin deneme-yanılma-gözetleme yöntemleri ile devam ettiği aşikardır. Hal böyle olunca mevcut yapıların geleceğe sağlam ve güvenle aktarılması önümüzdeki kuşakların da yararlanması açısından büyük önem arz etmektedir. Ancak ne yazık ki günümüzde yaşanan doğal afetler ve beşerî faktörler sebebiyle tarihi yığma yapılar fiziksel olarak zarar görmekte, hatta bazen aldıkları ağır hasar sebebiyle kamu güvenliği açısından yıkılmak zorunda kalmaktadırlar. Geçmişin tanığı geleceğin öncüsü olan bu yapıların kaybedilmemesi önemli olmakla beraber yaşanacak doğal ve beşerî afetler öncesi bazı yapısal davranışlar tahmin edilerek, bu yapıların davranışlarının değerlendirilmesi ve buna göre hareket edilmesi gerekmektedir. Çalışmada tarihi yığma yapılar hakkında verilen bilgiler ışığında bu yapıların modelleme teknikleri ve analiz yöntemlerine değinilmiştir. Antalya'nın Korkuteli ilçesinde bulunan ve tarihi 1319 yılına dayanan Sinaneddin Medresesi modellenmiş ardından yapının herhangi bir afet esnasında göstereceği davranışının tahmini olarak saptanması için analizler yapılmıştır. Yapılan modellemede deprem kaynaklı kuvvetli yer hareketi için de söz konusu yapının bulunduğu alanın zemin yapısına uyan sismik kayıtlar kullanılmıştır. Çalışmanın sonuç aşamasında yapılan modellemeler ve analizler ardından tarihi yapının deprem etkisi altında yapısal davranışı yorumlanarak çeşitli değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Diatomitin bitümlü sıcak karışımlarda filler olarak kullanılabilirliğinin araştırılması
Ülkemizin sahip olduğu kaynakların verimli ve etkin kullanımı ile sürdürülebilir bir çevre için alternatif malzemeler bulmak ve araştırmak günümüzde büyük öneme sahiptir. Kompozit malzemelerin tamamında olduğu gibi bitümlü karışımlarda da çeşitli katkı malzemeleri kullanılarak karışımın davranışlarını geliştirmek, dayanımını arttırmak ve bakım-onarım maliyetlerini ve sürelerini azaltmak amaçlanmıştır. Günümüzde bitümün modifiyesi ile ilgili çalışmalar artmış ve farklı malzemelerin bitümlü sıcak karışım (BSK) kaplamalar üzerindeki etkileri daha geniş ölçekte ele alınmaya başlanmıştır. Çalışmada, diatomitin asfalt beton kaplamalarda filler olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla kireçtaşı agrega ve kırmataş tozu filler kullanılarak %3, 3.5, 4, 4.5, 5 bitüm içeriklerinde Marshall briketleri hazırlanmıştır. Hazırlanan bu numunelere Marshall stabilite ve akma deney prosedürü uygulanarak stabilite, akma, pratik özgül ağırlık (Dp), boşluk yüzdesi (Vh) asfaltla dolu boşluk oranı (Vfa), agregalar arası boşluk miktarı (VMA) değerleri bulunmuştur. Kireçtaşı numune sonuçlarından elde edilen veriler ile ilgili grafikler çizilerek optimum bitüm miktarı %4.68 olarak belirlenmiştir. Belirlenen optimum bitüm miktarı esas alınarak ve aynı gradasyon kullanılarak kireçtaşı filler ile diatomit filler malzemesi %0, 25, 50, 75, 100 oranlarında yer değiştirilerek diatomit ikameli asfalt beton numuneler üretilmiştir. Diatomit filler ikameli briketlerin stabilite, akma, Dp, Vh, Vfa, VMA değerleri tespit edilerek deney sonuçları değerlendirilmiştir. Yapılan araştırmalar neticesinde %25 diatomit filler içeren numunelerin yüksek stabilite ve uygun akma değerlerine sahip olduğu tespit edilmiştir.
Serpantinin asfalt betonunda filler olarak kullanılması
Ülkemizde bulunan doğal kaynakların verimli, etkin ve daha uzun süre kullanılabilmesi için alternatif malzemelerin araştırılıp bulunması her geçen gün daha önemli bir hal almaktadır. Her alanda olduğu gibi bitümlü sıcak karışımlarda (BSK) da gün geçtikçe atık malzeme kullanımı artmaktadır. Bu çalışmada atık serpantin toz atıklarının BSK'da filler olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Çalışmada, serpantin'in asfalt beton kaplamalarda filler olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla kireçtaşı agrega ve kırmataş tozu filler kullanılarak %3.5-4.0-4.5-5.0-5.5-6.0 bitüm oranlarında Marshall briketleri hazırlanmıştır. Hazırlanan bu numunelere Marshall stabilite ve akma deney prosedürü uygulanarak stabilite, akma, pratik özgül ağırlık (Dp), boşluk yüzdesi (Vh) asfaltla dolu doşluk yüzdesi (Vfa), agregalar arası boşluk yüzdesi (VMA) değerleri bulunmuştur. Kireçtaşı numune sonuçlarından ilgili grafikler çizilerek optimum bitüm miktarı belirlenmiştir. Belirlenen optimum bitüm miktarı esas alınarak ve aynı gradasyon kullanılarak kireçtaşı filler ile serpantin filler malzemesi %0-25-50-75-100 oranlarında yer değiştirilerek serpantin ikameli asfalt beton numuneler üretilmiştir. Serpantin filler ikameli briketlerin stabilite, akma, Dp, Vh, Vfa, VMA değerleri tespit edilerek deney sonuçları değerlendirilmiştir.
Taşıtlardaki A sütununun kavşak güvenliğine etkisi
Bu çalışmada araçlarda güvenlik gereksinimleri için kullanılan A sütununun oluşturduğu kör noktalar incelenmiştir. Özellikle kavşak yaklaşımlarında sürücülerin trafikteki görüş alanını engelleyen bu sütunlar trafik güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Aynı kavşağa aynı periyotta yaklaşan iki araç arasındaki hız ve görüş ilişkileri incelenmiştir. Kontrolsüz bir kavşakta geçiş hakkı olan aracın hız değerleri ve görüşünün kısıtlanması üzerine bir senaryo oluşturulmuştur. Oluşturulan bu senaryoda diğer aracı görmeyen aracın hızı arasında simülasyonlar kurgulanmıştır. Senaryoda üç farklı segmentdeki taşıt ve üç farklı özelliğe sahip sürücü ile dokuz farklı simülasyon elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçlara göre A sütununun kalınlığı ile görüşü kısıtlaması arasında doğrudan ilişki bulunmuştur. Sürücülerin araç içindeki oturma pozisyonlarına göre farklı sonuçlar elde edilmiştir. A sütununun kesit uzunluğunun artması ve sürücünün sütuna olan mesafesinin azalması ile birlikte sürücünün görüş alanı da aynı oranda azalmaktadır. Bu durum özellikle kavşaklarda bulunan trafik kazalarının meydana gelmesine sebebiyet vermektedir. A sütunu öncelikli olarak aracın en çok kullanılan ön bölümündeki görüş alanına etki etmektedir. Kavşak alanları trafikte sağa ve sola dönüşlerin sıklıkla kullanıldığı alanlar olduğu için kavşaklarda meydana gelen kazalar araştırılırken A sütununun oluşturduğu kör noktalar dikkate alınmalıdır. A sütununun ergonomik tasarım parametreleri, gelecekte yapılacak çalışmalar için incelenmesi gereken bir konudur. Bu çalışmada olası bir çarpışmadan kaçınarak minimum hız değerlerini belirlenmeye odaklanmıştır. Anahtar Kelimeler:, A sütunu, Araçlarda kör nokta, Trafik güvenliği, Kavşaklarda trafik güvenliği, Araçlarda görüş, Araç sütunları
Afet sonrası kullanılan geçici barınak modellerinin incelenmesi ve acil durumlarda kullanılabilir geçici barınak modeli önerisi
Afetler, meydana geldiği andan itibaren insan hayatında çok sayıda olumsuz etki yaratan, toplumları mal ve/veya can kaybı ile etkileyen olaylardır. Olaya maruz kalan kişiler afetzede olarak tanımlanmaktadır. Felaketin ardından afetzedelerin temel ihtiyaçlarının karşılanması büyük önem taşımaktadır. Bu temel ihtiyaçların başında barınma ihtiyacı gelmektedir. Olay anının ardından barınma ihtiyacı ilk olarak çadır ve türevleri ile karşılanmaya çalışılmaktadır. Çadırlar, çevre ve hava koşullarından doğrudan etkilenmeleri nedeniyle afetzedelere güven ortamı sunamamaktadırlar. Geçici konutlar bu noktada büyük öneme sahiptir. Kalıcı konutlarda barınma imkanı sağlanana dek afetzedelere güven ve yuva ortamı sunarak iyileşme sürecini en az sorunla atlatmalarını sağlamaktadır. Geçmişten günümüze birçok geçici afet konutu tasarlanmış, bir kısmı da hayata geçirilmiştir. Geçici konut tasarımı yapılırken farklı coğrafyaların ihtiyaçlarının ve çevre faktörlerinin farklı olduğu göz önünde bulundurulmalı, üretilebilirlik noktasında gerçeklikten uzaklaşılmamalıdır. Yapılacak tasarım, afetzedeleri dış etkilerden korumalı, dayanıklı ve temel gereksinimlerine cevap verir nitelikte olmalıdır. Bu çalışmada: afet yönetim aşamaları ve yönetim aşamalarında yürütülmesi gereken çalışmalar ve bu süreçteki barınma sorunları incelenmiştir. Bu sorunlar doğrultusunda uluslararası kuruluş ve ajansların belirlemiş olduğu standartlara uygun biçimde tasarlanan geçici konut modelleri ele alınmıştır; afet sonrası geçici barınak modeli önerilmiştir. Bu model, geleneksel yerinde üretim prensipleri ile inşa edilmesi ve döneminin güncel teknolojisi ile üretilebilmesi gibi avantajlara sahiptir. Ayrıca mevcut olarak kullanılan geçici konut modellerinin karşılayamadığı güven ve mahremiyet ihtiyacını karşılamak ve nakliye ve stok maliyetlerinin en aza indirilmesini sağlamak amaçlarıyla tasarlanmıştır.
Kumlu pomza zeminde G0 kayma modülünün bender elemanlarla bulunması
Zeminlerin statik veya dinamik yükler altında nasıl bir davranış sergilediğini analiz edebilmek için şekil değiştirme seviyesi, büyük şekil değiştirme bölgesi ve küçük şekil değiştirme bölgesi olarak iki grupta ele alınır. Her iki bölge için ihtiyaç duyulan mühendislik parametreleri farklı yöntemlerle elde edilmektedir. Dinamik yükler altındaki zeminin küçük şekil değiştirme analizinde önemli olan kayma modülü parametresi farklı deney yöntemleri ile elde edilebilmektedir. Kayma modülü Jeofizik saha deneyleri ve tahribatsız yöntemlerden rezonant kolon deneyi, ultrasonik puls deneyi ve piezoelektrik bender elemanları gibi laboratuvar deneylerinden de elde edilebilmektedir. Bu kapsamda piezoseramik bender elemanları, laboratuvar üç eksenli düzeneğinde kullanılarak pomza zeminin küçük şekil değiştirme davranışı üzerine bir çalışma yapılmıştır.
Tabakalı pomza zeminlerde deprem yükleri etkisindeki kazıkların üç boyutlu sonlu elemanlar yöntemiyle analizi
Deprem kuşağında yer alan ülkemizde depreme dayanıklı yapıların tasarlanması ve inşa edilmesi zaruridir. Bununla birlikte artan nüfus ve konut ihtiyacıyla yüksek katlı yapılar tasarlanmakta ve bu yapılar bazen taşıma gücü düşük zeminler üzerine inşa edilmektedir. Bu gibi durumlarda kazıklı temel sistemleri gerek taşıma gücü gerek oturma ve gerekse dinamik tepkiler açısından tercih edilmektedir. Isparta gibi volkanik kaynaklı zemin formasyonlarının hakim olduğu bölgelerde de yüksek katlı yapılar ve kazıklı temellere uygulamada rastlanmaktadır. Isparta özelinde düşey zemin profili pomza ve siltli kum katmanları şeklinde bulunmaktadır. Kazık temeller projelendirilirken genel olarak rijit zemin tabakasına mesnetlenmektedir. Ancak kazıklar rijit olmayan zeminlere yerleştirilerek sürtünme kazığı olarak da görev yapabilir. Bununla birlikte farklı zemin formasyonlarıyla karşılaştığı noktalarında gerilme yığılmaları oluşmakta ve bu gerilme yığılmaları bu noktalarda ve dolayısıyla üst yapıda hasarlara neden olabilmektedir. Yapılan tez çalışmasında Isparta bölgesinde, pomza ve siltli kum tabakaları boyunca imal edilen kazıklı temellerin dinamik yükler altında tepkileri sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda temel zeminine ilişkin saha ve laboratuvar deney sonuçları, zemin ve kazık mekanik özelliklerinin elde edilmesinde kullanılmıştır. Ardından sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak kazıklarının pomza zemin içerisinde deprem yükleri altındaki yükleri davranışı incelenmiştir. Elde edilen kesit tesirleri göz önünde bulundurularak maksimum yüke maruz kalan kazık belirlenmiş ve güvenilirliği araştırılmıştır.
Bilecik bölgesi sismik tehlikesinin ve zemin sıvılaşma potansiyelinin belirlenerek sıvılaşma risk haritasının oluşturulması
Deprem dolayısıyla meydana gelen kuvvetli yer hareketleri etkisiyle suya doygun gevşek kohezyonsuz zeminler sıvılaşabilmektedir. Zemin sıvılaşması, deprem titreşimleri ile zemin boşluklarındaki su basınçlarının artmasına bağlı efektif zemin gerilmesinin sıfır olması ve kayma mukavemetinin kaybolması neticesinde meydana gelir. Zeminler sıvılaştığı zaman üzerlerinde bulunan yapıların temellerinde büyük oturmalara ve yapıların devrilmesine ve hasarına neden olur. Ayrıca sıvılaşan arazilerde kum kaynamaları, yanal yayılmalar deformasyonlar ve şev hareketleri (kaymalar) meydana gelmektedir. Bu nedenle, zemin sıvılaşma riskinin yapı ve yerleşim yerleri için belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu çalışma kapsamında Bilecik, Gölpazarı, Osmaneli, Söğüt, Bozüyük ve Pazaryeri yerleşim yerlerinin öncelikle 150 km yarıçaplı alandaki bütün önemli sismik kaynaklar ve bunların geometrik ve jeolojik yapıları tespit edilerek her birinin magnitüt büyüklükleri ve bu yerleşim yerlerinde oluşturabilecekleri maksimum pik anakaya ivmeleri deterministik yöntemle hesaplanmıştır. Daha sonra TBDY 2018'e uygun olarak Standart Penetrasyon ve Kayma Dalgası hızı arazi deneylerine bağlı sıvılaşma risk analiz metotları Excel ortamında programlanmış ve bu altı bölgeye ait sıvılaşma risk analizleri belirli sayıda geoteknik raporlara dayalı yapılmıştır.
Isparta şehir merkezi için bölgesel sismik tehlikenin olasılıksal tahmini ve alüvyon zemininin eşdeğer doğrusal/ doğrusal olmayan bir boyutlu sonlu elemanlar modeli ile sismik tepki analizi
Bu çalışma kapsamında Isparta ili için deterministik ve olasılıksal sismik tehlike analizleri yapılmıştır. Bu analiz kapsamında Isparta ili merkezi referans noktası kabul edilerek çizilen 200 kilometre yarıçaplı dairesel alan içerisinde bulunan 208 adet sismik kaynak tespit edilmiştir. Bu sismik kaynakların fay uzunluklarına bağlı olarak oluşturabilecekleri magnitüd değerleri tespit edilmiştir. Bu magnitüd değerlerinin hesaplanması sonrası farklı çalışmalar sonucunda elde edilen çok sayıda azalım ilişkileri bağıntılarından yararlanılarak Isparta ili anakaya pik ivme değerleri elde edilmiştir. Elde edilen bu ivme verileri ışığında Isparta ili için olasılıksal sismik tehlike analizi yapılarak belirli ivme değerlerini 50 ve 475 yıl periyodları içerisinde aşılma olasılıkları hesaplanmıştır. Çalışmanın devamında bir doğrultulu doğrusal, eş değer doğrusal ve doğrusal olmayan zemin tepki analizi yapabilen DEEPSOIL adlı analiz programı tanıtılmış ve programın kullanımı için gereken tüm bilgiler tanıtım kapsamında ele alınarak açıklanmıştır. Son olarak Isparta ili sismolojik yapısı incelenmiş olup zemine ait özellikler ve parametreler tespit edilerek DEEPSOIL programı aracılığıyla Isparta ili için zemin büyütme, zemin pik ivme değerleri elde edilmiştir.
Tarihi yığma kamu yapılarının dinamik davranışının belirlenmesi; Isparta tescilli taş bina örneği
Türkiye coğrafi konumu nedeniyle geçmişte birçok devletin yaşadığı topraklara ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle bölgede birden çok milletin yapı tarzını yansıtan yapı inşa edilmiştir. Günümüzde bu yapıların bir kısmı halen ilk halini korumaktadır fakat bir kısmı da deprem gibi doğal afetler sonucunda hasar almış veya yıkılmıştır. Bu yapıların gelecek nesillere aktarılabilmesi için yapısal davranışlarının analiz edilerek gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında, Isparta İlinde bulunan Tescilli Taş Binanın dinamik davranışı incelenmiştir. Bu amaçla yapı, rölöve projesine uygun olarak SAP2000 V23 sonlu elemanlar programı aracılılığıyla modellenmiştir. Modelleme esnasında yapının gerçek malzeme parametreleri dikkate alınmıştır. Bu yapı malzemesinin fiziksel ve mekanik özellikleri deneysel metotlarla belirlenmiştir. Çalışmada yapının bulunduğu bölge ve Türk Bina Deprem Yönetmeliğindeki DD-2 düzeyi dikkate alınarak ölçeklenmiş deprem kayıtları kullanılmıştır. Tarihi yapının deprem davranışının belirlenebilmesi için elde edilen deprem kayıtları ile yapının zaman tanım alanında doğrusal analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda yapının periyodu, taban kesme kuvvetleri, yer değiştirme ve gerilme değerleri belirlenmiştir. Her bir deprem için elde edilen değerler karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir.
Isparta ili bazı agrega ocaklarından alınan agregaların metilen mavisi değerinin beton mukavetine etkisi
Bu çalışmada; Isparta'daki altı farklı agrega ocağından alınan agregaların metilen mavisi değerinin basınç dayanımına etkisi araştırılmıştır. Deneylerde firma isimleri A-B-C-D-E-F şeklinde kodlanmıştır. Deneylerde değişken malzeme ince agrega (0-4 mm) dır. Kimyasal katkı, çimento, su/çimento ve diğer malzemeler sabit tutulmuştur. Tek bir değişken ile hedeflenen sonuçlara daha net bir şekilde ulaşılmak istenmektedir.
Nano antimon trioksit katkısının bitüm ve asfalt karışımlarının kısa ve uzun vadeli yaşlanma üzerindeki etkilerinin araştırılması
Taşımacılık sektörü günümüz dünyasında önemli bir yer tutmaktadır. Teknolojik ve ekonomik gelişmeye bağlı olarak artan yaşam standardı ulaşım sektörünü de etkilemektedir. Ülkemizde özellikle karayollarında araç sayısının artmasında bu durum önemli rol oynamıştır. Araç sayısındaki artış, karayollarında yol üst yapılarına uygulanan kaplamaların önemini artırmıştır. Ülkemizde ekspres yollarda yüzey kaplaması için genellikle sıcak asfalt karışımı tercih edilmektedir. Ancak bu kaplamaların uygulanması belirli alanlarda bazı sorunlara neden olabilmektedir. Bu çalışmada 60/70 penetrasyon dereceli ve PG 64-22 sınıfında şahit bitüm kullanılmıştır. Şahit bitüm, yüksek devirli bir karıştırıcıya yerleştirilmiştir. Karıştırıcı içerisinde 2000 dev/dk hızda, 160°C sıcaklıkta 2 saat boyunca karıştırılmış olup, şahit bitüme %3, %5 ve %7 oranlarında antimon trioksit nano parçacık ilave edilerek modifikasyon gerçekleştirilmiştir. Modifikasyon esnasında bitüm üzerinde oluşan yaşlanma durumunun da önemli olduğundan şahit bitüm numunesi aynı koşullar altında 2 saat boyunca karıştırılmıştır. Modifikasyon sonucunda elde edilen bitüm kullanılarak SuperpaveTM karışım tasarımına göre bitümün ve bitümlü sıcak karışımın performansı değerlendirilmiştir. Daha sonra değişiklik yapılmış bitümün üzerinde basınçlı yaşlandırma kabı, dönel ince film halinde ısıtma deneyi, kiriş eğilme reometresi, dinamik kesme reometresi, ve dönel viskozimetre deneyleri ile performans dereceleri gözlemlenmiştir. Aynı zamanda bu deneylerden yola çıkılarak bitümün tekerlek izi dayanımı ve yorulma çatlaklarına karşı dayanımı kıyaslanmıştır. Sonuç olarak tüm nano modifiyeli, bitümlerin tekerlek izi, dayanımı ve yorulma çatlaklarına, karşı direnci %3 oranında en yüksek performansa sahip olduğu anlaşılmıştır.
4D-BIM yazılım özelliklerinin tespiti ve önem derecelerinin belirlenmesi
Yapı Bilgi Modellemesi, inşaat endüstrisinde hızla yayılmakta olan ve proje yönetimi alanında önemli faydalar ve avantajlar sağlayan inovasyonların başında yer almaktadır. Sektörde BIM'in benimsenmesine yönelik çalışmaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Fakat, zaman verileri ile 3 boyutlu yapı modelinin bir kombinasyonu olan 4D BIM konusunda hem uygulamaların hem de akademik çalışmaların sayısı yetersiz kalmıştır. Bu tez çalışması 4D BIM'i konu almakta ve niteliklerini açıkça ortaya koymaktadır. 4B Planlama, uygulamacıların zamanın 3B nesnelerle ilişkisini görselleştirmesini sağlayan BIM alanındaki gelişmelerden biridir. Sektördeki mevcut verimli çalışmalara rağmen, BIM uygulayıcılarının 4D-BIM özelliklerine ilişkin farkındalığı yeterli düzeye ulaşamamıştır. Bu nedenle, bu çalışma 4D-BIM özelliklerini tanımlamayı ve inşaat sektöründeki önemlerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle, 4D-BIM özellikleri derinlemesine bir literatür taraması ve 10 uzmanla yapılan bir odak grubu tartışması (FGD) ile tespit edilmiştir. Bu çalışmaların sonucunda 16 tane 4D-BIM özellikleri tespit edilmiştir. Daha sonra listelenen bu özellikler, 4D-BIM alanında deneyime sahip 35 uzman tarafından değerlendirilerek, elde edilen veriler, 4D-BIM özelliklerinin anlamlılık seviyelerini tespit etmek için göreceli önem indeksi (RII) yöntemi ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, RII yöntemine göre her bir özelliğin önem seviyesinin 0,5'ten fazla olduğu bulunmuştur, bu da 4D-BIM'deki her birinin projenin planlanmasında kritik önemi olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın gelecekteki 4D-BIM ile ilgili çalışmaların yolunu açacağına ve inşaat endüstrisinin mevcut ihtiyaçları açısından uygulayıcıların, yazılım geliştiricilerinin ve araştırmacıların farkındalığını artıracağına inanılmaktadır.
Yükseköğretim düzeyinde yeşil bina sertifikasyon farkındalığı üzerine bir araştırma
Bu çalışmada etkisini her geçen yıl daha fazla hissettiğimiz küresel iklim krizinin durdurulması ve bu krizle mücadele aşamasında inşaat sektörünün rolü açıklanmıştır. Her geçen gün yeni standartlar eklenen ve yeni teknolojiler üretilen inşaat sektörünün yenilikçi uygulamalarından haberdar olmak ve ülkemizde bu uygulamaların hangi aşamada olduğunu açıklamak amaçlanmıştır. Bu bağlamda küresel iklim kriziyle mücadele etmek amacıyla hazırlanan ve birtakım yükümlülükleri de beraberinde getiren yeşil bina sertifikasyon sistemleri incelenmiştir. Çevre duyarlılığına sahip yapıların geçmişten günümüze hangi aşamalardan geçtiği, ülke liderlerinin hangi konferanslarda çevre duyarlılığı ile ilgili hangi kararların alındığı açıklanmıştır. Dünya'da önde gelen ülkelerde kullanılan yeşil bina sertifikasyon sistemleri analiz edilmiş ve kullanıcılardan hangi yükümlülüklerin beklenildiği açıklanmıştır. Dünya'da kullanılan bu sistemler sayesinde standart konutlar ile yeşil bina sertifika sistemine sahip konutlar arasında ne gibi farklılıkların olduğu, bu sistemlere sahip konutların enerji verimliliği ve karbon emisyonları gibi değerler tez çalışmasında yer almaktadır. Dünya'da uygulanan bu yenilikçi yaklaşımların yanı sıra ülkemizde bu alanda yapılan çalışmalar geçmişten günümüze incelenmiş ve günümüzde ülkemize özgü bir yeşil bina sertifika sisteminin varlığı araştırılmıştır. Ülkemize özgü yeşil bina sertifika sisteminin detayları ve kazanımları incelenmiştir. Tez çalışmasında Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümü öğrencilerinden oluşan topluluğa Dünya'da ve Türkiye'de uygulanmakta olan yeşil bina sertifika sistemleri ve yeşil yapılarla ilgili fikirleri sorulmuş olup, bu konunun inşaat mühendisliği bölümü öğrencileri arasında ne derece ilgi çekici olduğu ve öğrencilerin konuya olan yaklaşımları, geleneksel bina yapım teknikleri yerine, çağdaş uygulamaların inşaat mühendisliği bölümü öğrencileri arasında bilinirliği değerlendirilmiştir.
Lif boyutu ve dozajının beton performans özelliklerine etkisinin incelenmesi
Gelişen teknolojiyle betonarme yapı elemanlarında kullanılan yoğun donatı ve betondan daha yüksek basınç dayanımının beklenmesi nedeniyle betonda kullanılan agregaların en büyük tane çapı (Dençok) küçülmektedir. Agrega çaplarının küçülmesi ile ise betonda aşırı rötre ve su ihtiyacı gibi sorunlar meydana gelmektedir. Mikro boyutlu lifler de uzun yıllardır inşaat sektöründe betonda kılcal boşlukları ve gevrek kırılmayı önlemek; çekme dayanımını, dayanıklılığı (kalıcılığı), aşınma dayanımını, betonun tokluğunu, eğilme dayanımını arttırmak için kullanılmaktadırlar. Agrega çaplarının küçülmesinin doğuracağı problemler için lif kullanımının beton performans özelliklerini olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, Dençok 4 ve 16 mm boyutlu iki ayrı seride üretilen 350, 400 ve 450 kg çimento dozajına sahip betonlarda sabit akışkanlaştırıcı yüzdesi ve sabit S/Ç oranındaki beton üretilmiştir. Üretilen bu numuneler üzerinde 3, 6 ve 12 mm uzunluğundaki ve 1000 dm3 betonda 2.2, 4.4 ve 6.6 dm3 dozajlarındaki polipropilen lif (PP) ve cam lifin (CL) taze ve sertleşmiş beton performansına etkisi araştırılmıştır. Yapılan deneyler neticesinde kullanılan liflerin dayanımı ve işlenebilirliği olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. CL ilavelisi, genel olarak PP ilavesinden daha fazla etkilemiştir. Sonuçlardaki düşüş miktarı CL ilavesinde daha yüksek çıkmıştır.
Geleneksel yalvaç konutlarının malzeme ve yapım tekniği açısından incelenmesi
Geleneksel konutlar, kültürel mirasımızın önemli birer parçasıdır. Ancak, çağımızın değişen yaşam dinamikleri, halkın koruma bilincine sahip olmaması, konutların terk edilmesi, konut onarımlarında yanlış malzeme ve yanlış tekniğin kullanılması gibi etkenler, geleneksel konut mirasımızın giderek azalmasına neden olmaktadır. Yok olan her konut ile sadece somut kültürel varlığımızın bir parçasını kaybetmiyor, aynı zamanda konutların yapıldıkları sistemlere ait bilgi birikimini, yani soyut kültürel varlığımızın da birer parçasını kaybediyoruz. Bu nedenle, bu çalışmada geleneksel konut mimarisinin önemli örneklerinden olan geleneksel Yalvaç konutlarının, yapımında kullanılan malzeme ve yapım teknikleri incelenmiştir. Çalışmanın ana hedefi, unutulmadan önce Yalvaç konutlarında kullanılan yapı malzemeleri ve yapım tekniklerini belgeleyerek gelecek nesillere aktarılmasını sağlamaktır. Ayrıca bu çalışmanın; yapılacak olan restorasyon uygulamalarında da kullanılabileceği, doğru restorasyon kararlarının alınmasına yön vereceği düşünülmektedir. Çalışma; yöre halkı ile yapılan görüşmeler, literatür taraması ve seçilen konutlarda yerinde yapılan incelemeler ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda yapı malzemesi ve yapı elemanlarına dair elde edilen veriler, çizim ve fotoğraflarla desteklenerek belgelenmiş, yapılacak olan restorasyon uygulamalarına yönelik önerilerde bulunulmuştur.